Category Archives: internet

Eba-ebay

Iki ogrenci sahibi veliyim.

Uzaktan çesitli eğitimler alışmışlığım var.

Hic bu kadar sacma is gormedim.

Tv’de sabit ders saati. Tekrar yine sabit saatte. İnternette eba.gov.tr’de hic bir derse ulasamadim henüz. Konuları göremiyorum. İzlemek pekiştirmek istediğim bir konu varsa ona ulaşma hakkım yok.

EbaTube yapamadınız ya inanılır gibi değil.

10 saat sonra: evde Turkcell/Superonline kullandığımızı keşfettik.

Tiviplus= TV+ kurduk tablete. O arada yer yok diye sildiğim bir oyun yüzünden eleştirildim. Haklı olduğuna kanaat getirip steam’den bir oyun satın alıp sukûneti sağladım.

Yayınların tekrarı var, çok rahatladım. Şindi Tonguç düşünsün Biryerlerde index de vardır belki, ondalık kesirler canıma okudu ve ters orantıyı hâlâ çözemiyorum.

Ve.. virus sayesinde benim dunyama bir adım yaklaşan insanlar şaşkın. Devam edeceğiz.

4 Yorum

Filed under insan olmak, internet, OKUL, TV

Ben bir introvert’im.

İntrovert enerjisini içinden alan kişi demek. Kafasının içinde ful hd ekranlarla dolu odalar var ve gez dolaş bitmiyor demek. Dış dünya o kadar vasat o kadar renksiz geliyor, insanlar o kadar biteviye ve yeknasak ki enerji tüketiyorlar. O yüzden introvertler, kendi başlarına gayet mutlu insanlar. En sevdiğimiz şey ertelenen planlar, telefon görüşmesi yapmamak, evde cici cici oturmak.

Bu aynı solak olmak gibi, miyop olmak gibi bir şey ama tersi. Diğer insanlar miyop ve gri de; biz daha canlı daha renkli bir uzay-zaman boşluğunda takılıyoruz gibi.. Umarım izah edebilmişimdir.

Olay son derece normal, kendinizi kötü ya da bozuk hissetmeyin. Düzeltilecek bir şey yok. Bir introvertseniz, az arkadaşınız vardır.

Çekingen değiliz, içine kapalı değiliz.. aslında doğru ışığın altında, sevdiğimiz konularda bizi susturmak mümkün değildir…

İntrovertler! Birleşin..

Ayrı ayrı…

Kendi evlerinizde…

Bir introvert değilseniz partilerin adamı çat orada çat kapı arkasında, yedi kralla barışık bir tipseniz… size extrovert deniyor…

yani dünyadaki herkes ya introvert ya da daha büyük ihtimalle ekstrovert.

ha bunların da çeşitleri var.. mesela acaba fikirlerle mi daha çok ilgilisiniz yoksa elle tutulur gerçeklerle mi? bir ile on arasında bir çizelge olsa…

(I)Fikirler-1.2.3.4.5.6.7.8.9.10-(S)Gerçekler

siz kendinizi hangi tarafa yakın hissedersiniz..

ya da bunun daha kolayı….hadi kendinizi test edin bakalım nesiniz? ya eşiniz? çocuklarınız?? sonra da yorum yapın isterseniz..

16 Kişilik Testi

3 Yorum

Filed under çocuk, insan olmak, internet, severim paylasirim

* e-sağlık öngörüleri *

Güneş saati,meydan saati, kurmalı cep saati, kol saati, dijital saat akışının sonu, bir zamanlar elektronik beyin dedikleri bilgisayarın komple cep telefonlarına gömülmesi ile sadece pahalı bir aksesuar olması ile sonuçlandı. Kimse “sadece” saati gösteren saat istemiyor ki?!

Oysa saat bir zamanlar insana emekliliğinde hediye edilen, sünnetinde takılan, damat olunca alabildiği bir şeydi. Kıymetliydi, dededen toruna aktarılırdı. Şimdi eskicilere, oradan da çöpe aktarılacak. Çünkü elimizde bir mucize var, internet.

Zamanında söğüt ağacı dallarından elde edilen ağrı kesicinin, binlercesi fabrikada bir saatte sentezleniveriyor. Hap yapmak, şurup formüle etmek artık mazinin de ötesinde kaldı; deri üzerinden yapıştırılan, deri altına gömülen ilaçlar, nano partiküller, yutulabilen, damara sokulabilen kameralar var. Kısa bir tarama ile ameliyattan önce hastanın 3 boyutlu arttırılmış gerçeklik haritası çıkartılarak canlı canlı evvire çevire didiklenmesini sağlayabiliyoruz.

E peki Zeki Müren bizi görebilecek mi? Yakın gelecekte bu işler nasıl olacak? Eczaneler hayatımızdan çıkacak mı? Tıp ya da Eczacılık okusak mı?

Dev bir veri bankasında 7 sülalenizin tüm tıbbi geçmişi yer alacak, son beş yıldır sabah kaçta uyandığınız, tansiyonunuz, kan değerleriniz mütemadiyen doktor uygulaması tarafından kayıtta olacak. Dünyadaki 5 milyar insandan alınan veriler anlık olarak işlenebilecek, potansiyel hastalıklar oluşmadan önlenebilecek, bugün ihtiyacınız olan gıda geçen yıldan ekilmiş, bu yıl toplanıp konservelenip buzdolabınıza sıralanmış olacak.

Her tür hastalık bulgusu her versiyonu ile kayıt altında olduğundan dirseğinizdeki kaşıntıyı kameraya gösterdiğinizde teşhisiniz konacak, insan hatası faktörü sıfıra inecek, doktora diyabetiniz olduğunu ya da kullanmakta olduğunuz bitkisel/kimyasal maddeleri söylemeyi unutma sonucu yan/çapraz etkilere maruz kalma ihtimali olmadan ilacınız en yakın depodan adresinize kargolanacak. Telefonunuz kalbinizi, ciğerlerinizi dinleyebilecek, görme kusurlarınızı saptayacak, diş bakımınızı denetleyecek, gebeliğinizin gidişatını kontrol altında tutarken, yeterince yürüyüşünüzü yapmamışsanız o künefeyi ancak rüyanızda görmenizi sağlayacak.

120 yıl yaşayacak ve muhtemelen tek bir hastane ya da doktor görmeden mutlu öleceksiniz.

Ve doktorluğa bir şey diyemem ama bildiğimiz eczacılık nalbantlık gibi tarihi bir meslek grubu olarak yok olacak.

Yorum bırakın

Filed under ben yazdım, internet, saglik

Eğitimde gelinen nokta

Ne bilmediğini bilmemek çok büyük dert, üstelik sinsi bir dert. Kanser gibi, farkında değilsin ve için için yiyor seni. Şu an millet fark etmeksizin yayılmış toplum kanserinin adı cehalet. Semptomlar çok bariz:

1- Ben bilirim

2- Sen bir hiçsin

Bu ikisini diyen biri ile karşılaştınız mı, kulaklarınızı kapatarak uzaklaşın.

Bu ödüllü filmde, bireylerin şişirilmiş egoları ve sahte ifade özgürlükleri ile tıkanarak topluma nasıl kanser olduklarını görüyoruz.

Her konuda aşırı, tehlikelidir. Yobazlık ve “fikrime saygı duyacaksın” pıtırcıklığı toplumun genel iyiliğine karşı ölümcül birer hastalıktır. Bulaşımı engellenmelidir.

Yorum bırakın

Filed under aile, çocuk, internet, OKUL, sosyal medya

Sevgi neydi? Sevgi emekti..

Yok deve. Mızmız milenyallerin çok bayıldığı bir cümle var bugün elimde.. “emeğe saygı”. Ben pozitif bilim insanıyım cınım. Görelim:

Lise fizik dersi. İş’in tanımı. Kuvvet x yol yani çok kabaca 1 kilo yükü 1 metre ileriye iterseniz 1 birim iş yaparsınız ki o da harcanan enerjiye eşittir.

Eğer bir binayı 1 metre ileriye itemezseniz yani yol=mesafe 0 ise iş de 0 olur. İş miş yapmadan eşek gibi enerji harcamış olursunuz.

Yani bir ay boyunca günde 4 saat denize tükürüyorsanız ortada bir iş yoktur, yani emek sıfırdır.

Yani bomboş videolar çekip yutuba koyunca ve kimse beğenmeyince, beğenmediğini de dümdük söyleyince alınmamak gerekir.

“İmi imiği siygi” diye biklenen milenyali kızılcık sopasıyla dövmek lazımdır.

Ne emeği? Hangi emek?

Yorum bırakın

Filed under bilgisayar, internet, saçmasapanlıklar

Paralar paralar bozulmasın aralar

Her insanın en temel ihtiyaçları beslenme, barınma ve giyinme olarak sıralanır.

Onun arkasından gelen üç kalem ise eğitim, sağlık ve adalettir.

Bu serinin arkasından gelen herşey göreceli olarak lükstür. Mümkünse her vatandaşa bu haklar ücretsiz olarak sağlanmalıdır.

Benim bugünkü fikrime göre, elektrik, su, doğalgaz ve internet bağlantısı da ücretsiz olmalıdır. Bu üç kalem giderin sıfırlanması gerektiğini düşünüyorum. Evde ya da işte kullandığım duvara, pencereye nasıl para vermiyorsam aydınlatması ve ısınması için de para ödememeliyim. Zaten niye ödediğimi de anlamıyorum. Birinin aklına gelmiş “dur bundan para alalım” demiş sonra da öyle devam etmiş gibi sanki… Elektrik ve su ve internet niye paralı olsun?

Ha illa lazımsa her birey kelle vergisi öder, aynı otelde yaşar gibi, tüm hizmetlerden faydalanır.

Yorum bırakın

Filed under ben yazdım, icatlar, insan olmak, internet, saçmasapanlıklar

Kuşak Farkı Farkındalığı

İnsanlar oturup incelemişler. Nesiller arası bir değişiklik, bir kopukluk var ama neden? Nasıl oluyor da oluyor?

Değişik ortak özellikleri olan kuşaklar saptanmış. onar yıl arayla gitmekteler. X,Y,Z kuşağı diyor Amerikalılar. Ben isim vermek istemedim ama düşünürseniz siz bulursunuz.. Ams bir kuşağın adı illa ki olacaksa, doğdukları değil genç oldukları yılların adı olur bunu da unutturmayalım. yani 80 kuşağı 1980’de doğmadı. 1980’de 10-18 yaş arasındaydılar.

hard

hard times

Zor zamanlar güçlü adamlar yetiştirir. Güçlü adamlar iyi devirlerde hüküm sürerler. İyi devirlerde zayıf adamlar yetişir. Zayıf adamlar zor zamanlar yaratırlar.

 

Cumhuriyet kuşağı.. 1923’ten itibaren doğanlar. Yeni bir ülkenin yeni insanları olarak büyüdüler, kendilerine epeyce umut bağlandı, en fakir köylerden bile çıksalar okutulup adam edildiler.

Savaş sonrası doğan kuşak.. 1940’larda doğdular, 60’larda büyük oldular.Bütün aile bir evde yaşayan, kültürlü, radyodan ajans dinleyen, Beyoğluna kravatla çıkan kuşak. Çok sıkıntıda büyüdüklerinden, çok sert ve savaşçı insanlardı. Ana babalarından gördükleri gibi çocuklarına baskı uyguladılar.

Onların çocukları ise 50’li yıllardan itibaren doğdular. O baskıdan nefret ettiler ve aykırı yaşamak için fırs60 at kolladılar. Meşhuuur 68 kuşağı işte… Kendileri herşeye asi herşeye muhalif. Dünyayı kurtaracaklardı, kurtaramadılar. Ne ana babalarının yolunda gitmek istediler ne yeni bir yol açabildiler, kendi çocuklarını alabildiğine rahat yetiştirdiler.

Bu yeni kuşak, 60’ların bebekleri, ilk tv yayınını, aya gidenleri, birbirinden güzel bolluk yıllarını gördü. Beri yandan rahat en çok bunlara battı. Sağcılık solculuk oynamaya başladılar. Kendi beyinlerini bırakıp başkalarının fikirlerine bel bağladılar. Her şekilde karşı grubu suçladılar ve politikaya bulaşmasınlar diye çocuklarını da “biz haklıyız onlar haksız” diye büyüttüler. Sormak sorgulamak yasaktı. İnan gitsin ne uğraşcan?

70’lerde doğanlar çocukluk ve gençliklerini apolitik ama şen şakrak geçirdiler. Televizyon çocuğuydular. Vur patlasın çal oynasındı. Atariler, Commodore’lar, Anadolu liseleri, yurtdışından ithal her bir malzeme.. Herkes en kalitelinin peşindeydi. Pembe yahut yeşil gözlüklerle büyüdüler ve gençlikleri de “benim kapalı arkadaşlarım var” ya da “benim açık arkadaşlarım var” olarak ayrıştırmaları, etiketleri normalleştirmekle geçti. Bunlar genel gidişattan, alışılmış düzenden hoşnut değiller ve çocuklarını dünya vatandaşı olarak yetiştirme derdindeler.

80’lerde doğanlar en şanslıları. Herşeyi salata gibi bir arada yaşadılar. AKP öncesi dönem diye bir şeyden haberleri yok, ülke hep böyleydi zannetmekteler. Çocuklarını “bizim zamanımızda yoktu, bunların her şeyi olsun” eksik mantığıyla büyütüyorlar. El kadar çocuklara milyarlık telefonlar verilmekte.

2018 itibariyle elimizde milenyaller var. Milenyum dediğimiz 2000 civarı doğan ve şu an yeni yeni ergenliği biten grup. Alayı internetle, starbaksla, binbir kanallı hd tv’lerle ve ayfonla büyüdü, evvelki nesilleri taş devri kuşağı olarak görmekte mümkünse tümünün aniden ölmesini dilemekteler.

Bunları en güzel şurada bulabilirsiniz.

1 Yorum

Filed under internet, kültür, severim paylasirim

Verin Verilerimi Bağırtmayın Beni

Her türlü kurum cayır cayır bilgilendirme mesajları gonderiyor. Yeni kanunla (KVKK) Kişisel verilerimi kendim kontrol edebileceğim. “adaaam sende” diyenlere izah edemeyeceğim onlar kendi başlarının çaresine baksın bu önemli bir şey. Unutulma hakkı.

Yasal olarak internete koyduğum ya da üye olurken verdiğim her şey/her bilgi benim kendi mülküm sayılır.

Hani instagrama yazıyorsunuz ya “emeğe saygı, fotoğraflarımı çalıp kullanmayın, arkadaşlar spamlayın ltfn” bilmemne, onun bir adım ilerisi.

Benden izinsiz verilerimi şuraya buraya satmaları bitti şükür.

Malum  bilgi çok değerli ve topladıkları onca veriyi geri vermeye de hiç niyetleri yok.   E ben de razı değilim bilgilerimin elden ele dolaşmasına.. Hatta bunu yaptıkları için boş vaktim olsa cayır cayır tazminat da alırım.

“Kişisel verilerinizin KVKK madde 7’de öngörülen şartlar çerçevesinde imha edilmesini (silinmesini, yok edilmesini veya anonim hale getirilmesini) Şirketten talep edebilirsiniz. Aynı zamanda verilerin aktarıldığı veya aktarılabileceği 3. kişilerin söz konusu imha talebiniz ile ilgili bilgilendirilmesini talep edebilirsiniz.”

Şimdi, yasal hakkım var “silin verimi, sildirtmeyin kendinizi” dedim mi silecekler.

Ama şirin bir boşluk yakaladı serseriler. Silin demek için bir yol göstermiyor yasa, Kişisel Verilerin Korunması Kurulu boş bırakmış oraları. Dut eksin.

Efendime söyleyeyim o zaman ya bizzat kurumun merkezine (her neresiyse artık.. kalkıp şehirler arası gidecek değil kimse ehü ehü ne zaka var sende Nuritin abey) müracaatım lazım,

ya noterden ihtarname çektireceğim (bi ton para)

ya da kimliğimi kanıtlayan belgeler eşliğinde dilekçe yazıp (postada kaybolacak tabii/yahut yeniden ellerine bilgi vermiş olacağım, onu sildirmek için ne yapacağım??) gondereceğim.

Ama mesela telefon edersem olmuyor. Sende kayıtlı telefonum işte.. sen beni arıyorsun bana o numaraya gonderdiğin şeylerin bana ulaştığını biliyorsun, tebliğ edildi sayıyorsun?

Mail atamıyorum yine aynı şekilde karşı firmayla 10 yıldır yazıştığım faturalarımı yolladıkları mail adresini kabul etmiyorlar.

ha Kayıtlı e-postam (KEP) varsa o ayrı (ki yok ve niye olsun?) o zaman KEPimden KEP’lerine mail attırıyorlar.

 

Ya böyle saçmalık olur mu?

 

GELİŞME:

Kişisel Verileri Koruma Kurumu bir duyuru yapmış..

Kurul, çıkardığı ikincil düzenlemelerle veri sorumlusuna yapılacak başvuruların yöntemini belirlemiştir.

Veri Sorumlusuna Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Tebliğ için tıklayınız

 

Başvuru usulü

MADDE 5 – (1) İlgili kişi, Kanunun 11 inci maddesinde belirtilen hakları kapsamında taleplerini, yazılı olarak veya kayıtlı elektronik posta (KEP) adresi, güvenli elektronik imza, mobil imza ya da ilgili kişi tarafından veri sorumlusuna daha önce bildirilen ve veri sorumlusunun sisteminde kayıtlı bulunan elektronik posta adresini kullanmak suretiyle veya başvuru amacına yönelik geliştirilmiş bir yazılım ya da uygulama vasıtasıyla veri sorumlusuna iletir.

(2) Başvuruda;

a) Ad, soyad ve başvuru yazılı ise imza,

b) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için T.C. kimlik numarası, yabancılar için uyruğu, pasaport numarası veya varsa kimlik numarası,

c) Tebligata esas yerleşim yeri veya iş yeri adresi,

ç) Varsa bildirime esas elektronik posta adresi, telefon ve faks numarası,

d) Talep konusu,

bulunması zorunludur.

(3) Konuya ilişkin bilgi ve belgeler başvuruya eklenir.

(4) Yazılı başvurularda, veri sorumlusuna veya temsilcisine evrakın tebliğ edildiği tarih, başvuru tarihidir.

(5) Diğer yöntemlerle yapılan başvurularda; başvurunun veri sorumlusuna ulaştığı tarih, başvuru tarihidir.

 

Şimdi oldu. Buyrun Örnek Başvuru şu şekilde:

 

 

Filan Bank/ Falan Telekom/Feşmekan Kargo Genel Müdürlüğüne,

İstanbul

Konu: KVKK Kapsamında Bilgi Talebi

 

Sayın İlgili,

29677 numaralı kanun gereği kişilerin  “kendileriyle ilgili kişisel verilerin işlenip işlenmediğini öğrenmek, işlenmişse bunları talep etmek, verinin muhtevasının eksik veya yanlış olması halinde bunların düzeltilmesini, hukuka aykırı olması halinde ise silinmesini, yok edilmesini ve buna göre yapılacak işlemlerin verilerin açıklandığı üçüncü kişilere bildirilmesini ve verilerin kanuna aykırı olarak işlenmesi sebebiyle zararlarının giderilmesini talep etme hakları” bulunmaktadır.

Bu hakka dayanarak, aşağıda adı ve adresi bulunan şahsımın, şirketinizle olan geçmiş tüm yazışma, telefon görüşmesi, internet formları ve benzeri şekillerde toplanarak oluşturulmuş veri tabanında bulunan kişisel verilerime erişiminize vermiş olabileceğim rızamı, bugünden itibaren kaldırıyorum. İznim alınarak yahut iznim olmaksızın elde edilmiş, saklanmış, işlenmiş ve üçüncü kişilere açıklanmış tüm verilerimin silinmesini; kullanılmış verilerimle ilgili doğabilecek her türlü zararımın tazmini saklı kalmak üzere, talep ediyorum.

Gereğinin yapılarak, mezkûr kanunun ilgili maddesi uyarınca tarafıma 30 gün içersinde yazılı olarak bilgi verilmesini rica ederim.

Saygılarımla

 

TC Kimlik

Ad, soyad

İmza

Adres:

 

 

 

 

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, bilgisayar, facebook, internet, soruyorum, şikayetlerim

“Hâlâ mı blog be? Yutup varken :/ ” Evet hâlâ ve hep blog…

Bir resim bin kelimeye bedelken; elimizdeki gelecek tamamen gorsel-işitsel bir mecraya kayar ve uzun eğitim kitaplarının yerini online özet geçici video öğretmenleri alırken; kitap satışları azalır ancak yazar sayısı artarken doğal olarak da nitelikli okuyucu oranı düşerken bir de blog okuyan kim kalacak ki diye düşünen varsa diye yazmaktayım bu haftaki yazımı.

Ortalama yaşam süresinin ilk beş yılını hayatta kalabilme becerileri edinmeyi öğrenmekle geçiriyoruz. Bir anne ve bir baba rol model olarak yeni bir insanı büyütmeye çalışıyorlar.

ikinci bir beş yıl daha geçtiğinde çocuk oyunlarla hayatı öğrenmiş, sosyalleşmiş ve temel becerileri kazanmış olmak zorunda.

on ilâ onbeş yaş arasında vücut gelişimi ile paralel olarak zihinsel gelişim, manevi değerler, soyut kavramlar yerleşiyor.

onbeş yirmi yaş arası ise tam teşekküllü bir eğitime adanmak zorunda. gelecekte hayatını sürdürebilmek, geçinebilmek ve yeni insanlar yetiştirebilmek için elzem olan para kazanma/işçilik/üreticilik üzerine geliştiriliyor.

İnsanlar kediler gibi çeşit çeşit. Bu yüzden hayatımızı sürdürebiliyoruz, herkes doktor olsa buğdayı kim yetiştirir? Bazıları sınıf başkanı olarak doğuyor bazıları ressam. O ayrışma anı (yedisinde neyse yetmişinde de o olmak) ilk on yaşta aşağı yukarı belirlenebiliyor. Ergenlik çağındaki gencin ggelecek için yaptığı planlar ve yapmayı sevdiği şeylerle, doğuştan gelen becerileri yani elinden gelenler çakışıyorsa mutlu bir kişi olup ilerliyor. Yani ilk on yılda yönelim saptanmalı ve ikinci on yıl o yönelime uygun eğitim verilmeli. Hatta yaşı kaç olursa olsun insanlar istediği işi öğrenebilmek için ücretsiz eğitime geri dönebilmeli.

Hatta hatta insanlara temel barınak, eğitim, yiyecek ve sağlık ücretsiz olarak sağlanmalı. Yani huzurevleri 0-100 yaş arası isteyen herkesi barındırmalı. Daha fazlasına sahip olmak isteyen (toplumdaki ihtiyaç da hesaplanarak) arzu ettiği eğitimi alıp arzu ettiği bilimde, sanatta ya da işçilikte geçimini kazanabilmeli.

40+ bir insan olarak yazıyorum: Şimdiye kadar okullarda öğretilenlerle yetinmeyip kendi başımıza çabalayarak, gazeteler, makaleler, kitaplar okuyarak, bilen kişileri dinleyerek kendimize göre bir yere geldik, bir şeyler öğrendik. Fazlasını unuttuk, artık damıtılmış bilgi elimizde (zihnimizde). Şimdi Amerikayı yeniden keşfetmeden, her seferinde başa dönmeden bir sonraki nesli bir gıdım daha ileriden başlatabilme şansı elimizde. (evet onbeş günde Fransız devrimi…#GORA).

Bunu okuyan gençlere sözlükte ve muhtelif yerlerde insanların “17 yaşıma söyleyeceğim tek cümle/vereceğim öğüt” konulu yazılarını bulup okumaları. Çünkü öğrendim ki insanlar bilgi miraslarını daima KENDİ çocuklarına geçiremiyorlar. Yıllarca dünyanın dört bir tarafında aradığın, öğrenmek için yanıp tutuştuğun bilgi belki de tam karşı komşunun kafasının içinde. Ve kendi çocukları ilgilenmediği için küsmüş bozum olmuş oturmakta. İşte o onyedi yaşa mektuplardan biri mutlaka sana yazılmış olacak. Ufkunda bir kapı açmasa bile bir pencere aralayacak. Taze hava girecek içeri. Çok işine yarayabilir. (gerçi onyediliklerin bir büyükten öğüt almaya olan gönülsüzlükleri hatta inatçı tepkisellikleri de malum. Belki de bu yüzden bu bilgi-evrimsel Babil Kulesi hiç yükselemesin diye :) )

Amazon, imdb, goodreads, spotify vb bu yüzden, uyguladıkları algoritma sayesinde benim sevip puanladığım ürünlere göre benimle aynı şeyleri aynı puanla beğenmiş insanların beğendiği diğer şeyleri de bana sunması harika bir şey. “Bununla ilgilenenler şunlara da baktı” diye önüme “lan hakkaten iyiymiş” dediğim, normal şartlar altında dönüp bakmayacağım bir çok eser tanımış oldum.

Okuyacak kitap bulamadığım sinir olduğum zamanlar vardı. Seveceğim bir tanesini bulabilmek için sevmediğim bir sürü kitap okudum. Filmlerde işim kolay, beğenmezsem izlemeyip bırakıyorum. Başından belli oluyor benlik bir şey olup olmadığı. Kitabı okumadan bırakmaya kıyamamak çok zor. Yine de yarım bırakılmış ve freecycle’lanmış bisürü kitap oldu geçmişimde.

Kızımın ve oğlumun şimdiye kadar okuduğum her on kitaptan birini sakladığım bir kütüphaneden, izleyip değerlendirip belki yüzde birini beğendiğim filmlerden oluşan bir arşivi hızlıca beyinlerine yüklemeyi çok isterdim. Hazır okunmuş, seçme kitap işte. Bundan sonra hangi yazarı okusam, hangi kitap bana hitap eder diye düşünecek bir şey yok. Tertemiz ayıkladım. İyi de, ilgil alanlarımız aynı olmayabilir. E onca birikim çöp mü?

Blog yazmayı sürdürmemin sebebi tamamen bu. Ha yaşam evren ve herşey hakkındaki büyük sorunun cevabını mı veriyorum? (bunun cevabı zaten biliniyor ve siz daha bu cevabı bilmiyorsanız zaten yaşamayın) Bloguma her gün bir cevher mi yumurtluyorum? hayır. Ama işime yarayan işe yarar bilgi yüklemeye gayret ediyorum. Orası kesin.

Peki bütün bu paragrafları itinayla yazıp en az bir saatimi buraya gömmektense 8 dakikalık bir video çeksem? Hem daha çok tepki alır izleyici bulur hem daha çok kişiye ulaşır?

İşte orada yanılıyorsunuz. Henüz video içinde arama yapabilen bir gereç yok. Yani 8 dakikalık bir video içinde benim istediğim bilgi var mi yok mu, varsa neresinde var bunu bulup çıkaramıyoruz. Hatta videodan videoya sekerek Songül Karlı’ya varabiliyoruz. Oysa canı isteyen haştag kovalar, arama motoru kullanır bir şekilde benim blogumda var olan ve TAM DA ARADIĞI bilgiye şakadanak ulaşabilir.

işte bu yüzden hâlâ blog!

Yorum bırakın

Filed under çocuk, blog işleri, insan olmak, internet, kitaplar, OKUL, sosyal medya

Çocuk ve İnternet güvenliği

Değerli veli arkadaşlarım.

0-15 yaş arasını sıkıca, 15-20 arasını da gevşek de olsa kontrolde tutmak gerektiğine inanıyorum. “hayatın gerçekleri”ni öğrensinler tamam da, bütün çıplaklığıya GÖRMELERİ gerekmiyor. (*)

Son bir yılda en güncel yazılımları indirip denedim, memnun kaldıklarımı tavsiye etmek istiyorum. Ellerinde akıllı telefon ya da tablet olanları için önerdiğim yazılımlar :

Kid Control. internet bağlantısı ile çalışıyor yani sim kart şart. Wi-fi ile de bağlanabiliyor. ama neticede her yerde wifi yok değil mi? Ailenin her ferdinin telefonuna indiriyorsunuz, ebeveyn e-posta adresi ve şifresi ile hepsini birbirine bağlıyorsunuz. Uygulamaya giriş yapıldığında her telefonun anlık olarak yerini bildiriyor size. “nerdesin?” derdi bitti. Ücretli uygulamayı indirirseniz, son onbeş gün o telefon nerelere gitti size bilgi veriyor. Kendi güvenliği için kullandığınızı çocuğa izah edin. Bu bir casusluk uygulaması değil. Deprem bölgesiyiz neticede, hiç bir şey olmasa, benim ya da babasının da nerede olduğumuzu bilebilir ki bu da az şey değil. İsterseniz webden de bütün bunlara erişebiliyorsunuz. Mis.

Dinner Time Plus. evdeki akıllı cihazların kontrolünü veren çok şahane bir program. Telefon ve tabletlere indirin, saat sınırlaması mı getireceksiniz, video izlemeyi mi engelleyeceksiniz, google’dan ne aramış, kaç saat whatsapp’ta takılmış herşeyi önünüze getiriyor. Ayarları doğru yaparsanız kendisi de silemiyor.

Değerli uyku saatlerini yattığı yerden telefona/tablete sarf etmesini engellemek için mesela, saat 22:00’de cihazı internete kapatabilmek mümkün. Ya da elli kere “hadi sofraya” demiyorsunuz artık. Tek tuşla kesiveriyoruz bağlantıyı, stres=0. (adını da buradan alıyor zaten).

Bizim evde tehditle, zorbalıkla, diktatörlükle ilerlemiyoruz. Ben kuralları söylüyorum, açıklamasını da yapıyorum. Mesela “matematik notu 80 olana kadar günlük internetin 30 dakikaya düştü”. TTNET bana kota koyarken de aynı mantığı kullanıyor. Al sana gerçek hayat. Kendi kendini kontrol edebildiğinde sınırları tek tek kaldırıyorum. Saat ondan sonra çet yapmayıp uyuması gerektiğini bilme yaşına gelince mesela, o sınır kalkıyor. Ha ben bakıyorum tabii arada, ama gözetlemek değil amaç. Güncel durumu inceliyorum.

Veee bilgisayar, evet güvenli arama ayarları yapsan, ad-block kursan ve reklamlara engel de olsan yine de tam bir iç rahatlığı olmuyor.

Onun çözümü de Qustodio . Bilgisayarda her türlü saat sınırı, site engelleme, günlük girilen her şeyin, aramaların raporlaması hepiciği mevcırt.

 

(*) Black Mirror izleyenler lütfen bana Arkangel bölümünden bahsetmesin.

Yorum bırakın

Filed under aile, araştırdım, çocuk, bilgisayar, güvenli hayat, internet, severim paylasirim, uygulamalar