Sen daha uyu.. Hunu..

Atı alan Üsküdar’ı geçerken aptal kafanızı duvara vurma hissi yükselir mi içinizden?

Bana arada olur.. gayet hazırlop birşeyi biri bulup ortaya koyunca içime bir daraltı geliyor.

Binbeşyüzyıl önce.. (1005 yüz yıl mı 1500 mü okudunuz?) İlkokulda koşup coşarjen ve tuvalette bahçede musluğa ağzımızı dayayıp su içerken (aynıyla vaki) kibar aile çocuklarına plastik iç içe geçen halkalardan yapılma bardaklar alınırdı. Renk renk.. kapaklı. Cepteyse iyi. Çantada unuttuysan yine ağzını dayar ya da avucundan içerdin o ayrı.

Fotoğraf http://www.atayantika.com sitesine aittir.

Zamanla laçka olur,ne içindeki suyu ne kendini birarada tutamaz oyuncak sepetine atılır yenisi alınırdı.

Abi adamın biri icat etmişcesine silikonunu yapmış, “müdür bi el atsana” sitesi kickstartere eklemiş.

Sinir Hunisi Hunu 13 avrocuktan başlayan fiyatlarla..

Hunu. Munu.

1 Yorum

Filed under Diğer

Büyük Maskæralık

Bu çin gribi/wuhan salgını/corona virus yüzünden piyasada cerrahi maske kalmadı. millet boğazından kısıp maskeye yatırıyor.

Türk tekstil sektörü bu pası gole çevirmeli.

Önce 3 katlı steril maskeler birden fiyatı ikiye katlayıp toz oldu. Iki katlı dandikler yoka girdi. Ayrıca sterilizasyon sıvıları mafiş.. karaborsa altın günlerini yaşıyor.

Tülbent bağlayıp, hipo sürünüp gezcez artık.

Karraborsa

Yorum bırakın

Filed under saglik

Boş durana şeytan iş bulur

Bir miktar işim var çok şükür ayrıca tescilli bir tembel, pazar günü doğmuş bir procrastor (erteleyici) ve introvertim.

bunların bir araya gelmiş hali çok yaman. hep ve sürekli son dakikaya ertelenen bir takım işler, kapılardaki yumurtaların üzerinden atlayıp çok daha fazla geç kaldığı başka yumurtaları teslime götüren (ve onu bile yavaştan alan) bir ipeyk söz konusu.

Biter mi? asla! Mevcut işlere bir yandan da hevesle girişilmiş binbir başka iş/oluş/hareket ekleyen ve “ya Allah” aynı anda hepsine birden başlayan bir de Türk kafam var. Niye? İşte..ele..

Bu günlerde elimdeki zaman bolmuş gibi, önüme gelen her eğitime “ilerde lazım olur hacı” diyerek ekleniyorum. Tsundoku’luğum had safhada her hafta hem sıfır hem sahaflardan kitaplar ekliyorum yığınıma. ÜHÜ. zavallı Goodreads listem.. (geçenlerde osmanlıdan kalma, eski dilde yazılmış masal kitabı aldım ki osmanlıcam paslanmasın.. aha şurada duruyo ikinci sayfasında bıraktım. ama niyetim ciddi. bir gün bir yerde okur bitiririm kesin de.. hayır hiç bir şeyi bitirmemezlik de etmiyorum o da enteresan)

Bütün bu jonglörlük arasında mesela.. zincirleme iş yarım bırakışları profesörü de oldum. Şu an içeride damgalanmayı bekleyen sabunlar varken oturdum Udemy’den aldığım kursa dair dün yazmam gereken şikayet mailimi yazmaya kalkmışken, bloga yazı giriyorum. Ha, bitiremez de yarım bırakırsam bu da taslakta bekleyen 200 arkadaşının yanıda oturakalacak.

Mevzu şu: dün öğrendiğime göre Udemy, eğitimlerinde kesinlikle resmi(akredite) sertifika vermiyormuş.

Hayatımın tarayıcısında tarafımdan bitirilmeyi bekleyen işler yüzlerce sekmede açık halde yanıp sönmekte. Bir yandan yeni sekmeler açarken yanlışlıkla kapattığım ya da süresi dolan oldukça mühim sekmeler de sonsuza dek unutulmakta. Şanslarına küssünler. Neye başlasam süreç çorap söküğü gibi gidiyor, “hele dur önce şunu bitireyim de..” diyerek bir sonrakine (ya da 2386 öncekine) ilerliyorum; ve onun da budalaca bir yerinde aynı şey tekrarlanıyor. (Dormammu I’ve come to bargain) inşallah doğru yazmışımdır şimdi onu ararken Benedict Cumberbatch’in (inşallah bu da doğrudur amanin) bebekliğine kadar stalklayıp oradan başka yere sörfleyebilirim ama bu yazı bitecek gibi duruyor o yüzden bakmayacağım.

Ha arada bitirebildiğim işler de cabası. ;) swh. jajaja. Bkz bu yazı bir oturumda bitti bile. Aferin kız.

6 Yorum

Filed under Diğer

Kafamın hal-i pür meali

Komik bir video vardir. Kadin beyni-erkek beyni arasindaki farklari anlatir bi abi..

Benim kafamin içiyse daha ziyade bir #rolodeks #rolodex şeklinde. Binbir şey sadece bana mantikli gelen bir yerinden ve o sırayla birbirine bağlı halde. Bir kısmı silik bir kısmı kesinlikle yanlış; ancak mevcut halde bir bilgi fıçıcığı kafam.

Çok şey biliyorum, çok da yazmam lazım..(zaman akıyor) hangi ucundan başlayacağımı bilmiyorum bazen. Sirf o yüzden geri kalıyorum.

Yorum bırakın

Filed under Diğer

Rond-evu

İlkokulda öğretmenin direttiği kızlı erkekli danslı şarkılı bir gösteri türüydü rond. Dönerek yapilmasindan aliyor herhalde adını.

Bir başka disleksi raporu için döne döne randevu almaya çalışırken benzerliği yakaladım. Başa döndük üçüncü turdayız.

Iyi ki az cok okur yazar, bilincli veliyiz. Millet ne halt ediyor bilmiyorum. Benim atarax’a 5 kalan yıpranmış sinirlerim ve bikkin yüzümle süreçle güreşim devam etmekte.

Rapor bitmeye bir ay kala çocuk psikiyatrisinde randevu kovalamaya başladım. Kala kala Zeynep Kamil’de kalmış. Kaptım. 2x.10.2019.. murat reis semt polikliniği. Yolu da bir sapa ki.. gidildi, bir de bakildi ki dr hastaymış. Gelmeyecekmiş. Yüzgeri dönüldü. Ilk kufurler yutuldu.

E randevulu hasta ne olacak? İbibik gibi geldik dikildik buraya? Zızzt erenköy..

Harbi kasım ayı başında Erenköy ruh ve sinir hastaliklari hastanesinde 1 randevu var. Kaptım. MHRS yazilimci arkadas randevu acilirsa uyaran bir sistem de kurmuş sağolsun. Ona da yazildim. KEAH’ta yedekteyiz.

Bir gun yol ortasinda sms. “Randevu var,siteye ilk gelen alir!” Oley. Sol seritten saga bir çekişim var ofofof. Yandı dörtlüler, ipeyk randevu kapışmasında banko.

Bir yandan sınav gunune denk gelmese bari dualarıyla kaptım randevuyu. Oh ne ala mualla. Kasimin ilk haftasi. Supper.

Gittik, klasik muayene.. “psikolog wisc-R yapsin”

Eyi babo, yapsın.

Psikolog da on gun sonraya verdi bir randevu. Şükür, yakın gene. Kurtarır.

Onu da hallettik, sağlık kurulu raporunun da randevulu sisteme geçtiğini biliyor muyduk? Yoo?!?

Belliydi bir çapanoğlu çıkacağı zaten. Fazla düzgün gitti herşey.

Saglik kurulu haftada 2 gün, birer saat. Engelli raporu randevuları tamaaamen dolu. İstersek işe giriş ve silah ruhsatı raporu alabiliyoruz ama. Onun randevusu boş. Bi miktar düşündüm yalan olmasın. Yarin bigün lazım olur bulmuşken alalım filan.. neyse töbe dedik.

Eski raporun günü de doldu, çaktırmayın. Aralık ayına kadar kurul dolu. Ara ara sisteme bakıp çıkıyorum, şükür diyorum her gün.

En azindan muayene tamam, test ok, rapor 6 aylık da olabilirdi, son raporda sürü gibi hastane koridoruna tepilip sıra beklemiştik ibret ala ala, o bitmiş en azından.. iyiyiz şimdilik. Daha 5. kattayız.

Yorum bırakın

Filed under çocuk, disleksi, saçmasapanlıklar, uygulamalar

Anasına babasına, vatana millete hayırlı evlat ne iş yapar?

Bebek daha doğmadan, anne karnında aldığı ilk duadır.. “kız-erkek fark etmez, hayırlı evlat olsun”

Image result for hain evlat ökkeş
Hain evlat Ökkeş
(görsel internetten alıntıdır)

Doğar büyür kendisine de söylerler, hatta sorarlar: “büyüyünce ne olacaksın?”

– Vatana millete hayırlı insan olacağım..

E vatanın milletin de bunu istiyor da, hangi meslek daha hayırlı? Hepimizi tıp fakültesine almazlar ki doktor olalım tüm hastaları iyi edelim..

Arada izlediğimiz çok şeker bir film vardı: Arı Filmi.. The Bee Movie . orada bir sahne vardır.. Yeni mezun arılar iş kuyruğunda uygun bir iş bakarlar..

(görsel internetten alıntıdır)

Yapılacak işlerin listesi bir sütünda, işe eleman lazım olup olmadığı da bir başka sütünda yazılıdır ve anlık olarak güncellenmektedir. Sıran gelince açık işlerden birini beğenir alırsın ve orada ömür boyu çalışırsın.

Bizim niye böyle bir sistemimiz yok? Aynı memur sistemi gibi, seneye kaç adet çiftçi kaç adet kamyon şöförü ve kaç adet bilgisayar mühendisi lazım bize? On sene sonra? Ortalama 70 yıllık bir ömrümüz var hasbelkader tuttuğumuz bir yolda heder ediyoruz o ömrü de. Geri dönülmez bir şekilde mutsuz yaşayıp gidiyoruz. Aç kalmamak için çalışan, aile baskısıyla falan değil de filan olan binlerce insan var. Çeşitli işlere eleman bulunamazken örneğin mebzul miktarda işsiz eczacı var. Ne yapsın bu insanlar 5 yıl dirsek çürütüp okul bitirmişler ve iş yok. Bu yıl 50. eczacılık fakültesi açıldı ülkemizde. Yılda 100 mezun verse 5000 eczacı tam olarak ne olacak sizce?

Kızım lise öğrencisi ve yapmayı istediği meslek 10 yıl önce yoktu dünyada. 10 yıl sonra avukatlık, eczacılık, doktorluk bilgisayarlara emanet olacak biz de nalbantlar gibi, günümüzde hiç bir geçerliliği olmayan bir mesleğin son temsilcileri olacağız.

Sanal zekaların ele geçirdiği, internetin oksijene dönüştüğü yeni dünyada, vatana millete dünyaya marsa hayırlı evlat olmak istemek güzel, ne olacağını bilememek ise panik sebebi.

2 Yorum

Filed under Diğer

Bilim Kırtasiye

80’lerde çocuk olanlardanım. Şu efsane kuşak..

O zamanlar her şey yerliydi, bize hep Cumhuriyetin ilk yıllarında dikiş iğnesi bile yapamadığımızı, çelik iğneleri Almanya’ya gönderip dikiş iğnesi yaptırttığımızı (deliği sonradan delmek? şimdi saçma geliyor) ama artık kendimizi toparladığımızı, herşeyi ürettiğimizi, güzel ülkemizin 4 mevsimi yaşayabilen ender ülkelerden olup hem yeraltı hem yerüstü kaynaklarımızın mis gibi yettiğini anlatırlardı.

Döviz diye bir şey vardı. Hiç görmediğimiz ama mühim olan. Bulundurulan bir şey değildi, yasaktı. Turist getirirdi. O zaman iyiydi. Biz yurtdışından bir şey alır da döviz verirsek o fenaydı. Arcoroc/arcopal bardak tabaklardan parfümeri ürünlerine bavullarla kaçak getirilir gizlice satılırdı.

Aslan gibi Paşabahçe bardaklar, Sümerbank porselenler varken hem de. Aman canım bize neydi..

Ve çocukluğun avm’si kırtasiyelerdi. Mahallede biricikti Bilim Kırtasiye. Temennahla girerdik diyebilirim. Sessiz ve loş bir dükkandı. Üçgen cetvelleri, parker dolma kalemleri vitrine koyardı. Kokulu silgi ve kırmızı kalem alabilirdik harçlığımızla. Öyle her gördüğünü istemek ayıptı zaten. Ders yılı başında öğretmen herkese “iki tane üç ortalı kareli defter bir tane çizgili harita metod, bir tane 80 yapraklı çizgisiz defter” aldırırdı. Annemiz onları uçurtma kağıdıyla kaplar, üzerine güzel yazısıyla etiketimizi yazıp yapıştırır çantamıza doldururdu. Kitap ve defterler kaplı gelir kaplı giderdi bütün yıl, sayfaları çizemez köşelerini asla katlayamazdık. Çünkü seneye öbür seneye kardeşimiz/kuzenimiz kullanacaktı. İdareli olmak lazımdı.

Bu durumda, kırtasiyeden alacağımız bir şey de yoktu. Evde vardı çünkü; kalem kutun da fermuarı patlayana kadar kullandığın ya da mıknatısı sökülene kadar yıllarca okula taşıdığın bir eşyaydı. Hele ki yılın ortasında bozulsun, sorun çıkardı evde. Annesi diken hatta kendisi örerek kalemlik yapan arkadaşlarım vardı (bizzat öğretmenimin kızı örmüştü ve bana da bir tane örüp vermişti. Öyle takdir etmiştim ki, kıyıp da kullanamadım) ve çok da popüler bir şeydi kimsede olmayan, hazır alınmamış özel bir kalem kutusuna sahip olmak.

Kırtasiyeye doğum günlerinde gidilirdi. Kendi doğum günün değil ha.. en yakın arkadaşının doğumgünü. Hatta yaşgünü. Annen izin verirse samimi 4-5 arkadaşını cumartesi günü eve çağırır yaşgününü kutlardın. Yaş gününde annen yaş pasta yapar (yaş pasta:) sigara böreği kızartırdı. Yaz tatiline denk gelen doğum günleri haziran ayına sıkıştırılır illa ki o kutlama yapılırdı. Yeni yılın takviminde ilk doğumgününün hangi güne geldiğine bakardın.. İnşallah cumartesidir çünkü tam da o gün arkadaş çağırıp doğumgünü yapacaksındır ne güzel denk gelir.

İşte sıra arkadaşının yaşgününden bir hafta evvel annenden babandan rica minnet para alır Bilim Kırtasiyenin yolunu tutardın. İçeri girip deriin bir nefes alırdın önce. Kırtasiye kokusu. Mmmm. Sonra kırk yılın başı bulduğun bu fırsatı hızla değerlendirir, herşeyi ellemeye başlardın.

  • Raflarda çocuk klasikleri vardı. Karton kapaklı olanlar ucuzdu, ben Altın kitapların şömizli olanlarını aldırır, kütüphane yapardım odamdaki dolaba. Kitap mı alsam? Okur mu ki? Ya evde varsa aynısından? (bende 3 tane polyanna olduğu vâki) Gerçi hediye gelen kitaplar (bazen içindeki ithafla) başka birinin doğumgününe götürülmek üzere kaldırılırdı anneler tarafından ama…
  • Ve camlı tezgahta dolma kalemler. Hmm. Haftada bir gün divit ve mürekkep götürür okulda güzel yazı dersi görür elimizi yüzümüzü mürekkebe bulayıp geri gelirdik ama hiç dolmakalemimiz olmazdı. Acaip lüks bir şeydi.
  • Hatıra defteri! ay süper. alsam mı? param yeter mi? bütün sınıfa birer sayfa ayırırsın sana cicili bicili yazılar yazarlar. sen de herkese yazarsın. bir gün sende kalır zaten defter, o gün kim kime ne yazmış onu da okursun , çok matrak bir şeydir.
  • ama çok da lüzumlu bir şey değil. çünkü annen sıkı tembihledi, “kızın işine yarayacak bir şey al” dedi.
  • iyi o zaman. pergel takımı alınacak. hediye paketi yapar mısınız? yapar tabii. içine de bir kartpostal alıp mesaj mı yazsam? yok yok. düz kartlar var evde, annemlerin her bayram ve yılbaşında tebrik yazıp aileye gönderdikleri, ona yazarım.

Ve seçim tamamlanır, kırtasiyeden ardına baka baka çıkar, sana da benzeri bir doğumgününde gelmiş bir pergel kutusu ile eve yollanırdın. Herkesin pergeli vardı kutulu mutulu, hiç satın alınmaz illa ki doğum gününde gelirdi ve kullanmayı hiç öğrenmediğimizden hep kutusunda kalakalırdı. İçine vidayla kalem tepilen, sayfayı delen, silgileri delen en sonunda da iğnesi düşen, plastik dandik pergellerle çember çizerdik derste.

Bilim kırtasiye.. Duruyor mudur acaba hala? Google haritalardan baktım sokak görünümü yok bölgenin. Gider bakarım bir gün, inşallah.

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, çocuk, ilkogretim