Category Archives: sosyal medya

Google Oturumlarını Kapatmak

Her zaman aklımıza gelmeyebiliyor, farklı cihazlardan oturumu açıp sonra da kapatmadan bırakabiliyoruz. Sonra da her türlü bilgimiz o cihazda erişilebilir, kurcalanabilir hale geliyor.

Nereden hangi cihazdan oturum açtık da açık kaldı bakmak için: Oturum Kontrol Linki

Bilgisayardan ya da telefondan/tabletten açık kalmış google hesaplarınızı seçip kapatabilirsiniz.

Kafa rahatlığı olsun.

Yorum bırakın

Filed under bilgisayar, güvenli hayat, internet, sosyal medya

E-Reçete Linkleri

Her şey sisteme kayıtlı, henüz tam bir entegrasyon olmasa da %90 verimli çalışan bir sağlık sistemimiz var. Arayıp bulamadığınız linkler burada. Linke tıklayın, Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Numaranız ve e-devlet şifrenizi girin. Bu bilgileri ekranda arama satırında kilit işareti varsa, güvenli olduğunu gördükten sonra girin ve bilgisayar/telefon “şifreyi kaydedeyim mi?” diye sorduğunda “hayır” deyin.

Yazı ve linkler Ocak 2023’te günceldir. Kırık link olursa bildirmenizi rica ederim.

e-Nabız Kişisel Sağlık Sistemi

Aile Hekimim kim?

Son bir yıl içindeki tedavi bilgileriniz için

Eski tedavi bilgileriniz için

Gözlük hakkım var mı?

Yakın- uzak gözlük cam ve çerçeve hakkınız olup olmadığını öğrenebilirsiniz.

Son bir yılda aldığım ilaçlar

Bu linkte son bir yıl içinde hangi tarihte hastaneye gittim, hangi doktor gördü, reçete numaram ne, hangi eczaneden hangi ilaç verilmiş, günde kaç kere kullanacağım, ilacım ne zaman bitecek raporum neymiş görebilirsiniz.

Hastanelerden kalan muayene hesaplarınız için. Reçetenizi ne zaman, hangi eczaneden aldınız, katılım tutarı ne ödediniz, muayene payı ne kadardı? Maaştan ne kadar kesildi? Fiyat farkı var mıydı, ne kadardı??

Sosyal Güvenlik Kurumunda cep telefonu kaydı olanlara bazı projeler kapsamında SMS ile ücretsiz bilgilendirme yapılmaktadır. SGK Cep Telefonu Bilgisi Beyan hizmetini kullanarak, Kurumun ücretsiz SMS hizmetlerinden yararlanmak istiyorsanız cep telefonunuzu kaydedebilirsiniz. Eğer kayıtlı cep telefonunuz varsa numaranızı güncelleyebilir veya silebilirsiniz.

SGK tedavi bilgileriniz, hangi hastaneye, hangi tarihte ne ödediniz?

Sadece Katılım Payı Bilgileri öğrenmek için..

Geçmiş olsun, Allah cümlenize şifalar versin.

Yorum bırakın

Filed under araştırdım, internet, saglik, sosyal medya, uygulamalar

FOMO yani BHGK

MOFO yepisyeni bir deyim. Diyenler utansın, “fear of missing out” anlamına geliyor. Yani “bir halttan geri kalmayayım” korkusu.

Adamın ocağını söndürebilecek bir bozukluk bu. İnternet önümüze günde 70 ciyuvbayt hızla yeni uygulamalar, yeni fenomenler, yeni ürünler, yeni herbirşeyler dökerken, sadece iki gözümüz ve birkaç saatimiz olduğundan miniminnacık bir dilimini ısırabiliyoruz bu dağ gibi pastanın.

Stres yapıyor. Gerginlik üretiyor. Korku pompalıyor. Bu hastalığa kapılan kişi sosyal medyayı elekten geçiremiyor. Süzgeçten süzemiyor. Ya bir şeyi atlarsam? ya benim haberim olmadan mühim bir şey olur da bir tek ben duymazsam??

Kuyu gibi derinleşen, birbirine eklenerek ilerleyen twitler mesela, tam bir tuzak. o ne dedi, öbürü ne cevap verdi, yorumun yorumu, yorumun yorumunun yorumu derken ağa bir yakalandın mı saatlerin gidiyor. Üstelik vardığın yerden de memnun olmuyorsun, çünkü sen bununla ilgilenirken kimbilir X konusunda Y ne anlattı?

Tatminsizlik büyüyor, boşluk hissi, normal hayatını aksatmak; uyku ve dinlenme saatlerinden vaz geçip “boş beleş işler” takip etmek; sahip olmadığı paranın olası yatırım değerlerini ya da yapmadığı sporun maçlarını, oyuncularını izlemek; sağlığınla ilgili ilgisiz varsayımsal durumlarla ilgili o doktor senin bu hacivat benim tedavi kovalamak; gecenin körüne kadar telefona bakmak, sabah gözünü açar açmaz yine eline telefonu almak.

Üstelik başka birinin hayatına ve gösterdiklerine aşırı düşkünlük yüzünden özsaygı yerle bir oluyor. Ayrıca bu psikolojik baskıyı kullanan firmalar malını satabilmek için müşteriye kendi sitesi ve uygulaması dahil yirmi farklı uygulamada yirmi farklı fiyat indirimi/ödeme koşulu sunuyor ve alıcıyı “ya bunu kaçırırsam.. hemen kapayım” oltasına takıyor.

Sofrada, aile ortamında, sevgilinin yanında, okulda elin biri hep kaydırıyor gözün biri hep dört dönüyor. . . .

. Hayat akıp giderken duymanız gereken endişeyi instagram akıp giderken duyuyorsanız;

. yapmanız gerek ve şart olan şeyleri geçiştiriyor, iptal ya da “bu seferlik böyle olsun” diye ihmal ediyorsanız;

. annenizi ya da çocuğunuzu yarım kulakla dinleyip helaya bile telefonla gidiyorsanız.. terapi almanız lazım.

Hadi biz televizyon çocuğuyuz, bağımlılığın bir türünü zaten yaşadık, şerbetliyiz. Eldeki veletlerin tüm dünyası minnacık ekrandan gördükleri kadar bir şey oldu. Fiziksel dünyadan bir haz almıyorlar, basit ve uzun süren aktivitelerden kaçınıyorlar, kelime dağarcıkları minimal seviyede mümkünse emojisini “bırakmak” iki kelime yazmaya tercih edilir durumda. Yolda yürürken, araba kullanırken bırakmıyorlar telefonu. O ışık her suratta, o surat öne eğik bir başa mahkum.

Ekmeği nereden alacak bunlar? Sadece kör insanlar yaşama hakim olacak sanırım.

Yorum bırakın

Filed under eğitim, internet, saçmasapanlıklar, saglik, severim paylasirim, sosyal medya, uygulamalar, whatsapp

Kaydırıguppak Linkçiler

Uzun zamandır instagramda oraya buraya “bırakılan” linklere basıp kayıyoruz. Bu “bırakıntı”lar insanın ayağına da bulaşıyor gezdiğin yerlerde izi kalıyor, kokusu üstünüzden çıkmıyor bir türlü.

İnfluencer dediğin de Cin-fluensır oluyor hemen.

Teknolojik olarak söyleyecek olursam: Kerameti kendinden menkul kozehol(*)ün biri, derme çatma içeriklerle, keşfetten gelenlere yalvara yalvara 10,000 takipçi edinir edinmez meşhur trendi frendi alışveriş sitelerine yönlendiren linkler koymaya başlıyor. “sizler için tek tek” seçtiği çin malı dangozlukların birine tıklarsanız uygulama linkten geldiğinizi bir cookie/çerez ile damgalayıp sitede gezinmeniz, önerdiği ya da önermediği bir şeyi almanız sayesinde kozehole %10-25 komisyon veriyor.

Siz bunun farkında değilsiniz, tabii ki site de ödemeniz sırasında bunu belirtmiyor. Ödediğiniz bedelin bir kısmını site, bir kısmını aracı ajans firma, bir kısmını da kozehol cukkalıyor. Size çok bir zararı yok, olan zaten pandemide kan kaybeden satıcılara oluyor.

Ama parayı ağaçtan toplamadığım için benim paramı çar ve çur etmeye salya akıtan bir sisteme yem olmak da istemiyorum.

Ben bu alışverişi zaten yapacak mıyım?= evet. O zaman o komisyon benim seçtiğim bir yere gitsin de içime sinsin. Biri kazanacaksa iyilik kazansın..

Nasıl?

Buradan iyilik kazansın sitesine üye oluyorsunuz.

Bir sivil toplum kuruluşu seçiyorsunuz.

Alışverişten önce İyilik Kazansın sitesinde girip oradan ilgili siteye geçiyorsunuz ki cookie peşinize takılsın. Alışverişleri uygulamadan değil, tarayıcıdan yapıyorsunuz. Ödediğiniz rakamın size de gösterilen yüzdesi seçtiğiniz STK’na aktarılıyor. Hiç bir şey olmasa sevaba giriyorsunuz.

Ben yazıyı yazarken geçerli siteler ve STK’ları şunlardı.. Siz yine de güncelliğini takip edin.

Mağazalar

A101
Addax
adL
Aker
Allianz Kasko
Altınbaş
Arçelik
Argento
Ariş Pırlanta
Armine
Asics
Avon
Avva
Ayakkabı Dünyası
B
Badenatural
Banggood
Beko
Bella Maison
Benetton
Bernardo
Beymen
Biletall
Black Spade
Bloom and Fresh
Boyner
C
Cacharel
Casper
Chakra
Colin’s
Columbia
Ç
Çetinkaya
ÇiçekSepeti
Çocuklu Dünya
D
D’S Damat
D&R
Dagi
Dalkuyumculuk.com
Damat Tween
DeFacto
Dekopasaj
Desa
Dilvin
Divarese
Dodomama
E
ebebek
Emel Pırlanta
Emsan
Etstur
Evinemama
Evyap Shop
Exxe Selection
F
Fitmoda
Fırsat.me
Flavus
G
G Lingerie
GAP
gostreet.com.tr
Gratis
Gülaylar
Gurmekahveci
H
Halı.net
Happy.com.tr
Hatice Teyze
HavHav
Hobium
Hotiç
Huawei
Hummel
Hürriyet
İ
İdefix
İlvi
İstegelsin.com
J
Joker
Jua
Jumbo
K
Karaca Home
Kelebek Mobilya
Kitap365
Koçtaş
Korayspor
Koton
Karaca
Kuaybe Gider
L
Lastikçim
LCW
Lidyana
Linens
Little Caesars
Lizay Pırlanta
LTB Jeans
M
Mamaplus
MarkaStok
Marks & Spencer
Mavi
Mealbox
MediaMarkt
Migros Sanalmarket
Milli Piyango Online
miyav.com.tr
Modanisa
Monofiyat
MoonSports
Morhipo
Mudo
N
Natro Hosting
Neredennereye.com
Network
Nevzat Onay
Nike
O
Osevio.com
P
Penti
Pera Bulvarı
Perspective
Pierre Cardin
Pırlanta Merkezi
Pomidik
PttAVM.com
Puma
R
Rafinera
Rakle
Reebok
RotaRadar
Ruum Store
S
S Sport Plus
Saat&Saat
Samsonite
Setre
Setur
Silk and Cashmere
Skechers
Slazenger
Sneakscloud
Solaris
Sonsuz Oda
Sporthink
Sportive
Stradivarius
Supplementler
Süvari
Suwen
T
Taç
Tatil.com
TatilBudur
Teknosa
Teksaat
Temel Kitap Kırtasiye
The Mia
Tommy Life
Touche Prive
Touristica
Toyzz Shop
Trendyol
Tudors
U
U.S. Polo Assn.
Under Armour
Unuttumsanma
V
Vitaminler
Vivense
Y
Yakala.co
Yalıspor
Yargıcı

Sivil Toplum Kuruluşları

Ahtapot Gönüllüleri Sosyal Dayanışma ve Sportif Faaliyetler Derneği
AKUT Arama Kurtarma Derneği
Anne Çocuk Eğitim Vakfı
Bir Dilek Tut Türkiye
Buldan Vakfı
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği
Denizli Otizm Derneği
Down Sendromu Derneği
Genç Hayat Vakfı
Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı
Kanserli Çocuklara Umut Vakfı
Kansersiz Yaşam Derneği
Koruma Altında Yetişen Gençler ve Koruyucu Aile Derneği (KALBEN)
Koruncuk Vakfı
Lokman Hekim Sağlık Vakfı
Maya Vakfı
Rehber Köpekler Derneği
Sen De Gel
TEMA, Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı
Temel İhtiyaç Derneği
Tohum Türkiye Otizm Erken Tanı ve Eğitim Vakfı
Toplum Gönüllüleri Vakfı
Türk Eğitim Derneği
Türk Eğitim Vakfı
Türk Kanser Derneği
Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı
Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği
Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı
Tüvana Okuma İstekli Çocuk Eğitim Vakfı


(*) kozehol: küfür olarak uydurduğum bir kelime.

Link bırakmak….Hayvanlar gezinirken sindirim sistemlerini boşaltırlar. Bayağı durdukları yere “bırakırlar”. Kaba bir insan olsam sıçarlar derdim ama kibar bir insanım, demiyorum.

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, araştırdım, insan olmak, instagram, internet, sosyal medya, uygulamalar

Seninle Başlamadı. Çünkü, Fadile’yle başladı…

Yesyeni bir mevzu dönmekte. Aile dizimi.. recall..theta..healing..doing..making.. affeding..unutung.. faking…şarlataning.

Şurada bir kapı açayım.. O kadar şifalı bir şey madem, uygulayıcısı keramet sahibi bir kişi.. bin tele almadan hayrına yapıversin. Bu şifacılar bin kişi olsalar (ki fazlası vardır eksiği yoktur) ve günde üç kişiyi düzeltseler… 3×1000= 3.000/gün=90 bin/ay=yılda bir milyon vatandaşı pırıl pırıl ederler. Daha ne isteriz?

Ama işe para girdi mi… aynı hesabı o taraf yapmakta. “günde 3 kişi düşse.. her birinden bin gayme alıversem, kdv fiş fatura yok nakit olaraktan..” temiz üçbin.. haftada eder 15-20 bin. ayda 60-70 bin ferah feza. Allah bin bereket versin”

Bunun videoları internette, reklamları instada ve kitapları tüm seçkin kitapevlerinde ve amazon’da mevcut. İşin güzel tarafı şu.. İnsan psikolojisi işte, inanmak istiyor. En sivri akıllı çakal geçinen bile “nedeni bu” dedin mi “haaa..ben de tahmin ediyordum bi şey var belliydi” deyip feraha eriyor. Sorgulamadan iman etmek çook güzel bir şey.

Bir miktar okudum ben de bu konularda, hemen beleşe yorum yapayım. Tamamen kişisel görüşüm, kişisel mizahım.

Atıyorum sinüzitten muzdaripsin. Gidip soruyorsun bu keşişe, o da sana anlattırıyor deden kimdi, nenen kimdi, kime ne zaman ne oldu, ailende cemaziyülevvelini döküyorsun… İçinden birini seçip “aha bulduk gördün mü, dedenin halasının görümcesinin eltisinin kaynı belsoğukluğuna yakalanmış.. şimdi senin bu sinüzitin ondan var. az bile..” diyor.

Sen de burnunu çeke çeke “oh vallahi öğrendim rahatladım” diyorsun.

Hey yavrum hey yer miyiz biz? Bunun piri Fadile’ydi be. Hepinize nal toplatır sağsa Allah selamet versin, öldüyse rahmet eylesin.. Evlere temizliğe giderdi. Ama temizlik hikaye. Asıl numarası falcılıktı.

Saat onbir oldu mu, kahveler içilir fallar yatırılırdı. Fadile de bezi kovayı bırakır, koltuğa geçerdi. Bir ayağını altına alır, öbürünü dizinden diker, kolunu da bu dizine dayar kahvesini içerdi. Kahveler biter, fallar yatırılır, o fal soğuyana kadar Fadile son gittiği evin dedikodusunu satar. En sonunda fincanını açar şööyle bir bakar..

“Senin misafirin gelmiş..”

“aa geldi evet. yengemler bizdeydi gece”

“evet. ne konuştunuz?”

“küçük oğlu işten çıkarılmış onu anlattı”

fincana göz atılır. sessizlik.. ağzına bakarsın..

“sizin ailede birine kötü bir haber gelmiş.. kim?”

“ee..kim acaba? eltimin kapısından paspası çalınmış..o mu?”

fincandan HD olarak biraz izler.. evet odur.

“evet o. bir de mektup mu desem telefon mu desem uzak bir yerden haber almışsın”

“vallahi doğru amcam aradı Ankara’dan”

Kadın biiir bir öttürüyor karşısındakini; misafiri gelmeyen, şehir dışında akrabası olmayan mı var.. sallıyor kafadan ya da geçen seferden hatırladıklarını söylüyor…sonra susup dinliyor, işine geleni sana geri satıyor.

Falına bakılan da Fadile herşeyi bildi yine diye aval aval kalır, kahve bitince Fadile’nin eline bahşiş sıkıştırılır, yine gelmesi rica edilir, yolculanır. Temizliği de kendin yaparsın. Sonra da herkes birbirine Fadile’nin ne kadar temiz kalbi olduğunu, herşeyi bildiğini, üç harflileri olduğunu, her yerden haber aldığını anlatır.. Kadının piyasası iyice yükselir, boş günü kalmaz…

Sen doğmadan önce ya da daha ananın karnındayken olup biten ıncık cıncık bir takım dertler dna’yla sana aktarılıyormuş, ondanmış senin başına bütün gelenler. Büyükbaban 1954’te babaanneni tokatladığı için bel fıtığından çekiyormuşsun meğerse. Şimdi büyükbabayı affediyoruz. babaanneye sarılıyoruz onu çok sevdiğimizi söylüyoruz. içimizdeki yük kalkınca ferahlıyoruz evrene mesaj veriyoruz. Çok süperiz, herşeyle barışığız Mevlana görse çatlar kıskançlıktan o derece bir ermişiz.

Yürüyoruz ense traşımızı görsünler.

2 Yorum

Filed under aile, saçmasapanlıklar, saglik, sosyal medya

Eğitimde gelinen nokta

Ne bilmediğini bilmemek çok büyük dert, üstelik sinsi bir dert. Kanser gibi, farkında değilsin ve için için yiyor seni. Şu an millet fark etmeksizin yayılmış toplum kanserinin adı cehalet. Semptomlar çok bariz:

1- Ben bilirim

2- Sen bir hiçsin

Bu ikisini diyen biri ile karşılaştınız mı, kulaklarınızı kapatarak uzaklaşın.

Bu ödüllü filmde, bireylerin şişirilmiş egoları ve sahte ifade özgürlükleri ile tıkanarak topluma nasıl kanser olduklarını görüyoruz.

Her konuda aşırı, tehlikelidir. Yobazlık ve “fikrime saygı duyacaksın” pıtırcıklığı toplumun genel iyiliğine karşı ölümcül birer hastalıktır. Bulaşımı engellenmelidir.

Yorum bırakın

Filed under aile, çocuk, internet, OKUL, sosyal medya

Tarihte ilk whatsapp grubu

1980’lerde annemler tarafından kuruldu.

Aynı meslekten, çoğu sınıf arkadaşı beylerin aşağı yukarı aynı yıllarda evlendikleri ve bir kaç sokaklık mesafede oturan hanımlar bir şekilde tanışıp birbirlerini gayet “kafa” bularak küçük bir arkadaş grubu kurarlar.

Sonra duyan gelir, referansla filan arkadaş grubuna dahil olmalar başlar, “bizim hanımı da çağırsalar ya” diye beyler ricacı olurlar filan grup en şâşalı zamanında 25 kişiyi aşmıştı.

Daha ilk başlarda “gümüş günü” adı altında haftalık toplantılar organize etmeye başladılar. Her hafta Perşembe günü içlerinden birinin evinde toplanılır, yenilir içilir, para toplanır ve çekiliş yapılır. X yazılı kağıdı çeken ertesi haftaki toplantıda ev sahibi olur.  Tanıdık bildik bir kuyumcunun vitrininden seçilen bir ürünün,  {ilk evvel bir minik gondolla başlar set, yahut 12 çay tabağı ile 12 çay kaşığı} parası güne katılan kadınlarca bölüşülür, herkesin evinde bir hatırası olur böylece.

Sonraları “Altın günü”ne döndürülse de bu işin aslı böyle başladı.

Bu grubun alt grupları da oluştu zamanla.. Annemle gümüş günü arkadaşları hâlâ görüşüyorlar, beraber tatile çıkıyorlar, kadınlar arası bu kadar uzun bir sevgi bağı örneği var mıdır bilmem..

İşte o zamanlar, “zincir çevirmek” dünyanın ilk whatsapp grubuydu. Herkesin halka olduğunu ve kulaktan kulağa oynadığını düşünün.

1. sıradaki 2.’yi arar ve “falanın eltisi vefat etmiş, zincir çeviriyoruz, yarın ikide evine taziyeye gidiyoruz” der bırakırdı. İkinci üçü arar aynısını iletirdi. herkesin sırası belli olduğundan yarım saat içinde bütün grup programı öğrenmiş olurdu. Evde ütü kadar büyük, kırmızı, krem ya da mat yeşil bir çevirmeli telefonun salonda baş köşede durduğu ve carr diye çalınca yerinden sıçradığın günler.. (evde değilsen kimseye ulaşamazsın kimse de sana ulaşamaz. kim aradı asla bilemezsin. çok tuhaf mı? hayır, çünkü “arayan gene arasın”dı. Evde bulana kadar arardın, derdini telefon açılana kadar ertelerdin. )

Ha diyelim zincir bozuldu, 6 numara evde yok telefonu açmadı. O zaman 7’yi ararsın, zincir oradan devam ederken 6’yı bulana kadar aramaya da devam edersin.

Herkes de saat ikide söylenen yere gelir. Şimdi elli kere randevulaşıp yüz kere konum atıyoruz yine de belli bir yerde buluşmak sağlam bir azim gerektiriyor.

 

Bu yazımı, “büyük gruptan” ilk kopan, hepimizin teyzesi, benim için özel bir kahramanlık yapmış olan, adı tam kendisine uygun verilmiş Fazilet teyzemin anısına yazdım. Mekanı cennet olsun.

 

2 Yorum

Filed under aile, severim paylasirim, sosyal medya, whatsapp

“Hâlâ mı blog be? Yutup varken :/ ” Evet hâlâ ve hep blog…

Bir resim bin kelimeye bedelken; elimizdeki gelecek tamamen gorsel-işitsel bir mecraya kayar ve uzun eğitim kitaplarının yerini online özet geçici video öğretmenleri alırken; kitap satışları azalır ancak yazar sayısı artarken doğal olarak da nitelikli okuyucu oranı düşerken bir de blog okuyan kim kalacak ki diye düşünen varsa diye yazmaktayım bu haftaki yazımı.

Ortalama yaşam süresinin ilk beş yılını hayatta kalabilme becerileri edinmeyi öğrenmekle geçiriyoruz. Bir anne ve bir baba rol model olarak yeni bir insanı büyütmeye çalışıyorlar.

ikinci bir beş yıl daha geçtiğinde çocuk oyunlarla hayatı öğrenmiş, sosyalleşmiş ve temel becerileri kazanmış olmak zorunda.

on ilâ onbeş yaş arasında vücut gelişimi ile paralel olarak zihinsel gelişim, manevi değerler, soyut kavramlar yerleşiyor.

onbeş yirmi yaş arası ise tam teşekküllü bir eğitime adanmak zorunda. gelecekte hayatını sürdürebilmek, geçinebilmek ve yeni insanlar yetiştirebilmek için elzem olan para kazanma/işçilik/üreticilik üzerine geliştiriliyor.

İnsanlar kediler gibi çeşit çeşit. Bu yüzden hayatımızı sürdürebiliyoruz, herkes doktor olsa buğdayı kim yetiştirir? Bazıları sınıf başkanı olarak doğuyor bazıları ressam. O ayrışma anı (yedisinde neyse yetmişinde de o olmak) ilk on yaşta aşağı yukarı belirlenebiliyor. Ergenlik çağındaki gencin ggelecek için yaptığı planlar ve yapmayı sevdiği şeylerle, doğuştan gelen becerileri yani elinden gelenler çakışıyorsa mutlu bir kişi olup ilerliyor. Yani ilk on yılda yönelim saptanmalı ve ikinci on yıl o yönelime uygun eğitim verilmeli. Hatta yaşı kaç olursa olsun insanlar istediği işi öğrenebilmek için ücretsiz eğitime geri dönebilmeli.

Hatta hatta insanlara temel barınak, eğitim, yiyecek ve sağlık ücretsiz olarak sağlanmalı. Yani huzurevleri 0-100 yaş arası isteyen herkesi barındırmalı. Daha fazlasına sahip olmak isteyen (toplumdaki ihtiyaç da hesaplanarak) arzu ettiği eğitimi alıp arzu ettiği bilimde, sanatta ya da işçilikte geçimini kazanabilmeli.

40+ bir insan olarak yazıyorum: Şimdiye kadar okullarda öğretilenlerle yetinmeyip kendi başımıza çabalayarak, gazeteler, makaleler, kitaplar okuyarak, bilen kişileri dinleyerek kendimize göre bir yere geldik, bir şeyler öğrendik. Fazlasını unuttuk, artık damıtılmış bilgi elimizde (zihnimizde). Şimdi Amerikayı yeniden keşfetmeden, her seferinde başa dönmeden bir sonraki nesli bir gıdım daha ileriden başlatabilme şansı elimizde. (evet onbeş günde Fransız devrimi…#GORA).

Bunu okuyan gençlere sözlükte ve muhtelif yerlerde insanların “17 yaşıma söyleyeceğim tek cümle/vereceğim öğüt” konulu yazılarını bulup okumaları. Çünkü öğrendim ki insanlar bilgi miraslarını daima KENDİ çocuklarına geçiremiyorlar. Yıllarca dünyanın dört bir tarafında aradığın, öğrenmek için yanıp tutuştuğun bilgi belki de tam karşı komşunun kafasının içinde. Ve kendi çocukları ilgilenmediği için küsmüş bozum olmuş oturmakta. İşte o onyedi yaşa mektuplardan biri mutlaka sana yazılmış olacak. Ufkunda bir kapı açmasa bile bir pencere aralayacak. Taze hava girecek içeri. Çok işine yarayabilir. (gerçi onyediliklerin bir büyükten öğüt almaya olan gönülsüzlükleri hatta inatçı tepkisellikleri de malum. Belki de bu yüzden bu bilgi-evrimsel Babil Kulesi hiç yükselemesin diye :) )

Amazon, imdb, goodreads, spotify vb bu yüzden, uyguladıkları algoritma sayesinde benim sevip puanladığım ürünlere göre benimle aynı şeyleri aynı puanla beğenmiş insanların beğendiği diğer şeyleri de bana sunması harika bir şey. “Bununla ilgilenenler şunlara da baktı” diye önüme “lan hakkaten iyiymiş” dediğim, normal şartlar altında dönüp bakmayacağım bir çok eser tanımış oldum.

Okuyacak kitap bulamadığım sinir olduğum zamanlar vardı. Seveceğim bir tanesini bulabilmek için sevmediğim bir sürü kitap okudum. Filmlerde işim kolay, beğenmezsem izlemeyip bırakıyorum. Başından belli oluyor benlik bir şey olup olmadığı. Kitabı okumadan bırakmaya kıyamamak çok zor. Yine de yarım bırakılmış ve freecycle’lanmış bisürü kitap oldu geçmişimde.

Kızımın ve oğlumun şimdiye kadar okuduğum her on kitaptan birini sakladığım bir kütüphaneden, izleyip değerlendirip belki yüzde birini beğendiğim filmlerden oluşan bir arşivi hızlıca beyinlerine yüklemeyi çok isterdim. Hazır okunmuş, seçme kitap işte. Bundan sonra hangi yazarı okusam, hangi kitap bana hitap eder diye düşünecek bir şey yok. Tertemiz ayıkladım. İyi de, ilgil alanlarımız aynı olmayabilir. E onca birikim çöp mü?

Blog yazmayı sürdürmemin sebebi tamamen bu. Ha yaşam evren ve herşey hakkındaki büyük sorunun cevabını mı veriyorum? (bunun cevabı zaten biliniyor ve siz daha bu cevabı bilmiyorsanız zaten yaşamayın) Bloguma her gün bir cevher mi yumurtluyorum? hayır. Ama işime yarayan işe yarar bilgi yüklemeye gayret ediyorum. Orası kesin.

Peki bütün bu paragrafları itinayla yazıp en az bir saatimi buraya gömmektense 8 dakikalık bir video çeksem? Hem daha çok tepki alır izleyici bulur hem daha çok kişiye ulaşır?

İşte orada yanılıyorsunuz. Henüz video içinde arama yapabilen bir gereç yok. Yani 8 dakikalık bir video içinde benim istediğim bilgi var mi yok mu, varsa neresinde var bunu bulup çıkaramıyoruz. Hatta videodan videoya sekerek Songül Karlı’ya varabiliyoruz. Oysa canı isteyen haştag kovalar, arama motoru kullanır bir şekilde benim blogumda var olan ve TAM DA ARADIĞI bilgiye şakadanak ulaşabilir.

işte bu yüzden hâlâ blog!

Yorum bırakın

Filed under çocuk, blog işleri, insan olmak, internet, kitaplar, OKUL, sosyal medya

Ne mene fenomen? Aynen menemen..

Sosyal Medya Fenomenlerinin Etkisi Abartılıyor mu?

yazının orijinali bu sitede. paylaş butonunu çalıştıramadım.

İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi Güventürk Görgülü ve Pazarlama 3.0 editörü Turan Farajova, yürüttükleri “Sosyal Medya Fenomenleri Takipçilerinin Satın Alma Tercihlerini Etkiliyor Mu?” başlıklı araştırma sonuçlarını açıkladı. Araştırma sonuçları, Influencer Marketing yönteminin, ancak etkili seçme ve ölçme araçlarıyla, markalara belirli ölçülerde fayda sağlayabileceğini gösteriyor. 
Ankete katılanların yüzde 70’ten fazlası marka tercihlerinde fenomenlerin rolü olmadığını düşünüyor. Her 100 kullanıcıdan 80’i de son bir yıl içinde fenomenler aracılığıyla tanıtılan herhangi bir markayı satın almadığını ifade ediyor. Aynı konuda kadın erkek ayrımına bakıldığında, kadınların marka tercihi ve satın alma konusunda, izledikleri fenomenlerden daha yüksek oranda etkilendikleri görülüyor. Kadınların yüzde 42’si marka tercihinde izlediği fenomenlerden etkilendiğini söylerken, erkeklerde bu oran yüzde 20’nin altına düşüyor. Kadınların yüzde 30’u son bir yıl içinde fenomenler aracılığıyla tanıtılan bir ürün veya hizmeti satın alırken, erkeklerde bu oran yüzde 10’lara kadar geriliyor.

Fenomen takipçilerinin önemli bir bölümü bu hesapları kişisel paylaşımlar için izliyor ve sponsorlu paylaşımları dikkate almıyor“Fenomen” olarak tanımlanan kişilerin, takipçilerinin ancak küçük bir bölümü için “influencer” olabildiğini gösteriyor.

 

Özetle.. fenomen menomen değilsiniz, influencer hiç değilsiniz, Yalova kaymakamı bile değilsiniz.. zamanınızı ve çoluk çocuğunuzu medyaya feda etmeyin artık..

Yorum bırakın

Filed under facebook, instagram, internet, sosyal medya

Bacon sayısı

Şöyle bir teori var. Film sektöründe hangi ülkeden her kim olursa olsun bir kişinin ABD’li ünlü aktör Kevin Bacon‘a sadece 6 kişi uzaklıkta olması. Rahmetli Ayhan Işık mesela..

Ayhan Işık(1), Faik Coşkun adlı kişiyle birlikte Krallar ölmez filminde oynadı. Faik Coşkun (2).

Faik Coşun, Topkapı isimli filmde Maximilian Shell ile oynadı Maxi abi (3).

Ki Maxi abi bizzat Kevin Bacon ile Telling Lies in America filminde oynadı bu da 4.

Size ömür Vatan Şaşmaz mesela.. Suleyman Kabaali ile “Seninki Kac Para” filminde oynamış. bu 1

Süleyman bey “Ay Lav Yu Tuu” diye bir filmdeymiş ve Steve Guttenberg de o filmdeymiş bu da iki.

Ki Steve de Kevin’le Diner filminde beraber oynamış bu da üç. Sardıysa kendiniz de buradan oynayabilirsiniz.

*-*-*-

Sözün özü, dünya küçük. Evvelsi gün Instagramda fink atarkene, bir arkadaşımın imkanı yok tanımaz diyebileceğim başka bir arkadaşımla gayet samimi olduğunu gördüm.

Gecen yıl Instagramdan bir ürün aldım, kargoyu getiren kişi, göndericinin liseden arkadaşı çıktı. Kayseri’de liseye gitmişler beraber, kargocu Istanbul’da kargo işinde, arkadaşı Antalya’da yiyecek satışına girmiş. Benim kargomda buluştular.

Sinemaya gitmek isteyen kuzenim Trabzon’dan aradı, bir telefon operatorunun kod promosyonu varmış, bilmemne numarasına mesaj atınca bi bilet alana bir bilet de bedavaymış. bende o operatorun hattı yoktu, whatsapp grubuna yazdım, İzmir’de bir arkadaşta varmış, kodu paylaştı, Trabzonda bir bilet kazandık.

Daha neler neler.

Internet çok korkunç bir yer, öyle masum sinsirella stalklardan bahsetmiyorum. Hakkınızda yazıp fotoğrafladığınız her şey ele geçirilebilir durumda. Hatta ölseniz cenazenize bile saygı filan yok, elden ele dilden dile geziyorsunuz. Lafı uzatmadan sizi dünyanın en süper medyumuyla baş başa bırakayım.

 

1 Yorum

Filed under filmler, instagram, internet, sosyal medya