Category Archives: saçmasapanlıklar

Poşşşşet hessabı


Örnek poşetimiz A4 ebadında dandik eczane poşeti. An itibariyle rastgele bir aramada 1000 adetli paketi 125 lira olarak saptadım. Birim fiyatı 12.5 kuruş.

Bir adet poşet dükkandan 25 kuruşa satılıyor. Bunun 15 kuruşu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü hesabına Geri Kazanım Katılım Payı” olarak devrediliyor. Bana acaip şekilde telefon faturalarına eklenen “geçici” deprem vergisini hatırlatıyor bu.

Kalan 10 kuruş dükkan sahibinin cebine kalıyor. Ancak katkı payı olarak giden rakamın kdv’si de dükkancıdan çıktığından… %18 nasıl bir katma değerse artık… 4.5 da vergi olarak gidiyor. Durduk yere poşet satıcısı konumuna düşen dükkacı poşeti 12.5’e alıp kişi başı 7 kuruş zarara girdi mi sana? Günde 100 müşteri olsa 7 lira, ayda 210 lira yılda 2500den fazla!

Bu kuruşsal hesapların ay sonunda yapılıp bildirim + beyan zorunluluğu var. Bunu kim denetler bilmiyorum ama ben poşet almaya da vermeye de karşıyım. Nasıl ispatlarlar bilmiyorum ama bedavadan poşet verene m2 başına 10 Lira cezası var.

30 metrekarelik dükkanda iş yapan dükkancımız zararına sattığı bir adet poşet yüzünden 300 Lira da ceza ödeyebilir.

Pislik olsun diye sevmediğim esnafı “bana beleşe poşet virdi” diye şikayet etsem kim ne yapabilir? Bana birinin bunu yapmayacağını kim garanti edebilir??

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, çevre, saçmasapanlıklar

Poşşet

Malum-u âlîniz tek kullanımlık plastikler çevreye zararlı. Pet şişeler/ pipetler/ diş fırçaları/ kulak temizleme çubukları ve poşetler.. Biyo bozunur bile olsa ı-ıh!

Market poşetleri ücretli olacak (yazı yayına girdiğinde olmuştu bile) . Bu da bir pazarlama hilesi aslında. Bugüne kadar da ücretliydi, market hem de üzerine baskı yaptırdığı poşeti bize bedavadan vermiyordu. Giderlerden bir kalem olarak aldığımız malın fiyatına ekleniyordu.

Rahmetli babam anlatırdı, kayserili/iskoç/nasreddin hoca bir gün göle düşmüş, boğuldu boğulacak, çırpınıyor.. Hemen yetişmişler çevreden, iskelede bir sürü adam “ver elini!” diye uzanmaya çalışıyor ama bizim kayserili/iskoç/hoca hiç duymuyor, gluk gluk.. aradan biri çıkmış “çekilin” demiş. ” siz onu bilmezsiniz.. hemşerim: AL elimi!”

Adamın eline can havliyle bir yapışmış bizimki.. o kadar olur.. İşi bileceksin, ne diyeceğini bileceksin..

Eğer niyetin çevre koruma ise poşeti paralı yapmak bir “çelınç” oluyor. “parasıynan değil mi goçum? ver her mala birer poşet alem zengin görsün” fikri gelişiyor bazı insanlarda..

ya da “bak çaktırmadan 4 poşet aldım tek poşet parasına” diye uyanıklaşma eğilimi beliriyor. “bize de mi paraynan?”

Asıl amaç bu anası dinozor, tek kullanımlık petrol türevinin bir türlü yok olmaması nedeniyle (bakınız petrol de milyon yıldır yok olamıyor..) yirmi otuz yıla soyumuzun tükenmemesi ise, poşetini kendi getirene indirim yapacaksın. Bak bakalım bizden çevrecisi var mı o zaman?

4 Yorum

Filed under aile, alışveriş işleri, çevre, saçmasapanlıklar

Sevgi neydi? Sevgi emekti..

Yok deve. Mızmız milenyallerin çok bayıldığı bir cümle var bugün elimde.. “emeğe saygı”. Ben pozitif bilim insanıyım cınım. Görelim:

Lise fizik dersi. İş’in tanımı. Kuvvet x yol yani çok kabaca 1 kilo yükü 1 metre ileriye iterseniz 1 birim iş yaparsınız ki o da harcanan enerjiye eşittir.

Eğer bir binayı 1 metre ileriye itemezseniz yani yol=mesafe 0 ise iş de 0 olur. İş miş yapmadan eşek gibi enerji harcamış olursunuz.

Yani bir ay boyunca günde 4 saat denize tükürüyorsanız ortada bir iş yoktur, yani emek sıfırdır.

Yani bomboş videolar çekip yutuba koyunca ve kimse beğenmeyince, beğenmediğini de dümdük söyleyince alınmamak gerekir.

“İmi imiği siygi” diye biklenen milenyali kızılcık sopasıyla dövmek lazımdır.

Ne emeği? Hangi emek?

Yorum bırakın

Filed under bilgisayar, internet, saçmasapanlıklar

Paralar paralar bozulmasın aralar

Her insanın en temel ihtiyaçları beslenme, barınma ve giyinme olarak sıralanır.

Onun arkasından gelen üç kalem ise eğitim, sağlık ve adalettir.

Bu serinin arkasından gelen herşey göreceli olarak lükstür. Mümkünse her vatandaşa bu haklar ücretsiz olarak sağlanmalıdır.

Benim bugünkü fikrime göre, elektrik, su, doğalgaz ve internet bağlantısı da ücretsiz olmalıdır. Bu üç kalem giderin sıfırlanması gerektiğini düşünüyorum. Evde ya da işte kullandığım duvara, pencereye nasıl para vermiyorsam aydınlatması ve ısınması için de para ödememeliyim. Zaten niye ödediğimi de anlamıyorum. Birinin aklına gelmiş “dur bundan para alalım” demiş sonra da öyle devam etmiş gibi sanki… Elektrik ve su ve internet niye paralı olsun?

Ha illa lazımsa her birey kelle vergisi öder, aynı otelde yaşar gibi, tüm hizmetlerden faydalanır.

Yorum bırakın

Filed under ben yazdım, icatlar, insan olmak, internet, saçmasapanlıklar

Google sheets nokta – virgül derdi

Selam

open office documents ya da yerine göre google docs kullanmaktayım. kucuk minik muhasebe tutuyorum kendi çapımda.

google sheet dediği de çakma excel. ve kendisi ondalık sayıları nokta ile ayrımakta. el yazısında ben de oyle yazıyorum da (1,234.50 bin ikiyüzotuzdört nokta elli kuruş) klavyede ondalık sayı ayracı olarak virgül var. Virgülden sonraki iki basamağa kadar hesaplamak gibisinden şeyler hatırlıyorum lise matematiğinden, demek ki aslında ülkemiz standartlarında doğru yazılışı (1.234,50) olmalı.

sheet bu konuda inat etmekte 10,50 olarak yazdığım sayıya aldırmamakta. ben de her ondalık sayı için nokta giremeyeceğime göre… sorunu yine google ile çözdüm.

şimdi.. nokta yerine virgülü tanıtmak istiyorsanız…

sheets üzerinde

file>spreadsheet settings>Locale menusü Turkey yapınca düzeliyor.

neden dünya çapında tek tip bir sisteme geçilemiyor ki??

 

Sevgiler

İpeyk

 

Yorum bırakın

Filed under araştırdım, bilgisayar, saçmasapanlıklar

Kinsan görmüş masum pazarlamacı

Yeni takibe aldığım bir kişi var. Ekim Kaya.. bazı ücretli eğitimler veriyor modern pazarlama yöntemlerini anlatmaya gayret etmiş biri. Pazarlama ya da dropşiping öğrenesim yok (netekim bitkoine de kapik vermedim) ama abinin çok sarih bir anlatımı var, aksansız ve uzun cümleler kuruyor bu da dili ensesinden çekilesice djler yüzünden radyo dinlemeyi bırakan benim için dinlemeye değer bir şey.

İyi bir pazarlamacı önce kendi kendisini pazarlamak durumunda tabii ki.. O bağlamda “ben kimim kimin nesiyim?” videoları çekmiş Ekim bey, kendine ait siteleri var, feyste var, instagramda var, dört taraftan aradığı kitleye ulaşma gayretinde.. Bir yandan kendini anlatıyor bir yandan da aradan aradan da eğitim setini satmak için tanıtım yapıyor.

Son olarak popüleritesini arttıracak ÜCRETSİZ video serisi çıkarttı. Bunu da bir haftalık teaserlerle, ödüllü yarışmalarla paylaştı da paylaştı. Sorun şu ki umduğundan farklı bir kitlenin dikkatini çekti. Beleş Kemal kinsanlar üşüştü. Yutubun altı akıl dışı yorumlara gark olunca ilk videonun hemen ardından “görülen lüzum üzerine” bir izah videosu daha atmış, dün güya Tolgişi izleyecektim {daha ilk bölümünü yarılayamadım} acele bunu izlemeye başladım.

Adamın videosunun altında “abi bu videoyu nerden izliycez” yazan kinsanlar adamı delirtmiş. saç baş yolacak kıvama gelmiş. Tansiyonu fırlamış yine de sakin sakin “bak kardeşim” diye izah vermeye çalışıyor. İnsan üzülüyor tabii.

Niye? Kinsan bolluğu insanları önce böyle rahatsız ediyor. İnsanlar bildiğin Kübler-Ross modeli başa çıkmaya çalışıyorlar bu travmayla..

Önce inkar ediyor. “Lan bu kadar salak da olamaz ya insan. yok yahu ben aşırı komplike anlatmışımdır dur azıcık sade anlatayım” falan oluyor.

Sonra öfke geliyor. “Oha harbi salak mi ne? bu herifle aynı oksijeni yakıyoruz… benim oyumla bununki bir mi? bu üreyecek benim çocuğumla aynı okula gidecek aynı iş yerinde mi çalışacak? Bunları taksim meydanında sallandırmalı ki üreyemesinler”

derkeen depresyon. “alemi ben mi kurtarıcam aga, lanet olsun, boklarında boğulsunlar”

hop pazarlık… ” ya iyi hoş da sen ben üzerimize düşen eğitimi vermezsek, balık tutmayı öğretmezsek bu insan ne yapsın? ben şu kadar gayret edeyim onlar da bu kadar beri gelirlerse neden olmasın? yapan ülkeler nasıl yapıyor.. işte sorumluluk alalım arkadaşlar”

aaannnd kabulleniş. İstiklâl marşı ve kapanış.

 

 

 

Yorum bırakın

Filed under kinsan, saçmasapanlıklar

Disleksi Farkındalık Haftanız Kutlu Olsun

O konuya yine gireriz de.. hatta dün katıldığım dijital topuklar (dişital buluşma) hakkında da yazcam o da dursun şurda.

taze bi konu var elimde. sinirli sinirli yazacağım.

Bir üniversite hastanesinden telefon geldi, “ben doktor filanca”.. oğlumun da dahil olduğu bir grup disleksik ile ilgili bir çalışma yapacakmış doçent dr. bilmemkim. Bizi de davet etmiş. İyi tamam. Randevulaştık. Bugün 10:00’da hastanede. İyi tamam.

Onda gittim. Doçent Doktor bilmemkim’i bilen yok danışmada. Çocuk Psikiyatri’ye yönelttiler, orada da sekreterliğe adımızı verip bekletildik.

10:25 sekreterliğe gidip “nooldu bizim iş” dedim. “e sizin doktor bilmemkim başka servise gitti demin”

Niye lan? bize neden demediniz? bekliyoruz burda lök gibi.

O servisi aramaya başladık hastane içinde. Kimseler bilmiyor. Beni ilk arayan dr. filanca ile konuştum. O bir daha tarif etti. Nice koridorlar geçip nice güvenliğe dert anlattıktan sonra aradığımız kapıya geldik. Saat 10:45. Oğlum bir yandan “buradaki insanlar niye boyle, burası niye bu kadar düzensiz” diyor. “siz büyüyünce daha iyisini yaparsınız bizim bilgisayarımız yoktu öğrenemedik” diyorum. Ne diyeyim? Taa 1940’lardan beri bu devlet daireleri böyle oğlum mu diyeyim? Okusun Aziz Nesin’i gülsün büyüyünce. Öğrenilmiş çaresizlikten nefret ederim. Kafası hep açık olsun çocukların.

Doç Dr Bilmemkim bulundu. Kendisinin biz onu ararken araya üç hasta aldığı, bizim bu dev organizasyonsuzlukta hiç payımız olmamasına rağmen beklemeye devam edeceğimiz, daha muayenenin 40 dakika sarkacağı oradan başka bir serviste başka bir branşın muayenesinin de 45 dakika kadar süreceği.. ortaya çıktı. “yuh” dedim içimden. Doçente de “boyle iş yapılmaz” diyerekten voltayı aldım. O arada oğlumla da hastane katları içinde gezinerek oynanan bir oyun uygulaması yazdık. Çatıdaki helikoptere ulaşmaya çalışırken her katta bölüm sonu canavarlarını öldürdük.

Millete tez olacaktık az kaldı. Sanki ben çok ısrar etmişim de “doççentim noolur oğluma biyol bakıver gurban” demişim havaları da ayrı.

Yemişim hastanesini.. O canavar leşlerine takılın düşün de aklınız başınıza gelsin.

 

2 Yorum

Filed under çocuk, disleksi, saçmasapanlıklar