Tag Archives: OKUL

Eğitimde gelinen nokta

Ne bilmediğini bilmemek çok büyük dert, üstelik sinsi bir dert. Kanser gibi, farkında değilsin ve için için yiyor seni. Şu an millet fark etmeksizin yayılmış toplum kanserinin adı cehalet. Semptomlar çok bariz:

1- Ben bilirim

2- Sen bir hiçsin

Bu ikisini diyen biri ile karşılaştınız mı, kulaklarınızı kapatarak uzaklaşın.

Bu ödüllü filmde, bireylerin şişirilmiş egoları ve sahte ifade özgürlükleri ile tıkanarak topluma nasıl kanser olduklarını görüyoruz.

Her konuda aşırı, tehlikelidir. Yobazlık ve “fikrime saygı duyacaksın” pıtırcıklığı toplumun genel iyiliğine karşı ölümcül birer hastalıktır. Bulaşımı engellenmelidir.

Yorum bırakın

Filed under aile, çocuk, internet, OKUL, sosyal medya

Öfredat Müfredat

Eğitim önemli. Çok önemli. Uzun zamandır düşünüyorum, YENİ EĞİTİM SİSTEMİ kurdum.

Benim eğitim anlayışım şu: geçerli temel bilgi verilecek ve durulacak. ilerletmek isteyene kaynak ve yol gösterilecek, her seviyede online ya da fiziksel eğitim mevcut olacak ama sadece arzu edene. Bu konuda bir şey öğrenmek isteyen aynı ismek gibi kursuna gidecek.

İlkokulda mutlak surette, mec-bu-ri öğrenilecek şeyler şunlar:

Türkçe: Okuma yazma. Kitap okuma alışkanlığı.

Fen: Fizik, kimya, doğa ve canlılar üzerine temel bilgiler. Vücudumuz ve sağlığımız. Doğru soluk alma. Basit ilk yardım.

Matematik: Dört işlem ve problem çözme. Basit geometri.

Beden eğitimi: gerçekten BEDEN EĞİTİMİ. futbol voleybol değil. ciddi anlamda her gün sabah kültür fizik yapmak. uzak doğunun şu güneşi selamlama hareketleri var ya mesela. okula servisle geliniyorsa bile servislerin okuldan 1 km uzağa park etmesi sağlanmalı. Çocuklar sıraya girmeyi, sırada kalmayı  ve düzenli hareket etmeyi öğrenecekler.

Müzik: öncelikle SESSİZLİK öğrenilecek. ritm ve dans içeren bir eğitim olacak. Zorla fülüt mandolin çalmak yasak. Yeteneği olan ayrıca sınıfa alınır. Herkesi çalmaya zorlayamazsınız. Folklor da olacak vals de. En basit şekliyle. Ancak kendi üstü başıyla. özel kıyafettir bilmemnedir yok. Her an zeybek de oynayabilecek iki adım, kugu golu adımları da atabilecek.

Yabancı dil.. Her gün 1 kelime ezberlenecek. en basit, bir bebeğin konuşma öğrenmesi gibi. ayda 20, yılda 140, ilkokul sonuna kadar 400 kelime ezbere geçecek. Oyundur filmdir isteyen ilerletir. Kurslar mevcut.

Sosyal bilgiler..iki branş:

(Coğrafya)-Evren-Güneş sistemi-dünya-kıtalar-ülkeler-Türkiye-bölgeler-şehirler-kendi şehrin-kendi mahallen ve evin. A’dan Z’ye başkent ya da nehir ezberlemece yok.  Oradan sonrasi ilerletmek isteyen devam eder.

(Toplum) İnsanlar ve yaşam kuralları. Görgü. Ahlak. Temizlik. Yardımlaşma. Çevre bilinci. Sosyal hizmetler. Yemek pişirme, dikiş dikme, kravat bağlama, çivi çakma. Büyüklere saygı, küçüklere koruma. Her öğrencinin bir üst ve bir alt sınıfta destek kardeşi olacak.

 

Kesinlikle ödev yok. Konu öğrenilecek. Ezberlenmeyecek. İçe sindirilecek. İlkokuldan yeterli donanımda 10 yaşında çocuklar üretmesi beklenecek.

 

 

 

4 Yorum

Filed under çocuk, ilkogretim, kültür

1985 Anadolu Lisesi – 2016 TEOG

Kızım TEOG sınavına girecek önümüzdeki hafta. Ona ve herkese güzel bir anımı yazayım dedim.

Bizim zamanımızda ilkokul 5 seneydi ve ondan sonra iki aşamalı bir sınava girerdik. Kazananlar çok prestijli Anadolu Lisesi öğrencisi olurdu, hatta sonuçlar gazetede ilan edilirdi. Kazanamayan düz ortaokuldan liseye devam ederdi. Anadolu liselilerin “ama biz bir sene hazırlık okuduk” diye bir sloganı vardır mesela. O bir senede adam akıllı İngilizce öğretirler sana ve yıl sonunda da 100 soruluk bir sınavla kontrol edilir. 70’in altında alan sınıfta kalır.

4 yaşında okuma-yazmayı sökmüş bir insan olarak ilkokulda anormal sıkıldım. Çok iyi bir öğretmenim vardı beni hiç zorlamadı. Anadolu Lisesi sınavlarında çok da yüksek başarısı olan, popüler bir öğretmendi ve sınıfındaki AS öğrencilerden biri bendim. İlk 3 sınıfı okuttuktan sonra da cart diye emekli oldu. Kaldık mı iyot gibi açıkta?

Yeni bir öğretmen geldi ama o sınıfın bazı velileri (ve babam) çocukları alıp ikinci en iyi öğretmene aktardı. İkinci en iyi öğretmen zaten ilk üç senede peylediği 10 kişilik bir AS öğrenci grubu ile çalışıyordu. Sınıfın kalanı kendi yağında kavrulurken öğretmen o 10 kişiye evinde özel dersler, okulda herkesin aldığı Bilgi-Başarı Testi dışında kitaplar/sorular, kastırmaktaydı. Dördü harala gürele geçtim. Karne 5, sorun yok.

Beşe geldik. Öğretmen abandıkça abandı kendi grubuna. Ben, yarı disleksik, 1,5 derece miyop ama bunu kimsenin fark etmediği, tahtayı göremeyen ve bütün arkadaşlarını da diğer sınıfta bırakmış yapayalnız İpek olarak, uzun boyluyum diye en arka sıraya sürüldüm. Kulaktan dolma ne öğrenebildiysem işte idare ettim.

İlk sınava girdik. Bütün sınıfta sadece bir kişi kazanamadı. AS grubundan bir arkadaş. ŞOK!

İkinciye girdik. Bütün sınıfta sadece iki kişi kazanabildi. Yes. Biri bendeniz, biri de yine arka sıralara iteklenmiş bir erkek arkadaş. O on kişiye de, bizi adam yerine saymayan öğretmene de evet kapak oldu.

SINAVA GİRECEKLERE: Demem o ki, denemelerde ayı gibi ful çeken, dersanelerde geceleyen bi ton çocuk olabilir, kafaya takmayın. Olacak olan olur, hakkınızla kazanırsınız.

MUTLU SON: O sene sıra arkadaşlığı yaptığım sınıfın benden uzun tek kızı A.’yi bu yazıyı kurgularken hatırladım. Kenara atılmış sessiz ama zeki iki kızdık. Kader ortağıydık. Sınıftan başka hiç kimseyi de hatırlamıyorum. Google amcam şak diye buldu çıkardı kızı. Bir bankada müdür olmuş. O da kendisini tokatlayan o kazma öğretmeni ve beni hatırlıyor. Karşılıklı muhabbeti koyulttuk. “Sessizce kaynatır milletle dalga geçer gülerdik” dedi. Hatırlamıyorum aslında. Ama yapmışımdır. Birbirimizi tekrar bulduğumuza sevindik. Şimdi watsapta beraberiz. Benim kadar çılgın ve enteresan bir kadın olmuş.

SONUNDA HEP İYİLER KAZANIR!

 

 

 

1 Yorum

Filed under çocuk, ilkogretim, internet, kültür, OKUL, severim paylasirim

Bir an bile beklemeyin

Google Play’den oyun indirip oynuyorum. En sık gördüğüm yorum:

“Bir yıldız verdim çünkü oyun İngilizce”

“Türkçe dil desteği istiyorum”

“Türkçe olsa belki oynardım ama siliyorum”

 

Bir şeyi bulup geliştiren adam onu elbette kendi dilinde yapar.

İlk aşama olarak her gün bir kelime öğrenseniz bir yılda 300 kelime eder. En sık kullandığınız 10 kelimeyi bir yere not edin, karşılığını yazın. Öğrenmeye başlayın. Kaç yaşında olursanız olun her gün 3 yeni şey öğrenin. Biri de yabancı bir dilde bir kelime olsun.

Kezâ diziler filmler.. “Türkçe alt yazı malum ortamlara düşmeden” izleyemiyorlar. Lise mezunu herhangi bir insan bir diziyi izleyemiyorsa burada bir ayıp vardır. Okula “not” için gidip gelen ve sadece takılan gençler olarak birşeyler öğrenmemeniz normal aslında.

Öğrenin.

İkinci aşama: daha iyisini Türkçe üretin/yapın/kodlayın/çekin/yazın. Millet sizin dilinize mecbur olsun. Gurura bak.


Dünya dev bir şehir gibi. Milli giysiler, yemekler, etiketler, saç kesimleri bile siliniyor. En kuytu köşelere giriyor internet ve insanlar ticaret kolaylaştıkça kendilerine dayatılan gibi değil istedikleri gibi yaşamaya başlıyorlar.

Herkes bir kot bir t-şortla bir spor ayakkabı ile takılıyor. BİR oluyoruz. Bu arada vırt zırt söylendiği gibi “kültürel erozyon” ivmeli olarak ilerliyor. Kendimizi, dilimizi ve adetlerimizi yitiriyoruz. Gelişmenin bedeli. olsa yine iyi. Gelişemiyoruz da.

Kendi müfredatım.. :

1. Türkçe. Tarihte Türkler ve Türkçe eserler kısaca özetlendikten sonra.. 1900-2000 arası yayınlanmış herşey burada incelenmek zorunda. Büyük Türkçe Sözlük baştan aşağı okunup öğrenilecek.

2. Dünya (hem ülkeler coğrafyası hem yıldızlar ve güneş sistemi)

(çevre,yabancı diller,genel görgü vb) bir tür sosyal bilgiler.

3. Matematik. Temel matematik. İlerisini öğrenmek isteyen o dersi ayrıca alır. 4 işlem, oran-orantı(tek bilinmeyenli denklem) ve yüzde hesapları yeterli.

4. Bilişim. Cihazlar vasıtasıyla iletişim ve bilgi edinme.

5. Spor ve sosyalleşme

6. Müzik ve dans

7. Sanat ve tasarım.

8. İnanç eğitimi sadece ailede verilmelidir. Tek bir kitabımız var, tek bir uygulama ve açıklama kitabı yazılıp bütün kavram kargaşasını sadeleştirmek ve oradan ilerlemek lazım.

Belki devamını da yazarım.

Yorumlarınızı bilmek istiyorum. Bugün sıradan bir insanın yaşamını sürdürebilmesi için gereken neler var?

1 Yorum

Filed under aile, çocuk, Diğer, internet, soruyorum, şikayetlerim

Kuş uçmaaz kervan geçmez..okul

Ama internet çeker.

Düşünün.. Uzak. En uzak. Issızlığın ortası. Allah’ın dağı. Örneğin gidenin gelmediği Yemen. Neresi biliyor musunuz? İki tıka bakar. Yemen arap yarımadasının dibi. Afrikaya bitişik. Dünyada oradan daha uzak daha ıssız yerler var. Ve her yer bir iki tıkla elinde. Bugün heryere en uzak noktada elinde akıllı telefonun varsa ulaşabileceğin bilgi, on yıl önce ABD başkanının ulaşabileceği bilgiden kat kat fazla. İnternet muazzam bir şey.

Şu meşhur yazımın ilk, ikinci, üçüncü bölümlerini okuyanlar için son bölümü yazıyorum. Elim deymedi bir türlü ama kısmet bu güneymiş. Bu günün önemi ne? Bugün Mark Zuck bir açıklama yaptı. Güney Afrika’da yerel telefon operatörü ile beraber internet.org temel hizmetlerini ücretsiz olarak sunmaya başladı. 2016’dan itibaren de Güney Afrika’da tilkinin bakır s.çtığı yerlere internet götürebilmek için gerekli uydu yatırımı da yapılmış. Geliştiricilere ücretsiz olarak sunulan gereçleri de araya sıkıştırmış. Vebe vebe gerisini merak ediyorsanız adamın kendi facebook hesabı var, çocuğu doğmadan gidin bakın.

İnternet yeni güç. Başında olabilmek için google da çırpınmakta.

Konferansta öğrendiklerimi artık not ede ede bir hal oldum. Önce cep telefonuna yazıyordum. iyi hoş da şarj marj dayanmadı. Babadan kalma yöntemlere geri dönerek ajandayı çıkardım.

Yazı uzun olacak, sindire sindire okumanız dileğiyle..

—————-

Yeni nesil öğrenme sisteminde içerik ve veri çok önemli. Uyarlanabilirlik de. Eskiden (şu an bizde kullanılan) sistem aynı klasik Türk annesi metodu. Elinde çatal, çatala takılı köfte, çocuğun ardından koşmaca.. “Aç evladım ağzını”. Bu hem beslenme yöntemi olarak hem de eğitim yöntemi olarak yanlış. Olması gereken, evrilmiş halinde çocuk kendi isteğiyle oturacak sofraya. Temel bir eğitimden sonra (okuma yazma ve temel matematik) geri kalanı kendisi saptayacak. “Şu konuyu öğrenmeye geldim” diye oturacak sıraya. “Coğrafya” yalayıp yutmak istiyorum çok açım.. “Fen” tam benim konum ne işim olur edebiyatla? “Divan edebiyatı” öğrenmem lazım, rasyonel sayılar benimle ne alaka?

“Ben yemek pişirmek aşçı olmak istiyorum” ol buyur.. Uyarlıyoruz eğitimi. Tam da bu kısımda teknoloji giriyor devreye. Öğretmen bir maestro sınıfta. Kimseye ne çalacağını öğretmiyor. Ama iyice dinleyip ne zaman nerede çalacağına dair işaretler veriyor. Öğrenci okula sosyalleşmeye, ödev almaya, konusunu tartışmaya geliyor. Çalışmasını internette evinde yapıyor.

 

Başka? Bugün 12 yaşında olanlar erişkin olduklarında çalışacakları işler mesleklerin %60’ının şu anda var olmadığı öngörülüyor. Fotoğraf tab eden amcalar nalbantlardan da hızlı ortadan kalkmadı mı.? Sosyal medya uzmanlığı var mıydı on yıl önce??

*-*-*-

Yeni bir iş kurmak mı istiyorsun? Önce dinle, gözlemle.. Mutlaka birileri bir eksiklik görüyordur hayat içinde. O eksiği saptayıp üzerine git. Nasılını düşün. İşte bu inovasyon dedikleri şey. Bakın Turkcell GELEN TALEP ÜZERİNE kendi çalışanları için tatil organizasyonu yapmaya bir masa bir telefon bir de eleman koymuş bir köşeye. Çalışanlar aynı zamanda tatile çıkıyorlar benzer otellere gittiğinden, bu arkadaş uçak biletinden otele toplu alım, indirim imkanı oluşturabiliyordu. İş ertesi sene kendi başına bir departman oldu. O tek masalık şirketi Turkcell kocaman bir işletme olarak yakın zamanda iyi paraya da sattı. bavul.com’un nasıl doğduğunu okudunuz.

*-*–*-*-

Başka? Bugün ortaokulda olan bir kızım var. Yazılılara girip çıkıyor. Bakıyorsun yazılı 70 gelmiş. Yani konuların %30’unu öğrenmemiş. E ne oluyor, öğretmen o konulara geri mi dönüyor? Yoo müfredata göre ilerlemeye devam ediyor. Bilinmeyenlere bilinmeyenler ekleniyor. Konular öğrenilmiyor, yazılıdan sonra unutulmak üzere ezberleniyor.

Oysa bilgisayarlı internetli eğitimde algoritma hangi konularda eksiği olduğu, neyi çözemediğini saptıyor. O konuyu temizleyene kadar ilerlemiyor ve zaman zaman geri dönerek tam öğrenmeyi garantiliyor.

 

(bitiremedim bir turlü yayına verdim gitti ay)

 

 

2 Yorum

Filed under aile, ilkogretim, internet, OKUL

Disleksi Raporu Neden Önemli? Doğru bilinen yanlışlar

Don lastiği gibi sünen bir maceranın bir sonraki bölümünü yazmak üzere huzurlarınızdayım. Kısaca hatırlayalım: Oğlum ilkokul 3’te ve geçen dönem öğretmeni ile rehberlik servisi disleksisi konusunda bizi uyardı. Disleksi bazı harfleri karıştırma ve okuyup yazamama ile ilgili bir durum. Bir hastalık değil, “geçmiş olsun” denmez. Rapor alabilirse özel eğitim merkezinden ücretsiz olarak haftada iki  ders eğitim alacak ve okulda da bazı ek hakları olacak.

İnsanlarda genel algı, “rapor çıkartmak ileride çocuğun hayatında olumsuzluklara neden olabilir” (askere gidemez, kamuda çalışamaz) yönünde ve birbirlerini dolduruyorlar yalan yanlış bildikleriyle…

Yanlış bilgi:

Rapor “Çocuğun geleceğini engeller”

Ailede düşünce ” [%20 zihinsel engellidir] yazıyor ben bunu çocuğuma nasıl yaparım, zehir gibi akıllı… Allah korusun özürlü değil bir şey değil. O yüzden rapor alıp da damgalatmayalım” yönünde. Böylece kendi imkanlarıyla birşeyler başarmaya çalışıyor aileler (ANNELER) ve hem yetersiz kalıyor hem de yıprandıklarına, azap çektiklerine deymiyor.

Doğrusu: 

Disleksi kaydı, engel, özür, rapor adı ne olursa olsun…. kişi 18 yaşına gelince bakanlığa başvurup kaydını bir daha çıkmayacak şekilde sildirebilirsiniz.
Yanlış bilgi:
Raporda okudum. Çocuğum zihinsel olarak %20 engelliymiş :(
Doğrusu: 
Yönetmelik o yüzdeyi sabitlemiş. Çocuğunuz ne kadar az disleksik olsa da, %20 yazmadan rapor geçerli olmaz, destek eğitimi talep edemezsiniz. Rakama takılmayın, üzerinize almayın.
Yanlış bilgi:
Çocuk disleksik, yani eşittir gerizekalı.
Doğrusu: 
Tam tersi en kötü disleksik normalin üst sınırında.. Geneli üstün zekalı.. Beynin bir artısı bu. “Keşke benim çocuğum da dislektik olsa” dedirtecek bir artı hem de… Maşallah demek lazım sanıyorum.
Yanlış bilgi:
Disleksikler biraz gayret etseler güzelce yazabilirler, ne var bunda hepimizin yazısı çirkindi, çalıştık inci gibi düzelttik. Gıcığına okumuyor/ Tembellikten hep/ gözü bozuk da ondan/ sana şımarıyor, iki tokat at bak eşşek gibi yazar.
Doğrusu: 
Disleksi göz rengi gibi, doğuştan. Bağırıp dövünce değişmez. “baba” yerine “dada” yazar. “daba” bile yazabilir. Aradaki farkı anlamıyor. Sen nasıl bunu anlamıyorsan o da anlamıyor. Onun için ikisi de aynı. Dokunarak renkleri anlayabilir misin? Öyle düşün.
Yanlış bilgi:
Rapor olacak da ne olacak? Okulda özel sınıf mı açacaklar? Öğretmen mi tutacaklar? Bura devlet okulu kardeşim öyle icatlar istemeziz.
Doğrusu: 
Biraz garip gelebilir ama insanların hatta çocukların bazı temel hakları var. Evet var. Hatta bazı kişilerin daha da fazla hakları var. Siz bilmiyor olabilirsiniz. Disleksik çocukların hem hukuki hem de okul için hakları ve ayrıcalıkları var..
Disleksik çocuklar konuya hakim olmalarına rağmen yazılıda soruyu okuyamadıklarından/yazmayı yetiştiremediklerinden/ okunaksız yazdıklarından hak etmedikleri kadar düşük notlar alırlar. Bunun sonucunda kendilerini başarısız hissederler, akranları arasında aşağılanırlar, bu da büyük bir dezavantaj olur.
Özel Eğitim Merkezinde haftada iki saat özel ders alma hakları var.
Okuldaki ya da teogdur üniversite sınavıdır, genel sınavlarda okutman isteme hakları var.
Ek süre isteme hakları var. (ek süre verildiğinde notları %70 artıyor..)
Bir de okul özel de olsa devlet de olsa Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı (BEP) alma hakları var. {araştırın!}
Disleksik öğrencisi olan öğretmenlere: Yasal Hakları hatırlatın
Özet: Keşke sistem böyle olmasa. Ama madem öyle, habüyle…
 Bu yazının kaynağı https://www.facebook.com/Disleksiogrenim sayfasındaki yazışmalardan yola çıkarak hazırlanmıştır. Sayfayı takip etmenizi öneririm.
Bu roportaj da okunması gereken bir bilgi kaynağı: Disleksi Öğrenim Güçlüğü Derneği

3 Yorum

Filed under çocuk, disleksi, ilkogretim

2015-2016 Eğitim Yılı Okul Tatilleri / İstanbul’a ait özel günler ve resmi tatiller takvimi

Geleneksel çalışmam.

 

Hayrını görün ;)

 

 

 

takvmim2016

 

 

 

1 Yorum

Filed under çocuk, ilkogretim, OKUL