Category Archives: çocuk

nasıl mezun olunur?

Pandemi, okulların kapalılığı, LGS (lise giriş sınavı) ertesinde oğlum ortaokuldan kızım liseden AYNI GÜN mezun oldu.

Okulun “tören için 300 lira alacağız, kep ve cüppe sizde kalacak” teklifine “ikisi aynı beden zaten, tek kep tek cüppe yeter, olacağını söyleyin” şeklinde pazarlık ederek ikisini 400’e bağladım. Napcaz bir ya da iki cüppeyi evde zaten? Seneye mezun olan birine mi devretsem?

Akabinde son dakkada “erkekler beyaz gömlek giyecek” şeklinde kıyafet kodu geldi. Yahu evde beyaz gömlek ne arar? Acilen gece yarısı LCW sipariş verildi, ertesi gün öğleden sonra mağazadan teslim alınacak şekilde halledildi. İki ayak bir pabuca sığdı ama gel bana sor..

Tören gerçekten sade ve kaliteliydi bak ona sözüm yok. Sancak da bizim kız tarafından taşındı, ağladım heyecandan . Çok güzeldi. “Senden daha güzel” ve kız kardeşimin deyimiyle “cheddar gibi her yere yakışan” Karayip korsanları ezgileriyle mezuniyet törenleri gerçekleşti.

Şimdi ilk defa çocuk mezun edeceklere öneriler:

telefonu birine verin o çeksin siz olayı yaşayın ve iki elle ALKIŞLAYIN çocuğunuzu.

yanınıza bir mavi ikea çantası alın. suyu, şalı, mendili, yedek babeti, kepi cüppesi bir kucak eşyayla gezilmez kokteyllerde. çantayı bir yere (sandalyenizin altına) park edersiniz : iki eliniz boş mis gibi takılırsınız.

evet yanınıza yedek babet ya da spor ayakkabı alın. kızın da sizin de topukludan ayağınız şişip iflas ettiğinde eve sürünmeden dönebilirsiniz böylece.

Kızınız etek giyecekse sahnede yürümeyi, oturup kalkmayı prova edin; bütün günleri pantolon/eşofman/taytla geçtiğinden zarif bir etek adabını unutmuş hepsi, bacakları uzatan mı istersin, yayılan mı, ayırıp gevşeyen mi…

mezuniyet iskemlelerinin arkasına birer dosya/poşet iliştirmek lazım. sertifikalar, diploma ruloları, ödüller vb alındıktan sonra elleri kolları doldu mu sana? her ayağa kalkan yere bıraktı elindekini..

okuldan bu işlerde görev alan herkese ayrı ayrı teşekkür etmeden oradan ayrılmayın. bildiğin angarya ve altından kalkması çok zor bir iş.

yarın okulların bir kısmı açılıyor, cümleten hayırlı başarılar annecim, çok seviyorum çok gurur duyuyorum sizinle.

İpek

Yorum bırakın

Filed under çocuk, OKUL, tertip

Disleksi (SON)

Disleksi bitmez tabii de, bizim buraya yazacak maceraların sonu geldi.

Oğlum liseye geçti, ortak kararımızla artık rapor almayacağız. Kendi gayreti ve hepimizin sabrıyla devam edecek öğrenim hayatına.

Oğluma rapor alma süreçlerinde ne çektiğimi ben bilirim. Sağlıkçı olarak. Okuryazar iş bitirici bir birey olarak. Bürokrasiden illallah dedim.

Bir anne olarak her disleksi velisine gerekirse öğrenim hayatı boyunda rapor almayı önemle tavsiye ediyorum. Lütfen önceki disleksi yazılarımı aşağıdaki etikete tıklayarak okuyun.

Disleksiyi hiç bilmeyen öğretmenler varken çocuğun tek dayanağı, davasının tek avukatı sizsiniz. Vaz geçmeyin.

Her alanda , okuldan soğumadan kendi hızında öğrenmesine, ekstra dersler almasına, LGS (lise giriş sınavı) için tek başına bir sınıfta sınava girmesine, yanına bir okutman bir işaretleyici verilemsine ve 20 dakika ek süre almasına yardımı olan bu raporlar olmasa çok çok zorlanırdık.

Türkçe, Matematik, Fen, Sosyal ve Din 10 soruda 5er net civarında yaptı. İngilizce FUL. Yaz tatilinde gün aşırı bana sesli kitap okuyor. Her sayfada birer ikişer hatası olsa da artık okuduğunu duyuyor ve sonraki kelimeyi tahmin edebiliyor. Diğer gün de matematik tekrar ediyoruz, kesirler senin köklü sayılarda bölme benim itiş kakış (benim diskalkuli olmamdan mütevellit) ilerliyoruz bakalım. Epeyce rezil de ediyor beni ki gururdan ağladım bir defasında.

Aslan oğlum kaplan oğlum. Hadi başarılar. Allah zihin açıklığı versin, hayırlı kapılar açsın. Oku, büyük adam ol, vatana millete hayırlı insan ol.

Yorum bırakın

Filed under çocuk, disleksi, ilkogretim, severim paylasirim

İnsanlar 4 grupta incelenebilir

İlk grup sanki 5 yaşındadır. Ona pi sayısını anlatamazsınız, anlatmayın da zaten. Elinde kibrit görürseniz elinden alın ve yüksek bir yere kaldırın. Bilmesi gerekeni söyleyin, güvenliği için kurallar ve yasaklar koyun, ve denetleyin; çünkü bırakırsanız 3 öğün nutellalı ekmek yer, bu da yanlış bir beslenme alışkanlığı. Onunla tartışılmaz, söz dinletilir.

İkinci grup 15 yaş ergeni. Kurallara devam ama kuralları açık seçik izah etmeniz lazım. “ben oyle dedim oyle olacak” denmiyor artık. Sınırları esnetiyoruz, kararlarını kendileri veriyor ama biz de gözden geçiriyoruz. Böyle böyle içgüdülerini değil sağduyuyu dinlemeyi öğreniyorlar. Ona buna sataşıyorlar, bazen ağzının payını alıp oturuyorlar. Arada yaş tahtaya da basıyorlar, ama öğrenme sürecinin bir parçası olduğu için azarlamıyoruz, elimizi uzatıp kaldırıyoruz.

Üçüncü grup 40 yaş insanı. Beklentimiz hayatta bir yerlere varmış, bir şeyleri kapmış, kuralları içselleştirmiş olması. Böyle insanların herhangi bir sınırı olmaz. Sınırı bilirler. Kimse tarafından kontrol edilmelerine gerek yoktur. Sağduyu da, bilinç de, ahlak da izan da gelişmiştir artık. Sosyal hayatta nedenini nasılını kendisi çözüp problemlerin üstesinden gelebilmesi gerekiyor. Hatalı sollama yapmaz, trafikte şerit değiştirmez, hız sınırına uyar, trafik kazası görünce izlemeye dalıp yolu tıkamaz. Hız tümseği koyulmaz böyle insanların çoğunlukta olduğu yollara. Yere izmarit atmaz, ayakkabısını kapıda çıkarmaz. Maske takılacaksa takar, tartışmaz tartışacak bir şey yoktur onun için. Yeryüzünde cennet; bu insanlardan olmak ve bu insanlarla yaşamaktır. Nasip olur inşallah.

Dördüncü grup insan ise kamil insan. Bilge kişi. Güler yüzlü. Hayatı aşmış bitirmiş, rahle-i tedrisinde bulunmak farz. Kültür elçisi. On binde yüz binde bir. Bayılırım sözüne sohbetine. İnsanları ya da olayları değil fikirleri konuşabilir. Örnek: Rahmetli Gülriz Sururi. Metin Akpınar. Üstün Dökmen.

Burada hep verdiğim bir örnek var.

“Sarı Ruj Yasak Mı?” Hayır değil. Ama taksi sarısı ruj üretmek anlamlı bir yatırım olmaz. Rujun adı bile fransızca kırmızı demek, kadınlar dudaklarını etli, dolgun ve kırmızı göstermek için makyaj yaparlar. Kimse sidik sarısı dudak istemez. O yüzden de kimse sarı ruj üretmez. Kimse almayacaksa, para kazanmayacaksan üretmezsin.

İlk grup elinde rujla geziyorsa zaten bir kapıya duvara sürtmeye gidiyordur, rengine bakmadan elinden alınır.

İkinci grup sürme desen de sürebilir, onlara da bu kadar saçma bir konuda o grupla inatlaşılmaz, bir süre sonra unutur der bırakırsın.

Bunu üçüncü grup insan içgüdüsel olarak bilir. Böyle bir işe girişmez. Ona kimsenin yasak demesine gerek yoktur.

İnternette, görebildiğim kadarıyla ilk iki grup hakim. tiktok insanlar. O grubun problemi Dunning-Kruger Etkisi . Tartışmayın. Mantık çalışmıyor, akıl zaten yok. Kendi aptallığını kabul edememe, üstelik kendisini akıllı sanma gerçek bir problem. O iki grupla mesafeli olunuz.

Yorum bırakın

Filed under çocuk, insan olmak, kültür, severim paylasirim

Eyvah eve hoca geliyor!

Herhangi bir şekilde evde ders almaya/aldırmaya karar verdiniz. Aradığınız hocayı da buldunuz. Peki şimdi ne olacak?

Birincisi eviniz ve ortamınız hakkında önceden net bilgi vermeli, ne beklediğinizi belirtmelisiniz.

Ben mutlaka yazılı kalsın isterim. Whatsapp’tan bilgilendirme yaparım.

Ör: Her Çarşamba Saat 13:00-14:00 Arası bekliyoruz. Gelemezseniz, bir aksilik olursa muhakkak bildirin. Evimizde kedi var eğer alerjiniz ya da fobiniz varsa bilgi verin. Evde sigara içilmiyor, parfüm kullanılmıyor. Fotoğraf ya da video kaydı yapmayınız. Saat 13:30’da çay/kahve molası verebiliriz. Çay ya da kahve tercihinizi bilmek isterim. Yanına bisküvi/kraker/kek ikram edeceğiz. Özellikle istediğiniz/istemediğiniz bir şey varsa bildirin.

Öğretmen ilk defa geliyorsa genellikle ilk ders ücretsiz bir tanışma mahiyetinde olur. Öğrenciyi ve sizi değerlendirir ve derse gelip gelmeyeceğine karar verir. Dakik olan öğretmen makbuldür.

Tatsız gerilimli bir ortam olmaması için kısaca ailenizden, öğrencinizden bahsedin. Ne beklediğinizi (derslerinden daha yüksek not alması, sınavda başarı kazanması…) anlatın. Uzun uzun kendi ortaokul coğrafya öğretmeninizden ve diğer öğrencilerin başarılarından bahsetmeyin.

Öğretmen gelmeden önce terlik hazırlayın. Odaya girip oturduğunda kolonya tutmak adettir. Masada mutlaka öğretmene ait tarafta kağıt peçete, bir bardak ve kapalı bir şişe su olmasını öneririm. Boş kağıt, kalem, hesap makinesi ve gerekli herşeyi hazır tutun. El yıkama ihtimaline karşı banyoda misafir havlularınızı ya da kağıt havlu rulosunu görülür bir yere koyun.

İkram olarak Türk kahvesi, çay ya da evde başka uygun gördüğünüz ne varsa sorun ve tercihini aklınızda tutun. Bir sonraki gelişinde rahatça ikram yapabilirsiniz böylece.

Ders süresince odada bulunabilirsiniz, ses çıkarmadan, soru sormadan oturun. Esnemeyin, TV izlemeyin, telefonla bip bip bip oynamayın, dikkat dağıtmayın. Ders 45-50 dakikadır, hocanın kararıyla biraz uzayabilir.

Bir şekilde hoca dersi erken bırakırsa “saat dolmadı” diye ısrarcı olmayın.

Ödemeleri iban numarasına gönderebilirsiniz. Eğer elden nakit almayı tercih ediyorsa açık zarf içinde çıkarken teslim edin, tam para verin, öğretmen size para bozmak zorunda değildir.

Ayda bir beş dakikalık durum değerlendirmesi yapın. Ders başarısındaki artış ya da lise/üniversite sınavı içinse netlerdeki artışları ele alın. hedeflerinizi yazın.

Dönem sonunca öğretmen öğrencinizi başarılı bir sonuca ulaştırdıysa ders ücreti dışında bir bonus vermeniz uygun olur. Ayrıca eğer bir online sayfası varsa, yorum yazabilir ve diğer velilere ışık tutabilirsiniz.

Hadi Allah zihin açıklığı versin.

1 Yorum

Filed under çocuk, ilkogretim, kültür, lise, OKUL

Sev ama Eziyet Etme

İlişkilerde şiddet türleri, eziyetler.. bilerek ya da bilmeden yapılan işkence..

Sadece kadın erkek değil, ebeveyn çocuk dahil her tür sosyal ilişkide cismi var ismi yok eziyetlere tanımlar… Ghosting, gaslighting, stashing….

Bütün bunlar birer kırmızı bayraktır. Birinden biri varsa o ilişkiden ilk fırsatta kurtulun. “Ama sevdiğinden yapıyor, ama herkes öyle…” diye bir bahane olamaz.

Mehmet Coşkundeniz’in çok açıklayıcı yazısı için lütfen tıklayın: iliskide psikolojik siddetin turleri

İlişkide psikolojik şiddetin türleri
GHOSTING (HAYALET DAVRANIŞI)
ZOMBIEING (HORTLAMA)
STASHING (SAKLAMA)
BENCHING (KENARDA TUTMA)
BREADCRUMBING (YEMLEME)
CUSHIONING (TAMPONLAMA)
LOVE BOMBING (AŞK BOMBARDIMANI)
HAUNTING (MUSALLAT OLMA)
MANSPLAINING (ERKEK SÖYLEMİ/AÇÜKLAMA)
GASLIGHTING (AKIL KARIŞTIRMA)
JEALOUSING (KISKANÇLIK)
LYING (YALANCILIK)

–.–.–.–.–.–.–.–.–.–.–

Ayrıca yeri gelmişken 3 sevgi türü’nü de tekrar edelim: Eğer türü sevgi, çünkü türü sevgi ve rağmen türü sevgi…

Alıntı ekşisözlükten:

“bir deyişle de sevgi üç türlüdür:

birincinin adı “eğer” türü sevgi. eğer iyi olursan baban, annen seni sever. eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim. eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim. bir şarta bağlı sevgi. karşılık bekleyen sevgi. sevenini, istediği bir şeyin sağlanması karşılığı olarak vaat edilen bir sevgi türüdür

ikinci türe geçiyoruz. “çünkü” türü sevgi. bu tür sevgide kişi bir şey olduğu, bir şeye sahip olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir. başka birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır. örnek mi? seni seviyorum. çünkü çok güzelsin (yakışıklısın). seni seviyorum. çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki. seni seviyorum.

ve işte sevgilerin en gerçeği. üçüncü tür sevgi “rağmen” diye adlandırılan türdür. bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında bir şey beklenmediği için? “eğer” türü sevgiden farklı bu. sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanıp böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için “çünkü” türü sevgi de değil. bu üçüncü tür sevgide, insan bir şey olduğu için değil, bir şey olmasına rağmen sevilir. güzelliğe bakar mısınız? rağmen sevgi. esmeralda, quasimodo’yu dünyanın en çirkin, en korkunç kamburu olmasına rağmen sever. asil, yakışıklı, zengin delikanlı da esmeralda’ya çingene olmasına rağmen tapar. kişi dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil insanı olabilir. bunlara rağmen sevilebilir. tabii bu sevgiyle karşılanması şartı ile. burada insanın, iyi, çekici ya da zengin konum edinerek sevgiyi kazanması gerekmiyor. kusurlarına, cahilliğine, kötü huylarına ya da kötü geçmişine rağmen olduğu gibi, o haliyle sevilebiliyor. bütünüyle çok değersiz biri gibi görünebiliyor ama en değerli gibi sevilebiliyor, yüreklerin en çok susadığı sevgi budur diyor. farkında olsanız da, olmasanız da, bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, başarı ya da ünden daha önemlidir.06.10.2005 12:17 kakay

Yorum bırakın

Filed under aile, çocuk, insan olmak

Covid 19 20-21 öğretim yılı

Çinliler mi tasarlayıp dünyaya saldı yoksa gerçek bir virüs mü? Yarasadan mı çıktı yarasa mı virüsten.. uzatmayalım. Kafam çorba gibi, pozitif test edilenler gördüm, iyileştiler. Ölenler de tanıyorum. Maskesi çenesinde gezen hırtlar var, bir yandan da dezenfenktanı nefes alır gibi dört tarafına sıka sıka bir hal olanlar..

Bilmiyorum. Bir virüs olduğuna ikna oldum. Neden nasıl bir gün ortaya çıkar. Şimdiye kadar bağışıklığım mı yüksek de kapmadım, yoksa kasımda yatak döşek yatıp vasiyet verdiğim grip buydu da bağışıklığım oluştu mu onu bile bilmiyorum.. ki virüs de dansöz gibi kıvırıyor rna’sını. Bağışıklık sabit değil ki..

Ben kendimi az çok kollayabiliyorum. Fi tarihinden beri huysuzumdur zaten, kapı koluna asansör düğmesine dokunmam. İnsanlara sarılıp sarmaşan biri de değilim. Maskeyi de 24 saat taksam rahatsız olmam. Ama çocuklar malesef oldukça tecrübesiz ve olayın da tam farkında değiller..

Virüsü yabancı sitelerden izliyordum. Biri 7. sınıf biri 11. sınıf olan çocuklarımı ülkemizde virsüten ilk vefat eden eczacıyı duyduğum gün okuldan çektim. Kesin bir tedavi bulunana kadar da okula yollamayacağım. Ortason ve lise sona geçen ve önemli birer sınava hazırlanan çocuklarımla evden eğitime devam. Sınıfta da kalınır, sınavlar da tekrarlanır.

Olmaya devlet cihanda, bir nefes sıhhat gibi..

Iki hafta sonra düzeltme: iki gruba da okul yolu gözüktü, resmi olarak açılmadan önce telafi destek için okula döndüler. Tedbirler yeterli ve öğrenci sayısı çok az. Şimdilik okul başladı.

Yorum bırakın

Filed under çocuk, OKUL, saglik

Niye Sezaryen?

Bir zamanlar yazmıştım. Bebek iri, leğen kemikleri darsa forsepsle doğurtuyorlar.

Forseps izleri

Hem kafatasımda sağlı sollu forseps göçükleri var, hem iki köprücük kemiğimi de kırarak doğurtmuş beni.

40 yıl önce başarılı sezaryen var mıydı? Bilmiyorum. Eh, canlı doğmuşum en azından. Akabinde annemde gelişen enfeksiyon ve uzun bir antibiyotik tedavisi sayesinde anne sütü de alamayıp sma (esema) bebeği olmuşum. Maşallah fıstık gibi de büyüdük. Ama işte.. keşke…

Vajinal doğum yapar mıyım? Asla! Bir de “normal doğum” demiyorlar mı? Buyur normali, doğalı bu. Organik.

Yorum bırakın

Filed under çocuk, saglik

Rond-evu

İlkokulda öğretmenin direttiği kızlı erkekli danslı şarkılı bir gösteri türüydü rond. Dönerek yapilmasindan aliyor herhalde adını.

Bir başka disleksi raporu için döne döne randevu almaya çalışırken benzerliği yakaladım. Başa döndük üçüncü turdayız.

Iyi ki az cok okur yazar, bilincli veliyiz. Millet ne halt ediyor bilmiyorum. Benim atarax’a 5 kalan yıpranmış sinirlerim ve bikkin yüzümle süreçle güreşim devam etmekte.

Rapor bitmeye bir ay kala çocuk psikiyatrisinde randevu kovalamaya başladım. Kala kala Zeynep Kamil’de kalmış. Kaptım. 2x.10.2019.. murat reis semt polikliniği. Yolu da bir sapa ki.. gidildi, bir de bakildi ki dr hastaymış. Gelmeyecekmiş. Yüzgeri dönüldü. Ilk kufurler yutuldu.

E randevulu hasta ne olacak? İbibik gibi geldik dikildik buraya? Zızzt erenköy..

Harbi kasım ayı başında Erenköy ruh ve sinir hastaliklari hastanesinde 1 randevu var. Kaptım. MHRS yazilimci arkadas randevu acilirsa uyaran bir sistem de kurmuş sağolsun. Ona da yazildim. KEAH’ta yedekteyiz.

Bir gun yol ortasinda sms. “Randevu var,siteye ilk gelen alir!” Oley. Sol seritten saga bir çekişim var ofofof. Yandı dörtlüler, ipeyk randevu kapışmasında banko.

Bir yandan sınav gunune denk gelmese bari dualarıyla kaptım randevuyu. Oh ne ala mualla. Kasimin ilk haftasi. Supper.

Gittik, klasik muayene.. “psikolog wisc-R yapsin”

Eyi babo, yapsın.

Psikolog da on gun sonraya verdi bir randevu. Şükür, yakın gene. Kurtarır.

Onu da hallettik, sağlık kurulu raporunun da randevulu sisteme geçtiğini biliyor muyduk? Yoo?!?

Belliydi bir çapanoğlu çıkacağı zaten. Fazla düzgün gitti herşey.

Saglik kurulu haftada 2 gün, birer saat. Engelli raporu randevuları tamaaamen dolu. İstersek işe giriş ve silah ruhsatı raporu alabiliyoruz ama. Onun randevusu boş. Bi miktar düşündüm yalan olmasın. Yarin bigün lazım olur bulmuşken alalım filan.. neyse töbe dedik.

Eski raporun günü de doldu, çaktırmayın. Aralık ayına kadar kurul dolu. Ara ara sisteme bakıp çıkıyorum, şükür diyorum her gün.

En azindan muayene tamam, test ok, rapor 6 aylık da olabilirdi, son raporda sürü gibi hastane koridoruna tepilip sıra beklemiştik ibret ala ala, o bitmiş en azından.. iyiyiz şimdilik. Daha 5. kattayız.

Yorum bırakın

Filed under çocuk, disleksi, saçmasapanlıklar, uygulamalar

Bilim Kırtasiye

80’lerde çocuk olanlardanım. Şu efsane kuşak..

O zamanlar her şey yerliydi, bize hep Cumhuriyetin ilk yıllarında dikiş iğnesi bile yapamadığımızı, çelik iğneleri Almanya’ya gönderip dikiş iğnesi yaptırttığımızı (deliği sonradan delmek? şimdi saçma geliyor) ama artık kendimizi toparladığımızı, herşeyi ürettiğimizi, güzel ülkemizin 4 mevsimi yaşayabilen ender ülkelerden olup hem yeraltı hem yerüstü kaynaklarımızın mis gibi yettiğini anlatırlardı.

Döviz diye bir şey vardı. Hiç görmediğimiz ama mühim olan. Bulundurulan bir şey değildi, yasaktı. Turist getirirdi. O zaman iyiydi. Biz yurtdışından bir şey alır da döviz verirsek o fenaydı. Arcoroc/arcopal bardak tabaklardan parfümeri ürünlerine bavullarla kaçak getirilir gizlice satılırdı.

Aslan gibi Paşabahçe bardaklar, Sümerbank porselenler varken hem de. Aman canım bize neydi..

Ve çocukluğun avm’si kırtasiyelerdi. Mahallede biricikti Bilim Kırtasiye. Temennahla girerdik diyebilirim. Sessiz ve loş bir dükkandı. Üçgen cetvelleri, parker dolma kalemleri vitrine koyardı. Kokulu silgi ve kırmızı kalem alabilirdik harçlığımızla. Öyle her gördüğünü istemek ayıptı zaten. Ders yılı başında öğretmen herkese “iki tane üç ortalı kareli defter bir tane çizgili harita metod, bir tane 80 yapraklı çizgisiz defter” aldırırdı. Annemiz onları uçurtma kağıdıyla kaplar, üzerine güzel yazısıyla etiketimizi yazıp yapıştırır çantamıza doldururdu. Kitap ve defterler kaplı gelir kaplı giderdi bütün yıl, sayfaları çizemez köşelerini asla katlayamazdık. Çünkü seneye öbür seneye kardeşimiz/kuzenimiz kullanacaktı. İdareli olmak lazımdı.

Bu durumda, kırtasiyeden alacağımız bir şey de yoktu. Evde vardı çünkü; kalem kutun da fermuarı patlayana kadar kullandığın ya da mıknatısı sökülene kadar yıllarca okula taşıdığın bir eşyaydı. Hele ki yılın ortasında bozulsun, sorun çıkardı evde. Annesi diken hatta kendisi örerek kalemlik yapan arkadaşlarım vardı (bizzat öğretmenimin kızı örmüştü ve bana da bir tane örüp vermişti. Öyle takdir etmiştim ki, kıyıp da kullanamadım) ve çok da popüler bir şeydi kimsede olmayan, hazır alınmamış özel bir kalem kutusuna sahip olmak.

Kırtasiyeye doğum günlerinde gidilirdi. Kendi doğum günün değil ha.. en yakın arkadaşının doğumgünü. Hatta yaşgünü. Annen izin verirse samimi 4-5 arkadaşını cumartesi günü eve çağırır yaşgününü kutlardın. Yaş gününde annen yaş pasta yapar (yaş pasta:) sigara böreği kızartırdı. Yaz tatiline denk gelen doğum günleri haziran ayına sıkıştırılır illa ki o kutlama yapılırdı. Yeni yılın takviminde ilk doğumgününün hangi güne geldiğine bakardın.. İnşallah cumartesidir çünkü tam da o gün arkadaş çağırıp doğumgünü yapacaksındır ne güzel denk gelir.

İşte sıra arkadaşının yaşgününden bir hafta evvel annenden babandan rica minnet para alır Bilim Kırtasiyenin yolunu tutardın. İçeri girip deriin bir nefes alırdın önce. Kırtasiye kokusu. Mmmm. Sonra kırk yılın başı bulduğun bu fırsatı hızla değerlendirir, herşeyi ellemeye başlardın.

  • Raflarda çocuk klasikleri vardı. Karton kapaklı olanlar ucuzdu, ben Altın kitapların şömizli olanlarını aldırır, kütüphane yapardım odamdaki dolaba. Kitap mı alsam? Okur mu ki? Ya evde varsa aynısından? (bende 3 tane polyanna olduğu vâki) Gerçi hediye gelen kitaplar (bazen içindeki ithafla) başka birinin doğumgününe götürülmek üzere kaldırılırdı anneler tarafından ama…
  • Ve camlı tezgahta dolma kalemler. Hmm. Haftada bir gün divit ve mürekkep götürür okulda güzel yazı dersi görür elimizi yüzümüzü mürekkebe bulayıp geri gelirdik ama hiç dolmakalemimiz olmazdı. Acaip lüks bir şeydi.
  • Hatıra defteri! ay süper. alsam mı? param yeter mi? bütün sınıfa birer sayfa ayırırsın sana cicili bicili yazılar yazarlar. sen de herkese yazarsın. bir gün sende kalır zaten defter, o gün kim kime ne yazmış onu da okursun , çok matrak bir şeydir.
  • ama çok da lüzumlu bir şey değil. çünkü annen sıkı tembihledi, “kızın işine yarayacak bir şey al” dedi.
  • iyi o zaman. pergel takımı alınacak. hediye paketi yapar mısınız? yapar tabii. içine de bir kartpostal alıp mesaj mı yazsam? yok yok. düz kartlar var evde, annemlerin her bayram ve yılbaşında tebrik yazıp aileye gönderdikleri, ona yazarım.

Ve seçim tamamlanır, kırtasiyeden ardına baka baka çıkar, sana da benzeri bir doğumgününde gelmiş bir pergel kutusu ile eve yollanırdın. Herkesin pergeli vardı kutulu mutulu, hiç satın alınmaz illa ki doğum gününde gelirdi ve kullanmayı hiç öğrenmediğimizden hep kutusunda kalakalırdı. İçine vidayla kalem tepilen, sayfayı delen, silgileri delen en sonunda da iğnesi düşen, plastik dandik pergellerle çember çizerdik derste.

Bilim kırtasiye.. Duruyor mudur acaba hala? Google haritalardan baktım sokak görünümü yok bölgenin. Gider bakarım bir gün, inşallah.

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, çocuk, ilkogretim

Karma Sarma

Kim derdi ki büyük yenge olacağım, Cuma günü bebek görmeye gideceğim, çıkışta bir de görümceme uğramaya karar vereceğim, oradan sonra da tam iftar saati bi avm’ye girip otoparkta ta en dipte yer bulup vaz geçmeme ramak kala park edeceğim, söylene söylene yemek katını arayacağım, iftar kalabalığında restorandaki suların tükeneceği, su almak için başka müesseseye giderken yolda lego mağazası göreceğimiz, oğlumun ısrar edişiyle içeri gireceğimiz, legonun da Disney’in 1997 filmi (yazı yayına girdiği gün itibariyle 22 yıl evvel) Hercules’in figürlerinden en nadiri Hades’i pakette satmaya karar vereceği, dünyanın en şeker lego personeli Furkan’ın bana derhal paketlerin içinden seçip bir adet takdim edeceği ve benim mutluluk göz yaşları dökeceğim…

Nelere kadirsin Allahım..

2 Yorum

Filed under alışveriş işleri, çocuk, severim paylasirim