Neden besmele çekeriz?

 

Bir çocuk düşün. Daha çok ufak. Bir ihtıyacı olunca “Anne!” diye seslenir. Annesi onu korur, kollar, doyurur, ihtiyaçlarını karşılar. Onu en iyi bilen ve sesini en çabuk duyan annesidir.

Yardım istediği zaman “Anne!” der, annesi yardıma gelir, elinden tutar, ağır şeyi kaldırır, uf olan yeri öper, gıdıklar güldürür.

Kızdığı zaman, üzgünken, mutluyken, her an her zaman günde 24 saat “anne!” dersin ve anne her işi bırakır sana bakar, kaç yaşında olursan ol. Çünkü sen onun yavrususun.

Bazen, kendin yapmayı öğrenebilmen için, yardım etmez. “Kalk git kendin al” der, “nereye koyduysan ordadır” der.

Küfür de etsen, naz da yapsan, sözünü de dinlemesen.. anne de desen ana da desen, anniş de desen.. Anne annedir, annelik yapar.

 

İşte Allahla aramızdaki ilişki bunun daha güzeli. Ne olursa olsun, hangi işe kalkarsan kalk ilk evvel “Bismillah” dedin mi, (b’-ism-i Allah= Allah’ın adıyla) hop, yardım yanında.

Euzü besmele de olur, “ya Allah” da olur, esma-i hüsna’nın her biri de olur.

Bazen, yardım eder sen farketmezsin; bazen yardım etmez, sana bir ders vermek içindir, senin iyiliğin içindir, kızarsın anlamazsın.

O hiç vazgeçmez. Hiç küsmez.

besmele

Emin Barın üstadın çifte besmelelerinden biri.

4 Yorum

Filed under severim paylasirim

Tüketici Hakem Heyetini nereye şikayet ediyorduk?

Banka kredisinin dosya masrafını geri alabilmek için hakem heyetine başvurdumdu…

Bakınız burada..

 

Bugün aradan geçen bir yıla yakın zamanda ne olduğunu merak ettim aradım kaymakamlığı.

Heyet yetkilisi henüz 2014’leri yazdıklarını (nesini yazıyorlar? kararları mı? niye uzun sürer ki yazmak???? Dostoyevski olsa yazardı bu güne kadar.. ) 2015’leri daha yazmadıklarını; yazdıkları zaman bir nüsha bana bir nüsha bankaya yollayacaklarını, acele etmememi tembihledi.

Tüketici hakem heyetinin yazarını bir başka ilçenin hakem heyetine şikayet edesim var.

Bakalım Patrick Rothfuss mu önce yazacak kitabının 3. cildini bizim heyet mi önce yazacak benim kararımı…

….

5 Yorum

Filed under alışveriş işleri, saçmasapanlıklar, şikayetlerim

Kedilenmenin devamı: Pisipisi psikoljisi

Tek kedi zor kedi, iki kedi hoş kedi. Birinci kedimiz Müdür eve gireli ve bizi kedilendireli neredeyse bir yıl oldu.

Bir yılda hayatımızda, en azından benimkinde güzel gelişmeler oldu. Daha rahat, daha kolay bir insan oldum. Kediseverimdir, evde kedim olacağını hiç düşünmemişimdir. Sokakta severim beslerim filan da.. Ne bileyim. Evde olur mu derdim, ev kedi kokar derdim. dedim yani. biliyorlar dediklerim.

Kokmuyor aslında. İyi bir kedi kumu hayatınızı kolaylaştırıyor. Güzelce bakarsanız ve doğru mamayla beslerseniz, kedi güzel bir şey. Masrafı az. Günde 100 gram kuru mama yiyor. Nedir yani?

Ayrıca buradan yetkililere sesleniyorum. Kediler de SGK’mızdan yararlansın! İlerde bakan olursam bunu yaparım.

^.-.^      ^.-.^      ^.-.^       ^.-.^

Sorun var mı? Evet, kedi tüylü bir şey, her yere tüy bırakan bir şey. Müdür bir tekir ve ikinç kedimiz Mısır ise bir sarman. Ancak ne hikmetse bıraktıkları tüyler beyaz :))

Bunun çözümü de var,

a) rulo yapışkanlar. marketlerde ya da ikea’da var. bir tür ağda yapıyor üstünüze, kıllar tüyler gidiyor.

20151005_183931


b) bildiğin koli bandı. rulodan daha da yapışkan.. aynı mantık.

c) kadifemsi eldivenimsi..

20151005_183725

Temsili çünkü esas fotoyu bulamadım bu materyalin parmaksız, fırın eldiveni şeklini düşünün.

Bir de ekleme yapayım iki kedi birbirine benzemiyor. Müdür gayet uyumlu bir kediyken Mısır bir ara huysuzun teki oldu. Kumun içinde yatmaya başladı. Günde iki kere kedi yıkamaya başladık ki bezdirici bir şey. Kedi de pek işbirliği yapmıyor. Kedi yıkamanın en kolay yolu bir yastık kılıfına tepmek. Kafası dışarıda kalacak şekilde bildiğin kundaklayıp ılık suyla nemlendiriyorsun, köpürtüyorsun, kafasını da az ovalayıp bir daha ılık suyla köpüğünü akıtıyorsun. Hemen havluya sarıp kuruluyorsun.

E anam babam günde iki kere mis kokuyor kedi, sabah yine b.k içinde yatıyor. Delireceğim. Ara veterineri…”diş çıkarıyormuş. kuytu loş sıcak yer aranırmış.” zaten anneden erken ayrıldı abisinin memesini emiyor ara ara, bi de bu travması çıktı. Hadi yuva yaptık beyefendiye.

20151005_183802

Şaka gibi.. Nerdeyse anında girdi yattı. Bir daha da kuma yatmadı. Vay be… Bilimin gözünü seveyim.

^.-.^      ^.-.^      ^.-.^       ^.-.^

Başka nesinden bahsedeyim? Kum.

Kedinin bir numaralı malzemesi. Çeşitli alternatifleri okuduktan sonra Temizmama’nın iri taneli bentonit kumundan almaya karar verdik.

20151005_182012İsabet olmuş. Kediler memnun biz memnun. Her tuvalete girince nasıl sifonu çekersek, aynı şekil, kedi kumunu da kürekten geçiriyoruz, çıktıları çöpe iletiyoruz. koku olmuyor.

Beri yandan kum kutusu bir bela. İlk kutu klasik 15 santim filan yükseklikte bir kutuydu. Tamam yavru kedi, tırmanamaz filan diye iyi fikir de arkadaş eşiniyor. Fırt fırt dört bir yana kum fıskırıyor kumların kimi kullanılmış kimi temiz olabiliyor ama bunu ayırabilmenin bir yolu olmadığı gibi banyo çakıllı bir kumsala dönüşüyor. Hop az yüksek bir naylon çamaşır sepeti aldım.

Delikleri var. !

Hay 1000 kedi.

Dışına eski bir tişört sardım. Hani muhabbet kuşunun tülü olur ya! :D

Pek bir halta yaramadı :(

Çöp poşeti…

kaydı.

Ciyaklayacakken Koroplastın kedi kum poşetini buldum.. O ne güzel icat kız? poşeti ser, kumu ser.. unut. Haftasonu da kumu poşetiyle itele çöpe. Ehehe.

20151005_182006

Kedi poşeti artık yoka girdi. Niye bilmiyorum. iyiydi be koro… nettiniz olm ya..

ondan sonra yine bir milyoncu gezim sırasında daha da derin bir plastik sepet buldum. Kova gibi ama oval gibi. Fotograf ekleyebilirsem tam burada olacak ilerde.

İşte o gün bu gündür onu kullanıyoruz banyoda. Kediler bu kovanın duvarını aşırtamıyor.

Banyo için özel bir süpürge faraş takımı ayırdım, viledası da ayrı. Noolur noolmaz..

^.-.^      ^.-.^      ^.-.^       ^.-.^

Kedi temizliğinde bir diğer malzeme, tarak ve makas. Evet tırnaklarını kesecek ve sık sık da tarayacaksınız hayvanı. Ben bildiğiniz çıtçıt makaslardan bir adet edindim ve gayet güzel kesiyorum. Tırnağın ucunu, dikey keseceksiniz. Kökünden zaten kesilmez de, ortaya doğru siyah dikine bir çizgi var, o çizgiden aşağıda kalacak kesim. Orası damarmış. Vet öyle dedi.
image

image

image
Manikur keyfisi…

Tarak için gayetle sofistike çoook pahalı şeyler aldıktan ve kediyi delirttikten sonra mucizevi çözümün yine milyoncu ürünü kafa kaşağısı olduğunu buldum. (gözlerimi deviriyorum bunu yazarken.. olcak şey değil)

20151005_201807

Kediyi enine boyuna iki kere taradıktan sonra, elimi nemlendirip bir de üzerinden elle geçiyorum kılı tüyü çıkıyor. Sonra da yine o kadifemsi eldivenimsiyle ortamı temizliyorum. Pırıl!

image

image

image

image

^.-.^      ^.-.^      ^.-.^       ^.-.^

Bir ek: Kediler akıllı. Büyük olan en az 10 kelimeyi anlıyor. Küçük ise oyun istediği zaman buruşturup yuvarladığım kağıtları yakalayıp getiriyor. Bir köpek gibi… Çok ilginç.. Birbirlerini kolladıkları da oluyor dövdükleri de. Mutfak ve yemek masası kesin olarak yasak. Her denemede limon fıslattım. Hiç sevmezler. Öğrendiler.

Ev yemeğinden yemeleri yasak. Vermediğimiz için dilenmeyi öğrenmediler. Disipline geliyorlar.

Asla kucağa atlamak ve tırmanmak yasak.

Bir kedi kesinlikle ceza anlamaz. Anında bir tepki almazsa sonradan öğretemezsiniz. Burnunu yaptığına sürtüp kulağını çekemezsiniz. Yaptığı kırdığı ne olursa olsun canından değerli değil.

Kedi istemiyorsanız bir not: Amonyak kokusundan uzak dururlar. Kedi gelmesin istediğiniz bir yer varsa amonyak dökün. Ancak kediler haşere ve kemirgenlerin doğal düşmanıdır unutmayın. Kediler giderse onlar gelir.

Bir başka ek: Kedileri kısırlaştırın. Kedi güzel bir şey, bir tane alın. Hem Sünnettir. Ama asla Petshoplardan değil!  #satinalmasahiplen diyorum.

 

Soracağınız bir şey olursa mailim ipekag/gmail.

Bay

14 Yorum

Filed under Kedi, severim paylasirim

Windows 10 ister misiniz? Ben istemiyorum

Şimdi kısa özet geçelim. Windows’u 3.1’den beri bilirim. Öyle böyle değil. Windows 2000 denilen ME’nin Türkçe tercüme ekibindeydim. Şimdi burnuma dayadığı windows 102a da yükseltmek istemiyorum. Lisanssız misanssız, ücretsiz de olsa istemiyorum. e istemiyorum da anlıyor mu? asla

güzel bir pazarlamacı olarak her bilgisayar açışımda sağ alttaki yırtıktan mavi kutu fırtlıyor : “Windows 10 ile tanışın. ücretsiz yükseltmenizi zamanlayın”

e istemiyorum

çok da tın. Üsteliiik, şu anlık tavsiye şeklinde olan bu yükleme çok yakında şakadanak otomatik olarak yüklenecek. Bunu engellemenin yolu

Bilgisayar>ayarlar>denetim masası>sistem ve güvenlik>windows update>ayarları değiştir kısmında

“güncelleştirmeleri denetle ancak indirme ve kurmayı bana bırak” seçmek gerekiyor.

aklınızda olsun..

ha o fırtlaktan da kuırtulmak mümkün bu arada ;)))

 

1 Yorum

Filed under araştırdım, bilgisayar, internet

Çipli Ehliyet Almak Sürücü Belgesinini Yenilemek

Hazirlop yazilari seviyorum.

ÇocuklaGezerizBiz adlı kullanıcının avatarıÇocukla Gezeriz Biz

01/01/2016 tarihi itibari ile 5 yıl içinde ehliyetlerinizi değiştirip yeni tip sürücü belgesi almanız gerekmektedir.

12514028_453467898196232_6486196805734810990_o

Yurtdışında zaten normal ehliyetiniz ile araba kiralayıp sürebiliyorsunuz. Biz şu ana kadara Avrupa’da yaklaşık 13.000 km yol yaptık . Bunun 2500 Km’sini kendi arabamız ile Yunanistan Makedonya’da kalan 10.500 km sini değişik zamanlarda gittiğimiz yerlerde hava alanından kiraladığımız arabalar ile son  3 senede sürdük. Bu 3 senede 10.500 km’yi sırası ile İtalya, İsviçre, Almanya, İspanya, Fransa’nın bir kısmı , Avusturya, Slovenya, Belçika, Hollanda, Prag ve Slovakya ‘da yaptık. Şimdiye kadar yollarda ehliyet ile ilgili hiçbir sıkıntı yaşamadık, hiçbir trafik cezası almadık.

Kendi aracımız ile Yunanistan’dan geçerken bu yıla kadar uluslararası ehliyet ücreti ödüyorduk ki bu ciddi bir maliyet oluşturuyordu. Özellikle zahmetli bir evrak hazırlama ile schengen vizesi alınca bizim gibi gezmeyi sevenler bu vize sürecinde mümkün olan en fazla yeri görmek istiyorlar vize için iyi para bayılıyoruz çünki .. Yeni çipli ehliyetler ile artık…

View original post 221 kelime daha

Yorum bırakın

Filed under araba, gezen güzel olur, konuk yazar

Başlar şimdi anneliğe – OyuncuAnneye sevgiler

Oyuncu Anne olarak bildiğimiz Şermin Çarkacı (ÇAKRA değil Çarka, düzgün oku) birbirinden güzel fikirleri, olumluluğu, inci gibi dişleri ile sosyal medyada yepyeni ve bu sefer iyi bir fenomen.

Çocuk da yapmış kariyer de, evli mutlu çocukluluğu böyle bir eltisizlik, görümcesizlik kıvamına taşımış sanki. depdeğişik bir insan. Bayağı bildiğin insan vasfı o kadar bariz ki kendine bir çekidüzen veriyorsun okurken, içine ferahlık mutluluk doğuyor.

Üretken de bir insan. Çok güzel iki kitap yazdı annelik üzerine. Çocuklarıyla beraber anlattıkları masallardan birini de çocuk kitabı  olarak yayınladı. Yayınevi olarak Elma yayınevini seçmiş olması bile artı. Okura saygısı, fikirlerine ilgisi olan, Şerif İzgören’le “yok artık” denilen ama olması gereken bir şeyler başarmış bir yayınevi. Araştırın işim var.

Şu kadarını söyleyeyim, çocuk kitabı olan “Çok Hayal Kuran Çocuk” hakkında daha doğrusu kullanılan fontlar hakkında bir eleştiri yönelttim. [Malum oğlum dislektik ve “elinde alet olarak bir tek çekiç olan adam herşeyi çivi görür” derler, ben de o açıdan bakıyorum çocuk kitaplarına] ve editörden gelen yanıt şu…

RE: Çok hayal kuran çocuk kitabınız

 1/22/16
Merhaba İpek Hanım,

 

Öncelikle düşüncelerinizi bize ulaştırdığınız için teşekkürlerimizi sunuyoruz.

 

Söz konusu kitabımız okul öncesi yaş grubu özelliklerini taşımakta olup bu yaş grubu için tasarlanmıştır. Hitap edilen yaş grubunun gereği olarak ebeveyn okumasına ihtiyaç duyulan bir çalışma olduğu için çizimler ön planda tutulmuş, çizimlerin önüne geçmeyecek sadelikte bir font seçilmiştir. Bununla birlikte, ilköğretim çağına yönelik çalışmalarımızda tırnaksız fontlara sıklıkla yer veriyoruz. Örneğin, dün öğrendik ki “Portakallı Kurabiye Sokağı” isimli kitabımız, daha önce hiçbir kitabı sonlandıramayan disleksik bir miniğimiz tarafından okunmuş ve çok sevilmiş. Bu şahane bir olay. Gereken hassasiyeti göstermeye devam edeceğimizi, bu konuyu aklımızın köşesinde daha geniş bir koltuğa oturtacağımızı tüm samimiyetimizle belirtmek isteriz. Paylaşımınız için tekrar teşekkür ediyoruz.

 

Kolaylıklar.

 Gel de sevme..

Şimdi o kitapla beraber ilk okuduğum “Başlarım şimdi anneliğe” kitabımı da açık arttırmaya bağışladığım için, kitaba dair iki üç notum var onu da şurada paylaşmak istedim..

1- Kitapta fotoğraflara yer verilmeli. Örneğin “uyku için alet edevat” bölümünde gerçekten de bazı fotoğraflara ihtiyaç var. Hiç bilmeyen anne adayı olsaydım okuduklarımın resmini görmek isterdim.

2- kişisel önerim: çocukları sallamayın. sallamadan uyumaya alıştırın. uyku rutinini erkenden, ilk aylardan kurun ve sürdürün.

3- yine uyku bölümüne itirazım: sessiz ortama da alıştırmayın. kapı da çalar telefon da çalar. normal ev sesi içinde çocuklar gayet güzel uyuyabilirler. Kendi hayatınızı kısıtlayıp gerginleştirmeyin, parmak ucunda yürümeyin kendi evinizde. kızım davul zurna çalınırken mışıl mışıl uyudu arkadaşım.

4- hastane seçimi: eve en yakın hastane en iyi hastanedir. keza eve en yakın okul da en iyi okuldur.

5- ilaç içirme bölümünü komple atınız. o iş öyle olmaz. tadı gerçekten fena olan bir adet antibiyotik dışında bütün şurupları telaşe yapmadan, gaaayet cool bir şekilde muhallebi yedirir gibi içirmelisiniz. siz panikler “ay içti ay tükürdü, ay yuttu vay yutmadı” diye zıngırdarsanız çocuk da “lan telaşa mahal var demek” diye azar. En iyi tiyatrocu kimse o geçsin şişenin başına, tek hamlede ve soğukkanlılıkla normal normal içirsin şurubu ve öyle devam edin. Profesyonel görüşüm:

a) şuruplarınızı buzdolabında tutun. Serinken tadı pek hissedilmez.

b) Aç karnına verin şurubu, kusarsa zaten hasta hasta yedirdiklerinizi de çıkarmasın yazık günah.

c) tadı kötü olandan iyiye doğru verin son verdiğiniz en tatlı olanı olsun. genellikle ağrı kesici ya da vitamin olabilir. bir parça pekmez bile olur son kaşık. böylece neye uğradğını şaşırsın.

6- doğal gıda kısmına hiç girmeyelim. eline ne verirsen onunla devam ediyor. Öyle “ilerde nasıl olsa kontrol edemeyeiz” yok. evde kola içmeyiz içirmeyiz. 12 yaşında kızımız ve kendi başına kaldığında da arkadaşları ne kadar içerse içsin kola tercih etmez. Ayran içer, su içer, pek pek ice tea içer.

7- Kitabın altın cümlesi sayfa 102’de yatıyor. aslansın oyuncu anne.

8- Deterjanları gizlemek yetmez. Aklı erer ermez, ambalaj etiketlerini belletmelisiniz. Kimyasal ürünlerin üzerinde uyarı işaretleri gayet barizdir ve okumak gerekmez. Dev bir X işareti, Alev sembolü vb uyarılara her seferinde dikkatini çekin. Deodorant ve şampuanlarda bile işaretler vardır ama biz körleştik göre göre. gösterin ve belletin. tabii ki el altından kaldırın kolay ulaşılabilir kaza unsuru yaratmayın kendi elinizle de.. yine de sizin evde olmaz başkasında görür. cahillik başa bela. öğretin korusun kendini.

onun dışında yeni annelere ve anne adaylarına eski bir yazıyla selam ederim. Bebek Çeyizi

İkinci kitabı da okurum yakında :)) iyi ki varsın oyuncu anne! Allah seni ve eşini çocuklarının başından eksik etmesin. Eline koluna derman versin yazmaya devam et.

Yorum bırakın

Filed under aile, çocuk, kültür, kitaplar, severim paylasirim

Müteşekkirim @gazelvakti

İnstagram kullanmaya başlayalı, hayat daha ilginçleşti. Çok güzel çok orijinal insanlarla karşılaşıyorum.

Hâşâ huzurdan “Hacı hacıyı mekkede, hoca hocayı tekkede, o.rospu p.zevengi dakkada bulur” derler o hesap.

İnstagramın bana iki artısı oldu. Bloga yazarken resim eklemek zorunda olmaktan sıkılıyordum. Sıkılmak ne kelime, fotoğraf çekmek zor ve tatsız bir şey benim gibi aceleci bacıya. Çekmekle kalmıyor bir de editlemek zorunda kalıyorsun ki iyice evlere şenlik. İçlerime fenalıklar geliyor fotoğraf denilince. Millete yazar bloku gelir, benimki fotoblok. (pun intended) Konu bol, yazasım var görsel tıkalayamadığım için koynumda kalıyor diyeceklerim. Hooofffsssfff.

İnstagram çıktı blog ferahladı. Yemişim resmini (aradaki farkı biliyorum fotoğraf yazmaya bile üşeniyorum o derece) deyip elime geleni her çektiğimi koyabildiğim acaip özgür bir mekan oldu bana, blog da amacına döndü, web-log olarak hizmete devam. Arada bi yerde zahmet eder foto girersem şansa artık. Oh be yaz gitsin artık. “Ben pastacıyam??” (*)

Ortabirde miydim neydim babam bana bir Commodore 64 aldı geldi yaz tatili hediyesi. Oturup basic bellemek zorunda kaldığım o yılların da güzel anıları var tabii de.. Bin yıldır filan elimde klavye var demeye getiriyorum.  Uzuuuun zamandır “tıkırdayan klavye” arıyordum kendime.

Hop burada bir saplama yapayım. Teknomarketlerde nerede vasıfsız eleman var onu işe alıyorlar birader. Adam, adlı adınca söyledğini ürünü anlamaktan aciz. Tarifle bir şey bulduırmama imkan yok. Var olduğunu bildiğim ama adımı bilmediğim cihazı elde edebilmek için neler çekiyorum… Üstelik bir de göz faktörü var. On bin yıl önce Nasreddin Hocamın da isabet buyurduğu üzere dünya da “ye kürküm ye” dünyası olduğundan, karşıdan orta yaşlı, tombul, başıbağlı bir teyze (kapalı değilim ama saç dökülmem yüzünden bir tür türbanla geziyorum bir kaç aydır) yaklaşırken bütün elemanlar toz oluyor arkadaş. Lan ben senin yaşın kadar teknoloji biriktirdim evde. Ülkede kimsede olmayan cins cins edevat var bende.. Mal. Zannediyor ki “oğlum gözüm seçmiyor şu telefona bi bak bakalım eltim mi aramış” diye yapışacağım olmadı tansiyonumu ölçtüreceğim. O bakımdan binadaki en yetkili kimse önce ona yanaşıp derdimi anlatıyorum o müdür müdür artık kimse, birini koltuğunun altına kıstırıp bana veriyor aradığımı buluyorum. Daha geçen hafta bana üzerinde ayı kadar USB yazan cihazı “blutut abla valla” diye satmaya çalışan teknosa personelini de buradan anayım. İt. Neyse..

O değil de ben biraz da eli işe yatkın olduğumu düşünürüm. Koçtaşa bayılırım mesela. Arada girer onu bunu ellerim. Başka kadınların English Home’da, Coco’da mocoda aldıkları keyfi ben nalburda alıyorum evet. Doğumgünümde silikon tabancası, evlilik yıldönümümde kumpas hediye edilmiş insanım ben :))) Neyse işte orada da aynı tiple gözüktüğümden (şu Suretler filmi gerçek olsa ya. ((ya da ben azıcık kilo versem ))) personel çok yetkin olmasına rağmen beni küçümsüyorlar. “Elinin hamuruyla..Kadın haliyle” bakışı var. Bir tane tane izahları.. Bir gözlerini kaçırmaları. Of ya. Oralarda da “ben bilmem beyim bilir”e yatıyorum mecburen… “sipariş” diyorum “ben anlamam ama.. ” diye konuşuyorum. Arada “e o lehim  şu havya”  filan kaçıyor ağzımdan, erkeklik gururlarına halel geliyor. Muhaha. Nadiren beni ciddiye alıp derdime derman olan personel çıkyor. Oralarda en yaşlı elemana yanaşmayı öneririm. Gençler cins. Tam da bu yüzden artık A’dan Z’ye herşeyi internetten alıyorum. :( “Profesyonel olmayan Personel”le muhatap olmayı sevmiyorum.

Konuyu nerelere götürdüm ya. Tıkrıdayan klavye başlığıyla satılan bir şey yok malesef. Geçenlerde bir gece, instagramı fethetmeyi bitirip sözlüğe geçtim, “Arif’in manchestere attığı golü ararken” klavyemi buldum.. Adı mekanik klavyeymiş. Bir sevindim arkadaş… Ara tara namussuz şeyin şu an kullanılan silikonlu klavyelerden daha iyi olduğundan, tepki süresi bilmemne işte, özellikle yazarlar ve oyuncular tarafından tercih edildiğini, oyuncu klavyelerinin özellikleri yüzünden deli pahalı satıldığı, yazar klavyesinin de talep olmadığından ithal edilmediğini öğrendim. Bi haltı da kendimiz üretemiyoruz. İthal temiz iş. taş atmadan kol yormadan bi ton vergi uçlamıyoruz tabii ben olsam ben de üretmem. Vjjt geri, mekanik klavye anasının nikahını istiyor beyler.

he.. peki. e ne edek? tanıdık bir gamer kid var, anasına sordum, “oğlun bilir bu işleri, nereden ucuza mekanik klavye bulurum bacım” diye… E bizde var dedi kendi klavyesini yolladı bana.

Bu ve bundan sonraki yazılarımı yazacağım bu muazzam tıkırdayan klavyemden herkese selam ederim. Allah bin kere razı olsun @gazelvakti. Alışma dönemim geçsin bak sen o zaman gör beni.

 

 

(*) Antik fıkradır, Ermeni aksanı ile okuyunuz.

Agop’la karisi Haykanus kahvalti ediyorlarmis.

Haykanus sormus:

– Sular akmoor Agop, bir bakarsin?…

– Nereden cikarirsin simdi Haykanus, ben muslukcu ?
– Peki havagazini kontrol etsen.
– Zanim, ben tesisatci?
– Agop, elektrik dugmesi de bozulmustur.
– Yeter artik Haykanus…
Agop aksam eve geldiginde bir bakmis ki butun aksakliklar onarilmis. Merakla sormus Haykanus ‘a:
– Canim karim, kime yaptirdin bunlari?
– Kirkor ‘a rica ettim beni kirmadi.
– Ne?… Kirkor mu? O dunyanin en kotu adamidir. Karsiliksiz bir sey yapmaz.
– Evet bana ” ya benimle yatacaksin ya da bana pasta yapacaksin” dedi
– Guzel…Pastayi neli yaptın barim?
– Ah Agop, nereden cikarirsin bunu? Ben pastaci?…

9 Yorum

Filed under alışveriş işleri, bilgisayar, freecycle, instagram, internet, severim paylasirim

Meyhaneye gerek olan mescide haram.

Freecycle İstanbul’un moderatorü ve sağlam gönüllüsüyüm. İkinci el kullanmaya hem kaynaklar ve çevre açısından hem de ekonomi açısından itirazım yoktur. Yanısıra evde gereksiz yere tutulan, kullanılmayan herşeyin başka insanların işine yarayabileceğini bilerek kilit altında tutmaya dayanamıyorum. Evi tıklım tıkış etmesi, toz tutması,feng-shui’ye göre de daraltması huzuru kaçırması da cabası.

Hadi bir de klişe atayım:
fclub

Edward Norton The Fight Club/Dövüş Klübü filminde der ki; “SEVMEDİĞİMİZ insanları etkilemek için, SAHİP OLMADIĞIMIZ parayla, İHTİYACIMIZ OLMAYAN şeyler alıyoruz”

Alıyoruz yani, yalan yok.

derken bu yıl almıyorum’u keşfettim daha da iyi geldi…

Laf lafı açmasın. Geçen yıl kendime gizli bir instagram sayfası açtım. Kimsenin bilmediği. Sıtkımın sıyrıldığı bütün ev eşyasını dağıtmak üzere. Hesabın adı “Ne Var Ne Yok Dağıtıyorum”du. Kendisine bir de blog açtım, yazdıklarımı buraya aktaracağım.

Bir yılda sadece bir kere yakalandım. Kim olduğumu anlayan tek kişi çıktı. Satış işinden insanlar, numaramı kaydetmişler, “ama bende nvny ipek  olarak kayıtlısınız” dedi. “O hesap da benim, sırrımı sakla”  dedim geçtim. Sırrımı sakladı sağolsun.

Bir kez de kendim itiraf ettim. Her iki hesabımda da izlediğim Kedimle Öğreniyorumla iki hesaptan da samimi olduk. Bir gün “ben kimim bil” diye mesaj attım ve itiraf ettim: “ipekag” ama nasıl inandırsam da bilemiyorum o an. İnandı. “Başka deli yok ki” dedi. İyi kızdır.

Yıl ortasında hesabın adını değiştirdim. Şu an başka isimde bekliyor. Bir yılda yüzlerce kargo yolladım. Sadece dört-beş tanesi geri döndü. Genelde insanlar sözlerini tuttular. Bir kere dolandırıldım, bir kere de dolandırılmaya çalışıldım ama ben kendisini oynattım. (onu da yazayım bak)

İnstagram ilginç bir olay

2000 kişiye ulaştı takipçi. Gayet iyi.

Sizi o blogla baş başa bırakayım…

———————————————————————————————

23 Aralık 2014 Salı

Ne Var Ne Yok Nedir?

“Kediler ve çingeneler teker teker gezerler böylece aslında sayılarını asla bilemeyiz” derler.
2014 bitiyor ve fark ettim ki evimde her yere eşit miktarda dağılmış ıvır zıvır var. Atsan atılmaz satsan satılmaz.
Ciddiyim atamıyorum çünkü severek hatta az çok para vererek alıyor insan, ama hiç kullanılmadan beklemekte bir köşede.
Ya da hediye gelmiş. O tamamen ayrı bir konu zaten. Kullanacağım bir şey değil ama öylece ortada durmakta.
Üstelik yaş kemale erdikçe, biraz da felsefe yapıyor insan. Hayat cikletten çıkan ve sağa sola kımıldattıkça üzerindeki resmin hareket ettiği algısını veren kartlar gibi. Kart aynı, resimler baktığın yere göre değişiyor. (lenticular pictures)
(Kızımı düşünüyorum.) Çıplak gelip bir bavul dolusu zıbınla başladığımız hayat biriktire biriktire ilerliyor. Her ihtiyacı mutlaka başkası tarafından karşılanması gereken bebekler olarak geliyoruz.
Zamanla doluyoruz. Çekmeceye, dolaba, odaya, sonra eve.. Sonra sahip oldukların sana sahip olmaya başlıyor. Tıka basa dolduruyorsun bir evi.
(Nenemizi düşünüyorum )Sonra yaşlanıyorsun. Bakıma ihtiyaç duydukça küçülüyor hayatın tekrar.
Belki de çocuklarının yanına yerleşmen gerekiyor. Önce bir odaya sonra bir yatağa iniyor yaşam alanın. Çıkıp bir çorap alamıyorsun kendine. Söylüyorsun birileri getiriyor bir yerlerden.
(..iiİİii..) gibi bir eğri işte.
(Kendimi düşünüyorum) Hayatımda en az iki kere sıfırdan başladım. Maddi olarak sahip olduklarımı geride bırakıp tekrar biriktirdim. Yeniden aldım yeniden sakladım herşeyi.
On kere filan taşınmışımdır. Taşınırken ayıklayıp attıklarımın yerine yavaaşça hissettirmeden yeni şeyler geldi.
Kıyı bucak birikti kaldı. Ve ben rahatsız olmaya başladım. Bunların değerlendirilmesi lazım.

İnstagramda bir hesap açtım kendime. Ne var ne yok dağıtıyorum adında..

Ve de dağıtıyorum!
Her gün rastgele bir odaya, bir köşeye dalıyorum, çamaşır sepetini önüme çekip çekmeceyi açıyorum, “aman bir gün lazım olur dursun” demiş olup da altı aydır kullanılmamış HERŞEYİ çekmeceden sepete alıyorum.

Sonra fotoğraflayıp instagramda paylaşıyorum. Kim isterse, kaç tane isterse kargoya veriyorum gidiyor.

Şimdilik on gün bile olmadı. İyi

6 Yorum

Filed under alışveriş işleri, çevre, freecycle, insan olmak, internet, severim paylasirim

Randevuception

Koskoca devlet hastanesinde hasta olmak zor.

Oğluma gereken işitme testi için Ekim ayında doktor beni odyoloji birimine yönlendirdi. İki kat aşağıya indim:

 

– randevu alacaktım

– Randevu yok

(Alo!  Galaksi Taksi, araba yok.. Hiç yok. Soğanlı yok sarmısaklı yok hanfendicim siz nasıl tercih edersiniz.  #MetinAkpinar #yasaklar )

– eee????

– Şu numarayı Aralığın son haftası arayın, randevu alın.

– Eyvallah.. Ardıma baka baka geldim.

 

Aralıkta ve sonra ocakta epey aradım. Hat düşmüyor. Düşse de açılmıyor £#$½$½+%&/ hattı. Bugün 15/01/2016 kendim gittim.

  • Randevu alacaktım, Aralıktan beri arıyorum, Ekimde gel…
  • randevu yok
  • ne?
  • yok hamfendi, martın sonuna kadar yok
  • e olur nisana yazın
  • yok siz 25 martta arayıp randevu alacaksınız. günde 100 kişi geliyor 6 kişi bakabiliyoruz

“hönk” olmuşum.

Lan iyi ki acil bir şey değil, iyi ki başka yerde yapılabilen bir test, özele gidecek az çok parayı denkleştirecek durumum var hamdolsun. (niye bekledim, devlet hastanesi doktoru özelde yapılan testi sevmez, yeniden kendi hastanesinde yaptırtır)

(Düğünü ertele, düğünü ertele… sakallı kertenkele #NevraSerezli)

 

Yorum bırakın

Filed under aile, çocuk, disleksi, saçmasapanlıklar, saglik, şikayetlerim

Nerelerdeyim?

Blog ihmale gelmez biliyorum.

Ediyorum.

instagramı keşfettim, instagramda ilginç insanlar keşfettim. İnstagramda mikroblog işine girersem asıl blogu tamamen iptal edeceğimi farkedip sıkıldım biraz.

Freecycle işini acaip kişiselleştirdim, kendi geçici freecycle alanımı kurdum bak onu yazmam lazım. Ve yanına da letgo’yu. Ve hatta ölücüler yüzünden ikinci elin tadının kaçmasını.

Daha daha?

Doğallık moğallık derken, kendi sabunumu yapmaya başladım. Onu da yazmam lazım. Bayağı bildiğin atölye kurdum kendime evde. Nail art’ın cılkını çıkarıp yüzlerce oje alan adam, sabun işinde ne yapar? Kalıp delisi olur.

Oğlanı raporlayıp özel eğitime başlattım onu da yazmalı.

Aylardır bekleyen kek yazım, kedi yazım… ayıp oldu biliyorum.

Sabahları erken kalmalı bari…

6 Yorum

Filed under blog işleri