Enminnerji.. En minik enerji… Pil! Dünya Gününüz Kutlu Olsun..

Depremle yaşamayı öğrenmenin bir anlamı da her an hazırlıklı olmak. “Dünyanın 40.000 türlü hali var” deriz ya, işte her birini kurgulayıp planlayan biri olarak, herkesin kendi kaskı ve el feneri olmasını sağladım. Ara ara deprem simülasyonu yapıyoruz. tatbikat da olmuyor tam. Bunun Türkçesi neydi?

Yılda bir defa da, evdeki yangın söndürücü ve el fenerlerinin durumlarını kontrol ediyorum.

Bu gece The Earth Day/Dünya günü olması nedeniyle pil gecesiydi. Evdeki bil-umum pilli cihazların pilleri tazelendi, mevcut pillerin bulunduğu kutudaki bütün piller tarandı, yeterli miktar pili (akımı?? nesi o? voltu mu? fiziğim berbat) kalmamış piller geri dönüşüme ayrıldı. Elde kalanlar tekrar tertiplenip artı kutuplar yukarı gelecek şekilde istiflendi, AAA pil eksiği not alındı ve bu iş de hitama erdi :)

Bu işlerle ilgili 8 poz fotoğraf çektim. Cep telefonunun kamerasıyla. Bilgisayara attım. 25.4 MP büyüklüğünde.. Sonra sevgili programım PIXresizer ile tümünün boyutunu küçülttüm.

506 KB’a indi..

:)

Bir adet öncesi sonrası fotosu:

20160422_212813 20160422_212813

Gördüğünüz gibi bir tanesi akmış. lazer kılıcı olarak oğluma gitti el feneri. sıtar vars var bu aralar.

20160422_212012

(Bitik pil)

pil ölçen şey ta eskiden TCHİBO’dan alınma. kendisi de pilli :)) bunun göstergeli olanları var ki esas o başarılı. ondan da var ama bulamadım resim çekmek lazım. 20160422_212024

yarı dolu pil. her an yolda bırakır bu. 20160422_212422 20160422_212438

Şarjlı piller. olmadı gitti beceremedim şu şarj işini :(((
20160422_212638

Yepyeni pili takınca şavkıyan el fenerimin ışığında pil kutumuz

 

4 Yorum

Filed under aile, alışveriş işleri, çevre, ev işi, güvenli hayat, severim paylasirim

Icerik neden Turkce yazilmaz?

Sen anlama diye..
?!?

Gelen sorular uzerine (market sabunu nedir, aktar sabunu gercekren sabun mudur, saflik belirlemenin yollari) cesitli sabunlar satin aldim. Deney yapip tarif edecegim.

Derken dikkatimi cekti. Sabunun uzerinde bayagi yazilar yazilar. Ama hepsi Turkce degil. Hatta asıl önemli bolum,içerik komple latince. Hadi bize okulda ogrettiler de sade vatandaş ne bilsin suyun latincesini. Bunun altinda bir samimiyetsizlik hissediyorum.

image

Simdi.. bu fotografta uc farkli markanin en cok satan urunleri var ve hicbiri icerigini aciklamiyor.
Mesela ikisinde sodyum tallovat (sodium tallowate) en once yazilan, kurallara gore en agirlikli bulunan madde. Yani. İçyağı. Don yağı. Hayvansal icerik ve kaynagi belirtilmemis. :(
Niye açıkça yazmiyorsunuz?
Belki bilmek isteyen vardir. Vegani var vejeteryeni var. Inancina uymayani var. Bilmem ne..
Cok etik bulmadim.
Siz de lutfen inceleyin. Her marka bunu yapiyor mu bilmiyorum ama okuyun uzerini.
Bildiginiz gibi sabun yapiyorum. Yogurt mayalamaktan, dolma doldurmaktan daha zor degil emin olun.
Ogrenmek isteyene elimden gelen destegi veririm.
“Evimde tertemiz zeytinyagli sabunumu kendim yaparim, mis gibi kullanirim” diyen varsa takipte kalsin.
“Sen yap bana sat” diyenler instagrama. @ipeksabun

3 Yorum

Filed under alışveriş işleri, araştırdım, sabun, saglik, soruyorum

Sabun-Aldım/sa-bunaldım..

Ben doğduğumda ultrason yoktu. Kadınlar hamilelik boyunca heyecan çeker, bütün bebek ürünleri sarı, yeşil, mor, beyaz örülür, gerekirse son dakikada üzerine pembe/mavi süsler eklenerek kız-erkek bebeğe çeyiz yapılırdı.

Göbek yuvarlaksa kız, sivriyse erkek bebek vardı, hamile ekşiye aşeriyorsa kızı tatlıya aşeriyorsa oğlu olacaktı. Erkek bebek bekleyenin iyice güzelleştiği ama kız bebeğin annenin güzelliğini alıp çirkinleştirdiği anlatılır, çaktırmadan altında makas ve bıçak olan mindere oturtulan gebenin altındaki makassa kız bebeği olacağına inanılır; 9 ay boyunca milletin gebelik hikayelerini dinlemekten bayım bayım bayılırdı insanlar.

O yüzden de bütün o süre boyunca hem kız hem erkek ismi düşünürdü aile. Takvim arkaları okunur, gazeteler taranır, rüyalara yatılır, kurandan sayfa açılır olmadık işler yapılırdı.

Erkek doğsaydım benim adım Mert’ti mesela.

Ya arkadaş ben Dede Korkut’un torunu değilim ki.. İsim veremiyorum. Kendi çocuğuma isim koyamadım ben. İlkini son haftasında kadın doğumcum önerdi, ikincisini de babası buldu. Kedileri de eşim adlandırdı. Oh kekâ.

Şimdiii, elimde isimlendirilmesi gereken bir iş var. Far tutulmuş tavşan gibi kaldım. Sabun imal ediyorum, ama adı yok. Kart bastırcam, ambalaja yazcam, sabun üzerine damga bascam. Bir ad lazım.. Bir ad! Bir ada krallığımın yarısı.

Gece gündüz düşünmekten bir hal oldum. İki üç tane vasat isim buldum onlar da zaten kullanımda olan isimler. Biri benden önce düşünmüş o kadar da orijinal değil. Normal. (bu sabah çatlamak üzereyken içlerinden birine mail atıp adını satın almayı mı teklif etsem diye düşündüm) İpekagtöyle de o kadar zor ki.. tamam benim atölyem de.. olmadı. bariz yani. bu isimle satış mı olur? CNC mi neyim tam olarak?

Yani özetle. Piyasayı duman edeceğim etmesine de, tikine turamayrum!

Hayrınıza bana bir isim bulun arkadaşlar!! Kreatif yönü kuvvetli bir babayiğit çıkar da isim korsa, bi kutu sabun hediyemdir.

Hofff..

 

Türkçe olacak, catchy olacak, mümkünse sabunla köpükle ilgisi olacak. Şeeyle logoya bastın mıydı göz alacak bir isim . yar bana bir isim medeeet!

13 Yorum

Filed under alışveriş işleri, internet, sabun, soruyorum

Ipekag Sabun Instagram

Cok karisigim sozluk. Ay aman blog.
Kafamda deli sorular olma hali.
Kirkimdan sonra asik oldum. Hep “yapmak istedigim isi” yapmak isterdim. Hic sevmedigim bir isi yapiyorum. Yapmak istedigim isi ancak buldum. Sabun. Sabun yapmayi seviyorum. Cok seviyorum. Hayatimin kalanini sabun yapip satarak gecirmek istiyorum.
Henuz ne bir logom, ne fontum, kurumsal renklerim, ne bir internet sitem.. aa dur adim bile yok.
Hersey havada.. fakat öğrendiğim bir şey var : “getting ready to get ready” insana ket vurur. O yüzden “istimi arkadan gelsin” diyorum. Ben hazırım.
Ben yapiyorum. Satiyorum. Süreç instagtamda belgesel gibi ilerliyor.
Bugün nisanin başı. Dogumgunume az kaldı. Bu yil ben de sabunlarimla doguyorum.

image

Bu uğurda fedakarliklar yapiyor, aletler edevatlar, fikirler aliyorum. Arastirmalar denemeler yapiyorum.
Ambalajdan etikete calisiyorum, uretiyorum. Blenderin dugmesine basinca, yagin icinden yukselen sabunu görünce heyecan duyuyorum.
Her kullandigimda mutlu oluyorum. Sabun konusup sabun anlatmaktan bikmiyorum.
Sabunun kitabini bile yaziyorum!
1990’dan beri butce idare eden, ticaret yapan biri olarak benim iyi oldugum konular var. Ugrasip bellemem gerekmiyor işletmeyi. Ama… cabalayan arkadaslari görüyorum instagramda. Onerim su:

Bir girisimciye destek olun. Cevrenizde birseyler üretip utana sıkıla satmaya çalışan kisinin bir ay da olsa takipcisi olun, size lazim olmasa bile; ilk ürünlerinden satın alın. Öven yorumlar yazın. Bizim icin dünyalara bedel o her bir beğeni, her bir ❤. 

Kiran kirana pazarlik etmeyin. O bir lira indirim sizin kârınız degil, bizim zararimiz oluyor. Kimsenin verdigi fiyat yüksek değil. Aldigini ürüne cevirip fiyat koyan sanatkâr/zanaatkâr ile pazarlik ayıptır. Paran yoksa almazsın. Hele dh ölücüsü hiç olmayın.

O ilk satis cok onemli. Neden esnaflar siftah parasini cerceveler asar bilmezsiniz. Biraz duyulunca isler rayına oturur, duzenli müşteriler olur, o kadın harçlığını çıkarmaya baslar ve inanin insanin içi ısınır. Ama iste o ilk gunler bekledigi, umdugu destek gelmeyince solgunlasiyor hesaplar.

Bir ureticiye el verin. Destek sizden gayret bizden. Hem hayatta hem Instagramda kadin girisimcilere bol sans:  ✔

1 Yorum

Filed under alışveriş işleri, el işi, ev işi, instagram, sabun

Şikayet Silsilesi

(bir evvelki yazıyı okumadan bunu okumayın)

Rahmetli büyük babamın bir anısını yazmıştım daha evvel burada da yeri geldi tekrarlayayım…

 

1950’ler… Kış günü, havalar soğuk, evde geceleri tek eğlence akraba ziyaretleri. Büyük halalar, bizimkilere oturmaya geliyorlar. Büyükbabam askerlik anısını anlatıyor…

Güya büyükbabamın askerliğini yaptığı yere yüksek rütbeli önemli bir kişi teftişe gelmiş. Teftişi beğenmemiş, “biz size şu kadar ödenek çıkardık, şu şu şu işler niye olmadı/kötü oldu” diye sormuş başçavuşa.. Başçavuş hemen “arzedeyim komutanım, bakınız şöyle” diyerek, sırada hazırolda bekleyen askerlerine dönmüş, en baştakine yerden bir topak çamur almış vermiş, “elden ele yanındakine ilet” demiş.. Sıranın sonundaki askere geldiğinde o bir kiloluk çamur kütlesi bilya kadar kalmış.. Sıradaki herkesin eline biraz bulaşmış çünkü…

Ertesi hafta da büyükbabamlar akşam oturmasına bacısıgile gitmişler. Laf lafı açmış.. Enişte kişisi, “bak abi sana askerde başımdan geçen olayı anlatayım” diye başlayıp AYNI hikayeyi anlatmasın mı? Ama bir farkla, bu sefer başçavuş yerden çamur almıyormuş, mutfaktan hamur getirtiyormuş.

Büyükbabam öfkelenmiş.. “birincisi o hikaye benim askerde başımdan geçti, ikincisi daha geçen hafta anlattığım hikayeyi bana mı satıyorsun, üçüncüsü de o hamur değil çamurdu” demiş. Bunlar hamur idi-çamur idi epeyce laf dalaşına girmişler o günden sonra.. :)))

Bir süre daha sonra büyük halayla bizim aile arasındaki bir miras meselesi yüzünden tartışma çıkıp/küsülüp hiç görüşmediklerinden onlardan kimseyi tanımıyorum. Büyükbabam ben 7 yaşındayken vefat ettiğinden olayı üçüncü, dördüncü ağızdan dinlediğim gibi aktarmaktayım, vebali söyleyenin boynuna artık)

*-*-*-*

Bi de fıkra sıkıştırayım da öyle bağlayayım olayı:

Adam camdan bakıyormuş, yolun kenarında iki işçi harıl harıl çalışıyor. Biri bir kazmayla küçük çukurlar açıyor, hemen arkasında bir başka işçi aynı çukuru geri kapatıyor?!?

Dayananamamış inip sormuş.. “Napıyorsunuz siz yahu?”

İkinci işçi küreğine dayanıp “abiciğum şimdi piz belediyede işçiyuz.  Habu kaldırıma komple ağaç tikeyruz.Cemal eşiyor çukuru, Yunus dikiyor hau fideyi, pen de kapatayrum üstünü. Lakin bugün Yunus hastadur işe gelmedi.”

*-*-*-*

İki gün önce kaldırım çalışması yapıyor belediye işyerimin önündeki kaldırımda.

Biri önden tam ortadaki kaldırım taşını kaldırıyor, eğretileme yerleştiriyor; arkadan gelen ekip de ne koyuyorsa altına artık, koyup taşı geri yerleştirerek cadde boyunca ilerliyorlar.

Fıkrada yaşadığımız için bu heriflerin aklına açtıkları çukurun başına uyarı levhası dikmek gelmiyor. tas1.jpg

ipeyk elbette laap diye taşa takılıp yere kapaklanıyor. (ufak tefek morluklarla geçiştirdim Allaha şükür. Niyeyse iki omzum birden ağrıyor onu da masajla fısfısla geçiriyoruz.)

Derhal çukurun başına bir uyarı dikip, belediyeye hem telefon ettim hem whatsapp hatlarından mesaj attım. Bi sms attılar; bir rakam verilmiş bana. Şikayetimi oradan takip edebilirmişim..Görebildiğim kadarıyla Fen İşlerine kadar ulaşmış mesaj.. ulaşırken yolda kimlerde elden ele, dilden dile geçmişse, kimlerin kulağına girerken kayıplara uğramışsa artık, bu sabah saat tam 8:00’de biri beni aradı. (sekizde!!)

sekizde.jpg

  • Kaldırımı şikayet etmişsiniz?
  • evet
  • adres yok burda nereye gelelim bayan? kaç numaranın kaldırımı yapılacak? nerenin önü bu?
  • kaldırımda bir şey yok. siz kaldırımı yapmak için mi emir aldınız?
  • kaldırımda çukur varmış şikayet etmişsiniz???
  • vardı ben düştüm, sonra da kapadılar.. konu sizinle ilgili değil beni yetkili biri arasın
  • tamam iyi günler

olay bu kadar şimdilik.

delirme de dur..

 

 

 

2 Yorum

Filed under saçmasapanlıklar, soruyorum, şikayetlerim

Ankara Savaşını Kim Yaptı? (ya da Eski İnsan)

Lise.. Birbirinin aynısı günler, birbirinden miskin öğrenciler.

Tarihçi arka sıradaki kaynaşmaya sinirlenip “Murat! kalk bakalım. Ankara savaşını kim yaptı?” diye bir soru sorar.

Murat bir anda adının geçmesiyle hafif ayılır, kendisine bir soru geldiği bellidir, yarım kıç kalkıp önünü iliklermiş gibi yaparak “valla billa ben yapmadım hocam” diyerek yırtmaya çalışır.

Tarihçinin tepesi atar, tansiyon fırlar.. Koridora fırlayıp müdür odasına giderken müzikçi yolunu keser.”hayırdır hocam?”

“hocam bu çocuklar niye hiç bir şey bilmiyorlar, 11-C’den Murat’a -ankara savaşını kim yaptı- diye sordum, -ben yapmadım- diyor.

müzikçi sırtını sıvazlamış tarihçinin: “hocam bunlar böyle, yaparlar yaparlar da, -yapmadım- derler”

Tarihçi şaşa kalmış.. Müdür odasına dalmış,

“Müdür bey!”

“Buyrun hocam nedir? sakin olun..”

“nasıl sakin olayım müdür bey. öğrencime soruyorum -ankara savaşını kim yaptı?- diye -ben yapmadım- diyor.  öğretmen arkadaşa anlattım o da -yaparlar da yapmadım derler- dedi ne bu rezalet”  diyerek içini dökmüş.

Müdür bey hemen öğretmenini sakinleştirmiş. “olur şey değil hocam, inanın ilk defa oluyor…”

öğretmen biraz açılmış.

müdür bitirmiş: “… şimdi ben milli eğitime yazarım sorarız oradan kim yapmış, hemen anlarız”

öğretmen yıkılmış.

Bir ay kadar sonra bakanlıktan yazı gelmiş.

“İlgili Makama

Ödenek olmadığından bu sene Ankara Savaşı yapılamayacaktır. Bilgilerinize. ”

 

**************************************************

Yeni İnsan dediğim bir tür var. Aniden evrimleşmiş ve ara kademeyi atlamış. Eski İnsanla arasında büyük idrak farkı var. Fazladan 15-20 duyu organı sahibi olmuş gibi. Hızlı, çok ve çabuk anlıyor, akıl yürütüyor.Ama nüfusu az.

Eski insan sorunun ne olduğunu bile anlayamazken, ona herşey yolunda iken; yeni insan eski insanın kısıtlı haliyle olaya bigâne oluşuna delirmekten başka bir şey yapamıyor. Birbirlerinin dilini anlamıyorlar. Bir çevirmen olmazsa ortam bir anda savaş alanına dönüyor.

E.İ. olayına hakim olduğu kadar biliyor, bildiğini inatla savunuyor çünkü bildiği doğru. Niye? Fili tuttuğu yerden anlatıyor.(*)

Yİ buna deli oluyor çünkü bir görüşte filin yaşını,cinsiyetini, otçul olduğunu, afrika mı asya fili mi olduğunu, ıvırını da zıvırını anlamış durumda ve ona o bilgilerin tamamı doğal geliyor. Eİ’a filin sadecene bir parça tüylü yufka OLMADIĞINI anlatabilse ilerleyebilecekler, ANA MEVZUYA GELECEKLER amaaa daha en başta olay b.ka sarıyor. Yİ komple nefret ederek bezelye beyinli malı fil b.kunda bırakıp Eİ’sız bir ortam için sızlanıyor diğer Yİ kardeşlere.

Eİ’larsa “ne diyo bu deyişik? vuha vuha asdafasasdf” olarak kalıyor.

 

Şimdi ben bunu niye yazdım? diyen bi daha gelmesin bloga:#bıktımsizden

 

(*) Bir grup köre bir fili tanıtmışlar. Her biri bir yerinden tutmuş fili. Elinin erdiği kadar yoklamış..Sonra da birbirlerine girmişler tanımlarken.. Hortuma denk gelen demiş “fil uzun, yılan gibi bir hayvandır” bacağını elleyen demiş “yok beyim sütun gibi dik ve kalın bir hayvandır”, kuyruktaki “solucan gibi ama ağzı çok büyük” kulaktaki: “yassı ve kıllı bir hayvan” demiş.

 

 

 

 

1 Yorum

Filed under insan olmak, internet, kültür, saçmasapanlıklar

Sabunu çok seviyorum -@ipekagtolye nasıl çıktı?

Lush benim hayatıma güzel kokan sabunları, Zeynep ise saf sabunu soktu. Partick Rothfuss’un üçlemeyi bitirmesini beklerken okutuğu Sessiz Şeylerin Müziği (The Slow Regard of Silent Things) beni baştan çıkaran vuruşu yaptı sanırım.

Sabun imal etmeye başladım. Erit Dök denilen Gliserin bazından yapılan kolay süs sabunları ile başladım. ED sabunlar gerçekten basit. Eritiyorsun ve kalıba döküyorsun. 15 dakikada donuyor. Sen sağ ben selamet.

Sonra bunun renklendirilmesini, kokulandırılmasını, neden bazen yağlı yağlı durduğunu, üzerinin nemlendiğini ve bundan nasıl kaçınabileceğimi öğrendim. Renk renk şekil şekil yap dur. Eğlencenin doruğu!

Aile efradına, konu komşuya, nazımın geçtiği arkadaşlara dağıttım.. Bu arada sürekli malzeme satın aldım. ED bazlar bir yana, bir sürü kalıplar, modeller, renkler, kokular. Ambalaj materyalleri.

Saklama kaplarım, çırpıcılarım, kaşıklarım yavaaş yavaş bulaştı bu işe. Hepsini sabuna ayırdım. Meyhaneye gerek olan mescide haram diyerek mutfaktan kaçırdım :) En son mikrodalgaya el koydum. Google’da silikon kalıp olarak ne aramalar yaptım.. Taa Amerika’dan kalıp getirttiğim oldu. Hayatımın ilk Aliexpress alışverişini de bu vesile ile yaptım.

Yavaş yavaş boş odaya kendime atölye kurdum. Geç saatlere kadar sabun döküp, sabun söktüm. Ortasında kalp olan modelin fikri gece üçte geldi. Uykumdan kalkıp yaptım..

Ve işe yarar birşeyler yapmaya yeni başladım diyebilirim.

Sonra zeytinyağlı saf sabun imal etmeye başladım. Kimyasallardan uzak bir hayat yaşamaya çalışıyorum, NoPoo ile başladık, ev temizliği ürünlerimi üretmekle devam ettik ve buralara kadar geldik. Market sabunlarında sabun dışında herşey olduğunu gördükçe

100’er gram. Basit. En basit teknikle. Kostik kullanarak. Tartım için hassas tartı var zaten bir de eve aldım. Formüle uyarsan onun tutmaması imkansız zaten. Çok güzel saf sabunlar yapıyorum. Evde kendim kullanıyorum, arkadaşlara veriyorum. Çok güzel çok zevkli. Market sabununa dur demenin zevkini yaşıyorum. Gerçek sabun kullanıyorum!

Sabunlaşma aşaması 6 hafta sürdüğünden, ortalama her hafta bir lot kastil sabunu yani saf sabun yapıyorum. Rafine zeytinyağı, bazen palm/badem/hindistancevizi yağı kullanarak varyasyonlara gidiyorum. Çok keyif alıyorum. Dünyanın en güzel sabununu yapıyorum. Evde kullanıyorum, hediye ediyorum, zaman zaman paketleyip yolluyorum bile.

İnternetten bir şeyler öğrenebilmek çok güzel. Bir el sanatı/ev sanatı öğrenmek dünyanın her yerinden en uzman en yetenekli insanlara ulaşmak mümkün. Saatlerce video izledim. Kurs eve geliyor ve bu harika bir şey.

İnsanın kendi kendini yetiştirebilmesi çok güzel olduğu gibi, egosunu aşıp “kimselere göstermeyeyim bi tek ben bileyim” demeden, bilgisini paylaşması da harika bir şey. adamlar saatlerce video çekip, düzenleyip internete yüklüyorlar. Populer olmak için değil. Bilgiyi paylaşmak için.

Kimse bilmesin, püf noktasını vermeyeyim ki bir tek ben yapayım demiyor. Öğrenci de bilgisizce kendisini tehlikeye atmıyor. Yarım iş yok. Adam gibi yapmak istiyorsan eğitimini alabiliyorsun. Bunu çok kıskanıyorum çünkü üç kuruşluk poğaçasının tarifini vermeyen, (yapamasınlar diye, ne yaptıysak onunki kadar güzel olmuyor dedirtmek için) eksik malzeme ile tarif veren manyak kadınlar biliyorum.

Beri yandan, sormaya ar eden daha da aptal insanlar var. Bizim geleneksel “kervan yolda düzelir” atasözüne uyarak “YaAllah” deyip dalan, “ben ettim oldu” diyenler var. Açıp iki satır okumayan, biraz sorup sorgulamayan kendini geliştiremeyenlere iyice tilt oluyorum. Ne kadar yazık!

İnstagramda satış yapan insanlar sorular yöneltiyor ve cevap verdiğimde şaşırıyorlar. Normalde birbirlerini rakip görüyor, hemen engeli basıyorlarmış. Bunu anlamak mümkün değil.

Kısa sürede uzman oldum diyemem ama ben de bildiklerimi paylaşmaya başlıyorum. Belki birine bir hayrım dokunur. ;)

Pek yakında İpekagtolye Sabun Atolyesi yazıları ve videoları ile karşınızdayım.

İnstagramda bugünden sonra yeni sayfama beklerim.

 

5 Yorum

Filed under aile, araştırdım, çevre, çocuk, ev işi, instagram, internet, sabun, saglik, severim paylasirim

Disleksi Hakkında

Uluslararası Disleksi Birliği’nin yayınladığı materyal Şu linkte…

 

https://eida.org/dyslexia-basics/

 

 

En kısa zamanda tercüme yapacağım.

 

What is dyslexia?

Dyslexia is a language-based learning disability. Dyslexia refers to a cluster of symptoms, which result in people having difficulties with specific language skills, particularly reading. Students with dyslexia usually experience difficulties with other language skills such as spelling, writing, and pronouncing words. Dyslexia affects individuals throughout their lives; however, its impact can change at different stages in a person’s life. It is referred to as a learning disability because dyslexia can make it very difficult for a student to succeed academically in the typical instructional environment, and in its more severe forms, will qualify a student for special education, special accommodations, or extra support services.

What causes dyslexia?

The exact causes of dyslexia are still not completely clear, but anatomical and brain imagery studies show differences in the way the brain of a person with dyslexia develops and functions. Moreover, most people with dyslexia have been found to have problems with identifying the separate speech sounds within a word and/or learning how letters represent those sounds, a key factor in their reading difficulties. Dyslexia is not due to either lack of intelligence or desire to learn; with appropriate teaching methods, students with dyslexia can learn successfully.

How widespread is dyslexia?

About 13–14% of the school population nationwide has a handicapping condition that qualifies them for special education. Current studies indicate that one half of all the students who qualify for special education are classified as having a learning disability (LD) (6–7%). About 85% of those students have a primary learning disability in reading and language processing. Nevertheless, many more people— perhaps as many as 15–20% of the population as a whole—have some of the symptoms of dyslexia, including slow or inaccurate reading, poor spelling, poor writing, or mixing up similar words. Not all of these will qualify for special education, but they are likely to struggle with many aspects of academic learning and are likely to benefit from systematic, explicit, instruction in reading, writing, and language. Dyslexia occurs in people of all backgrounds and intellectual levels. People with dyslexia can be very bright. They are often capable or even gifted in areas such as art, computer science, design, drama, electronics, math, mechanics, music, physics, sales, and sports. In addition, dyslexia runs in families; parents with dyslexia are very likely to have children with dyslexia. For some people, their dyslexia is identified early in their lives, but for others, their dyslexia goes unidentified until they get older.

What are the effects of dyslexia?

The impact that dyslexia has is different for each person and depends on the severity of the condition and the effectiveness of instruction or remediation. The core difficulty is with word recognition and reading fluency, spelling, and writing. Some individuals with dyslexia manage to learn early reading and spelling tasks, especially with excellent instruction, but later experience their most debilitating problems when more complex language skills are required, such as grammar, understanding textbook material, and writing essays. People with dyslexia can also have problems with spoken language, even after they have been exposed to good language models in their homes and good language instruction in school. They may find it difficult to express themselves clearly, or to fully comprehend what others mean when they speak. Such language problems are often difficult to recognize, but they can lead to major problems in school, in the workplace, and in relating to other people. The effects of dyslexia reach well beyond the classroom. Dyslexia can also affect a person’s self-image. Students with dyslexia often end up feeling “dumb” and less capable than they actually are. After experiencing a great deal of stress due to academic problems, a student may become discouraged about continuing in school.

How is dyslexia diagnosed?

Before referring a student for a comprehensive evaluation, a school or district may choose to track a student’s progress with a brief screening test and identify whether the student is progressing at a “benchmark” level that predicts success in reading. If a student is below that benchmark (which is equivalent to about the 40thpercentile nationally), the school may immediately deliver intensive and individualized supplemental reading instruction before determining whether the student needs a comprehensive evaluation that would lead to a designation of special education eligibility. Some students simply need more structured and systematic instruction to get back on track; they do not have learning disabilities. For those students and even for those with dyslexia, putting the emphasis on preventive or early intervention makes sense. There is no benefit to the child if special instruction is delayed for months while waiting for an involved testing process to occur. These practices of teaching first, and then determining who needs diagnostic testing based on response to instruction, are encouraged by federal policies known as Response to Intervention (RTI). Parents should know, however, that at any point they have the right to request a comprehensive evaluation under the IDEA law, whether or not the student is receiving instruction under an RTI model. A comprehensive evaluation typically includes intellectual and academic achievement testing, as well as an assessment of the critical underlying language skills that are closely linked to dyslexia. These include receptive (listening) and expressive language skills, phonological skills including phonemic awareness, and also a student’s ability to rapidly name letters and names. A student’s ability to read lists of words in isolation, as well as words in context, should also be assessed. If a profile emerges that is characteristic of readers with dyslexia, an individualized intervention plan should be developed, which should include appropriate accommodations, such as extended time. The testing can be conducted by trained school or outside specialists. (See the Testing and Evaluation Fact Sheet for more information.)

What are the signs of dyslexia?

The problems displayed by individuals with dyslexia involve difficulties in acquiring and using written language. It is a myth that individuals with dyslexia “read backwards,” although spelling can look quite jumbled at times because students have trouble remembering letter symbols for sounds and forming memories for words. Other problems experienced by people with dyslexia include the following:

  • Learning to speak
  • Learning letters and their sounds
  • Organizing written and spoken language
  • Memorizing number facts
  • Reading quickly enough to comprehend
  • Persisting with and comprehending longer reading assignments
  • Spelling
  • Learning a foreign language
  • Correctly doing math operations

Not all students who have difficulties with these skills have dyslexia. Formal testing of reading, language, and writing skills is the only way to confirm a diagnosis of suspected dyslexia.

How is dyslexia treated?

Dyslexia is a lifelong condition. With proper help, many people with dyslexia can learn to read and write well. Early identification and treatment is the key to helping individuals with dyslexia achieve in school and in life. Most people with dyslexia need help from a teacher, tutor, or therapist specially trained in using a multisensory, structured language approach. It is important for these individuals to be taught by a systematic and explicit method that involves several senses (hearing, seeing, touching) at the same time. Many individuals with dyslexia need one-on-one help so that they can move forward at their own pace. In addition, students with dyslexia often need a great deal of structured practice and immediate, corrective feedback to develop automatic word recognition skills. For students with dyslexia, it is helpful if their outside academic therapists work closely with classroom teachers. Schools can implement academic accommodations and modifications to help students with dyslexia succeed. For example, a student with dyslexia can be given extra time to complete tasks, help with taking notes, and work assignments that are modified appropriately. Teachers can give taped tests or allow students with dyslexia to use alternative means of assessment. Students can benefit from listening to books on tape and using text reading and word processing computer programs. Students may also need help with emotional issues that sometimes arise as a consequence of difficulties in school. Mental health specialists can help students cope with their struggles.

What are the rights of a person with dyslexia?

The Individuals with Disabilities Education Act 2004 (IDEA), Section 504 of the Rehabilitation Act of 1973, and the Americans with Disabilities Act (ADA) define the rights of students with dyslexia and other specific learning disabilities. These individuals are legally entitled to special services to help them overcome and accommodate their learning problems. Such services include education programs designed to meet the needs of these students. The Acts also protect people with dyslexia against unfair and illegal discrimination.

 

Yorum bırakın

Filed under çocuk, disleksi

Kısır döngüye hoş geldiniz, hayırlı işler bol güneşler..

Eskiden esnaf ahlakı vardı. Esnaflık çekirdekten yetişerek olurdu. Çekirdek de çıraktı ve 7-8 yaşında işe ustanın elini öpüp işe başlarlardı. Çalışırken de A’dan Z’ye hem işi, hem müşteri yönetimini öğrenirler. Dükkanın önünü süpürmenin bile bir adabı vardır bunu da kitaptan öğrenemezsin arkadaş.

Çırak iki üç senede kalfa olur, 15’inde usta olur artık işe güce hakimdir. Rahat rahat ev geçindirecek kadar iyidir. Gerekirse 10 yıl çıraklığını yapar o işin ama sonunda o işin ustası olur, artık kendi çırakları olur. Sebat eder, ustadan ayrılıp başka usta bulmaz, başka ustaya göz kırpanın kulağı çekilir. Taa çıraklığında gelen giden müşterinin adını adresini, çoluğunu çocuğunu, eşiktekini beşiktekini öğrenmiştir, ileride kendisine müşteri olacak herkesi bilir. Herkes de onu tanır.. Kim çürük meyve satar, kim emekliye indirim yapar herkes adı gibi bellemiştir.

Usta dener çırağı. Yere çaktırmadan 20 lira atar mesela. Bakalım çırak ne yapacaktır? Cebe mi atacak, kasaya mı koyacak, yoksa?

Usta çok zor şartlarda dener çırağı. Ama çırak da onu baba bilir. Babalık görür. Sadece emeğinin karşılığını para olarak almaz, ailenin ferdi olur. Usta ona da kardeşlerine de bakar, askere yollar, hastaysa doktor getirir eve. Bazen çırak ustanın kızını alır, dükkan bile onun olur.

Usta pehlivan 40 oyun bilirmiş, 39’unu çırağına öğretirmiş. Kalan bir taneyi kendine saklarmış. Gün olur çırak karşısına çıkarsa güreşte, o son oyunla yenermiş. Ustaların sorunu bu zaten. Çırağa bir eksik öğretirler. Onun çırağı 38 oyun öğrenir. İki üç çırak sonra bilgi yarıya iner. :( O yüzden yabancılar işi yazılı çizili, kanunlu kitaplı öğretir. Hiç bir şey gözden kaçmaz.

Bizde herşey “göz kararı,el ayarı”. Formüle edemiyoruz, yazıya döküp standartlaştıramıyoruz ki. Olur da usta ölürse o sanat/imalat da yitiyor.  Neyse o da başka bir yazı konusu olarak beklesin.

*-*-*-*-*-*-*-*-*-

Kız vermeden önce mahallenin esnafına soruşturulur damat adayı… Niye? Tanırlar. Aileyi, soyunu sopunu kimin ne mal olduğunu mis gibi bilirler. Esnaf kraldır.

Bugün durum ne? Eleman 15-17 yaşında geliyor. Ergenliğin en azgın döneminde çırak olmaya gelen ustaya boyun eğmiyor. Söz dinlemiyor, şurdan söylediğin burdan gidiyor. Dili durmuyor, hesap vermiyor, müşteriyi saymıyor, akıllı telefonu avcunda habire, canı sıkıldı mı basıp gidiyor.

Bugün bijuteride iş buluyor, yarın yirmi lira fazla veren olursa kasapta işe başlıyor, iki hafta sonra adamı erkek giyim mağazasında görüyor şaşırıyorsun. Ertesi sene aynı sektörde kalırsa madalya istiyor. Kendisi müşteri olduğunda tezgahın karşısındakine delicesine kapris yapıyor. İşini yarım da yapsa aynı parayı aldığından özenmiyor, üste bir şey koymuyor, hiç bir şekilde kendisini geliştirmiyor. Baksa öğrenecek, bakmıyor bile.

E bu adam hasbelkader işyeri açıyor, esnaf oluyor, müşteri beğenmiyor, çırak bulamıyor bulduğuna zorbalık ediyor, alıcıya surat asıyor, sevkiyatta problem çıkarıyor, gayet haklı olduğun konuda bile “işine gelirse” deyip defetmeye getiriyor. İşinde bet bereket kalmayınca da deliriyor.

Müşteri paramla rezil mi olacağım sürüsüne bereket deyip hemen yan taraftaki dükkandan alışveriş yapıyor, esnafa sadakat kalmıyor, yandaki esnaf müşteri bağlamak için olmadık diller döküyor ama yine de kazanamıyor çünkü daha da densiz bir adam hemen bitişiğe aynı sektörden 3. dükkanı açıp daha da janjanlı çalışmaya başlıyor, herkese kesat geliyor.

Müşteri de arsız bir yerden sonra, çünkü muhatap bozuk. Dükkancı işi bilmiyor, malı tanımıyor, çırak kaşı gözü ayrı oynuyor, hesap makinesi alsan “organik yenge” diye yemin edecek tıyniyette bir çakal. Kitapçıya gidiyorsun ebleh personel “bıyrın yardımcı olayım” diyor. “Yüzüklerin Efendisi’ni arıyorum” diyorsun, adam yüzüme booomboş bakıyor, sonra tavana ve duvara bakıp kendisine -düşünüyorum hatırlayacam, şimdi bulucam şak getirip masaya koyacam-süsü vermeye çalışıyor ancak kesinlikle anlamadığını gözümle görüyorum. Beraber bilgisayara gidiyoruz “kimin yüzüğü demiştin abla” olarak bir akrabalık geliştiriyor sinsi. “Lan kitabı bilmiyorsun filmini de mi duymadın ökküz” denmiyor ökküze, efendice yazdırıyor ablası kitabın adını, daha sonra raftaki yeri kestirmeye çalışmasını izliyor sinirden gülüyorsunuz.

Dertliyim blog.

 

 

7 Yorum

Filed under insan olmak, saçmasapanlıklar

BANA BİR OKUL ANLAT BABA

konu kilit beyler.. dağılın.

serkanözdemir adlı kullanıcının avatarıbaba olmak zor iş kardeşim ;)

Uzun zaman önce okul seçimiyle ilgili bir yazı yazmıştım. Ne yazdığımı hatırlamıyorum tam, galiba yuva arama/seçme süreci ile ilgiliydi. Bu haftasonu hayatımda yeni bir sayfa açıldı. Eşim beni ilk-okul tanıtım günüme götürdü.

Sabah çok büyük bir heyecanla uyandım. Yüzümü yıkadım ve pijamaları çıkarıp, oğlumu ittirerek annesinin önüne dikildim. Eşim yeni cicilerimi giydirip dişlerimi fırçaladı. Arabaya binip oğlanı babaannesine teslim ettikten sonra okula doğru yola koyulduk. Yolda eşim ev hizasını geçtikten sonra zaman tutmaya başladı. “Bakalım evden kaç dakika sürüyormuş”… Ses çıkarmadım, çünkü bu konunun proje yöneticisi kendisi. O ne derse o olur.

Okulun önüne gelende, güvenlik görevlileri bizi park ettirdiler. Kapıya doğru yürüdük, kimlik verdik ziyaretçi kartı aldık. Açık hava amfiden inip plastik tabanlı basket sahasını geçtikten sonra okları takip ettik:

“Çok Amaçlı Salon”.

Aslında içimdeki kıl ukalayı arabada bırakmıştım, ama aslında bırakmamışım. “Her salon çok amaçlı değil midir?”… “Hı? Çok amaçlı salon ne? Kaç amacı var? Amaçları neler??? KİM…

View original post 2.047 kelime daha

1 Yorum

Filed under Diğer