Category Archives: internet

K-insan

Küçük insanlara kinsan diyorum, bu adı koymamda mühim bir etken küdam fikridir ki Can Barslan’a teşekkür etmek lazım. Benim kinsanlarım ebat olarak değil fikir olarak küçükler o yüzden sadece bakarak ayırt edilemiyorlar. Bir süre konuşmaları ile insan ve kinsan birbirinden hemen ayrılıveriyor.

Bu yazı istediğim kadar hafif olacak mi şu an bilemiyorum.

Hayal edin: Bir masanın önünde oturmaktasınız. Onunuzde bir kutu var. bir karışlık bir şey. Ayakkabı kutusu kadar diyelim.

Ne var içinde?

Sizce?

Ne renk, dokusu nasıl? Elinizi kutuya soksanız sıcak mıdır soğuk mu?

 

Kutuda MUZ var bir tane.

Dünyanın her yerinde tanınan bir meyve. Adını her dilde farklı söyleseler de kime göstersen muzun muz olduğunu bilir.

Bu bir GERÇEKtir. Önemlidir.

Muz sevmem, illa sarı olacaksa limon olsaydı, muzu buzdolabına koyarsan uzun dayanır, hayır oda sıcaklığında durmalıdır, muzu alttan açmak lazım, hayır efendim sap kısmından soyulur, benekli muz lezzetlidir, iri muz daha faydalıdır, muz çok lezzetlidir, üzüm dururken muz yenmez….

Bunlar FİKİRdir. Başına “bence” kelimesi gelebiliyorsa görecelidir, izafidir, her yerde aynı değildir. O zaman önemi yoktur. Geçersizdir.

Fikirlerinizle gerçeklerinizi oturup bir sayın. Kafa adlı kutuda sadece gerçekler olsun.

Bir örnek: Ben çayı şekersiz içerim. Eee noolmuş? İç. Bunu konuşmayız. Bize bir faydası yok bu bilginin. Kutudan dışarı.

Sosyal medyada bunu belirtmek balkona çıkıp bağırmak gibi. Bize ne? Kendi balkonuna çık bağır mahzuru yok.

Bunu BAŞKASINA yorum olarak yazıp “fikirlerime saygı duyacaksınız, düşünce özgürlüğü var” diyemezsiniz.

O fikir senin fikrin, otur kendi sayfana yaz, çiz, fotoğrafını çek isteyen baksın. (bakınız ben). Budur düşünce özgürlüğü. Gelip benim sayfama öyle yorum yazamazsın. O benim özgürlüğüme müdahaledir, özgürlük alanımı çiğnetmem.

 

 

 

 

Yorum bırakın

Filed under insan olmak, instagram, internet, kültür, severim paylasirim, sosyal medya

Bak! İyi bak ve unutma! -ii-

 

-devam-

Gel zaman git zaman tv-renkli tv-video-video kaset kiralama dükkanları-betamaks mı vehase mi muhabbetleri aldı yürüdü 80’lerde. Almancılar oluk oluk film akıttılar ülkeye. Şaban filmleri de miki filmleri de oralardan buralara geldi.

Ben universite icin evden ayrildigimda (1990) yilbasi tatili icin eve dondugum uc ay sonraya kadar evdeki toplam 5 tuslu videoyu calistiramamisti bizimkiler. 

TV’deki bazi yarismalara katildim bir donem. Simdi adini bile hatirlamadigim bir TRT yarismasi.. Ozkan Ugur’un Agirliginca Altin yarismasi.. 2003’te Metin Uca’nin Passaparola’si… Iste onu kaydetmenin tek yolu bir video sahibi olmakti. Gittim ikinci el bir video aldim. Dvd-hd-3d jet gibi girdi ondan sonra hayatimiza. Gecen hafta elektronik atik olarak geri donusume teslim edildi adi gecen video. Tv’mizle beraber. Cok sukur aptal kutusundan kurtulduk. 

Doksanlar jet gibi geçti, ikibinler uzay çağı olacak derlerdi, tamamen internet çağı oldu. Günümüzde her dilde her bilgiye ulaşabiliyorum. Binbir çeşit saçma sapan yalan bilgiyi de elemek gerekiyor ama er geç aradığımı buluyorum. İstediğim ülkenin sokaklarında istediğim müzenin koridorlarında turlar atmama hiç bir engel yok. Dünya avcumda!

Aradığım her konuda hiç üşenmeyip video çeken insanlar da var. Bir şeyleri adım adım görerek öğrenmek istediğimde video izliyorum ancak bu çok nadir olan bir şey. İnsan faktöründen arınmış ve tam istediğim bilgiyi veren google benim için çok daha iyi. CTRL+F ile ayı kadar metin içinde nokta atışı yapabilirken, 4 dakikalık videonun kimbilir hangi saniyesini görebilmek için tamamını izleyemeyecek kadar bunalan bir insanım. Bu yüzden kendime bir video kanalı kurmayıp bloga devam ediyorum. Beri yandan, küçüklüğümden beri spiker olma hayaliyle yanıp tutuştuğumdan kafamdakileri konuşabileceğim bir kanala da ihtiyacım var. Bilemiyorum, neden olmasın ki?

Her eve sanal gerçeklik gözlükleri ve hologram filmler girdi artık. Ve artık “daha neler” diyeceğimiz şeyler elli yılda bir değil elli günde bir çıkmakta.

Bu beni heyecanlandırıyor.

Bir yandan da neredeyse bir ömür süresince fotoğraf makinesinden holograma uzanan teknoloji tarihini yaşamış insanlar olarak küçüklere bazı şeyleri öğretmeye vakit kalmamasından şikayetçiyim.

Olayları yaşamak yerine kısa sürede unutulup yok olacak kayıtlara alıyorlar. Canlı olarak izlemek yerine pozunu verip fotoğrafını çekiyorlar ve bir daha bakmadıkları bir sosyal medya ortamına kaydedip, laykını alıp ilerliyorlar. “Fotoğraf aldırmak” deyiminden habersizler ve “nasılsa gugılda var” diyerek hiç birşeyleri öğrenmiyorlar. Patlıcanı görünce “gözü açılmadık sığırcık yavrusu” hashtagıyla paylaşmaları an meselesi.

Sorunlar kendi çözümlerini de getirir. Ya beyinler ve vücutlar dumura uğrayacak (Wall-E) ya da sanal ortamda varlığımızı sürdüreceğiz (Surrogates). Gelecek gelene kadar, bakın ve görün. Beyniniz kaç terabayt farkında mısınız ?

 

Bu yazıyı yazdım çünkü Kodak filmli makineyi üretmeyi bıraktıktan sonra, ikinci bir milat da Martta Sony’nin video kaset üretmeyi durdurması oldu. Son video cihazı da Temmuzda üretildi ve o firma da kapılarını kapadı.

Eski teknoloji bozulmazdı, tamir de edilebilirdi. Şimdi tüketim maddesi halinde..

 

http://www.mirror.co.uk/tech/last-video-player-made-look-8475325
Teknolojiyi uretemeyen bir ulkeyiz. Yakinda anlayamayan bir ulke olacagiz. Maymuna evriliyoruz ve o kadar basitlesti ki gencler, olayi rahat kabulleniyor. Kulakligi takan uyusuyor. 

Egitim onemli de.. neyin egitimi arkadas? Ful egitimde gencler. Ogrendikleri bir sey yok. “Yazlari sicak ve kurak” asamasinda hala. 

Er gec bir kirilma yasanacak. Er gec onder bir grup cikip “dur” diyecek. Biliyorum cunku genclige hitabe’de Ataturk’un belirttigi bir gercek var. Muhtac oldugumuz guc ICIMIZDE. 

Yorum bırakın

Filed under insan olmak, internet, OKUL, soruyorum

Bir an bile beklemeyin

Google Play’den oyun indirip oynuyorum. En sık gördüğüm yorum:

“Bir yıldız verdim çünkü oyun İngilizce”

“Türkçe dil desteği istiyorum”

“Türkçe olsa belki oynardım ama siliyorum”

 

Bir şeyi bulup geliştiren adam onu elbette kendi dilinde yapar.

İlk aşama olarak her gün bir kelime öğrenseniz bir yılda 300 kelime eder. En sık kullandığınız 10 kelimeyi bir yere not edin, karşılığını yazın. Öğrenmeye başlayın. Kaç yaşında olursanız olun her gün 3 yeni şey öğrenin. Biri de yabancı bir dilde bir kelime olsun.

Kezâ diziler filmler.. “Türkçe alt yazı malum ortamlara düşmeden” izleyemiyorlar. Lise mezunu herhangi bir insan bir diziyi izleyemiyorsa burada bir ayıp vardır. Okula “not” için gidip gelen ve sadece takılan gençler olarak birşeyler öğrenmemeniz normal aslında.

Öğrenin.

İkinci aşama: daha iyisini Türkçe üretin/yapın/kodlayın/çekin/yazın. Millet sizin dilinize mecbur olsun. Gurura bak.


Dünya dev bir şehir gibi. Milli giysiler, yemekler, etiketler, saç kesimleri bile siliniyor. En kuytu köşelere giriyor internet ve insanlar ticaret kolaylaştıkça kendilerine dayatılan gibi değil istedikleri gibi yaşamaya başlıyorlar.

Herkes bir kot bir t-şortla bir spor ayakkabı ile takılıyor. BİR oluyoruz. Bu arada vırt zırt söylendiği gibi “kültürel erozyon” ivmeli olarak ilerliyor. Kendimizi, dilimizi ve adetlerimizi yitiriyoruz. Gelişmenin bedeli. olsa yine iyi. Gelişemiyoruz da.

Kendi müfredatım.. :

1. Türkçe. Tarihte Türkler ve Türkçe eserler kısaca özetlendikten sonra.. 1900-2000 arası yayınlanmış herşey burada incelenmek zorunda. Büyük Türkçe Sözlük baştan aşağı okunup öğrenilecek.

2. Dünya (hem ülkeler coğrafyası hem yıldızlar ve güneş sistemi)

(çevre,yabancı diller,genel görgü vb) bir tür sosyal bilgiler.

3. Matematik. Temel matematik. İlerisini öğrenmek isteyen o dersi ayrıca alır. 4 işlem, oran-orantı(tek bilinmeyenli denklem) ve yüzde hesapları yeterli.

4. Bilişim. Cihazlar vasıtasıyla iletişim ve bilgi edinme.

5. Spor ve sosyalleşme

6. Müzik ve dans

7. Sanat ve tasarım.

8. İnanç eğitimi sadece ailede verilmelidir. Tek bir kitabımız var, tek bir uygulama ve açıklama kitabı yazılıp bütün kavram kargaşasını sadeleştirmek ve oradan ilerlemek lazım.

Belki devamını da yazarım.

Yorumlarınızı bilmek istiyorum. Bugün sıradan bir insanın yaşamını sürdürebilmesi için gereken neler var?

1 Yorum

Filed under aile, çocuk, Diğer, internet, soruyorum, şikayetlerim

Harcamadığın her kuruş

Kazandığın 1 kuruştur. (elalem atasözü)

Bugün size online kâr yöntemi öğreteceğim. Buyursunlar:

#ipeksabun için bir hat aldım. eski bir telefona taktım artık whatsapp üzerinden ulaşılabiliyorum . 0533 14 44 988 benim Alo Sabun hattım artık. İşte bir yandan da instagram sayfamla uğraşıyorum: takipçiler mühim elbette.

Bir bakıyorum on kişi artmış bir bakıyorum üç kişi takibi bırakmış..  E ama ben ona mı bakıcam işime mi bakıcam deyip bir app yükledim…

InstaFollow güzel bir takipçi takibi programı. Akşam alıyorum ele, kim takipten çıkmış şakır şakır görüyorum. Ama Fakat engelleyen de olmuş artık derdi neyse.. Uygulamanın malesef engelleyeni gösteren şeysi dahil en kullanışlı yerleri ücretli.

Derken aklıma gelen bir şey oldu: Android kullanıcısı iseniz Google Play için her hatta bir miktar para hediye ediyor TurkcellTurkcell.

Henüz kendinizinkini kullanmadıysanız : Google Play yazıp 2222’ye yollayın. 3 TL bonus hesaba yükleniyor.

Sonra da Google yazıp 5521’e gönderin, böylece hattınızı mobil ödemeye tanımlıyorsunuz. {Yani google play’den bir şey satın almak isterseniz Turkcell hattınızın faturasına yazılıyor ay sonunda faturadan ödüyorsunuz. Evet satın almalık gayet güzel uygulamalar var.. }

Bu işlem sonucunda da 10 TL tanımlanıyor. Kısa günün karı, bedava aldığınız 13 liranızı google üzerinden güzel güzel harcıyorsunuz.

Ben öncelikle İnstaFollow’un ücretli versiyonunu aldım. Siz oyun mu alırsınız ne yaparsınız bilmem, önerilere açığım. Yorum olarak ekleyin bence burada bulunsun indirilmesi şart uygulamalarınız.

 

image

image

Engelleyiciler.. teessüf ettik

 

image

 

 

image

Turkcell ödeme sözleşmesi. 150lirayı aşarsa sorumluyum :(((

 

 

Bir adım ilerisi? İlgilenen herkese enpara.com uygulamasını öneririm. Havale EFT ücretsiz, dertsiz tasasız bankacılık. Ben çok memnunum. Ayın enparalısı uygulamasıyla da kitaplar online müzik ve online eğlence %50 indirimli satın alınabiliyor.

mail adresi bırakırsanız (burada yayınlamadan) sizi sisteme tavsiye edebilirim ve her tavsiye için adıma bir de AÇEV’e bağışta bulunuyorlar. İnsanın sevesi geliyor bankayı..

 

 

1 Yorum

Filed under alışveriş işleri, araştırdım, internet, sabun, severim paylasirim, uygulamalar

Maliyet Hesabı ve fiyatlandirma

Tüm acemi girişimciler ve birseyler üretip satmaya çalışan herkesin temel sorunu “tanesini kaça versem?” oluyor.

Ben bir soru daha ekleyeyim : “ben müşteri olsam buna kaç lira veririm?”

Hatta en önemlisi: “bununla geçimimi sağlar miyim?” Bu bir is mi yoksa yalnızca bir hobi mi bunu öğrenmek için soracaginiz soru bu.

Maliyet hesabi malin kaca mal edildigidir. Cok basit olsun diye 4 malzemeli uydurma bir kek uretip satacagim.
4 yumurta

500 gr un

200 gr seker

200 gr sut

.========.

Bu malzemeyle 10 dilim kek yapiyoruz.

Simdi… malzeme temini onemli. Ticarette alirken kazanilir. Kosedeki bakkalda kaca markette kaca minik bir fiyat arastirmasi sonucu malzeme fiyatlarini belirledik.

1 yumurta 2 lira

Un 5 lira

Seker 6 lira

Sut 1 lira.

Super. Ancak yumurta 10lu pakette satilmakta.. :(

digerleri de kiloluk ambalajda. :(((

O vakit marketten cikarken odeyecegim para = 33 lira

Hammadde stokta. Guzel.

(Markete gidip gelmenin de size zamana ve paraya mal oldugunu aklinizda tutun. Bu da gider kalemidir. Hammadde+nakliyeye A diyorum bu durumda)

1 kek icin gereken malzemeyi getirip masaya koyma bedeli ilk bulmamız gereken rakam. Tariften gidelim. Orantı kurarak.. 10 yumurta  20 liraysa 4 yumurta 8 lira. 1 kilo un 5 lira demek ki yarim kilosu 2.5 lira. 200 gram seker 1.2 lira ve süte de 20 kuruş yaziyorum. Demek ki kekin çıplak maliyeti= 11.9 lira. Nakliye için de 0.1 ekledim oldu sana 12 lira. (A)

Bunu çırpmak, mikser, kek kalibi ve firinin amortismani, elektrik masrafi, bulasik yikama harcamasi vb pismis keke gizli maliyettir, bunu da B olarak yazalim.

Kek hazir. Dilimledik. E,musterinin avucuna mi konacak? Bir ambalaj lazim. Kagit tabak,uzerine strec film, belki yanina bir pecete..

Kapisina da gotursek, kargoyla da yollasak bir de nakliye masrafi var, bu da C olsun.

Butun bunlar bir yana sizin senelerce ugrasip gelistirdiginiz kek becerinizin, yaptiginiz tarifin, ugrasmanizin bir bedeli var. Bu da iscilik. Yani D.

Kira bilmemne hic girmeyelim cok büyük bu hesaplar.. Şimdi püf noktası:

Malzemeye 33 lira verdik. Kekin 1 dilimi 3 lira mi?

Hayır.

Ha, malzemenin hepsi harcanmadi, 12 lira mi???

Hayır.

A+B+C+D mi?

Hayır.

A=B+C+D=kâr

Basit degil göründüğü kadar.  Bastan bir daha okuyup sindirin isterseniz.

Kekin çıplak maliyeti= 12

Iscilik+muhtelif masraflar= 12

Kâr=12

Bu kekin fiyati: 36 lira kardesim.

10 dilim keki tanesi 3.6 (bilemedin 3,5) liradan satarsan buna İŞ YAPMAK dersin.

Bu konuya devam edebiliriz.. yorum ve sorularinizi beklerim.

3 Yorum

Filed under alışveriş işleri, internet, sabun

Ülkenin en eski blogunu okumaktasınız.

Blog’un weBLOG/internet günlüğü olduğunu bilmeyen bir çok insan var. Kişisel günlüktür bunlar. Kozmetik ya da yemek blogu olmaz. VE evet, bloğum diye yumuşak ge ile de yazılmaz.

Buralar benden sorulur derken ciddiyim. Çünkü 10 yılı geçti blog yazarlığım. Daha nice on yıllar yazacağım.

Bloglar ve Bloggerler üzerine bir araştırma yapan; geçen yıl İstanbul üniversitesinde Blog yazarları çalıştayı düzenleyen ve kendisi de ülkenin en eski bloggerlerinden biri olan Evren, uzun zamandır yaptığı araştırmaları yayınladı.

bana gelen maili şu şekilde:

Merhaba İpek,
Epey bir süredir Türkiye’nin en eski ve hâlâ güncel blogları listesini hazırlamakla meşguldüm ve nihayet yazıyı yayımlayabildim.
Sen de ilk Türkçe bloglar arasında yer alıyorsun. Blog yazarlığındaki istikrardan ve Blog kültürüne sağladığın katkılardan dolaya seni tebrik ediyorum.
Listede yer alması gerekirken gözden kaçan blogların da haberdar olması adına listeyi paylaşman faydalı olabilir.
İyi çalışmalar diliyorum.
Doğrusu heyecan verici.

Kendimle gurur duyuyorum. İnternetin adını ilk duyduğum mecra olan Yurtsan Atakan’ın Hürriyet gazetesindeki yazıları (90’lar), ilk mailimi almama vesile olan Atilla Atalay ve “blog açsana” diyen babamın desteği ile internetteki varlığımı 96’dan beri sürdürmekteyim.

Eşimle icq’da tanıştık.

Kızım doğmadan önce anne-bebek yahoo gruplarına üye olarak bebeklerle ilgili herşeyi öğrendim. Çocuklarımı da internetle büyüttüm açıkçası.

Sonra da çocuklarıma mirasımı dile getirebilmek için, özgürce konuşabilmek için, kendi blogumu yazmaya başladım.

Şu an, internet benim hayatımın çok önemli bir alanını kapsamakta. Geleceğin internette olduğuna inanıyorum.

Müteşekkirim.

Bir şekilde arama yaparak bloga gelen ve yazılarımı okuyan, paylaşan, yorum bırakan herkese.

 

5 Yorum

Filed under ben yazdım, bilgisayar, blog işleri, internet, konuk yazar, severim paylasirim

Weasley Saati

Hep bayildigim bir seydi. Potterhead olmayanlar bilmez. Kim nerede, ne yapiyor bi bakista cozmek icin sufer.
KidControl. 🙏
Indir cebe yukle.
Ayni mail adresi ve sifreyle herkesi kaydet.
“Anne nerdesin?”
“Oglum ise vardi mi?”
“Hanim karfurdasin??”
“Babaniz geliyor, sofrayi kurun”
Ohhh. Şükür.

Paranoyak olanlarimiz icin isim/resim kullanmamak onerilir.
Konum bildirimi kapatilirsa en yakin baz istasyonu üzerinden yaklasik gösteriyor. Benim icin yeterli.

image

Yorum bırakın

Filed under aile, çocuk, internet, severim paylasirim, uygulamalar

Tekno-Lagaluga

Meşhur fıkradır az uyarladım:

Bir gün Ormanlar Kralı Aslan hazretleri haftasonu bi tatile çıkayım demiş. Koca aslan yani, Orrmanı boş mu bıraksın? Yerine tavşan’ı tayin etmiş ve “ORmAnHaLkI” watsap grubuna durumu bildirmiş:

“SLM. tatile çıkıyorum. yerime tavşan bakacak. tam yetkilidir, gerekli saygıyı göstermeyeni dönüşte benzeteceğim. öptüm kib”

Cumartesi sabah tavşan ormanı neşeyle turlamaya başlamış. Aaa, tilki.. Gitmiş tilkinin enseye bi tokat! Tilki hışımla dönmüş tam parçalayacak tavşanı, aslan’ın vekili olduğunu hatırlamış. “günaydın tavşan hazretleri” demiş. İkilemiş.

Tavşan hoplaya zıplaya ilerlerken aaa Kurt :)) Hop gitmiş bi şaplak! Kurt kükreyerek ardına dönmüş ki tavşan kardeş kulaklarını oynatarak dikiliyor… “günaydın tavşan efendimiz” demiş. Uzamış.

Kırılmış gülmekten tavşan. Aaa ayı.. Hop enseye tokat.. Ayı haldırs diye dönmüş, bit kadar tavşan sırıtıyor.. almış eline bir dövmüş..

Tavşan inlemiş: “bakmıyor ki mesajlarına ayıoğlu ayı”

 

*-*-*-*-*-*

Bu saçmasapan firma sms’lerinden bıktım. adı sanı belli değil yasallığı şüpheli satılık ürün teklifleri, abuk sabuk otellerin tanıtımları, moderen züccaciyeci inglişler madamların promosyon teklifleri, kozmetik dükkanlarının lüzumsuz mesajları, reklamlar reklamlar :( reziller.hepsini siliyorum.

ve watzap grupları. bir zamanların facebook dürtmesi gibi.. interneti ilk defa gören, hiç kimse görmedi sanıyor, kedi videosunu dayıyor..

akrabası ayrı, apartmandaki hanımlar ayrı, okuldan öğretmenlerin ayrı, velilerin apayrı grupları içersinde deliriyorum. Haberleşmek değil sohbet çevirmek için kullanılan telefonu sevmem, aptal saptal görüntüleri videoları komik bulmuyorum, cins cins tebrik resimlerinizi samimi görmüyorum, telefon hafızasında kapladığı yere ihtiyacım var o yüzden:

“dün sana attığım şeyi gördün mü?”

“yok bakmadım”

“ama çok komik”

“olsun, bakmıyorum ben”

*-*-*-*-*-*

En iğrenci de velilerden birinin mesela “günaydın, yağmur yağıyor” yazması. elli kişi “buraya da yağıyor” “gece amma yağdı” “bahçeye çıkmasalar bari” “evet ayça ateşlendi zaten” (iş burada kopuyor onbin tane geçmiş olsun mesajı yağıyor. yazmasan -soğuk nevale- oluyorsun)

Önemli bir şey varsa yaz. Okuruz ayı değiliz ya.

 

1 Yorum

Filed under internet, saçmasapanlıklar

İnstagram Biyonikkedi’ye “pist” dedi

Bizim bi arkadaş ekolü..

Biyonikkedi diye bir hesap var. Deli bozuk, önüne gelene #pismikroplar diyerek içimi soğutan şeker bi kadın. İki kızı bi evi bi kocası, köyde bir takım akrabaları var. Çok romantik bir ana baba.. Almanyada bir bacı.

Hayatını az çok beraber yaşıyoruz. Günlük paylaşımları kaliteli mizah iceriyor. Bazen “hayırlı cumalar” modunda #cubbelibiyo oluyor bazen instagrama kartpostal sahteliğinde ev fotoğrafları koyan ahmak #pembikgeberikgelinler’e ayar veriyor.

Du.

Kızı kapadılar.

Bi iki uyarı aldı evvela. Çok kişi etiketliyor ona buna cevap yetiştiriyor diye.. onbinlerce takipçin varsa o laf yetişecek arkadaş ne var bunda?

Sonra da kesip attı instagram.

Ya hesabı geri alacak, ya çakma hesapla devam edecek ya da yeni hesap açacak.

Ama olan, onca resim altı yazıya olacak. Gitti dönmez, uçtu konmaz…

Yel üfürdü, sel götürdü..

*-*-*-*-

Lanaman, bizim de az çok resmimiz neyimiz var instagramda.. Babasının oğlu değilim ki siler atar bi gün kafası kızar…

Yiter giderse yazık olur. Biri bir yedekleme (back-up) uygulaması yapmıştır belki dedim.

İki üç çeşit uygulama var.

Bir kısmı telefon için bir kısmı internet üzerinden çalışıyor. İlkin üye oluyorsunuz ve sonra instagramda yayınladıklarınızı dosyalayıp size geri sunuyor.

İnstagramın kendi ayarlarında “asıl fotoğrafları kaydet” ayarı var zaten. Resim zaten telefonumda, bir de instagram klasörüne tekrar kaydediliyor telefon şişiyor.

neyse artık.

bu işlem için kullanılabilecek:

İnstaport var mesela. İster tümünü ister seçtiğini zipleyip indiriyor.

Şu an garip garip şeyler indirip siliyorum hiç birini beğenmedim.

Oraya buraya fotograflarıma ve kimbilir daha nelerime erişim izni vermek istemiyorum.

zaten hiç biri de metinleri, etiketleri ya da yorumları kaydedemiyor.

Ekran görüntüsü mü alsak netsek?

20160505_115556[1] 20160505_115615[1] Screenshot_2016-05-05-12-21-36[1] 20160505_115632[1] 20160505_115638[1]

 

 

büdüt: bişey buldum.

<blockquote class=”instagram-media” data-instgrm-captioned data-instgrm-version=”6″ style=” background:#FFF; border:0; border-radius:3px; box-shadow:0 0 1px 0 rgba(0,0,0,0.5),0 1px 10px 0 rgba(0,0,0,0.15); margin: 1px; max-width:658px; padding:0; width:99.375%; width:-webkit-calc(100% – 2px); width:calc(100% – 2px);”>

<p style=” margin:8px 0 0 0; padding:0 4px;”> <a href=”https://www.instagram.com/p/BFBE9H7o4g1/&#8221; style=” color:#000; font-family:Arial,sans-serif; font-size:14px; font-style:normal; font-weight:normal; line-height:17px; text-decoration:none; word-wrap:break-word;” target=”_blank”>Muhterem zevat. Mutlu hıdırellezler. 😍😍😍 #hidirellez #gulgunu #cincodemayo</a></p> <p style=” color:#c9c8cd; font-family:Arial,sans-serif; font-size:14px; line-height:17px; margin-bottom:0; margin-top:8px; overflow:hidden; padding:8px 0 7px; text-align:center; text-overflow:ellipsis; white-space:nowrap;”>IpekAG uretimi Ev Sabunu ❤ (@ipeksabun) tarafından paylaşılan bir fotoğraf (<time style=” font-family:Arial,sans-serif; font-size:14px; line-height:17px;” datetime=”2016-05-05T07:15:45+00:00″>5 May 2016, 00:15 PDT</time>)</p></div></blockquote>
//platform.instagram.com/en_US/embeds.js

webden instagrama girince her bir fotoğrafın ayarlarında “sitene göm” var. bunu gömdüm bakalım iyice gömülmüş mü, hortlayacak mı?

Yorum bırakın

Filed under araştırdım, instagram, internet

Kuş uçmaaz kervan geçmez..okul

Ama internet çeker.

Düşünün.. Uzak. En uzak. Issızlığın ortası. Allah’ın dağı. Örneğin gidenin gelmediği Yemen. Neresi biliyor musunuz? İki tıka bakar. Yemen arap yarımadasının dibi. Afrikaya bitişik. Dünyada oradan daha uzak daha ıssız yerler var. Ve her yer bir iki tıkla elinde. Bugün heryere en uzak noktada elinde akıllı telefonun varsa ulaşabileceğin bilgi, on yıl önce ABD başkanının ulaşabileceği bilgiden kat kat fazla. İnternet muazzam bir şey.

Şu meşhur yazımın ilk, ikinci, üçüncü bölümlerini okuyanlar için son bölümü yazıyorum. Elim deymedi bir türlü ama kısmet bu güneymiş. Bu günün önemi ne? Bugün Mark Zuck bir açıklama yaptı. Güney Afrika’da yerel telefon operatörü ile beraber internet.org temel hizmetlerini ücretsiz olarak sunmaya başladı. 2016’dan itibaren de Güney Afrika’da tilkinin bakır s.çtığı yerlere internet götürebilmek için gerekli uydu yatırımı da yapılmış. Geliştiricilere ücretsiz olarak sunulan gereçleri de araya sıkıştırmış. Vebe vebe gerisini merak ediyorsanız adamın kendi facebook hesabı var, çocuğu doğmadan gidin bakın.

İnternet yeni güç. Başında olabilmek için google da çırpınmakta.

Konferansta öğrendiklerimi artık not ede ede bir hal oldum. Önce cep telefonuna yazıyordum. iyi hoş da şarj marj dayanmadı. Babadan kalma yöntemlere geri dönerek ajandayı çıkardım.

Yazı uzun olacak, sindire sindire okumanız dileğiyle..

—————-

Yeni nesil öğrenme sisteminde içerik ve veri çok önemli. Uyarlanabilirlik de. Eskiden (şu an bizde kullanılan) sistem aynı klasik Türk annesi metodu. Elinde çatal, çatala takılı köfte, çocuğun ardından koşmaca.. “Aç evladım ağzını”. Bu hem beslenme yöntemi olarak hem de eğitim yöntemi olarak yanlış. Olması gereken, evrilmiş halinde çocuk kendi isteğiyle oturacak sofraya. Temel bir eğitimden sonra (okuma yazma ve temel matematik) geri kalanı kendisi saptayacak. “Şu konuyu öğrenmeye geldim” diye oturacak sıraya. “Coğrafya” yalayıp yutmak istiyorum çok açım.. “Fen” tam benim konum ne işim olur edebiyatla? “Divan edebiyatı” öğrenmem lazım, rasyonel sayılar benimle ne alaka?

“Ben yemek pişirmek aşçı olmak istiyorum” ol buyur.. Uyarlıyoruz eğitimi. Tam da bu kısımda teknoloji giriyor devreye. Öğretmen bir maestro sınıfta. Kimseye ne çalacağını öğretmiyor. Ama iyice dinleyip ne zaman nerede çalacağına dair işaretler veriyor. Öğrenci okula sosyalleşmeye, ödev almaya, konusunu tartışmaya geliyor. Çalışmasını internette evinde yapıyor.

 

Başka? Bugün 12 yaşında olanlar erişkin olduklarında çalışacakları işler mesleklerin %60’ının şu anda var olmadığı öngörülüyor. Fotoğraf tab eden amcalar nalbantlardan da hızlı ortadan kalkmadı mı.? Sosyal medya uzmanlığı var mıydı on yıl önce??

*-*-*-

Yeni bir iş kurmak mı istiyorsun? Önce dinle, gözlemle.. Mutlaka birileri bir eksiklik görüyordur hayat içinde. O eksiği saptayıp üzerine git. Nasılını düşün. İşte bu inovasyon dedikleri şey. Bakın Turkcell GELEN TALEP ÜZERİNE kendi çalışanları için tatil organizasyonu yapmaya bir masa bir telefon bir de eleman koymuş bir köşeye. Çalışanlar aynı zamanda tatile çıkıyorlar benzer otellere gittiğinden, bu arkadaş uçak biletinden otele toplu alım, indirim imkanı oluşturabiliyordu. İş ertesi sene kendi başına bir departman oldu. O tek masalık şirketi Turkcell kocaman bir işletme olarak yakın zamanda iyi paraya da sattı. bavul.com’un nasıl doğduğunu okudunuz.

*-*–*-*-

Başka? Bugün ortaokulda olan bir kızım var. Yazılılara girip çıkıyor. Bakıyorsun yazılı 70 gelmiş. Yani konuların %30’unu öğrenmemiş. E ne oluyor, öğretmen o konulara geri mi dönüyor? Yoo müfredata göre ilerlemeye devam ediyor. Bilinmeyenlere bilinmeyenler ekleniyor. Konular öğrenilmiyor, yazılıdan sonra unutulmak üzere ezberleniyor.

Oysa bilgisayarlı internetli eğitimde algoritma hangi konularda eksiği olduğu, neyi çözemediğini saptıyor. O konuyu temizleyene kadar ilerlemiyor ve zaman zaman geri dönerek tam öğrenmeyi garantiliyor.

 

(bitiremedim bir turlü yayına verdim gitti ay)

 

 

2 Yorum

Filed under aile, ilkogretim, internet, OKUL