Tag Archives:

Anasına babasına, vatana millete hayırlı evlat ne iş yapar?

Bebek daha doğmadan, anne karnında aldığı ilk duadır.. “kız-erkek fark etmez, hayırlı evlat olsun”

Image result for hain evlat ökkeş
Hain evlat Ökkeş
(görsel internetten alıntıdır)

Doğar büyür kendisine de söylerler, hatta sorarlar: “büyüyünce ne olacaksın?”

– Vatana millete hayırlı insan olacağım..

E vatanın milletin de bunu istiyor da, hangi meslek daha hayırlı? Hepimizi tıp fakültesine almazlar ki doktor olalım tüm hastaları iyi edelim..

Arada izlediğimiz çok şeker bir film vardı: Arı Filmi.. The Bee Movie . orada bir sahne vardır.. Yeni mezun arılar iş kuyruğunda uygun bir iş bakarlar..

(görsel internetten alıntıdır)

Yapılacak işlerin listesi bir sütünda, işe eleman lazım olup olmadığı da bir başka sütünda yazılıdır ve anlık olarak güncellenmektedir. Sıran gelince açık işlerden birini beğenir alırsın ve orada ömür boyu çalışırsın.

Bizim niye böyle bir sistemimiz yok? Aynı memur sistemi gibi, seneye kaç adet çiftçi kaç adet kamyon şöförü ve kaç adet bilgisayar mühendisi lazım bize? On sene sonra? Ortalama 70 yıllık bir ömrümüz var hasbelkader tuttuğumuz bir yolda heder ediyoruz o ömrü de. Geri dönülmez bir şekilde mutsuz yaşayıp gidiyoruz. Aç kalmamak için çalışan, aile baskısıyla falan değil de filan olan binlerce insan var. Çeşitli işlere eleman bulunamazken örneğin mebzul miktarda işsiz eczacı var. Ne yapsın bu insanlar 5 yıl dirsek çürütüp okul bitirmişler ve iş yok. Bu yıl 50. eczacılık fakültesi açıldı ülkemizde. Yılda 100 mezun verse 5000 eczacı tam olarak ne olacak sizce?

Kızım lise öğrencisi ve yapmayı istediği meslek 10 yıl önce yoktu dünyada. 10 yıl sonra avukatlık, eczacılık, doktorluk bilgisayarlara emanet olacak biz de nalbantlar gibi, günümüzde hiç bir geçerliliği olmayan bir mesleğin son temsilcileri olacağız.

Sanal zekaların ele geçirdiği, internetin oksijene dönüştüğü yeni dünyada, vatana millete dünyaya marsa hayırlı evlat olmak istemek güzel, ne olacağını bilememek ise panik sebebi.

2 Yorum

Filed under Diğer

Kısır döngüye hoş geldiniz, hayırlı işler bol güneşler..

Eskiden esnaf ahlakı vardı. Esnaflık çekirdekten yetişerek olurdu. Çekirdek de çıraktı ve 7-8 yaşında işe ustanın elini öpüp işe başlarlardı. Çalışırken de A’dan Z’ye hem işi, hem müşteri yönetimini öğrenirler. Dükkanın önünü süpürmenin bile bir adabı vardır bunu da kitaptan öğrenemezsin arkadaş.

Çırak iki üç senede kalfa olur, 15’inde usta olur artık işe güce hakimdir. Rahat rahat ev geçindirecek kadar iyidir. Gerekirse 10 yıl çıraklığını yapar o işin ama sonunda o işin ustası olur, artık kendi çırakları olur. Sebat eder, ustadan ayrılıp başka usta bulmaz, başka ustaya göz kırpanın kulağı çekilir. Taa çıraklığında gelen giden müşterinin adını adresini, çoluğunu çocuğunu, eşiktekini beşiktekini öğrenmiştir, ileride kendisine müşteri olacak herkesi bilir. Herkes de onu tanır.. Kim çürük meyve satar, kim emekliye indirim yapar herkes adı gibi bellemiştir.

Usta dener çırağı. Yere çaktırmadan 20 lira atar mesela. Bakalım çırak ne yapacaktır? Cebe mi atacak, kasaya mı koyacak, yoksa?

Usta çok zor şartlarda dener çırağı. Ama çırak da onu baba bilir. Babalık görür. Sadece emeğinin karşılığını para olarak almaz, ailenin ferdi olur. Usta ona da kardeşlerine de bakar, askere yollar, hastaysa doktor getirir eve. Bazen çırak ustanın kızını alır, dükkan bile onun olur.

Usta pehlivan 40 oyun bilirmiş, 39’unu çırağına öğretirmiş. Kalan bir taneyi kendine saklarmış. Gün olur çırak karşısına çıkarsa güreşte, o son oyunla yenermiş. Ustaların sorunu bu zaten. Çırağa bir eksik öğretirler. Onun çırağı 38 oyun öğrenir. İki üç çırak sonra bilgi yarıya iner. :( O yüzden yabancılar işi yazılı çizili, kanunlu kitaplı öğretir. Hiç bir şey gözden kaçmaz.

Bizde herşey “göz kararı,el ayarı”. Formüle edemiyoruz, yazıya döküp standartlaştıramıyoruz ki. Olur da usta ölürse o sanat/imalat da yitiyor.  Neyse o da başka bir yazı konusu olarak beklesin.

*-*-*-*-*-*-*-*-*-

Kız vermeden önce mahallenin esnafına soruşturulur damat adayı… Niye? Tanırlar. Aileyi, soyunu sopunu kimin ne mal olduğunu mis gibi bilirler. Esnaf kraldır.

Bugün durum ne? Eleman 15-17 yaşında geliyor. Ergenliğin en azgın döneminde çırak olmaya gelen ustaya boyun eğmiyor. Söz dinlemiyor, şurdan söylediğin burdan gidiyor. Dili durmuyor, hesap vermiyor, müşteriyi saymıyor, akıllı telefonu avcunda habire, canı sıkıldı mı basıp gidiyor.

Bugün bijuteride iş buluyor, yarın yirmi lira fazla veren olursa kasapta işe başlıyor, iki hafta sonra adamı erkek giyim mağazasında görüyor şaşırıyorsun. Ertesi sene aynı sektörde kalırsa madalya istiyor. Kendisi müşteri olduğunda tezgahın karşısındakine delicesine kapris yapıyor. İşini yarım da yapsa aynı parayı aldığından özenmiyor, üste bir şey koymuyor, hiç bir şekilde kendisini geliştirmiyor. Baksa öğrenecek, bakmıyor bile.

E bu adam hasbelkader işyeri açıyor, esnaf oluyor, müşteri beğenmiyor, çırak bulamıyor bulduğuna zorbalık ediyor, alıcıya surat asıyor, sevkiyatta problem çıkarıyor, gayet haklı olduğun konuda bile “işine gelirse” deyip defetmeye getiriyor. İşinde bet bereket kalmayınca da deliriyor.

Müşteri paramla rezil mi olacağım sürüsüne bereket deyip hemen yan taraftaki dükkandan alışveriş yapıyor, esnafa sadakat kalmıyor, yandaki esnaf müşteri bağlamak için olmadık diller döküyor ama yine de kazanamıyor çünkü daha da densiz bir adam hemen bitişiğe aynı sektörden 3. dükkanı açıp daha da janjanlı çalışmaya başlıyor, herkese kesat geliyor.

Müşteri de arsız bir yerden sonra, çünkü muhatap bozuk. Dükkancı işi bilmiyor, malı tanımıyor, çırak kaşı gözü ayrı oynuyor, hesap makinesi alsan “organik yenge” diye yemin edecek tıyniyette bir çakal. Kitapçıya gidiyorsun ebleh personel “bıyrın yardımcı olayım” diyor. “Yüzüklerin Efendisi’ni arıyorum” diyorsun, adam yüzüme booomboş bakıyor, sonra tavana ve duvara bakıp kendisine -düşünüyorum hatırlayacam, şimdi bulucam şak getirip masaya koyacam-süsü vermeye çalışıyor ancak kesinlikle anlamadığını gözümle görüyorum. Beraber bilgisayara gidiyoruz “kimin yüzüğü demiştin abla” olarak bir akrabalık geliştiriyor sinsi. “Lan kitabı bilmiyorsun filmini de mi duymadın ökküz” denmiyor ökküze, efendice yazdırıyor ablası kitabın adını, daha sonra raftaki yeri kestirmeye çalışmasını izliyor sinirden gülüyorsunuz.

Dertliyim blog.

 

 

7 Yorum

Filed under insan olmak, saçmasapanlıklar