Rond-evu

İlkokulda öğretmenin direttiği kızlı erkekli danslı şarkılı bir gösteri türüydü rond. Dönerek yapilmasindan aliyor herhalde adını.

Bir başka disleksi raporu için döne döne randevu almaya çalışırken benzerliği yakaladım. Başa döndük üçüncü turdayız.

Iyi ki az cok okur yazar, bilincli veliyiz. Millet ne halt ediyor bilmiyorum. Benim atarax’a 5 kalan yıpranmış sinirlerim ve bikkin yüzümle süreçle güreşim devam etmekte.

Rapor bitmeye bir ay kala çocuk psikiyatrisinde randevu kovalamaya başladım. Kala kala Zeynep Kamil’de kalmış. Kaptım. 2x.10.2019.. murat reis semt polikliniği. Yolu da bir sapa ki.. gidildi, bir de bakildi ki dr hastaymış. Gelmeyecekmiş. Yüzgeri dönüldü. Ilk kufurler yutuldu.

E randevulu hasta ne olacak? İbibik gibi geldik dikildik buraya? Zızzt erenköy..

Harbi kasım ayı başında Erenköy ruh ve sinir hastaliklari hastanesinde 1 randevu var. Kaptım. MHRS yazilimci arkadas randevu acilirsa uyaran bir sistem de kurmuş sağolsun. Ona da yazildim. KEAH’ta yedekteyiz.

Bir gun yol ortasinda sms. “Randevu var,siteye ilk gelen alir!” Oley. Sol seritten saga bir çekişim var ofofof. Yandı dörtlüler, ipeyk randevu kapışmasında banko.

Bir yandan sınav gunune denk gelmese bari dualarıyla kaptım randevuyu. Oh ne ala mualla. Kasimin ilk haftasi. Supper.

Gittik, klasik muayene.. “psikolog wisc-R yapsin”

Eyi babo, yapsın.

Psikolog da on gun sonraya verdi bir randevu. Şükür, yakın gene. Kurtarır.

Onu da hallettik, sağlık kurulu raporunun da randevulu sisteme geçtiğini biliyor muyduk? Yoo?!?

Belliydi bir çapanoğlu çıkacağı zaten. Fazla düzgün gitti herşey.

Saglik kurulu haftada 2 gün, birer saat. Engelli raporu randevuları tamaaamen dolu. İstersek işe giriş ve silah ruhsatı raporu alabiliyoruz ama. Onun randevusu boş. Bi miktar düşündüm yalan olmasın. Yarin bigün lazım olur bulmuşken alalım filan.. neyse töbe dedik.

Eski raporun günü de doldu, çaktırmayın. Aralık ayına kadar kurul dolu. Ara ara sisteme bakıp çıkıyorum, şükür diyorum her gün.

En azindan muayene tamam, test ok, rapor 6 aylık da olabilirdi, son raporda sürü gibi hastane koridoruna tepilip sıra beklemiştik ibret ala ala, o bitmiş en azından.. iyiyiz şimdilik. Daha 5. kattayız.

Yorum bırakın

Filed under çocuk, disleksi, saçmasapanlıklar, uygulamalar

Anasına babasına, vatana millete hayırlı evlat ne iş yapar?

Bebek daha doğmadan, anne karnında aldığı ilk duadır.. “kız-erkek fark etmez, hayırlı evlat olsun”

Image result for hain evlat ökkeş
Hain evlat Ökkeş
(görsel internetten alıntıdır)

Doğar büyür kendisine de söylerler, hatta sorarlar: “büyüyünce ne olacaksın?”

– Vatana millete hayırlı insan olacağım..

E vatanın milletin de bunu istiyor da, hangi meslek daha hayırlı? Hepimizi tıp fakültesine almazlar ki doktor olalım tüm hastaları iyi edelim..

Arada izlediğimiz çok şeker bir film vardı: Arı Filmi.. The Bee Movie . orada bir sahne vardır.. Yeni mezun arılar iş kuyruğunda uygun bir iş bakarlar..

(görsel internetten alıntıdır)

Yapılacak işlerin listesi bir sütünda, işe eleman lazım olup olmadığı da bir başka sütünda yazılıdır ve anlık olarak güncellenmektedir. Sıran gelince açık işlerden birini beğenir alırsın ve orada ömür boyu çalışırsın.

Bizim niye böyle bir sistemimiz yok? Aynı memur sistemi gibi, seneye kaç adet çiftçi kaç adet kamyon şöförü ve kaç adet bilgisayar mühendisi lazım bize? On sene sonra? Ortalama 70 yıllık bir ömrümüz var hasbelkader tuttuğumuz bir yolda heder ediyoruz o ömrü de. Geri dönülmez bir şekilde mutsuz yaşayıp gidiyoruz. Aç kalmamak için çalışan, aile baskısıyla falan değil de filan olan binlerce insan var. Çeşitli işlere eleman bulunamazken örneğin mebzul miktarda işsiz eczacı var. Ne yapsın bu insanlar 5 yıl dirsek çürütüp okul bitirmişler ve iş yok. Bu yıl 50. eczacılık fakültesi açıldı ülkemizde. Yılda 100 mezun verse 5000 eczacı tam olarak ne olacak sizce?

Kızım lise öğrencisi ve yapmayı istediği meslek 10 yıl önce yoktu dünyada. 10 yıl sonra avukatlık, eczacılık, doktorluk bilgisayarlara emanet olacak biz de nalbantlar gibi, günümüzde hiç bir geçerliliği olmayan bir mesleğin son temsilcileri olacağız.

Sanal zekaların ele geçirdiği, internetin oksijene dönüştüğü yeni dünyada, vatana millete dünyaya marsa hayırlı evlat olmak istemek güzel, ne olacağını bilememek ise panik sebebi.

2 Yorum

Filed under Diğer

Bilim Kırtasiye

80’lerde çocuk olanlardanım. Şu efsane kuşak..

O zamanlar her şey yerliydi, bize hep Cumhuriyetin ilk yıllarında dikiş iğnesi bile yapamadığımızı, çelik iğneleri Almanya’ya gönderip dikiş iğnesi yaptırttığımızı (deliği sonradan delmek? şimdi saçma geliyor) ama artık kendimizi toparladığımızı, herşeyi ürettiğimizi, güzel ülkemizin 4 mevsimi yaşayabilen ender ülkelerden olup hem yeraltı hem yerüstü kaynaklarımızın mis gibi yettiğini anlatırlardı.

Döviz diye bir şey vardı. Hiç görmediğimiz ama mühim olan. Bulundurulan bir şey değildi, yasaktı. Turist getirirdi. O zaman iyiydi. Biz yurtdışından bir şey alır da döviz verirsek o fenaydı. Arcoroc/arcopal bardak tabaklardan parfümeri ürünlerine bavullarla kaçak getirilir gizlice satılırdı.

Aslan gibi Paşabahçe bardaklar, Sümerbank porselenler varken hem de. Aman canım bize neydi..

Ve çocukluğun avm’si kırtasiyelerdi. Mahallede biricikti Bilim Kırtasiye. Temennahla girerdik diyebilirim. Sessiz ve loş bir dükkandı. Üçgen cetvelleri, parker dolma kalemleri vitrine koyardı. Kokulu silgi ve kırmızı kalem alabilirdik harçlığımızla. Öyle her gördüğünü istemek ayıptı zaten. Ders yılı başında öğretmen herkese “iki tane üç ortalı kareli defter bir tane çizgili harita metod, bir tane 80 yapraklı çizgisiz defter” aldırırdı. Annemiz onları uçurtma kağıdıyla kaplar, üzerine güzel yazısıyla etiketimizi yazıp yapıştırır çantamıza doldururdu. Kitap ve defterler kaplı gelir kaplı giderdi bütün yıl, sayfaları çizemez köşelerini asla katlayamazdık. Çünkü seneye öbür seneye kardeşimiz/kuzenimiz kullanacaktı. İdareli olmak lazımdı.

Bu durumda, kırtasiyeden alacağımız bir şey de yoktu. Evde vardı çünkü; kalem kutun da fermuarı patlayana kadar kullandığın ya da mıknatısı sökülene kadar yıllarca okula taşıdığın bir eşyaydı. Hele ki yılın ortasında bozulsun, sorun çıkardı evde. Annesi diken hatta kendisi örerek kalemlik yapan arkadaşlarım vardı (bizzat öğretmenimin kızı örmüştü ve bana da bir tane örüp vermişti. Öyle takdir etmiştim ki, kıyıp da kullanamadım) ve çok da popüler bir şeydi kimsede olmayan, hazır alınmamış özel bir kalem kutusuna sahip olmak.

Kırtasiyeye doğum günlerinde gidilirdi. Kendi doğum günün değil ha.. en yakın arkadaşının doğumgünü. Hatta yaşgünü. Annen izin verirse samimi 4-5 arkadaşını cumartesi günü eve çağırır yaşgününü kutlardın. Yaş gününde annen yaş pasta yapar (yaş pasta:) sigara böreği kızartırdı. Yaz tatiline denk gelen doğum günleri haziran ayına sıkıştırılır illa ki o kutlama yapılırdı. Yeni yılın takviminde ilk doğumgününün hangi güne geldiğine bakardın.. İnşallah cumartesidir çünkü tam da o gün arkadaş çağırıp doğumgünü yapacaksındır ne güzel denk gelir.

İşte sıra arkadaşının yaşgününden bir hafta evvel annenden babandan rica minnet para alır Bilim Kırtasiyenin yolunu tutardın. İçeri girip deriin bir nefes alırdın önce. Kırtasiye kokusu. Mmmm. Sonra kırk yılın başı bulduğun bu fırsatı hızla değerlendirir, herşeyi ellemeye başlardın.

  • Raflarda çocuk klasikleri vardı. Karton kapaklı olanlar ucuzdu, ben Altın kitapların şömizli olanlarını aldırır, kütüphane yapardım odamdaki dolaba. Kitap mı alsam? Okur mu ki? Ya evde varsa aynısından? (bende 3 tane polyanna olduğu vâki) Gerçi hediye gelen kitaplar (bazen içindeki ithafla) başka birinin doğumgününe götürülmek üzere kaldırılırdı anneler tarafından ama…
  • Ve camlı tezgahta dolma kalemler. Hmm. Haftada bir gün divit ve mürekkep götürür okulda güzel yazı dersi görür elimizi yüzümüzü mürekkebe bulayıp geri gelirdik ama hiç dolmakalemimiz olmazdı. Acaip lüks bir şeydi.
  • Hatıra defteri! ay süper. alsam mı? param yeter mi? bütün sınıfa birer sayfa ayırırsın sana cicili bicili yazılar yazarlar. sen de herkese yazarsın. bir gün sende kalır zaten defter, o gün kim kime ne yazmış onu da okursun , çok matrak bir şeydir.
  • ama çok da lüzumlu bir şey değil. çünkü annen sıkı tembihledi, “kızın işine yarayacak bir şey al” dedi.
  • iyi o zaman. pergel takımı alınacak. hediye paketi yapar mısınız? yapar tabii. içine de bir kartpostal alıp mesaj mı yazsam? yok yok. düz kartlar var evde, annemlerin her bayram ve yılbaşında tebrik yazıp aileye gönderdikleri, ona yazarım.

Ve seçim tamamlanır, kırtasiyeden ardına baka baka çıkar, sana da benzeri bir doğumgününde gelmiş bir pergel kutusu ile eve yollanırdın. Herkesin pergeli vardı kutulu mutulu, hiç satın alınmaz illa ki doğum gününde gelirdi ve kullanmayı hiç öğrenmediğimizden hep kutusunda kalakalırdı. İçine vidayla kalem tepilen, sayfayı delen, silgileri delen en sonunda da iğnesi düşen, plastik dandik pergellerle çember çizerdik derste.

Bilim kırtasiye.. Duruyor mudur acaba hala? Google haritalardan baktım sokak görünümü yok bölgenin. Gider bakarım bir gün, inşallah.

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, çocuk, ilkogretim

Zaman çok göreceli

Çocukken günler ne uzundu.. Okul bitmek bilmez, yaz tatilleri üç ay değil de üç yıl gibi gelirdi.. Kırkından sonra ise delirmiş gibi geçiyor, göz açıp kapayana kadar aylar geçmiş oluyor. Son yazımı mayısta yazmışım aha ağustos oldu.. nenelerin dediği gibi.. “ömür.. hepsini toplasan bir güne gelmiyor..”

yakalamışken yazayım aklımdakini…

***

Küçükken, halimiz vaktimiz yerindeydi, okullar açılırken siyah deriden kösele tabanlı “ortopedik” okul ayakkabısı, bir de beden eğitimi için spor ayakkabı.. kış gelince de yine kösele tabanlı, fermuarlı, konçları kürklü deri çizmeler alınırdı. (her pazar da ayakkabılığın önüne oturur bütün ailenin ayakkabılarını Nuri Leflef ürünleri ile boyar cilalardım) İlk başlarda çizme çok hoş gelirdi.. derken yağmurlar artar, su birikintileri sinsi sinsi belirir, hatta günlerce yerden kalkmayan karlar yağmaya başlardı. işte o zaman güzelim çizmelerimin kar suyundan renkleri bozarmaya başlar, içleri buzz gibi soğur, tabanları vıç vıç su alırdı. Lastik çizme giyip gelen fakir çocuklara acaip imrenirdim.

***

Yine küçükken (80’ler) yaz geceleri balkonda karpuz yenirken bir karpuzdan 1000 tane kocaman kara kara çekirdek çıkmasına, kışın mandalina ve portakalın her diliminden çıkan iri acı çekirdeklere sinir olurdum. Yediğinin yarısını tükürmek iğrenç gelirdi.. derken biri bir gün “Adana’da çekirdeksiz karpuz yetiştirmişler” müjdesi ile geldi.

Hakikaten ertesi yıl çekirdeği acaip şekilde az karpuzlar masaya geldi. Salatalıklar artık acımsı değildi. mandalinaları kabuğunu soyar soymaz yutabiliyordum. hobareyyy.

meğersem heepsi meyve sebze lobisi oyunları imiş. Çekirdek olmasa nasıl ekeceksin bunu bre insan? yeniden tohum alarak. 2019’dayız ve böcekler delik deşik etmesin de verim yükselsin diye genetiğiyle oynanmış meyve sebzeler artık mis gibi kokmuyor. meyvelerde çekirdek ve tat yok, lezzetli tavuk yok, yediğin yaramıyor insana. çok çok pişmanım o zamanlar kadrini kıymetini bilememişiz. bayağı distopyaymış gelecek.

***

her tarafta ormanlar yanmakta, deniz ve hava kirletilmekte, toprağın canına okunmakta. manyetik alanlar ve radyasyonların etkisi altındayız. hava hiç olmadığı kadar sıcak ve boğucu. temiz sular azalmakta. geri kalan yerlerde de savaşlar sürüyor. küresel bir felaket olursa bunu kendi ellerimizle yarattığımızı yazacak anıtlar. adını da “Yuh Tufanı” koyarız artık.

1 Yorum

Filed under Diğer

Karma Sarma

Kim derdi ki büyük yenge olacağım, Cuma günü bebek görmeye gideceğim, çıkışta bir de görümceme uğramaya karar vereceğim, oradan sonra da tam iftar saati bi avm’ye girip otoparkta ta en dipte yer bulup vaz geçmeme ramak kala park edeceğim, söylene söylene yemek katını arayacağım, iftar kalabalığında restorandaki suların tükeneceği, su almak için başka müesseseye giderken yolda lego mağazası göreceğimiz, oğlumun ısrar edişiyle içeri gireceğimiz, legonun da Disney’in 1997 filmi (yazı yayına girdiği gün itibariyle 22 yıl evvel) Hercules’in figürlerinden en nadiri Hades’i pakette satmaya karar vereceği, dünyanın en şeker lego personeli Furkan’ın bana derhal paketlerin içinden seçip bir adet takdim edeceği ve benim mutluluk göz yaşları dökeceğim…

Nelere kadirsin Allahım..

2 Yorum

Filed under alışveriş işleri, çocuk, severim paylasirim

Ben bir introvert’im.

İntrovert enerjisini içinden alan kişi demek. Kafasının içinde ful hd ekranlarla dolu odalar var ve gez dolaş bitmiyor demek. Dış dünya o kadar vasat o kadar renksiz geliyor, insanlar o kadar biteviye ve yeknasak ki enerji tüketiyorlar. O yüzden introvertler, kendi başlarına gayet mutlu insanlar. En sevdiğimiz şey ertelenen planlar, telefon görüşmesi yapmamak, evde cici cici oturmak.

Bu aynı solak olmak gibi, miyop olmak gibi bir şey ama tersi. Diğer insanlar miyop ve gri de; biz daha canlı daha renkli bir uzay-zaman boşluğunda takılıyoruz gibi.. Umarım izah edebilmişimdir.

Olay son derece normal, kendinizi kötü ya da bozuk hissetmeyin. Düzeltilecek bir şey yok. Bir introvertseniz, az arkadaşınız vardır.

Çekingen değiliz, içine kapalı değiliz.. aslında doğru ışığın altında, sevdiğimiz konularda bizi susturmak mümkün değildir…

İntrovertler! Birleşin..

Ayrı ayrı…

Kendi evlerinizde…

Bir introvert değilseniz partilerin adamı çat orada çat kapı arkasında, yedi kralla barışık bir tipseniz… size extrovert deniyor…

yani dünyadaki herkes ya introvert ya da daha büyük ihtimalle ekstrovert.

ha bunların da çeşitleri var.. mesela acaba fikirlerle mi daha çok ilgilisiniz yoksa elle tutulur gerçeklerle mi? bir ile on arasında bir çizelge olsa…

(I)Fikirler-1.2.3.4.5.6.7.8.9.10-(S)Gerçekler

siz kendinizi hangi tarafa yakın hissedersiniz..

ya da bunun daha kolayı….hadi kendinizi test edin bakalım nesiniz? ya eşiniz? çocuklarınız?? sonra da yorum yapın isterseniz..

16 Kişilik Testi

Yorum bırakın

Filed under çocuk, insan olmak, internet, severim paylasirim

Nereden neden?

Arabam serviste, ikâme araç verildi. Araba kiralamadan gelen teslimatçı arkadaş “debriyaja basmadan çalışmaz” dedi.
Otomatik olarak sordum: “neden?”
Bana ne? Mühendis miyim, nasıl işlerse işlesin..işlesin de.. ben sorarım. Meraklıyım. Cevap alana, öğrenene kadar da giderim. Eğer birinci kişi bilmiyorsa, daha bilenini bulur ondan öğrenirim. İyi öğretmen benden fazlasını, girdisiyle çıktısıyla bilendir. Bana verecek cevabı yoksa.. benden de cahildir o zaman.
6 yaşındayım.. ramazan yine yaza denk gelmiş… üst kattakilerin 6 çocuğundan 4’ü kız, onlara hoca tutmuşlar kuran öğreneceklermiş. Şükran teyze haber göndermiş, bir kalem bir defter verin derse İpek de gelsin demiş. 3,5 yaşından beri okuyabiliyorum seneye de ilkokula başlayıp güzel yazmayı da öğreneceğim.. ders almam için gayet yeterliyim. Tamam, aldık defteri kalemi, bir de tülbent taktı annem üst kata çıktık. ders 1. elif be. tamam. çizdim güzelce evde de çalıştım okunuşlarına.. süper. Arapça öğreneceğim neler neler okuyacağım!
ders iki.. adam bir konuya girdi, laf lafı açtı.. “mesela evin tuvaleti kıbleye dönük yapılmaz” dedi. ben de “niye?” dedim.

Merak.. çocuk kafası. sorar. sor ki öğrenesin.. ve fakat adam cevap vermedi bile. ders de bitmişti, eve gittim. arkamdan haber göndermiş “İpek bir daha gelmesin”. aman canıma minnet. öğretemeyen öğretmene ben de gitmem zaten. hala da öğrenemedim arapçayı.

Montessori’yi babamızdan gördük arkadaş. Her şeyi anlatmayacaksın. İpucu vereceksin çocuk sora sora ilerleyecek, kendi çözümünü getirecek. Ki, öğrenecek. yaparak. bularak. sorarak.

Gökyüzü neden mavi, ölen kelebekler nereye gider, hıdırellez nedir, neden dileklerimizi yazıp gül dalına astık, hızır kim, cinqo de mayo ile tüm bunların ilişkisi ne? ve hatta tombalada niye çinko denilir?

Bu yüzden Youtube eğitimler bir yere kadar. Hazır lop anlatımla olmaz, interaktif olacak. kendimi Aİ olarak biryerlere kopyalasam keşke..

2 Yorum

Filed under aile, çocuk, kültür