Bi kuple macera ii

Günün en sevmediğim anı geldi çattı. Daha fazla erteleyebilecek gibi değilim.

Telefonu elime aldım, rehberden buldum numarayı, ekrana sıyırma işareti yaptım, telefon da aramaya başladı.

Görür gibiyim, benim telefonumdan çıkan sinyaller en yakın yansıtıcıya, oradan uyduya, sonra tekrar bir başka antene oradan da karşı telefona ulaştı. Telefon çalıyor, telefon asfaltın üzerinde çalıyor. Titreşimi de var, hafifçe dönüyor çaldıkça. Hop biraz daha döndü bak. Işıklanan ekranda adım yazılı. Telefon kaza mahalline oldukça yakın ama yine de hasarsız kurtulması enteresan. Sahibinin aksine. Sahibi olacak öküzün eli telefona çok yakın. Adamsa telefondan bir metre kadar uzakta yatıyor. Mesele şu ki o elin ucunda olduğu kol artık vücuduna bağlı değil, kökünden kopmuş halde yatıyor. Kendi kanı ve yağı yüzünün etrafında göllenmiş ama gözleri görmeden bakıyor artık. Fonda, araba takla attığı yerden yanmaya başlıyor.

-Allo?

Allah kahretsin açtı telefonu, güzel fantazim “pof” dedi söndü. İçimi çekip konuya girdim.

– Tamer bey, rahatsız ediyorum ama bir konuda size danışmam lazım. ..

————-

LeylaBacı açtı kapıyı. Fincanımı elime verirken “Sus” işareti yaptı. Bizimki sızmış gene. Yatak odası kullanmıyor kerata. Salon onun kendine ayırdığı odası. Kuzeyden ışık alıyor, her sanatçı gibi Cengo da bu net ışığa bayılıyor. Pencerenin altında pamuk prenses yatağı gibi cibinlikli bir yatağı var ve o yatağa serili halde şu an. Yatağın tam ayak ucu hizasında odanın en büyük televizyonu var. Bu tivi onun canı ciğeri. Son model, kıvrıntılı şeylerden. Bu tivide sadece izleme yapıyor. Filmdi mobeseydi hayatı buradan izlemekte. İnternet köleliğini sürdürdüğü başka boy boy ekranları ve tabletleri de var, muhtemelen alt dairenin tamamı server filandır. Naapmış bakalım dün gece?

Kahve kokusuna uyandı. Ayınmış sayılmaz ama uyandı en azından.

– Perihan abla’yı bitirdim. Çok şeker ya..

– Hemen Süper Baba’ya geç o zaman. Bayılacaksın. Paralelinde de Şehnaz Tango izle. O da sarar. Çok kalite diziydi. Ah Alev Sezer…

– Yetti o Alevsezer de yani.. Dallastan beridir bitmedi herifin lafı.

– Bitmez, bitemez rahmetlinin sesi gibi ses gelmedi daha.. Kıskanç it.

– Ne demezsin.. Bi kadını kulaklarından tavlamak hakkında kitap yazacağım.

– Yaşlan da yaz bari.

– ::((( meh. Ha, son yüzyılı sanalda komple yaşama maratonuma yardım ettiğin için teşekkür ederim, sen olmasan olmazdı. Kültürlü Kurdum benim

-Hrr. İyi ki sinemanın o ilk elli yılını gezdiğin döneme yetişmedim, içim bayılırdı; bütün o sessiz filmleri izledin mi gerçekten?

– Evet, ffwd tuşunun da yardımı ve bir aylık uykusuzlukla hallettim. Çok da enteresan bir şey yok, esas numara ikinci dünya savaşından sonra başlıyor. Kayıt işi harika doğrusu, bütün dünyayı an be an yaşamak istiyor insan. Ha, Hababam Sınıfı’nın da üçüncü bölümündeyim.

– Hababam sınıfının bölümleri olmaz, adları var onların. Hababam Sınıfı Uyanıyor o. Çıktı mı Şevket Altuğ? Ehehe,

-Eski İstanbulu seyretmenin hastasıyım. Şener Şen cidden hepsinden genç mi?

-Öyle biliyorum. Erken ağardı adamın saçları.. Onun da belli başlı filmleri var sırada merak etme. Hele Hulusi Kentmen’li seriler.. O Hooo. Hadi misin?

– Bir iki dakika bekle çıkarız.

————————————-

Burada bir saplama yaparak, Cenk’in o bankaya elini kolunu sallayarak nasıl girdiğini yazmam lazım. Bankanın merkez binasının arka sokağında bir özel okul var. Özel okulun servisleri de aynı sokağa park ediyor. Bir sürü iri beyaz minibüs. İçinden çocuklar inince, siyah takım elbiseli şöförlerle siyah pantolonlu hostesler ortalığa dağılıyorlar. Hostesi tanımak kolay. Elinde bir paket sigara ve bir de ayfon üst üste. Beyaz gömlek siyah hırka. Arkadan bakınca dün sabah düzleştiriciden geçmiş, dip boyası da gelmiş saçların kuyruğu ve kalça diz kapağı arasında kalan kısmın at nalı şekli standart. Şu kilot pantolon ya da jokey pantolonu gibi basenler, kız ne kadar zayıf olursa olsun butlar kabarık kabarık.

Bunlar hemen ilerideki pastaneden poğaça açma birşeyler alıp ayak üstü tıkınıyor sonra bir köşeye üşüşüp sigara tüttürmeye başlıyorlar. Sonra da koşar adım bir yerlere gidiyorlar. Sonrası bana lazım değil zaten. O kadarı yeter. Cenk siyah elbisesi ve en sarkık suratıyla bu sigara içilen köşeye yanaştı. Okul binasının civarında sigara yasak olduğu için en yakın yer burası, bankanın tam otopark kapısı. Zahmet edip bir de küllük dikmişler, ayaklı. Cenk sırtı duvara dönük çömeldi, ayakkaı bağlama numarasına geçti. Elindeki kürdana ağzındaki sakızı yapıştırdı, küllükteki söndürülmemiş izmaritlerden birini çıkardı. Aynı pastaneden aldığı poğaçanın yanında istediği ve elinde buruşturduğu ıslak mendili izmarite sardı. Hemen duman salmaya başlayan ıslak mendil için için yanmaya yüz tutunca dumanlar arttı. Biraz da üfleyerek gayret veren ve bütün bunları iki saniyede halleden Cenk koşar adım otopark güvenlikçisine gitti. “abi bizim kızlar sigara içerken yangın çıkaracaklar amk, bi su filan var mı dökelim” Güvenlikçi durduk yere çıkan bu krize ne diyeceğini bilemeyip bilinçsizce direkt emre uydu, su getirmek için güvenlik kulübesindeki su sebiline ulaştı, iki naylon bardak su doldurup gidip o suyu dökene kadar, kravatını sıkılayıp hızlı adımlar atan Cenk’i gözden kaybetti, zaten Cenk’e de bu kadarı yetti.

Gerisini zaten biliyorsunuz :))

 

 

 

 

3 Yorum

Filed under arkası yarın, ben yazdım

Groupon Laz misun?

Groupon sitesine üyeyim, her gün türlü türlü fırsat maili gelir, çok da memnunum. Bazen güzel kuponlar alıp kullandım, bence harika bir fikir.

Yakın zamanda yeni bir işe başladılar.. Mesajlarda bir km bilgisi geliyor. Pek dikkat etmiyordum (geçinmeye gönlüm yok ki,(*))

groupon

Örnek aha bu.. restoran adının altında 21 Kilometre uzakta yazılı. (Ki imkanı yok ben buraya 21 KM değilim)

Geçen gün dikkat ettim, bana 2 kilometre uzaktaki bir otel için de 24 KM yazıyordu. Çok otelde kalasım olduğundan değil, rakamdan şüphelendiğimden peşine düştüm. Mail attım epeyce yazıştık, Gruponcuların sayı bilmedikleri, yahut dayak yemedikleri(**) ortaya çıktı. o mesafe meğerse oteli satan tur firmasının uzaklığı imiş. Tam olarak nereden o tur firmasına uzaklık onu da bilmiyorum. Benim semtimden mi? Otelden mi? Gruponun merkezi neresi ise oradan mı? Kastamonudan mı???

bana ne ayol tur firmasının kimbilir nereye uzaklığından? Otelin (ya da bilumum etkinliğin) benim bulunduğum merkeze uzaklığı lazım bana. Sair bilgi bana gerekmiyor ki? Bana yakınsa işime gelir, alırım bileti. Böyle saçmasapan uzaklıklar görünce kimbilir neleri kaçırdım :(

Akıııl akıl, gel grupona takıl.

 

 

(*): Nasreddin Hoca’yı evermişler. Kadın o kadar çirkin o kadar çirkinmiş ki, Nasreddin Hoca yüzüne bile bakmamış. Bir gün sormuşlar “hocam senin hanımın adı ne?” diye, “bilmiyorum” demiş. “aa insan hanımının adını bilmez mi?” demişler.. “geçinmeye gönlüm yok ki, adını sorayım” demiş.

(**) Padişahın birine has bahçeden erik çalan bir adamı getirmişler. Padişahın da canı sıkkınmış, “vurun yüz değnek” demiş. Adam isyan etmiş: “iki tane erik için yüz değnek mi vurulur padişahım,  ya sayı bilmiyorsun ya dayak yemedin” demiş… Padişah gülmüş, adamı affetmiş.

Kıssaların hisseleri size ödev. Uğraşamayacağım geç oldu, daha sipariş bir bölüm yazmam lazım…

 

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, internet, saçmasapanlıklar, şikayetlerim

Tavla

Tavla çok ilginç bir oyundur. Babam ustasıydı, benim pratik çok zayıftır.

 

Bir yılda 4 mevsim olduğu gibi tavlada da 4 bölüm vardır.

Tavlada 15 siyah 15 beyaz pul vardır, bir ayın yarısı gece yarısı gündüz olduğu için.

Zarların karşılıklı yüzlerinin toplamı yedi eder. Bir haftada 7 gün olduğu için. (Haft Farsça 7 anlamına gelir=Hafta)

Dört tarafta altışar hane vardır, bir gün 24 saat olduğu için.

Kapılar alınır, “gele”ler atılır, oyun karşı taraf bir pul bile alamadan biterse Mars olur. 2 puan yazar.

Benim hanemde pulu varsa ya da kırığı varsa Kıllı Mars olur hatta :)

Rakibi kızdırıp konsantrasyonunu bozmak işin keyfidir.

Zarlar farsça adlandırılır. yek-dü-se-char(cihar mı desem bilemedim, çar gibi de değil ilginç bir okunuşu vardır)-penç-şeş. Ve önce büyük olan sayı okunur.

11 Hepyek

21 Yek-i Dü

31 Se-Yek

41 Char-ı Yek

51 Penç-i Yek

61 Şeş yek

22 Dübârâ

32 Sebâ-i Dü

42 Char-i Dü

52 Penç-i Dü

62 Şeşi Dü

33 Düse

43 Char-ü Se

53 Penç-ü Se (severler güzeli genc ise)

63 Şeş-i Se

44 Dört Char

54 Beş Char/Penc-ü Char

64 Şeş Char

55 Dübeş

65 Şeşbeş

66 Düşeş

9 Yorum

Filed under kültür

Netiket/ İnternet etiği hakkında bir kıssa

Bunu yazdık ama şunu da yazalım :

 

Bedevinin biri çölde gidip dururken bir bakmış yol kenarında yatakalmış bir adam. İnmiş deveden, kırbasından su vermiş, gölge ayarlamak için ilerideki çalının dibine bir örtü serecekken bir de bakmış ki yerdeki fırlayıp kalkmış da bunun deveye atlamış, kaçıyor..

Bizimki ardından bağırmış: -Biradeeer, çaldın deveyi aferin. Ama bir ricam var. Sakın kimseye anlatma bunu!

Harami durdurmuş deveyi: -Niye ki?

Mağdur adam omuz silkmiş: – Bu duyulursa, bir daha kimse çölde bir başkasına yardım etmez artık..

 

 

3 Yorum

Filed under insan olmak, internet, kültür, severim paylasirim

İnternet ve Facebook efsaneleri

Hanımlar beyler,

İnternet çok büyük bir bilgi denizi, lakin bazıları da işiyor o denize.. Bunun farkında olmak lazım. İlkin 1996’da internete girdim. Az buz ciğerini bilirim diyelim. Yıllardır ortalıkta dönen çok klasikleşmiş bazı epostalar vardır. “MSN ücretli olacak, Facebook her like başına filan çocuğa 5 sent yardım edecek, Afrika’daki bankanın müdürü hesabınıza on milyar dolar gönderecek…. ” Bunlara hoax deniyor. Kendini çok zeki sanan insanların diğerlerini aptal yerine koydukları bir avcılık. “Bakalım kaç kişi yutacak, kaç günde bana geri ulaşacak” şeklinde bir tatmin.. Şehir Efsanesi de apayrı bir kavram, urban legends.. oku oku bitmiyor neler icat etmiş adamlar..

Çıkar için yayılan mailler de ayrı bir konudur. “kola kutularında fare idrarı, apranaks içmiş ölmüş” bilmem ne.. Bir markayı, firmayı karalama amaçlı, genelde rakip şirketin fişteklediği “at yalanı, -ehem- severim inananı” sallamasyonları. Bir de sıkı bayrakçıları olur bunların.. Ne tartışmalar kopar bu konularda… Gerekli gereksiz… Biri uydurup bir yerlere yazınca on kişi de “ben okudum öyleymiş” diye öne fırlıyor: kerameti kendinden menkul uydurukçu birden referans/kaynak/sahih oluyor, bir de bakmışsın kırk akıllı dışında herkes yemiş!

En son numaraları da 1 Nisan’ın aslında Endülüs Müslümanlarını kesen Hıristiyanların kutlamalarından geldiği yönünde. wpid-20140507_025353.jpgÇok tarih bilmem, ama iki dakika bakınca, Granada’nın 1492’nin OCAK ayında yenildiğini ve kimsenin asılıp kesilmediğini sadece dinini gizlemeye yoksa da göç etmeye zorlandığını görüyorum.. 1 Nisan’ın şaka günü olması takvimin değişerek yeni yılın 1 Nisan yerine 1 Ocak’tan başladığı Gregoryen takvimine geçişini duymamış şapşalları kandırmakla başladığını öğreniyorum. O da 1580’lerde olmuş bi olay. İki tane şaka yapıp gülmeyi yasaklayan insanlara da şaşıyorum. Neticede mizah zeka gerektirir, aptallık kimin işine yarar bir düşünmek lazım.

Bu arada benim şahsi favorilerimden biri “sütyenlerinizi yıkamadan giymeyin, kadının biri pazardan almış giymiş, meğer çin malıymış bak ne hale gelmiş” konulu olan..

sütyen efsanesi 1

Tabii ki her şeyi yıkamak lazım, hijyen mijyen o ayrı. Ancak burada şahane bir fotoşop örneği ile karşı karşıyayız. Yok böyle bir şey, feyk!! Bu bir meme resmi ile bir su lotusu bitkisinin tohum kısmının birleştirilmiş hali..

su lotusu

 

İnsan şaşıp kalıyor gerçekten de.. Allah neler yaratıyor… Su lotusu da ilginç tabii, bir yandan da böylesi delikli yapılara bakamama fobisi olan insanlar yaratmış ki tıptaki adı da Trypophobia. Ne desem bilmiyorum evlerden uzak… Aranızda Tripofobik olan vardır belki diye resimleri küçük boy koydum… (Hassassanız linki açmanızı tavsiye etmem)

-*-*-*-*-*-*-*

Bunu Facebook’a da uyarladılar artık. Facebook’ta tanınır bilinir olmak için, takipçi arttırmak,reklam almak için insanların pis numaraları var. 5000 ve üzeri takipçisi olan sayfalar reklam alabiliyor, sahibi de oturduğu yerden para kazanabiliyor.. E yazı ile beş bin adet takipçi nasıl bulunacak?? Aslı astarı olmayan ama büyük bir çoğunluğu ilgilendiren bir yazı/resim/haber yayınlıyorlar. Beğenen paylaşan hop o sayfanın reklamına kurban gidiveriyor.

Bu safsatalar arasında, en başta hasta/ameliyatlı bebek resimleri altına “facebook sponsor olmuş, her beğen 1 lira, her paylaş 5 lira veriyorlar” efsanesi geliyor. Facebook kimseye sponsor değildir.

laayk

Sonrasında kayıp kişiler, dini kişiler, milli figürler, dini figürler, dualar, metinler geliyor. “Allah rızası için beğen ve paylaş” da dendi mi, insanlar temiz kalpleriyle paylaşıyorlar.. Aslı astarı olmayan bilgiler son sırada, “özel hastanelere para vermeyin” efsanesi de bu grupta. “Özel hastanelerde yapılan işlemler için fatura isteyin cazgırlık edip paranızı geri alın” şeklinde bir mesaj. Tabii ki yalan.

Bu böyle sürüp gidiyor, tek tek yazmak da istemiyorum.
Nette okuduğunuz her şeye, gördüğünüz her resime inanmayın. Google amcaya sorun bi arasın, inceleyin, sonra icap ederse layk da ediin, paylaş da yapın. sazan.avi’na düşmeyin.

 

Ekiniz: Bazen  “bu saftoron avcıları gibi bir numara da ben çekeyim, onyüzbinmilyon takipçim olur ne güzel işte” diye düşünmüyor da değilim. Şeytan dürtüyo..

İkinci ekkim: Bunu yazdık ama şunu da yazalım : Netiket

13 Yorum

Filed under araştırdım, bilgisayar, facebook, internet

NoPoo Şampuansız Hayat On Puanlık Hayat

Şampuanda silikon var, paraben var, koruyucu var, tuz var, SLS var, b.k var püsür var, var oğlu var. Var da nereye kadar?

 

Derdinizin dermanı Karbonat. Daha öncesi de var bende buyrun.. Bunu da buyrun hatta.. Şimdi tam oldum.

 

20140226_221812

Uzun bir süredir şampuan almıyorum, Doa Kozmetik ürünlerine şampuan demeye dilim varmıyor onlar saf ve temiz ürünler, onları hariç tutarak konuşuyorum.. Bir süredir, ki en az 6 ay, hatta 1 yıl; kızımın ve benim saçlarımızın temizliğinde bir çorba kaşığı karbonatın bir bardak ılık suda çözülmüş halini kullanmaktayım. Söylememe gerek var mı bilmem, banyoya cam bardak sokmayın elbette..

Bir kaşık karbonat, üzerine su. O kadar. Usulca dökün, saç diplerine yedirin, durulayın. Bir hafta hiç yıkamasanız bile saçlarda yağlanma, kokma, matlık hiç bir sorun kalmıyor. Işıl ışıl olması için de Argan yağı, elbette DOA‘dan!

Deneyin, bir kaybınız olmaz, en kötü ihtimal, bir sonraki banyoda sabuna şampuana geri dönersiniz ne olacak?

Sonuca şaşıracaksınız..

 

 

11 Yorum

Filed under alışveriş işleri, araştırdım, bakımlı hatun, güvenli hayat, icatlar, kozmetik, saglik, severim paylasirim

ANNE BABALARA ÖNEMLİ DUYURU

Çok özel bir insan, Funda Alkaya Dicle yazdı bütün bunları, müsadesi ile buraya aldım..

Diyor ki: 

“Ben ilk aklıma gelenleri listeledim. Bunlar senelerdir her eğitim de dinlediğim , okuduklarımdan öğrendiklerim. Hepimiz aklımıza gelenleri ekleyelim. Tüm çocuklar için daha bilinçli olma vakti geldi de geçiyor. Bir kişiye bile faydası olsa daha ne isterim…”

 

Sevgili anneler ve babalar çocuklarınızı her türlü kötülükten korumak istiyorsunuz ya işe evden, kendinizden , kullandığınız kelimelerden, verdiğiniz gizli mesajlardan başlayın.

1) dudaklarından öpmeyin kuzularınızı, 
2)garson amca kızar şimdi , bak teyze kızıcak şimdi diye herkez sana kızabilir bağırabilir imajı yaratmayın
3) kalabalık araçlarda otur teyzenin kucağına, sıkış amcanın yanına diyerek yabancılar ile arasında bağı kuvvetlendirmeyin
4) Akraba dahi olsa çocuğunuzu kimse ile tuvalete yollamayın.
5) Kendini öptürmek istemiyor ise “öpsün bir kere” demeyin ona kızmayın.
6) utana sıkıla modern olucam diye çocuğunuz ile banyo yapmaya çalışmayın. (dikkat bebeğiniz ile demiyorum)
7) Vücuduna o istemedikçe kimse dokunamaz bunu ona öğretin
8) yol boş diye kırmızı ışıkta çocuğunuz yanında karşıdan karşıya geçmeyin
9) Yol boş diye üst geçit yerine trafiğin arasından karşıdan karşıya geçmeyin
10) litre litre kola içip kola çok zararlı demeyin (inandırıcılığınız ölüyo)
11) Kitap , dergi, gazete okumuyor iseniz çocuğunuz okumuyor diye onu aşağılamayın. Gökten inmiyor okuma alışkanlığı.
12) “Sen yapamazsın” değil, “denemek ister misin?” deyin…
13) anne- baba olun arkadaş değil…
14) cıssssss demeyin, ona olabilicek zararı anlatın. Anlayacağı cümleler ile bilimsel gerçekler ile değil
15) göz teması kurun
16) bolca sarılın (unutmayın sizden ihtiyacı olan sevgiyi alan çocuk dışarıya daha az yönelecektir.
17) Aşağılamayın, yargılamayın, utandırmayın ve asla kıyaslamayın (unutmayın her çocuk özeldir. Tek’dir.)
18) Korkutarak değil açıklayarak öğretici olun. 
19) sorduğu kadarına yanıt verin destan yazmayın
20) çocuğunuzu etiketlemeyin, olumlu-olumsuz etiketler baskı yaratır. ona isim takmayın, el şakası yapmayın …

Bu liste böyle uzar gider. Çocuklarımız hepimizin geleceği onların güvenli hepimizin sorumluluğu. Tüm çocuklar için daha duyarlı , daha bilinçli ve daha hoşgörülü olmalıyız…

1 Yorum

Filed under Diğer

Facebook’tan kopi peyst -i-

50 YAŞINDAN İTİBAREN NELERİ BIRAKMALI :
Neslihan Acu’nun yabancı bir internet sitesinden esinlenerek kaleme aldığı yazıdan alıntılar : Kaynak Yeni Asır.

1… Eski eşinizden ya da sevgilinizden nefret etmeyi bırakın. 
Nefret insanı sinsi sinsi kemiren bir duygudur. Son günlerin moda deyimiyle “affetmeyi öğrenin”. Affedemiyorsanız, en azından “kayıtsız kalın”. 
2… Dedikoduyu ve başkaları hakkında kötü konuşmayı bırakın.
Artık lisede değilsiniz. Dedikodu sizin için enerji ve zaman kaybından başka bir şey değil.
3… Minnet duymama huyunuzu bırakın.
Size iyi davrananları değil, kötü davrananları önemseme ve sürekli bunları gündemde tutma huyunuzu bir tarafa bırakın. Kızınızın ya da oğlunuzun doğum gününe, nişanına, nikahına kimlerin gelmediğine değil, kimlerin “geldiğine” odaklanın. Size kazık atanları değil, hoşluk yapanları “parlatın”.
4… “Ümitsiz vaka” arkadaşları bırakın.
Herkeste vardır öyle bir ya da iki arkadaş. Sürekli bir takım dertlere batıp çıkarlar ve her battıklarında size koşup saatlerce kafanızı ütülerler. Ama söylediğiniz hiçbir lafı da iplemezler. Ayrıca, siz zor durumda kaldığınızda nedense hiç ortalarda görünmezler. Gençken tamam da, 50 yaşından sonra kıymetli vaktinizi böyle boş işlerle harcamayın. 
5… Karmaşayı bir tarafa bırakın.
İnsan 50 yaşına yaklaşırken, neyin değerli neyin daha az değerli olduğunu az buçuk anlıyor. Aile, gerçek arkadaş(lar), dost(lar) ve sizin için gerçekten anlamı olan bir “iş”. Gerisi hakikaten kuru gürültü. Dolaplar dolusu giysiye ve elli tane ayakkabıya da ihtiyacınız yok, laf olsun torba dolsun misali sosyal aktivitelere de. Ve ruhunuzu öldüren bir işe de.
6… Kafası karışıklığı iyi bir şey sanmayı bırakın.
“Karmaşık insanlar” ilginçtir. Ezbere konuşmazlar, her davranışlarının bir nedeni vardır. Bilgileri süs gibi durmaz üstlerinde, içselleştirmişlerdir. Onlar sayesinde yeni bakış açıları keşfederiz, zenginleşiriz. Ama “kafası karışık insanlar” ilginç değildir. Hayatı çorbaya çevirmekten başka işe yaramazlar.
7… Daha fazlasını istemeyi bırakın.
Mutlu insanların ortak sırrı, ellerinde olanın kıymetini bilmeleridir. Elindekinin kıymetini bilmiyorsan, daha fazlasını istemenin bir anlamı yok, çünkü o da seni mutlu etmeyecek. Daha da fazlasını isteyeceksin.
8… Şu fazlalık 10 kiloyu bırakın.
40’ların sonundasınız ve 5-10 kilo fazlanız var… Derhal o kiloları bir yerlerde bırakın. Yürüyüşte, yüzmede, spor salonunda… Fark etmez. Sorun “estetik” değil, sağlık. Fazla her kilo 50’lerden itibaren sağlık açısından bir tehdit çünkü.
9… Her şeye evet demeyi bırakın.
Kimsenin kalbini kırmamak ya da sevimli görünmek adına, olur olmaz her isteğe “evet” demeyi bırakın. Sizi zorlayacak, size ters gelen, sizi gerecek hiçbir şeyi yapmak zorunda değilsiniz. Hele 50 yaşından sonra!
10… Yaşlılıkla ilgili klişe düşünceleri bir tarafa bırakın.
Nasıl bir orta yaş ve yaşlılık dönemi geçireceğinize kendiniz karar verin. Canınız istiyorsa ve paranız varsa Küba seyahatine 60 yaşında da gidersiniz, sörf yapmaya 50 yaşında da başlarsınız, kime ne?

Yorum bırakın

Filed under Diğer

23 Nisan Kutlu Olsun

image

Bugün iki çocuğumuzla iki okulda çocuk bayramımızı kutladık. Törenler, gösteriler, bir parti havası. Kenan Doğulu Marşları. ..
Ilk defa çocuğu törende rol almayan veliydim. Ne büyük keyif, ne rahatlık. Büyüyünce kraliçe filan olursam kendime sırf çocuklardan oluşan bir gösteri ekibi kuracağım. 2-C’nin gösterisi müthiş eğlendirdi beni.
4-A da nasıl güzel bir “İzmir marşı” gösterisi hazırlamış, ağlattı beni güzellikleri, o güzellikler için kendilerini feda eden şehitlerimiz…

Anasınıfı gösterisinde de ağladım ama şirinlikleri duygularımı kabarttı da ondan. Anneannem de böyleydi benim. Koç burcuna özgü herhalde.. Ordu geçer ağlarız, bayrak görür ağlarız… derin duyguların kadını..
Neyse, sevmediğim kısım ise annelerin evlatlarını izlemek yerine kameraya alma çabaları.. Fayans boyunda tabletler kol uzunluğunda tutularak gösterinin minik, titrek, karanlık ve üç  megapiksellik bir filmini çekecem diye ne gösteriyi izleyebiliyor ne de elindeki b.ku bırakmadığı için alkışlayabiliyor…

Yine de, herşeye rağmen, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun, Millet Meclisimiz de iyi ki açılmış.

 

 

2 Yorum

Filed under çocuk, severim paylasirim

Çocuklara yaratıcı faaliyetler lazım

Hafta sonu Kırtasiye fuarını ziyaret ettik. Kırtasiyesever bir aileyiz, kalem koleksiyonları, defter ajanda merakı. . . Satış olmaması çok iyi oldu, fuarı bagaja doldururduk muhtemelen.
“Çok gezen mı bilir çok okuyan mı” münazarasında bu defa gezen kişiyi tutuyorum.  Suda yüzen, yerde zıplayan, havayla sertleşerek ya da fırında pişirilerek porselene dönüşen oyun hamurları gördüm.  (Kurumayan kum başbelası birşeydir o konuya girmeyelim)
Benim zamanımda, anaokuluna giderken, oyun hamuru olarak parmak uzunluğunda, selofana sarılı paketlerde dört temel renkte oyun “çamuru” vardi. Saka yapmıyorum.  Pis pis petrol kokan, yağlı bir şeydi.  Şekil de almaz, bi tek on parmağının on tırnağının en kuytu köşelerine kadar çıkmayan rezil bir lacivert ya da yeşile boyayan, Allah muhafaza halıya bir kırıntısı düşse halının tüylerini sertleştirip yapıştıranbu oyun hamuru kabustu.
Becerikli anneler kız meslek lisesinde yapma çiçek yaparken hazırladıkları tuz hamurundan yapar, toz kumaş boyası ile renklendirirdi ama o da tatminkar ya da havalı değildi. Sertleşir,kurur oynarken kum gibi dökülür, solgun renkleri homojen olmadığı gibi diğer lastiksi hamur yanında çok da sefil dururdu.
Her iki hamur da keyiften ziyade sorun verdiğinden çocuklar olarak sevmezdik.  En hızlı şekilde solucan-yılan yapar, bilemedin top yuvarlar bıkardık.
Yaratıcılık yetenek kadar çalışmaya, çabaya bağlı olduğundan bizimki kör kaldı.
Yirmi yil sonra çocuklarım yumuşacık play d’ohlarla oynuyorlar. Mis gibi kokuyor, kırışıklık burusuk olmadan sekilleniyor, en beceriksizler icin setler kalıplar mevcut, keyifle hayvanlar, pizza, dondurma, saç modelleri yapiyor insan.
Yere bir örtü, üzerine yer sofrası gelsin hayal gücü, geçsin saatler.
Ne diyordum?
Hah, kızımın meraki da oyun hamurunu ilerletti, fimo denen polimer kile ulaştı. Bayağı güzel modeller yapıyor.

fimo ile yapılmış bir şaheser

fimo ile yapılmış bir şaheser

 

Fimo Böcekleri

 

Hak geçmesin, oğlum da yaratıcılıkta geri kalmıyor, benim düz duvar yapabildiğim LEGO‘dan DeLorean üretti geçenlerde :))

Lego mühendisi oğlum :)

Lego mühendisi oğlum :)

 

 

 

6 Yorum

Filed under çocuk, icatlar, severim paylasirim