Tag Archives: fıkra

Tekno-Lagaluga

Meşhur fıkradır az uyarladım:

Bir gün Ormanlar Kralı Aslan hazretleri haftasonu bi tatile çıkayım demiş. Koca aslan yani, Orrmanı boş mu bıraksın? Yerine tavşan’ı tayin etmiş ve “ORmAnHaLkI” watsap grubuna durumu bildirmiş:

“SLM. tatile çıkıyorum. yerime tavşan bakacak. tam yetkilidir, gerekli saygıyı göstermeyeni dönüşte benzeteceğim. öptüm kib”

Cumartesi sabah tavşan ormanı neşeyle turlamaya başlamış. Aaa, tilki.. Gitmiş tilkinin enseye bi tokat! Tilki hışımla dönmüş tam parçalayacak tavşanı, aslan’ın vekili olduğunu hatırlamış. “günaydın tavşan hazretleri” demiş. İkilemiş.

Tavşan hoplaya zıplaya ilerlerken aaa Kurt :)) Hop gitmiş bi şaplak! Kurt kükreyerek ardına dönmüş ki tavşan kardeş kulaklarını oynatarak dikiliyor… “günaydın tavşan efendimiz” demiş. Uzamış.

Kırılmış gülmekten tavşan. Aaa ayı.. Hop enseye tokat.. Ayı haldırs diye dönmüş, bit kadar tavşan sırıtıyor.. almış eline bir dövmüş..

Tavşan inlemiş: “bakmıyor ki mesajlarına ayıoğlu ayı”

 

*-*-*-*-*-*

Bu saçmasapan firma sms’lerinden bıktım. adı sanı belli değil yasallığı şüpheli satılık ürün teklifleri, abuk sabuk otellerin tanıtımları, moderen züccaciyeci inglişler madamların promosyon teklifleri, kozmetik dükkanlarının lüzumsuz mesajları, reklamlar reklamlar :( reziller.hepsini siliyorum.

ve watzap grupları. bir zamanların facebook dürtmesi gibi.. interneti ilk defa gören, hiç kimse görmedi sanıyor, kedi videosunu dayıyor..

akrabası ayrı, apartmandaki hanımlar ayrı, okuldan öğretmenlerin ayrı, velilerin apayrı grupları içersinde deliriyorum. Haberleşmek değil sohbet çevirmek için kullanılan telefonu sevmem, aptal saptal görüntüleri videoları komik bulmuyorum, cins cins tebrik resimlerinizi samimi görmüyorum, telefon hafızasında kapladığı yere ihtiyacım var o yüzden:

“dün sana attığım şeyi gördün mü?”

“yok bakmadım”

“ama çok komik”

“olsun, bakmıyorum ben”

*-*-*-*-*-*

En iğrenci de velilerden birinin mesela “günaydın, yağmur yağıyor” yazması. elli kişi “buraya da yağıyor” “gece amma yağdı” “bahçeye çıkmasalar bari” “evet ayça ateşlendi zaten” (iş burada kopuyor onbin tane geçmiş olsun mesajı yağıyor. yazmasan -soğuk nevale- oluyorsun)

Önemli bir şey varsa yaz. Okuruz ayı değiliz ya.

 

1 Yorum

Filed under internet, saçmasapanlıklar

Şikayet Silsilesi

(bir evvelki yazıyı okumadan bunu okumayın)

Rahmetli büyük babamın bir anısını yazmıştım daha evvel burada da yeri geldi tekrarlayayım…

 

1950’ler… Kış günü, havalar soğuk, evde geceleri tek eğlence akraba ziyaretleri. Büyük halalar, bizimkilere oturmaya geliyorlar. Büyükbabam askerlik anısını anlatıyor…

Güya büyükbabamın askerliğini yaptığı yere yüksek rütbeli önemli bir kişi teftişe gelmiş. Teftişi beğenmemiş, “biz size şu kadar ödenek çıkardık, şu şu şu işler niye olmadı/kötü oldu” diye sormuş başçavuşa.. Başçavuş hemen “arzedeyim komutanım, bakınız şöyle” diyerek, sırada hazırolda bekleyen askerlerine dönmüş, en baştakine yerden bir topak çamur almış vermiş, “elden ele yanındakine ilet” demiş.. Sıranın sonundaki askere geldiğinde o bir kiloluk çamur kütlesi bilya kadar kalmış.. Sıradaki herkesin eline biraz bulaşmış çünkü…

Ertesi hafta da büyükbabamlar akşam oturmasına bacısıgile gitmişler. Laf lafı açmış.. Enişte kişisi, “bak abi sana askerde başımdan geçen olayı anlatayım” diye başlayıp AYNI hikayeyi anlatmasın mı? Ama bir farkla, bu sefer başçavuş yerden çamur almıyormuş, mutfaktan hamur getirtiyormuş.

Büyükbabam öfkelenmiş.. “birincisi o hikaye benim askerde başımdan geçti, ikincisi daha geçen hafta anlattığım hikayeyi bana mı satıyorsun, üçüncüsü de o hamur değil çamurdu” demiş. Bunlar hamur idi-çamur idi epeyce laf dalaşına girmişler o günden sonra.. :)))

Bir süre daha sonra büyük halayla bizim aile arasındaki bir miras meselesi yüzünden tartışma çıkıp/küsülüp hiç görüşmediklerinden onlardan kimseyi tanımıyorum. Büyükbabam ben 7 yaşındayken vefat ettiğinden olayı üçüncü, dördüncü ağızdan dinlediğim gibi aktarmaktayım, vebali söyleyenin boynuna artık)

*-*-*-*

Bi de fıkra sıkıştırayım da öyle bağlayayım olayı:

Adam camdan bakıyormuş, yolun kenarında iki işçi harıl harıl çalışıyor. Biri bir kazmayla küçük çukurlar açıyor, hemen arkasında bir başka işçi aynı çukuru geri kapatıyor?!?

Dayananamamış inip sormuş.. “Napıyorsunuz siz yahu?”

İkinci işçi küreğine dayanıp “abiciğum şimdi piz belediyede işçiyuz.  Habu kaldırıma komple ağaç tikeyruz.Cemal eşiyor çukuru, Yunus dikiyor hau fideyi, pen de kapatayrum üstünü. Lakin bugün Yunus hastadur işe gelmedi.”

*-*-*-*

İki gün önce kaldırım çalışması yapıyor belediye işyerimin önündeki kaldırımda.

Biri önden tam ortadaki kaldırım taşını kaldırıyor, eğretileme yerleştiriyor; arkadan gelen ekip de ne koyuyorsa altına artık, koyup taşı geri yerleştirerek cadde boyunca ilerliyorlar.

Fıkrada yaşadığımız için bu heriflerin aklına açtıkları çukurun başına uyarı levhası dikmek gelmiyor. tas1.jpg

ipeyk elbette laap diye taşa takılıp yere kapaklanıyor. (ufak tefek morluklarla geçiştirdim Allaha şükür. Niyeyse iki omzum birden ağrıyor onu da masajla fısfısla geçiriyoruz.)

Derhal çukurun başına bir uyarı dikip, belediyeye hem telefon ettim hem whatsapp hatlarından mesaj attım. Bi sms attılar; bir rakam verilmiş bana. Şikayetimi oradan takip edebilirmişim..Görebildiğim kadarıyla Fen İşlerine kadar ulaşmış mesaj.. ulaşırken yolda kimlerde elden ele, dilden dile geçmişse, kimlerin kulağına girerken kayıplara uğramışsa artık, bu sabah saat tam 8:00’de biri beni aradı. (sekizde!!)

sekizde.jpg

  • Kaldırımı şikayet etmişsiniz?
  • evet
  • adres yok burda nereye gelelim bayan? kaç numaranın kaldırımı yapılacak? nerenin önü bu?
  • kaldırımda bir şey yok. siz kaldırımı yapmak için mi emir aldınız?
  • kaldırımda çukur varmış şikayet etmişsiniz???
  • vardı ben düştüm, sonra da kapadılar.. konu sizinle ilgili değil beni yetkili biri arasın
  • tamam iyi günler

olay bu kadar şimdilik.

delirme de dur..

 

 

 

2 Yorum

Filed under saçmasapanlıklar, soruyorum, şikayetlerim

Ankara Savaşını Kim Yaptı? (ya da Eski İnsan)

Lise.. Birbirinin aynısı günler, birbirinden miskin öğrenciler.

Tarihçi arka sıradaki kaynaşmaya sinirlenip “Murat! kalk bakalım. Ankara savaşını kim yaptı?” diye bir soru sorar.

Murat bir anda adının geçmesiyle hafif ayılır, kendisine bir soru geldiği bellidir, yarım kıç kalkıp önünü iliklermiş gibi yaparak “valla billa ben yapmadım hocam” diyerek yırtmaya çalışır.

Tarihçinin tepesi atar, tansiyon fırlar.. Koridora fırlayıp müdür odasına giderken müzikçi yolunu keser.”hayırdır hocam?”

“hocam bu çocuklar niye hiç bir şey bilmiyorlar, 11-C’den Murat’a -ankara savaşını kim yaptı- diye sordum, -ben yapmadım- diyor.

müzikçi sırtını sıvazlamış tarihçinin: “hocam bunlar böyle, yaparlar yaparlar da, -yapmadım- derler”

Tarihçi şaşa kalmış.. Müdür odasına dalmış,

“Müdür bey!”

“Buyrun hocam nedir? sakin olun..”

“nasıl sakin olayım müdür bey. öğrencime soruyorum -ankara savaşını kim yaptı?- diye -ben yapmadım- diyor.  öğretmen arkadaşa anlattım o da -yaparlar da yapmadım derler- dedi ne bu rezalet”  diyerek içini dökmüş.

Müdür bey hemen öğretmenini sakinleştirmiş. “olur şey değil hocam, inanın ilk defa oluyor…”

öğretmen biraz açılmış.

müdür bitirmiş: “… şimdi ben milli eğitime yazarım sorarız oradan kim yapmış, hemen anlarız”

öğretmen yıkılmış.

Bir ay kadar sonra bakanlıktan yazı gelmiş.

“İlgili Makama

Ödenek olmadığından bu sene Ankara Savaşı yapılamayacaktır. Bilgilerinize. ”

 

**************************************************

Yeni İnsan dediğim bir tür var. Aniden evrimleşmiş ve ara kademeyi atlamış. Eski İnsanla arasında büyük idrak farkı var. Fazladan 15-20 duyu organı sahibi olmuş gibi. Hızlı, çok ve çabuk anlıyor, akıl yürütüyor.Ama nüfusu az.

Eski insan sorunun ne olduğunu bile anlayamazken, ona herşey yolunda iken; yeni insan eski insanın kısıtlı haliyle olaya bigâne oluşuna delirmekten başka bir şey yapamıyor. Birbirlerinin dilini anlamıyorlar. Bir çevirmen olmazsa ortam bir anda savaş alanına dönüyor.

E.İ. olayına hakim olduğu kadar biliyor, bildiğini inatla savunuyor çünkü bildiği doğru. Niye? Fili tuttuğu yerden anlatıyor.(*)

Yİ buna deli oluyor çünkü bir görüşte filin yaşını,cinsiyetini, otçul olduğunu, afrika mı asya fili mi olduğunu, ıvırını da zıvırını anlamış durumda ve ona o bilgilerin tamamı doğal geliyor. Eİ’a filin sadecene bir parça tüylü yufka OLMADIĞINI anlatabilse ilerleyebilecekler, ANA MEVZUYA GELECEKLER amaaa daha en başta olay b.ka sarıyor. Yİ komple nefret ederek bezelye beyinli malı fil b.kunda bırakıp Eİ’sız bir ortam için sızlanıyor diğer Yİ kardeşlere.

Eİ’larsa “ne diyo bu deyişik? vuha vuha asdafasasdf” olarak kalıyor.

 

Şimdi ben bunu niye yazdım? diyen bi daha gelmesin bloga:#bıktımsizden

 

(*) Bir grup köre bir fili tanıtmışlar. Her biri bir yerinden tutmuş fili. Elinin erdiği kadar yoklamış..Sonra da birbirlerine girmişler tanımlarken.. Hortuma denk gelen demiş “fil uzun, yılan gibi bir hayvandır” bacağını elleyen demiş “yok beyim sütun gibi dik ve kalın bir hayvandır”, kuyruktaki “solucan gibi ama ağzı çok büyük” kulaktaki: “yassı ve kıllı bir hayvan” demiş.

 

 

 

 

1 Yorum

Filed under insan olmak, internet, kültür, saçmasapanlıklar

Netiket/ İnternet etiği hakkında bir kıssa

Bunu yazdık ama şunu da yazalım :

 

Bedevinin biri çölde gidip dururken bir bakmış yol kenarında yatakalmış bir adam. İnmiş deveden, kırbasından su vermiş, gölge ayarlamak için ilerideki çalının dibine bir örtü serecekken bir de bakmış ki yerdeki fırlayıp kalkmış da bunun deveye atlamış, kaçıyor..

Bizimki ardından bağırmış: -Biradeeer, çaldın deveyi aferin. Ama bir ricam var. Sakın kimseye anlatma bunu!

Harami durdurmuş deveyi: -Niye ki?

Mağdur adam omuz silkmiş: – Bu duyulursa, bir daha kimse çölde bir başkasına yardım etmez artık..

 

 

3 Yorum

Filed under insan olmak, internet, kültür, severim paylasirim

Pilav iken yiyin….

Rahmetli babam anlatırdı..

Bir gün adamın biri bir restoranın önünden geçiyormuş.. Kapıda da garson çığırtkanlık yapıyormuş: (pilav iken yiyiin. Pilav iken yiyiiin)

Adam merak edip sormuş :Hemşerim ne diyorsun sen??

“Bak beyim” demiş garson. ” Bugün Pazartesi, ustamız çok güzel tereyağlı pilav yaptı. Bugün yedin, yedin. Yenmezse kalan pilavdan Salı günü dolma yapar.

Bitti mi? Bitmez artarsa, dolmadan kalanı Kadınbudu köfte olarak Çarşamba günü menüye koyarız. O da mı bitmedi, Perşembe günü Yayla Çorbası olarak gelir önüne.. Cumayı hiç sorma… Benden günah gitsin diye bağırıyorum ben de (Pilav İken Yiyiiin) diye.. ”

 

 

1 Yorum

Filed under ben yazdım, iştahlı işler, severim paylasirim

Bir fıkram daha var..

Hayatta düzgün fıkra anlatamam. Fıkrayı genellikle tarif ediyorum. (tahrif etmiyorum, o annemin işi, tahrip ise eşimin)

Bu da bu işte:

Adamın biri üzümü salkımıyla ağzına sokuyor, hürrrp diye taneleri emip, dalını çekip çıkarıyormuş..

Görenler: – Aman birader, üzüm taneyle yenir, demişler

– O dediğin elma, armut!

– Onlar dilim dilim yenir be!!

– O dediğin kavun karpuz !!!!!!

 

:))))))

 

zaman zaman ölçüyü kaçırdığımda kendim anlatıp kendim gülerim buna

2012-11-15 20.16.42

Yorum bırakın

Filed under severim paylasirim

Dedemin fıkrası : Felaket Ahmet

Benim harika bir dedem vardı. Hani masallarda olur ya, böyle tombik, göbekli, ak sakallı pamuk dedeler. Hah, tam onun tersiydi.

Emekli albay idi rahmetli. Kuleli Askeri Lisesi’ni dereceyle bitirmiş, biri Robert Kollej olmak üzere iki üniversite mezunu, iki dile hakim, belge niteliğinde iki araştırma kitabının yazarı, gezip görmediği yer kalmamış,centilmen, tam bir salon erkeği, kapı gibi, sarışın, mavi gözlü, hoş ve yakışıklı bir erkekti. Gurur duydum hep kendisiyle. Rahmetli dedemin severek anlattığı ve bizim de bayıldığımız bir Felaket Ahmet fıkrası vardı. Bu gece dedemi, “bu gözler neler gördü?” deyişini ve elbette o gözlerini hatırladım. Ben iyi bir fıkra anlatıcısı değilim, hele dedemin anlattığı gibi hiç anlatamam ama bakalım beğenecek misiniz:

 

Adamın biri iş gereği köyden çıkıp şehre gelmiş, bir kaç ay kalması gerekiyormuş. O devirde de evden köyden haber getirip götüren olmadıkça kimse kimsenin halini bilmiyor tabii.  İlerleyen günlerde pazaryerinde kendi köyünden Ahmet Efendiyle karşılaşmış. Köyden haber alacağına sevinmiş ama haberi Ahmet Efendiden alacağına da bozulmuş.. Ahmet Efendi dediysem, adıyla sanıyla Felaket Ahmet. Ağzından hayırlı bir laf çıkmaz, suratı sirke satar, ha bire felaket tellallığı yapar, dertli, fena olayları yetiştirmeyi görev addeder bir adammış bu Ahmet Efendi. Bizim adam, Felaket Ahmet’i görür görmez, “Eyvah” demiş “şimdi köyde ne kadar kötü haber varsa yetiştirir bana bu Felaket Ahmet. İyisi mi ben bizim çil horozu sorayım bir tek. En ucuz böyle atlatırım”

– Ooo Ahmet efendii, hangi rüzgar attı seni büyük şehire? Ben de köyü merak ediyordum, de bakayım, bizim çil horoz nasıl?

– Ah sorma hemşerim, babanın kırk mevlüdünde kestiler de suyuna pilav bişirdiler çil horozun..

– Aman babam mi öldü????

– He ya, anacığının hasretine dayanamadı garip.

– Oy anam da mı göçtü?

– Senin küçük biraderin acısını kaldıramadı, ne yapsın?

– Neeee, kardeşim de mi?????? Desene hânem yıkıldı…

– Yıkılmadı, yandı!

Adam artık daha bir şey soracak gibi değil, söylenmiş:

– işi gücü bırakayım. Varıp köye anamın atamın yasına gideyim. Hazır pazardayken, ikiz yeğenlerim yetim kalmış madem, onlara takke alayım şuradan…

– Valla baa sorarsan bi dene al!

5 Yorum

Filed under severim paylasirim