Category Archives: aile

Sev ama Eziyet Etme

İlişkilerde şiddet türleri, eziyetler.. bilerek ya da bilmeden yapılan işkence..

Sadece kadın erkek değil, ebeveyn çocuk dahil her tür sosyal ilişkide cismi var ismi yok eziyetlere tanımlar… Ghosting, gaslighting, stashing….

Bütün bunlar birer kırmızı bayraktır. Birinden biri varsa o ilişkiden ilk fırsatta kurtulun. “Ama sevdiğinden yapıyor, ama herkes öyle…” diye bir bahane olamaz.

Mehmet Coşkundeniz’in çok açıklayıcı yazısı için lütfen tıklayın: iliskide psikolojik siddetin turleri

İlişkide psikolojik şiddetin türleri
GHOSTING (HAYALET DAVRANIŞI)
ZOMBIEING (HORTLAMA)
STASHING (SAKLAMA)
BENCHING (KENARDA TUTMA)
BREADCRUMBING (YEMLEME)
CUSHIONING (TAMPONLAMA)
LOVE BOMBING (AŞK BOMBARDIMANI)
HAUNTING (MUSALLAT OLMA)
MANSPLAINING (ERKEK SÖYLEMİ/AÇÜKLAMA)
GASLIGHTING (AKIL KARIŞTIRMA)
JEALOUSING (KISKANÇLIK)
LYING (YALANCILIK)

–.–.–.–.–.–.–.–.–.–.–

Ayrıca yeri gelmişken 3 sevgi türü’nü de tekrar edelim: Eğer türü sevgi, çünkü türü sevgi ve rağmen türü sevgi…

Alıntı ekşisözlükten:

“bir deyişle de sevgi üç türlüdür:

birincinin adı “eğer” türü sevgi. eğer iyi olursan baban, annen seni sever. eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim. eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim. bir şarta bağlı sevgi. karşılık bekleyen sevgi. sevenini, istediği bir şeyin sağlanması karşılığı olarak vaat edilen bir sevgi türüdür

ikinci türe geçiyoruz. “çünkü” türü sevgi. bu tür sevgide kişi bir şey olduğu, bir şeye sahip olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir. başka birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır. örnek mi? seni seviyorum. çünkü çok güzelsin (yakışıklısın). seni seviyorum. çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki. seni seviyorum.

ve işte sevgilerin en gerçeği. üçüncü tür sevgi “rağmen” diye adlandırılan türdür. bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında bir şey beklenmediği için? “eğer” türü sevgiden farklı bu. sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanıp böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için “çünkü” türü sevgi de değil. bu üçüncü tür sevgide, insan bir şey olduğu için değil, bir şey olmasına rağmen sevilir. güzelliğe bakar mısınız? rağmen sevgi. esmeralda, quasimodo’yu dünyanın en çirkin, en korkunç kamburu olmasına rağmen sever. asil, yakışıklı, zengin delikanlı da esmeralda’ya çingene olmasına rağmen tapar. kişi dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil insanı olabilir. bunlara rağmen sevilebilir. tabii bu sevgiyle karşılanması şartı ile. burada insanın, iyi, çekici ya da zengin konum edinerek sevgiyi kazanması gerekmiyor. kusurlarına, cahilliğine, kötü huylarına ya da kötü geçmişine rağmen olduğu gibi, o haliyle sevilebiliyor. bütünüyle çok değersiz biri gibi görünebiliyor ama en değerli gibi sevilebiliyor, yüreklerin en çok susadığı sevgi budur diyor. farkında olsanız da, olmasanız da, bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, başarı ya da ünden daha önemlidir.06.10.2005 12:17 kakay

Yorum bırakın

Filed under aile, çocuk, insan olmak

Dava deve oluyor(1)

Memlekette rahmetli amcamdan kalma bir dükkanın 1/6 hissesine sahibim.

Herhangi bir şeyin 6’da biri devede kulak sayılabilir. Örneğin dükkanda bir kiracı berberlik yapıyor ve aylık 900 kira ödüyor. (İnşallah.. çünkü ortada kontrat yok, para elden alınıyor.muş) bana ayda 150 lira düşüyor. Eh. Şükür.

Ama o da aylarca gelmiyor. (Upuzun bir hikaye). Amcam sizlere ömür terk-i dünya edeli 10 yılı geçti. Benim de içime daral geldi.

Diğer ortaklara payımı teklif ettim almadılar. Olabilir, mecbur değiller. Satalım diyorum,”kriz var ucuza gider.” Diğer ortaklarin hâli vakti yerinde maşallah ihtiyaç yok demek ki, ne diyeyim.

Ucuza da olsa gitsin, ben beklediğim paramı alayım bitsin bu iş dedim.

Bitmedi. 2017 mayista izale-i şuyu davası açtım. Ortaklığın giderilmesi anlamına geliyor.

Avukat buldum, para ödedim.

Defalarca tebligatlar yazıldı taraflara, masraf ödedim. Ve ptt sayesinde tebligatlar iletildi iletilmedi, bir iki duruşma tebligat beklenerek geçti. Whatsapp çıktı ne fayda..

Iki kere keşif yapıldı. Harcırah, bilirkişi ücreti ödedim.

İcra yoluyla satış kararı nihayet verildi. 3. yıl bitiyor. Ve şimdi 5.000 TL ilan bedeli istiyor mahkeme.

Gazete mi kaldı ne ilanı!?

Tüm masrafları satış sonrasında geri alabileceğim de.. yeter da! Hakkımı almak için manasızca para harcıyorum. Dolar oldu şu kadar..

Satış bedelinden hisseme düşenin bir kısmını borç harç mahkemede yedim. 3 yıl süren çok basit bir dava. Ve icradan satılacağı için yarı fiyatına satılacak. Yazık.

Hadi bizim durum müsait, dava açabilecek paramız var.

Ya olmasa?

Adalet mülkün temeli, amenna. Mülk nasıl olsa da vefatı müteakip anında yeni malikine geçebilse? Bu kadar alengir şart mı?

Sinirliyim blog. Vermeyeceğim 5000. Beklesin.

2 Yorum

Filed under aile, arkası yarın, soruyorum, şikayetlerim

Seninle Başlamadı. Çünkü, Fadile’yle başladı…

Yesyeni bir mevzu dönmekte. Aile dizimi.. recall..theta..healing..doing..making.. affeding..unutung.. faking…şarlataning.

Şurada bir kapı açayım.. O kadar şifalı bir şey madem, uygulayıcısı keramet sahibi bir kişi.. bin tele almadan hayrına yapıversin. Bu şifacılar bin kişi olsalar (ki fazlası vardır eksiği yoktur) ve günde üç kişiyi düzeltseler… 3×1000= 3.000/gün=90 bin/ay=yılda bir milyon vatandaşı pırıl pırıl ederler. Daha ne isteriz?

Ama işe para girdi mi… aynı hesabı o taraf yapmakta. “günde 3 kişi düşse.. her birinden bin gayme alıversem, kdv fiş fatura yok nakit olaraktan..” temiz üçbin.. haftada eder 15-20 bin. ayda 60-70 bin ferah feza. Allah bin bereket versin”

Bunun videoları internette, reklamları instada ve kitapları tüm seçkin kitapevlerinde ve amazon’da mevcut. İşin güzel tarafı şu.. İnsan psikolojisi işte, inanmak istiyor. En sivri akıllı çakal geçinen bile “nedeni bu” dedin mi “haaa..ben de tahmin ediyordum bi şey var belliydi” deyip feraha eriyor. Sorgulamadan iman etmek çook güzel bir şey.

Bir miktar okudum ben de bu konularda, hemen beleşe yorum yapayım. Tamamen kişisel görüşüm, kişisel mizahım.

Atıyorum sinüzitten muzdaripsin. Gidip soruyorsun bu keşişe, o da sana anlattırıyor deden kimdi, nenen kimdi, kime ne zaman ne oldu, ailende cemaziyülevvelini döküyorsun… İçinden birini seçip “aha bulduk gördün mü, dedenin halasının görümcesinin eltisinin kaynı belsoğukluğuna yakalanmış.. şimdi senin bu sinüzitin ondan var. az bile..” diyor.

Sen de burnunu çeke çeke “oh vallahi öğrendim rahatladım” diyorsun.

Hey yavrum hey yer miyiz biz? Bunun piri Fadile’ydi be. Hepinize nal toplatır sağsa Allah selamet versin, öldüyse rahmet eylesin.. Evlere temizliğe giderdi. Ama temizlik hikaye. Asıl numarası falcılıktı.

Saat onbir oldu mu, kahveler içilir fallar yatırılırdı. Fadile de bezi kovayı bırakır, koltuğa geçerdi. Bir ayağını altına alır, öbürünü dizinden diker, kolunu da bu dizine dayar kahvesini içerdi. Kahveler biter, fallar yatırılır, o fal soğuyana kadar Fadile son gittiği evin dedikodusunu satar. En sonunda fincanını açar şööyle bir bakar..

“Senin misafirin gelmiş..”

“aa geldi evet. yengemler bizdeydi gece”

“evet. ne konuştunuz?”

“küçük oğlu işten çıkarılmış onu anlattı”

fincana göz atılır. sessizlik.. ağzına bakarsın..

“sizin ailede birine kötü bir haber gelmiş.. kim?”

“ee..kim acaba? eltimin kapısından paspası çalınmış..o mu?”

fincandan HD olarak biraz izler.. evet odur.

“evet o. bir de mektup mu desem telefon mu desem uzak bir yerden haber almışsın”

“vallahi doğru amcam aradı Ankara’dan”

Kadın biiir bir öttürüyor karşısındakini; misafiri gelmeyen, şehir dışında akrabası olmayan mı var.. sallıyor kafadan ya da geçen seferden hatırladıklarını söylüyor…sonra susup dinliyor, işine geleni sana geri satıyor.

Falına bakılan da Fadile herşeyi bildi yine diye aval aval kalır, kahve bitince Fadile’nin eline bahşiş sıkıştırılır, yine gelmesi rica edilir, yolculanır. Temizliği de kendin yaparsın. Sonra da herkes birbirine Fadile’nin ne kadar temiz kalbi olduğunu, herşeyi bildiğini, üç harflileri olduğunu, her yerden haber aldığını anlatır.. Kadının piyasası iyice yükselir, boş günü kalmaz…

Sen doğmadan önce ya da daha ananın karnındayken olup biten ıncık cıncık bir takım dertler dna’yla sana aktarılıyormuş, ondanmış senin başına bütün gelenler. Büyükbaban 1954’te babaanneni tokatladığı için bel fıtığından çekiyormuşsun meğerse. Şimdi büyükbabayı affediyoruz. babaanneye sarılıyoruz onu çok sevdiğimizi söylüyoruz. içimizdeki yük kalkınca ferahlıyoruz evrene mesaj veriyoruz. Çok süperiz, herşeyle barışığız Mevlana görse çatlar kıskançlıktan o derece bir ermişiz.

Yürüyoruz ense traşımızı görsünler.

2 Yorum

Filed under aile, saçmasapanlıklar, saglik, sosyal medya

Nereden neden?

Arabam serviste, ikâme araç verildi. Araba kiralamadan gelen teslimatçı arkadaş “debriyaja basmadan çalışmaz” dedi.
Otomatik olarak sordum: “neden?”
Bana ne? Mühendis miyim, nasıl işlerse işlesin..işlesin de.. ben sorarım. Meraklıyım. Cevap alana, öğrenene kadar da giderim. Eğer birinci kişi bilmiyorsa, daha bilenini bulur ondan öğrenirim. İyi öğretmen benden fazlasını, girdisiyle çıktısıyla bilendir. Bana verecek cevabı yoksa.. benden de cahildir o zaman.
6 yaşındayım.. ramazan yine yaza denk gelmiş… üst kattakilerin 6 çocuğundan 4’ü kız, onlara hoca tutmuşlar kuran öğreneceklermiş. Şükran teyze haber göndermiş, bir kalem bir defter verin derse İpek de gelsin demiş. 3,5 yaşından beri okuyabiliyorum seneye de ilkokula başlayıp güzel yazmayı da öğreneceğim.. ders almam için gayet yeterliyim. Tamam, aldık defteri kalemi, bir de tülbent taktı annem üst kata çıktık. ders 1. elif be. tamam. çizdim güzelce evde de çalıştım okunuşlarına.. süper. Arapça öğreneceğim neler neler okuyacağım!
ders iki.. adam bir konuya girdi, laf lafı açtı.. “mesela evin tuvaleti kıbleye dönük yapılmaz” dedi. ben de “niye?” dedim.

Merak.. çocuk kafası. sorar. sor ki öğrenesin.. ve fakat adam cevap vermedi bile. ders de bitmişti, eve gittim. arkamdan haber göndermiş “İpek bir daha gelmesin”. aman canıma minnet. öğretemeyen öğretmene ben de gitmem zaten. hala da öğrenemedim arapçayı.

Montessori’yi babamızdan gördük arkadaş. Her şeyi anlatmayacaksın. İpucu vereceksin çocuk sora sora ilerleyecek, kendi çözümünü getirecek. Ki, öğrenecek. yaparak. bularak. sorarak.

Gökyüzü neden mavi, ölen kelebekler nereye gider, hıdırellez nedir, neden dileklerimizi yazıp gül dalına astık, hızır kim, cinqo de mayo ile tüm bunların ilişkisi ne? ve hatta tombalada niye çinko denilir?

Bu yüzden Youtube eğitimler bir yere kadar. Hazır lop anlatımla olmaz, interaktif olacak. kendimi Aİ olarak biryerlere kopyalasam keşke..

2 Yorum

Filed under aile, çocuk, kültür

Resmen İpek

Yıllardır dert olan (merak edene bu, bu ve bu ve daha bir suru) ikinci ismimi terk ettim. Kasım başıda avukatım davamı açtı, Ocak sonuna gün verdiler.

Duruşmaya kardeşim şahit olarak girdi. “Davacı benim ablam olur. Kendisini bu nedenle tanırım. Biz davacıya İpek ismi ile hitap ederiz. Ailemiz ve sosyal çevresi Xxxx ismi ile tanımaz. Kendisine İpek diye hitap eder. Uzun süredir kendisinin Xxxx ismini kullandığını görmedim. Duymadım. Benim söyleyeceklerim bundan ibarettir.” şeklinde beyanda bulundu (tutanaktan bire bir alıntı).

Ben umuyorum ki, kapıda hemen yeni kimliği düzenleyip verecekler. Yokmuş öyle şey.

Önce iki haftalık bekleme süresi varmış, sonra gazete ilanı, sonracıma kararın tebliği (15 günün sonunda kaleme gidip almaya çalıştım yazımı, “bizzat buradayım, bana tebliğ edin” dedim “yok avukatına göndereceğiz, tebliğin kağıdı imzalı olarak geri gelip dosyana konacak” dediler. :O)

En son karar yazıldı, resmen avukatıma tebliği gerçekleşti. Martı ortaladık bu arada. Ertesi güne randevu aldım nüfus müdürlüğüne dikildim sabah dokuzda.

Karar onlara ulaşmamış. !?!?

Adliyede nüfus müdürlüğünün kayıt masası varmış, oradan kayıt olacakmış evrakım. Ondan sonra kayıtta gözükürmüşüm. Ya Allah dedim..

Hepsinin önünde bilgisayar var ha. Evrakı alıp iki saatte yürüyerek gelirim adliyeden nüfusa. Ki içerde özel bölümleri varmış madem on dakikada masaya koyabilirim evrakımı. Da. gitmedim. işim var gücüm var kardeş.

Neyse üç beş gün sonra hastanede bi işim var, kayıt için “kimlik” dediler..söyledim TC’mi.. Veznedeki adam “İpek Xxxx’ti ama İpek olarak güncelliyorum” dedi. Anam ben bi sevin. Hemen e-devlete girdim evet! Düzelmiş. 5 dolu dolu ay sonra adım kısalmış…

Hop hemen nvi.gov.tr randevu alındı, ödemeler yapıldı, ailenin tümünün nüfus kaydı yenilendi. Orada işlemim sırasında sistemlerin kilitlenmesi ile geçen zamanı hiç anlatmayayım…

Sonundaaaa fotoğraflı toz mavi kimliklerimiz eve teslim edildi ve işlem tamam. Hayırlı uğurlu olsun, iyi günlerde eskitelim yenilerini alalım bol bol.

Sırada? İpek vs Bürokrasi raund2: ehliyet değişecek… veee pasaport başvurusu! Hadi bana kolay gelsin.

2 Yorum

Filed under aile, çocuk, severim paylasirim

Eğitimde gelinen nokta

Ne bilmediğini bilmemek çok büyük dert, üstelik sinsi bir dert. Kanser gibi, farkında değilsin ve için için yiyor seni. Şu an millet fark etmeksizin yayılmış toplum kanserinin adı cehalet. Semptomlar çok bariz:

1- Ben bilirim

2- Sen bir hiçsin

Bu ikisini diyen biri ile karşılaştınız mı, kulaklarınızı kapatarak uzaklaşın.

Bu ödüllü filmde, bireylerin şişirilmiş egoları ve sahte ifade özgürlükleri ile tıkanarak topluma nasıl kanser olduklarını görüyoruz.

Her konuda aşırı, tehlikelidir. Yobazlık ve “fikrime saygı duyacaksın” pıtırcıklığı toplumun genel iyiliğine karşı ölümcül birer hastalıktır. Bulaşımı engellenmelidir.

Yorum bırakın

Filed under aile, çocuk, internet, OKUL, sosyal medya

Poşşet

Malum-u âlîniz tek kullanımlık plastikler çevreye zararlı. Pet şişeler/ pipetler/ diş fırçaları/ kulak temizleme çubukları ve poşetler.. Biyo bozunur bile olsa ı-ıh!

Market poşetleri ücretli olacak (yazı yayına girdiğinde olmuştu bile) . Bu da bir pazarlama hilesi aslında. Bugüne kadar da ücretliydi, market hem de üzerine baskı yaptırdığı poşeti bize bedavadan vermiyordu. Giderlerden bir kalem olarak aldığımız malın fiyatına ekleniyordu.

Rahmetli babam anlatırdı, kayserili/iskoç/nasreddin hoca bir gün göle düşmüş, boğuldu boğulacak, çırpınıyor.. Hemen yetişmişler çevreden, iskelede bir sürü adam “ver elini!” diye uzanmaya çalışıyor ama bizim kayserili/iskoç/hoca hiç duymuyor, gluk gluk.. aradan biri çıkmış “çekilin” demiş. ” siz onu bilmezsiniz.. hemşerim: AL elimi!”

Adamın eline can havliyle bir yapışmış bizimki.. o kadar olur.. İşi bileceksin, ne diyeceğini bileceksin..

Eğer niyetin çevre koruma ise poşeti paralı yapmak bir “çelınç” oluyor. “parasıynan değil mi goçum? ver her mala birer poşet alem zengin görsün” fikri gelişiyor bazı insanlarda..

ya da “bak çaktırmadan 4 poşet aldım tek poşet parasına” diye uyanıklaşma eğilimi beliriyor. “bize de mi paraynan?”

Asıl amaç bu anası dinozor, tek kullanımlık petrol türevinin bir türlü yok olmaması nedeniyle (bakınız petrol de milyon yıldır yok olamıyor..) yirmi otuz yıla soyumuzun tükenmemesi ise, poşetini kendi getirene indirim yapacaksın. Bak bakalım bizden çevrecisi var mı o zaman?

4 Yorum

Filed under aile, alışveriş işleri, çevre, saçmasapanlıklar

Moralinden öpüyorum(*)

Babam rahmetli, doktordu. Odacı(**)sına tansiyon ölçmeyi öğretmiş, hasta sıra beklerken odacı da tansiyonunu ölçüyor o arada.

Ama sağlamcı adam olduğundan, bir kere de kendisi ölçüyor muayenede.

Hasta “hocam ona yedi” diyor (10-7) babam ölçüyor 15-10…

!?!

Başka hasta “doktor bey maşallah büyüğü sekiz” diyor, babam bakıyor 15-9…

Öğle arası odacıyı kenara alıyor..

“Ali bu ne iş? Ölçtüğün tansiyonlar hep yanlış, unuttun mu ölçmeyi naaptın?”

“Hocam unutmadım da, “tansiyonun onyedi” deyince hastanın morali bozuluyor, ben kasten düşük söylüyorum ki sevinsin”

Bunu niye yazdım?

1- bilim ölçümlere ve ölçümlerin yorumlamasına dayanır. sallamasyon olmaz.

2- yetki verdiğin adamları sık sık kontrol edeceksin. hatta arada aleti de kalibre edeceksin.

3-  hastanın morali değil, sağlığı bizim işimiz, “oh tansiyon düşük” der eve gider turşu yer gümler gider..

Bir derecelik bir sapma yaparsan, (trigonometri bilenler?) 100 santim ilerde hedefinden 1,75 cm uzaklaşmış olursun… o yüzden her derecenin önemi var, “aman ne olacak yuvarlak hesap yapalım” diyemezsin..

kopru.jpg

 

(*) kalbinin ekmeğini yemek, kalbinden öpüyorum, emeğine sağlık gibi vıcık yeni deyimleri sevmiyorum.

(**) odacı= halen var mı bilmiyorum, devlet memurlarının oda kapısında bekleyen, girişi çıkışı denetleyen, masa başında oturan kişinin çay may gibi ihtiyaçlarını karşılayan, getir götürünü yapan personel. bir tür vale/danışma/hostes arası bir şey. İyi bir odacı altın değerindedir.

Yorum bırakın

Filed under aile, kültür, kinsan

Başkasının şükür vesilesi olmak istemiyorum

Şu koca dünyada bin bir çeşit sorun var. Kaderler kara ve insanlar malesef “default” olarak zalim. Üç beş tane iyi insanız ama yetmiyor.

Bir derdin varsa açmayacaksın kimselere.

Ya “o da bir şey mi” deyip kendi derdini anlatıyor.

Ya, “vah vah” deyip içinden “oh olsun” çekiyor.

En kötüsü de, eve gidip “Allahım ne dertler var çok şükür halimize” diyenler.

Antep’te bir deyim vardır.. Eldeki yara duvar deliği..

Daha bilineni: el elin eşeğini türkü çığırarak arar. Çünkü dost diye nicesine sarılsan da senin sadık yarin kara topraktır.

Nasıl mıyım? Nasılım öyle mi?

Çook şükür gayet iyiyim canım. Sen nasılsın?

3 Yorum

Filed under aile, çevre, insan olmak

Tarihte ilk whatsapp grubu

1980’lerde annemler tarafından kuruldu.

Aynı meslekten, çoğu sınıf arkadaşı beylerin aşağı yukarı aynı yıllarda evlendikleri ve bir kaç sokaklık mesafede oturan hanımlar bir şekilde tanışıp birbirlerini gayet “kafa” bularak küçük bir arkadaş grubu kurarlar.

Sonra duyan gelir, referansla filan arkadaş grubuna dahil olmalar başlar, “bizim hanımı da çağırsalar ya” diye beyler ricacı olurlar filan grup en şâşalı zamanında 25 kişiyi aşmıştı.

Daha ilk başlarda “gümüş günü” adı altında haftalık toplantılar organize etmeye başladılar. Her hafta Perşembe günü içlerinden birinin evinde toplanılır, yenilir içilir, para toplanır ve çekiliş yapılır. X yazılı kağıdı çeken ertesi haftaki toplantıda ev sahibi olur.  Tanıdık bildik bir kuyumcunun vitrininden seçilen bir ürünün,  {ilk evvel bir minik gondolla başlar set, yahut 12 çay tabağı ile 12 çay kaşığı} parası güne katılan kadınlarca bölüşülür, herkesin evinde bir hatırası olur böylece.

Sonraları “Altın günü”ne döndürülse de bu işin aslı böyle başladı.

Bu grubun alt grupları da oluştu zamanla.. Annemle gümüş günü arkadaşları hâlâ görüşüyorlar, beraber tatile çıkıyorlar, kadınlar arası bu kadar uzun bir sevgi bağı örneği var mıdır bilmem..

İşte o zamanlar, “zincir çevirmek” dünyanın ilk whatsapp grubuydu. Herkesin halka olduğunu ve kulaktan kulağa oynadığını düşünün.

1. sıradaki 2.’yi arar ve “falanın eltisi vefat etmiş, zincir çeviriyoruz, yarın ikide evine taziyeye gidiyoruz” der bırakırdı. İkinci üçü arar aynısını iletirdi. herkesin sırası belli olduğundan yarım saat içinde bütün grup programı öğrenmiş olurdu. Evde ütü kadar büyük, kırmızı, krem ya da mat yeşil bir çevirmeli telefonun salonda baş köşede durduğu ve carr diye çalınca yerinden sıçradığın günler.. (evde değilsen kimseye ulaşamazsın kimse de sana ulaşamaz. kim aradı asla bilemezsin. çok tuhaf mı? hayır, çünkü “arayan gene arasın”dı. Evde bulana kadar arardın, derdini telefon açılana kadar ertelerdin. )

Ha diyelim zincir bozuldu, 6 numara evde yok telefonu açmadı. O zaman 7’yi ararsın, zincir oradan devam ederken 6’yı bulana kadar aramaya da devam edersin.

Herkes de saat ikide söylenen yere gelir. Şimdi elli kere randevulaşıp yüz kere konum atıyoruz yine de belli bir yerde buluşmak sağlam bir azim gerektiriyor.

 

Bu yazımı, “büyük gruptan” ilk kopan, hepimizin teyzesi, benim için özel bir kahramanlık yapmış olan, adı tam kendisine uygun verilmiş Fazilet teyzemin anısına yazdım. Mekanı cennet olsun.

 

2 Yorum

Filed under aile, severim paylasirim, sosyal medya, whatsapp