İkea Kurumsal İade Yapmak

İkea’dan aldığınız ürünü AÇMADIYSANIZ iade bölümüne fişi/faturası ile gidip karta ya da nakit iade alabiliyorsunuz.

Açılmış ürün için kurumsal firma iseniz, iade faturası kesip ilgili mağazanın e-posta adresine iletmeniz lazım.

İkea Kurumsal Müşteri Hizmetleri için tıklayın.

Bu yetmiyor tabii. Fişinizi alıp iade bölümüne gidiyorsunuz..

“aa e-postanız bize gelmedi.”

“e nereye gitti?”

İkea Kartal için “iade530@ikea.com.tr” diye bir adres verdiler, oraya faturayı bir daha attım. Sonra onaylandı, iki üç lüzumsuz çıktı alındı, imzalar attım ve bana iade tutarı kadar para yüklenmiş bir ikea hediye kartı verildi.

Sen sağ ben selamet.

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, ikea

Üniversite tercihi nasıl yapılır?

İstanbul’daki üniversitelerin ilçelere göre sıralaması

Öncelikle bu yazı 2021 yılında yazıldı. Kızım bu yıl liseyi bitirdi ve üniversiteye girdi.

“mezuna kalmak” deyimi bu yıl duyduğum ve hemen unutmak istediğim bir uydurma.

Mezuna kalmak ne demek?

Lise bitiyor ama öğrenci üniversite sınavına bir sene sonra giriyor. oturakalmak, şaşakalmak, bakakalmak gibi hafifçe şaşkın ve enayi bir durum nitelemesi. Hiç sevmedim.. Neyse, bizim konu bu değil.

Maddi manevi bazı gerekçelerle öğrencimin İstanbul Anadolu Yakasında, devlet okulu ya da %100 burslu özel okul tercih etmesini istedim.

Kendi istediği tüm bölümleri tek tek sıraladığında bir sayısal puanına ihtiyacı olduğunu anladı ve sayısal alanda soru çözdü. ilk 5-6 tercihini de bu alanda yaptı. Sonraki tercihlerini sistemli olarak sıraladı.

Hem YÖK Atlas hem de universite tercihleri sitelerini aktif olarak taradık. Ayrıca tercih robotu ve doğru tercih motorunu da öneririm..

Kriterlerimize göre sıralamalar yapabilmek için excel tablosu da yaptık.

Okulda ve evde çözdüğü denemelerin ve özellkle hem askeri okul hem özdebir sınav sonuçlarının sıralamaları, YKS’ye çok yakın onu da belirteyim.

Bonus olarak, yabancı dil sınavına da girdi. Buradaki sorun birçok almanca eğitim veren okulun almanca sınavı ile girme zorunluluğu koşması. Aynı anda iki dil sınavına birden girilemiyor. Bu yüzden sadece İngilizce YDS puanı aldı.

İstanbuldaki Üniversiteleri arama yaptığım zaman, hiç bir yerde Anadolu yakası mı Avrupa yakası mı belirtilmiyor. Oturup emek sarfedip her bir üniversitenin merkezinin nerede olduğunu buldum, ama her fakülde aynı yerde olmuyor. Nişantaşı üniverstesi’nin Nişantaşı ile alakası yok mesela. gerçekten böyle bir sıralama yapılamaması da çok saçma. Bunu geç, aslında ilçelere göre bile dizilebilmesi lazım. Puanın kadar okula ulaşımın, ikametin de önemi var. Bana en yakın okulu tercih etmek isterim tabii ki.

Yani tüm okulları, özel ve devlet, önce “nerede?” sırasına soktuk. İlçelere göre İstanbul Üniversiteleri:

devlet üniversiteleri216212
İSTANBUL MEDENİYET ÜNİVERSİTESİKadıköyBOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİBebek
MARMARA ÜNİVERSİTESİKadıköyGALATASARAY ÜNİVERSİTESİOrtaköy
SAĞLIK BİLİMLERİ ÜNİVERSİTESİÜSKÜDARİSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİMASLAK
TÜRK-ALMAN ÜNİVERSİTESİBeykozİSTANBUL ÜNİVERSİTESİBeyazıt
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ-CERRAHPAŞAAvcılar
MİMAR SİNAN GÜZEL SANATLAR ÜNİVERSİTESİFındıklı
YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİEsenler

vakıf üniversiteleri216212
ACIBADEM MEHMET ALİ AYDINLAR ÜNİVERSİTESİataşehirALTINBAŞ ÜNİVERSİTESİbağcılar
ATAŞEHİR ADIGÜZEL MESLEK YÜKSEKOKULUataşehirBAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİbeşiktaş
BEYKOZ ÜNİVERSİTESİkavacık beykozBEYKENT ÜNİVERSİTESİsarıyer
DOĞUŞ ÜNİVERSİTESİkadıköyBEZM-İ ÂLEM VAKIF ÜNİVERSİTESİfatih
FENERBAHÇE ÜNİVERSİTESİataşehirBİRUNİ ÜNİVERSİTESİtopkapı
İSTANBUL 29 MAYIS ÜNİVERSİTESİÜmraniyeDEMİROĞLU BİLİM ÜNİVERSİTESİşişli
İSTANBUL GEDİK ÜNİVERSİTESİKartalFARUK SARAÇ TASARIM MESLEK YÜKSEKOKULU (İSTANBUL)fatih
İSTANBUL MEDİPOL ÜNİVERSİTESİBeykozFATİH SULTAN MEHMET VAKIF ÜNİVERSİTESİfatih
İSTANBUL OKAN ÜNİVERSİTESİTuzlaHALİÇ ÜNİVERSİTESİbeyoğlu
MALTEPE ÜNİVERSİTESİMALTEPEIŞIK ÜNİVERSİTESİŞİLE
ÖZYEĞİN ÜNİVERSİTESİÇekmeköyİBN HALDUN ÜNİVERSİTESİBaşakşehir
PİRİ REİS ÜNİVERSİTESİTuzlaİSTANBUL AREL ÜNİVERSİTESİB.Çekmece
SABANCI ÜNİVERSİTESİTuzlaİSTANBUL ATLAS ÜNİVERSİTESİKAĞITHANE
ÜSKÜDAR ÜNİVERSİTESİÜsküdarİSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİKüçükçekmece
YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİAtaşehirİSTANBUL AYVANSARAY ÜNİVERSİTESİFatih
İSTANBUL BİLGİ ÜNİVERSİTESİEyüpsultan
İSTANBUL ESENYURT ÜNİVERSİTESİEsenyurt
İSTANBUL GELİŞİM ÜNİVERSİTESİAvcılar
İSTANBUL KENT ÜNİVERSİTESİBeyoğlu
İSTANBUL KÜLTÜR ÜNİVERSİTESİBakırköy
İSTANBUL RUMELİ ÜNİVERSİTESİSİLİVRİ
İSTANBUL SABAHATTİN ZAİM ÜNİVERSİTESİKüçükçekmece
İSTANBUL SAĞLIK VE TEKNOLOJİ ÜNİVERSİTESİZeytinburnu
İSTANBUL ŞİŞLİ MESLEK YÜKSEKOKULUSarıyer
İSTANBUL TİCARET ÜNİVERSİTESİBeyoğlu
İSTANBUL YENİ YÜZYIL ÜNİVERSİTESİZeytinburnu
İSTİNYE ÜNİVERSİTESİZeytinburnu
KADİR HAS ÜNİVERSİTESİCibali
KOÇ ÜNİVERSİTESİSARIYER
MEF ÜNİVERSİTESİSarıyer
NİŞANTAŞI ÜNİVERSİTESİSarıyer

Listemin işinize yarayacağını umar, dört sene sonra tekrar kullanmak üzere kapatır giderim.

Yorum bırakın

Filed under üniversite, eğitim, internet, OKUL

Dava deve oluyor(2)

Cimer’e bitmek bilmeyen dava ile ilgili eski şikayet yazım:

…….

tarihindeki amcamın ölümü ile 1/6 oranında miras payım olan küçük bir dükkanın satılmasını bir türlü sağlayamadım.

Gayrimenkulün satılması için bir avukat bulup dava açtım. dava tarihi : dosya numarası. Dava bir çok masraf çıkardı ve çok çeşitli nedenlerle oldukça uzayarak nihayet sonuca bağlandı, satış kararı çıktı. Şu anda avukatım benden ilan bedeli yatırmamı bekliyor, ilan bedeli en az 8000 liraymış ve bunu ben yeni öğrendim.

Bu bedel için hazırda bir nakit yok elimde, kredi çekmem gerekecek. 2021 yılında ilanların gazete yoluyla verildiğine ve bir ilanın masrafının 8000 lira olmasına aklım yatmıyor. Zaten paraya ihtiyacım olduğundan gayrimenküldeki  hakkımı yok pahasına satmaya razı oldum. İlk satış bedeli bilirkişinin takdir ettiği bedelin %60 civarı olacak. Bu dükkana 200,000 TL civarı kıymet takdir edilmişti. En iyi ihtimalle 120,000= satıştan bana 20,000 düşer. İlan ve avukat ücretini ödediğimde ise elime hiç bir şey geçmeyecek.

Davamı kazanmış ama maldaki hissemi tamamen yitirmiş olacağım. Alamadığım kiralar zaten çoktan buhar oldu. Bir fıkra yaşıyorum sanki. Ben bunun anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olduğunu düşünüyorum. Bir insanın hakkı olan mirasını alabilmesi için fazladan bunca zaman kaybetmemesi, masraflara girmemesi, süreçte eline hiç bir şey geçmeyecek hale getirilmemesi lazım.

Ben üniversite mezunu bir kadın olarak çaresiz kaldım. Çok daha zor durumda olan, hiç bir vasfı olmayan kadınlar kimbilir neler çekiyorlar? Elinden zorla imza alınıp malı mülkü, mirası elinden alınan kadınlar var biliyorum. Haklarını savunacak kimse yok…..

Yorum bırakın

Filed under Diğer

Gece yarısı doktor nerde?

Neyin online olanı yok ki? İnterneti seviyorum. Hemogram sonuçlarımı yorumlatmak için gece yarısı (23:00) bana doktor sağlayan interneti çoook seviyorum.

Danıştığım doktorum, whatsapp üzerinden görüşerek bana gereken cevapları iletti. Allah razı olsun.

İhtiyaç olursa 24 saat BİLGİ ALACAĞINIZ, ÜCRETLİ online doktor servisi: Tık

DİKKAT: bu siteden alacağınız bilgi, kendi doktorunuzun yapacağı yüz yüze muayenenin bir alternatifi değildir.
Site içerisinde doktorunuzla yaptığınız görüşme ile size tanı ve teşhis konulmaz ve tedaviniz düzenlenmez.
Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır.
Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez

Yorum bırakın

Filed under saglik

İpek nasıl? Selam söyle…

Çoook eskiden mektupla haberleşilirken, herkes de okur yazar bile değilken.. Tüm ailenin, eşiktekinin beşiktekinin ince ince halini hatırını sormak adetti. Sorulmaz da unutulursa insanlar küs kalırdı. Aylar yıllar sonra birilerinden haber almak, haber yollamak mühim bir olaydı her evde.

Sonra evlere telefon bağlanmaya başladı. Hatta her evde olmazdı, babam doktor olunca kendisine “tercihli” telefon bağlandı. Komşular rica ederlerdi acil durumda gelip telefon edebilmek ya da telefon bağlatmak için.

Ve zaten telefon görüşmesi çok pahalı bir şeydi. Bir ailenin hatta bütün sülalenin tek bir telefonu olunca, iletişim kıymetli hale gelirdi.

Telefon öyle laklak etmek için kullanılmaz, telefonla görüşme adabı ortaokulda ders olarak gösterilirdi. Telefon eden “Allo, ben İpek Tuz, Nisa Buz hanım evde mi?” derdi, telefonu açan kişi de “benim İpek hanımcığım” ya da “evde efendim hemen çağırayım” der, İpek hanım Nisa hanıma kısaca hal hatır sorduktan sonra derdini yine kısaca anlatır, cevabını dinler sonra da “oldu Nisa hanımcığım, ailenize selam ederim/hürmetlerimi iletin” “siz de ev halkına selamlarımı söyleyin” der ve arayan kişi “Allahaısmarladık/görüşmek üzre” der kapatırdı.

Bu kural günümüzde halen geçerlidir. Whatsappta en son mesajı ilk mesaj atıp görüşmeyi başlatan kişi atar; karşıdaki sonradan emoji vb göndermez. Söyleyeceklerinin bitip bitmediğini buradan anlarız.

Neyse efendim, bu selam söyle kelam söyle lafı bitmedi gitti. Artık bireysel cep telefonlarımız var, üstelik telefonla görüşmemek hakkına sahibiz. Mümkünse aranmak bile istemiyoruz, gün boyu, iki whatsapp mesajıyla çözebileceğim şeye çenemi açmak istemiyorum. Çünkü insanların neden bu kadar gereksiz konuştuklarını anlamıyorum. Havadan sudan konuşabiliyorlar.. Dün TV’de izlediğini, ne yediğini, yolda gördüğünü anlatmayı seviyorlar. Bilmiyorum neden… Bu da benim defom olabilir.

Ha bir de, “herkes nasıl” deyince “iyi iyi” diyorlar, sonra bakıyorsun oğlu evlenmiş, kızı ameliyat olmuş, kocası köpürmüş, eltisi seyirmiş bilmem ne.. haber vermiyorlar. “tek tek sormamışım ki?”

Ne bileyim ben? kimde ne gelişme varsa özet geç, haber ver işte. Karşındakinin (bu durumda benim) ne kadar aptal olabileceğini tahmin bile edemezsin. Haber varsa o haberi ver kardeş.

sonra “aa sen yeni mi duydun, Pınar sana söylemedi mi?”

“söylemedi cinskopat” bir haber varsa söylenir arkadaşım. En yakınından duymalısın. Haber yoksa sırf dedikodu için “İpek nasıl, eltisi nasıl, görümcesi ne yaptı” soruları bitiriyor beni.

Neyse sinirlenmeyeyim… evet ne diyorduk? Selam.

Söyleme abicim bana selam. Eşim iş dolayısıyla günde 70 kişiyle görüşüp mesajlaşıyor. Yüzde seksenini tanıyorum az çok. Her biri niye selam söyler bana?

-“İpek nasıl?”

-“iyi iyi”

-“selam söyle”.

Nasıl olduğumu bilmek istiyorsan aç kendin sor. Bana da selam söyleme, ASLA. Beni niye sormadı diye küsmem.

“üzerimde kalmasın, sana ümmet-i Muhammed’in selamı var”

yav yürü git.

Yorum bırakın

Filed under aile, saçmasapanlıklar, whatsapp

nasıl mezun olunur?

Pandemi, okulların kapalılığı, LGS (lise giriş sınavı) ertesinde oğlum ortaokuldan kızım liseden AYNI GÜN mezun oldu.

Okulun “tören için 300 lira alacağız, kep ve cüppe sizde kalacak” teklifine “ikisi aynı beden zaten, tek kep tek cüppe yeter, olacağını söyleyin” şeklinde pazarlık ederek ikisini 400’e bağladım. Napcaz bir ya da iki cüppeyi evde zaten? Seneye mezun olan birine mi devretsem?

Akabinde son dakkada “erkekler beyaz gömlek giyecek” şeklinde kıyafet kodu geldi. Yahu evde beyaz gömlek ne arar? Acilen gece yarısı LCW sipariş verildi, ertesi gün öğleden sonra mağazadan teslim alınacak şekilde halledildi. İki ayak bir pabuca sığdı ama gel bana sor..

Tören gerçekten sade ve kaliteliydi bak ona sözüm yok. Sancak da bizim kız tarafından taşındı, ağladım heyecandan . Çok güzeldi. “Senden daha güzel” ve kız kardeşimin deyimiyle “cheddar gibi her yere yakışan” Karayip korsanları ezgileriyle mezuniyet törenleri gerçekleşti.

Şimdi ilk defa çocuk mezun edeceklere öneriler:

telefonu birine verin o çeksin siz olayı yaşayın ve iki elle ALKIŞLAYIN çocuğunuzu.

yanınıza bir mavi ikea çantası alın. suyu, şalı, mendili, yedek babeti, kepi cüppesi bir kucak eşyayla gezilmez kokteyllerde. çantayı bir yere (sandalyenizin altına) park edersiniz : iki eliniz boş mis gibi takılırsınız.

evet yanınıza yedek babet ya da spor ayakkabı alın. kızın da sizin de topukludan ayağınız şişip iflas ettiğinde eve sürünmeden dönebilirsiniz böylece.

Kızınız etek giyecekse sahnede yürümeyi, oturup kalkmayı prova edin; bütün günleri pantolon/eşofman/taytla geçtiğinden zarif bir etek adabını unutmuş hepsi, bacakları uzatan mı istersin, yayılan mı, ayırıp gevşeyen mi…

mezuniyet iskemlelerinin arkasına birer dosya/poşet iliştirmek lazım. sertifikalar, diploma ruloları, ödüller vb alındıktan sonra elleri kolları doldu mu sana? her ayağa kalkan yere bıraktı elindekini..

okuldan bu işlerde görev alan herkese ayrı ayrı teşekkür etmeden oradan ayrılmayın. bildiğin angarya ve altından kalkması çok zor bir iş.

yarın okulların bir kısmı açılıyor, cümleten hayırlı başarılar annecim, çok seviyorum çok gurur duyuyorum sizinle.

İpek

Yorum bırakın

Filed under çocuk, OKUL, tertip

Disleksi (SON)

Disleksi bitmez tabii de, bizim buraya yazacak maceraların sonu geldi.

Oğlum liseye geçti, ortak kararımızla artık rapor almayacağız. Kendi gayreti ve hepimizin sabrıyla devam edecek öğrenim hayatına.

Oğluma rapor alma süreçlerinde ne çektiğimi ben bilirim. Sağlıkçı olarak. Okuryazar iş bitirici bir birey olarak. Bürokrasiden illallah dedim.

Bir anne olarak her disleksi velisine gerekirse öğrenim hayatı boyunda rapor almayı önemle tavsiye ediyorum. Lütfen önceki disleksi yazılarımı aşağıdaki etikete tıklayarak okuyun.

Disleksiyi hiç bilmeyen öğretmenler varken çocuğun tek dayanağı, davasının tek avukatı sizsiniz. Vaz geçmeyin.

Her alanda , okuldan soğumadan kendi hızında öğrenmesine, ekstra dersler almasına, LGS (lise giriş sınavı) için tek başına bir sınıfta sınava girmesine, yanına bir okutman bir işaretleyici verilemsine ve 20 dakika ek süre almasına yardımı olan bu raporlar olmasa çok çok zorlanırdık.

Türkçe, Matematik, Fen, Sosyal ve Din 10 soruda 5er net civarında yaptı. İngilizce FUL. Yaz tatilinde gün aşırı bana sesli kitap okuyor. Her sayfada birer ikişer hatası olsa da artık okuduğunu duyuyor ve sonraki kelimeyi tahmin edebiliyor. Diğer gün de matematik tekrar ediyoruz, kesirler senin köklü sayılarda bölme benim itiş kakış (benim diskalkuli olmamdan mütevellit) ilerliyoruz bakalım. Epeyce rezil de ediyor beni ki gururdan ağladım bir defasında.

Aslan oğlum kaplan oğlum. Hadi başarılar. Allah zihin açıklığı versin, hayırlı kapılar açsın. Oku, büyük adam ol, vatana millete hayırlı insan ol.

Yorum bırakın

Filed under çocuk, disleksi, ilkogretim, severim paylasirim

Anaokulu gibi Anaokulu

Küçüklüğümden beri anaokulu lafı saçma gelmiştir. Anaokulu analar için olmalı, çocuk okuluna anaokulu mu denir???

Neticede dün yeni bir fikirle uyandım. Dev bir anaokulu. Anneler için. Geldim kırk küsur yaşıma, yeni hobilere kucak açma mevsimindeyim. Ama hobiler hem masraflı hem de malzeme temini zor. Hadi temin ettin yarım yumaklar, boy boy şişler, kullanılmamış tuval ve yağlı boyalar, ıvırlar ve de zıvırlar bir koli içinde balkonun köşesini ya da bazanın altını boyluyor. Atsan atılmıyor, yazık onca para vermişsin.. versen kimse istemiyor..

40 yaş grubu insanlar için anaokulu istiyorum. Aylık belli ücret karşılığı her malzemeyi kullanabildiğin, ders alabildiğin, malzeme artınca başına dert olmayan bir mekan. İkindi kahvaltısı da verilecek.

Tığ işi masa örtüsü mü yapacaksın? Buyur.

Antep işi yapayım? ipeğin gergahın hazır buyur otur. (orta sehpa büyüklüğünde ayaklı gergefler vardır antep işi işlemek için ve gergah denir).

Efendime söyleyeyim evde iki vazon var boyamak istiyorsun, bir oda dolusu her marka her renk boya mevcut, fırçalar mırçalar temiz hazır bekliyor tak önlüğü boya gönlünce.

Çin iğnesi, Ebru, Vitray, Seramik, Batik.. ne istersen. herşey tertemiz. stres atmak için, evden çıkmak için şahane fırsat. TV bağımlısı annelere son.

İşini bitirince de eteğini silkele kalk. Al eserini evine götür.

Değme keyfime.

Hadi biri yapsın yahu.

2 Yorum

Filed under ben yazdım, ev işi, OKUL

İnsanlar 4 grupta incelenebilir

İlk grup sanki 5 yaşındadır. Ona pi sayısını anlatamazsınız, anlatmayın da zaten. Elinde kibrit görürseniz elinden alın ve yüksek bir yere kaldırın. Bilmesi gerekeni söyleyin, güvenliği için kurallar ve yasaklar koyun, ve denetleyin; çünkü bırakırsanız 3 öğün nutellalı ekmek yer, bu da yanlış bir beslenme alışkanlığı. Onunla tartışılmaz, söz dinletilir.

İkinci grup 15 yaş ergeni. Kurallara devam ama kuralları açık seçik izah etmeniz lazım. “ben oyle dedim oyle olacak” denmiyor artık. Sınırları esnetiyoruz, kararlarını kendileri veriyor ama biz de gözden geçiriyoruz. Böyle böyle içgüdülerini değil sağduyuyu dinlemeyi öğreniyorlar. Ona buna sataşıyorlar, bazen ağzının payını alıp oturuyorlar. Arada yaş tahtaya da basıyorlar, ama öğrenme sürecinin bir parçası olduğu için azarlamıyoruz, elimizi uzatıp kaldırıyoruz.

Üçüncü grup 40 yaş insanı. Beklentimiz hayatta bir yerlere varmış, bir şeyleri kapmış, kuralları içselleştirmiş olması. Böyle insanların herhangi bir sınırı olmaz. Sınırı bilirler. Kimse tarafından kontrol edilmelerine gerek yoktur. Sağduyu da, bilinç de, ahlak da izan da gelişmiştir artık. Sosyal hayatta nedenini nasılını kendisi çözüp problemlerin üstesinden gelebilmesi gerekiyor. Hatalı sollama yapmaz, trafikte şerit değiştirmez, hız sınırına uyar, trafik kazası görünce izlemeye dalıp yolu tıkamaz. Hız tümseği koyulmaz böyle insanların çoğunlukta olduğu yollara. Yere izmarit atmaz, ayakkabısını kapıda çıkarmaz. Maske takılacaksa takar, tartışmaz tartışacak bir şey yoktur onun için. Yeryüzünde cennet; bu insanlardan olmak ve bu insanlarla yaşamaktır. Nasip olur inşallah.

Dördüncü grup insan ise kamil insan. Bilge kişi. Güler yüzlü. Hayatı aşmış bitirmiş, rahle-i tedrisinde bulunmak farz. Kültür elçisi. On binde yüz binde bir. Bayılırım sözüne sohbetine. İnsanları ya da olayları değil fikirleri konuşabilir. Örnek: Rahmetli Gülriz Sururi. Metin Akpınar. Üstün Dökmen.

Burada hep verdiğim bir örnek var.

“Sarı Ruj Yasak Mı?” Hayır değil. Ama taksi sarısı ruj üretmek anlamlı bir yatırım olmaz. Rujun adı bile fransızca kırmızı demek, kadınlar dudaklarını etli, dolgun ve kırmızı göstermek için makyaj yaparlar. Kimse sidik sarısı dudak istemez. O yüzden de kimse sarı ruj üretmez. Kimse almayacaksa, para kazanmayacaksan üretmezsin.

İlk grup elinde rujla geziyorsa zaten bir kapıya duvara sürtmeye gidiyordur, rengine bakmadan elinden alınır.

İkinci grup sürme desen de sürebilir, onlara da bu kadar saçma bir konuda o grupla inatlaşılmaz, bir süre sonra unutur der bırakırsın.

Bunu üçüncü grup insan içgüdüsel olarak bilir. Böyle bir işe girişmez. Ona kimsenin yasak demesine gerek yoktur.

İnternette, görebildiğim kadarıyla ilk iki grup hakim. tiktok insanlar. O grubun problemi Dunning-Kruger Etkisi . Tartışmayın. Mantık çalışmıyor, akıl zaten yok. Kendi aptallığını kabul edememe, üstelik kendisini akıllı sanma gerçek bir problem. O iki grupla mesafeli olunuz.

Yorum bırakın

Filed under çocuk, insan olmak, kültür, severim paylasirim

100 Günlük Temizlik vs 50 Yaş Temizliği

Önümüzde mühim bir durak var. 50 yaş. Ve meşhur “İsveç 50 yaş temizliği”ne hazırlanıyorum.

Genelde minimalist olmasam bile bana midimalist denilebilir. Fazla eşya sevmiyorum almıyorum. Aldığımı canını çıkarana kadar kullanıyorum. Tamir/dikiş gittiği yere kadar..

Kullanmadıklarımı geri dönüştürürüm, freecycle benim işimdir, yayıntı sevmem, az eşya daha kolay temizlenir zaten. Yazlıkları kışlıkları kaldırırken küçülenleri ayırır veririm… Yine de yıllık olarak yıl sonlarında 100 günlük temizlikler yaparım.

Bunun anlamı 100 gün boyunca her gün birer eşyayı evden çıkartıp sahiplendirmektir. Atmak değil. Son 1 yıl içinde almış ve kullanmamışsam ya veririm ya internetten satarım. Özellikle de yılbaşına yakın yaparım ki keyfi olsun. Buna başlamanın en ideal tarihi de gündönümü olan 21 Eylül tarihidir. Yeni yıla pırıl pırıl girebiliyorum.

50 yaşıma sağ salim ulaşabilirsem İsveç Vefat Temizliği denilen işe girişeceğim.

Zamanında anneannemle dedem bir gün karar verip tüm özel eşyalarını, günlüklerini, mektuplarını ve mesela anneannemin çok güzel bulduğum milli piyango kolleksiyonunu sobada yaktılar. Sebep olarak da “bunlar biziden sonra bulunur, okunur, gülersiniz mülersiniz, bizim canımız sıkılır” dediler. Kendi özellerini yok ettiler ki, o zaman epeyce kızmış olsam da, şimdiki kafamla anlıyorum ki aslında iyi fikir.

Dünya fani ölüm ani.

Benim özel eşyalarımı arkamdan kimin didikleyip neyimi okuyacağını, neyimi izleyeceğini ben nereden bileyim? en iyisi küllüm temizlik.

İsveçliler de aynı kafada olsa gerek bunu içselleştirip adlandırmışlar: “döstädning”. Vadeniz gelip dö olduğunuzda yapılan städning. Arkanızdakilere düşen pis bir görev. (Yaptım biliyorum..)

Siz orada olmadığınızdan müdahale edemeyeceksiniz millet ıcığınızı cıcığınızı kurcalayacak, atacak satacak, kimbilir ne kıymetlileriniz elden ele dolaşacak. Kızınıza vermeyi tasarladığınız bileziğiniz gelininize gidecek, belki küslük çıkacak. En iyisi gözünüz görürken malınızı dağıtmak, kirli çamaşırlarınızı ortadan kaldırmak.

Hep demişimdir, yeni doğan bebeğe bir çekmece dolusu eşya bir yıl yeter. Büyüdükçe gardroplar odalar evler dolduruyoruz. Sonra da yaşlandıkça yine azaltıyor felek.. Tek odaya, sonra bir etajere bazanın altına sığıyor eşyalar.. Oradan da puff. Misafirlik.

50 Yaş temiziği bu açıdan öneriliyor. Sağ baştan başlayıp ne kadar dolap çekmece varsa sırayla döküyorsunuz. Ölseniz arkanızdan bulunmasını, atılmasını istemediklerinizi bulup kendiniz ya atıyor ya ilgili birine veriyorsunuz. Mesela adı geçen bileziği gözünüz görüyorken kızınıza veriyorsunuz, gelininiz gık diyemiyor. Ya da kayınpederin düğünde taktığı hiç kullanmadığınız seti oğlunuza teslim ediyor, “ilerde gelinime takarsın” diyor, kızınıza kaptırmaktan kurtuluyorsunuz.

Çok kişisel, görülmesini bilinmesini istemediklerinizi imha edebilir, ya da lazımsa “açmadan imha edin” notuyla kaldırabilirsiniz. Bütün gizleriniz çözülecek bütün sırlarınız ortaya dökülecek çünkü. Sizi utandıracak bir şey varsa şimdiden kararınızı verin.

Birikmiş işlerinizi, alınmış verilmiş borçlarınızı da yazmanızda fayda var. Bankada sağda solda birikiminiz varsa, menkul/gayrimenkul herşeyinizin bir dökümünü yapmanız, arkanızda kalan yaslı ailenize büyük kolaylık sağlayacak. (yaşadım biliyorum, kafa bir dünya oluyor neyi nasıl yapacağını bilemiyor insan bir anda)

Evde dolaplara hatta odalara bir ferahlık gelecek, yerine yeni ıvır zıvır doldurmadığınız sürece de mis gibi yaşlanacak ve en güzeli gözünüz açık gitmeyeceksiniz.

Mümkünse mezar yerinizi alıp hazırlatmak, cenaze töreninizi planlamak, vasiyetinizi hazırlamak için en güzel zaman.

Cümleten Allah rahmet eylesin.

Yorum bırakın

Filed under Diğer