İnternet ve Facebook efsaneleri

Hanımlar beyler,

İnternet çok büyük bir bilgi denizi, lakin bazıları da işiyor o denize.. Bunun farkında olmak lazım. İlkin 1996’da internete girdim. Az buz ciğerini bilirim diyelim. Yıllardır ortalıkta dönen çok klasikleşmiş bazı epostalar vardır. “MSN ücretli olacak, Facebook her like başına filan çocuğa 5 sent yardım edecek, Afrika’daki bankanın müdürü hesabınıza on milyar dolar gönderecek…. ” Bunlara hoax deniyor. Kendini çok zeki sanan insanların diğerlerini aptal yerine koydukları bir avcılık. “Bakalım kaç kişi yutacak, kaç günde bana geri ulaşacak” şeklinde bir tatmin.. Şehir Efsanesi de apayrı bir kavram, urban legends.. oku oku bitmiyor neler icat etmiş adamlar..

Çıkar için yayılan mailler de ayrı bir konudur. “kola kutularında fare idrarı, apranaks içmiş ölmüş” bilmem ne.. Bir markayı, firmayı karalama amaçlı, genelde rakip şirketin fişteklediği “at yalanı, -ehem- severim inananı” sallamasyonları. Bir de sıkı bayrakçıları olur bunların.. Ne tartışmalar kopar bu konularda… Gerekli gereksiz… Biri uydurup bir yerlere yazınca on kişi de “ben okudum öyleymiş” diye öne fırlıyor: kerameti kendinden menkul uydurukçu birden referans/kaynak/sahih oluyor, bir de bakmışsın kırk akıllı dışında herkes yemiş!

En son numaraları da 1 Nisan’ın aslında Endülüs Müslümanlarını kesen Hıristiyanların kutlamalarından geldiği yönünde. wpid-20140507_025353.jpgÇok tarih bilmem, ama iki dakika bakınca, Granada’nın 1492’nin OCAK ayında yenildiğini ve kimsenin asılıp kesilmediğini sadece dinini gizlemeye yoksa da göç etmeye zorlandığını görüyorum.. 1 Nisan’ın şaka günü olması takvimin değişerek yeni yılın 1 Nisan yerine 1 Ocak’tan başladığı Gregoryen takvimine geçişini duymamış şapşalları kandırmakla başladığını öğreniyorum. O da 1580’lerde olmuş bi olay. İki tane şaka yapıp gülmeyi yasaklayan insanlara da şaşıyorum. Neticede mizah zeka gerektirir, aptallık kimin işine yarar bir düşünmek lazım.

Bu arada benim şahsi favorilerimden biri “sütyenlerinizi yıkamadan giymeyin, kadının biri pazardan almış giymiş, meğer çin malıymış bak ne hale gelmiş” konulu olan..

sütyen efsanesi 1

Tabii ki her şeyi yıkamak lazım, hijyen mijyen o ayrı. Ancak burada şahane bir fotoşop örneği ile karşı karşıyayız. Yok böyle bir şey, feyk!! Bu bir meme resmi ile bir su lotusu bitkisinin tohum kısmının birleştirilmiş hali..

su lotusu

 

İnsan şaşıp kalıyor gerçekten de.. Allah neler yaratıyor… Su lotusu da ilginç tabii, bir yandan da böylesi delikli yapılara bakamama fobisi olan insanlar yaratmış ki tıptaki adı da Trypophobia. Ne desem bilmiyorum evlerden uzak… Aranızda Tripofobik olan vardır belki diye resimleri küçük boy koydum… (Hassassanız linki açmanızı tavsiye etmem)

-*-*-*-*-*-*-*

Bunu Facebook’a da uyarladılar artık. Facebook’ta tanınır bilinir olmak için, takipçi arttırmak,reklam almak için insanların pis numaraları var. 5000 ve üzeri takipçisi olan sayfalar reklam alabiliyor, sahibi de oturduğu yerden para kazanabiliyor.. E yazı ile beş bin adet takipçi nasıl bulunacak?? Aslı astarı olmayan ama büyük bir çoğunluğu ilgilendiren bir yazı/resim/haber yayınlıyorlar. Beğenen paylaşan hop o sayfanın reklamına kurban gidiveriyor.

Bu safsatalar arasında, en başta hasta/ameliyatlı bebek resimleri altına “facebook sponsor olmuş, her beğen 1 lira, her paylaş 5 lira veriyorlar” efsanesi geliyor. Facebook kimseye sponsor değildir.

laayk

Sonrasında kayıp kişiler, dini kişiler, milli figürler, dini figürler, dualar, metinler geliyor. “Allah rızası için beğen ve paylaş” da dendi mi, insanlar temiz kalpleriyle paylaşıyorlar.. Aslı astarı olmayan bilgiler son sırada, “özel hastanelere para vermeyin” efsanesi de bu grupta. “Özel hastanelerde yapılan işlemler için fatura isteyin cazgırlık edip paranızı geri alın” şeklinde bir mesaj. Tabii ki yalan.

Bu böyle sürüp gidiyor, tek tek yazmak da istemiyorum.
Nette okuduğunuz her şeye, gördüğünüz her resime inanmayın. Google amcaya sorun bi arasın, inceleyin, sonra icap ederse layk da ediin, paylaş da yapın. sazan.avi’na düşmeyin.

 

Ekiniz: Bazen  “bu saftoron avcıları gibi bir numara da ben çekeyim, onyüzbinmilyon takipçim olur ne güzel işte” diye düşünmüyor da değilim. Şeytan dürtüyo..

İkinci ekkim: Bunu yazdık ama şunu da yazalım : Netiket

13 Yorum

Filed under araştırdım, bilgisayar, facebook, internet

NoPoo Şampuansız Hayat On Puanlık Hayat

Şampuanda silikon var, paraben var, koruyucu var, tuz var, SLS var, b.k var püsür var, var oğlu var. Var da nereye kadar?

 

Derdinizin dermanı Karbonat. Daha öncesi de var bende buyrun.. Bunu da buyrun hatta.. Şimdi tam oldum.

 

20140226_221812

Uzun bir süredir şampuan almıyorum, Doa Kozmetik ürünlerine şampuan demeye dilim varmıyor onlar saf ve temiz ürünler, onları hariç tutarak konuşuyorum.. Bir süredir, ki en az 6 ay, hatta 1 yıl; kızımın ve benim saçlarımızın temizliğinde bir çorba kaşığı karbonatın bir bardak ılık suda çözülmüş halini kullanmaktayım. Söylememe gerek var mı bilmem, banyoya cam bardak sokmayın elbette..

Bir kaşık karbonat, üzerine su. O kadar. Usulca dökün, saç diplerine yedirin, durulayın. Bir hafta hiç yıkamasanız bile saçlarda yağlanma, kokma, matlık hiç bir sorun kalmıyor. Işıl ışıl olması için de Argan yağı, elbette DOA‘dan!

Deneyin, bir kaybınız olmaz, en kötü ihtimal, bir sonraki banyoda sabuna şampuana geri dönersiniz ne olacak?

Sonuca şaşıracaksınız..

 

 

11 Yorum

Filed under alışveriş işleri, araştırdım, bakımlı hatun, güvenli hayat, icatlar, kozmetik, saglik, severim paylasirim

ANNE BABALARA ÖNEMLİ DUYURU

Çok özel bir insan, Funda Alkaya Dicle yazdı bütün bunları, müsadesi ile buraya aldım..

Diyor ki: 

“Ben ilk aklıma gelenleri listeledim. Bunlar senelerdir her eğitim de dinlediğim , okuduklarımdan öğrendiklerim. Hepimiz aklımıza gelenleri ekleyelim. Tüm çocuklar için daha bilinçli olma vakti geldi de geçiyor. Bir kişiye bile faydası olsa daha ne isterim…”

 

Sevgili anneler ve babalar çocuklarınızı her türlü kötülükten korumak istiyorsunuz ya işe evden, kendinizden , kullandığınız kelimelerden, verdiğiniz gizli mesajlardan başlayın.

1) dudaklarından öpmeyin kuzularınızı, 
2)garson amca kızar şimdi , bak teyze kızıcak şimdi diye herkez sana kızabilir bağırabilir imajı yaratmayın
3) kalabalık araçlarda otur teyzenin kucağına, sıkış amcanın yanına diyerek yabancılar ile arasında bağı kuvvetlendirmeyin
4) Akraba dahi olsa çocuğunuzu kimse ile tuvalete yollamayın.
5) Kendini öptürmek istemiyor ise “öpsün bir kere” demeyin ona kızmayın.
6) utana sıkıla modern olucam diye çocuğunuz ile banyo yapmaya çalışmayın. (dikkat bebeğiniz ile demiyorum)
7) Vücuduna o istemedikçe kimse dokunamaz bunu ona öğretin
8) yol boş diye kırmızı ışıkta çocuğunuz yanında karşıdan karşıya geçmeyin
9) Yol boş diye üst geçit yerine trafiğin arasından karşıdan karşıya geçmeyin
10) litre litre kola içip kola çok zararlı demeyin (inandırıcılığınız ölüyo)
11) Kitap , dergi, gazete okumuyor iseniz çocuğunuz okumuyor diye onu aşağılamayın. Gökten inmiyor okuma alışkanlığı.
12) “Sen yapamazsın” değil, “denemek ister misin?” deyin…
13) anne- baba olun arkadaş değil…
14) cıssssss demeyin, ona olabilicek zararı anlatın. Anlayacağı cümleler ile bilimsel gerçekler ile değil
15) göz teması kurun
16) bolca sarılın (unutmayın sizden ihtiyacı olan sevgiyi alan çocuk dışarıya daha az yönelecektir.
17) Aşağılamayın, yargılamayın, utandırmayın ve asla kıyaslamayın (unutmayın her çocuk özeldir. Tek’dir.)
18) Korkutarak değil açıklayarak öğretici olun. 
19) sorduğu kadarına yanıt verin destan yazmayın
20) çocuğunuzu etiketlemeyin, olumlu-olumsuz etiketler baskı yaratır. ona isim takmayın, el şakası yapmayın …

Bu liste böyle uzar gider. Çocuklarımız hepimizin geleceği onların güvenli hepimizin sorumluluğu. Tüm çocuklar için daha duyarlı , daha bilinçli ve daha hoşgörülü olmalıyız…

1 Yorum

Filed under Diğer

Facebook’tan kopi peyst -i-

50 YAŞINDAN İTİBAREN NELERİ BIRAKMALI :
Neslihan Acu’nun yabancı bir internet sitesinden esinlenerek kaleme aldığı yazıdan alıntılar : Kaynak Yeni Asır.

1… Eski eşinizden ya da sevgilinizden nefret etmeyi bırakın. 
Nefret insanı sinsi sinsi kemiren bir duygudur. Son günlerin moda deyimiyle “affetmeyi öğrenin”. Affedemiyorsanız, en azından “kayıtsız kalın”. 
2… Dedikoduyu ve başkaları hakkında kötü konuşmayı bırakın.
Artık lisede değilsiniz. Dedikodu sizin için enerji ve zaman kaybından başka bir şey değil.
3… Minnet duymama huyunuzu bırakın.
Size iyi davrananları değil, kötü davrananları önemseme ve sürekli bunları gündemde tutma huyunuzu bir tarafa bırakın. Kızınızın ya da oğlunuzun doğum gününe, nişanına, nikahına kimlerin gelmediğine değil, kimlerin “geldiğine” odaklanın. Size kazık atanları değil, hoşluk yapanları “parlatın”.
4… “Ümitsiz vaka” arkadaşları bırakın.
Herkeste vardır öyle bir ya da iki arkadaş. Sürekli bir takım dertlere batıp çıkarlar ve her battıklarında size koşup saatlerce kafanızı ütülerler. Ama söylediğiniz hiçbir lafı da iplemezler. Ayrıca, siz zor durumda kaldığınızda nedense hiç ortalarda görünmezler. Gençken tamam da, 50 yaşından sonra kıymetli vaktinizi böyle boş işlerle harcamayın. 
5… Karmaşayı bir tarafa bırakın.
İnsan 50 yaşına yaklaşırken, neyin değerli neyin daha az değerli olduğunu az buçuk anlıyor. Aile, gerçek arkadaş(lar), dost(lar) ve sizin için gerçekten anlamı olan bir “iş”. Gerisi hakikaten kuru gürültü. Dolaplar dolusu giysiye ve elli tane ayakkabıya da ihtiyacınız yok, laf olsun torba dolsun misali sosyal aktivitelere de. Ve ruhunuzu öldüren bir işe de.
6… Kafası karışıklığı iyi bir şey sanmayı bırakın.
“Karmaşık insanlar” ilginçtir. Ezbere konuşmazlar, her davranışlarının bir nedeni vardır. Bilgileri süs gibi durmaz üstlerinde, içselleştirmişlerdir. Onlar sayesinde yeni bakış açıları keşfederiz, zenginleşiriz. Ama “kafası karışık insanlar” ilginç değildir. Hayatı çorbaya çevirmekten başka işe yaramazlar.
7… Daha fazlasını istemeyi bırakın.
Mutlu insanların ortak sırrı, ellerinde olanın kıymetini bilmeleridir. Elindekinin kıymetini bilmiyorsan, daha fazlasını istemenin bir anlamı yok, çünkü o da seni mutlu etmeyecek. Daha da fazlasını isteyeceksin.
8… Şu fazlalık 10 kiloyu bırakın.
40’ların sonundasınız ve 5-10 kilo fazlanız var… Derhal o kiloları bir yerlerde bırakın. Yürüyüşte, yüzmede, spor salonunda… Fark etmez. Sorun “estetik” değil, sağlık. Fazla her kilo 50’lerden itibaren sağlık açısından bir tehdit çünkü.
9… Her şeye evet demeyi bırakın.
Kimsenin kalbini kırmamak ya da sevimli görünmek adına, olur olmaz her isteğe “evet” demeyi bırakın. Sizi zorlayacak, size ters gelen, sizi gerecek hiçbir şeyi yapmak zorunda değilsiniz. Hele 50 yaşından sonra!
10… Yaşlılıkla ilgili klişe düşünceleri bir tarafa bırakın.
Nasıl bir orta yaş ve yaşlılık dönemi geçireceğinize kendiniz karar verin. Canınız istiyorsa ve paranız varsa Küba seyahatine 60 yaşında da gidersiniz, sörf yapmaya 50 yaşında da başlarsınız, kime ne?

Yorum bırakın

Filed under Diğer

23 Nisan Kutlu Olsun

image

Bugün iki çocuğumuzla iki okulda çocuk bayramımızı kutladık. Törenler, gösteriler, bir parti havası. Kenan Doğulu Marşları. ..
Ilk defa çocuğu törende rol almayan veliydim. Ne büyük keyif, ne rahatlık. Büyüyünce kraliçe filan olursam kendime sırf çocuklardan oluşan bir gösteri ekibi kuracağım. 2-C’nin gösterisi müthiş eğlendirdi beni.
4-A da nasıl güzel bir “İzmir marşı” gösterisi hazırlamış, ağlattı beni güzellikleri, o güzellikler için kendilerini feda eden şehitlerimiz…

Anasınıfı gösterisinde de ağladım ama şirinlikleri duygularımı kabarttı da ondan. Anneannem de böyleydi benim. Koç burcuna özgü herhalde.. Ordu geçer ağlarız, bayrak görür ağlarız… derin duyguların kadını..
Neyse, sevmediğim kısım ise annelerin evlatlarını izlemek yerine kameraya alma çabaları.. Fayans boyunda tabletler kol uzunluğunda tutularak gösterinin minik, titrek, karanlık ve üç  megapiksellik bir filmini çekecem diye ne gösteriyi izleyebiliyor ne de elindeki b.ku bırakmadığı için alkışlayabiliyor…

Yine de, herşeye rağmen, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun, Millet Meclisimiz de iyi ki açılmış.

 

 

2 Yorum

Filed under çocuk, severim paylasirim

Çocuklara yaratıcı faaliyetler lazım

Hafta sonu Kırtasiye fuarını ziyaret ettik. Kırtasiyesever bir aileyiz, kalem koleksiyonları, defter ajanda merakı. . . Satış olmaması çok iyi oldu, fuarı bagaja doldururduk muhtemelen.
“Çok gezen mı bilir çok okuyan mı” münazarasında bu defa gezen kişiyi tutuyorum.  Suda yüzen, yerde zıplayan, havayla sertleşerek ya da fırında pişirilerek porselene dönüşen oyun hamurları gördüm.  (Kurumayan kum başbelası birşeydir o konuya girmeyelim)
Benim zamanımda, anaokuluna giderken, oyun hamuru olarak parmak uzunluğunda, selofana sarılı paketlerde dört temel renkte oyun “çamuru” vardi. Saka yapmıyorum.  Pis pis petrol kokan, yağlı bir şeydi.  Şekil de almaz, bi tek on parmağının on tırnağının en kuytu köşelerine kadar çıkmayan rezil bir lacivert ya da yeşile boyayan, Allah muhafaza halıya bir kırıntısı düşse halının tüylerini sertleştirip yapıştıranbu oyun hamuru kabustu.
Becerikli anneler kız meslek lisesinde yapma çiçek yaparken hazırladıkları tuz hamurundan yapar, toz kumaş boyası ile renklendirirdi ama o da tatminkar ya da havalı değildi. Sertleşir,kurur oynarken kum gibi dökülür, solgun renkleri homojen olmadığı gibi diğer lastiksi hamur yanında çok da sefil dururdu.
Her iki hamur da keyiften ziyade sorun verdiğinden çocuklar olarak sevmezdik.  En hızlı şekilde solucan-yılan yapar, bilemedin top yuvarlar bıkardık.
Yaratıcılık yetenek kadar çalışmaya, çabaya bağlı olduğundan bizimki kör kaldı.
Yirmi yil sonra çocuklarım yumuşacık play d’ohlarla oynuyorlar. Mis gibi kokuyor, kırışıklık burusuk olmadan sekilleniyor, en beceriksizler icin setler kalıplar mevcut, keyifle hayvanlar, pizza, dondurma, saç modelleri yapiyor insan.
Yere bir örtü, üzerine yer sofrası gelsin hayal gücü, geçsin saatler.
Ne diyordum?
Hah, kızımın meraki da oyun hamurunu ilerletti, fimo denen polimer kile ulaştı. Bayağı güzel modeller yapıyor.

fimo ile yapılmış bir şaheser

fimo ile yapılmış bir şaheser

 

Fimo Böcekleri

 

Hak geçmesin, oğlum da yaratıcılıkta geri kalmıyor, benim düz duvar yapabildiğim LEGO‘dan DeLorean üretti geçenlerde :))

Lego mühendisi oğlum :)

Lego mühendisi oğlum :)

 

 

 

6 Yorum

Filed under çocuk, icatlar, severim paylasirim

Telefon delisi değilim, tapmam da takmam da.

Bugün bir arkadaş 20:22’de aradı.

“20:15’te kızımın öğretmenini aradım, kızım ödevini evde unutmuş çok üzüldü, ben de konuşayım da yarın bir şey demesin dedim. Kadın öfkelendi, “yatıyordum böyle saçma bir şey için aranır mı?” diye bağırdı çağırdı :(((” dedi. Hasta mısın kardeş? Uyanmak istemiyorsan telefonun sesini kıs! Ya da gördün kim arıyor açma! Açıp da hamile kadına çemkirmenin neresi görgüye, öğretmen kültürüne sığar???

%&/+%+%/(

Bu yazıyı bir süre önce yazdım ancak artık yayına vereyim diyorum…

Telefonla mesafeli bir ilişkim var. Çok mesafeli. Aradım mı lafı uzatmam mesela. Ne derdim varsa söyler kaparım. “felanca nasıl, falanca nasıl” diye uzun uzun hal hatır sormam. bunu gereksiz buluyorum, nasıl olduğunu merak ettiğim insanları bizzat arıyorum, selamım varsa kendim veriyorum. O nasıl bu nasıl diye sormalar, telefonun nadir olduğu zamanlarda iyiydi. Haberi bir kişiden hızla almayı sağlıyordu. Şimdi herkesin bi sürü telefonu var, ulaşamamak imkansız.

-*-*-*-*-*-*-*-*-*

Eve geldim, çocuklar parkta yorulmuş, temizledim yatirdim.

Yemegi firina attim, firsat bulmusken azicik bakim yapayim dedim, kagit maske yaptim, uzandim elimde tablet,,, Eşim geldi.

Daha eşikte telefonu çaldı. Annem.

Bu tel delisi gili hemen açtı.
“Anne meraba. Simdi geldim. Cocuklar uyuyor. Bu gece bize uyku yok. Ipek de bilgisayarda oyun oynuyor. Naparsin…”
Ayip yani. Fit fit fitledi. Bilsem ben de uyurdum. Makarna yerdi.
Hayet bişey. İşin yoksa anneme dert anlat, taşı kuyudan çıkar.
Ben kendi kayınvalideme bisey anlatıyor muyum? Hem de yalan yanliş şeyler….

Benim dışımda sülalede tanıdığım herkes telefon delisi. O telefon çalar çalmaz açılacak.. İki elin kandaymış? Olsun AÇ!

Eee, o telefonda bir ekran var, ekranda kim aramış görebilirsin; daha çalarken özel melodi atamışsındır, kimin aradığını öbür odadan bilirsin hatta..  baktın olmadı, cevapsız çağrılar vardır, o listeden bulabilirsin geri ararsın bir zahmet.

Yok. Anında açılacak.. Telefonla helaya gidiyor bunlar be! Kim arayacak ki bu kadar önemli? Arayan bi daha arasın arkadaş, belli ki müsait değiliz açamıyoruz. Sen bir daha ara. Ya da bekle, ben bir ara “dönerim” sana.

O telefon çalmaya görsün…. oooof, ralli var evin içinde…

Her an zombi gibi telefon peşindeler..

Ha kendileri bu kadar telefonsallar ya, bende de hiç  yok ya o delilik..şaşım şaşım şaşıyorlar. Çok kızıyorlar, “aradım açmadın” küskünlükleri yapılıyor.

Sofradaysam, telefona kalkmam. Dinleniyorsam, sessize alırım.

Meşgulsem, açmam. AÇ-MAM!

Sekizyüzbin kere çaldırmayın lan benim telefonumu!

Maksimum dört kere çaldırırsın, karşı taraf o sürede açar zaten müsaitse. Açmıyorsa, anırtmazsın telefonu…

Daha ileri deliler, başkasının çalan telefonuna da atlıyorlar.

“İpeeek, telefonun çalıyor”

“Hm, çalsın, işim var, sonra ararım ben”

“dur ben bakarım”

Bakma lan! bakma.. ne bakıyosun???

bakılacak olsa ben sahibi olarak bakar, gerekli Aloyu derim.. Zaten ya pazarlamacı arar ya banka arar. Kim arayacak beni???

 -*-*-*-*-*-*-*-*-*

Ay daha fenası geldi şimdi aklıma….

Ben var ya, başkasının telefonuna da bakmam. Çok sinir olur herkes buna.

Kardeşimin telefonu çalsın, annem arıyor olsun, bakmam. Götürürüm telefonu avucumda çalar halde, veririm sahibine.

“E, niye açmadın?”

“Niye açayım hemşire?? Bana diyeceği bir şeyi olsa beni arardı, seni aramış ben NİYE açayım?!?”

 -*-*-*-*-*-*-*-*-*

 

WhatsApp çıktı beri, ben çok mutluyum. Ne diyceksem kime diyceksem yazıp yolluyorum. Eline varıp varmadığını, okuyup okumadığını gördüğüm gibi, karşı taraf da ne zaman müsaitse o zaman cevap yazıyor, muhavere ilerliyor. Sen sağ ben selamet!

<3

20140108_100240

7 Yorum

Filed under kültür, severim paylasirim, şikayetlerim

Bi kuple macera -i-

Bir sabah erkenden Cenk’e gittim. Mutfakta bi ton bulaşığın içinde uğraşan ama yine de camdan otoparkı kesmeyi ihmal etmeyen mütecessis LeylaBacı, kahvemi yetiştirdi.
“İpek hanım gene ot kök kaynatmış mis gibi tefallerin dibini yakmış..” diye dertlendi.
“O tencereleri ayır bari, hep onlarla oynasın elleme” dedim.
“Mundar etmiş zaten, dahaca yemek yapılmaz onlarda” diyerek tülbentini sıkıladı. “Hiç laf da ettirmiyor, kokuttu mutfağı ne diyeyim”.
“Tamam LeylaBacı, seviyor öyle, karışma. Bak taa ilkel zamanlarda biri söğüt dalını kaynatmış suyunu içmiş, bugun Aspirini ona borçluyuz. ”
Gitti ama bir süre dırıldandı içerden.

Cengo saç baş darmaduman masaya çöreklenmiş bir sayfaya iki elle yazı yazmakta, bir yandan da televizyonda Kara Şimşek izliyor.
– nabıyon?
+İyiyim sen napıyon?
-Leonardo DaVinci’nin taklidini yapıyorum. Adam aynı anda iki eliyle iki farklı metin yazarmış defterlerine. Ben henüz aynı kelimeyi yazabiliyorum ama bu da bişeydir. Buyur dene.
+ yaparım da şaşakalırsın. senden leonardo olmaz boşa uğraşma. Zekisin ama dahi değilsin canım. Ne kokuttun gene LeylaBacı sinire kesmiş.
-aman ya, bildiğin şeyler. Bu ara tatsız sinameki özü yapma derdindeyim. Bu 80’ler dizileri iyiymiş be.
+daha Alf var bekle.. :))
– bugun küçük ama insanlık için dev bir işimiz var. Akşama da müsekkin sabun yapacağım, bana kostik bulsana.
+ Ceeenk, tane tane, teker teker ilerlesek. İş ne iş?
– dedektiflik gibi bişey, Sherlock ben olacağım, bu işten gelen parayla haftasonu Baker Street’te geziyor olacağım.
+ külahıma anlat, yine karı kız meselesi mi, ikide bir git sen Londraya, süt beyaz kızlardan yüz bulamadan geri gel.. gümrüktekiler ne biçim dalga geçiyorlardır.
– hehehe.. komiksin, güleyim de boşa gitmesin Mrs.Watson. . O paranın bir bölümüyle seni hicaza göndereyim bari.  Artık bundan sonra da adıyla sanıyla Hacı’vatsın.
+?
– Kalk, Aya ayak basıyoruz bugün.

(* basarız dedi mi basarız. Hayırlısı)

1 Yorum

Filed under arkası yarın, ben yazdım

Bir efsaneyi gözünüzle görün.. Fast food? mu acaba???

Yıllardır herkesin dilinde bir “fast food çok sağlıksızdır” yok efendim “adamın biri mekdanılds burgerini kavanoza koymuş bir yıl boyunca bozulmamış” vb vb gidiyor.

Kendim denemeye karar verdim. Çok deneyselimdir.

Bu bir çocuk menü burgeri. Yenmedi, ben de saklamaya karar verdim. İşte 07.12.2013’te başlayan macera.

Bir aydan fazla mutfak ortamında kavanozda kalan McDonalds burgeri bozulmadı. Kokmadı. Öylece kaldı. Patates de ekmek de takır takır kurudu, köfte de kurudu ve küçüldü biraz.

Dedim ki, “üff acaip koruyucu koymuşlar demek ki.”

 

mc vs ev

mc vs ev

 

 

Sonra bilimsel İpekAG fırladı ayağa, “deneyin başarılı olması için ne gerekir? kontrollu olması, aynı şartları içermesi ve tekrarlanabilir olması??”

“Evet” dedim kendi kendime, yenmemiş bir ev köftesini de başka bir kavanoza attım. O da bir aydan fazla bekledi, kokmadı! Kurudu gitti. Alt satırdaki resimler de onun.

İkisi de atıldıklarında köfteye benziyorlardı, hiç bir şekilde koku salmıyorlardı. Netteki deneyde kapalı kavanoza konmuştu malzemeler ve nemli ortamda küf ve bakteri üretmişlerdi. Açıkta bırakılan ve kuruyan pişmiş ette bariz bir bozulma gözlemlenmiyordu!

McDonalds süper sağlıklıdır demiyorum. Herhangi bir şey de ispatlamış değilim. Kendi başıma yaptığım denemeyi paylaşıyorum sadece. Fast food babamın malı değil sonuçta.

Günlük tuz ve yağ alımınızı kontrol ederek, sebze ve lif içeren doğru dürüst bir beslenme düzeni sağlamanızı öneriyorum.

 

 

 

2 Yorum

Filed under araştırdım, iştahlı işler, saglik

Devamı sayfa 2 Sütun 4 -(üçüncü bölüm)

(Bölüm Bir ve Bölüm İki )

En yakın AVM’ye daldık. Üstünü değişme zahmetine katlanmadı çünkü o kokarca t-shirtten sonra, sağlam bir hamam paklar bence artık çocuğu. Beni şaşırtmadı ve doğruca fast food’un başına çöktük.

– Anlat bakalım.

– Sen çok şanslı bi hatunsun biliyor musun?

-O nereden çıktı?

-Bana rastladın.. Ehehe kızma. Sizin kata çıktım, asansörde burun deliklerime biraaaz gliserin sıktım, böyle parıl parıl akıyor hafifçe burnumdan. Ara ara çekiyorum filan burnumu..Sekreter kusacaktı. Kenara iliştim, tabletten yazdığım metni ortak printere blututla yolladım. Pis pintiler, printer pintisi bunlar. Bi tane alır, herkese kullandırırlar. O da en kıdemli sekretere yakın durur. Tipik. Benim metin doğrudan Bilgen’e yazılmış gibi  çıktı oradan, “Bilgen hanım sizin radyatör için bir eleman gönderecekler, ilginize, Emre” diye bişey. Bunlar hep şikayet eder ya klimadan, ya kaloriferden.. Kesin Bilgen de dertlidir, üşümesin diye Emroş ona servis çağırdı sanacak.

Sekreter çıktıyı aldı, Bilgen dediğine götürdü. Bilgen’e beni nasıl övdüyse iki dakikada geri geldiler. Bilgen beni odasına aldı. Ben çömeldim kalorifere, biraz anahtarla dürtükledim filan, ama esas ordan bacaklarına bakıyorum. Seninki huzursuzlandı, kokudan da bunaldı. Vınladı.

Doğrudan bilgisayara. Verdim virüsü, bir yandan aktardım her bir şeyini, bir yandan da google’la oynadım az. Bi geldi beni bilgisayar başında gördü, sinirlendi, “niye elliyorsun, çekil oradan, işin bitti mi?”

Doğrudan memelerine diktim gözleri : “pardon, bitti abla” der demez bu kapıyı gösterdi bana, aldım çantamı fıydım. Uyuz oldu uyuz.

İlk iş bilgisayara bakacak, google’dan “büyük meme resimler, seks, resimli seks” aramalarına tilt olacak, beni, kokumu ve her bir şeyi ortamdan uzaklaştırmak için üstün körü bir history silişi yapacak, sonra beni komple unutacak.. Kafasından çıkarıp atmazsa rahatlık yok tabii. Varoş piçi.. ıyyy. Emreye teşekkür etmeyi bile unutabilir. Bağlantı çoktan koptu, ben alacağımı aldım, senin alacağını da şimdi şurada hallederiz, iş biter fiş gider..

– Manyak bişey bu, inanamıyorum.

Girdi tablette tıkırdadı, benim dosyayı mailime gönderip şirketin serverlerini de resetledi, bir haftada zor çözerler.

Oh olsun!

– Bana bi iyilik yapacaksın ama.

-Tabii ki, ne?

– Benim için çalış. Lütfen. Çok dağınığım. Bürokraside beceriksizim. Ben işime bakarken, işlere birinin bakması lazım. Ekibimde takılır mısın biraz? Bir yıl sadece. Onsekizime basıp reşit olana kadar.. İşleri kolaylayana kadar. Maaşını sen belirle.

– Düşünmeme gerek yok, Cenk, yaparım. Bana büyük iyilik yaptın, üste de para vereceksin, neden olmasın?

-Oldu bu iş.

Hem de ne olmak. Zaman içerisinde yeni arabamın yanında

<.MeteRiner. >

< Veteriner Hekim Mete Tarbaklı >

<Pet Sarf Malzemeleri, Pansiyon ve Cenaze Hizmetleri>

yazdığı da oldu, gecikmiş emlak vergilerini ödemek için kuyruklarda da bekledim. Ki kimisi rezidanslarda, kimisi sokak arasında 45 yıllık binada yirmiden fazla dairesini ve bir çok da başka gayrimenkulü idare ediyordum.

Çok acaip işlerine hizmet ettim. Çılgın şeyler öğrendim. Dehasına hayran olarak, sırdaşı olarak bir bütün yıl çok eğlendim. Kendi Dr.Who ve Sheldon Cooper melezim varmış gibiydi.

Resmi olarak 18 olur olmaz ilk şirketini kurdu. Para zaten yağıyordu, yatırımdan yatırıma uçtum ben de. Film prodüktörü de oldu, ülke çıkarları için pro bono işler hallettiği de.

İşte böyle. O gün bu gün, suç ortaklığımız da iş ortaklığımız da sürüyor. Gazetelerin manşetleri geçen hafta Cenk ve ünlü  bilmemkimin kızı üpünlü ikoncan’ın nişan resimleriyle doluydu. Magazin medyası üşüştü resmen. Kaçırmış olamazsın, ilk sayfanın tamamı ve devamı sayfa 2 sütun 4’te….

;)

5 Yorum

Filed under arkası yarın, ben yazdım