Category Archives: saçmasapanlıklar

Anneler Ticaretin Katili

Hayatının bir anında şu manzarayı bizzat yaşamayan ya da görmeyen var mı? Elinde çatala takılı ya da ekmeğe gömülü bir köfteyle el kadar bir çocuğu kovalayan ve “son lokma oğluşum /hadi prensesim aç bakiim kocaman” diyen anne. Ve gücü yettiği yere kadar kaçan, ısrar manyağı olmuş çocuk.

Bu ısrar hayatın ilersinde de bitmez. Niyeyse anneler eve gelen misafirleri de delice darlarlar.

Terlik al. Terlik giysene. Nasıl? terlik giymiyor musun? Aa. bak baba terliği de var rahat edersin büyük büyük. Terliksiz olur mu canım? Terliiiik. Ne demişler “ayağını sıcak tut başını serin..” Ay oraya oturma burası daha rahat. Arkana kırlent koyayım mı? Rahat mısın? Kahveyi yapayım ben, konuşuruz. Canım çay da içeriz de, bir yorgunluk kahvemi içersin artık. Sade yapayım diyetteysen? Çarpıntı filan yapmaz ayol. Misler gibi Türk kahvesi, taa Erenköyünde bir kahvecimiz var orada tazecik kavurup çekiyor adam. İlahi. Hadi fal bakarım iç sen. Yanına bitter çikolata alsana, ay ikrama ne gerek var sen yabancı mısın? Çekiniyorsun ben anladım dur şekerliği koyayım şuraya. .draje ye. o altta zeki müren göbeği de var, bayılırım. Allah aşkına bir tane daha al. Bayramdan kalma değil merak etme dağıttık çocuklara kalan şekerleri. çayın yanına da börekleri attım fırına. Ne demek yemem? darılırım. patatesli börek sevmezsin diye poğaça da pişirdim. Kıymalı, hem kıyır kıyır oldu ağzına layık. Kısır da var tabii, ama tuzlular bayar diye kek de çırpıverdim geceden. Puding yaptı kızım teyzesi, mutlaka tatman lazım. Hayatta bırakmam bak. Oturduğumuz kadar yeriz ayol. Her gün mü geliyorsun sanki.. Rejimini evde yap canım, yarın rejim bugün hücum. Uzat tabağını turşudan da vereyim. Safra keseni aldırdın, dokunuyor öyle mi? Bu sarımsak dokunmaz merak etme, orcinal taşköprü bu. oralara gidip getiriyor bizim dünürler. Zaten turşuda hissetmez bile insan ayol. Bi lokmacık yemedin yahu sen. Tok ağırlamak zor gerçekten. Yemeğe kal bari. Ant verdim bak. “

Bu terbiyeyle yetişince elma almak için dükkana girip, elma varsa da yoksa da dakikalarca süren esnaf ısrarı ve tezgahlamasına karşı çıkamıyorsun ki.

“Ablacım tam sana göre kalıbı, bir dene almak zorunda değilsin, ya sen giy. giyyy. hah. yeşili de gözlerine uydu bak. ablam ha mavi ha yeşil bak aynaya. dön dön bak. bak diyorum bi. kırma kardeşini. hah. (zıbamk diye tezgaha bir kot atılır) şimdi bu kottan da çok satıyoruz bu sezon, herkes bizden alıyor, bunu da al bak, giy evde, beğenmezsen getirr. (Kafa yana sallanır) içli dışlı takımlarım geldi somon rengi mi mint mi giyer ablam? ikisini de al. bak bu fiyata bi daha da bulamazsınn. giymezsen seneye sakla bulunmuş gibi olur. tam mevsimlik. demişken çok güzel yün karışımı çoraplarımı bir görr. enişteme yeenime ikişer üçer al, kışın dua edersin bana. triko var delikanlıya göre. ama yok böyle bir triko, eski sezon olduğundan gelişine bırakıyorum çalan vermez billahi. bir de şu ihraç malı penyelerimden illa ki veriyorum, bizim hanım da evde aynısını kullanıyor, çok memnun, yıka yıka giy taş gibi penye, evladiyelik. kart mı nakit mi? ”

Yeterin ayol! Esnaftan da tezgahtardan da tezgaha gelmekten de bık-tım ben. İstemiyorum. onu da istemiyorum. yemiyceeeem.

2 Yorum

Filed under aile, alışveriş işleri, çocuk, kültür, saçmasapanlıklar

Turkcell’den cayma bedelimi geri alışım -I

Bir ihtiyaç zamanında Turkcell Superbox aldım. Çok da memnunum. 3 yıl kullandım. Sonra ihtiyacım bitti. Ben de hattı kapatmaya ve cihazı iade etmeye karar verdim.

Ettirmediler. Cayma bedeli ödermişim. İtiraz ettim, telefonla, twitterden epeyce görüştüm. Bana 24 aylık taahhüt yeniletmişler, ben 12. ay dolduğunda abonelikten çıkmaya çalıştığımda bana kalan sürede ödeyeceğim rakamdan fazla bir bedel fatura etmekle tehdit ettiler.

Meğerse taahütler 12 aydan fazla olmazmış.

“6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 52. maddesi uyarınca, tüketici, hiçbir süresi olmayan ya da bir yıldan uzun olan abonelik sözleşmesini herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin istediği zaman feshetme hakkına sahiptir”

E devlet üzerinden Tüketici hakem heyetine dilekçe yazdım ve son e-faturamı da ek olarak yolladım.

“Turkcell Superonline Superbox kullanıcısıyım. Abone numaram 53x xxx xx xx.
Haziran 2022 tarihinde superbox internet cihazına ihtiyacım bitti. Zaten 12 ay da dolmuştu. Aboneliğimi iptal ettirmeye çalıştığımda kalan süremde ödemem gereken fatura miktarından daha fazla “cayma bedeli” ödemem gerektiği söylendi. internet taahhüdümün 24 aylık yenilendiğini ve bunun yasal olmadığını öğrenmiş bulunuyorum.
Şu anda kullanmadığım bu hatta ait aylık 144,10 TL aylık ücret ödüyorum. 17. ayımdayım. 09/06/2023 tarihine kadar da ödemeye devam edeceğim. Bu ödemek zorunda bırakıldığım 12 aylık rakamın (12×144,10=1729,20 TL) yasal faiziyle birlikte tarafıma geri ödenmesini arz ederim.

12/10/2022. gelişmeleri güncellerim. Güç bizimle olsun.

Yorum bırakın

Filed under internet, saçmasapanlıklar, şikayetlerim

FOMO yani BHGK

MOFO yepisyeni bir deyim. Diyenler utansın, “fear of missing out” anlamına geliyor. Yani “bir halttan geri kalmayayım” korkusu.

Adamın ocağını söndürebilecek bir bozukluk bu. İnternet önümüze günde 70 ciyuvbayt hızla yeni uygulamalar, yeni fenomenler, yeni ürünler, yeni herbirşeyler dökerken, sadece iki gözümüz ve birkaç saatimiz olduğundan miniminnacık bir dilimini ısırabiliyoruz bu dağ gibi pastanın.

Stres yapıyor. Gerginlik üretiyor. Korku pompalıyor. Bu hastalığa kapılan kişi sosyal medyayı elekten geçiremiyor. Süzgeçten süzemiyor. Ya bir şeyi atlarsam? ya benim haberim olmadan mühim bir şey olur da bir tek ben duymazsam??

Kuyu gibi derinleşen, birbirine eklenerek ilerleyen twitler mesela, tam bir tuzak. o ne dedi, öbürü ne cevap verdi, yorumun yorumu, yorumun yorumunun yorumu derken ağa bir yakalandın mı saatlerin gidiyor. Üstelik vardığın yerden de memnun olmuyorsun, çünkü sen bununla ilgilenirken kimbilir X konusunda Y ne anlattı?

Tatminsizlik büyüyor, boşluk hissi, normal hayatını aksatmak; uyku ve dinlenme saatlerinden vaz geçip “boş beleş işler” takip etmek; sahip olmadığı paranın olası yatırım değerlerini ya da yapmadığı sporun maçlarını, oyuncularını izlemek; sağlığınla ilgili ilgisiz varsayımsal durumlarla ilgili o doktor senin bu hacivat benim tedavi kovalamak; gecenin körüne kadar telefona bakmak, sabah gözünü açar açmaz yine eline telefonu almak.

Üstelik başka birinin hayatına ve gösterdiklerine aşırı düşkünlük yüzünden özsaygı yerle bir oluyor. Ayrıca bu psikolojik baskıyı kullanan firmalar malını satabilmek için müşteriye kendi sitesi ve uygulaması dahil yirmi farklı uygulamada yirmi farklı fiyat indirimi/ödeme koşulu sunuyor ve alıcıyı “ya bunu kaçırırsam.. hemen kapayım” oltasına takıyor.

Sofrada, aile ortamında, sevgilinin yanında, okulda elin biri hep kaydırıyor gözün biri hep dört dönüyor. . . .

. Hayat akıp giderken duymanız gereken endişeyi instagram akıp giderken duyuyorsanız;

. yapmanız gerek ve şart olan şeyleri geçiştiriyor, iptal ya da “bu seferlik böyle olsun” diye ihmal ediyorsanız;

. annenizi ya da çocuğunuzu yarım kulakla dinleyip helaya bile telefonla gidiyorsanız.. terapi almanız lazım.

Hadi biz televizyon çocuğuyuz, bağımlılığın bir türünü zaten yaşadık, şerbetliyiz. Eldeki veletlerin tüm dünyası minnacık ekrandan gördükleri kadar bir şey oldu. Fiziksel dünyadan bir haz almıyorlar, basit ve uzun süren aktivitelerden kaçınıyorlar, kelime dağarcıkları minimal seviyede mümkünse emojisini “bırakmak” iki kelime yazmaya tercih edilir durumda. Yolda yürürken, araba kullanırken bırakmıyorlar telefonu. O ışık her suratta, o surat öne eğik bir başa mahkum.

Ekmeği nereden alacak bunlar? Sadece kör insanlar yaşama hakim olacak sanırım.

Yorum bırakın

Filed under eğitim, internet, saçmasapanlıklar, saglik, severim paylasirim, sosyal medya, uygulamalar, whatsapp

Diline daldız dalsın

2000’lerde bir ayınma bir kendinden utanma belirdi. Can sıkıcı bir şekilde sözlüklerden atasözlerinden çok bilinen sık kullanılan deyimleri ayıklamaya, ayıklamakla kalmayıp kıvıra çevire “doğru konuş(*)” yapmaya başladı bir kesim. Kültürel erozyon biz 80’lerde eğitim almış son nesil de ölünce tamamlanacak anladığım kadarıyla.

Tamam günümüzde tatsız tuzsuz gelebilir ama bu bir zamanlar genel kabul görmüş kullanılmış atasözü ve deyimler. Değiştiremezsin. Kullanılmadıkça silinir gider, elleme. Değiştirme. Kendi küçük aklınla düzeltme.

Mesela “Eşek hoşaftan ne anlar?” deyimi. efenim hoşaf değilmiş hoş lafmış aslındaymış mış mış. O deyimin devamı var “Eşek hoşaftan ne anlar? suyunu içer tanesini bırakır” Yani saçmalamayın.

Mesela “baldız baldan tatlıdır” aa olur muyumuş baldız değil daldızmış ooo. daldız da arıcılıkta kullanılırmış, bala batırılırmışmış. o yüzden tatlıymışmış. bala batan şey baldan tatlı olmaz, bu bir kıyas/benzetme değil.

Hadi onu yutturdun, “bayram değil seyran değil, eniştem beni niye öptü” de mi daldız?

Eskiden deyim olmuş kalmış çirkin laflar bunlar. Mutlaka arkasında belli hikayeler var. Artık ileri gidelim bunlar da unutulsun. Tamam.

(*) 1984 (George Orwell)

Yorum bırakın

Filed under eğitim, kültür, saçmasapanlıklar

Üstte görülsün diye random

Mustafa Kemal Atatürk demiş ki: “Bir Türk Dünyaya Bedeldir”.

Burada kastettiği bir Türk vatandaşının İSTERSE dünyadaki her bir insan kadar başarılı olabileceği. Bir Türk bütüüün dünyadan daha acar, güçlü, zeki, vb vb değildir. Atam bedelini ödeyip dünyayı sana almadı yani. İsteyip de başarıdan başarıya koşan binlerce TÜRK var dünyanın her yerinde. Türk doğdum diye otomatik olarak dünyanın avucuna verilmesini bekleyen güruh illet bir güruh.

Öyle bir Türk var olmasa da her bir Türk onu kendisi zannediyor malesef. Bu son 20 yılın mahsülleri zır cahil internet budalaları olduğundan bir youtube videosunun altına “ilkk” “ilk yorum” yazmaktan utanmıyorlar. Bu ne? Hiç. Başarı. vauv.

Daha sivri olanları Play’de oyun yorumlarına şunları ekliyor. :

“Türkçe dil desteği olmadığından bir yıldız” “Çok reklam çıktı 1 yıldız bile çok”

Adam o oyunu oturmuş kendi dilinde yazmış, sen de yaz? Yoook.

Reklam izletecek ki para kazansın; mesleği bu adamın. İşini sırf senin kara kaşın kara gözünün hatrına mı yapacak? Ya da para verip satın alacaksın. YOOOOK asla para vermez de, reklam izleyip kazandırmaz da. İnterneti kapatır, uçak moduna alır hınzır. Çok müko fikir. Bu pazardan para kazanamazsa adam ne yapsın? Niye sana bir de dil desteği versin. Elinde olsa oyunu bu pazardan çeker, haberin yok.

Bu “bedelli” tiplerin bir versiyonu da “üstte gözüksün diye beş yıldız” kesimi.

Elin adamı derin incelemeler yazmış, hiç olmazsa oyun hakkında bir paragraflık güzel bilgiler veriyor. Ama google play yerel yorum gösteriyor sadece onları göremiyorsun. Bizimki “eh işte. yorumum üstte kalsın diye 5 yıldız bundan sonrası random aslknhnd avrnhsfhjdhnvsncvnhsdfnn sjanhcdnssjhffsmcsjvsdınvmkhfn hf”

Bu ne? Şuraya bir miktar Lorem İpsum yazasım var.

1 Yorum

Filed under çocuk, bilgisayar, internet, saçmasapanlıklar, uygulamalar

Örf Zörf Sevmemem

Efenim bizim sülale çok eskilere dayanır. Ve sabit, taşa kazınmış örflerimiz vardır.

Dedegil ortak alanda, mesela oturma odasında, mâaile, tek ampul altında, tek soba başında radyo dinleyerek geçirmiş gecelerini. Aynı onların dedelerinin dedelerinin dedeleri orta asyadayken tek çadırda tek ateş başında daire çizip oturdukları geceler gibi. Zaman yolculuğu olsa o günlere gitsem, çevremi hiç yadırgamam.

Başı ağrıyan, derdi olan, sevinci olan hiç kimse ayrı baş çekip odasına geçemezmiş. İlla hep beraber yemek, hep beraber oturup AJANS dinleme. Küçükler susacak, sadece büyükler konuşacak.

Babagil aynı şeyi sürdürdü. Salonda oturacağız, onun dediği kanalı izleyeceğiz, ajans/futbol/futbolun yorumu/32. gün/açık oturum…neymiş dünyada ne oluyor öğrenelimmiş. en son: “saat 10 yatağa kon”.

Bir video filmi kiralayalım?..yok.

başka kanalda dizi var.. yok.

evde iki TV daha var bırak gidip arka odada ona bakalım biz? yok.

odama gidip kitap okuyayım? yok.

Allahtan Anadolu Lisesine gidiyordum da “dersim var” deyip odama fıyabiliyordum. Ben çocuk olabilirim ama haklarım var. kime anlatıyorsun. ilişki tamamen efendi ve köle ilişkisi.

Hele yazın bir ay dedemlere giderdik.. işkencenin sunturlusu. Sofra kur sofra topla, sonra verandaya.. önde küçük bir bahçe, ondan sonra küçük bir sokak.. sonra karşı evin bahçesi. manzara bu. plastik sandalyelerde arkan uyuşana kadar otur. gerekirse çay kahve ikramı. sivrisinek gelmesin diye de karanlıkta.

ben gideyim TV izleyeyim içerde? yok

bak buradan yunan televizyonu çekiyor ne güzel ingilizcem gelişir? yok.

bisiklete binip sahile ineyim? yokkk

bizimle otur.

e BEN sizinle niye oturayım? benimle konuşmuyorsunuz ki? Ortak bir mevzumuz yok. ben sizin mevzuları bilmiyorum/önemsemiyorum, siz benim yaşıma uygun sohbetten acizsiniz.

bir adet 12-13 yaş genç. (bir 35’lik, bir 45’lik, iki atmışlık) 4 erişkin ve bunalım dolu geceler.

Benim ortamda var olmama aldıran yok, insan değilim, saksıyım ben.

***—***

Kuzenlerimle, yeğenlerimle, çocuklarımla bire bir ilgilenirim. İlgilerine heveslerine göre konuşur, soru sorar dinlerim. Usûlen dinlemem, öğrenirim. Aynı ortamdaki her bir insanla eşit miktar sohbet etmeye özellikle gayret ederim. Evin kedisinin bile halinin hatrının sorulmaya, bilinmeye, sevilmeye ihtiyacı var.

Yemişim “aile birlik ve beraberliğini”. Beni soran olursa whatsapp’tayım.

1 Yorum

Filed under aile, çocuk, mental abuse, saçmasapanlıklar

Anneler günümüzü şeyederim. EE..

Gerçekten sinir olduğum bir “kibarlık budalalığı” var. Politik doğruculuk/Kartaneciliği.. (*)

Aman alınmasın, aman gücenmesin, vay darılmasın diye göze göz diyememek..

anladın sen onu..

“Kör deme körler alınır, âmâ de.

Artık âmâ deme, özürlü denecek.

Niye özürmüş? Ne demek o? özür olur mu? Engelli. Görme engelli diyeceksin.”

ayyh. el döşte iç kasılması efekti.

-*-

Anneler günü.

AA kutlamayın annesi olmayan çocuklar üzülüyor.

Çocuğu olmayan anneler perişan oluyor.

Kutlamayın!

Sessiz Kutlayın!

Kutlamadan önce Sezaryen mı doğurmuş kontrol edin, öyle anne olmaz, vajinasından çocuk çıkıp çıkmadığına iyice emin olun.

Suni yoldan tüp anne olanları iyice az kutlayın, kedi köpeğe annelik edenleri asla kutlamadığınız gibi kınayın, üvey anneleri kutlarmış gibi yapıp saçını çekin.

YOK YA? SANA NE???

SA NA NEEE???

Hayır kutlamazsan bu kurtlu ekip bu sefer “yazıklar olsun! bir tanecik anneniz, canını kanını sütünü verdi, yıllarca saçını süpürge etti.. bir gününü dahi çok gördünüz.” gibi bir şey pörtletecek. Çünkü kurtluluk. Çünkü bok çömçeliği. (**)

E bize ne tam olarak? Mesela ben de paskalya kutlamıyorum. Kimsenin de paskalyasına karışmıyorum, ne güzel işte iki gram sevinsin birşeyler kutlasın insanlar.

Anneler günü, babalar günü. Kutlayan kutlasın, kutlamayana karışmasın. Kutlamayan kimseye karışmasın. “öksüzlere nanik yapalım, oh canımıza değsin” günü değil zaten. Olayı bir festivale çevirmiyor kimse.

Babam rahmetli oldu. Babalar gününde fazladan bir fatiha okuyorum, sevgilerimi iletiyorum bitti gitti. Çevremde, rastladığım tanıdığım babaların babalar gününü kutluyorum, seviniyorlar. Çok büyük bir mevzu değil. Kutlayan kutlasın, kutlamayan da kutlamasın. Bir anneniz ve bir babanız var. Evet var. Ölü olabilir, ölse daha iyi demiş olabilirsiniz. Seversiniz sevmezsiniz. İşinize bakın. Herkes işine baksın.

Anneler günüm de kutlu olsun. İki evladımız var, Allah cümlesininkini bağışlasın.. Üç kedimiz.. bir şekilde koruyup kolladığımız annelik ettiğimiz şeyler. Bize annelik edenler. Allah razı olsun.. Çok da güzel kutlarım.

Kutlu olsunnn. Oooh.

(*) politically correct

(*) snowflake

(**) bok çömçesi: (Çömçe= eski dilde kepçe.) Antep ağzında bok karıştırmaya bayılan, tek işi bok karıştırmak olan kişiye verilen ad.

2 Yorum

Filed under aile, çocuk, insan olmak, saçmasapanlıklar

Hemşir? Hayır “Hemşire bey”.

İlk hasta/yaşlı bakımevleri manastırlar. Manastır hastaneleri var. Manastır bahçelerinde tıbbi bitkiler yetiştiriliyor ve kitaplıklarında bilinen tıbbi el yazmaları kopyalanıp paylaşılıyor. O dönemde manastırda hizmet eden de rahibeler.

Birbirlerine “Sister Mary”-“Soeur Marie” diyorlar. Rahipler de Father oluyorlar. “Hepinize babalık- bacılık yapıyoruz, bizden korkmanıza gerek yok” gibisinden. (*)

Türkçeye geçerken “peder” olarak çevriliyor. Rahibe de kız kardeş anlamında “hemşire”. Hemşirelik mesleği uzun yıllar kadın mesleği olarak biliniyor. Profesyonel okullu hemşirelerde artık kadın erkek ayrımı yok. Bir sürü erkek hemşire var.

E arapçada dişi e eki alıyor madem, “Nuri-Nuriye, Naci-Naciye, Cahit-Cahide, Hamit-Hamide” gibi…

Hem müdür müdire, hakim hakime gibi arapça kökenli mesleklerde erkek kadın farkı var…

Hemşire de dişi.. bunun e’sini silersek erkek olur diye düşünen sivri zekalar erkek hemşirelere “hemşir” demeye çalışıyorlar.

Ama denmez. Erkek kadın fark etmeden, doktor, mühendis, avukat, eczacı, öğretmen ve hemşirelere sonuna “bey-hanım” getirerek söylemeliyiz. Doktor hanım, mühendis hanım, avukat bey, eczacı hanım, öğretmen bey, hemşire bey.

Yine oldukça gerzek bir biçimde, orijinali “steward-stewardess” olan kabin memurluğu bizde “host-hostes” olarak (evsahibi anlamında) yerleşmiş. Ona bir çare yok.

(*) buna dair bir yazı gelecek

Yorum bırakın

Filed under insan olmak, kültür, saçmasapanlıklar, saglik

E faturaya geçene kadar E bem sıkıldı.

Arkadaş bu kadar darmadağın bu kadar hesapsız kitapsız bir iş nasıl olabilir? Sıkılmayacak gibi değil. e-defter sistemine girebilmek için tarih olmuş olan 32 bitlik java gerekiyor. Oradaki işlemler için akla karayı seçiyorsunuz ve bir şekilde kendinizi kaydediyorsunuz.

Bitiyor mu? asla. Bu zıkkım defteri kendiniz tutamayacağınız için; ancak kendinizin defterine ulaşabilmek için de sizin siz olduğunuzu kanıtlamanız gerektiğinden; ve bilhassa e-imzanızı bir başkasına veremeyeceğinize göre, mali müşavirinize mali mühür’ünüzü vermeniz gerekiyor.

Hiç mali mühür almadıysanız işin tatlı kısmı yeni başlıyor. e-imzayı gidip özel bir şirketten şak diye aldım, negzel. mali mühür tübitak tarafından yapılıyor. mali mühür yerine mani mühür diyesim var.

kamusem/kamusm diye bir sayfa üzerinden ilerliyorsunuz. kamu sertifikasyon merkezi. mali mühür sayfasında formu dolduruyorsunuz. sonraki bir sayfada kartla ödeme de yapıyorsunuz, iki üç güne kargoya veriyorlar. verdikleri kargonun adı agt. aynı gün teslim’in kısaltması aslında.

teslim edilmiyor.

eski “aktif dağıtım” olduğundan şüpheleniyorum. neyse bu adamlar size bi takip kodu verip on gün kadar da bekletip mali mühürünüzü size veriyorlar.

O mühür o şekilde işe yaramıyor çünkü bilgisayara oturup üç beş şey daha indirip aktivasyon yapmanız gerekiyor. Bu üj bej şeyden biri yine antik Java ama bu sefeeer sürpriiiz : 64 bit olanı. Çünkü neden olmasın?

Teknik olarak şuradan başlayın: Kamusm

Şu sayfadan AKİS, buradan size gelen mali mühür kart okuyucunun sürücüsü, son olarak 64 bit java indirip kurun. Sinirlenmeyin.

Daha şifre alacaksınız. Onun için de “Kamu SM Mali Mühür uygulaması” indirip kuracak, çalıştırıp kendinizi ispatlayacaksınız.

Bitti mi? yesitiz. e-defter işlemlerini hiç bilmiyorum Allah muhasebecilere yardım etsin.

4 Yorum

Filed under internet, saçmasapanlıklar, şikayetlerim

İpek nasıl? Selam söyle…

Çoook eskiden mektupla haberleşilirken, herkes de okur yazar bile değilken.. Tüm ailenin, eşiktekinin beşiktekinin ince ince halini hatırını sormak adetti. Sorulmaz da unutulursa insanlar küs kalırdı. Aylar yıllar sonra birilerinden haber almak, haber yollamak mühim bir olaydı her evde.

Sonra evlere telefon bağlanmaya başladı. Hatta her evde olmazdı, babam doktor olunca kendisine “tercihli” telefon bağlandı. Komşular rica ederlerdi acil durumda gelip telefon edebilmek ya da telefon bağlatmak için.

Ve zaten telefon görüşmesi çok pahalı bir şeydi. Bir ailenin hatta bütün sülalenin tek bir telefonu olunca, iletişim kıymetli hale gelirdi.

Telefon öyle laklak etmek için kullanılmaz, telefonla görüşme adabı ortaokulda ders olarak gösterilirdi. Telefon eden “Allo, ben İpek Tuz, Nisa Buz hanım evde mi?” derdi, telefonu açan kişi de “benim İpek hanımcığım” ya da “evde efendim hemen çağırayım” der, İpek hanım Nisa hanıma kısaca hal hatır sorduktan sonra derdini yine kısaca anlatır, cevabını dinler sonra da “oldu Nisa hanımcığım, ailenize selam ederim/hürmetlerimi iletin” “siz de ev halkına selamlarımı söyleyin” der ve arayan kişi “Allahaısmarladık/görüşmek üzre” der kapatırdı.

Bu kural günümüzde halen geçerlidir. Whatsappta en son mesajı ilk mesaj atıp görüşmeyi başlatan kişi atar; karşıdaki sonradan emoji vb göndermez. Söyleyeceklerinin bitip bitmediğini buradan anlarız.

Neyse efendim, bu selam söyle kelam söyle lafı bitmedi gitti. Artık bireysel cep telefonlarımız var, üstelik telefonla görüşmemek hakkına sahibiz. Mümkünse aranmak bile istemiyoruz, gün boyu, iki whatsapp mesajıyla çözebileceğim şeye çenemi açmak istemiyorum. Çünkü insanların neden bu kadar gereksiz konuştuklarını anlamıyorum. Havadan sudan konuşabiliyorlar.. Dün TV’de izlediğini, ne yediğini, yolda gördüğünü anlatmayı seviyorlar. Bilmiyorum neden… Bu da benim defom olabilir.

Ha bir de, “herkes nasıl” deyince “iyi iyi” diyorlar, sonra bakıyorsun oğlu evlenmiş, kızı ameliyat olmuş, kocası köpürmüş, eltisi seyirmiş bilmem ne.. haber vermiyorlar. “tek tek sormamışım ki?”

Ne bileyim ben? kimde ne gelişme varsa özet geç, haber ver işte. Karşındakinin (bu durumda benim) ne kadar aptal olabileceğini tahmin bile edemezsin. Haber varsa o haberi ver kardeş.

sonra “aa sen yeni mi duydun, Pınar sana söylemedi mi?”

“söylemedi cinskopat” bir haber varsa söylenir arkadaşım. En yakınından duymalısın. Haber yoksa sırf dedikodu için “İpek nasıl, eltisi nasıl, görümcesi ne yaptı” soruları bitiriyor beni.

Neyse sinirlenmeyeyim… evet ne diyorduk? Selam.

Söyleme abicim bana selam. Eşim iş dolayısıyla günde 70 kişiyle görüşüp mesajlaşıyor. Yüzde seksenini tanıyorum az çok. Her biri niye selam söyler bana?

-“İpek nasıl?”

-“iyi iyi”

-“selam söyle”.

Nasıl olduğumu bilmek istiyorsan aç kendin sor. Bana da selam söyleme, ASLA. Beni niye sormadı diye küsmem.

“üzerimde kalmasın, sana ümmet-i Muhammed’in selamı var”

yav yürü git.

Yorum bırakın

Filed under aile, saçmasapanlıklar, whatsapp