Category Archives: severim paylasirim

Karma Sarma

Kim derdi ki büyük yenge olacağım, Cuma günü bebek görmeye gideceğim, çıkışta bir de görümceme uğramaya karar vereceğim, oradan sonra da tam iftar saati bi avm’ye girip otoparkta ta en dipte yer bulup vaz geçmeme ramak kala park edeceğim, söylene söylene yemek katını arayacağım, iftar kalabalığında restorandaki suların tükeneceği, su almak için başka müesseseye giderken yolda lego mağazası göreceğimiz, oğlumun ısrar edişiyle içeri gireceğimiz, legonun da Disney’in 1997 filmi (yazı yayına girdiği gün itibariyle 22 yıl evvel) Hercules’in figürlerinden en nadiri Hades’i pakette satmaya karar vereceği, dünyanın en şeker lego personeli Furkan’ın bana derhal paketlerin içinden seçip bir adet takdim edeceği ve benim mutluluk göz yaşları dökeceğim…

Nelere kadirsin Allahım..

2 Yorum

Filed under alışveriş işleri, çocuk, severim paylasirim

Ben bir introvert’im.

İntrovert enerjisini içinden alan kişi demek. Kafasının içinde ful hd ekranlarla dolu odalar var ve gez dolaş bitmiyor demek. Dış dünya o kadar vasat o kadar renksiz geliyor, insanlar o kadar biteviye ve yeknasak ki enerji tüketiyorlar. O yüzden introvertler, kendi başlarına gayet mutlu insanlar. En sevdiğimiz şey ertelenen planlar, telefon görüşmesi yapmamak, evde cici cici oturmak.

Bu aynı solak olmak gibi, miyop olmak gibi bir şey ama tersi. Diğer insanlar miyop ve gri de; biz daha canlı daha renkli bir uzay-zaman boşluğunda takılıyoruz gibi.. Umarım izah edebilmişimdir.

Olay son derece normal, kendinizi kötü ya da bozuk hissetmeyin. Düzeltilecek bir şey yok. Bir introvertseniz, az arkadaşınız vardır.

Çekingen değiliz, içine kapalı değiliz.. aslında doğru ışığın altında, sevdiğimiz konularda bizi susturmak mümkün değildir…

İntrovertler! Birleşin..

Ayrı ayrı…

Kendi evlerinizde…

Bir introvert değilseniz partilerin adamı çat orada çat kapı arkasında, yedi kralla barışık bir tipseniz… size extrovert deniyor…

yani dünyadaki herkes ya introvert ya da daha büyük ihtimalle ekstrovert.

ha bunların da çeşitleri var.. mesela acaba fikirlerle mi daha çok ilgilisiniz yoksa elle tutulur gerçeklerle mi? bir ile on arasında bir çizelge olsa…

(I)Fikirler-1.2.3.4.5.6.7.8.9.10-(S)Gerçekler

siz kendinizi hangi tarafa yakın hissedersiniz..

ya da bunun daha kolayı….hadi kendinizi test edin bakalım nesiniz? ya eşiniz? çocuklarınız?? sonra da yorum yapın isterseniz..

16 Kişilik Testi

3 Yorum

Filed under çocuk, insan olmak, internet, severim paylasirim

Resmen İpek

Yıllardır dert olan (merak edene bu, bu ve bu ve daha bir suru) ikinci ismimi terk ettim. Kasım başıda avukatım davamı açtı, Ocak sonuna gün verdiler.

Duruşmaya kardeşim şahit olarak girdi. “Davacı benim ablam olur. Kendisini bu nedenle tanırım. Biz davacıya İpek ismi ile hitap ederiz. Ailemiz ve sosyal çevresi Xxxx ismi ile tanımaz. Kendisine İpek diye hitap eder. Uzun süredir kendisinin Xxxx ismini kullandığını görmedim. Duymadım. Benim söyleyeceklerim bundan ibarettir.” şeklinde beyanda bulundu (tutanaktan bire bir alıntı).

Ben umuyorum ki, kapıda hemen yeni kimliği düzenleyip verecekler. Yokmuş öyle şey.

Önce iki haftalık bekleme süresi varmış, sonra gazete ilanı, sonracıma kararın tebliği (15 günün sonunda kaleme gidip almaya çalıştım yazımı, “bizzat buradayım, bana tebliğ edin” dedim “yok avukatına göndereceğiz, tebliğin kağıdı imzalı olarak geri gelip dosyana konacak” dediler. :O)

En son karar yazıldı, resmen avukatıma tebliği gerçekleşti. Martı ortaladık bu arada. Ertesi güne randevu aldım nüfus müdürlüğüne dikildim sabah dokuzda.

Karar onlara ulaşmamış. !?!?

Adliyede nüfus müdürlüğünün kayıt masası varmış, oradan kayıt olacakmış evrakım. Ondan sonra kayıtta gözükürmüşüm. Ya Allah dedim..

Hepsinin önünde bilgisayar var ha. Evrakı alıp iki saatte yürüyerek gelirim adliyeden nüfusa. Ki içerde özel bölümleri varmış madem on dakikada masaya koyabilirim evrakımı. Da. gitmedim. işim var gücüm var kardeş.

Neyse üç beş gün sonra hastanede bi işim var, kayıt için “kimlik” dediler..söyledim TC’mi.. Veznedeki adam “İpek Xxxx’ti ama İpek olarak güncelliyorum” dedi. Anam ben bi sevin. Hemen e-devlete girdim evet! Düzelmiş. 5 dolu dolu ay sonra adım kısalmış…

Hop hemen nvi.gov.tr randevu alındı, ödemeler yapıldı, ailenin tümünün nüfus kaydı yenilendi. Orada işlemim sırasında sistemlerin kilitlenmesi ile geçen zamanı hiç anlatmayayım…

Sonundaaaa fotoğraflı toz mavi kimliklerimiz eve teslim edildi ve işlem tamam. Hayırlı uğurlu olsun, iyi günlerde eskitelim yenilerini alalım bol bol.

Sırada? İpek vs Bürokrasi raund2: ehliyet değişecek… veee pasaport başvurusu! Hadi bana kolay gelsin.

2 Yorum

Filed under aile, çocuk, severim paylasirim

22 Yaşıma Mesaj

Yıl 2019. Atatürk’ün Samsun’a çıkışının 100. yıldönümü. Sen bu satırları okurken ben çok uzakta olaca.. sen bunları okuyamazsın ki.. aramızda 25 yıl ve oldukça farklı bir dünya var. Ben internette yazıyorum senin tüm bilgisayar bilgin Commodore 64’te Basic kasmak.

Hayallerini çok iyi biliyorum. Uzun uzun konuşuyorsunuz yurtta kızlarla.. benim yaşıma geldiğinde Yeşilyurt sahilinde köpeğini gezdiren fit ve havalı bir kadın olacaksın..Takım kıyafetler, ince çoraplar, topuklu ayakkabilarla yaşayacaksın. Hatta o an inşaatı süren ve dolabında broşürü asılı Metrocity Millenium’da manzaralı bir katın, Levent’te bir ilaç firmasında PM olarak nefis bir kariyerin olacak. Cici spor bir araban olacak. Onlarca arkadaşla takılacaksınız, gezip tozacaksınız..

Sürpriz: hiç birini yapamadın. Yapabilirdin ama yapmadın. Şimdi Kartal’da eski, 4 katlı, bahçeli bir evde oturan, iki kedisi olan obez bir kadınsın. Metro filan hikaye, karşıya geçmek için çok ciddi bir sebebin olması lazım, üste para verseler gitmiyorsun o derece.. Kendi işini kurdun, tam bir iş kadını oldun. Çok çeşitli alanlarda çok çeşitli başarılara imza attın. Cumartesi günü 1000 kişilik bir konferanstaydın mesela ve bir kişi seni tanıdı!

Ticari araç kullanıyorsun, kot-tişört resmen tek kıyafetin, kışın outdoor bot, baharda skechers yazın tamamında crocs giyiyorsun. Toplamda iki arkadaşın var, ikisi de şehir dışında. Meğer introvertmişsin!! Görsen şok geçirirsin o gür uzun saçların kıpkısa ve beyazlamaya başladı. Hayatla barışman 35’lerini, akıllanman 40’ını buldu. Sigarayı bıraktın. Salaksın zaten başladığına göre.. Neyse affettik ilerledik. Kafeinmansın bu arada!

Şükürlerle dolu, mutlu ve güçlü bir kadın oldun. Hayallerinin ötesine geçtin çünkü bunu hayal edebileceğini bilmiyordun! Sırf hayalin diye inatla takılıp kalmadığın, önüne gelen fırsatlarla ilerlediğin için teşekkür ederim.

Onca hayalin hiç mi biri gerçekleşmedi? olur mu canikom? Evin bir odası tavana kadar kütühphane ve tıka basa dolu. Hadi bol şans, yaşa ve keyfini çıkart. Seni seven

İpeyk

Not: 25 yıl sonrası için ne hayallerim var aklın durur :)) hayat süper.

7 Yorum

Filed under ben yazdım, genç kız olmak, i-pek tatlı sözlük, severim paylasirim

Kedi Şah Bulgus Mat!

Kedileneli 3 yıl olmuş da 4 yıla merdiven dayamışız. İki kedili eviz.. Evde 6 baş horanta, bi gişim bi başım üç oğlum bi gızım ;) gül gibi geçinip gidiyoruz.

Kediler kısırlaştırıldıktan sonra idrar yolları sorunları yaşadılar, mamayı değiştik, veterinerden Royal Canin kısır erkek kedi maması alıyoruz. Ancak kumu asla değiştirmedik, Temizmama.com kalın taneli bentonit kum en iyisi.

Kedişler de temiz pak da, kum kutusuna girip çıkarken ayaklarını silkeliyorlar kum saçılıyor.. Ne bileyim zıplayıp çıkmaya çalışırsa yine kum yerlere.. banyo sürekli alanya sahilleri gibi kum içinde. Süpür süpür baş gelemedim. Canları sağolsun da bendeki de fıtık.

Meşhur Bulgu’s ürünlerinden birini aldım. Kedi paspası.

bulgus paspas

1 numarada Bulgus paspas yayılır yayılmaz patileyip hayırlı olsun diyen Müdür’ü görüyoruz.

Kumların yere değil paspasa dökülmesi için 110 lira verilir mi?

  • 110 vermedim zaten indirim kullandım..(*)

Evde eski banyo halısı da var, milyoncularda halımsı naylon şeyler de var neden kullanmadım?

  • Kullandım tabii kullanmaz olur muyum?
  • Apartmanda halı, paspas, kilim, masa örtüsü vb silkelenmez, bahçeli evde oturmadığımız için o tür bir çare bize çözüm olmazdı.
  • Paspası halıyı makineyle her gün 5 kere süpürecek vakit yok ayrıca kumu makineye doldurmak istemiyorum.
  • paspasa basan kedi ya da insan kumu etrafa sıçratıyor. İnanılmaz bir şekilde paspas ve paspas çevresi yine kumsal oluyor.

Bulgus Mat farkı şu:

  • Çift cidarlı.. Bir alt yüzü var böyle araba paspası gibi kalın ama dokuma gibi de..Bir de üstte petek doku var. O da plastik gibi ama esnek. Dökülen kumu topluyor tamam, ama içine topluyor. üzerinde kalmıyor. O yüzden de kumlar banyoya giren çıkan herkesle beraber etrafta dolaşıma çıkmıyor. paspasta sabit kalıyor, paspası münasip gördüğün bir vakit kedinin kum kutusuna boca ediveriyorsun… iş biter fiş gider.
  • Görüleceği üzere, 1 günde saçılan kumun miktarı faraşta belli, beş gün boyunca serili kalan Bulgus sonrası 3-5 adet kum vardı ortalıkta. Gerisini bulgus yedi, biz de geri kum kutusuna döktük.

Daha evvel almalıydım..

 

 

(*) indirim kodu ister misiniz?

BULGUS2018

Kodunu sipariş ekranına girin. Büyük indirim fırsatını kaçırmayın…

3 Yorum

Filed under Kedi, severim paylasirim

Kuşak Farkı Farkındalığı

İnsanlar oturup incelemişler. Nesiller arası bir değişiklik, bir kopukluk var ama neden? Nasıl oluyor da oluyor?

Değişik ortak özellikleri olan kuşaklar saptanmış. onar yıl arayla gitmekteler. X,Y,Z kuşağı diyor Amerikalılar. Ben isim vermek istemedim ama düşünürseniz siz bulursunuz.. Ams bir kuşağın adı illa ki olacaksa, doğdukları değil genç oldukları yılların adı olur bunu da unutturmayalım. yani 80 kuşağı 1980’de doğmadı. 1980’de 10-18 yaş arasındaydılar.

hard

hard times

Zor zamanlar güçlü adamlar yetiştirir. Güçlü adamlar iyi devirlerde hüküm sürerler. İyi devirlerde zayıf adamlar yetişir. Zayıf adamlar zor zamanlar yaratırlar.

 

Cumhuriyet kuşağı.. 1923’ten itibaren doğanlar. Yeni bir ülkenin yeni insanları olarak büyüdüler, kendilerine epeyce umut bağlandı, en fakir köylerden bile çıksalar okutulup adam edildiler.

Savaş sonrası doğan kuşak.. 1940’larda doğdular, 60’larda büyük oldular.Bütün aile bir evde yaşayan, kültürlü, radyodan ajans dinleyen, Beyoğluna kravatla çıkan kuşak. Çok sıkıntıda büyüdüklerinden, çok sert ve savaşçı insanlardı. Ana babalarından gördükleri gibi çocuklarına baskı uyguladılar.

Onların çocukları ise 50’li yıllardan itibaren doğdular. O baskıdan nefret ettiler ve aykırı yaşamak için fırs60 at kolladılar. Meşhuuur 68 kuşağı işte… Kendileri herşeye asi herşeye muhalif. Dünyayı kurtaracaklardı, kurtaramadılar. Ne ana babalarının yolunda gitmek istediler ne yeni bir yol açabildiler, kendi çocuklarını alabildiğine rahat yetiştirdiler.

Bu yeni kuşak, 60’ların bebekleri, ilk tv yayınını, aya gidenleri, birbirinden güzel bolluk yıllarını gördü. Beri yandan rahat en çok bunlara battı. Sağcılık solculuk oynamaya başladılar. Kendi beyinlerini bırakıp başkalarının fikirlerine bel bağladılar. Her şekilde karşı grubu suçladılar ve politikaya bulaşmasınlar diye çocuklarını da “biz haklıyız onlar haksız” diye büyüttüler. Sormak sorgulamak yasaktı. İnan gitsin ne uğraşcan?

70’lerde doğanlar çocukluk ve gençliklerini apolitik ama şen şakrak geçirdiler. Televizyon çocuğuydular. Vur patlasın çal oynasındı. Atariler, Commodore’lar, Anadolu liseleri, yurtdışından ithal her bir malzeme.. Herkes en kalitelinin peşindeydi. Pembe yahut yeşil gözlüklerle büyüdüler ve gençlikleri de “benim kapalı arkadaşlarım var” ya da “benim açık arkadaşlarım var” olarak ayrıştırmaları, etiketleri normalleştirmekle geçti. Bunlar genel gidişattan, alışılmış düzenden hoşnut değiller ve çocuklarını dünya vatandaşı olarak yetiştirme derdindeler.

80’lerde doğanlar en şanslıları. Herşeyi salata gibi bir arada yaşadılar. AKP öncesi dönem diye bir şeyden haberleri yok, ülke hep böyleydi zannetmekteler. Çocuklarını “bizim zamanımızda yoktu, bunların her şeyi olsun” eksik mantığıyla büyütüyorlar. El kadar çocuklara milyarlık telefonlar verilmekte.

2018 itibariyle elimizde milenyaller var. Milenyum dediğimiz 2000 civarı doğan ve şu an yeni yeni ergenliği biten grup. Alayı internetle, starbaksla, binbir kanallı hd tv’lerle ve ayfonla büyüdü, evvelki nesilleri taş devri kuşağı olarak görmekte mümkünse tümünün aniden ölmesini dilemekteler.

Bunları en güzel şurada bulabilirsiniz.

1 Yorum

Filed under internet, kültür, severim paylasirim

Tarihte ilk whatsapp grubu

1980’lerde annemler tarafından kuruldu.

Aynı meslekten, çoğu sınıf arkadaşı beylerin aşağı yukarı aynı yıllarda evlendikleri ve bir kaç sokaklık mesafede oturan hanımlar bir şekilde tanışıp birbirlerini gayet “kafa” bularak küçük bir arkadaş grubu kurarlar.

Sonra duyan gelir, referansla filan arkadaş grubuna dahil olmalar başlar, “bizim hanımı da çağırsalar ya” diye beyler ricacı olurlar filan grup en şâşalı zamanında 25 kişiyi aşmıştı.

Daha ilk başlarda “gümüş günü” adı altında haftalık toplantılar organize etmeye başladılar. Her hafta Perşembe günü içlerinden birinin evinde toplanılır, yenilir içilir, para toplanır ve çekiliş yapılır. X yazılı kağıdı çeken ertesi haftaki toplantıda ev sahibi olur.  Tanıdık bildik bir kuyumcunun vitrininden seçilen bir ürünün,  {ilk evvel bir minik gondolla başlar set, yahut 12 çay tabağı ile 12 çay kaşığı} parası güne katılan kadınlarca bölüşülür, herkesin evinde bir hatırası olur böylece.

Sonraları “Altın günü”ne döndürülse de bu işin aslı böyle başladı.

Bu grubun alt grupları da oluştu zamanla.. Annemle gümüş günü arkadaşları hâlâ görüşüyorlar, beraber tatile çıkıyorlar, kadınlar arası bu kadar uzun bir sevgi bağı örneği var mıdır bilmem..

İşte o zamanlar, “zincir çevirmek” dünyanın ilk whatsapp grubuydu. Herkesin halka olduğunu ve kulaktan kulağa oynadığını düşünün.

1. sıradaki 2.’yi arar ve “falanın eltisi vefat etmiş, zincir çeviriyoruz, yarın ikide evine taziyeye gidiyoruz” der bırakırdı. İkinci üçü arar aynısını iletirdi. herkesin sırası belli olduğundan yarım saat içinde bütün grup programı öğrenmiş olurdu. Evde ütü kadar büyük, kırmızı, krem ya da mat yeşil bir çevirmeli telefonun salonda baş köşede durduğu ve carr diye çalınca yerinden sıçradığın günler.. (evde değilsen kimseye ulaşamazsın kimse de sana ulaşamaz. kim aradı asla bilemezsin. çok tuhaf mı? hayır, çünkü “arayan gene arasın”dı. Evde bulana kadar arardın, derdini telefon açılana kadar ertelerdin. )

Ha diyelim zincir bozuldu, 6 numara evde yok telefonu açmadı. O zaman 7’yi ararsın, zincir oradan devam ederken 6’yı bulana kadar aramaya da devam edersin.

Herkes de saat ikide söylenen yere gelir. Şimdi elli kere randevulaşıp yüz kere konum atıyoruz yine de belli bir yerde buluşmak sağlam bir azim gerektiriyor.

 

Bu yazımı, “büyük gruptan” ilk kopan, hepimizin teyzesi, benim için özel bir kahramanlık yapmış olan, adı tam kendisine uygun verilmiş Fazilet teyzemin anısına yazdım. Mekanı cennet olsun.

 

2 Yorum

Filed under aile, severim paylasirim, sosyal medya, whatsapp

Çocuk ve İnternet güvenliği

Değerli veli arkadaşlarım.

0-15 yaş arasını sıkıca, 15-20 arasını da gevşek de olsa kontrolde tutmak gerektiğine inanıyorum. “hayatın gerçekleri”ni öğrensinler tamam da, bütün çıplaklığıya GÖRMELERİ gerekmiyor. (*)

Son bir yılda en güncel yazılımları indirip denedim, memnun kaldıklarımı tavsiye etmek istiyorum. Ellerinde akıllı telefon ya da tablet olanları için önerdiğim yazılımlar :

Kid Control. internet bağlantısı ile çalışıyor yani sim kart şart. Wi-fi ile de bağlanabiliyor. ama neticede her yerde wifi yok değil mi? Ailenin her ferdinin telefonuna indiriyorsunuz, ebeveyn e-posta adresi ve şifresi ile hepsini birbirine bağlıyorsunuz. Uygulamaya giriş yapıldığında her telefonun anlık olarak yerini bildiriyor size. “nerdesin?” derdi bitti. Ücretli uygulamayı indirirseniz, son onbeş gün o telefon nerelere gitti size bilgi veriyor. Kendi güvenliği için kullandığınızı çocuğa izah edin. Bu bir casusluk uygulaması değil. Deprem bölgesiyiz neticede, hiç bir şey olmasa, benim ya da babasının da nerede olduğumuzu bilebilir ki bu da az şey değil. İsterseniz webden de bütün bunlara erişebiliyorsunuz. Mis.

Dinner Time Plus. evdeki akıllı cihazların kontrolünü veren çok şahane bir program. Telefon ve tabletlere indirin, saat sınırlaması mı getireceksiniz, video izlemeyi mi engelleyeceksiniz, google’dan ne aramış, kaç saat whatsapp’ta takılmış herşeyi önünüze getiriyor. Ayarları doğru yaparsanız kendisi de silemiyor.

Değerli uyku saatlerini yattığı yerden telefona/tablete sarf etmesini engellemek için mesela, saat 22:00’de cihazı internete kapatabilmek mümkün. Ya da elli kere “hadi sofraya” demiyorsunuz artık. Tek tuşla kesiveriyoruz bağlantıyı, stres=0. (adını da buradan alıyor zaten).

Bizim evde tehditle, zorbalıkla, diktatörlükle ilerlemiyoruz. Ben kuralları söylüyorum, açıklamasını da yapıyorum. Mesela “matematik notu 80 olana kadar günlük internetin 30 dakikaya düştü”. TTNET bana kota koyarken de aynı mantığı kullanıyor. Al sana gerçek hayat. Kendi kendini kontrol edebildiğinde sınırları tek tek kaldırıyorum. Saat ondan sonra çet yapmayıp uyuması gerektiğini bilme yaşına gelince mesela, o sınır kalkıyor. Ha ben bakıyorum tabii arada, ama gözetlemek değil amaç. Güncel durumu inceliyorum.

Veee bilgisayar, evet güvenli arama ayarları yapsan, ad-block kursan ve reklamlara engel de olsan yine de tam bir iç rahatlığı olmuyor.

Onun çözümü de Qustodio . Bilgisayarda her türlü saat sınırı, site engelleme, günlük girilen her şeyin, aramaların raporlaması hepiciği mevcırt.

 

(*) Black Mirror izleyenler lütfen bana Arkangel bölümünden bahsetmesin.

Yorum bırakın

Filed under aile, araştırdım, çocuk, bilgisayar, güvenli hayat, internet, severim paylasirim, uygulamalar

Ekmek Kesmedik diş olmaz, başa gelmedik iş olmaz..

Değerli okur.

Bu yazıyı sana yeni bir yılın ta en başından yazıyorum.  Mutfak eşyamı az ve öz severim.  Bir tane rende olsun ama titanyum olsun isterim.  Çünkü kem aletle kemâlet olmaz.  Pazardan alınma rendeyle kalite tutmaz.

Bu adı geçen rende fazlasıyla iyi.  Hani filmlerde kılıç denerken kılı ikiye keserler ya; Ha bu rende de rendelerin kralı azizim. Rendeler. Hiç acımaz.

Uzun lafın kısası,  Sağ el baş parmağımı ve tırnağımın bir kısmını rendeledim. Canım ne var bunda? Kazaya rıza gerekir,  akacak kan damarda durmaz.. Beni kan tutmasa iyiydi.. Hop elimi soğuk suya tuttum hemen.  Soğukta damarlar büzüşür,  kanama morarma azalır. Bu yüzden mutlaka buzlukta mavi buz jeli bulundurun,

20180103_124327475175793.jpg Hiç olmadı bir tane dolu buz kutunuz olsun. Her an herşey olabilir. Kan durur gibi olunca kağıt havlu basıp ilk yardım kutusuna gittim.  Bizim evde ilk yardım malzemelerinin durduğu kutu tam girişte durur ve güzelce hazırdır.

Içinde sargı bezi, gazlı bez,  yapışkan bant,  antiseptik, kan durdurucu,  soğutucu sprey,  makas bulunur.  Açık yaraya kesinlikle pamuk basılmaz unutmayın.  Gazlı bez ve bandaj paketleriniz açık ve kullanıma hazır olsun.  Sağ eli kesince sol elle beceremez insan.  Vakit kaybı.

20180103_124248905105786.jpg

Yalap şap paketledim parmağımı ama bakamıyorum :))

Sonra gidip ev pantolonumu çıkarttım,  eşofman geçirdim.  Dolabın bir köşesinde tek elle giyilebilecek kolay ve örtücü bir kıyafetiniz olsun. Deprem sabahın üçünde olunca donla sokağa fırlayanlar olmuştu.

Keza Ocak ayı olunca hava da soğuk ancak mont giyebilecek durumda değilim.  Üzerime de pelerin panço arası bir şeyim var onu aldım. Arabanın anahtarı hep aynı yerdedir,  Telefon hep şarjlıdır, cüzdanım çantamdadır ve en sevdiğim ayakkabılarım da çarık gibi giyilen skechers’larımdır.

Yani olaydan üç dakika sonra kapıdaydım ve acile gidebildim.

Kendinize acil durum senaryoları hazırlayın.  Denemeler yapın.  Yangında ilk kurtarılacaklarınızı belirleyin.  Tamam ben herkesten biraz daha paranoyak olabilirim ama hazırlıklı olmak işime yaradı.  Kafası kesik tavuk gibi panik içinde oraya buraya koşuşturup değerli vaktimi kaybetmek istemem.

Elim iyi.  Geçecek.  Önce tedbir,  Sonra tevekkül.

Yorum bırakın

Filed under aile, ev işi, güvenli hayat, saglik, severim paylasirim

Bir fiorino’ya emniyet kemeri eklemek

Ilk çıktığı günden beri fiorino’lari pek beğenirim.

Bilmedigim bir derdi varmış. Arka koltukta iki emniyet kemeri var. Ortada yok. E 5 kisilik aileysen?

Ortadakinin canı patlıcan mı?

Neyse ki İpeyk bu işe de bir çözüm buldu. Seyyar emniyet kemeri aldım.

Ambulans tipi emniyet kemeri deniyormuş. Sipariş verdim geldi. İşte de kullanışı

Yorum bırakın

Filed under araba, severim paylasirim