Category Archives: kültür

Nereden neden?

Arabam serviste, ikâme araç verildi. Araba kiralamadan gelen teslimatçı arkadaş “debriyaja basmadan çalışmaz” dedi.
Otomatik olarak sordum: “neden?”
Bana ne? Mühendis miyim, nasıl işlerse işlesin..işlesin de.. ben sorarım. Meraklıyım. Cevap alana, öğrenene kadar da giderim. Eğer birinci kişi bilmiyorsa, daha bilenini bulur ondan öğrenirim. İyi öğretmen benden fazlasını, girdisiyle çıktısıyla bilendir. Bana verecek cevabı yoksa.. benden de cahildir o zaman.
6 yaşındayım.. ramazan yine yaza denk gelmiş… üst kattakilerin 6 çocuğundan 4’ü kız, onlara hoca tutmuşlar kuran öğreneceklermiş. Şükran teyze haber göndermiş, bir kalem bir defter verin derse İpek de gelsin demiş. 3,5 yaşından beri okuyabiliyorum seneye de ilkokula başlayıp güzel yazmayı da öğreneceğim.. ders almam için gayet yeterliyim. Tamam, aldık defteri kalemi, bir de tülbent taktı annem üst kata çıktık. ders 1. elif be. tamam. çizdim güzelce evde de çalıştım okunuşlarına.. süper. Arapça öğreneceğim neler neler okuyacağım!
ders iki.. adam bir konuya girdi, laf lafı açtı.. “mesela evin tuvaleti kıbleye dönük yapılmaz” dedi. ben de “niye?” dedim.

Merak.. çocuk kafası. sorar. sor ki öğrenesin.. ve fakat adam cevap vermedi bile. ders de bitmişti, eve gittim. arkamdan haber göndermiş “İpek bir daha gelmesin”. aman canıma minnet. öğretemeyen öğretmene ben de gitmem zaten. hala da öğrenemedim arapçayı.

Montessori’yi babamızdan gördük arkadaş. Her şeyi anlatmayacaksın. İpucu vereceksin çocuk sora sora ilerleyecek, kendi çözümünü getirecek. Ki, öğrenecek. yaparak. bularak. sorarak.

Gökyüzü neden mavi, ölen kelebekler nereye gider, hıdırellez nedir, neden dileklerimizi yazıp gül dalına astık, hızır kim, cinqo de mayo ile tüm bunların ilişkisi ne? ve hatta tombalada niye çinko denilir?

Bu yüzden Youtube eğitimler bir yere kadar. Hazır lop anlatımla olmaz, interaktif olacak. kendimi Aİ olarak biryerlere kopyalasam keşke..

2 Yorum

Filed under aile, çocuk, kültür

Kuşak Farkı Farkındalığı

İnsanlar oturup incelemişler. Nesiller arası bir değişiklik, bir kopukluk var ama neden? Nasıl oluyor da oluyor?

Değişik ortak özellikleri olan kuşaklar saptanmış. onar yıl arayla gitmekteler. X,Y,Z kuşağı diyor Amerikalılar. Ben isim vermek istemedim ama düşünürseniz siz bulursunuz.. Ams bir kuşağın adı illa ki olacaksa, doğdukları değil genç oldukları yılların adı olur bunu da unutturmayalım. yani 80 kuşağı 1980’de doğmadı. 1980’de 10-18 yaş arasındaydılar.

hard

hard times

Zor zamanlar güçlü adamlar yetiştirir. Güçlü adamlar iyi devirlerde hüküm sürerler. İyi devirlerde zayıf adamlar yetişir. Zayıf adamlar zor zamanlar yaratırlar.

 

Cumhuriyet kuşağı.. 1923’ten itibaren doğanlar. Yeni bir ülkenin yeni insanları olarak büyüdüler, kendilerine epeyce umut bağlandı, en fakir köylerden bile çıksalar okutulup adam edildiler.

Savaş sonrası doğan kuşak.. 1940’larda doğdular, 60’larda büyük oldular.Bütün aile bir evde yaşayan, kültürlü, radyodan ajans dinleyen, Beyoğluna kravatla çıkan kuşak. Çok sıkıntıda büyüdüklerinden, çok sert ve savaşçı insanlardı. Ana babalarından gördükleri gibi çocuklarına baskı uyguladılar.

Onların çocukları ise 50’li yıllardan itibaren doğdular. O baskıdan nefret ettiler ve aykırı yaşamak için fırs60 at kolladılar. Meşhuuur 68 kuşağı işte… Kendileri herşeye asi herşeye muhalif. Dünyayı kurtaracaklardı, kurtaramadılar. Ne ana babalarının yolunda gitmek istediler ne yeni bir yol açabildiler, kendi çocuklarını alabildiğine rahat yetiştirdiler.

Bu yeni kuşak, 60’ların bebekleri, ilk tv yayınını, aya gidenleri, birbirinden güzel bolluk yıllarını gördü. Beri yandan rahat en çok bunlara battı. Sağcılık solculuk oynamaya başladılar. Kendi beyinlerini bırakıp başkalarının fikirlerine bel bağladılar. Her şekilde karşı grubu suçladılar ve politikaya bulaşmasınlar diye çocuklarını da “biz haklıyız onlar haksız” diye büyüttüler. Sormak sorgulamak yasaktı. İnan gitsin ne uğraşcan?

70’lerde doğanlar çocukluk ve gençliklerini apolitik ama şen şakrak geçirdiler. Televizyon çocuğuydular. Vur patlasın çal oynasındı. Atariler, Commodore’lar, Anadolu liseleri, yurtdışından ithal her bir malzeme.. Herkes en kalitelinin peşindeydi. Pembe yahut yeşil gözlüklerle büyüdüler ve gençlikleri de “benim kapalı arkadaşlarım var” ya da “benim açık arkadaşlarım var” olarak ayrıştırmaları, etiketleri normalleştirmekle geçti. Bunlar genel gidişattan, alışılmış düzenden hoşnut değiller ve çocuklarını dünya vatandaşı olarak yetiştirme derdindeler.

80’lerde doğanlar en şanslıları. Herşeyi salata gibi bir arada yaşadılar. AKP öncesi dönem diye bir şeyden haberleri yok, ülke hep böyleydi zannetmekteler. Çocuklarını “bizim zamanımızda yoktu, bunların her şeyi olsun” eksik mantığıyla büyütüyorlar. El kadar çocuklara milyarlık telefonlar verilmekte.

2018 itibariyle elimizde milenyaller var. Milenyum dediğimiz 2000 civarı doğan ve şu an yeni yeni ergenliği biten grup. Alayı internetle, starbaksla, binbir kanallı hd tv’lerle ve ayfonla büyüdü, evvelki nesilleri taş devri kuşağı olarak görmekte mümkünse tümünün aniden ölmesini dilemekteler.

Bunları en güzel şurada bulabilirsiniz.

1 Yorum

Filed under internet, kültür, severim paylasirim

Moralinden öpüyorum(*)

Babam rahmetli, doktordu. Odacı(**)sına tansiyon ölçmeyi öğretmiş, hasta sıra beklerken odacı da tansiyonunu ölçüyor o arada.

Ama sağlamcı adam olduğundan, bir kere de kendisi ölçüyor muayenede.

Hasta “hocam ona yedi” diyor (10-7) babam ölçüyor 15-10…

!?!

Başka hasta “doktor bey maşallah büyüğü sekiz” diyor, babam bakıyor 15-9…

Öğle arası odacıyı kenara alıyor..

“Ali bu ne iş? Ölçtüğün tansiyonlar hep yanlış, unuttun mu ölçmeyi naaptın?”

“Hocam unutmadım da, “tansiyonun onyedi” deyince hastanın morali bozuluyor, ben kasten düşük söylüyorum ki sevinsin”

Bunu niye yazdım?

1- bilim ölçümlere ve ölçümlerin yorumlamasına dayanır. sallamasyon olmaz.

2- yetki verdiğin adamları sık sık kontrol edeceksin. hatta arada aleti de kalibre edeceksin.

3-  hastanın morali değil, sağlığı bizim işimiz, “oh tansiyon düşük” der eve gider turşu yer gümler gider..

Bir derecelik bir sapma yaparsan, (trigonometri bilenler?) 100 santim ilerde hedefinden 1,75 cm uzaklaşmış olursun… o yüzden her derecenin önemi var, “aman ne olacak yuvarlak hesap yapalım” diyemezsin..

kopru.jpg

 

(*) kalbinin ekmeğini yemek, kalbinden öpüyorum, emeğine sağlık gibi vıcık yeni deyimleri sevmiyorum.

(**) odacı= halen var mı bilmiyorum, devlet memurlarının oda kapısında bekleyen, girişi çıkışı denetleyen, masa başında oturan kişinin çay may gibi ihtiyaçlarını karşılayan, getir götürünü yapan personel. bir tür vale/danışma/hostes arası bir şey. İyi bir odacı altın değerindedir.

Yorum bırakın

Filed under aile, kültür, kinsan

Toplumun elinde oyuncak olma — düşündürdükleri

 

Deniz’in bu yazısı beni düsündürdü.

Küçükten başlıyor. Sen okulu, öğretmenini seversin. Asıl cool(!) olanın sevmemek olduğunu söylerler. Özgün giyinirsin, değişik olmuş deyip, dudak bükerler. Farklı bir meslek seçmek istersin, soğuturlar. İşini seversin, söyleyemezsin. Herkes şikayet etmektedir. Laf taşıyana katılmazsan, oyunbozan olursun. Aynı düşünmezsen vatan haini bile olabilirsin. Bi de bakmışsın toplumun elinde oyuncak olmuşsun. Ne zaman mı? Kendi […]

Toplumun elinde oyuncak olma — üzerinden

 

Toplumun derdi ne peki?

Toplum adlı birikinti, asalaktır. Bireyleri üzerinde yaşar. kendi bütünlüğü ve iyiliği için bireyleri istediği forma sokmaya çalışır. Tümüyle hayatta kalma gayesiyle. Özellikle de korku ile bunu yapar ki, genç ve bağımlı bireylerini en iyi şekilde “eğitebilsin”.

toplum yaşamak için tek tip birey ister. Düzene uymanin cici, aykırı olmanın kaka olduğunu belleterek kölelerini büyütür. Değişik herşeyi budar. “eski köye yeni adet” istemez. Sana şeker vererek oyalar. yanından ayrılma diye bir gözü üzerindedir. bu saçma sapan fikirlerin “kültür, adet, örf, töre” olduğu ve kutsal olduğunu da zımbalar ki hiç çıkamayasın içinden…

“onu öyle yapma yoksa…” ile başlayan safsatalarla beyinleri yıkar. öcü gelmesin, uğursuzluk olmasın, çocuğum olsun, sakalım çıksın, memem çıksın, pipim düşmesin, şeytan duymasın….

iş bulamazsın yoksa. 

kimse seni beğenmez, evde kalırsın. 

nazar değer. 

aç sefil kalırsın.

yaşlandığında anana babana bakmak zorundasın.

onlardan kız alınmaz.

Korkuları aşmak için düşünmek, mantık ve sevgi lazım. Yardımlaşmak, bireylerin birbirine tutunması. Ve yeni nesilleri bu zırvaları hiç duymamış birilerinin yetiştirmesi lazım.

 

1 Yorum

Filed under insan olmak, kültür

Netizen = Netandaş

 

TEOG kalktı. Evet ortalık kaynayacak durulacak bir vakit. Ders veren kurumlar, öğretmenler, test kitabı yazarları yayınevleri, bundan geçinen bir ton insan göçmüştür herhalde. Allah kolaylık versin. Benim kızım girdi çıktı son sınava, yerleşti bir Anadolu Lisesine. Oğluma Allah kerim.

Çocuklardan yana pek kaygım yok. Elimizde internet olduğu sürece dünyanın en iyi eğitimini alabilirler. Her dilde anlık tercüme yapılabiliyor artık ve her konuda çeşit çeşit uzman insan bilgilerini videoya aktarıyorlar.

Sanal gerçeklik gözlükleri ile aklınıza gelmeyen yerlerde olmadık şeyleri öğrenebiliyoruz.

 

Bütün bu teknoloji ve bilgi okyanusunda HÂLÂ 40 kişi bir sınıfa tepilip öğretmenlikle ilgisi olmayan ama hasbelkader öğretmen çıkmış bir adamın mırmırını dinlemek zorunda değiliz. Herkes kapasitesi ve istediği kadar öğrenecek.

Bu çocuklara artık NETIZEN deniyor. İnternet ve Citizen (vatandaş) birleşimi. Netandaş.

Akıllı telefonları jet gibi kullanıyorlar. Uygulamalarla dolu ekranlar. Ödevlerini whatsapp’tan paylaşıyorlar, gittiklerini gördüklerini canli yayinlara aktarıyorlar. Sözlüklerde yarışıyor, sorunlarına arama robotlarıyla teşhis koyuyorlar. Herhangi bir argümanda telefonu çekip birbirlerine kaynak sunuyorlar. Sınırlar ve ülkeler masal gibi geliyor arkadaşlara. Her birinin projeleri, ustası oldukları sanal oyunları, çizgi roman anime manga evrenleri var. Ve önceki nesille araları o kadar açıldı ki artık umurlarında bile değil.

Netandaş çoğunluk dünyanın geleceği. Daha barışçı belki biraz daha yalnız ama çok güzel bir gelecek olacak. Birbirlerini anlayacaklar. O zaman ne lise kalacak ne teog.

Carl Sagan Kozmos’ta “dünya korkaklara kalacak. geri kalanımız uzayda olacağız” demişti. Bu gelecek heyecanlandırıyor beni.

 

 

(dip yazi: kendime yazdığım not. düzenleyemedim. dursun::

 

İnstagram yeter.
Şaka bir yana…
Bisey ogrenmek isteyen google’dan bulur ogrenir. Youtube’de degme anadolu lisesi ogretmenini cebinden cikaracak insanlar ders anlatiyorlar.
Ana sinifindan ele alan, insan olmayi ogreten bir sistem onumuzdeki 15 yil icerisinde “dunya mufredati” olacak.
İsteyen öğrenecek. Istedigini ogrenecek. )
Tip, hukuk ve butun sisyal bilimler online ve standart egitim ve uygulama olacak. Yani robot doktorlar 7/24 hizmetinizde ve hatasiz teşhis ve tedavi imkani.)

1 Yorum

Filed under aile, çocuk, bilgisayar, icatlar, internet, kültür

Çan Eğrisi Teorim {Wikipedi/Ekşi Sözlük/Siyaset}

 

Hiç çan eğrisi görmemiş olabilirsiniz. (ben üniversitedeyken bizde yoktu). Size bir şema göstereyim.

can egrisi sigma.png

 

Hangi konuyu ele alırsanız alın. O konuya dahil olan insanların %2’si en uçtadır. Bir %2’de öbür uçta yer alır. %20-25 fanatiktir. %60-70 aralarda bir yerdedir.

Hayvanseverlik. 100 kişiden ölünce mirasını kedisine köpeğine bağışlayan 2 kişi var, civciv görse bayılan da 2 kişi de var. Gerisi hayvanlarla ilgili ortalama bir yerlerde.

Takım tutma. 100 kişide tuttuğu takım için ölen 2 kişi ve top görse bomba diye karakola götürecek 2 kişi çıkar. Gerisi maç kaç-kaç? ile kessen sarı-lacivert arasındadır.

Zeka.. 100 kişide iki kişi ebleh seviyesidir, iki kişi de hiper üstün zekalı. Kalan 96 kişi yuvarlanır gider.

Ekşide moderasyon bitti. Yazar olan düşünsün gerçi, ama şimdi eski “kutsal bilgi kaynağı” çöp entryden geçilmiyor. Anket ağırlıklı. Girişler dandik dundik. İki gram düzgün yazı okuyacağım diye uğradığım trolün çomarın haddi hesabı yok. Ama totalde ben aradığım bilgiye ulaşıyorum.

Wikipedi de oyle. İsteyen istediği yeri yazar bozar siler. İlla ki bozguncu iki manyak olacaktır ama genel eğilim doğru bilgi girme yönünde olur. Kendi kendisini düzeltir sistem.

Ve politika.. Evet demokrasi kadar kıl bir sistem olamaz. Evet çobanla senin oyun bir olabilir mi hiç? Ancak, insanların geneline bakınca, bir ortalama tutturulur.

Hayatın her alanında bu eğri var. Sen kendini nereye konumlandırıyorsun? Çevrendekilere ona göre muamele edeceksin. Genelin iyiliği için + tarafa katkı yapacaksın.

Ahlaklı olacaksın. Özür dilemeyi bilecek erdemde olacaksın.

%2lik solucan diliminde olmayacaksın.

Oruç tutmayan birini dövmüşler. Ortalık kaynıyor. oruc tutana saygı duyacakmış.

Oruc nefsine hakim olmaktır. Olamıyorsan tutma. Allah değilsen sorma. Evinde oturup akşama kadar aç oturmazsan dayanamıyor musun? Nefsine hakim olamıyorsun demek ki.. Kendini sorgula.

Ahlak sana yapılmasını istemediğini başkasına yapmamaktır.

Beyin değil beyincik çalışıyor, düşünemiyor adam “e ben oruç tutuyorum diye dayak yemek ister miyim? istemem. Demek ki tersi olunca başkasını dövemem”

 
Asil konuyu atladim.

Erisim engelleyerek ya da entry sildirerek SADECE o %2ye engel olabilirsiniz. :D

2 Yorum

Filed under insan olmak, kültür

Eve dede aldım. Adı da TET

Ben dört kişilik çekirdek bir ailede büyüdüm. Büyükbabam ben küçükken rahmetli oldu, babaannem bizimle kalmazdı ve Alzheimer Parkinson ne ararsan vardı bir de..

Anneannemle Dedem 1500 km uzakta yaşıyorlardı ve yılda bir defa tatilde en fazla bir aylığına görüşebiliyorduk.

Dolayısıyla aile büyükleriyle yenen yemekler çok nadirdi, ancak evdeki sofralar açığı fazlasıyla kapatmaktaydı. Babamın Şehrazat’la bir akrabalığı mı vardı yoksa Bal Mahmut’la bir hısımlığı mı vardı bilemiyorum ancak, muhteşem bir hikaye anlatıcısıydı, ağzına baktırırdı. Çok büyük zorluklarla geçen çocukluğundan bile gülecek bir çok anısını aktarmıştır. Aile anıları, mesleki anekdotlar, öğrencilik yıllları.. Pilav pişirmeyi tarif edişi bile enteresandı. (Teknolojik olarak çok yaklaştığımız bir şey var, beyne çip mip takıp bütün anıları bir tür #Düşünseli ile alıp kaydedebilmek, ekrana yansıtabilmek. Elon Musk bunu da yapacak hayırlısıyla. Bunca anıyı löp diye çöpe atmak istemiyorum )

Dördümüz her gece yemekte uzuuun uzun masa sohbetleri yapardık. Kimin aklına ne gelirse anlatırdı. Eğitimimin bir bölümünü ben sofrada aldım.

Babam ilk torunu bebekken vefat etti. Kayınpederim eşim üniversiteyi bitirdiğinde vefat etmiş. Dolayısıyla sohbetlerinden faydalanamıyoruz. Özellikle çocuklara üzülüyorum. Neler kaçırdılar neler.. Anneanne Babaanne aynı şehirdeyiz çok şükür ancak haftada bir iki saat anca görüşülebiliyor. Doğal olarak bizim evdeki sofra da 4 kişilik ve kendi bildiğimiz kadarını çocuklara anlatabilmek için harika bir eğitim ortamı olarak görüyoruz. Anlat anlat bir yerden sonra tıkanabiliyor mevzu tabii. Yahut bizim BİLE bilmediğimiz bir sürü şey var. İşte tam orada TED(*) devreye girdi. Zaman zaman yemekler bitince o gün dinlediğim ilginç bir konu varsa onu beraber izliyoruz. 5 ila 20 dakika süren bu sohbetler hayatımıza çok şey katmakta. Bazıları Türkçe bazıları alt yazılı. Hatta hatta Türkiye’de yapılan Türkçe TED toplantıları da var ki buradan izleyebilirsiniz..Şimdiye kadar izlediğim en ilginç video da şurada: Kafa nasıl karıştırılır? 

 

Baktım dede yok elde, ben de bunu buldum :)))))

 

 

(*) TED =  Technology, Entertainment, Design baş harfleri.. Türkçesi Teknoloji, Eğlence, Tasarım TET :)

2 Yorum

Filed under aile, çocuk, internet, kültür, severim paylasirim