Category Archives: Diğer

Henüz kategorize etmeye vakit bulamadığım yazılar

Dank etti: Marie haklıymış!

Tv8 210 milyon dolar ediyormus. Üfff çok para di mi? Türkiyede de 85 milyon kişi var. Evet kalabalığız..

Kanalı satıp parasını millete dağıtsak birer araba alır miyiz peki?

210.000.000 bölü 85.000.000 kelle başı 2470 dolar ya da 14-15 bin lira düşüyor. Güzel bir elektrikli bisiklet alırsın.

Çok para var evet. Zenginlik zengindeyken zenginlik. Dağılınca işe yaramıyor. Dünyada açlığı, yoksulluğu bitirememiz bu yüzden. Oluk oluk para akıtsan gedik kapanmıyor. Kapanamaz.

40 yıl önce de “afrikada aç çocuklar” vardı, hala var. Büyüdüler yeni çocuklar yapıyorlar. Torunları olmuştur artık.

Çok vasıflı, akıllı, olgun, kültürlü insanlarımız da var. Eğite eğite ancak küçük bir çevreyi eğitebiliyorlar. Kalan %90 “boş yapma”ya devam ediyor. Akıl fikir yetmiyor, bölüp dağıtmak imkansiz üstelik.

Kontrol edilemez bir kalabalık başıboş eğleşmekte. İki dakika durup kendilerini kontrol etseler, sağa sola bir bakıp yanlışlığı fark etseler, belki de doğruyu arayıp yola girebilirler. Ama durmuyorlar. Fıkır fıkır kaynıyorlar, ağızları açılıp kapanıyor, hepsi her konuda konuştuklarindan kimin ne dediği anlaşılmıyor. Nasıl oluyorsa Covid’den Uranüs’e kadar herşeyi diger herkesten daha iyi biliyorlar.

Özetle: pasta yiyin.

4 Yorum

Filed under Diğer

Son defa dergi aldım

Getir uygulamasından promosyon olarak dergi seçtim. Mizah dergisi. Okumayı karikatürlerle sökmüş bir insan olarak 70’lerden bu güne çıkmış her dergiyi okudum. İlk önce kaçak göçek, dayımın alıp istiflediği Gırgırları kapaktan çiçeği burnunda gırgırcılara kadar okur, aşırı taramadan kaçınma konusunu dikkate almaya karar verirdim. Hiç bir şey çizmiş değilim ama rahmetli Oğuz Aral’ın aşırı tarama her neyse ondan hiç hoşlanmadığını biliyorum.

Çarşaf ve Fırt daha “bekar erkek dergisi” kıvamında olduğundan pek elime geçmedi. Sonra, lise sondan itibaren dergi alıp okumaya başladım. Basılı ne varsa okundu ondan sonraki 5-6 yıl. Hayatta her gün gülecek bir şeyler buldum böylece. Kelle, Hıbır, Leman, zaman zaman Gırgır. Onlardan ayrılıp yeni dergiler kuranlar.. Güzeldi. İlk mail adresimi, bir Erayinman olarak, Atilla Atalay sayesinde almıştım. Kendisi göz bebeğimizdir. En iyi yazarımız olarak edebiyatta bir yeri vardır.

Sonra fesybuk çıktı ve karikatürü tarayan internete koymaya başladı. O zaman işimiz iş tabii. Hiç dergi almadan ne var ne yok görebilmeye başladık. (dergiciler tilt olmuştur tabii ne yazık ki)

Sonra da dergilerden ayrılanlar bu defa kendi instagram hesaplarını açıp tabletlere çizdiklerini paylaşarak bizi sevindirmeye devam ettiler. Emrah Ablak çok severdim zaten, (hiç bir şey Tübitaklı Bayram’ın yerini tutamaz) ama karikafilm nedir arkadaş? İnanılmaz bir beceri. Dünyada şahit olamazdım buna.

Hatta yabancı mizahçıları bile bire bir takip edip, yorumda muhabbet edebilir hale geldik. Bunu rüyamda görsem inanmazdım.

En iyisi de, yorumların bazen gönderiden daha komik olması. Eğlence katlanıyor. Dijital dünya gerçek dünyadan daha güzel bir hal aldı.

Ne diyordum.. geçenlerde siparişle bir de dergi istedim, ne zamandır basılı dergi okumuyorum, özlemişim o duyguyu. Kağıt kalitesi iyice düşmüş o ayrı ama içerik bomba. (Mizah zihnin zekatıdır).

Derken bir anda kendimi anlamadığım bir karikatürü parmaklarken buldum. Fikrim yorumlara bakıp anlayan birinden öğrenmek. Tabii ipeyk şok! Açılmadı yorumlar. :D

Elde kitap tutma zevki, kokusunu hissetme, şömizi çıkartma, kapağı inceleyip elleme tadı hala baki. 1950’li yıllarda basılmış kitaplar okuyorum bu ara. Öyle nadir bulunuyorlar ki.. Ancak Kindle‘da bir kitabı yazarı piyasaya sürdüğü an kapıp okuma saadetini de hiçe sayamam.

Ancak basılı dergi benim için bitti. Yaşasın fikirdaşlar edindiğim, yorumlarını sevdiğim dijital dergiler karikatürler..

Serkan Altuniğne’nin köpüşü Bobittin- Bobo

Yorum bırakın

Filed under Diğer

İlk yarışmam

Koç burcu olunca hayatın tamamı bir yarışma şeklinde geçiyor. Bu bir gerçek. İnsanın içinde mücadele hırsı var hep. Onu da geçeyim bunu da alayım, öbürünü de okuyayım, herkesten önce bitireyim ve başka bir şeye başlayayım. İlla en önde olcam. Eskiler “Natura” derler. Yapım bu. Nerde bir yarışma varsa katılırım.

Tarihimdeki ilk yarışma fırsatı elime henüz yeni ilkokula başladığımda geçti. Eskiden gazete alınırdı. Babam muayenehaneye giderken Ali Bakkaldan bir ya da iki gazete alırdı. Biri kesinlikle Hürriyet biri de ya Tercüman ya da Milliyet.. Bütün gün cenaze ilanlarına kadar okur, bulmacasını çözer akşama da hiç açılmamışçasına güzel katlanmış gazeteyi eve getirirdi.

Ne kuponlar kestim ne çekilişlere katıldım bacak kadarken. O da ayrı bir yazı konusu olsun. Haberler ya da spor sayfaları çok ilgimi çekmezdi ama mühim mühim muharrirlerin başyazılarını, makalelerini okurdum; daha da önemlisi tv köşelerini ilgiyle izledim akşama tv’de ne var diye. Evet gazetede yazardı günlük TV programı. Film mi var, hangi film, kim oynamış kısa bir bilgi içerirdi. Belgeseldir konserdir, bale tiyatro o kadar doluydu ki TRT.

Ne diyordum? Yarışma..

İstanbul Bankası Anahtarlığı

Muhtemelen 7 yaşındayken gazetede bir ilan. İstanbul Bankası çocuklara özel “Lale kumbara” yarışması yapıyor. Lale şekli içeren bir kumbara tasarlayıp banka şubesine götüreceksin yarışmayı kazanırsan ne var ne verecekler hatırlamıyorum. (“Mühim olan katılmak” lafı hiç bu kadar gerçek olmadı) Belki de kalıbını çıkartıp kumbara yapacaklar.. Neyse.. Ben kafaya koydum bir de tasarım yaptım resim defterine. Bir kardan adam, elinde süpürge ama süpürge lale şeklinde. Süper..

Şimdi iş kaldı inşa etmeye. Bunu bir kutu şeklinde yapmam mümkün değil. Kavanoza yapıştırıp kapağını delsem, e kırılır mırılır.. ayrıca annem bana kavanoz verme taraftarı değil.. verse de evde sadece litrelik kavanozlar var. Eskiden bu kadar ambalaj da yok ortalıkta.. Öf.

Alt kattakilerin bebeği var. Ama annenin sütü yetmiyor bebeğe mama desteği veriliyor. Bebek maması teneke kutuda, kutular boşalınca yıkanıp lavabonun altındaki dolaba kaldırılıyor. mis gibi sıkı kapaklı kutu, her zaman lazım olur.. :)

İndim aşağı, derdimi anlattım rica ettim fazla bir kutu verdiler. Eve geldim, kutuyu annemle deldik, tornavidayla kanırttık iyice.. bozuk para geçebilecek gibi.. Oley. sonra bir daha çizdim laleli kardan adamımı.. boyadım. kestim.. kocaman lale incecik sapta çok da güzel olmadı, sallanıyor ama olduğu kadar artık. Bulmuşlar bunuyorlar Allah Allah.

Lale Kumbaram

Babama ilanla beraber verdim, üzerinde adım soyadım ev telefonu da yazılı, ki kazandığım zaman arayıp haber versinler. Babam aldı şöyle bir evirip çevirdi. “Tamam” dedi aldı gitti ertesi gün.

Bir müddet gazeteyi hevesle bekledim her gün. Yarışma ya açıklanmadı, ya ben kaçırdım. Bence bankadakiler “bununla mı uğraşacağız” deyip yok etmiştir.

2 yıl sonra İstanbul Bankası battı.

42 yıl sonra bir online eskicide İstanbul Bankası anahtarlığı buldum, herşey tekrar canlandı gözümde..

Vay be..

Not. Daha sonra radyo ve tv’lerde bir çok yarışmaya girdim. Ağırlığınca Altın’da ilk soruda elendim, Passaparola’da 5 kere şampiyon oldum. Güzel günlerdi. Seviyorum yarışmayı. Kazanmak da güzel aslında. Ama oyunu zevkine oynayanlardanım.

I Play The Game For The Game’s Own Sake -Sherlock Holmes

Yorum bırakın

Filed under Diğer

Kraliçe Olalım

Kralin biri varmis. Yaşlı ve bilge vezirine “hocam bana hayatı öğret” demiş.

Bilgin vezir gitmis 10 yıl okumuş, araştırmış, kitaplar devirmiş. Sonra birkaç yıl da kendisi uğraşıp hayatın üç cilt kitabını yazmış, götürmüş krala sunmuş.

Kral demiş ki “bu çok uzun hocam, okuyamam yaşlanıyorum çabuk ol, kitabın daha kısa olsun, özü ne bu hayatın?”

Bilge vezir altı yıl gece gündüz tefekküre dalmış, ince düşünüp özetin özeti 6 sayfalık bir metin getirmiş :”yüce kralım. işte hayatın anlamı burada yazılı”.

Kral altın taçlı ak saçlı başını göstermiş: “bre vezir tez yaz, az yaz, zaman dar!”

Vezir kapanmış bir odaya yazmış bozmuş, o altı sayfadan özetin özeti 1 cümle yazmış 4 yıl sonunda.

Kralın huzuruna çıkmış titrek elinde parşomen. Tam verecekken de yığılıp kalmış, avucunda hayatın anlamını yazdığı bütün ömrünü adadığı çalışmasıyla son nefesini vermiş oracıkta.

Kral “oh be” demiş “çocukluğumdan beri -onu yapma bunu yapma- her işime karıştı, ne felsefesi bitti ne teorisi bitti ekşi suratlı herifin. Bu görevi vermeyi akıl etmeseydim yıllarca çenesinden kurtulamazdık. Bu okurken ben seferlere çıktım, zaferler kazandim, ülkeyi iki katina çıkardım, hazineye hazine kattım. Buna kalsa -aman kralım zaman kralım- der caydırırdı.”

Bir kişi yapar, diğerleri yapanı anlatır. Ne yapmış, nasıl yapmış, niye yapmış, sonra ne yapmış…

Gerçekten o kadar bilse, kalkar kendisi yapar profesör hazretleri. Bilmez; okur öğrenir, anlatır, öğretir.

Yap. Başla. Yürü.

1 Yorum

Filed under Diğer

Meleklerim

80’lerde nikah şekeri kavramı: beyaz, toz şekerden yapılmış gibi pırıldayan çeşitli formlarda melek bibloları ve fakirsen beyaz mat, zenginsen fıstık yeşili laklı badem şekerinin tüllenip, kıvırtılmış ince rafyayla tutturulmasindan mürekkepti.

O bibloları çok severdim. Bulunamıyorlar artık.

Küçücük bir melek biblosu koleksiyonum var. Cam,ahşap,gümüş,keçe.. biriktiriyorum işte.

İlk kim küçük kanatlı tombul bebecikler ya da uzun saçlı genç kızlar şeklinde hayal etti bilmiyorum. Melekler, sudaki balıklar gibi, havada öylece varlar. Bacaklari ya da ayakları yok ki?

Melek görmüşlüğümden değil, sadece öyle.

Yorum bırakın

Filed under Diğer

En söylenmeyecek şarkı

Barış Manço’nun “bugün bayram, erken kalkın çocuklar” şarkısını 23 nisanda da anneler gununde de kullanan resmi/özel kurumlar gördüm.

Bu şarkı “mezar ziyareti” şarkısıdır, neşeli bir çocuk şarkısı değildir.

Ölmüş kadın. Kör müsünüz sağır mı bilmiyorum ki?

Sen gittin gideli
İçimde öyle bir sızı var ki
Yalnız sen anlarsın
Sen şimdi uzakta
Cennette meleklerle
Bizi düşler ağlarsın

Sen yaz geceleri
Yıldızlar içinde ara sıra
Bize göz kırparsın
Sen soğuk günlerde
Kalbimi ısıtan en sıcak anısın

Yorum bırakın

Filed under Diğer

Sen daha uyu.. Hunu..

Atı alan Üsküdar’ı geçerken aptal kafanızı duvara vurma hissi yükselir mi içinizden?

Bana arada olur.. gayet hazırlop birşeyi biri bulup ortaya koyunca içime bir daraltı geliyor.

Binbeşyüzyıl önce.. (1005 yüz yıl mı 1500 mü okudunuz?) İlkokulda koşup coşarjen ve tuvalette bahçede musluğa ağzımızı dayayıp su içerken (aynıyla vaki) kibar aile çocuklarına plastik iç içe geçen halkalardan yapılma bardaklar alınırdı. Renk renk.. kapaklı. Cepteyse iyi. Çantada unuttuysan yine ağzını dayar ya da avucundan içerdin o ayrı.

Fotoğraf http://www.atayantika.com sitesine aittir.

Zamanla laçka olur,ne içindeki suyu ne kendini birarada tutamaz oyuncak sepetine atılır yenisi alınırdı.

Abi adamın biri icat etmişcesine silikonunu yapmış, “müdür bi el atsana” sitesi kickstartere eklemiş.

Sinir Hunisi Hunu 13 avrocuktan başlayan fiyatlarla..

Hunu. Munu.

1 Yorum

Filed under Diğer

Boş durana şeytan iş bulur

Bir miktar işim var çok şükür ayrıca tescilli bir tembel, pazar günü doğmuş bir procrastor (erteleyici) ve introvertim.

bunların bir araya gelmiş hali çok yaman. hep ve sürekli son dakikaya ertelenen bir takım işler, kapılardaki yumurtaların üzerinden atlayıp çok daha fazla geç kaldığı başka yumurtaları teslime götüren (ve onu bile yavaştan alan) bir ipeyk söz konusu.

Biter mi? asla! Mevcut işlere bir yandan da hevesle girişilmiş binbir başka iş/oluş/hareket ekleyen ve “ya Allah” aynı anda hepsine birden başlayan bir de Türk kafam var. Niye? İşte..ele..

Bu günlerde elimdeki zaman bolmuş gibi, önüme gelen her eğitime “ilerde lazım olur hacı” diyerek ekleniyorum. Tsundoku’luğum had safhada her hafta hem sıfır hem sahaflardan kitaplar ekliyorum yığınıma. ÜHÜ. zavallı Goodreads listem.. (geçenlerde osmanlıdan kalma, eski dilde yazılmış masal kitabı aldım ki osmanlıcam paslanmasın.. aha şurada duruyo ikinci sayfasında bıraktım. ama niyetim ciddi. bir gün bir yerde okur bitiririm kesin de.. hayır hiç bir şeyi bitirmemezlik de etmiyorum o da enteresan)

Bütün bu jonglörlük arasında mesela.. zincirleme iş yarım bırakışları profesörü de oldum. Şu an içeride damgalanmayı bekleyen sabunlar varken oturdum Udemy’den aldığım kursa dair dün yazmam gereken şikayet mailimi yazmaya kalkmışken, bloga yazı giriyorum. Ha, bitiremez de yarım bırakırsam bu da taslakta bekleyen 200 arkadaşının yanıda oturakalacak.

Mevzu şu: dün öğrendiğime göre Udemy, eğitimlerinde kesinlikle resmi(akredite) sertifika vermiyormuş.

Hayatımın tarayıcısında tarafımdan bitirilmeyi bekleyen işler yüzlerce sekmede açık halde yanıp sönmekte. Bir yandan yeni sekmeler açarken yanlışlıkla kapattığım ya da süresi dolan oldukça mühim sekmeler de sonsuza dek unutulmakta. Şanslarına küssünler. Neye başlasam süreç çorap söküğü gibi gidiyor, “hele dur önce şunu bitireyim de..” diyerek bir sonrakine (ya da 2386 öncekine) ilerliyorum; ve onun da budalaca bir yerinde aynı şey tekrarlanıyor. (Dormammu I’ve come to bargain) inşallah doğru yazmışımdır şimdi onu ararken Benedict Cumberbatch’in (inşallah bu da doğrudur amanin) bebekliğine kadar stalklayıp oradan başka yere sörfleyebilirim ama bu yazı bitecek gibi duruyor o yüzden bakmayacağım.

Ha arada bitirebildiğim işler de cabası. ;) swh. jajaja. Bkz bu yazı bir oturumda bitti bile. Aferin kız.

6 Yorum

Filed under Diğer

Kafamın hal-i pür meali

Komik bir video vardir. Kadin beyni-erkek beyni arasindaki farklari anlatir bi abi..

Benim kafamin içiyse daha ziyade bir #rolodeks #rolodex şeklinde. Binbir şey sadece bana mantikli gelen bir yerinden ve o sırayla birbirine bağlı halde. Bir kısmı silik bir kısmı kesinlikle yanlış; ancak mevcut halde bir bilgi fıçıcığı kafam.

Çok şey biliyorum, çok da yazmam lazım..(zaman akıyor) hangi ucundan başlayacağımı bilmiyorum bazen. Sirf o yüzden geri kalıyorum.

Yorum bırakın

Filed under Diğer

Anasına babasına, vatana millete hayırlı evlat ne iş yapar?

Bebek daha doğmadan, anne karnında aldığı ilk duadır.. “kız-erkek fark etmez, hayırlı evlat olsun”

Image result for hain evlat ökkeş
Hain evlat Ökkeş
(görsel internetten alıntıdır)

Doğar büyür kendisine de söylerler, hatta sorarlar: “büyüyünce ne olacaksın?”

– Vatana millete hayırlı insan olacağım..

E vatanın milletin de bunu istiyor da, hangi meslek daha hayırlı? Hepimizi tıp fakültesine almazlar ki doktor olalım tüm hastaları iyi edelim..

Arada izlediğimiz çok şeker bir film vardı: Arı Filmi.. The Bee Movie . orada bir sahne vardır.. Yeni mezun arılar iş kuyruğunda uygun bir iş bakarlar..

(görsel internetten alıntıdır)

Yapılacak işlerin listesi bir sütünda, işe eleman lazım olup olmadığı da bir başka sütünda yazılıdır ve anlık olarak güncellenmektedir. Sıran gelince açık işlerden birini beğenir alırsın ve orada ömür boyu çalışırsın.

Bizim niye böyle bir sistemimiz yok? Aynı memur sistemi gibi, seneye kaç adet çiftçi kaç adet kamyon şöförü ve kaç adet bilgisayar mühendisi lazım bize? On sene sonra? Ortalama 70 yıllık bir ömrümüz var hasbelkader tuttuğumuz bir yolda heder ediyoruz o ömrü de. Geri dönülmez bir şekilde mutsuz yaşayıp gidiyoruz. Aç kalmamak için çalışan, aile baskısıyla falan değil de filan olan binlerce insan var. Çeşitli işlere eleman bulunamazken örneğin mebzul miktarda işsiz eczacı var. Ne yapsın bu insanlar 5 yıl dirsek çürütüp okul bitirmişler ve iş yok. Bu yıl 50. eczacılık fakültesi açıldı ülkemizde. Yılda 100 mezun verse 5000 eczacı tam olarak ne olacak sizce?

Kızım lise öğrencisi ve yapmayı istediği meslek 10 yıl önce yoktu dünyada. 10 yıl sonra avukatlık, eczacılık, doktorluk bilgisayarlara emanet olacak biz de nalbantlar gibi, günümüzde hiç bir geçerliliği olmayan bir mesleğin son temsilcileri olacağız.

Sanal zekaların ele geçirdiği, internetin oksijene dönüştüğü yeni dünyada, vatana millete dünyaya marsa hayırlı evlat olmak istemek güzel, ne olacağını bilememek ise panik sebebi.

2 Yorum

Filed under Diğer