Telefon delisi değilim, tapmam da takmam da.

Bugün bir arkadaş 20:22’de aradı.

“20:15’te kızımın öğretmenini aradım, kızım ödevini evde unutmuş çok üzüldü, ben de konuşayım da yarın bir şey demesin dedim. Kadın öfkelendi, “yatıyordum böyle saçma bir şey için aranır mı?” diye bağırdı çağırdı :(((” dedi. Hasta mısın kardeş? Uyanmak istemiyorsan telefonun sesini kıs! Ya da gördün kim arıyor açma! Açıp da hamile kadına çemkirmenin neresi görgüye, öğretmen kültürüne sığar???

%&/+%+%/(

Bu yazıyı bir süre önce yazdım ancak artık yayına vereyim diyorum…

Telefonla mesafeli bir ilişkim var. Çok mesafeli. Aradım mı lafı uzatmam mesela. Ne derdim varsa söyler kaparım. “felanca nasıl, falanca nasıl” diye uzun uzun hal hatır sormam. bunu gereksiz buluyorum, nasıl olduğunu merak ettiğim insanları bizzat arıyorum, selamım varsa kendim veriyorum. O nasıl bu nasıl diye sormalar, telefonun nadir olduğu zamanlarda iyiydi. Haberi bir kişiden hızla almayı sağlıyordu. Şimdi herkesin bi sürü telefonu var, ulaşamamak imkansız.

-*-*-*-*-*-*-*-*-*

Eve geldim, çocuklar parkta yorulmuş, temizledim yatirdim.

Yemegi firina attim, firsat bulmusken azicik bakim yapayim dedim, kagit maske yaptim, uzandim elimde tablet,,, Eşim geldi.

Daha eşikte telefonu çaldı. Annem.

Bu tel delisi gili hemen açtı.
“Anne meraba. Simdi geldim. Cocuklar uyuyor. Bu gece bize uyku yok. Ipek de bilgisayarda oyun oynuyor. Naparsin…”
Ayip yani. Fit fit fitledi. Bilsem ben de uyurdum. Makarna yerdi.
Hayet bişey. İşin yoksa anneme dert anlat, taşı kuyudan çıkar.
Ben kendi kayınvalideme bisey anlatıyor muyum? Hem de yalan yanliş şeyler….

Benim dışımda sülalede tanıdığım herkes telefon delisi. O telefon çalar çalmaz açılacak.. İki elin kandaymış? Olsun AÇ!

Eee, o telefonda bir ekran var, ekranda kim aramış görebilirsin; daha çalarken özel melodi atamışsındır, kimin aradığını öbür odadan bilirsin hatta..  baktın olmadı, cevapsız çağrılar vardır, o listeden bulabilirsin geri ararsın bir zahmet.

Yok. Anında açılacak.. Telefonla helaya gidiyor bunlar be! Kim arayacak ki bu kadar önemli? Arayan bi daha arasın arkadaş, belli ki müsait değiliz açamıyoruz. Sen bir daha ara. Ya da bekle, ben bir ara “dönerim” sana.

O telefon çalmaya görsün…. oooof, ralli var evin içinde…

Her an zombi gibi telefon peşindeler..

Ha kendileri bu kadar telefonsallar ya, bende de hiç  yok ya o delilik..şaşım şaşım şaşıyorlar. Çok kızıyorlar, “aradım açmadın” küskünlükleri yapılıyor.

Sofradaysam, telefona kalkmam. Dinleniyorsam, sessize alırım.

Meşgulsem, açmam. AÇ-MAM!

Sekizyüzbin kere çaldırmayın lan benim telefonumu!

Maksimum dört kere çaldırırsın, karşı taraf o sürede açar zaten müsaitse. Açmıyorsa, anırtmazsın telefonu…

Daha ileri deliler, başkasının çalan telefonuna da atlıyorlar.

“İpeeek, telefonun çalıyor”

“Hm, çalsın, işim var, sonra ararım ben”

“dur ben bakarım”

Bakma lan! bakma.. ne bakıyosun???

bakılacak olsa ben sahibi olarak bakar, gerekli Aloyu derim.. Zaten ya pazarlamacı arar ya banka arar. Kim arayacak beni???

 -*-*-*-*-*-*-*-*-*

Ay daha fenası geldi şimdi aklıma….

Ben var ya, başkasının telefonuna da bakmam. Çok sinir olur herkes buna.

Kardeşimin telefonu çalsın, annem arıyor olsun, bakmam. Götürürüm telefonu avucumda çalar halde, veririm sahibine.

“E, niye açmadın?”

“Niye açayım hemşire?? Bana diyeceği bir şeyi olsa beni arardı, seni aramış ben NİYE açayım?!?”

 -*-*-*-*-*-*-*-*-*

 

WhatsApp çıktı beri, ben çok mutluyum. Ne diyceksem kime diyceksem yazıp yolluyorum. Eline varıp varmadığını, okuyup okumadığını gördüğüm gibi, karşı taraf da ne zaman müsaitse o zaman cevap yazıyor, muhavere ilerliyor. Sen sağ ben selamet!

<3

20140108_100240

7 Yorum

Filed under kültür, severim paylasirim, şikayetlerim

Bi kuple macera -i-

Bir sabah erkenden Cenk’e gittim. Mutfakta bi ton bulaşığın içinde uğraşan ama yine de camdan otoparkı kesmeyi ihmal etmeyen mütecessis LeylaBacı, kahvemi yetiştirdi.
“İpek hanım gene ot kök kaynatmış mis gibi tefallerin dibini yakmış..” diye dertlendi.
“O tencereleri ayır bari, hep onlarla oynasın elleme” dedim.
“Mundar etmiş zaten, dahaca yemek yapılmaz onlarda” diyerek tülbentini sıkıladı. “Hiç laf da ettirmiyor, kokuttu mutfağı ne diyeyim”.
“Tamam LeylaBacı, seviyor öyle, karışma. Bak taa ilkel zamanlarda biri söğüt dalını kaynatmış suyunu içmiş, bugun Aspirini ona borçluyuz. ”
Gitti ama bir süre dırıldandı içerden.

Cengo saç baş darmaduman masaya çöreklenmiş bir sayfaya iki elle yazı yazmakta, bir yandan da televizyonda Kara Şimşek izliyor.
– nabıyon?
+İyiyim sen napıyon?
-Leonardo DaVinci’nin taklidini yapıyorum. Adam aynı anda iki eliyle iki farklı metin yazarmış defterlerine. Ben henüz aynı kelimeyi yazabiliyorum ama bu da bişeydir. Buyur dene.
+ yaparım da şaşakalırsın. senden leonardo olmaz boşa uğraşma. Zekisin ama dahi değilsin canım. Ne kokuttun gene LeylaBacı sinire kesmiş.
-aman ya, bildiğin şeyler. Bu ara tatsız sinameki özü yapma derdindeyim. Bu 80’ler dizileri iyiymiş be.
+daha Alf var bekle.. :))
– bugun küçük ama insanlık için dev bir işimiz var. Akşama da müsekkin sabun yapacağım, bana kostik bulsana.
+ Ceeenk, tane tane, teker teker ilerlesek. İş ne iş?
– dedektiflik gibi bişey, Sherlock ben olacağım, bu işten gelen parayla haftasonu Baker Street’te geziyor olacağım.
+ külahıma anlat, yine karı kız meselesi mi, ikide bir git sen Londraya, süt beyaz kızlardan yüz bulamadan geri gel.. gümrüktekiler ne biçim dalga geçiyorlardır.
– hehehe.. komiksin, güleyim de boşa gitmesin Mrs.Watson. . O paranın bir bölümüyle seni hicaza göndereyim bari.  Artık bundan sonra da adıyla sanıyla Hacı’vatsın.
+?
– Kalk, Aya ayak basıyoruz bugün.

(* basarız dedi mi basarız. Hayırlısı)

1 Yorum

Filed under arkası yarın, ben yazdım

Bir efsaneyi gözünüzle görün.. Fast food? mu acaba???

Yıllardır herkesin dilinde bir “fast food çok sağlıksızdır” yok efendim “adamın biri mekdanılds burgerini kavanoza koymuş bir yıl boyunca bozulmamış” vb vb gidiyor.

Kendim denemeye karar verdim. Çok deneyselimdir.

Bu bir çocuk menü burgeri. Yenmedi, ben de saklamaya karar verdim. İşte 07.12.2013’te başlayan macera.

Bir aydan fazla mutfak ortamında kavanozda kalan McDonalds burgeri bozulmadı. Kokmadı. Öylece kaldı. Patates de ekmek de takır takır kurudu, köfte de kurudu ve küçüldü biraz.

Dedim ki, “üff acaip koruyucu koymuşlar demek ki.”

 

mc vs ev

mc vs ev

 

 

Sonra bilimsel İpekAG fırladı ayağa, “deneyin başarılı olması için ne gerekir? kontrollu olması, aynı şartları içermesi ve tekrarlanabilir olması??”

“Evet” dedim kendi kendime, yenmemiş bir ev köftesini de başka bir kavanoza attım. O da bir aydan fazla bekledi, kokmadı! Kurudu gitti. Alt satırdaki resimler de onun.

İkisi de atıldıklarında köfteye benziyorlardı, hiç bir şekilde koku salmıyorlardı. Netteki deneyde kapalı kavanoza konmuştu malzemeler ve nemli ortamda küf ve bakteri üretmişlerdi. Açıkta bırakılan ve kuruyan pişmiş ette bariz bir bozulma gözlemlenmiyordu!

McDonalds süper sağlıklıdır demiyorum. Herhangi bir şey de ispatlamış değilim. Kendi başıma yaptığım denemeyi paylaşıyorum sadece. Fast food babamın malı değil sonuçta.

Günlük tuz ve yağ alımınızı kontrol ederek, sebze ve lif içeren doğru dürüst bir beslenme düzeni sağlamanızı öneriyorum.

 

 

 

2 Yorum

Filed under araştırdım, iştahlı işler, saglik

Devamı sayfa 2 Sütun 4 -(üçüncü bölüm)

(Bölüm Bir ve Bölüm İki )

En yakın AVM’ye daldık. Üstünü değişme zahmetine katlanmadı çünkü o kokarca t-shirtten sonra, sağlam bir hamam paklar bence artık çocuğu. Beni şaşırtmadı ve doğruca fast food’un başına çöktük.

– Anlat bakalım.

– Sen çok şanslı bi hatunsun biliyor musun?

-O nereden çıktı?

-Bana rastladın.. Ehehe kızma. Sizin kata çıktım, asansörde burun deliklerime biraaaz gliserin sıktım, böyle parıl parıl akıyor hafifçe burnumdan. Ara ara çekiyorum filan burnumu..Sekreter kusacaktı. Kenara iliştim, tabletten yazdığım metni ortak printere blututla yolladım. Pis pintiler, printer pintisi bunlar. Bi tane alır, herkese kullandırırlar. O da en kıdemli sekretere yakın durur. Tipik. Benim metin doğrudan Bilgen’e yazılmış gibi  çıktı oradan, “Bilgen hanım sizin radyatör için bir eleman gönderecekler, ilginize, Emre” diye bişey. Bunlar hep şikayet eder ya klimadan, ya kaloriferden.. Kesin Bilgen de dertlidir, üşümesin diye Emroş ona servis çağırdı sanacak.

Sekreter çıktıyı aldı, Bilgen dediğine götürdü. Bilgen’e beni nasıl övdüyse iki dakikada geri geldiler. Bilgen beni odasına aldı. Ben çömeldim kalorifere, biraz anahtarla dürtükledim filan, ama esas ordan bacaklarına bakıyorum. Seninki huzursuzlandı, kokudan da bunaldı. Vınladı.

Doğrudan bilgisayara. Verdim virüsü, bir yandan aktardım her bir şeyini, bir yandan da google’la oynadım az. Bi geldi beni bilgisayar başında gördü, sinirlendi, “niye elliyorsun, çekil oradan, işin bitti mi?”

Doğrudan memelerine diktim gözleri : “pardon, bitti abla” der demez bu kapıyı gösterdi bana, aldım çantamı fıydım. Uyuz oldu uyuz.

İlk iş bilgisayara bakacak, google’dan “büyük meme resimler, seks, resimli seks” aramalarına tilt olacak, beni, kokumu ve her bir şeyi ortamdan uzaklaştırmak için üstün körü bir history silişi yapacak, sonra beni komple unutacak.. Kafasından çıkarıp atmazsa rahatlık yok tabii. Varoş piçi.. ıyyy. Emreye teşekkür etmeyi bile unutabilir. Bağlantı çoktan koptu, ben alacağımı aldım, senin alacağını da şimdi şurada hallederiz, iş biter fiş gider..

– Manyak bişey bu, inanamıyorum.

Girdi tablette tıkırdadı, benim dosyayı mailime gönderip şirketin serverlerini de resetledi, bir haftada zor çözerler.

Oh olsun!

– Bana bi iyilik yapacaksın ama.

-Tabii ki, ne?

– Benim için çalış. Lütfen. Çok dağınığım. Bürokraside beceriksizim. Ben işime bakarken, işlere birinin bakması lazım. Ekibimde takılır mısın biraz? Bir yıl sadece. Onsekizime basıp reşit olana kadar.. İşleri kolaylayana kadar. Maaşını sen belirle.

– Düşünmeme gerek yok, Cenk, yaparım. Bana büyük iyilik yaptın, üste de para vereceksin, neden olmasın?

-Oldu bu iş.

Hem de ne olmak. Zaman içerisinde yeni arabamın yanında

<.MeteRiner. >

< Veteriner Hekim Mete Tarbaklı >

<Pet Sarf Malzemeleri, Pansiyon ve Cenaze Hizmetleri>

yazdığı da oldu, gecikmiş emlak vergilerini ödemek için kuyruklarda da bekledim. Ki kimisi rezidanslarda, kimisi sokak arasında 45 yıllık binada yirmiden fazla dairesini ve bir çok da başka gayrimenkulü idare ediyordum.

Çok acaip işlerine hizmet ettim. Çılgın şeyler öğrendim. Dehasına hayran olarak, sırdaşı olarak bir bütün yıl çok eğlendim. Kendi Dr.Who ve Sheldon Cooper melezim varmış gibiydi.

Resmi olarak 18 olur olmaz ilk şirketini kurdu. Para zaten yağıyordu, yatırımdan yatırıma uçtum ben de. Film prodüktörü de oldu, ülke çıkarları için pro bono işler hallettiği de.

İşte böyle. O gün bu gün, suç ortaklığımız da iş ortaklığımız da sürüyor. Gazetelerin manşetleri geçen hafta Cenk ve ünlü  bilmemkimin kızı üpünlü ikoncan’ın nişan resimleriyle doluydu. Magazin medyası üşüştü resmen. Kaçırmış olamazsın, ilk sayfanın tamamı ve devamı sayfa 2 sütun 4’te….

;)

5 Yorum

Filed under arkası yarın, ben yazdım

Devamı sayfa 2 Sütun 4 -(ikinci bölüm)

(Mevzunun başı burada)

…. O saniye telefonum öttü. Watsapp’tan mesaj. Cenk hazretleri. Ne yumurtlamış acaba diye düşünerek ekranı kaydırdım.

“Meryem anneye aldırma. İşini yapacağım”

Cenk??  Tam karşımda gözüme bakıyor. Kulaklığın kablosunu gösterdi. Cebinden çıktı uç. Yok deve. E bütün gün bizi dinlemiş bu… Ciddi Cenk bu mu?

“Meryem anne sen gidebilirsin, evde görüşürüz.”

“Peki oğluşum. Hadi İpek hanım size de hayırlı başarılar dilerim”

Kadın kalktı gitti. Arkasından baktım. Hiç bu kadar salak hissetmemiştim kendimi. Sonra Cenk’e baktım. O da bana bakıyor. Birbirimizi teraziye aldık resmen.

Lafa o girdi.

“Bakın. Berbat bir ailem vardı, her gece dayak yerdim babamdan. Alkolikti. İşsizdi. Okulda ezik ve sessizdim. Öğretmenler bilirdi bilgisayar merakımı, telefon rehberlerini yedekletirlerdi mesela, çektikleri fotoğrafları aktartırlardı CD’lere. Ben de hem kantinden tost yiyebilecek parayı kazandım hem de arşivime başladım. Bir gün, ilkokul dörtte Besinler ve Özellikleri ünitesinde patatese iyot damlatıp nişastanın mora boyaması deneyi sırasında, öğretmenimiz “nişasta soğuk suda çözünür, bu yüzden patates doğradıktan sonra soğuk suda bekletirseniz daha güzel kızarır” diye gereksiz bir bilgi verdi. “Yüzde kaç azalır?” diye sordum. “Bilmiyorum Cenk” dedi. “Öğrenmek kolay” dedim. İki dilim patatesten birini soğuk sudan geçirip ikisine de iyot damlattım. Biri açık mor oldu tabii, o zaman öğretmenin telefonundan fotoğrafını çekip Paint’ten her iki morun renk oranına baktım. Kadının dili tutuldu. Müdüre söylemiş, müdür ilçe milli eğitime bildirdi, testler mestler.. Acaip üstün zekalı olduğum anlaşıldı. Özel eğitime alındım.

Ailemden o hafta ayrıldım. Yatılı olarak okumaya başladım. Milli eğitimin derslerini bir buçuk yılda geçip lise diploması aldım. İngilterede üniversite okudum, bir kaç dil öğrendim.. Burslar murslar..  Sonra birden, o bildiğin inek tiplerden olmamaya karar verdim. Gelmişim onaltı yaşıma, hayatımı karanlık odalarda bilgisayar üslerinde mi geçireceğim? Bıraktım okulu, yaktım bursu çıktım. Açık havayı çok severim zaten. Üniversitede okumak için de bir isteğim yok. Öğrendim ben öğreneceğimi. Derin Web’e girdim. Kendi paramı kazanmaya başladım, biraz dünyayı gezdim, iş yapabilmek için de bir kaç vasi işe aldım. Meryem anne mesela, Adile Naşit’in yeniden dünyaya gelmiş hali. Saf suratına herkes tav oluyor. Ona hayır diyebilen çıkmadı. Hayatımdaki herkes kiralık. Ben böyle seviyorum. Hasta olunca doktora gidiyorsun, adamın zamanını ve bilgisini kiralıyorsun. Bana da 30 filan olana kadar büyükler lazım, kiralıyorum işte. Tek başına yaşayınca soru soran çok oluyor. ”

“Derin web filan.. Çok mantıklı aslında. Peki nasıl geçiniyorsun?”

“İnternette biraz spekülasyon, biraz özel hizmetler.. Değişik şeylere çok para veren insanlar var, ben de o parayı alıyorum. Birilerini tanıyan birilerini tanıyorum, işi bitirip parayı alıyorum. ”

“Çok şaşkınım. Bana yardım edecek misin? Çok para veremem.”

“Para istemiyorum, benim de küçük bir hesabım var görülecek. Aradan çıkaracağım gitmişken. Kalkalım mı?”

Kalktık, Cenk’in arabasına bindik. Yan tarafında

<Dikkat Acemi Sürücü. >

<Balay Sürücü Kursu>

yazan mavi bir araba. Bostancı’da eski bir binanın altındaki otoparka soktu arabayı. Bagajdan birşeyler çıkardı, üzerini değiştirdi. Sonra sürücü kursu yazısını söktü. Buzdolabı magneti gibiymiş meğer, büyük boy magnetler. Yerine

<Tek-Nik teknik servis.>

<Bilgisayar yazıcı toner onarım hizmetleri. >

<Yerinde Servis>

 yazanını taktı.

“Cenk afedersin ama çok pis kokuyorsun.”

“Biliyorum. Bunu özel satın alıyorum. Avcılar’da çamaşırhanede çalışan bi arkadaş bana yurtta kalan öğrencilerin giyilmiş t-shirtlerini ve kotlarını satıyor. Malın sahibine de “kaybettik abicim, al sana 100 lira git yenisini al” diyor. Sırf kaybedilsin diye çamaşır getirenler var artık… ”

“Çok saçma.”

“Belki. Bir çok kuru temizlemeciden mal alıyorum. Koku çok güzel bir kalkandır. İnsanların en temel duygusudur koku hafızası. İlk edindikleri ve en son yitirdikleri çok güçlü bir bellektir. Parfümlere dünyanın parasını veriyor insanlar. Birşeyler gibi kokmak için. Havaya para veriyorlar. Kullanmamak aptallık olur.”

Şirketin sokağına park ettim. Cenk aldı bir çanta, girdi binaya..

Biraz bekledim, sonra torpido gözünü kurcalamaya başladım. Makbuzlar, sigara paketleri, oje, kasket.. Bildiğin 8 köşeli köylü dede kasketi. Nerden bulmuş bunu bu? Bagajda neler var kimbilir. Risk almayayım. Oturdum beklemeye devam ettim.

Bir zaman sonra geri geldi. Bindi arabaya. “Hadi” dedi, bastım gaza. Ne yaptı acaba?

“Pornografik bir şeyler gizlemiyormuşsun gerçekten.”

“Buldun mu? Bulmuşsun”

“Buldum,benim iş tamam. Seninki zaten tamam. Bilgen’in de, bilgisayarının da  (….) kodum bu arada. Emre dediğin hıyar ilk iş onu kapıya koyar. Şimdi birşeyler yiyelim; anlatırım”

(devamı var…)

6 Yorum

Filed under arkası yarın, ben yazdım

Anneannemden Masallar -iv- Arifin Tarifi

i,ii,iii,v

Adamın biri mutluluğun sırrını arar dururmuş. Köy köy, kasaba kasaba gezer civarın en yaşlı insanlarıyla sohbet edermiş. Arar dururken, ihtiyar bir adamla karşılaşmış. Adam saçı sakalı ağarmış, beli bükülmüş, dişi dökülmüş bu ihtiyarın yüzündeki mutluluğu görünce, aradığı kişiyi bulduğunu anlamış.

Yaşlı adamla tanışmışlar. Hatta yaşlı adam bizimkini evine davet etmiş. Evde de onları yine yaşlı mı yaşlı, dizinin dermanı kaçmış ama gözünün feri uçmamış bir kadıncağız karşılamış. Misafiri görünce, zaten güleç olan yüzü bir kat daha ışımış kadının.

Hemen beylere yer göstermiş tertemiz odada. Peykeye kurulmuş adamlar ki hemen kahvelerini ikram etmiş, yanı lokumlu. Mutluluğun formülünü arayan adam, derin bir nefes almış. Bu basma perdeli fakir ev, evdeki yaşlı karı koca huzur ve mutluluk saçıyorlarmış etrafa.. Uzun lafın kısası, adam niyetini açmış, dede de ağzını: “bak oğul, benim hanım taa ilk evlendiğimiz günden beri her sabah özel bir karışım hazırlar. İyi dinle, iyice anla: Bir bardak ılık, ballı,tarçınlı süt. Her ama her sabah ağzım tatlanır, içim ısınır. Keyfim yerine gelir. Benim keyfim gelince, günüm iyi geçer, benim günüm iyi geçerse hanımın da yüzü güler elbet. Birbirimizi hoş görürüz, hoş tutarız beli, lakin mutluluğumuzun sırrı da bu sütte gizlidir.”

Adam hemen eve koşmuş, hanımına anlatmış: “Bundan kelli her sabah bana ılık, ballı, tarçınlı süt getir kadın. Mutluluğun formülünü bulduk”

Kadıncağız biraz safçaymış, ama ikiletmemiş sözünü erinin. Adam sabah uyanır uyanmaz, başucunda bulmuş mutluluk formülünü. Bir dikmiş başına ki, dibini görmüş.Görmüş ama görmez olaymış.. Haykırmış adam midesi bulanarak :” KADIN NE BU BANA İÇİRDİĞİN?”

“Kızma bey” demiş kadın “Süt sağamadımdı, ayran vardı dolapta ayranı ılıttım. Tarçın da kalmamış, karabiber serpiverdim. Bal da yok idi, sirke katıverdim. Hemen de kızıyorsun ne farkı var işte aynısı oldu..”

Adam anlamış ki.. Evet sen de anladın onu.. Hadi selametle.

1 Yorum

Filed under ben yazdım, kültür

Devamı sayfa 2 Sütun 4

Bu sefer kendim arandım aslında. Ne diye koz verirsin, iş arkadaşın diye.. Kadın, müdür oldu ve anında sattı seni. Sür şimdi eşşeği Niğde’ye.. Al işte bunlardan yardım umuyorum artık. Netten bulunan hacker mi olur? Gerçi hacker başka nerden bulunur ki???

Cenk. Cengo. Hacker Fucker Cenk. 34Cenkİst.. Adam ismi var cismi yok, ulaşması kolay unutması zor bir adam. Ulaştım, iki kelime çetleştik. Geldik buralara. Tarif ettiği masada kadın. El ediyor bana.. Gittim.

Masaya oturdum ama içimde bir sıkıntı.. Kadının herşeyi orta. Orta boylu, balık etli, güleç, bildiğin komşu teyze.. Oğlunu da getirmiş niyeyse, o da bildiğin özel okul bebesi. Saçları gözünde, elinde tablet, kulaklıklar takılı, dünya umrunda değil.. Ne bir kafasını kaldırdı beni görünce ne bişey. Anasına baktım, bu çocuğu özelde okutacak bir tip değil, saçının dibi gelmiş, boynunda nuh nebiden kalma altın zincir, ucunda beş sene öncenin modası taşlı VAV.. Sütyenin askısı yakasından gözüküyor, sandalye üzerinde doksanlardan beri görmediğim nubuk mont… Kolunda denge bilekliği, Elinde Nokia.. Yılan oynayabildiğimiz hani.. İçime sinmediğini yüzümden anladı belli,

“Cenk bey bana çok güvenir İpek hanım, rahatça konuşabiliriz” Cenk de Cenk. Sanalda Hero, Sosyalde Zero Cenk. Bulaştık bi kere.

O methini çok duyduğum Cenk hıyarı niye yardımcısını gönderir bana? Asosyallik moda oldu zaten. Gösteriş budalası herif. Tipsizliğini mi gizliyor nedir.. Chatte iki dakkada randevu aldım, oradan anlamalıydım bir çapanoğlu var. Bizim ofiste çaycı abla bundan şık be. Bu da Cenk efendinin çaycısı mıdır nedir artık??? Kalksam kalkacağım, ama elimdeki tek şans da bu.

Kalkamadım. Kadın hala gülümsüyor. Simitten böldü bana da uzattı, çayıma şeker atmamı izliyor. Ne kadar düzgün dişleri var. Derin nefesler alıyor. Bi de gözleri. Ela ela, böyle merhem gibi bakıyor kadın. Kızgınlığım azaldı. İçimi çektim.  Kabalık etmeye gerek yok, herkese rezil olacağım zaten, iki çayı öder kalkarım ne olacak..

Oğlan tablete tapınmaya ve ara ara haldır huldur tıklamaya devam ediyor. Katy Perry olsam farkında değil. Bu ergenler de ayrı mal. Neyse tövbe tövbe oğlum kızım var, kınamak gibi olmasın…

Kadın o küfe gibi çantadan bir küçük saklama kabı çıkardı, dilimlenmiş beyaz peynir. Üzerine kekik serpmiş azıcıcık. Çok severim. Simitle de iyi gider. Deniz kıyısında çay-simit-peynir keyfi diye haştag atmalık bir kıvama geldim. Gevşedim sanki.

“Şimdi Meryem hanım, Meryem’di di mi? Bilmiyorum bilgisayardan anlıyor musunuz, biraz karışık”

“Ben pek bilmem ama Cenk bey bilir, ben bire bir ne dediysen onu anlatcam merak etme, hafızam çok güçlüdür maşallah”

“İyi neyse, benim şirket bir takım borç alacak,miras banka bilmemne işinden sonra sahip değiştirdi. Yeni sahibin şirketiyle birleşmeler oldu, ayrılan, kovulan, terfi eden.. Ben eski şirketteki pozisyonumu korudum, benim en yakın iş arkadaşım Bilgen da branşında süpervizör oldu. Olur olmasına, ancak farklı bir birimdeki müdür Emre Bey hepimize Genel Müdür olarak gelince, iş karıştı. Emre 5 sene önce işe ilk girdiğinde beraber çalışıyorduk. Sürekli kayıt tutan bir tip bu. Kim kiminle görüşmüş, kim mail atmış ne yazmış, herkesin bağlantılarına takmış biridir. Kafa sırf buna çalışır. Kocaman saatli, siyah takım elbiseli, pörtlek gözlü Emre, aldı yürüdü tabii. Hani o bana “kanka” diyen Bilgen var ya o Bilgen..Sayemde işe giren, sayemde rapor yetiştirebilen bıyıklı Bilgen. Boyu devrilesi midesiz Bilgen. Canım cicim, aslansın kaplansın zamanları vardı ya, bi anda kesildi. Müjde Ar kaçtı o hımbılın içine.. Bilgen saçını kızıla boyattı, her gün fön, ful makyaj hop Emre’nin gözdesi oldu mu?

Bölümde her şey elimin altında ben it gibi çalışıyorum; gecem gündüzüm kalmadı. Performans bende, bileğimin, emeğimin hakkını bu ikisi yiyor. Yeni merkezden kimseyi de tanımıyorum, derdimi anlatsam mobingin kralını görürüm zaten.

Sanal ortamda bir dosyam vardı, özel şeylerimi orada tutuyordum, evden işten cepten ulaşabileyim diye orada tutuyorum. Ne olur ne olmaz. İçindekiler de benimle ilgili ve özel. Dosya işte.

Evet o dosya bir anda buluttan silinince ben delirdim. Bilgen çözmüş şifremi, önce maillerime bakmış, sonra aklına gelmiş drayvı incelemiş ve çalmış dosyamı. Emreye de söylemiş böyle böyle, bunlar bir keyif bir kıs kıs gülmeler. Dosyayı da şifrelemiştim Allahtan, içine giremiyor ama içinde ne var bildiğinden burnuma halkayı taktı resmen..Oynatıyor beni.  Hayır semersiz eşek oldum, ama alay konusu olmam fena ağırıma gidiyor. Benim de elimde ufak tefek kozlar var, kendimi işten kovdurup tazminat alabilecek kadar birşeyler biliyorum Emre hakkında da,Bilgen hakkında da..

Ha, işte tam bu arada epeydir beklediğim bir fırsatı buldum, kendi işimi kurmaya karar verdim. İşten ayrılamam, kaç senedir yıllık iznimi bile kullanamıyorum, o kadar kendimi paraladım, tazminatımı istiyorum arkadaş. İstifa edeyim diye o dosyayı elinde tutuyor Bilgen. Emre içindekileri bilmiyor ama Bilgen’in elinde bir koz olduğunun farkında. Bana bu güne kadar yaptırıp kaymağını yediği işlere saysınlar. O dosyamı almam lazım. Sonra tazminatımı versinler ben de yoluma gideyim.”

Ateşli ateşli anlatırken tamaamen unuttuğum oğlan birden kadının koluna elini atıp çekeledi, Meryem garsona “Aplam bakar mısın? bir kola iki de çay alabilir miyiz?” dedi. Kolası gelmiş veledin. Off. Kafası önünde kırk dakikadır boynu ağrımaz mı bunların? Neye bakıyorsa oradan??

Bir yandan da simidin peynirin dibini buldum, anlattıkça rahatladım, çayı keyifle beklemeye başladım. Meryem lap diye : “ben şeye takıldım, ayıptır sorması ne var o dosyada? ayıp filim mi çektin ki? niye bu kadar dert ettin canım ya” demez mi.

Şimdi ağlayacağım bir miki filmi yıldızlığım eksikti.

(devamı var…)

12 Yorum

Filed under arkası yarın, ben yazdım

Anneannemden Masallar -v- “Geçinene geçim çok”

i,ii,iii,iv

Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde yaşlı bir karı koca varmış. Evlerinden hiç kavga dövüş sesi gelmezmiş, civardaki komşular da gün aşırı kendi evlerinde kopan patırtıdan utanırlarmış.

Bir gün genç bir gelin akıl almaya, fikir sormaya, işin sırrına ermeye karar vermiş ve teyzenin kapısını çalmış. Kahveler içilmiş, kızcağız utana sıkıla :

– Ben de uzun ve mutlu bir evlilik yapmak istiyorum, bunun gizi, gizemi nedir teyzem? demiş, çıkarmış ağzındaki baklayı.

Gülmüş teyze.

– Kızım, amcanla yeni evlendiğimizde bana bir şey söyledi:  “Bak hanım, benim bir huyum vardır. O gün neşem yerindeyse kasketimi arkaya iterim; ama yoook, işim ters gittiyse, keyfim yoksa kasketimi alnıma yıkarım. Baktın kafam önümde eve geliyorum, amman ha, aman diyeyim bana karşı çıkma, fena yaparım.”

– Eee sen ne dedin?

– Ben de dedim ki: “Benim de bir huyum vardır, o gün günüm iyi geçtiyse kuşağımın düğümünü arkamdan bağlarım fakat moralim bozuksa, derdim varsa kuşağımı önden bağlarım. Eve geldin de kuşağı önde gördün müü, benden uzak dur. Ağzını bile açma, kalbini kırarım”

– Allah Allah, eee??

– Eeesi meesi bu. Her gün pencerede beklerim beyimi. Baktım kasketi alınını örtmüyor, keyfi yerinde, bağlarım kuşağı arkamdan. Güle söyleye karşılarım. Baktım ki yıkmış kasketin siperini alnına, bağlarım kuşağı önden. O astıkça suratını ben iki kat asarım. Sessizlikle geçer o gün. Yoksa, birbirimize sataşırsak kavga çıkar. Eğer sır dersen, sırrımız bu güzel kızım.

demiş. Yemişler içmişler, öte yana geçmişler.

Sözün özü, evde hırgürü kesen şey, eşlerin uyumudur. İşin çoğu da kadına düşer.

“Bana benden olur her ne olursa, başım rahat eder dilim durursa” demiş rivayete göre Yunus Emre. “İki dinle bir söyle” demiş atalar.

2 Yorum

Filed under aile, kültür, severim paylasirim

Vücudun Senindir, Onu Koru!!!

muhakkak üzerinde durulması gereken bir konu

Ozdemir adlı kullanıcının avatarıBABALAR ve KIZLARI

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Koruma Birimi’nin hazırladığı bu resim çocuk istismarı ve çocuklarımıza kendilerini korumayı anlatmak için çok güzel bir özet olmuş. Lütfen paylaşalım ve çocuklarımızı bu konuda bilinçlendirelim.

1620791_285463518269033_173891870_n

View original post

Yorum bırakın

Filed under Diğer

Tavsiye Evi’nde Süpürge Sohbeti

Ben bir Tavsiye Meleği’yim, yazmış mıydım? yazmıştım evet. Üye oldum olalı, davetlerin arkası kesilmedi. Tavsiye evi sürekli olarak mail atar, bilgi verir, davet eder.. Fırsat da olmadı, kısmet de olmadı.

Geçen haftaya kadar…

Geçen hafta bir toplantılarına katıldım. Tavsiye evine ilk gidişim ancak eli boş gittim bu seferlik. Terlik giymeden girilen bir ev, kapıda mutlu insanlar karşılıyor.. Her köşesi orijinal ürünlerle dolu, süslü püslü bir ev. Vitra’nın Akıllı Klozet Kapağı ve Dokunmatik ışıklı makyaj aynasına hayran kaldık.

Önce mükellef bir kahvaltı sofrasına buyur ettiler. Sevgililer günü yakın ya, tema da kalplerle süslü.. :))

20140213_103453On tane misafirin 7 tanesi blogger. Pek güzel. Tanıştırayım:

Nursen ve çok şey içeren büyüüük çantası, Ödüllü yemek bloggeri Birgül, Nail art seven, ortak zevklerimiz olan ojeci blogger Aylin bana masada en yakın olanlardı. Ekleyeceğim iki kişi daha: Kitapsepeti ve Şeker oğlu ile gelen (o kadar saat o kadar kalabalıkta gık demedi maşallah) ödüllü bir başka yemek blogcusu Ebru’nun Hayat Devam Ederken ‘i.

-*-*-*-*-*-*

Gelelim muhabbete.. Bir elektrikli süpürge sizin için nedir? Benim için öylesine bir cihaz, ancak buna acaip bağlı olan, model model bilen insanlar var. Arnica marka’nın kimse tarafından tutulmadığını, Dyson’un da, feci arzulanan ama paraya kıyıp alınamayan bir fenomen olduğunu tekrarladı herkes.

Gürültü herkesin “e içinde motor var, başka türlü çalıştığını nasıl bileceğiz canım” diyerek katlanılabilir bulduğu bir özellik, ancak hiç kimse emdiği tozu filtrelemeden odaya geri veren bir makineye razı değil. Kordonu uzun, hortumun ucuna takılan edevatı bol olması tercih sebebi. Torbalı seven de var, torbasız tercih eden de..

O gün, tanıtımda, ROWENTA vardı. (Keşke Rowenta’cıların da adlarını hatırlayabilsem :(( )

20140213_12012720140213_121929 20140213_121936Bu resimlerde gördüğünüz makine, ideal bir süpürge. 5 siklonik hava çekicisi var, havayı tozundan ayırıp sonra da filtre üstüne filtreleyip (HEPA da var…) odaya temiz bir şekilde veriyor. Allerjik çocuğu olanlara ideal.

Hafif ama hortum deli yer kaplıyor, buna da İKEA hortum askısı lazım.. Ben çok iyi bir icat olduğunu düşünüyorum. Hortumu duvara asınca makine nereye olsa sığıyor zaten. Bi ara onun fotoğrafını da koyayım.hort ask

Özel başlıkları var, halı temizliğine deli gibi zaman harcayıp onbeş yılda yedi kere başlığı iyileştirmişler. En iyi hali de bu modelde. Hayvan tüylerini gayet güzel toparlıyor. Ve beni çok saran bir becerisi hortumun boru eklenen tarafına mini bi başlık eklemişler. Al eline gir kütüphaneye, vitrine.. Tam aradığım şey.

Veee acaip sessiz. yani bir ses çıkarıyor tamam ama, bilgisayar fanı gibi, katlanılabilir bir ses. Her yerine ciddi yalıtım yapmışlar. Motor gücü yani Watt’la ölçülen şeyin çok önemi olmadığını anlattılar. Neticede bir parça toz, motosiklet motoru gerekmiyor çekmek için.. 900 watt yeterli. Fazlası bi tek fazladan elektrik yakmaya yarıyor. Bir süpürgenin başarısı, performansı denen şey. 100 gram tozun ne kadarını çekebildiği.. İşte o alanda Rowenta iddialı. Toz bırakmayan bir performans sunuyorlar.

Açık söyleyeyim, BOSCH kullanıcısıyım. (bayi de servis de tanıdık, tüm beyaz eşyalar boş marka. Hiç sorun da yaşatmadı bana, sevdiğim markadır) Ama yeni bir tane alacak olursam, muhakkak Rowenta olur. Eksiksiz süpürge yapmışlar.

Tavsiye Meleği olun, Tavsiye Evi’nde buluşalım…

Gizem hanım’a da tekrar tekrar teşekkürler.

 

5 Yorum

Filed under alışveriş işleri, icatlar, severim paylasirim