Sabunu çok seviyorum -@ipekagtolye nasıl çıktı?

Lush benim hayatıma güzel kokan sabunları, Zeynep ise saf sabunu soktu. Partick Rothfuss’un üçlemeyi bitirmesini beklerken okutuğu Sessiz Şeylerin Müziği (The Slow Regard of Silent Things) beni baştan çıkaran vuruşu yaptı sanırım.

Sabun imal etmeye başladım. Erit Dök denilen Gliserin bazından yapılan kolay süs sabunları ile başladım. ED sabunlar gerçekten basit. Eritiyorsun ve kalıba döküyorsun. 15 dakikada donuyor. Sen sağ ben selamet.

Sonra bunun renklendirilmesini, kokulandırılmasını, neden bazen yağlı yağlı durduğunu, üzerinin nemlendiğini ve bundan nasıl kaçınabileceğimi öğrendim. Renk renk şekil şekil yap dur. Eğlencenin doruğu!

Aile efradına, konu komşuya, nazımın geçtiği arkadaşlara dağıttım.. Bu arada sürekli malzeme satın aldım. ED bazlar bir yana, bir sürü kalıplar, modeller, renkler, kokular. Ambalaj materyalleri.

Saklama kaplarım, çırpıcılarım, kaşıklarım yavaaş yavaş bulaştı bu işe. Hepsini sabuna ayırdım. Meyhaneye gerek olan mescide haram diyerek mutfaktan kaçırdım :) En son mikrodalgaya el koydum. Google’da silikon kalıp olarak ne aramalar yaptım.. Taa Amerika’dan kalıp getirttiğim oldu. Hayatımın ilk Aliexpress alışverişini de bu vesile ile yaptım.

Yavaş yavaş boş odaya kendime atölye kurdum. Geç saatlere kadar sabun döküp, sabun söktüm. Ortasında kalp olan modelin fikri gece üçte geldi. Uykumdan kalkıp yaptım..

Ve işe yarar birşeyler yapmaya yeni başladım diyebilirim.

Sonra zeytinyağlı saf sabun imal etmeye başladım. Kimyasallardan uzak bir hayat yaşamaya çalışıyorum, NoPoo ile başladık, ev temizliği ürünlerimi üretmekle devam ettik ve buralara kadar geldik. Market sabunlarında sabun dışında herşey olduğunu gördükçe

100’er gram. Basit. En basit teknikle. Kostik kullanarak. Tartım için hassas tartı var zaten bir de eve aldım. Formüle uyarsan onun tutmaması imkansız zaten. Çok güzel saf sabunlar yapıyorum. Evde kendim kullanıyorum, arkadaşlara veriyorum. Çok güzel çok zevkli. Market sabununa dur demenin zevkini yaşıyorum. Gerçek sabun kullanıyorum!

Sabunlaşma aşaması 6 hafta sürdüğünden, ortalama her hafta bir lot kastil sabunu yani saf sabun yapıyorum. Rafine zeytinyağı, bazen palm/badem/hindistancevizi yağı kullanarak varyasyonlara gidiyorum. Çok keyif alıyorum. Dünyanın en güzel sabununu yapıyorum. Evde kullanıyorum, hediye ediyorum, zaman zaman paketleyip yolluyorum bile.

İnternetten bir şeyler öğrenebilmek çok güzel. Bir el sanatı/ev sanatı öğrenmek dünyanın her yerinden en uzman en yetenekli insanlara ulaşmak mümkün. Saatlerce video izledim. Kurs eve geliyor ve bu harika bir şey.

İnsanın kendi kendini yetiştirebilmesi çok güzel olduğu gibi, egosunu aşıp “kimselere göstermeyeyim bi tek ben bileyim” demeden, bilgisini paylaşması da harika bir şey. adamlar saatlerce video çekip, düzenleyip internete yüklüyorlar. Populer olmak için değil. Bilgiyi paylaşmak için.

Kimse bilmesin, püf noktasını vermeyeyim ki bir tek ben yapayım demiyor. Öğrenci de bilgisizce kendisini tehlikeye atmıyor. Yarım iş yok. Adam gibi yapmak istiyorsan eğitimini alabiliyorsun. Bunu çok kıskanıyorum çünkü üç kuruşluk poğaçasının tarifini vermeyen, (yapamasınlar diye, ne yaptıysak onunki kadar güzel olmuyor dedirtmek için) eksik malzeme ile tarif veren manyak kadınlar biliyorum.

Beri yandan, sormaya ar eden daha da aptal insanlar var. Bizim geleneksel “kervan yolda düzelir” atasözüne uyarak “YaAllah” deyip dalan, “ben ettim oldu” diyenler var. Açıp iki satır okumayan, biraz sorup sorgulamayan kendini geliştiremeyenlere iyice tilt oluyorum. Ne kadar yazık!

İnstagramda satış yapan insanlar sorular yöneltiyor ve cevap verdiğimde şaşırıyorlar. Normalde birbirlerini rakip görüyor, hemen engeli basıyorlarmış. Bunu anlamak mümkün değil.

Kısa sürede uzman oldum diyemem ama ben de bildiklerimi paylaşmaya başlıyorum. Belki birine bir hayrım dokunur. ;)

Pek yakında İpekagtolye Sabun Atolyesi yazıları ve videoları ile karşınızdayım.

İnstagramda bugünden sonra yeni sayfama beklerim.

 

5 Yorum

Filed under aile, araştırdım, çevre, çocuk, ev işi, instagram, internet, sabun, saglik, severim paylasirim

Disleksi Hakkında

Uluslararası Disleksi Birliği’nin yayınladığı materyal Şu linkte…

 

https://eida.org/dyslexia-basics/

 

 

En kısa zamanda tercüme yapacağım.

 

What is dyslexia?

Dyslexia is a language-based learning disability. Dyslexia refers to a cluster of symptoms, which result in people having difficulties with specific language skills, particularly reading. Students with dyslexia usually experience difficulties with other language skills such as spelling, writing, and pronouncing words. Dyslexia affects individuals throughout their lives; however, its impact can change at different stages in a person’s life. It is referred to as a learning disability because dyslexia can make it very difficult for a student to succeed academically in the typical instructional environment, and in its more severe forms, will qualify a student for special education, special accommodations, or extra support services.

What causes dyslexia?

The exact causes of dyslexia are still not completely clear, but anatomical and brain imagery studies show differences in the way the brain of a person with dyslexia develops and functions. Moreover, most people with dyslexia have been found to have problems with identifying the separate speech sounds within a word and/or learning how letters represent those sounds, a key factor in their reading difficulties. Dyslexia is not due to either lack of intelligence or desire to learn; with appropriate teaching methods, students with dyslexia can learn successfully.

How widespread is dyslexia?

About 13–14% of the school population nationwide has a handicapping condition that qualifies them for special education. Current studies indicate that one half of all the students who qualify for special education are classified as having a learning disability (LD) (6–7%). About 85% of those students have a primary learning disability in reading and language processing. Nevertheless, many more people— perhaps as many as 15–20% of the population as a whole—have some of the symptoms of dyslexia, including slow or inaccurate reading, poor spelling, poor writing, or mixing up similar words. Not all of these will qualify for special education, but they are likely to struggle with many aspects of academic learning and are likely to benefit from systematic, explicit, instruction in reading, writing, and language. Dyslexia occurs in people of all backgrounds and intellectual levels. People with dyslexia can be very bright. They are often capable or even gifted in areas such as art, computer science, design, drama, electronics, math, mechanics, music, physics, sales, and sports. In addition, dyslexia runs in families; parents with dyslexia are very likely to have children with dyslexia. For some people, their dyslexia is identified early in their lives, but for others, their dyslexia goes unidentified until they get older.

What are the effects of dyslexia?

The impact that dyslexia has is different for each person and depends on the severity of the condition and the effectiveness of instruction or remediation. The core difficulty is with word recognition and reading fluency, spelling, and writing. Some individuals with dyslexia manage to learn early reading and spelling tasks, especially with excellent instruction, but later experience their most debilitating problems when more complex language skills are required, such as grammar, understanding textbook material, and writing essays. People with dyslexia can also have problems with spoken language, even after they have been exposed to good language models in their homes and good language instruction in school. They may find it difficult to express themselves clearly, or to fully comprehend what others mean when they speak. Such language problems are often difficult to recognize, but they can lead to major problems in school, in the workplace, and in relating to other people. The effects of dyslexia reach well beyond the classroom. Dyslexia can also affect a person’s self-image. Students with dyslexia often end up feeling “dumb” and less capable than they actually are. After experiencing a great deal of stress due to academic problems, a student may become discouraged about continuing in school.

How is dyslexia diagnosed?

Before referring a student for a comprehensive evaluation, a school or district may choose to track a student’s progress with a brief screening test and identify whether the student is progressing at a “benchmark” level that predicts success in reading. If a student is below that benchmark (which is equivalent to about the 40thpercentile nationally), the school may immediately deliver intensive and individualized supplemental reading instruction before determining whether the student needs a comprehensive evaluation that would lead to a designation of special education eligibility. Some students simply need more structured and systematic instruction to get back on track; they do not have learning disabilities. For those students and even for those with dyslexia, putting the emphasis on preventive or early intervention makes sense. There is no benefit to the child if special instruction is delayed for months while waiting for an involved testing process to occur. These practices of teaching first, and then determining who needs diagnostic testing based on response to instruction, are encouraged by federal policies known as Response to Intervention (RTI). Parents should know, however, that at any point they have the right to request a comprehensive evaluation under the IDEA law, whether or not the student is receiving instruction under an RTI model. A comprehensive evaluation typically includes intellectual and academic achievement testing, as well as an assessment of the critical underlying language skills that are closely linked to dyslexia. These include receptive (listening) and expressive language skills, phonological skills including phonemic awareness, and also a student’s ability to rapidly name letters and names. A student’s ability to read lists of words in isolation, as well as words in context, should also be assessed. If a profile emerges that is characteristic of readers with dyslexia, an individualized intervention plan should be developed, which should include appropriate accommodations, such as extended time. The testing can be conducted by trained school or outside specialists. (See the Testing and Evaluation Fact Sheet for more information.)

What are the signs of dyslexia?

The problems displayed by individuals with dyslexia involve difficulties in acquiring and using written language. It is a myth that individuals with dyslexia “read backwards,” although spelling can look quite jumbled at times because students have trouble remembering letter symbols for sounds and forming memories for words. Other problems experienced by people with dyslexia include the following:

  • Learning to speak
  • Learning letters and their sounds
  • Organizing written and spoken language
  • Memorizing number facts
  • Reading quickly enough to comprehend
  • Persisting with and comprehending longer reading assignments
  • Spelling
  • Learning a foreign language
  • Correctly doing math operations

Not all students who have difficulties with these skills have dyslexia. Formal testing of reading, language, and writing skills is the only way to confirm a diagnosis of suspected dyslexia.

How is dyslexia treated?

Dyslexia is a lifelong condition. With proper help, many people with dyslexia can learn to read and write well. Early identification and treatment is the key to helping individuals with dyslexia achieve in school and in life. Most people with dyslexia need help from a teacher, tutor, or therapist specially trained in using a multisensory, structured language approach. It is important for these individuals to be taught by a systematic and explicit method that involves several senses (hearing, seeing, touching) at the same time. Many individuals with dyslexia need one-on-one help so that they can move forward at their own pace. In addition, students with dyslexia often need a great deal of structured practice and immediate, corrective feedback to develop automatic word recognition skills. For students with dyslexia, it is helpful if their outside academic therapists work closely with classroom teachers. Schools can implement academic accommodations and modifications to help students with dyslexia succeed. For example, a student with dyslexia can be given extra time to complete tasks, help with taking notes, and work assignments that are modified appropriately. Teachers can give taped tests or allow students with dyslexia to use alternative means of assessment. Students can benefit from listening to books on tape and using text reading and word processing computer programs. Students may also need help with emotional issues that sometimes arise as a consequence of difficulties in school. Mental health specialists can help students cope with their struggles.

What are the rights of a person with dyslexia?

The Individuals with Disabilities Education Act 2004 (IDEA), Section 504 of the Rehabilitation Act of 1973, and the Americans with Disabilities Act (ADA) define the rights of students with dyslexia and other specific learning disabilities. These individuals are legally entitled to special services to help them overcome and accommodate their learning problems. Such services include education programs designed to meet the needs of these students. The Acts also protect people with dyslexia against unfair and illegal discrimination.

 

Yorum bırakın

Filed under çocuk, disleksi

Kısır döngüye hoş geldiniz, hayırlı işler bol güneşler..

Eskiden esnaf ahlakı vardı. Esnaflık çekirdekten yetişerek olurdu. Çekirdek de çıraktı ve 7-8 yaşında işe ustanın elini öpüp işe başlarlardı. Çalışırken de A’dan Z’ye hem işi, hem müşteri yönetimini öğrenirler. Dükkanın önünü süpürmenin bile bir adabı vardır bunu da kitaptan öğrenemezsin arkadaş.

Çırak iki üç senede kalfa olur, 15’inde usta olur artık işe güce hakimdir. Rahat rahat ev geçindirecek kadar iyidir. Gerekirse 10 yıl çıraklığını yapar o işin ama sonunda o işin ustası olur, artık kendi çırakları olur. Sebat eder, ustadan ayrılıp başka usta bulmaz, başka ustaya göz kırpanın kulağı çekilir. Taa çıraklığında gelen giden müşterinin adını adresini, çoluğunu çocuğunu, eşiktekini beşiktekini öğrenmiştir, ileride kendisine müşteri olacak herkesi bilir. Herkes de onu tanır.. Kim çürük meyve satar, kim emekliye indirim yapar herkes adı gibi bellemiştir.

Usta dener çırağı. Yere çaktırmadan 20 lira atar mesela. Bakalım çırak ne yapacaktır? Cebe mi atacak, kasaya mı koyacak, yoksa?

Usta çok zor şartlarda dener çırağı. Ama çırak da onu baba bilir. Babalık görür. Sadece emeğinin karşılığını para olarak almaz, ailenin ferdi olur. Usta ona da kardeşlerine de bakar, askere yollar, hastaysa doktor getirir eve. Bazen çırak ustanın kızını alır, dükkan bile onun olur.

Usta pehlivan 40 oyun bilirmiş, 39’unu çırağına öğretirmiş. Kalan bir taneyi kendine saklarmış. Gün olur çırak karşısına çıkarsa güreşte, o son oyunla yenermiş. Ustaların sorunu bu zaten. Çırağa bir eksik öğretirler. Onun çırağı 38 oyun öğrenir. İki üç çırak sonra bilgi yarıya iner. :( O yüzden yabancılar işi yazılı çizili, kanunlu kitaplı öğretir. Hiç bir şey gözden kaçmaz.

Bizde herşey “göz kararı,el ayarı”. Formüle edemiyoruz, yazıya döküp standartlaştıramıyoruz ki. Olur da usta ölürse o sanat/imalat da yitiyor.  Neyse o da başka bir yazı konusu olarak beklesin.

*-*-*-*-*-*-*-*-*-

Kız vermeden önce mahallenin esnafına soruşturulur damat adayı… Niye? Tanırlar. Aileyi, soyunu sopunu kimin ne mal olduğunu mis gibi bilirler. Esnaf kraldır.

Bugün durum ne? Eleman 15-17 yaşında geliyor. Ergenliğin en azgın döneminde çırak olmaya gelen ustaya boyun eğmiyor. Söz dinlemiyor, şurdan söylediğin burdan gidiyor. Dili durmuyor, hesap vermiyor, müşteriyi saymıyor, akıllı telefonu avcunda habire, canı sıkıldı mı basıp gidiyor.

Bugün bijuteride iş buluyor, yarın yirmi lira fazla veren olursa kasapta işe başlıyor, iki hafta sonra adamı erkek giyim mağazasında görüyor şaşırıyorsun. Ertesi sene aynı sektörde kalırsa madalya istiyor. Kendisi müşteri olduğunda tezgahın karşısındakine delicesine kapris yapıyor. İşini yarım da yapsa aynı parayı aldığından özenmiyor, üste bir şey koymuyor, hiç bir şekilde kendisini geliştirmiyor. Baksa öğrenecek, bakmıyor bile.

E bu adam hasbelkader işyeri açıyor, esnaf oluyor, müşteri beğenmiyor, çırak bulamıyor bulduğuna zorbalık ediyor, alıcıya surat asıyor, sevkiyatta problem çıkarıyor, gayet haklı olduğun konuda bile “işine gelirse” deyip defetmeye getiriyor. İşinde bet bereket kalmayınca da deliriyor.

Müşteri paramla rezil mi olacağım sürüsüne bereket deyip hemen yan taraftaki dükkandan alışveriş yapıyor, esnafa sadakat kalmıyor, yandaki esnaf müşteri bağlamak için olmadık diller döküyor ama yine de kazanamıyor çünkü daha da densiz bir adam hemen bitişiğe aynı sektörden 3. dükkanı açıp daha da janjanlı çalışmaya başlıyor, herkese kesat geliyor.

Müşteri de arsız bir yerden sonra, çünkü muhatap bozuk. Dükkancı işi bilmiyor, malı tanımıyor, çırak kaşı gözü ayrı oynuyor, hesap makinesi alsan “organik yenge” diye yemin edecek tıyniyette bir çakal. Kitapçıya gidiyorsun ebleh personel “bıyrın yardımcı olayım” diyor. “Yüzüklerin Efendisi’ni arıyorum” diyorsun, adam yüzüme booomboş bakıyor, sonra tavana ve duvara bakıp kendisine -düşünüyorum hatırlayacam, şimdi bulucam şak getirip masaya koyacam-süsü vermeye çalışıyor ancak kesinlikle anlamadığını gözümle görüyorum. Beraber bilgisayara gidiyoruz “kimin yüzüğü demiştin abla” olarak bir akrabalık geliştiriyor sinsi. “Lan kitabı bilmiyorsun filmini de mi duymadın ökküz” denmiyor ökküze, efendice yazdırıyor ablası kitabın adını, daha sonra raftaki yeri kestirmeye çalışmasını izliyor sinirden gülüyorsunuz.

Dertliyim blog.

 

 

7 Yorum

Filed under insan olmak, saçmasapanlıklar

BANA BİR OKUL ANLAT BABA

konu kilit beyler.. dağılın.

serkanözdemir adlı kullanıcının avatarıbaba olmak zor iş kardeşim ;)

Uzun zaman önce okul seçimiyle ilgili bir yazı yazmıştım. Ne yazdığımı hatırlamıyorum tam, galiba yuva arama/seçme süreci ile ilgiliydi. Bu haftasonu hayatımda yeni bir sayfa açıldı. Eşim beni ilk-okul tanıtım günüme götürdü.

Sabah çok büyük bir heyecanla uyandım. Yüzümü yıkadım ve pijamaları çıkarıp, oğlumu ittirerek annesinin önüne dikildim. Eşim yeni cicilerimi giydirip dişlerimi fırçaladı. Arabaya binip oğlanı babaannesine teslim ettikten sonra okula doğru yola koyulduk. Yolda eşim ev hizasını geçtikten sonra zaman tutmaya başladı. “Bakalım evden kaç dakika sürüyormuş”… Ses çıkarmadım, çünkü bu konunun proje yöneticisi kendisi. O ne derse o olur.

Okulun önüne gelende, güvenlik görevlileri bizi park ettirdiler. Kapıya doğru yürüdük, kimlik verdik ziyaretçi kartı aldık. Açık hava amfiden inip plastik tabanlı basket sahasını geçtikten sonra okları takip ettik:

“Çok Amaçlı Salon”.

Aslında içimdeki kıl ukalayı arabada bırakmıştım, ama aslında bırakmamışım. “Her salon çok amaçlı değil midir?”… “Hı? Çok amaçlı salon ne? Kaç amacı var? Amaçları neler??? KİM…

View original post 2.047 kelime daha

1 Yorum

Filed under Diğer

Neden besmele çekeriz?

 

Bir çocuk düşün. Daha çok ufak. Bir ihtıyacı olunca “Anne!” diye seslenir. Annesi onu korur, kollar, doyurur, ihtiyaçlarını karşılar. Onu en iyi bilen ve sesini en çabuk duyan annesidir.

Yardım istediği zaman “Anne!” der, annesi yardıma gelir, elinden tutar, ağır şeyi kaldırır, uf olan yeri öper, gıdıklar güldürür.

Kızdığı zaman, üzgünken, mutluyken, her an her zaman günde 24 saat “anne!” dersin ve anne her işi bırakır sana bakar, kaç yaşında olursan ol. Çünkü sen onun yavrususun.

Bazen, kendin yapmayı öğrenebilmen için, yardım etmez. “Kalk git kendin al” der, “nereye koyduysan ordadır” der.

Küfür de etsen, naz da yapsan, sözünü de dinlemesen.. anne de desen ana da desen, anniş de desen.. Anne annedir, annelik yapar.

 

İşte Allahla aramızdaki ilişki bunun daha güzeli. Ne olursa olsun, hangi işe kalkarsan kalk ilk evvel “Bismillah” dedin mi, (b’-ism-i Allah= Allah’ın adıyla) hop, yardım yanında.

Euzü besmele de olur, “ya Allah” da olur, esma-i hüsna’nın her biri de olur.

Bazen, yardım eder sen farketmezsin; bazen yardım etmez, sana bir ders vermek içindir, senin iyiliğin içindir, kızarsın anlamazsın.

O hiç vazgeçmez. Hiç küsmez.

besmele

Emin Barın üstadın çifte besmelelerinden biri.

4 Yorum

Filed under severim paylasirim

Tüketici Hakem Heyetini nereye şikayet ediyorduk?

Banka kredisinin dosya masrafını geri alabilmek için hakem heyetine başvurdumdu…

Bakınız burada..

 

Bugün aradan geçen bir yıla yakın zamanda ne olduğunu merak ettim aradım kaymakamlığı.

Heyet yetkilisi henüz 2014’leri yazdıklarını (nesini yazıyorlar? kararları mı? niye uzun sürer ki yazmak???? Dostoyevski olsa yazardı bu güne kadar.. ) 2015’leri daha yazmadıklarını; yazdıkları zaman bir nüsha bana bir nüsha bankaya yollayacaklarını, acele etmememi tembihledi.

Tüketici hakem heyetinin yazarını bir başka ilçenin hakem heyetine şikayet edesim var.

Bakalım Patrick Rothfuss mu önce yazacak kitabının 3. cildini bizim heyet mi önce yazacak benim kararımı…

….

5 Yorum

Filed under alışveriş işleri, saçmasapanlıklar, şikayetlerim

Kedilenmenin devamı: Pisipisi psikoljisi

Tek kedi zor kedi, iki kedi hoş kedi. Birinci kedimiz Müdür eve gireli ve bizi kedilendireli neredeyse bir yıl oldu.

Bir yılda hayatımızda, en azından benimkinde güzel gelişmeler oldu. Daha rahat, daha kolay bir insan oldum. Kediseverimdir, evde kedim olacağını hiç düşünmemişimdir. Sokakta severim beslerim filan da.. Ne bileyim. Evde olur mu derdim, ev kedi kokar derdim. dedim yani. biliyorlar dediklerim.

Kokmuyor aslında. İyi bir kedi kumu hayatınızı kolaylaştırıyor. Güzelce bakarsanız ve doğru mamayla beslerseniz, kedi güzel bir şey. Masrafı az. Günde 100 gram kuru mama yiyor. Nedir yani?

Ayrıca buradan yetkililere sesleniyorum. Kediler de SGK’mızdan yararlansın! İlerde bakan olursam bunu yaparım.

^.-.^      ^.-.^      ^.-.^       ^.-.^

Sorun var mı? Evet, kedi tüylü bir şey, her yere tüy bırakan bir şey. Müdür bir tekir ve ikinç kedimiz Mısır ise bir sarman. Ancak ne hikmetse bıraktıkları tüyler beyaz :))

Bunun çözümü de var,

a) rulo yapışkanlar. marketlerde ya da ikea’da var. bir tür ağda yapıyor üstünüze, kıllar tüyler gidiyor.

20151005_183931


b) bildiğin koli bandı. rulodan daha da yapışkan.. aynı mantık.

c) kadifemsi eldivenimsi..

20151005_183725

Temsili çünkü esas fotoyu bulamadım bu materyalin parmaksız, fırın eldiveni şeklini düşünün.

Bir de ekleme yapayım iki kedi birbirine benzemiyor. Müdür gayet uyumlu bir kediyken Mısır bir ara huysuzun teki oldu. Kumun içinde yatmaya başladı. Günde iki kere kedi yıkamaya başladık ki bezdirici bir şey. Kedi de pek işbirliği yapmıyor. Kedi yıkamanın en kolay yolu bir yastık kılıfına tepmek. Kafası dışarıda kalacak şekilde bildiğin kundaklayıp ılık suyla nemlendiriyorsun, köpürtüyorsun, kafasını da az ovalayıp bir daha ılık suyla köpüğünü akıtıyorsun. Hemen havluya sarıp kuruluyorsun.

E anam babam günde iki kere mis kokuyor kedi, sabah yine b.k içinde yatıyor. Delireceğim. Ara veterineri…”diş çıkarıyormuş. kuytu loş sıcak yer aranırmış.” zaten anneden erken ayrıldı abisinin memesini emiyor ara ara, bi de bu travması çıktı. Hadi yuva yaptık beyefendiye.

20151005_183802

Şaka gibi.. Nerdeyse anında girdi yattı. Bir daha da kuma yatmadı. Vay be… Bilimin gözünü seveyim.

^.-.^      ^.-.^      ^.-.^       ^.-.^

Başka nesinden bahsedeyim? Kum.

Kedinin bir numaralı malzemesi. Çeşitli alternatifleri okuduktan sonra Temizmama’nın iri taneli bentonit kumundan almaya karar verdik.

20151005_182012İsabet olmuş. Kediler memnun biz memnun. Her tuvalete girince nasıl sifonu çekersek, aynı şekil, kedi kumunu da kürekten geçiriyoruz, çıktıları çöpe iletiyoruz. koku olmuyor.

Beri yandan kum kutusu bir bela. İlk kutu klasik 15 santim filan yükseklikte bir kutuydu. Tamam yavru kedi, tırmanamaz filan diye iyi fikir de arkadaş eşiniyor. Fırt fırt dört bir yana kum fıskırıyor kumların kimi kullanılmış kimi temiz olabiliyor ama bunu ayırabilmenin bir yolu olmadığı gibi banyo çakıllı bir kumsala dönüşüyor. Hop az yüksek bir naylon çamaşır sepeti aldım.

Delikleri var. !

Hay 1000 kedi.

Dışına eski bir tişört sardım. Hani muhabbet kuşunun tülü olur ya! :D

Pek bir halta yaramadı :(

Çöp poşeti…

kaydı.

Ciyaklayacakken Koroplastın kedi kum poşetini buldum.. O ne güzel icat kız? poşeti ser, kumu ser.. unut. Haftasonu da kumu poşetiyle itele çöpe. Ehehe.

20151005_182006

Kedi poşeti artık yoka girdi. Niye bilmiyorum. iyiydi be koro… nettiniz olm ya..

ondan sonra yine bir milyoncu gezim sırasında daha da derin bir plastik sepet buldum. Kova gibi ama oval gibi. Fotograf ekleyebilirsem tam burada olacak ilerde.

İşte o gün bu gündür onu kullanıyoruz banyoda. Kediler bu kovanın duvarını aşırtamıyor.

Banyo için özel bir süpürge faraş takımı ayırdım, viledası da ayrı. Noolur noolmaz..

^.-.^      ^.-.^      ^.-.^       ^.-.^

Kedi temizliğinde bir diğer malzeme, tarak ve makas. Evet tırnaklarını kesecek ve sık sık da tarayacaksınız hayvanı. Ben bildiğiniz çıtçıt makaslardan bir adet edindim ve gayet güzel kesiyorum. Tırnağın ucunu, dikey keseceksiniz. Kökünden zaten kesilmez de, ortaya doğru siyah dikine bir çizgi var, o çizgiden aşağıda kalacak kesim. Orası damarmış. Vet öyle dedi.
image

image

image
Manikur keyfisi…

Tarak için gayetle sofistike çoook pahalı şeyler aldıktan ve kediyi delirttikten sonra mucizevi çözümün yine milyoncu ürünü kafa kaşağısı olduğunu buldum. (gözlerimi deviriyorum bunu yazarken.. olcak şey değil)

20151005_201807

Kediyi enine boyuna iki kere taradıktan sonra, elimi nemlendirip bir de üzerinden elle geçiyorum kılı tüyü çıkıyor. Sonra da yine o kadifemsi eldivenimsiyle ortamı temizliyorum. Pırıl!

image

image

image

image

^.-.^      ^.-.^      ^.-.^       ^.-.^

Bir ek: Kediler akıllı. Büyük olan en az 10 kelimeyi anlıyor. Küçük ise oyun istediği zaman buruşturup yuvarladığım kağıtları yakalayıp getiriyor. Bir köpek gibi… Çok ilginç.. Birbirlerini kolladıkları da oluyor dövdükleri de. Mutfak ve yemek masası kesin olarak yasak. Her denemede limon fıslattım. Hiç sevmezler. Öğrendiler.

Ev yemeğinden yemeleri yasak. Vermediğimiz için dilenmeyi öğrenmediler. Disipline geliyorlar.

Asla kucağa atlamak ve tırmanmak yasak.

Bir kedi kesinlikle ceza anlamaz. Anında bir tepki almazsa sonradan öğretemezsiniz. Burnunu yaptığına sürtüp kulağını çekemezsiniz. Yaptığı kırdığı ne olursa olsun canından değerli değil.

Kedi istemiyorsanız bir not: Amonyak kokusundan uzak dururlar. Kedi gelmesin istediğiniz bir yer varsa amonyak dökün. Ancak kediler haşere ve kemirgenlerin doğal düşmanıdır unutmayın. Kediler giderse onlar gelir.

Bir başka ek: Kedileri kısırlaştırın. Kedi güzel bir şey, bir tane alın. Hem Sünnettir. Ama asla Petshoplardan değil!  #satinalmasahiplen diyorum.

 

Soracağınız bir şey olursa mailim ipekag/gmail.

Bay

14 Yorum

Filed under Kedi, severim paylasirim

Windows 10 ister misiniz? Ben istemiyorum

Şimdi kısa özet geçelim. Windows’u 3.1’den beri bilirim. Öyle böyle değil. Windows 2000 denilen ME’nin Türkçe tercüme ekibindeydim. Şimdi burnuma dayadığı windows 102a da yükseltmek istemiyorum. Lisanssız misanssız, ücretsiz de olsa istemiyorum. e istemiyorum da anlıyor mu? asla

güzel bir pazarlamacı olarak her bilgisayar açışımda sağ alttaki yırtıktan mavi kutu fırtlıyor : “Windows 10 ile tanışın. ücretsiz yükseltmenizi zamanlayın”

e istemiyorum

çok da tın. Üsteliiik, şu anlık tavsiye şeklinde olan bu yükleme çok yakında şakadanak otomatik olarak yüklenecek. Bunu engellemenin yolu

Bilgisayar>ayarlar>denetim masası>sistem ve güvenlik>windows update>ayarları değiştir kısmında

“güncelleştirmeleri denetle ancak indirme ve kurmayı bana bırak” seçmek gerekiyor.

aklınızda olsun..

ha o fırtlaktan da kuırtulmak mümkün bu arada ;)))

 

1 Yorum

Filed under araştırdım, bilgisayar, internet

Çipli Ehliyet Almak Sürücü Belgesinini Yenilemek

Hazirlop yazilari seviyorum.

ÇocuklaGezerizBiz adlı kullanıcının avatarıÇocukla Gezeriz Biz

01/01/2016 tarihi itibari ile 5 yıl içinde ehliyetlerinizi değiştirip yeni tip sürücü belgesi almanız gerekmektedir.

12514028_453467898196232_6486196805734810990_o

Yurtdışında zaten normal ehliyetiniz ile araba kiralayıp sürebiliyorsunuz. Biz şu ana kadara Avrupa’da yaklaşık 13.000 km yol yaptık . Bunun 2500 Km’sini kendi arabamız ile Yunanistan Makedonya’da kalan 10.500 km sini değişik zamanlarda gittiğimiz yerlerde hava alanından kiraladığımız arabalar ile son  3 senede sürdük. Bu 3 senede 10.500 km’yi sırası ile İtalya, İsviçre, Almanya, İspanya, Fransa’nın bir kısmı , Avusturya, Slovenya, Belçika, Hollanda, Prag ve Slovakya ‘da yaptık. Şimdiye kadar yollarda ehliyet ile ilgili hiçbir sıkıntı yaşamadık, hiçbir trafik cezası almadık.

Kendi aracımız ile Yunanistan’dan geçerken bu yıla kadar uluslararası ehliyet ücreti ödüyorduk ki bu ciddi bir maliyet oluşturuyordu. Özellikle zahmetli bir evrak hazırlama ile schengen vizesi alınca bizim gibi gezmeyi sevenler bu vize sürecinde mümkün olan en fazla yeri görmek istiyorlar vize için iyi para bayılıyoruz çünki .. Yeni çipli ehliyetler ile artık…

View original post 221 kelime daha

Yorum bırakın

Filed under araba, gezen güzel olur, konuk yazar

Başlar şimdi anneliğe – OyuncuAnneye sevgiler

Oyuncu Anne olarak bildiğimiz Şermin Çarkacı (ÇAKRA değil Çarka, düzgün oku) birbirinden güzel fikirleri, olumluluğu, inci gibi dişleri ile sosyal medyada yepyeni ve bu sefer iyi bir fenomen.

Çocuk da yapmış kariyer de, evli mutlu çocukluluğu böyle bir eltisizlik, görümcesizlik kıvamına taşımış sanki. depdeğişik bir insan. Bayağı bildiğin insan vasfı o kadar bariz ki kendine bir çekidüzen veriyorsun okurken, içine ferahlık mutluluk doğuyor.

Üretken de bir insan. Çok güzel iki kitap yazdı annelik üzerine. Çocuklarıyla beraber anlattıkları masallardan birini de çocuk kitabı  olarak yayınladı. Yayınevi olarak Elma yayınevini seçmiş olması bile artı. Okura saygısı, fikirlerine ilgisi olan, Şerif İzgören’le “yok artık” denilen ama olması gereken bir şeyler başarmış bir yayınevi. Araştırın işim var.

Şu kadarını söyleyeyim, çocuk kitabı olan “Çok Hayal Kuran Çocuk” hakkında daha doğrusu kullanılan fontlar hakkında bir eleştiri yönelttim. [Malum oğlum dislektik ve “elinde alet olarak bir tek çekiç olan adam herşeyi çivi görür” derler, ben de o açıdan bakıyorum çocuk kitaplarına] ve editörden gelen yanıt şu…

RE: Çok hayal kuran çocuk kitabınız

 1/22/16
Merhaba İpek Hanım,

 

Öncelikle düşüncelerinizi bize ulaştırdığınız için teşekkürlerimizi sunuyoruz.

 

Söz konusu kitabımız okul öncesi yaş grubu özelliklerini taşımakta olup bu yaş grubu için tasarlanmıştır. Hitap edilen yaş grubunun gereği olarak ebeveyn okumasına ihtiyaç duyulan bir çalışma olduğu için çizimler ön planda tutulmuş, çizimlerin önüne geçmeyecek sadelikte bir font seçilmiştir. Bununla birlikte, ilköğretim çağına yönelik çalışmalarımızda tırnaksız fontlara sıklıkla yer veriyoruz. Örneğin, dün öğrendik ki “Portakallı Kurabiye Sokağı” isimli kitabımız, daha önce hiçbir kitabı sonlandıramayan disleksik bir miniğimiz tarafından okunmuş ve çok sevilmiş. Bu şahane bir olay. Gereken hassasiyeti göstermeye devam edeceğimizi, bu konuyu aklımızın köşesinde daha geniş bir koltuğa oturtacağımızı tüm samimiyetimizle belirtmek isteriz. Paylaşımınız için tekrar teşekkür ediyoruz.

 

Kolaylıklar.

 Gel de sevme..

Şimdi o kitapla beraber ilk okuduğum “Başlarım şimdi anneliğe” kitabımı da açık arttırmaya bağışladığım için, kitaba dair iki üç notum var onu da şurada paylaşmak istedim..

1- Kitapta fotoğraflara yer verilmeli. Örneğin “uyku için alet edevat” bölümünde gerçekten de bazı fotoğraflara ihtiyaç var. Hiç bilmeyen anne adayı olsaydım okuduklarımın resmini görmek isterdim.

2- kişisel önerim: çocukları sallamayın. sallamadan uyumaya alıştırın. uyku rutinini erkenden, ilk aylardan kurun ve sürdürün.

3- yine uyku bölümüne itirazım: sessiz ortama da alıştırmayın. kapı da çalar telefon da çalar. normal ev sesi içinde çocuklar gayet güzel uyuyabilirler. Kendi hayatınızı kısıtlayıp gerginleştirmeyin, parmak ucunda yürümeyin kendi evinizde. kızım davul zurna çalınırken mışıl mışıl uyudu arkadaşım.

4- hastane seçimi: eve en yakın hastane en iyi hastanedir. keza eve en yakın okul da en iyi okuldur.

5- ilaç içirme bölümünü komple atınız. o iş öyle olmaz. tadı gerçekten fena olan bir adet antibiyotik dışında bütün şurupları telaşe yapmadan, gaaayet cool bir şekilde muhallebi yedirir gibi içirmelisiniz. siz panikler “ay içti ay tükürdü, ay yuttu vay yutmadı” diye zıngırdarsanız çocuk da “lan telaşa mahal var demek” diye azar. En iyi tiyatrocu kimse o geçsin şişenin başına, tek hamlede ve soğukkanlılıkla normal normal içirsin şurubu ve öyle devam edin. Profesyonel görüşüm:

a) şuruplarınızı buzdolabında tutun. Serinken tadı pek hissedilmez.

b) Aç karnına verin şurubu, kusarsa zaten hasta hasta yedirdiklerinizi de çıkarmasın yazık günah.

c) tadı kötü olandan iyiye doğru verin son verdiğiniz en tatlı olanı olsun. genellikle ağrı kesici ya da vitamin olabilir. bir parça pekmez bile olur son kaşık. böylece neye uğradğını şaşırsın.

6- doğal gıda kısmına hiç girmeyelim. eline ne verirsen onunla devam ediyor. Öyle “ilerde nasıl olsa kontrol edemeyeiz” yok. evde kola içmeyiz içirmeyiz. 12 yaşında kızımız ve kendi başına kaldığında da arkadaşları ne kadar içerse içsin kola tercih etmez. Ayran içer, su içer, pek pek ice tea içer.

7- Kitabın altın cümlesi sayfa 102’de yatıyor. aslansın oyuncu anne.

8- Deterjanları gizlemek yetmez. Aklı erer ermez, ambalaj etiketlerini belletmelisiniz. Kimyasal ürünlerin üzerinde uyarı işaretleri gayet barizdir ve okumak gerekmez. Dev bir X işareti, Alev sembolü vb uyarılara her seferinde dikkatini çekin. Deodorant ve şampuanlarda bile işaretler vardır ama biz körleştik göre göre. gösterin ve belletin. tabii ki el altından kaldırın kolay ulaşılabilir kaza unsuru yaratmayın kendi elinizle de.. yine de sizin evde olmaz başkasında görür. cahillik başa bela. öğretin korusun kendini.

onun dışında yeni annelere ve anne adaylarına eski bir yazıyla selam ederim. Bebek Çeyizi

İkinci kitabı da okurum yakında :)) iyi ki varsın oyuncu anne! Allah seni ve eşini çocuklarının başından eksik etmesin. Eline koluna derman versin yazmaya devam et.

Yorum bırakın

Filed under aile, çocuk, kültür, kitaplar, severim paylasirim