Category Archives: severim paylasirim

Kedilenmenin devamı: Pisipisi psikoljisi

Tek kedi zor kedi, iki kedi hoş kedi. Birinci kedimiz Müdür eve gireli ve bizi kedilendireli neredeyse bir yıl oldu.

Bir yılda hayatımızda, en azından benimkinde güzel gelişmeler oldu. Daha rahat, daha kolay bir insan oldum. Kediseverimdir, evde kedim olacağını hiç düşünmemişimdir. Sokakta severim beslerim filan da.. Ne bileyim. Evde olur mu derdim, ev kedi kokar derdim. dedim yani. biliyorlar dediklerim.

Kokmuyor aslında. İyi bir kedi kumu hayatınızı kolaylaştırıyor. Güzelce bakarsanız ve doğru mamayla beslerseniz, kedi güzel bir şey. Masrafı az. Günde 100 gram kuru mama yiyor. Nedir yani?

Ayrıca buradan yetkililere sesleniyorum. Kediler de SGK’mızdan yararlansın! İlerde bakan olursam bunu yaparım.

^.-.^      ^.-.^      ^.-.^       ^.-.^

Sorun var mı? Evet, kedi tüylü bir şey, her yere tüy bırakan bir şey. Müdür bir tekir ve ikinç kedimiz Mısır ise bir sarman. Ancak ne hikmetse bıraktıkları tüyler beyaz :))

Bunun çözümü de var,

a) rulo yapışkanlar. marketlerde ya da ikea’da var. bir tür ağda yapıyor üstünüze, kıllar tüyler gidiyor.

20151005_183931


b) bildiğin koli bandı. rulodan daha da yapışkan.. aynı mantık.

c) kadifemsi eldivenimsi..

20151005_183725

Temsili çünkü esas fotoyu bulamadım bu materyalin parmaksız, fırın eldiveni şeklini düşünün.

Bir de ekleme yapayım iki kedi birbirine benzemiyor. Müdür gayet uyumlu bir kediyken Mısır bir ara huysuzun teki oldu. Kumun içinde yatmaya başladı. Günde iki kere kedi yıkamaya başladık ki bezdirici bir şey. Kedi de pek işbirliği yapmıyor. Kedi yıkamanın en kolay yolu bir yastık kılıfına tepmek. Kafası dışarıda kalacak şekilde bildiğin kundaklayıp ılık suyla nemlendiriyorsun, köpürtüyorsun, kafasını da az ovalayıp bir daha ılık suyla köpüğünü akıtıyorsun. Hemen havluya sarıp kuruluyorsun.

E anam babam günde iki kere mis kokuyor kedi, sabah yine b.k içinde yatıyor. Delireceğim. Ara veterineri…”diş çıkarıyormuş. kuytu loş sıcak yer aranırmış.” zaten anneden erken ayrıldı abisinin memesini emiyor ara ara, bi de bu travması çıktı. Hadi yuva yaptık beyefendiye.

20151005_183802

Şaka gibi.. Nerdeyse anında girdi yattı. Bir daha da kuma yatmadı. Vay be… Bilimin gözünü seveyim.

^.-.^      ^.-.^      ^.-.^       ^.-.^

Başka nesinden bahsedeyim? Kum.

Kedinin bir numaralı malzemesi. Çeşitli alternatifleri okuduktan sonra Temizmama’nın iri taneli bentonit kumundan almaya karar verdik.

20151005_182012İsabet olmuş. Kediler memnun biz memnun. Her tuvalete girince nasıl sifonu çekersek, aynı şekil, kedi kumunu da kürekten geçiriyoruz, çıktıları çöpe iletiyoruz. koku olmuyor.

Beri yandan kum kutusu bir bela. İlk kutu klasik 15 santim filan yükseklikte bir kutuydu. Tamam yavru kedi, tırmanamaz filan diye iyi fikir de arkadaş eşiniyor. Fırt fırt dört bir yana kum fıskırıyor kumların kimi kullanılmış kimi temiz olabiliyor ama bunu ayırabilmenin bir yolu olmadığı gibi banyo çakıllı bir kumsala dönüşüyor. Hop az yüksek bir naylon çamaşır sepeti aldım.

Delikleri var. !

Hay 1000 kedi.

Dışına eski bir tişört sardım. Hani muhabbet kuşunun tülü olur ya! :D

Pek bir halta yaramadı :(

Çöp poşeti…

kaydı.

Ciyaklayacakken Koroplastın kedi kum poşetini buldum.. O ne güzel icat kız? poşeti ser, kumu ser.. unut. Haftasonu da kumu poşetiyle itele çöpe. Ehehe.

20151005_182006

Kedi poşeti artık yoka girdi. Niye bilmiyorum. iyiydi be koro… nettiniz olm ya..

ondan sonra yine bir milyoncu gezim sırasında daha da derin bir plastik sepet buldum. Kova gibi ama oval gibi. Fotograf ekleyebilirsem tam burada olacak ilerde.

İşte o gün bu gündür onu kullanıyoruz banyoda. Kediler bu kovanın duvarını aşırtamıyor.

Banyo için özel bir süpürge faraş takımı ayırdım, viledası da ayrı. Noolur noolmaz..

^.-.^      ^.-.^      ^.-.^       ^.-.^

Kedi temizliğinde bir diğer malzeme, tarak ve makas. Evet tırnaklarını kesecek ve sık sık da tarayacaksınız hayvanı. Ben bildiğiniz çıtçıt makaslardan bir adet edindim ve gayet güzel kesiyorum. Tırnağın ucunu, dikey keseceksiniz. Kökünden zaten kesilmez de, ortaya doğru siyah dikine bir çizgi var, o çizgiden aşağıda kalacak kesim. Orası damarmış. Vet öyle dedi.
image

image

image
Manikur keyfisi…

Tarak için gayetle sofistike çoook pahalı şeyler aldıktan ve kediyi delirttikten sonra mucizevi çözümün yine milyoncu ürünü kafa kaşağısı olduğunu buldum. (gözlerimi deviriyorum bunu yazarken.. olcak şey değil)

20151005_201807

Kediyi enine boyuna iki kere taradıktan sonra, elimi nemlendirip bir de üzerinden elle geçiyorum kılı tüyü çıkıyor. Sonra da yine o kadifemsi eldivenimsiyle ortamı temizliyorum. Pırıl!

image

image

image

image

^.-.^      ^.-.^      ^.-.^       ^.-.^

Bir ek: Kediler akıllı. Büyük olan en az 10 kelimeyi anlıyor. Küçük ise oyun istediği zaman buruşturup yuvarladığım kağıtları yakalayıp getiriyor. Bir köpek gibi… Çok ilginç.. Birbirlerini kolladıkları da oluyor dövdükleri de. Mutfak ve yemek masası kesin olarak yasak. Her denemede limon fıslattım. Hiç sevmezler. Öğrendiler.

Ev yemeğinden yemeleri yasak. Vermediğimiz için dilenmeyi öğrenmediler. Disipline geliyorlar.

Asla kucağa atlamak ve tırmanmak yasak.

Bir kedi kesinlikle ceza anlamaz. Anında bir tepki almazsa sonradan öğretemezsiniz. Burnunu yaptığına sürtüp kulağını çekemezsiniz. Yaptığı kırdığı ne olursa olsun canından değerli değil.

Kedi istemiyorsanız bir not: Amonyak kokusundan uzak dururlar. Kedi gelmesin istediğiniz bir yer varsa amonyak dökün. Ancak kediler haşere ve kemirgenlerin doğal düşmanıdır unutmayın. Kediler giderse onlar gelir.

Bir başka ek: Kedileri kısırlaştırın. Kedi güzel bir şey, bir tane alın. Hem Sünnettir. Ama asla Petshoplardan değil!  #satinalmasahiplen diyorum.

 

Soracağınız bir şey olursa mailim ipekag/gmail.

Bay

14 Yorum

Filed under Kedi, severim paylasirim

Başlar şimdi anneliğe – OyuncuAnneye sevgiler

Oyuncu Anne olarak bildiğimiz Şermin Çarkacı (ÇAKRA değil Çarka, düzgün oku) birbirinden güzel fikirleri, olumluluğu, inci gibi dişleri ile sosyal medyada yepyeni ve bu sefer iyi bir fenomen.

Çocuk da yapmış kariyer de, evli mutlu çocukluluğu böyle bir eltisizlik, görümcesizlik kıvamına taşımış sanki. depdeğişik bir insan. Bayağı bildiğin insan vasfı o kadar bariz ki kendine bir çekidüzen veriyorsun okurken, içine ferahlık mutluluk doğuyor.

Üretken de bir insan. Çok güzel iki kitap yazdı annelik üzerine. Çocuklarıyla beraber anlattıkları masallardan birini de çocuk kitabı  olarak yayınladı. Yayınevi olarak Elma yayınevini seçmiş olması bile artı. Okura saygısı, fikirlerine ilgisi olan, Şerif İzgören’le “yok artık” denilen ama olması gereken bir şeyler başarmış bir yayınevi. Araştırın işim var.

Şu kadarını söyleyeyim, çocuk kitabı olan “Çok Hayal Kuran Çocuk” hakkında daha doğrusu kullanılan fontlar hakkında bir eleştiri yönelttim. [Malum oğlum dislektik ve “elinde alet olarak bir tek çekiç olan adam herşeyi çivi görür” derler, ben de o açıdan bakıyorum çocuk kitaplarına] ve editörden gelen yanıt şu…

RE: Çok hayal kuran çocuk kitabınız

 1/22/16
Merhaba İpek Hanım,

 

Öncelikle düşüncelerinizi bize ulaştırdığınız için teşekkürlerimizi sunuyoruz.

 

Söz konusu kitabımız okul öncesi yaş grubu özelliklerini taşımakta olup bu yaş grubu için tasarlanmıştır. Hitap edilen yaş grubunun gereği olarak ebeveyn okumasına ihtiyaç duyulan bir çalışma olduğu için çizimler ön planda tutulmuş, çizimlerin önüne geçmeyecek sadelikte bir font seçilmiştir. Bununla birlikte, ilköğretim çağına yönelik çalışmalarımızda tırnaksız fontlara sıklıkla yer veriyoruz. Örneğin, dün öğrendik ki “Portakallı Kurabiye Sokağı” isimli kitabımız, daha önce hiçbir kitabı sonlandıramayan disleksik bir miniğimiz tarafından okunmuş ve çok sevilmiş. Bu şahane bir olay. Gereken hassasiyeti göstermeye devam edeceğimizi, bu konuyu aklımızın köşesinde daha geniş bir koltuğa oturtacağımızı tüm samimiyetimizle belirtmek isteriz. Paylaşımınız için tekrar teşekkür ediyoruz.

 

Kolaylıklar.

 Gel de sevme..

Şimdi o kitapla beraber ilk okuduğum “Başlarım şimdi anneliğe” kitabımı da açık arttırmaya bağışladığım için, kitaba dair iki üç notum var onu da şurada paylaşmak istedim..

1- Kitapta fotoğraflara yer verilmeli. Örneğin “uyku için alet edevat” bölümünde gerçekten de bazı fotoğraflara ihtiyaç var. Hiç bilmeyen anne adayı olsaydım okuduklarımın resmini görmek isterdim.

2- kişisel önerim: çocukları sallamayın. sallamadan uyumaya alıştırın. uyku rutinini erkenden, ilk aylardan kurun ve sürdürün.

3- yine uyku bölümüne itirazım: sessiz ortama da alıştırmayın. kapı da çalar telefon da çalar. normal ev sesi içinde çocuklar gayet güzel uyuyabilirler. Kendi hayatınızı kısıtlayıp gerginleştirmeyin, parmak ucunda yürümeyin kendi evinizde. kızım davul zurna çalınırken mışıl mışıl uyudu arkadaşım.

4- hastane seçimi: eve en yakın hastane en iyi hastanedir. keza eve en yakın okul da en iyi okuldur.

5- ilaç içirme bölümünü komple atınız. o iş öyle olmaz. tadı gerçekten fena olan bir adet antibiyotik dışında bütün şurupları telaşe yapmadan, gaaayet cool bir şekilde muhallebi yedirir gibi içirmelisiniz. siz panikler “ay içti ay tükürdü, ay yuttu vay yutmadı” diye zıngırdarsanız çocuk da “lan telaşa mahal var demek” diye azar. En iyi tiyatrocu kimse o geçsin şişenin başına, tek hamlede ve soğukkanlılıkla normal normal içirsin şurubu ve öyle devam edin. Profesyonel görüşüm:

a) şuruplarınızı buzdolabında tutun. Serinken tadı pek hissedilmez.

b) Aç karnına verin şurubu, kusarsa zaten hasta hasta yedirdiklerinizi de çıkarmasın yazık günah.

c) tadı kötü olandan iyiye doğru verin son verdiğiniz en tatlı olanı olsun. genellikle ağrı kesici ya da vitamin olabilir. bir parça pekmez bile olur son kaşık. böylece neye uğradğını şaşırsın.

6- doğal gıda kısmına hiç girmeyelim. eline ne verirsen onunla devam ediyor. Öyle “ilerde nasıl olsa kontrol edemeyeiz” yok. evde kola içmeyiz içirmeyiz. 12 yaşında kızımız ve kendi başına kaldığında da arkadaşları ne kadar içerse içsin kola tercih etmez. Ayran içer, su içer, pek pek ice tea içer.

7- Kitabın altın cümlesi sayfa 102’de yatıyor. aslansın oyuncu anne.

8- Deterjanları gizlemek yetmez. Aklı erer ermez, ambalaj etiketlerini belletmelisiniz. Kimyasal ürünlerin üzerinde uyarı işaretleri gayet barizdir ve okumak gerekmez. Dev bir X işareti, Alev sembolü vb uyarılara her seferinde dikkatini çekin. Deodorant ve şampuanlarda bile işaretler vardır ama biz körleştik göre göre. gösterin ve belletin. tabii ki el altından kaldırın kolay ulaşılabilir kaza unsuru yaratmayın kendi elinizle de.. yine de sizin evde olmaz başkasında görür. cahillik başa bela. öğretin korusun kendini.

onun dışında yeni annelere ve anne adaylarına eski bir yazıyla selam ederim. Bebek Çeyizi

İkinci kitabı da okurum yakında :)) iyi ki varsın oyuncu anne! Allah seni ve eşini çocuklarının başından eksik etmesin. Eline koluna derman versin yazmaya devam et.

Yorum bırakın

Filed under aile, çocuk, kültür, kitaplar, severim paylasirim

Müteşekkirim @gazelvakti

İnstagram kullanmaya başlayalı, hayat daha ilginçleşti. Çok güzel çok orijinal insanlarla karşılaşıyorum.

Hâşâ huzurdan “Hacı hacıyı mekkede, hoca hocayı tekkede, o.rospu p.zevengi dakkada bulur” derler o hesap.

İnstagramın bana iki artısı oldu. Bloga yazarken resim eklemek zorunda olmaktan sıkılıyordum. Sıkılmak ne kelime, fotoğraf çekmek zor ve tatsız bir şey benim gibi aceleci bacıya. Çekmekle kalmıyor bir de editlemek zorunda kalıyorsun ki iyice evlere şenlik. İçlerime fenalıklar geliyor fotoğraf denilince. Millete yazar bloku gelir, benimki fotoblok. (pun intended) Konu bol, yazasım var görsel tıkalayamadığım için koynumda kalıyor diyeceklerim. Hooofffsssfff.

İnstagram çıktı blog ferahladı. Yemişim resmini (aradaki farkı biliyorum fotoğraf yazmaya bile üşeniyorum o derece) deyip elime geleni her çektiğimi koyabildiğim acaip özgür bir mekan oldu bana, blog da amacına döndü, web-log olarak hizmete devam. Arada bi yerde zahmet eder foto girersem şansa artık. Oh be yaz gitsin artık. “Ben pastacıyam??” (*)

Ortabirde miydim neydim babam bana bir Commodore 64 aldı geldi yaz tatili hediyesi. Oturup basic bellemek zorunda kaldığım o yılların da güzel anıları var tabii de.. Bin yıldır filan elimde klavye var demeye getiriyorum.  Uzuuuun zamandır “tıkırdayan klavye” arıyordum kendime.

Hop burada bir saplama yapayım. Teknomarketlerde nerede vasıfsız eleman var onu işe alıyorlar birader. Adam, adlı adınca söyledğini ürünü anlamaktan aciz. Tarifle bir şey bulduırmama imkan yok. Var olduğunu bildiğim ama adımı bilmediğim cihazı elde edebilmek için neler çekiyorum… Üstelik bir de göz faktörü var. On bin yıl önce Nasreddin Hocamın da isabet buyurduğu üzere dünya da “ye kürküm ye” dünyası olduğundan, karşıdan orta yaşlı, tombul, başıbağlı bir teyze (kapalı değilim ama saç dökülmem yüzünden bir tür türbanla geziyorum bir kaç aydır) yaklaşırken bütün elemanlar toz oluyor arkadaş. Lan ben senin yaşın kadar teknoloji biriktirdim evde. Ülkede kimsede olmayan cins cins edevat var bende.. Mal. Zannediyor ki “oğlum gözüm seçmiyor şu telefona bi bak bakalım eltim mi aramış” diye yapışacağım olmadı tansiyonumu ölçtüreceğim. O bakımdan binadaki en yetkili kimse önce ona yanaşıp derdimi anlatıyorum o müdür müdür artık kimse, birini koltuğunun altına kıstırıp bana veriyor aradığımı buluyorum. Daha geçen hafta bana üzerinde ayı kadar USB yazan cihazı “blutut abla valla” diye satmaya çalışan teknosa personelini de buradan anayım. İt. Neyse..

O değil de ben biraz da eli işe yatkın olduğumu düşünürüm. Koçtaşa bayılırım mesela. Arada girer onu bunu ellerim. Başka kadınların English Home’da, Coco’da mocoda aldıkları keyfi ben nalburda alıyorum evet. Doğumgünümde silikon tabancası, evlilik yıldönümümde kumpas hediye edilmiş insanım ben :))) Neyse işte orada da aynı tiple gözüktüğümden (şu Suretler filmi gerçek olsa ya. ((ya da ben azıcık kilo versem ))) personel çok yetkin olmasına rağmen beni küçümsüyorlar. “Elinin hamuruyla..Kadın haliyle” bakışı var. Bir tane tane izahları.. Bir gözlerini kaçırmaları. Of ya. Oralarda da “ben bilmem beyim bilir”e yatıyorum mecburen… “sipariş” diyorum “ben anlamam ama.. ” diye konuşuyorum. Arada “e o lehim  şu havya”  filan kaçıyor ağzımdan, erkeklik gururlarına halel geliyor. Muhaha. Nadiren beni ciddiye alıp derdime derman olan personel çıkyor. Oralarda en yaşlı elemana yanaşmayı öneririm. Gençler cins. Tam da bu yüzden artık A’dan Z’ye herşeyi internetten alıyorum. :( “Profesyonel olmayan Personel”le muhatap olmayı sevmiyorum.

Konuyu nerelere götürdüm ya. Tıkrıdayan klavye başlığıyla satılan bir şey yok malesef. Geçenlerde bir gece, instagramı fethetmeyi bitirip sözlüğe geçtim, “Arif’in manchestere attığı golü ararken” klavyemi buldum.. Adı mekanik klavyeymiş. Bir sevindim arkadaş… Ara tara namussuz şeyin şu an kullanılan silikonlu klavyelerden daha iyi olduğundan, tepki süresi bilmemne işte, özellikle yazarlar ve oyuncular tarafından tercih edildiğini, oyuncu klavyelerinin özellikleri yüzünden deli pahalı satıldığı, yazar klavyesinin de talep olmadığından ithal edilmediğini öğrendim. Bi haltı da kendimiz üretemiyoruz. İthal temiz iş. taş atmadan kol yormadan bi ton vergi uçlamıyoruz tabii ben olsam ben de üretmem. Vjjt geri, mekanik klavye anasının nikahını istiyor beyler.

he.. peki. e ne edek? tanıdık bir gamer kid var, anasına sordum, “oğlun bilir bu işleri, nereden ucuza mekanik klavye bulurum bacım” diye… E bizde var dedi kendi klavyesini yolladı bana.

Bu ve bundan sonraki yazılarımı yazacağım bu muazzam tıkırdayan klavyemden herkese selam ederim. Allah bin kere razı olsun @gazelvakti. Alışma dönemim geçsin bak sen o zaman gör beni.

 

 

(*) Antik fıkradır, Ermeni aksanı ile okuyunuz.

Agop’la karisi Haykanus kahvalti ediyorlarmis.

Haykanus sormus:

– Sular akmoor Agop, bir bakarsin?…

– Nereden cikarirsin simdi Haykanus, ben muslukcu ?
– Peki havagazini kontrol etsen.
– Zanim, ben tesisatci?
– Agop, elektrik dugmesi de bozulmustur.
– Yeter artik Haykanus…
Agop aksam eve geldiginde bir bakmis ki butun aksakliklar onarilmis. Merakla sormus Haykanus ‘a:
– Canim karim, kime yaptirdin bunlari?
– Kirkor ‘a rica ettim beni kirmadi.
– Ne?… Kirkor mu? O dunyanin en kotu adamidir. Karsiliksiz bir sey yapmaz.
– Evet bana ” ya benimle yatacaksin ya da bana pasta yapacaksin” dedi
– Guzel…Pastayi neli yaptın barim?
– Ah Agop, nereden cikarirsin bunu? Ben pastaci?…

9 Yorum

Filed under alışveriş işleri, bilgisayar, freecycle, instagram, internet, severim paylasirim

Meyhaneye gerek olan mescide haram.

Freecycle İstanbul’un moderatorü ve sağlam gönüllüsüyüm. İkinci el kullanmaya hem kaynaklar ve çevre açısından hem de ekonomi açısından itirazım yoktur. Yanısıra evde gereksiz yere tutulan, kullanılmayan herşeyin başka insanların işine yarayabileceğini bilerek kilit altında tutmaya dayanamıyorum. Evi tıklım tıkış etmesi, toz tutması,feng-shui’ye göre de daraltması huzuru kaçırması da cabası.

Hadi bir de klişe atayım:
fclub

Edward Norton The Fight Club/Dövüş Klübü filminde der ki; “SEVMEDİĞİMİZ insanları etkilemek için, SAHİP OLMADIĞIMIZ parayla, İHTİYACIMIZ OLMAYAN şeyler alıyoruz”

Alıyoruz yani, yalan yok.

derken bu yıl almıyorum’u keşfettim daha da iyi geldi…

Laf lafı açmasın. Geçen yıl kendime gizli bir instagram sayfası açtım. Kimsenin bilmediği. Sıtkımın sıyrıldığı bütün ev eşyasını dağıtmak üzere. Hesabın adı “Ne Var Ne Yok Dağıtıyorum”du. Kendisine bir de blog açtım, yazdıklarımı buraya aktaracağım.

Bir yılda sadece bir kere yakalandım. Kim olduğumu anlayan tek kişi çıktı. Satış işinden insanlar, numaramı kaydetmişler, “ama bende nvny ipek  olarak kayıtlısınız” dedi. “O hesap da benim, sırrımı sakla”  dedim geçtim. Sırrımı sakladı sağolsun.

Bir kez de kendim itiraf ettim. Her iki hesabımda da izlediğim Kedimle Öğreniyorumla iki hesaptan da samimi olduk. Bir gün “ben kimim bil” diye mesaj attım ve itiraf ettim: “ipekag” ama nasıl inandırsam da bilemiyorum o an. İnandı. “Başka deli yok ki” dedi. İyi kızdır.

Yıl ortasında hesabın adını değiştirdim. Şu an başka isimde bekliyor. Bir yılda yüzlerce kargo yolladım. Sadece dört-beş tanesi geri döndü. Genelde insanlar sözlerini tuttular. Bir kere dolandırıldım, bir kere de dolandırılmaya çalışıldım ama ben kendisini oynattım. (onu da yazayım bak)

İnstagram ilginç bir olay

2000 kişiye ulaştı takipçi. Gayet iyi.

Sizi o blogla baş başa bırakayım…

———————————————————————————————

23 Aralık 2014 Salı

Ne Var Ne Yok Nedir?

“Kediler ve çingeneler teker teker gezerler böylece aslında sayılarını asla bilemeyiz” derler.
2014 bitiyor ve fark ettim ki evimde her yere eşit miktarda dağılmış ıvır zıvır var. Atsan atılmaz satsan satılmaz.
Ciddiyim atamıyorum çünkü severek hatta az çok para vererek alıyor insan, ama hiç kullanılmadan beklemekte bir köşede.
Ya da hediye gelmiş. O tamamen ayrı bir konu zaten. Kullanacağım bir şey değil ama öylece ortada durmakta.
Üstelik yaş kemale erdikçe, biraz da felsefe yapıyor insan. Hayat cikletten çıkan ve sağa sola kımıldattıkça üzerindeki resmin hareket ettiği algısını veren kartlar gibi. Kart aynı, resimler baktığın yere göre değişiyor. (lenticular pictures)
(Kızımı düşünüyorum.) Çıplak gelip bir bavul dolusu zıbınla başladığımız hayat biriktire biriktire ilerliyor. Her ihtiyacı mutlaka başkası tarafından karşılanması gereken bebekler olarak geliyoruz.
Zamanla doluyoruz. Çekmeceye, dolaba, odaya, sonra eve.. Sonra sahip oldukların sana sahip olmaya başlıyor. Tıka basa dolduruyorsun bir evi.
(Nenemizi düşünüyorum )Sonra yaşlanıyorsun. Bakıma ihtiyaç duydukça küçülüyor hayatın tekrar.
Belki de çocuklarının yanına yerleşmen gerekiyor. Önce bir odaya sonra bir yatağa iniyor yaşam alanın. Çıkıp bir çorap alamıyorsun kendine. Söylüyorsun birileri getiriyor bir yerlerden.
(..iiİİii..) gibi bir eğri işte.
(Kendimi düşünüyorum) Hayatımda en az iki kere sıfırdan başladım. Maddi olarak sahip olduklarımı geride bırakıp tekrar biriktirdim. Yeniden aldım yeniden sakladım herşeyi.
On kere filan taşınmışımdır. Taşınırken ayıklayıp attıklarımın yerine yavaaşça hissettirmeden yeni şeyler geldi.
Kıyı bucak birikti kaldı. Ve ben rahatsız olmaya başladım. Bunların değerlendirilmesi lazım.

İnstagramda bir hesap açtım kendime. Ne var ne yok dağıtıyorum adında..

Ve de dağıtıyorum!
Her gün rastgele bir odaya, bir köşeye dalıyorum, çamaşır sepetini önüme çekip çekmeceyi açıyorum, “aman bir gün lazım olur dursun” demiş olup da altı aydır kullanılmamış HERŞEYİ çekmeceden sepete alıyorum.

Sonra fotoğraflayıp instagramda paylaşıyorum. Kim isterse, kaç tane isterse kargoya veriyorum gidiyor.

Şimdilik on gün bile olmadı. İyi

6 Yorum

Filed under alışveriş işleri, çevre, freecycle, insan olmak, internet, severim paylasirim

Yeni yil temiz yil..

Anneanneden kalan bir aliskanlik. “Yeni yila nasil girersen oyle gider” inanciyla bildigin bayram temizliği yapmak..
Öyle ince temizlik nesilden nesile sönümlendi aslinda. Benim yeni yil temizlik bağım; rutin aylık/3aylik/6aylik/yillik yenileme ve tazelenme operasyonlarimin tombul bir başlangıç noktası olmasıyla özelleşiyor.

image

Deli titiz biri degilim. Olayim bu:  Yillik değişim stoklari ortaya cikti. Eksikler alindi. Eskiler atıldı.

🔰Diş fircalari 15 gunde bir kaynatilmakla beraber, iki ayda bir yenilenir. (Misafir fircasi mutlaka bulundurulur)
🔰Bulasik sungeri arada makineye atılarak aylik,
🔰vileda ucu arada makineye atilarak üç aylik,
🔰mutfak ve banyo fircalari üç ayda bir,
🔰supurge torbasi ve kurutma mk suzgeci doldukca,
🔰cekmece/dolap/buzdolabi ortuleri altı ayda,
🔰Kurutmanin rezistansi aylik,
Degisir/yıkanır/bakima girer/yenilenir.
🔰🔰🔰🔰Yilbasinda dokuz ayin çarşambasi bir araya gelir toptan bi tazelenirim.

Haftasonu da kendime bir bakim cekeyim hele..

2 Yorum

Filed under alışveriş işleri, ev işi, severim paylasirim, tertip

Hediye Zamanı! Reddit Gifts 2015

Geçen sene olduğu gibi bu sene de, Reddit’in hediyeleşme etkinliğine katıldım.

İki çeşidi var, birinde kartlaşıyorsunuz birinde hediyeleşiyorsunuz.

İkisine de yazdırdım adımı.

Hediyem bir adet Türk Peştemali, nazar boncuğu ve kendi yaptığım zeytinyağlı saf sabunlarımdan bir set olarak İngiltere’ye gitti. PTT kargo ile 15 lira tuttu. Atla deve değil yani.

Kartım ise yanında mini sabunlarla ABD’ye gitti.

Bugün bana yollanan kart elime ulaştı. Teee Seattle’den cici Snoopy’li pulları olan çok şirin bir tebrik kartı. Ve yollayan arkadaş geçen sene tatilde İstanbul’daymış :))

20151211_092953

Hediyem ise bildirildiğine göre, yolda. Bekliyorum!

Çok iyi ya… <3 <3 <3

veee son dakika (18/12/2015) hediyem de geldi. “Bir kafein bağımlısından diğerine” notu eşliğinde!

20151218_095502

Mini İstatistik.

Kart Çekilişine 80 ülkeden 4500 kişi katıldı. Hediyeleşmeye ise 154 ülkeden 120600 kişi. :))

 

 

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, internet, kültür, severim paylasirim

İpekAG pişiriyor: Herşey dahil 7* Poğaça

İşi ehline vereceksin tamam da, tembele verdiğinde daha kolay bir yolunu bulur çıkarır o kesin.

Ne demiş Nasreddin Hoca saz çalışını eleştirenlere? “Onlar benim bu bastığım perdeyi arıyorlar”

Tembeller şahı olarak, kek börek çörek alanında elemeler yaparak EN İYİ tek tarifi bulur çıkarırım sonra da bin yıl aynı tarifle pekala yaşarım. Yap yap aynı tarif evet ama o kadar güzel ki her şekilde elli farklı tariften daha başarılı. Biraz peyniriyle oyna, baharat ekle,oklavayla açıp kalıpla kes… zaten değişik gibi oluyor :))

Efenim tarifimiz şu şekil.

İNTİKAM ROKETİ

Fırın 180 dereceye ısıtılır.

1 yumurtanın sarısı ayrılır.

Yumurta beyazı,

2.5 bardak un,

kabartma tozu,

yarım paket eritilmiş margarin,

yarım çay bardağı sıvıyağ (fındıkyağı koyarım ben)

yarım çay bardağı su.

1 yemek kaşığı toz şeker.

1 çay kaşığı tuz.

1 bardak kadar peynir rendesi.

Hepsi yoğrulur.

İster streçe sarılıp 5 dakika buzluğa atılır ve oklavayla açarak kalıpla kesilir. İster ceviz kadar koparılıp yuvarlanır tepsiye fırlatılır. (intikam kısmı bu işte.. süper zevkli. şlap diye yapıştırıyorsun tepsinin boş bir yerine. )

İster yağlı kağıda sararak silindir şeklinde yuvarlanır, dilim dilim kesilerek tepsiye dizilir.

Kafana göre.

İlk baş ayırdığımız yumurta sarısı azıcık şeker katıp yüzüne sürülür. Çörek otu, susam, mahlep, zahter… kafana göre..

Fırın 175’e düşürülür, tepsi sürülür yaklaşık 20 dakikada altın rengi olunca çıkarılır. Kıyır kıyır vallahi.

Bir tepsi dolusu 24-25 tane çıkarıyorum bu tariften.

20151203_220410Kim uğraşacak tek tek aç, peynir tık, kapa, diz.. çatlasın patlasın sinir ol… Her şeyi içinde en güzel..

{Güzin’e sevgilerimle}

9 Yorum

Filed under iştahlı işler, severim paylasirim

IpekAG oneriyor: mutfak hijyeni

image

Mutfakta lavabonun yaninda bu bıdık duruyor.
Kendisi agiz/bogaz antiseptik spreyi. Bu donemde her receteye giriyor, evde surekli bir iki sise bulunuyor.
E dibine kadar da kullanmıyoruz. Iyilesen kenara atıyor.
Iste bu az kullanilmis spreyler mutfakta guzel hijyen sagliyor!
Kesme tahtalari, saklama kaplari, cocuklarin okul mataralari, copun dibi…
Her an her zaman lazim oluyor.
Hic birsey yoksa, bulasiktan sonra lavaboya iki fıs sıkıyorum.

Yorum bırakın

Filed under ev işi, icatlar, saglik, severim paylasirim

Ne giyilir nasıl takılır? Genç Kız Olmak -2-

Yazı yayına hazırlandığı sırada 12’sine girmek üzere olan bir kızım var. Allah cümlesininkini bağışlasın, pek severim. Ve ergenlik 120 km/saat hızla vurdu bize.

Boyu boyumda, 37 numara ayakkabılar, dikkafalılıklar… Ergenlik böyle bir şey. İnsan bebekçilik oynayan, bezden yeni çıkmış minnağının bu hale geldiğine inanamadığı için hazırlıksız yakalanıyor. Kimse “aman efendim ben hazırım” demesin.

Ergenlik erişkinliğin eşiği. Çocuk desen değil tam erişkin de değil ama erişmeye can atan bişey var elinizde. İnsan yaşlandıkça görüşü değişiyor. Bir bakışta aynı suratta 6 aylık halini de 16 yaşını da 66 yaşını da görebiliyorsunuz. Hologram gibi… Ya da ben mutant olduğum için görebiliyorum siz ne halt ederseniz edin. Neyse.

İki konu mühim biri, makyaj.. Daha evvel konuşmuştuk… Genç kız olmanın ikinci mühim konusu da giyim.

Hostesler neden canalıcı renklerde giyinir? Neden alabildiğine makyajlıdır?? Psikolojik etkisi yüzünden. Hayatını tehlikeye atarak uçağa binen insanlar, hostesi görünce yatışır. Tehlike anında müdahale gerekince yolculardan ayrılabilir olmalıdır bir hostes.

Mağazalarda da satış elemanları bir örnek ve mağaza renklerinde giydirilir. Müşteri bir başka müşteriye değil personele yönelsin diye.

Giyim, yani dış görünüş insanlarla iletişimimizin bir şeklidir. Sessiz konuşur ama net konuşur.

Bir bakışta manav ile aşçıbaşını ayırabiliriz. Bir bakışta kral ile dilenciyi ayırabiliriz. Tiyatroda sinemada kostüm bu yüzden önemlidir, ödüllendirilen bir sanat dalıdır.

 

Dış dünyaya vermek istediğin mesaj nedir peki? Yanlış mesaj verirsen ne olur? Toplum gözündeki imajın ne diyor?

Bunları düşünerek giyiniriz.

Yaşına ve yerine göre giyinmediğin zaman, kral değil şaklaban olursun. “HERKES” giyiyor olabilir ama bu “HERKES”in ne istediklerini bilmeyen, görgüsü eksik insanlar olduğundan olabilir, değil mi? Giyim önerilerim şu an için hoşuna gitmeyebilir ama bunu eleştiren ergen arkadaşlarına rahatlıkla “annem izin vermiyor” deyip suçu bana atabilirsin. Kötü kalpli anne olmaya hazırım.

Canım kızım…

Gardrobunu özenle düzenlemelisin. Plajda manto, karda mayo giyilmez. Ayakkabı topuğunun da, etek boyunun da, kol uzunluğunun da yerine göre, kişiye göre değiştiğini hatırlatayım. Doğduğunda kız bebeksin, büyüdüğünde de kadın olursun ama hanımefendi olmak bir seçimdir.

Dik dur, dik otur, tırnakların ve dişlerin hep temiz olsun. Bu en önemli kısım. Bunu ezberle!

Popüler olacağım diye kapkalın rujlanıp joker makyajı yapma, hiç bir zaman ağzını bozma. Dört farklı argo sözlüğüm var, iki dilde bilmediğim ayıp kelime yok. VE KULLANMIYORUM. Kendine hakim olmak ağzını tutmakla başlar.

Her zaman gardrobunda pastel renklerde bir hırka, bir yağmurluk, bir de kalın uzun manto/palto olsun. Sana en yakışan 4 rengi belirle ve alışverişlerinde o sınırlar içinde kal. Yeşil bir pantolon, lacivert bir kazak ve turuncu bir çorapla kombin olmaz.

Kıyafet eski olur, yamalı olur ama kirli ya da sökük olmaz. Düğme dikmeyi de, etek bastırmayı da, çorap yamamayı da bileceksin.

Çantalarını ihtiyacına göre seç, saçmasapan birinin imzası var diye çinde üretilen naylon şeylere yüklü paralar verme. Türk malı, uygun fiyatlı, kullanışlı güzel bir çanta alıp, öbür çantaya vermediğin parayı da içine koy. Çanta ya da ayakkabı bir mücevher değildir, tasarlanmaz. Algı oyununa gelme. Ama iç çamaşırı, evet. En kalitelisi alınmalıdır.

Öğrenci kızlar için giyim tarzının hiç bir yerinde tayt olmaz. Tayt evde giyilir, sporda giyilir ancak okulda ya da alışverişte giyilmez. Üzerine parmak ucu hizasında, dökümlü bir tünik olmadığı sürece o renkli bir kilotlu çoraptır..

Parmak ucu ölçüsü elini yanına serbestçe bıraktığında orta parmağının ucunun deymesidir. Mini etek için de boy budur; bundan kısa olan etek olmaz, kalın bir kemer olur.

Etek boyu gündüz saatlerinde dizin altındadır.  Oturduğun zaman diz kapakları görünür ancak dizüstü görünmez. Tam çizgidedir. Oturunca kendi dizini görebiliyorsan, o etek kısadır.

Öğleden sonra gidilen bir davette diz üstü eteği olan bir kokteyl elbisesi giyilebilir. Gün batımından sonra gidilen resmi davetlerde, sahneye çıkarken uzun etek giyilir.

Baldır ortası uzunluğunda etek olmaz, gömlekte yakanın ikinci düğmesi hiç bir koşulda açılmaz.

*******************

Tasma şeklindeki kolyeler çene altındadır,  v-yaka ve 0-yaka t-shirtle takılır.

Choker boyun çevresini sarar, boyun çukuruna dokunur, spor kıyafetle takılır.

Prenses kolye genellikle çok ince bir zincir ucuna çok mini bir figür/harf olarak satılır, boyun çukuru altına düşer. Alt ucu köprücük kemikleri arasındadır. Gömleklerle ve yüksek yakalı (yarım balıkçı) bluzlarla takılır.

Gerdanlık köprücük kemikleri altında, gerdan denilen bölgeye deyecek uzunlukta olan bir kolyedir. Döpiyes/ceket-pantolon tarzı kıyafetlere ya da kokteyl elbiselerine takılır.

Zincir ise, daha da uzundur, bazen biri kısa olmak üzere iki kat takılır. Dümdüz elbiseler için idealdir.

Askısız (straplez-strapless) elbiseye ASLA kolye takılmaz.

(Hiç bir zaman plastik boncuklar takma. En azından gümüş ve zarif yarı değerli taşlar tak. )

*******************

Küpe için de aynısı geçerli. Gündelik olarak sade halkalar, gece davetleri için topuz ve sallantılı küpeler.

*******************

 

Yüzük bakır bir tel de olabilir, 12 karat pırlanta da.. O tamamen kendi zevkine kalmış. Diğer mücevherlerden farklı olarak kendi göreceğin tek takın olduğundan yüzüğü kendin için seçersin.

Saat dahil taktığın materyallerin uyumuna dikkat et. Sarı metallerle beyaz metaller beraber takılmaz. Setin tamamını sadece yeni gelinler takar.

*******************

Sana nasıl davranılmasını istersen öyle giyin. İnsanları hayvanlardan farklı zannetme, hepimiz içgüdülerimizle yaşıyoruz. Bana inanmazsan bak koskoca Richard Gere son filmi için evsiz, sokakta yaşayan (bizdeki selpakçılar gibi düşün) bir adam kılığında New York’un orta yerinde oturuyor ve bil bakalım? Evsiz muamelesi görüyor.

rgere

 

Şimdi…

Ne muamelesi görmek istersin?

 

14 Yorum

Filed under aile, alışveriş işleri, çocuk, insan olmak, kültür, severim paylasirim

Hamsin, Zemherîden kemsin! yani Winter is Coming!

Eski takvime göre kış girmek üzere.. Gerçi eski takvimi bilmezsiniz şimdi siz. Aşağıya alıp zenginleştirdiğim yazıyı zamanında Eşkili Ufak Sözlük’te Kadim Antep Takvimi adı ile yayınlamıştım. Biraz da blog şenlensin..
image

 §..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§

Eski zamanlarda bizim insanlarımız hiç şaşmaz bir takvime bakarlardı, hava takvimine.. Yıl iki kısımdı o zamanlar.. Hızır ayları ile Kasım ayları..

Hızır ayları 5-6 Mayıs Hıdırellezde başlar. 186 gün sürer.

Kasım ayları: 7-8 Kasım’da başlar. Şubat ayı 29 çekerse 180 gün, yoksa 179 gün sürer. Son 29-30 günü baharı işaret eder artık kışın şiddeti azalmıştır, Kasım 150 yaz belli denir.

Kasımın 105’inde (20 Şubat) birinci cemre , 112’sinde (27 Şubat) ikinci cemre, 119’unda (6 Mart) üçüncü cemre düşer.(havaya, suya, toprağa)

 

 

Kış 90 gün sürer. 40 günü zemherî 50 günü hamsin.

20 Aralık: zemherî baslar. (bkz: zemheri zürefası) ..Kırk gün anlamında arapça Erbain de denir. Ocak ayı sonuna kadar devam eder. İlk 9-10 günü KARAKIŞ‘tır.

Derler ki: “Zemheride kar yağmasından, kan yağması iyi”
Zemheride yağan kar uzun zaman yerden kalkmaz, ekinler ekilemez, insanlar da hayvanlar da açlık çeker ölürler. Kan yağsa bundan iyidir….

 

1 subatta hamsin‘ler baslar. Tamamı 50 gün sürdüğünden hamse de arapça 5 olduğundan bu elli güne arapça elli anlamında hamsin denir.

Bu konudaki antep atasozü ise : Hamsin, zemheriden kemsin’dir.

4 bölümdür. her biri 12,5 gün sürer.

 

Sırasıyla

1- sad-ül debah: Kışın en sert zamanı. Arabın devenin karnına girmesi (bkz: arap devenin karnina girdi)

2- sad-ül bellah: yoğun yağmurlu çamurlu günler,  arıkların taştığı dönem.

3- sad-ül söğüt: söğüt dallarının yeşermesi

4- sad-ül kabayı: Kışın bitişi. Bununla kafiyeli olarak “sadül kâbâyi , çıkar abâyı” derler.
Bu hesapla 22 Mart’ta kıs biter ve bahar başlar. Güneş Koç burcuna girer.

Gerçi Nisan da boş durmaz, ilk haftasında bir soğuk patlatır… Kork Avril’in Beşinden, öküzü ayırır eşinden.. diye duyrulur bu da.

Dediğimi yazın bir kenara. Kış geliyor..

 

Yorum bırakın

Filed under aile, ben yazdım, kültür, severim paylasirim