Resmen İpek

Yıllardır dert olan (merak edene bu, bu ve bu ve daha bir suru) ikinci ismimi terk ettim. Kasım başıda avukatım davamı açtı, Ocak sonuna gün verdiler.

Duruşmaya kardeşim şahit olarak girdi. “Davacı benim ablam olur. Kendisini bu nedenle tanırım. Biz davacıya İpek ismi ile hitap ederiz. Ailemiz ve sosyal çevresi Xxxx ismi ile tanımaz. Kendisine İpek diye hitap eder. Uzun süredir kendisinin Xxxx ismini kullandığını görmedim. Duymadım. Benim söyleyeceklerim bundan ibarettir.” şeklinde beyanda bulundu (tutanaktan bire bir alıntı).

Ben umuyorum ki, kapıda hemen yeni kimliği düzenleyip verecekler. Yokmuş öyle şey.

Önce iki haftalık bekleme süresi varmış, sonra gazete ilanı, sonracıma kararın tebliği (15 günün sonunda kaleme gidip almaya çalıştım yazımı, “bizzat buradayım, bana tebliğ edin” dedim “yok avukatına göndereceğiz, tebliğin kağıdı imzalı olarak geri gelip dosyana konacak” dediler. :O)

En son karar yazıldı, resmen avukatıma tebliği gerçekleşti. Martı ortaladık bu arada. Ertesi güne randevu aldım nüfus müdürlüğüne dikildim sabah dokuzda.

Karar onlara ulaşmamış. !?!?

Adliyede nüfus müdürlüğünün kayıt masası varmış, oradan kayıt olacakmış evrakım. Ondan sonra kayıtta gözükürmüşüm. Ya Allah dedim..

Hepsinin önünde bilgisayar var ha. Evrakı alıp iki saatte yürüyerek gelirim adliyeden nüfusa. Ki içerde özel bölümleri varmış madem on dakikada masaya koyabilirim evrakımı. Da. gitmedim. işim var gücüm var kardeş.

Neyse üç beş gün sonra hastanede bi işim var, kayıt için “kimlik” dediler..söyledim TC’mi.. Veznedeki adam “İpek Xxxx’ti ama İpek olarak güncelliyorum” dedi. Anam ben bi sevin. Hemen e-devlete girdim evet! Düzelmiş. 5 dolu dolu ay sonra adım kısalmış…

Hop hemen nvi.gov.tr randevu alındı, ödemeler yapıldı, ailenin tümünün nüfus kaydı yenilendi. Orada işlemim sırasında sistemlerin kilitlenmesi ile geçen zamanı hiç anlatmayayım…

Sonundaaaa fotoğraflı toz mavi kimliklerimiz eve teslim edildi ve işlem tamam. Hayırlı uğurlu olsun, iyi günlerde eskitelim yenilerini alalım bol bol.

Sırada? İpek vs Bürokrasi raund2: ehliyet değişecek… veee pasaport başvurusu! Hadi bana kolay gelsin.

2 Yorum

Filed under aile, çocuk, severim paylasirim

22 Yaşıma Mesaj

Yıl 2019. Atatürk’ün Samsun’a çıkışının 100. yıldönümü. Sen bu satırları okurken ben çok uzakta olaca.. sen bunları okuyamazsın ki.. aramızda 25 yıl ve oldukça farklı bir dünya var. Ben internette yazıyorum senin tüm bilgisayar bilgin Commodore 64’te Basic kasmak.

Hayallerini çok iyi biliyorum. Uzun uzun konuşuyorsunuz yurtta kızlarla.. benim yaşıma geldiğinde Yeşilyurt sahilinde köpeğini gezdiren fit ve havalı bir kadın olacaksın..Takım kıyafetler, ince çoraplar, topuklu ayakkabilarla yaşayacaksın. Hatta o an inşaatı süren ve dolabında broşürü asılı Metrocity Millenium’da manzaralı bir katın, Levent’te bir ilaç firmasında PM olarak nefis bir kariyerin olacak. Cici spor bir araban olacak. Onlarca arkadaşla takılacaksınız, gezip tozacaksınız..

Sürpriz: hiç birini yapamadın. Yapabilirdin ama yapmadın. Şimdi Kartal’da eski, 4 katlı, bahçeli bir evde oturan, iki kedisi olan obez bir kadınsın. Metro filan hikaye, karşıya geçmek için çok ciddi bir sebebin olması lazım, üste para verseler gitmiyorsun o derece.. Kendi işini kurdun, tam bir iş kadını oldun. Çok çeşitli alanlarda çok çeşitli başarılara imza attın. Cumartesi günü 1000 kişilik bir konferanstaydın mesela ve bir kişi seni tanıdı!

Ticari araç kullanıyorsun, kot-tişört resmen tek kıyafetin, kışın outdoor bot, baharda skechers yazın tamamında crocs giyiyorsun. Toplamda iki arkadaşın var, ikisi de şehir dışında. Meğer introvertmişsin!! Görsen şok geçirirsin o gür uzun saçların kıpkısa ve beyazlamaya başladı. Hayatla barışman 35’lerini, akıllanman 40’ını buldu. Sigarayı bıraktın. Salaksın zaten başladığına göre.. Neyse affettik ilerledik. Kafeinmansın bu arada!

Şükürlerle dolu, mutlu ve güçlü bir kadın oldun. Hayallerinin ötesine geçtin çünkü bunu hayal edebileceğini bilmiyordun! Sırf hayalin diye inatla takılıp kalmadığın, önüne gelen fırsatlarla ilerlediğin için teşekkür ederim.

Onca hayalin hiç mi biri gerçekleşmedi? olur mu canikom? Evin bir odası tavana kadar kütühphane ve tıka basa dolu. Hadi bol şans, yaşa ve keyfini çıkart. Seni seven

İpeyk

Not: 25 yıl sonrası için ne hayallerim var aklın durur :)) hayat süper.

7 Yorum

Filed under ben yazdım, genç kız olmak, i-pek tatlı sözlük, severim paylasirim

* e-sağlık öngörüleri *

Güneş saati,meydan saati, kurmalı cep saati, kol saati, dijital saat akışının sonu, bir zamanlar elektronik beyin dedikleri bilgisayarın komple cep telefonlarına gömülmesi ile sadece pahalı bir aksesuar olması ile sonuçlandı. Kimse “sadece” saati gösteren saat istemiyor ki?!

Oysa saat bir zamanlar insana emekliliğinde hediye edilen, sünnetinde takılan, damat olunca alabildiği bir şeydi. Kıymetliydi, dededen toruna aktarılırdı. Şimdi eskicilere, oradan da çöpe aktarılacak. Çünkü elimizde bir mucize var, internet.

Zamanında söğüt ağacı dallarından elde edilen ağrı kesicinin, binlercesi fabrikada bir saatte sentezleniveriyor. Hap yapmak, şurup formüle etmek artık mazinin de ötesinde kaldı; deri üzerinden yapıştırılan, deri altına gömülen ilaçlar, nano partiküller, yutulabilen, damara sokulabilen kameralar var. Kısa bir tarama ile ameliyattan önce hastanın 3 boyutlu arttırılmış gerçeklik haritası çıkartılarak canlı canlı evvire çevire didiklenmesini sağlayabiliyoruz.

E peki Zeki Müren bizi görebilecek mi? Yakın gelecekte bu işler nasıl olacak? Eczaneler hayatımızdan çıkacak mı? Tıp ya da Eczacılık okusak mı?

Dev bir veri bankasında 7 sülalenizin tüm tıbbi geçmişi yer alacak, son beş yıldır sabah kaçta uyandığınız, tansiyonunuz, kan değerleriniz mütemadiyen doktor uygulaması tarafından kayıtta olacak. Dünyadaki 5 milyar insandan alınan veriler anlık olarak işlenebilecek, potansiyel hastalıklar oluşmadan önlenebilecek, bugün ihtiyacınız olan gıda geçen yıldan ekilmiş, bu yıl toplanıp konservelenip buzdolabınıza sıralanmış olacak.

Her tür hastalık bulgusu her versiyonu ile kayıt altında olduğundan dirseğinizdeki kaşıntıyı kameraya gösterdiğinizde teşhisiniz konacak, insan hatası faktörü sıfıra inecek, doktora diyabetiniz olduğunu ya da kullanmakta olduğunuz bitkisel/kimyasal maddeleri söylemeyi unutma sonucu yan/çapraz etkilere maruz kalma ihtimali olmadan ilacınız en yakın depodan adresinize kargolanacak. Telefonunuz kalbinizi, ciğerlerinizi dinleyebilecek, görme kusurlarınızı saptayacak, diş bakımınızı denetleyecek, gebeliğinizin gidişatını kontrol altında tutarken, yeterince yürüyüşünüzü yapmamışsanız o künefeyi ancak rüyanızda görmenizi sağlayacak.

120 yıl yaşayacak ve muhtemelen tek bir hastane ya da doktor görmeden mutlu öleceksiniz.

Ve doktorluğa bir şey diyemem ama bildiğimiz eczacılık nalbantlık gibi tarihi bir meslek grubu olarak yok olacak.

Yorum bırakın

Filed under ben yazdım, internet, saglik

Eğitimde gelinen nokta

Ne bilmediğini bilmemek çok büyük dert, üstelik sinsi bir dert. Kanser gibi, farkında değilsin ve için için yiyor seni. Şu an millet fark etmeksizin yayılmış toplum kanserinin adı cehalet. Semptomlar çok bariz:

1- Ben bilirim

2- Sen bir hiçsin

Bu ikisini diyen biri ile karşılaştınız mı, kulaklarınızı kapatarak uzaklaşın.

Bu ödüllü filmde, bireylerin şişirilmiş egoları ve sahte ifade özgürlükleri ile tıkanarak topluma nasıl kanser olduklarını görüyoruz.

Her konuda aşırı, tehlikelidir. Yobazlık ve “fikrime saygı duyacaksın” pıtırcıklığı toplumun genel iyiliğine karşı ölümcül birer hastalıktır. Bulaşımı engellenmelidir.

Yorum bırakın

Filed under aile, çocuk, internet, OKUL, sosyal medya

Poşşşşet hessabı


Örnek poşetimiz A4 ebadında dandik eczane poşeti. An itibariyle rastgele bir aramada 1000 adetli paketi 125 lira olarak saptadım. Birim fiyatı 12.5 kuruş.

Bir adet poşet dükkandan 25 kuruşa satılıyor. Bunun 15 kuruşu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü hesabına Geri Kazanım Katılım Payı” olarak devrediliyor. Bana acaip şekilde telefon faturalarına eklenen “geçici” deprem vergisini hatırlatıyor bu.

Kalan 10 kuruş dükkan sahibinin cebine kalıyor. Ancak katkı payı olarak giden rakamın kdv’si de dükkancıdan çıktığından… %18 nasıl bir katma değerse artık… 4.5 da vergi olarak gidiyor. Durduk yere poşet satıcısı konumuna düşen dükkacı poşeti 12.5’e alıp kişi başı 7 kuruş zarara girdi mi sana? Günde 100 müşteri olsa 7 lira, ayda 210 lira yılda 2500den fazla!

Bu kuruşsal hesapların ay sonunda yapılıp bildirim + beyan zorunluluğu var. Bunu kim denetler bilmiyorum ama ben poşet almaya da vermeye de karşıyım. Nasıl ispatlarlar bilmiyorum ama bedavadan poşet verene m2 başına 10 Lira cezası var.

30 metrekarelik dükkanda iş yapan dükkancımız zararına sattığı bir adet poşet yüzünden 300 Lira da ceza ödeyebilir.

Pislik olsun diye sevmediğim esnafı “bana beleşe poşet virdi” diye şikayet etsem kim ne yapabilir? Bana birinin bunu yapmayacağını kim garanti edebilir??

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, çevre, saçmasapanlıklar

Poşşet

Malum-u âlîniz tek kullanımlık plastikler çevreye zararlı. Pet şişeler/ pipetler/ diş fırçaları/ kulak temizleme çubukları ve poşetler.. Biyo bozunur bile olsa ı-ıh!

Market poşetleri ücretli olacak (yazı yayına girdiğinde olmuştu bile) . Bu da bir pazarlama hilesi aslında. Bugüne kadar da ücretliydi, market hem de üzerine baskı yaptırdığı poşeti bize bedavadan vermiyordu. Giderlerden bir kalem olarak aldığımız malın fiyatına ekleniyordu.

Rahmetli babam anlatırdı, kayserili/iskoç/nasreddin hoca bir gün göle düşmüş, boğuldu boğulacak, çırpınıyor.. Hemen yetişmişler çevreden, iskelede bir sürü adam “ver elini!” diye uzanmaya çalışıyor ama bizim kayserili/iskoç/hoca hiç duymuyor, gluk gluk.. aradan biri çıkmış “çekilin” demiş. ” siz onu bilmezsiniz.. hemşerim: AL elimi!”

Adamın eline can havliyle bir yapışmış bizimki.. o kadar olur.. İşi bileceksin, ne diyeceğini bileceksin..

Eğer niyetin çevre koruma ise poşeti paralı yapmak bir “çelınç” oluyor. “parasıynan değil mi goçum? ver her mala birer poşet alem zengin görsün” fikri gelişiyor bazı insanlarda..

ya da “bak çaktırmadan 4 poşet aldım tek poşet parasına” diye uyanıklaşma eğilimi beliriyor. “bize de mi paraynan?”

Asıl amaç bu anası dinozor, tek kullanımlık petrol türevinin bir türlü yok olmaması nedeniyle (bakınız petrol de milyon yıldır yok olamıyor..) yirmi otuz yıla soyumuzun tükenmemesi ise, poşetini kendi getirene indirim yapacaksın. Bak bakalım bizden çevrecisi var mı o zaman?

4 Yorum

Filed under aile, alışveriş işleri, çevre, saçmasapanlıklar

Huzur insanda

Farkettim ki belki de kuyruksuz olduğumuz için birbirimizi anlamıyoruz. Anlaşabilmek için ortak diller uydurmamız gerekmiş. 

Ancak her bir insan için örneğin “su” kelimesi aynı şeyi anlatıyor. Water de dese aqua da, su. Zihninde aynı şey canlanıyor ve bu birkaç harf değil bir kavram. Küresel tek bir dil olduğunu hayal edin. Her bir insan için aynı doğrular geçerli olurdu. Düşüncelerimiz aynı olurdu. 

Bu yüzden dualar hangi dilde olduğundan bağımsız olarak edilir. Kavramlar konuşuyor duada, kelime ve harfler değil. 

Her zaman dua ederim, her zaman şükrederim. Şunu söyleyeyim, “Allahım şöyle olsun ben de şunu yaparım söz” şekilli dualar tamamen çıkar içeriklidir. Şeytanîdir. Kime rüşvet teklif ettiğini bilmemek.. cok yazık.  Gerçek dua pazarlık içermez. Yaratıcın yerçekimi gibi heryerdeyken, şekillere aramalara aracılara ihtiyacın yok. 

Düşün. 

Yorum bırakın

Filed under Diğer