Bloglovin ve ben

<a href=”http://www.bloglovin.com/blog/5923995/?claim=cryvdg8hm7f”>Follow my blog with Bloglovin</a>

Yorum bırakın

Filed under Diğer

Safra Kesesi Ameliyatım

12 Ocak Pazar: Aniden başlayan deli bir bulantı. Şu son moda gripten midir nedir? Yol tutmuş gibi, sürekli bulanıyorum ama kusma hissi yok.

16 Perşembe: Yatınca geçmiyor, açken geçmiyor, tokken geçmiyor… Sürekli bulantı hayatımı mahfediyor. Kardeşim teşhis koydu: Safrakesesi.. Yok deve diyorum içimden. Safrakesesi yaşlılarda olur. Ultrason beni yalancı çıkarıyor. Safrakesemde taşlar var.

Safrakesesi ultrason görüntüsü

Safrakesesi ultrason görüntüsü

Hemen hastane/doktor arayışı başlıyor, hem korkutulduğumdan (taşlar küçük, kanala kaçar, karaciğer şöyle olur, kanser boyle olur, vıdı vıdı vıdı) hem de mide bulantısını kesmek için kesilmeye razı olduğumdan her yere, herkese danışıyorum ve bu ameliyatın düşündüğümden daha yaygın olduğunu görüyorum, tanıdığım herkesin görümcesi olmuş mesela.. Çok ilginç. Ha gayret.. İyi bir doktor bulunuyor, muayeneye koşarak gidiyorum, doktorumla anlaşıyoruz, Çarşambaya ameliyatım var, Perşembe günü safrakesesiz hayatım başlıyor!

22 Çarşamba: Sabah 11’de hastaneye aç karnına giriş yapıyoruz, standart refakatçim eşimle beraber. Başka kimseyi istemedim. Acı çekerken görülmek istemiyorum. Yemin billah sözler verdiriyorum herkese, hastanenin adını bile vermiyorum gelinmesin diye, dinlemezler bilirim.

Kan tahlili, ciğer filmi bi de eko çektirip süitimize geçiyoruz. Hastane, ameliyat ile ilgili bilgileri vermek ve sayfalarca anket formu doldurmak üzere güleç ve neşeli bir ebe hanım geliyor, anlatıyor gülüyoruz, anlatıyorum gülüyor. Gırgır şamata içinde bana ameliyat geceliğini giydiriyorlar. “Kağıt iç çamaşırı edinseydim keşke” şeklinde bir düşünce beliriyor. Takılar evde bırakıldı, saati eşime devrediyorum, damar yolu açılıyor, sedye geliyor aa saat bir olmuş bile, hop biniyorum, daha asansöre varmadan basıyor ebe hanım narkozu, bir saat sonra tekrar yatağımda, pijamalarım ve çılgın bir ağrı duygusuyla uyanıyorum. Ağrıkesici anında etki ediyor, kırk dakika kadar sonra, hala narkoz etkisinde ama çok daha iyi bir şekilde tekrar uyanıyorum. Kesinlikle midem bulanmıyor artık!!!!

20140122_202603

Akşam dokuza kadar yemek yok. Boğazım acıyor, dilim damağım kurumuş. Gazlı bezi ıslatıp bir kaç damla emmeme izin verdi dr. Oh dünya varmış.

barbi[Ameliyat laparoskopi yöntemiyle yapıldı. Kapalı ameliyat denilen şey. Karnınızda aha bu işaretli yerler kesiliyor. İki delikten karbon dioksit basılıp karın şişiriliyor, bir delikten kamera tıkılıp içerinizin görüntüsü ekrana veriliyor, son delik de çin yemeği gibi, operatör girip keseyi kesip çıkarıyor. Safrakesesi gri, küçük parmağım boyunda ve hıyara benzer bir organ. Delikler fazla acımıyor, deliklerin etrafında zorlanmaya bağlı morluklar var, o fena acıyor.. İlk gece yan, sonra normal yüzükoyun çok rahat uyuyorum, ama yerden bir şey almaya eğilemiyorum hâlâ. ]

Acaip açım, dokuza kadar bişey yok diyor gece hemşirem. Dokuza kadar kapıyı gözletiyor bana. Dokuzda açık çay ve bisküvim geliyor. Ameliyat sonrası ennnn önemli şey gazını çıkarmak. O gaz çıkana kadar katı gıda yok. Sulu şeyler, çorbalar tek gıdanız. Önerim yanınıza bir iki kuru erik alın. İşlemi hızlandırıyor.

dikis

dikiş, morluk ve allerjik reaksiyon

Ertesi sabah taburcu ediliyorum. Personel süper. Hayat harika, Starbucks’ta bi kahveyle kutlayıp eve atıyoruz canımızı. Görenler şaşıyor ameliyattan kalkmış deliye. Benim sezaryanlar da çok rahat geçtiydi hamdolsun… Her gün pansuman yapıyoruz, hop pansuman bandının yapışkanı hassas bezelye prensesinin tenini tahriş ediyor. :(( Ameliyata aldırdığım yok, bu bant izleri yama yama kıpkırmızı ve kaşınıyor, derdim o.

Allahım nerelerden kimler kimler arıyor, soruyor ne güzel bir duygu. Mutluyum, o kadar ki, arayanlar bozuluyor, ağlayıp inlemiyor olmama şaşıp “ameliyat yarın mı” diye soran var. :) Allah razı olsun cümlesinden. gelenler gidenler.. yemekler… :))))

Çok rahat geçen, iyileşmesi kolay bir ameliyat. Eve dönüşün ikinci günü kısa bir duşa bile izin verdi dr’m. İkinci gün araba kullanmaya başladım zaten kısa mesafe. Ağrı kesiciye devam.

Bugün 29 Çarşamba sabaha karşı 01:42. Hemen hemen hiç bir ağrım yok. Son derece başarılı geçen bu ameliyattan sonra, dikişler cumaya alınacak, sonra kızartma yasak bir hayat süreceğim. E zaten sevmem. İyi oldu…

Hastaneye şarjınızı, bilgisayarınızı vb götürmeyi unutmayın, bana sorarsanız, bi de uzatma kablosu fena olmuyor.

20140122_20254520140122_225232

Odanıza su, soda, kettle, çay kahve, kağıt bardak alabilirsiniz. Hastane kantinleri insafsızca fahiş fiyatlar çekiyor insana.

Çok rahat bir ayakkabı ya da terlik giyin. Bir süre eğilemeyeceksiniz, çorap giymek ne zor işmiş…

Islak mendil yine elimin altındaki en iyi destekti, bir de önden fermuarlı polar yeleğim. Giren çıkan, kalabalık, koridorda yürüyüş yapmak lazım, pijamalarla mahçup oluyor insan. Rahat ettim..

Cümlemize sağlıklı, hayırlı ömürler versin Rabbim. Hadi geçmiş gitmiş olsun..

18 Yorum

Filed under saglik

19 Ocak 2014 Akşam gazetesi freecycle ropörtajım

Freecycle için bakınız: Freecycle nedir?

 

 

 

—————————

Benim yolladığım metin:

Arzu hanım

Sorularınıza google’dan da bulabileceğiniz düz yanıtlar ve bazı rakamlar vermek yerine ilgilenen herkesi bilgilendirmek istedim.

 

İsmim İpek, Üniversite mezunuyum, evli ve iki çocuk annesi bir iş kadınıyım/bloggerim. Üyesi ve bir moderatoru olduğum Freecycyle (Frisaykıl) size yansıtıldığı gibi “paranın geçmediği” bir alan değil. Freecycle tamamen recycle mantığı, geri dönüşüm ile ilgili bir şey.

Bilirsiniz, evinizde 6 aydır kullanmadığınız her şey, evinizde ve hayatınızda boş yere yer işgal eder. /Feng Shui. Bu birikintiler, “hele dursun bir gün lazım olur”lar ne kadar kötü enerji ve daha da fenası toz varsa üzerine çeker.

Beri yandan sizin atmaya kıyamadığınız, ama bir türlü de kullanmadığınız, kullanılır haldeki her bir nesne şu anda bir başkasının son derece acilen ihtiyaç duyduğu bir şeydir muhtemelen.

Giymekten bıktığınız kazaklar; modası geçen çantalar; içinizi bayan ve yenisini aldığınız için evden çıkarmanız gereken ama kime vereceğinizi bilmediğinizden garaja/kömürlüğe yığdığınız beyaz eşyalar/bilgisayar parçaları/mobilyalar/cep telefonları/aksesuarlar; büyüyen bebeğinizin mama önlüğü ve biberonundan başlayarak oto koltuğuna kadar bir sürü para verip aldığınız ama bir şekilde ihtiyaç fazlası olmuş ürünler; kilonuzdaki değişmeler yüzünden size dar/bol gelen belki de iki kere bile giyilmemiş pantolonlar.. Taşındığınız için yeni eve götürmek istemediğiniz/sığmayan büfeniz.. Sigarayı bıraktıysanız kül tablaları, hediye gelip üst üste biriken borcamlar.. Yapıp, çerçeveletip sonra da yıllarca bakmaktan usandığınız puzzle tablonuz.. Aklinıza ne gelirse..  Sizin evinizde de çöpe atılmayacak kadar iyi ancak kullanmadığınız onlarca şey vardır. Evden çıkınca sizi ferahlatacak, verdiğiniz kişiden de hiç olmazsa dua kazanacağınız yığıntılar..

İşte bunlar Freecycle’ın uzmanlık alanı. Üyelerimiz mesajlarında özelikle başlıkta belirterek TEKLİF ve TALEP gönderebilirler. Şu ya da bu, büyük ya da küçük.. Fark etmez.

İlaç-tütün-alkol ve ateşli silah dışında her şey olabilir. Temelde TEKLİFlerin ağırlıkta olması lazım,yurtdışındaki gruplarda böyle. Bizde şu aralar başabaş gidiyor, insanlar hala bu sistemi bir “yardım isteme” merkezi zannediyorlar.

Hem bilirsiniz, “Veren el alan elden üstündür” der bir hadis.

katılmak isteyenler: internet araması ile  bulunduğu şehirdeki Freecycle yahoo grubuna ulaşabilirsiniz. Grupların Facebook sayfaları ve hatta blogları da var. (https://freecycleistanbul.wordpress.com/)

Üyelik herkese açık, isteyen istediği zaman girebilir ve çıkabilir. Mesajlara moderasyon uygulanıyor.

Şehrinizde bir freecycle oluşumu yoksa, neden siz başlatmayasınız?

 

Benim ilk paylaştığım eşyam bebeklik pusetimdi. :) Benden sonra 2 kuzenimi büyüten puset, kızkardeşim için 9 yıl sonra evimize geri döndü. Küçülen eşyalarımızı, artık oynamadığımız oyuncaklarımızı, yenisi alınınca eski bisikletimizi, gitara geçince mandolinimizi birbirimizle değişirdik hep. Hem ailemde hem konu komşu arasında böyle mini alışverişler olurdu. 80’lerde tüketim delisi bir toplum değildik, aileler daha paylaşımcıydı. Mal kıymeti bilinirdi. Birine birşeyini vermek ayıp değildi. Kardeşler kuzenler birbirlerinin kıyafetlerini giyerler ve ekonomik durumu ne olursa olsun hiç kimse bundan utanmazdı. “A yazık ayol, bir kere giyecek alt tarafı, bizim oğlanın mezuniyetinde giydiği takımı vereyim giysin seninki” derdi birisi ve iş görülüverirdi.

Sonra işler değişti, herkeste bir “yarım olsun, benim olsun” kavramı başladı. Gereksiz bir tüketim çılgınlığı insanları kavuruyor şu aralar. Özellikle bebek ürünleri hem pahalı hem de gerçekten kısa süre kullanılabiliyor. Yazık günah. Benim evimde öylece durup dururken, bir arkadaşım gidip sıfırını alırsa çok kızıyorum. Artık sandık odaları, yüklükler de yok ki evde bir sonraki bebeğe saklayalım, ki o da bir dert, kızımda bir bavul dolusu eşya sakladım, 3 yıl sonra ikinci bebeğim erkek oldu. Hadi bakalım… Ne yaptık?

Tabii ki freecycle!

Bu zenginlerin fakirlere şunu bunu bağışladıkları bir sistem değil. Bu, para verilip alınmış her bir şeyin, kaynakların korunması ve ekonomiye katkı adına, elde tutulmayıp işi bitince bir sonrakine geçirmek.

Zaten “mal da yalan, mülk de yalan, var biraz da sen oyalan”

Milyar dolar paranız da olsa, hiç bir şey çöpe atılacak kadar değersiz değildir. Mutlaka ve mutlaka ihtiyacı olan biri vardır. İhtiyaç burada MUHTAÇ/ACİZ/EL AÇAN anlamına gelmiyor. Maddi gücünüzün önemi yok. Sende fazlaysa, bana da lazımsa, dolar milyarderi de olsam gocunmadan alırım. Dünyamızda kaynaklar çok sınırlı. Ziyan etmek ise günah :)

Ama bu tekrar edeyim, eskici dükkanı değil. Sokaktaki kağıt toplayanlara da, semtteki kermeslere de, muhtarlıklardaki, belediyelerdeki, camilerdeki Gönül Mağazalarına da yardım ediyor, eskilerinizi veriyor olabilirsiniz. Freecycle’de sizin kendinizin kullanabileceğiniz kadar temiz ve iyi durumda eşyalar verilir. Hırtı pırtı, çürük çarık, elden düşme ürünler kesinlikle olmaz.

 

İlginç bir teklif? Ben erkek arkadaşına aldığı bayağı da marka bir parfümü, bozuştukları için freecycle’a veren birini hatırlıyorum.

 

İlginç bir anı? gelen 15.000. istek olan sehpa’yı bir üyemize hediye etmiştik.

Şimdi 6666. üyemize çok yakınız, belki bir sürpriz olabilir.

10.000’inciye de bir sürpriz planlıyoruz.. FREECYCLE FOREVER!

 

 

Benden bu kadar, kolay gelsin, iyi çalışmalar

 

İpek AG

5 Yorum

Filed under alışveriş işleri, freecycle, severim paylasirim

5. sınıf performans ödevi inşaatı: Kabartma Türkiye Haritası

Çabuk kuruyan alçı (2 kg) nalburdan alındı. Kabartma harita çeşitli boylarda olmak üzere, kırtasiyelerde satılıyor. İri boy almak marifet değil, bildireyim, acaip ağır oldu bitince.

Vaktiyle tamamen başka bir amaç için aldığım bir plaka foamboard ile çerçeve çektim.

99

Kenarlar 45 derece eğimli, güzel kavuşsun diye.

20140112_143122

Bilahare her bir kenarın 0.5 mm uzağına falçata ile paralel iki yol çizdim. Kürdan ile minik oluğu açtım.

20140112_143136

Kızım haritayı oluklar yardımıyla çerçeveye geçirdi.



20140112_144117 20140112_144129

Haritanın arka yüzüne bolca bebe yağı sürüp, yoğurt kıvamında hazırladığım alçıyı çerçeveye döktü.

20140112_150446

24 saat kadar kurudu. Yalnız pek kırılgan dökülgen bir şey oldu, köşeler her fırsatta koptu, tuttuğumuz yer elimizde kaldı, her tarafa da bembeyaz tozu döküldü. Alçının kalitesi mi benim alçı karma yeteneksizliğim mi bilmiyorum.

20140120_160810a

Bitmişi boyanmış halde 100 aldı!

27 Yorum

Filed under ilkogretim, severim paylasirim

Adamlar yapmış abicim. Pebloş’la tanışın

Babam 50’lerda Bütün Dünya dergileri okurmuş. Saklamış, ben de 80’lerde okudum. Hep bir bilim kurgu havası vardı, 2000’lerde herkesin sihir gibi hayatları olacaktı. Ne de olsa, ilk uçağın icadı ile ilk aya uçuş arasında sadece 60 yıl geçmişti. Neden olmasındı??

Evet, Jetgillere eriştik neredeyse.. Kayan kapılar yapıldı. Görüntülü görüşmeler, robotlar, 3D televizyonlar ve printerler de evlere girdi. Işınlamayı henüz beceremedik ama icatlar her gün yapılıp önümüze konuluyor.

Pebble (Çakıltaşı) bir başka güzel icat. Bacım ilk görüşte “O ne o? Zikirmatik mi??” dese de…

Sizi Kickstarter macerası ile yormayayım, bir zahmet araştırın. Bir yıldır satışta ve geliştirilmeye devam ediyor. i-phone ve android telefonlar için bir eee bişey işte. Ama çok güzel bir şey.

Telefonla eşleştiriyorsun, Bluetooth üzerinden. Telefonun ekranına ne geliyorsa senin kolundaki saate de o geliyor.

20140110_131443

Gelen çağrılar, sms’ler, whatsapp, facebook,mail hesaplarınız. Ne olursa. Bir ek-ekran var kolunuzda. Sudan selden etkilenmiyor. Telefonunuz içeride odada şarjdayken ve siz bir yandan bulaşık yıkarken kimin aradığını görebiliyorsunuz, telefonun sesini bir tuşla kapatabiliyor ya da çağrıyı hazır bir sms’le reddedebiliyorsunuz.

Duştayken gelen sms’lerden haberiniz oluyor. Araç kullanırken taa çantanızdaki ya da cebinizdeki telefonu kimin çaldırdığını görüyorsunuz. Sessize alınmış telefona gelen her mesaj anında gözünüzün önünde. 20140110_131453

Ha, çok mu lazım? Vallahi evet, lazım. Hiç bir şey olmasa, telefonun şarjını bitirmiyorsunuz zırt vırt açarak. Her biplemesine asker olmuyorsunuz. Ki ben telefonsevmez bir insan olarak (yakında onu da yazacağım) bunu çok seviyorum. Çok güzel bir ton uygulama var ve her gün yenisi ekleniyor. Tam aradığınız herhangi bir özelliğe de kavuşturabiliyorsunuz Pebble’ı.

Bir Kindle gibi e-mürekkep teknolojisine sahip olduğundan, ekran en parlak gün ışığında bile netliğini koruyor. Parlama yapmıyor. Bir bilek hareketi ile ekran kısa süreliğine aydınlanıyor ve karanlıkta da görülebiliyor. Alarmı titreşim şeklinde. Pek nazik.

Ve evet saati de gösteriyor! Çarşıdan alıyorsunuz bir tane eve geliyorsunuz yüzlerce çeşit saat oluyor bir seferde. İncelemek için bakınız My Pebble Faces . Kesmedi mi, buyrun kendi saatinizin kadranını kendiniz tasarlayın, en özgün sizin saatiniz olsun: Tasarım sitelerinden biri

Hemencik blogun saatini tasarladım:

20140111_233536Güle güle kullanıyorum yeni yıl hediyemi.

6 Yorum

Filed under alışveriş işleri, bilgisayar, icatlar, severim paylasirim

Koşuşmalı Tombi’k

Ehe. Yoğuşmalı Kombi gibi. Bi de eşanjör var bi türlü cümle içinde kullanamadığım.. Buraya yazayım bari.

Güne erken başlasam da elim ağır biraz. İlla ki geç kalırım. Her yere ve her şeye.. Son dakikaların adamıyım. (Şu an çıkıp kızımı almam gerekiyor mesela, ben bunu yazıyorum. Hatta çayım da geldi. İlla sıkışarak olacak herşey, Allah’tan hızlıyım da Hermes gibi.. -amma saçma oldu aynı cümlede hermes.. neyse)

 

Sabahları evden çıkışım -lütfen Zihni Göktay telaffuzunu hayal edin.- “baskın yemiş zampara gibi”.  Ayakkabının teki ayağımda, araba anahtarı cebe, telefon bir başka cebe sokulmakta, montu koltuğumun altına kıstırmışım, kıç cebimde o gün yapılacak şeylerin sağa sola not alınmış kırpık kırpık kağıtlar, bi koltuğumun altından scart kablosu sallanmakta, elimde koca bir ikea çantası, içi o gün uğranılacak ve bırakılacak saklama kapları, ilaçlar, servise verilecek bozuk ürünlerle dolu. Saçıma tarak sürdüysem şanslıyım. Asansör aynasında kalem çekmişliğim vardır.. Ruj zaten arabada bi kırmızı ışıkta halledilir, acelesi yok!

Kızı okula eşimi Metro istasyonuna atıp günlük rutine başlıyorum. Dört evin bir oğluyum ben. Bu sabah mesela arabayı otoparka yıkamaya bırakıp (ki pişmanım) muhasebeciye ve notere gittim. Yeğenimin partisi için sipariş verdiğim folyo balonu sormaya uğradım, yol üzerinden bir çamaşırcı bulup evin erkeklerine iç çamaşırı aldım, kasaba uğradım köfte bitmiş, tavuk budu aldım bi ara fırınlayacağım, geçerken bir çingene bulup yılın ilk nergisini de aldım, kadın indirim de yaptı :))

Oradan eve dönüp bunları bıraktım, işe geldim. Kafamda deli yazılar, oturup neler neler yazacağım… (Mesela dün neler yaptığımı yazacağım, hangi dertlere deva olduğumu… Telefona ne kadar sinir olduğumu…Yeni aldığım cici Pebbloşumu anlatacağım.. Neler neler)

Nasreddin Hoca bir gün evden çıkarken “Hanııım, ben kahveye gidiyorum, bir saat sonra gelirim” demiş. Hanımı da içerden : “İnşallah de, beey!” diye seslenmiş. Hoca öfkenlenmiş, “ne inşallahı be? aha iki adım ilerde kahve, bi kahve içer, sohbet eder gelirim” çekmiş kapıyı çıkmış. Daha bahçe kapısında bir süvari çevirmiş hocayı. “Atın tayı yanında, ama yavaş gidiyor, yol uzun telef olacak, al şunu kucağına Akşehir’e kadar taşı çabuk” diye emir vermiş. Haydaa, ne yapsın Hoca, emir demiri keser, yallah etmiş tayı, atın tozunu yuta yuta taa Akşehir’e kadar gitmiş, yayan yapıldak geri dönmüş ki gecenin körü olmuş.Kapıyı çalmış .. “Kimdir o?” demiş kadın. Hoca bitkin bitkin “hanım İNŞALLAH benimdir” demiiş.

İşte ben de bu planımdan evvel inşallah demediğim için, bi girdim, bilgisayara manyak virüs kaptırmışlar, Smart Guard Protection diye.. Allahın bir belası. Söküp atana kadar bu saati buldum.

Yazılar da sonraya kaldı artık. Gideyim kızımı alayım, eve varayım, akşam yemeği, çocukların ödevleri, kendi hesap kitap işlerim, e malum ikinci üniversite işlerim, kahvem, yıkanacak çamaşırlarım, dikilecek düğmelerim, yamanacak çorabım, oynanacak oyunlarım ve izlenecek filmlerim var.

—————–

Her bilgisayara a) avast antivirüs kurun, b) bi ara sistem geri yükleme noktası oluşturun!!

20140103_194815

4 Yorum

Filed under aile, ben yazdım, insan olmak, severim paylasirim

İşten artmaz, dişten artar.

Ben bu sene akıllandım . Buyrun ispatı:
Bu benim “Altın Yumurtlayan Kaplumbağam”.
image

Akşam eve gelince cebimde kalan 1 liralari buna atiyorum.
50 kuruslar kizin, 25 kuruslar oglanin bombozuk olanlar da Ziraat bankasinin kumbarasina gidiyor. (*)

Kaplumbağam tıka basa dolduğunda, artık bir ay mı olur üç ay mı  belli olmuyor, içinden çıkan paralar = 1 Çeyrek oluyor.  Çeyrek kumbarasina gidiyor.

:) Fena mı?

*-*-*-*-*-*

Almak istediğim çok güzel şeyler var. Ama elimi cebime atmadan önce şunu düşünüyorum: “İstiyorum Evet, peki ihtiyacım var mı?”
Bu soru bana geçen sene epey tasarruf ettirdi. Hala kapılıp aldığım, ota b.ka para verdiğim oluyor ama ;) akıllandim o kesin.
Çocuklara öğüdüm : “Para oyuncakçıda/markette vb vb duracağına bende dursun. Para bana lazım niye adama vereyim? ”

*-*-*-*-

Bu da geçen yıl oğlum anaokulundayken Kızılay’a ziyarete gittiklerinde dağıtılan kumbara. 5-10 kuruşlar buna gidiyor. Azımızı çoğa saysınlar artık. Bu sene Şubat tatilinde götürüp vereceğiz bankaya..
image

 

3 Yorum

Filed under aile, alışveriş işleri, çocuk, severim paylasirim

2013 raporu. Blog işinde iyiyim :)

WordPress.com istatistik yardımcı maymunları bu blog için bir 2013 yıllık raporu hazırladılar.

İşte bir alıntı:

Louvre Müzesi, yıllık 8.5 milyon ziyaretçi ye sahip. Bu blog, 2013 içinde yaklaşık 150.000 kez görüntülendi. Eğer bu Louvre Müzesi’nde bir sergi olsaydı, bu kadar insanın bunu görmesi yaklaşık 6 gün sürerdi.

2013 içinde, 99 yeni yazı yazıldı, bu blogun toplam arşivi 520 yazıya çıkıyor. 238 resim yüklendi, toplamda 117 MB. Bu yaklaşık haftalık 5 resim.

Yılın en yoğun günü 1.742 hit ile Şubat 18th oldu.

106 ülkeden arama yaparak ulaşan bir sürü insana teşekkür ederim.

2014’te kendimi aşacağım, söz!

Raporun tamamını görmek için buraya tıklayın.

6 Yorum

Filed under ben yazdım, blog işleri, severim paylasirim

Son bir aydır hemen her günüm hırgürle geçti..

Konuyla ilgili fıkramızı hemen en önden verelim.. Biz Çetin Altan’dan, Hasan Pulur’dan böyle gördük:

Temel, Cemal’e övünüyormuş:

“Benim dedem Dünya savaşında Ruslarla savaştı, amcam Çanakkale’de İngilizlerle savaştı, Babam Kore savaşı gazisi, ben de Kıbrıs savaşında Yunanlılarla savaştım”

Cemal durmuş, demiş ki: “Amma geçimsiz sülalen varmış be”

*-*-*-*-*

Bazen, hakların için savaşman gerekiyor. Manyak gibi. Özellikle firmalarla. Mağazada çözemediğim sorunları Facebook sayfalarından, Müşteri hizmetleri hatlarından illa ki uğraşır çözüme ulaştırırım.

Bu sabah mesela, Samsung’la 17 dakika ve 2 Müşteri Temsilcisine mal olan bir savaşın galibi oldum.

Son 1 aydır dişe dokunur firmalardan kapışmadığım kalmadı herhalde… Şu Müşteri Hizmetleri hatları var ya, offf…

Görsel

Kısa özet.

Kodak: yazdım zaten daha önce.. Garanti harici olarak tamir edip yolladılar.

Garanti Bankası sanal kartım çalışmadı. Muhtelif yurtiçi yurtdışı sitelerden alışveriş yapamıyorum… Deli oldum. 2 oturumda ve en az 1 saat harcayarak, 15 farklı müşteri temsilcisi ve 2 süpervizörle görüşerek derdimi hallettiremedim,adamlar AN-LA-MI-YOR! sanal kartı iptal ettirtip yeni sanal kart hazırladım.

LCW. Aldığım pantolonun küçük bedenini bulmak için 3 farklı mağazaya bizzat gittim, 2 tanesine telefon ettim. Sezon ürünü ayol, bir tane pantolon yok.. Müşteri hizmetlerini aradım, müşteri temsilcisi ile boğuştuktan sonra, yetkiliyi bağlattım, çözdü. Pantolonu aldım.

Esse. Kahve makinem su akıttı. Servise götürdüm, garanti harici onarım yapıldı. Bir hafta sonra yine su akıtmaya devam etti. Servis sorun çıkardı, merkezi aradım. Merkez “iade alalım” dedi. Servisten form alıp Esse mağazasına gittim, “olmaaaaz” dediler. Hadi müşteri hizmetleri bir daha… onlar iç yazışma, iç telefonlaşma, hallettiler, gittim aynı fiyata istediğim tava tencere setini aldım. Pek güzel oldu.

Esse. Kendime yılbaşı hediyesi alacağım. Vitrinde 4 tane kek kalıbı var, (bacımın deyimiyle KEKLİK :)

Görsel

(güzelliğe bak!)

çok beğendim tam aradığım gibi. Rafta kalmamış. “E vitrinde 4 tane var birini verin?” Vitrini bozamazlarmış. “Başka mağazadan istetin?” ona da yok.Hop: Müşteri Hizmetleri Facebook. “Adınıza ayrıldı, dilediğiniz zaman mağazadan alabilirsiniz”. Hehe..

Samsung: Eşim mühendis, çizim mizim bi ton işi oluyor, gitti kendine bir Samsung Galaxy Note 2 aldı. O cihazın da özel bir kalemi var, not alıyor, yazıp çizebiliyorsunuz. Cihaza adını veren özellik o kalem. Kalemi yitirdik… Yitirmez olaydık. Kaç gündür mağaza mağaza gez, telefon et. Yok. Yedeği yok. Netten bakıyorum, sitelerde hep çin malı sahte şeyler var.. Bu sabah “kayboldu” deyip kaskosundan (Cepkask=) telefonun yenisini almayı bile düşündüm. Çok uzun iş.. Bunu getirten firma Genpa, yazıştık. Ellerinde yok. Samsung Servislerinde yok. Hiç yok yok yok.

Bu sabah Samsung Müşteri Hizmetlerini aradım. Şu 17 dakikalık olan..Bir müddet ikna etmeye çalıştım, olmadı. Daha yetkili birini istedim. Bir bey çıktı telefona, anlattım derdimi. Bu telefonu feysbuğa girmek için almadığımızı, kalemsiz telefonun hiç bir özelliği olmadığını, bu işin merkezi olan İstanbul’da olduğumuzu, yasal olarak 7 sene boyunca yedek parça bulundurmak zorunda olduklarını… Ve koskoca şehirde bir tane kalem bulunamadığını..

Adam benden hangi mağazalara sorduğumu öğrendi, sonra daaaa………. diğerlerinin telefonlarını vermeyi önerdi.

Tam hatırlamıyorum ama yaklaşık olarak “Burası Müşteri Hizmetleri hattı, ben Müşteriyim, sizden de akıl değil Hizmet istiyorum. Kendi çabalarımla ulaşamadım, siz bir zahmet ulaşın, stoklarına bakın, bir tane bulun; ya bana yakın bir mağazaya göndersinler ya da şurada var deyip adıma ayırsınlar gidip alayım. Bu bilgiyi vermek için arayın” dedim.

Aradı. Bir AVM’de bir tane kalem beni bekliyor. :))

 

daha da var da yazamayacağım içim bayıldı.

Canımı yediniz müşteri hizmetleri. Lanet Nurcall’lar.. Sizin kendi hatlarınıza işiniz düştüğünde bu numaraları kendinize de çekiyor musunuz yoksa bir şifre filan var mı prosedürü ve bin dereden su getirmeyi atlamak için??

4 Yorum

Filed under alışveriş işleri, saçmasapanlıklar, şikayetlerim

Nail art 2 / Tırnak Süsleme Sanatı

İlk bölüm burada: Nail Art

 

 

image

Kış teması

image

Bu bir nazar boncuğu değil, 8 numaralı top!
image

Bulutlar ve balonlar..
image

image

1 Yorum

Filed under kozmetik, nail art, severim paylasirim