Category Archives: internet

Eba-ebay

Iki ogrenci sahibi veliyim.

Uzaktan çesitli eğitimler alışmışlığım var.

Hic bu kadar sacma is gormedim.

Tv’de sabit ders saati. Tekrar yine sabit saatte. İnternette eba.gov.tr’de hic bir derse ulasamadim henüz. Konuları göremiyorum. İzlemek pekiştirmek istediğim bir konu varsa ona ulaşma hakkım yok.

EbaTube yapamadınız ya inanılır gibi değil.

10 saat sonra: evde Turkcell/Superonline kullandığımızı keşfettik.

Tiviplus= TV+ kurduk tablete. O arada yer yok diye sildiğim bir oyun yüzünden eleştirildim. Haklı olduğuna kanaat getirip steam’den bir oyun satın alıp sukûneti sağladım.

Yayınların tekrarı var, çok rahatladım. Şindi Tonguç düşünsün Biryerlerde index de vardır belki, ondalık kesirler canıma okudu ve ters orantıyı hâlâ çözemiyorum.

Ve.. virus sayesinde benim dunyama bir adım yaklaşan insanlar şaşkın. Devam edeceğiz.

4 Yorum

Filed under insan olmak, internet, OKUL, TV

Ben bir introvert’im.

İntrovert enerjisini içinden alan kişi demek. Kafasının içinde ful hd ekranlarla dolu odalar var ve gez dolaş bitmiyor demek. Dış dünya o kadar vasat o kadar renksiz geliyor, insanlar o kadar biteviye ve yeknasak ki enerji tüketiyorlar. O yüzden introvertler, kendi başlarına gayet mutlu insanlar. En sevdiğimiz şey ertelenen planlar, telefon görüşmesi yapmamak, evde cici cici oturmak.

Bu aynı solak olmak gibi, miyop olmak gibi bir şey ama tersi. Diğer insanlar miyop ve gri de; biz daha canlı daha renkli bir uzay-zaman boşluğunda takılıyoruz gibi.. Umarım izah edebilmişimdir.

Olay son derece normal, kendinizi kötü ya da bozuk hissetmeyin. Düzeltilecek bir şey yok. Bir introvertseniz, az arkadaşınız vardır.

Çekingen değiliz, içine kapalı değiliz.. aslında doğru ışığın altında, sevdiğimiz konularda bizi susturmak mümkün değildir…

İntrovertler! Birleşin..

Ayrı ayrı…

Kendi evlerinizde…

Bir introvert değilseniz partilerin adamı çat orada çat kapı arkasında, yedi kralla barışık bir tipseniz… size extrovert deniyor…

yani dünyadaki herkes ya introvert ya da daha büyük ihtimalle ekstrovert.

ha bunların da çeşitleri var.. mesela acaba fikirlerle mi daha çok ilgilisiniz yoksa elle tutulur gerçeklerle mi? bir ile on arasında bir çizelge olsa…

(I)Fikirler-1.2.3.4.5.6.7.8.9.10-(S)Gerçekler

siz kendinizi hangi tarafa yakın hissedersiniz..

ya da bunun daha kolayı….hadi kendinizi test edin bakalım nesiniz? ya eşiniz? çocuklarınız?? sonra da yorum yapın isterseniz..

16 Kişilik Testi

3 Yorum

Filed under çocuk, insan olmak, internet, severim paylasirim

* e-sağlık öngörüleri *

Güneş saati,meydan saati, kurmalı cep saati, kol saati, dijital saat akışının sonu, bir zamanlar elektronik beyin dedikleri bilgisayarın komple cep telefonlarına gömülmesi ile sadece pahalı bir aksesuar olması ile sonuçlandı. Kimse “sadece” saati gösteren saat istemiyor ki?!

Oysa saat bir zamanlar insana emekliliğinde hediye edilen, sünnetinde takılan, damat olunca alabildiği bir şeydi. Kıymetliydi, dededen toruna aktarılırdı. Şimdi eskicilere, oradan da çöpe aktarılacak. Çünkü elimizde bir mucize var, internet.

Zamanında söğüt ağacı dallarından elde edilen ağrı kesicinin, binlercesi fabrikada bir saatte sentezleniveriyor. Hap yapmak, şurup formüle etmek artık mazinin de ötesinde kaldı; deri üzerinden yapıştırılan, deri altına gömülen ilaçlar, nano partiküller, yutulabilen, damara sokulabilen kameralar var. Kısa bir tarama ile ameliyattan önce hastanın 3 boyutlu arttırılmış gerçeklik haritası çıkartılarak canlı canlı evvire çevire didiklenmesini sağlayabiliyoruz.

E peki Zeki Müren bizi görebilecek mi? Yakın gelecekte bu işler nasıl olacak? Eczaneler hayatımızdan çıkacak mı? Tıp ya da Eczacılık okusak mı?

Dev bir veri bankasında 7 sülalenizin tüm tıbbi geçmişi yer alacak, son beş yıldır sabah kaçta uyandığınız, tansiyonunuz, kan değerleriniz mütemadiyen doktor uygulaması tarafından kayıtta olacak. Dünyadaki 5 milyar insandan alınan veriler anlık olarak işlenebilecek, potansiyel hastalıklar oluşmadan önlenebilecek, bugün ihtiyacınız olan gıda geçen yıldan ekilmiş, bu yıl toplanıp konservelenip buzdolabınıza sıralanmış olacak.

Her tür hastalık bulgusu her versiyonu ile kayıt altında olduğundan dirseğinizdeki kaşıntıyı kameraya gösterdiğinizde teşhisiniz konacak, insan hatası faktörü sıfıra inecek, doktora diyabetiniz olduğunu ya da kullanmakta olduğunuz bitkisel/kimyasal maddeleri söylemeyi unutma sonucu yan/çapraz etkilere maruz kalma ihtimali olmadan ilacınız en yakın depodan adresinize kargolanacak. Telefonunuz kalbinizi, ciğerlerinizi dinleyebilecek, görme kusurlarınızı saptayacak, diş bakımınızı denetleyecek, gebeliğinizin gidişatını kontrol altında tutarken, yeterince yürüyüşünüzü yapmamışsanız o künefeyi ancak rüyanızda görmenizi sağlayacak.

120 yıl yaşayacak ve muhtemelen tek bir hastane ya da doktor görmeden mutlu öleceksiniz.

Ve doktorluğa bir şey diyemem ama bildiğimiz eczacılık nalbantlık gibi tarihi bir meslek grubu olarak yok olacak.

Yorum bırakın

Filed under ben yazdım, internet, saglik

Eğitimde gelinen nokta

Ne bilmediğini bilmemek çok büyük dert, üstelik sinsi bir dert. Kanser gibi, farkında değilsin ve için için yiyor seni. Şu an millet fark etmeksizin yayılmış toplum kanserinin adı cehalet. Semptomlar çok bariz:

1- Ben bilirim

2- Sen bir hiçsin

Bu ikisini diyen biri ile karşılaştınız mı, kulaklarınızı kapatarak uzaklaşın.

Bu ödüllü filmde, bireylerin şişirilmiş egoları ve sahte ifade özgürlükleri ile tıkanarak topluma nasıl kanser olduklarını görüyoruz.

Her konuda aşırı, tehlikelidir. Yobazlık ve “fikrime saygı duyacaksın” pıtırcıklığı toplumun genel iyiliğine karşı ölümcül birer hastalıktır. Bulaşımı engellenmelidir.

Yorum bırakın

Filed under aile, çocuk, internet, OKUL, sosyal medya

Sevgi neydi? Sevgi emekti..

Yok deve. Mızmız milenyallerin çok bayıldığı bir cümle var bugün elimde.. “emeğe saygı”. Ben pozitif bilim insanıyım cınım. Görelim:

Lise fizik dersi. İş’in tanımı. Kuvvet x yol yani çok kabaca 1 kilo yükü 1 metre ileriye iterseniz 1 birim iş yaparsınız ki o da harcanan enerjiye eşittir.

Eğer bir binayı 1 metre ileriye itemezseniz yani yol=mesafe 0 ise iş de 0 olur. İş miş yapmadan eşek gibi enerji harcamış olursunuz.

Yani bir ay boyunca günde 4 saat denize tükürüyorsanız ortada bir iş yoktur, yani emek sıfırdır.

Yani bomboş videolar çekip yutuba koyunca ve kimse beğenmeyince, beğenmediğini de dümdük söyleyince alınmamak gerekir.

“İmi imiği siygi” diye biklenen milenyali kızılcık sopasıyla dövmek lazımdır.

Ne emeği? Hangi emek?

Yorum bırakın

Filed under bilgisayar, internet, saçmasapanlıklar

Paralar paralar bozulmasın aralar

Her insanın en temel ihtiyaçları beslenme, barınma ve giyinme olarak sıralanır.

Onun arkasından gelen üç kalem ise eğitim, sağlık ve adalettir.

Bu serinin arkasından gelen herşey göreceli olarak lükstür. Mümkünse her vatandaşa bu haklar ücretsiz olarak sağlanmalıdır.

Benim bugünkü fikrime göre, elektrik, su, doğalgaz ve internet bağlantısı da ücretsiz olmalıdır. Bu üç kalem giderin sıfırlanması gerektiğini düşünüyorum. Evde ya da işte kullandığım duvara, pencereye nasıl para vermiyorsam aydınlatması ve ısınması için de para ödememeliyim. Zaten niye ödediğimi de anlamıyorum. Birinin aklına gelmiş “dur bundan para alalım” demiş sonra da öyle devam etmiş gibi sanki… Elektrik ve su ve internet niye paralı olsun?

Ha illa lazımsa her birey kelle vergisi öder, aynı otelde yaşar gibi, tüm hizmetlerden faydalanır.

Yorum bırakın

Filed under ben yazdım, icatlar, insan olmak, internet, saçmasapanlıklar

Kuşak Farkı Farkındalığı

İnsanlar oturup incelemişler. Nesiller arası bir değişiklik, bir kopukluk var ama neden? Nasıl oluyor da oluyor?

Değişik ortak özellikleri olan kuşaklar saptanmış. onar yıl arayla gitmekteler. X,Y,Z kuşağı diyor Amerikalılar. Ben isim vermek istemedim ama düşünürseniz siz bulursunuz.. Ams bir kuşağın adı illa ki olacaksa, doğdukları değil genç oldukları yılların adı olur bunu da unutturmayalım. yani 80 kuşağı 1980’de doğmadı. 1980’de 10-18 yaş arasındaydılar.

hard

hard times

Zor zamanlar güçlü adamlar yetiştirir. Güçlü adamlar iyi devirlerde hüküm sürerler. İyi devirlerde zayıf adamlar yetişir. Zayıf adamlar zor zamanlar yaratırlar.

 

Cumhuriyet kuşağı.. 1923’ten itibaren doğanlar. Yeni bir ülkenin yeni insanları olarak büyüdüler, kendilerine epeyce umut bağlandı, en fakir köylerden bile çıksalar okutulup adam edildiler.

Savaş sonrası doğan kuşak.. 1940’larda doğdular, 60’larda büyük oldular.Bütün aile bir evde yaşayan, kültürlü, radyodan ajans dinleyen, Beyoğluna kravatla çıkan kuşak. Çok sıkıntıda büyüdüklerinden, çok sert ve savaşçı insanlardı. Ana babalarından gördükleri gibi çocuklarına baskı uyguladılar.

Onların çocukları ise 50’li yıllardan itibaren doğdular. O baskıdan nefret ettiler ve aykırı yaşamak için fırs60 at kolladılar. Meşhuuur 68 kuşağı işte… Kendileri herşeye asi herşeye muhalif. Dünyayı kurtaracaklardı, kurtaramadılar. Ne ana babalarının yolunda gitmek istediler ne yeni bir yol açabildiler, kendi çocuklarını alabildiğine rahat yetiştirdiler.

Bu yeni kuşak, 60’ların bebekleri, ilk tv yayınını, aya gidenleri, birbirinden güzel bolluk yıllarını gördü. Beri yandan rahat en çok bunlara battı. Sağcılık solculuk oynamaya başladılar. Kendi beyinlerini bırakıp başkalarının fikirlerine bel bağladılar. Her şekilde karşı grubu suçladılar ve politikaya bulaşmasınlar diye çocuklarını da “biz haklıyız onlar haksız” diye büyüttüler. Sormak sorgulamak yasaktı. İnan gitsin ne uğraşcan?

70’lerde doğanlar çocukluk ve gençliklerini apolitik ama şen şakrak geçirdiler. Televizyon çocuğuydular. Vur patlasın çal oynasındı. Atariler, Commodore’lar, Anadolu liseleri, yurtdışından ithal her bir malzeme.. Herkes en kalitelinin peşindeydi. Pembe yahut yeşil gözlüklerle büyüdüler ve gençlikleri de “benim kapalı arkadaşlarım var” ya da “benim açık arkadaşlarım var” olarak ayrıştırmaları, etiketleri normalleştirmekle geçti. Bunlar genel gidişattan, alışılmış düzenden hoşnut değiller ve çocuklarını dünya vatandaşı olarak yetiştirme derdindeler.

80’lerde doğanlar en şanslıları. Herşeyi salata gibi bir arada yaşadılar. AKP öncesi dönem diye bir şeyden haberleri yok, ülke hep böyleydi zannetmekteler. Çocuklarını “bizim zamanımızda yoktu, bunların her şeyi olsun” eksik mantığıyla büyütüyorlar. El kadar çocuklara milyarlık telefonlar verilmekte.

2018 itibariyle elimizde milenyaller var. Milenyum dediğimiz 2000 civarı doğan ve şu an yeni yeni ergenliği biten grup. Alayı internetle, starbaksla, binbir kanallı hd tv’lerle ve ayfonla büyüdü, evvelki nesilleri taş devri kuşağı olarak görmekte mümkünse tümünün aniden ölmesini dilemekteler.

Bunları en güzel şurada bulabilirsiniz.

1 Yorum

Filed under internet, kültür, severim paylasirim