Tag Archives: teknoloji

Bak! İyi bak ve unutma! -ii-

 

-devam-

Gel zaman git zaman tv-renkli tv-video-video kaset kiralama dükkanları-betamaks mı vehase mi muhabbetleri aldı yürüdü 80’lerde. Almancılar oluk oluk film akıttılar ülkeye. Şaban filmleri de miki filmleri de oralardan buralara geldi.

Ben universite icin evden ayrildigimda (1990) yilbasi tatili icin eve dondugum uc ay sonraya kadar evdeki toplam 5 tuslu videoyu calistiramamisti bizimkiler. 

TV’deki bazi yarismalara katildim bir donem. Simdi adini bile hatirlamadigim bir TRT yarismasi.. Ozkan Ugur’un Agirliginca Altin yarismasi.. 2003’te Metin Uca’nin Passaparola’si… Iste onu kaydetmenin tek yolu bir video sahibi olmakti. Gittim ikinci el bir video aldim. Dvd-hd-3d jet gibi girdi ondan sonra hayatimiza. Gecen hafta elektronik atik olarak geri donusume teslim edildi adi gecen video. Tv’mizle beraber. Cok sukur aptal kutusundan kurtulduk. 

Doksanlar jet gibi geçti, ikibinler uzay çağı olacak derlerdi, tamamen internet çağı oldu. Günümüzde her dilde her bilgiye ulaşabiliyorum. Binbir çeşit saçma sapan yalan bilgiyi de elemek gerekiyor ama er geç aradığımı buluyorum. İstediğim ülkenin sokaklarında istediğim müzenin koridorlarında turlar atmama hiç bir engel yok. Dünya avcumda!

Aradığım her konuda hiç üşenmeyip video çeken insanlar da var. Bir şeyleri adım adım görerek öğrenmek istediğimde video izliyorum ancak bu çok nadir olan bir şey. İnsan faktöründen arınmış ve tam istediğim bilgiyi veren google benim için çok daha iyi. CTRL+F ile ayı kadar metin içinde nokta atışı yapabilirken, 4 dakikalık videonun kimbilir hangi saniyesini görebilmek için tamamını izleyemeyecek kadar bunalan bir insanım. Bu yüzden kendime bir video kanalı kurmayıp bloga devam ediyorum. Beri yandan, küçüklüğümden beri spiker olma hayaliyle yanıp tutuştuğumdan kafamdakileri konuşabileceğim bir kanala da ihtiyacım var. Bilemiyorum, neden olmasın ki?

Her eve sanal gerçeklik gözlükleri ve hologram filmler girdi artık. Ve artık “daha neler” diyeceğimiz şeyler elli yılda bir değil elli günde bir çıkmakta.

Bu beni heyecanlandırıyor.

Bir yandan da neredeyse bir ömür süresince fotoğraf makinesinden holograma uzanan teknoloji tarihini yaşamış insanlar olarak küçüklere bazı şeyleri öğretmeye vakit kalmamasından şikayetçiyim.

Olayları yaşamak yerine kısa sürede unutulup yok olacak kayıtlara alıyorlar. Canlı olarak izlemek yerine pozunu verip fotoğrafını çekiyorlar ve bir daha bakmadıkları bir sosyal medya ortamına kaydedip, laykını alıp ilerliyorlar. “Fotoğraf aldırmak” deyiminden habersizler ve “nasılsa gugılda var” diyerek hiç birşeyleri öğrenmiyorlar. Patlıcanı görünce “gözü açılmadık sığırcık yavrusu” hashtagıyla paylaşmaları an meselesi.

Sorunlar kendi çözümlerini de getirir. Ya beyinler ve vücutlar dumura uğrayacak (Wall-E) ya da sanal ortamda varlığımızı sürdüreceğiz (Surrogates). Gelecek gelene kadar, bakın ve görün. Beyniniz kaç terabayt farkında mısınız ?

 

Bu yazıyı yazdım çünkü Kodak filmli makineyi üretmeyi bıraktıktan sonra, ikinci bir milat da Martta Sony’nin video kaset üretmeyi durdurması oldu. Son video cihazı da Temmuzda üretildi ve o firma da kapılarını kapadı.

Eski teknoloji bozulmazdı, tamir de edilebilirdi. Şimdi tüketim maddesi halinde..

 

http://www.mirror.co.uk/tech/last-video-player-made-look-8475325
Teknolojiyi uretemeyen bir ulkeyiz. Yakinda anlayamayan bir ulke olacagiz. Maymuna evriliyoruz ve o kadar basitlesti ki gencler, olayi rahat kabulleniyor. Kulakligi takan uyusuyor. 

Egitim onemli de.. neyin egitimi arkadas? Ful egitimde gencler. Ogrendikleri bir sey yok. “Yazlari sicak ve kurak” asamasinda hala. 

Er gec bir kirilma yasanacak. Er gec onder bir grup cikip “dur” diyecek. Biliyorum cunku genclige hitabe’de Ataturk’un belirttigi bir gercek var. Muhtac oldugumuz guc ICIMIZDE. 

Yorum bırakın

Filed under insan olmak, internet, OKUL, soruyorum

Dikkat Dikkat! DEHA

-özgürce yazılmış bir yazıdır kendimi durduracak değilim ilk defa- çok editledim çok didikledim. hevesle yazdım.

Dikkat eksikliği ve hiper aktivite bilmemnesi. Başharfleri deha oluyor ki benim de çok işime geliyor. Oğlumda hafif bir disleksi var. b ve d ona aynı gözükmekte. “bebesi=dedesi/ bayısı=dayısı/ bebi=dedi/beden=beben” olarak ve benzeri okuyor. Bu yüzden yazmayı reddediyor çünkü ne okuduğunda ne yazdığında bir mana olmuyor. Kıpır kıpır yerinde duramayan, bir türlü yap denileni yapamayan, şu kulağından girip bu kulağından çıkan çocuklarda Hiper Aktivite olma ihtimali var. Bizim vaka Dikkat Eksikliği kısmı.

Yazmayınca da 3’e geçince zorlaşacak hayatı. Okul psikolojik danışmanı ve öğretmeninin teşvikiyle psikiyatriste götürdüm. O da psikologa yönlendirdi. Wisc-R denilen çocuklara yönelik zeka testi yapıldı.  Sonuç iyi. Efendi gibi günde on dakika okuma on dakika yazma yaparak bu yaz ilerleyeceğiz.

Beri yandan A konusu: Rahmetli babam nöro-psikiyatristti. Yani hem nörolog hem psikiyatr. Size aktaracağım bilginin kaynağı da kendisi.. (Sizi tenzih ederek) Ne varsa eski doktorlarda var zaten der, ilerlerim:

************************

“Hafıza 3 şeye bağlıdır. Dikkate,Orijinaliteye, Tekrara.

Eğer dikkatin keskinse, başka çeldiriciler yoksa o konuyu anlarsın. Başka şeye kayarsa düşüncen, dikkatin dağılırsa o anki olayları hafızaya almaz beyin. (Yankesicilerin taktiği de budur, başka bir konu açar ve beyninizi şu ana değil, başka yere çeker)

Eğer  konu orijinase.. alnının ortasında tek bir gözü olan birini görsen, sakallı bir kadın, kanatlı at… unutmazsın.. (Hiç unutmam diye başlayan cümlelere dikkat edin, ilk defa rastladığı bir şeydir o kişinin. Unutmaz, unutamaz)

Eğer öğrenilecek gibi değilse ama öğrenmen şartsa, ver edeceksin ezberi. Tekrarlaya tekrarlaya hafızana girer. En son metod da budur. Okulda da bu yapılır insana, okuma yazma öğretirler, kerrat cetveli öğretirler. Aslında belletmedir. ”

 ************************

Benim ekleyeceğim bir nokta da; eğer ilgi alanınsa, sevdiğin bir konuysa su gibi öğreniveriyorsun..

Şimdi yapacağımız yöntem de bu.. Madem ilgisini çekmiyor, yaza yaza öğrenecek.

B konusu: Fıtrat. Arkadaş bu adam gökten zembille inmedi. Anadan atadan gelen bi ton geni var. Hiç unutmam (ehehe, çaktınız mı dikkatli okur? dikkatli okuyun,çakarım iki tane) Ben ilkokuldayken (okumayı 3,5 yaşımda söktüğümün şahitleri var.) okuma bilerek başladım bire. Ama yazma ve matematik bilmediğimden ikiden başlatmadılar. Birinci sınıfın tek okuru olarak takılırken sınıftaki okuyamayan veletleri acaip azımsardım. Acaip sıkılırdım derste ve kemkümlerine pek gülerdim. Bu durumda öğretmenim de çareyi okuma derslerinde beni sınıfın dışına atmakta buldu. Kapının önündeki banka oturur elime ne aldıysam onu okurdum. (Altın Kitaplar çocuk klasikleri, Milliyet Çocuk Klasikleri…okumayan var mı?) Bu süreçte YAZMAYI öğrenemedim… Kıvırıyordum yazarken. Acaip sıkıcıydı. Ödevleri kısaltmalarla çırpıştırıyordum. Evet için E, Hayır için H yazmayla başladı, kendime göre kpltöm gibi bir cümleyi tek kelimeye indirene kadar ilerledi. Steno’yu icat ettim. Kısa zamanda öğretmenim de  farkına vardı ki ödev diye doldurduğum defterler bakkal defteri. Kendi kısaltmamı bütün sınıfın önünde okuttu bana. Bir yerden sonra unuttum gitti ben de K neyin kısaltması C neyin, ibibik gibi kaldım.

Olay büyümedi, öğretmenim biliyor ki ben yazsam da iyi bir öğrenciyim, yazmasam da.. Yazı ödevlerimi adam gibi kelimelerle düzgün yazılı olduğu sürece imzaladı, hal bu güne kadar geldi.

[Bu armut da dibine düştü..ben buyum, babasını da hesaba kat..  yazmaktan sıkılan adam saatlerce başka işleri beceriyor. e yazmasın madem. bana uyar. bu orta düzey bir dikkat eksikliği için ilaç vermeyi düşünmüyorum. tekrarlaya tekrarlaya belliycek bana ne.]

[[ yanlış olarak Einstein’e mâl edilen bir deyim var:

“Everybody is a genius. But if you judge a fish by its ability to climb a tree, it will live its whole life believing that it is stupid.”

“Adil bir seçme olsun diye herkesi aynı sınava alıyoruz: Şu ağaca tırmanınız”

bir şeyler çağrıştırdı mı? Herkesin yeteneğine göre eğitim gelişim iş sağlamak.. ülkemizdeki sınav sistemi vb.. bilirsiniz]]

//////////////////////////////////////////////////////////////////

Hala el yazım berbat, kendi adımı bile feci yazarım. Yazmamak için her yola saparım. LNT cümlelerim bile devrik çünkü cümleyi düzgün bitiremiyorum. Bitirdikten sonra aklıma devamı geliyor ya da bilindiği üzere ben gizli solaklardan biriyim. Sağ elimi kullanıyorum ama aslında sol olarak tasarımlanmışım. Her iki yarı kure de eşit olarak kullanılıyor bende. Sağ biraz daha baskın belki, bu yüzden ya da yükseleni akrep olan bir koç olduğumdan ya da kimbilir neden böyleyim. Biri merak ederse sağ-beyin-sol-beyin nedir nedendir, linki izlesin. ayrıca sağımı solumu da karıştırıyorum. Adlarını yani. Tarif edeyim: Şu yöne gidileceğini biliyorum ama o yönün sağ mı öbür sağ mı olduğunu durup düşünmem gerekiyor. Açıklamasını bilmiyorum.. Nereye geldik ya?

//////////////////////////////////////////////////////////////////

İyi ki bilgisayar çıktı da kurtuldum.  Klavyede ilk öğrendiğim kısayollar olmuştur. On parmak yazıyorum, hemen hemen düşündüğüm hıza yakın bir hızda yazarım ama geri dönüp de düzeltmem. Ayrıca bir an önce konuya geleyim diye girişi kısa geçer, e konu uzamasın diye gelişmeyi de biraz yalap şap geçerim, o ana kadar yeterince zorlamış ve sıkılmış olduğum için de sonuç kısmı iyicene dandik çıkar. İmla hatası yapmam bak! Çok okumanın faydaları. Bir de lügatım geniştir. Noktalama işaretlerinden hoşlaşmıyorum zaman kaybı oluyor, neysse.

Yoksa çok velud yazarımdır. :)) Ne konularım ne taslaklarım var ancak ne aralık bitiririm bilmem. Bana göre tamam aslında o taslaklar da, aynen ilk okul ödevlerim gibi kısaltılmış özetler olduğu için size pek bir şey ifade etmeyebilir. Biraz detaylandırıp okur önüne çıkacak hale sokulması lazım. Uzuuun uzun yazılası güzel hikayelerim var mesela, değerli okurlarım çok hızlı yazıp bitirdiğimi ifade ettiler. Yazasım olduğunda yazıyorum. Bazen ani ilhamlar geliyor, bazen konu deli birikiyor, bazen çook acil yazılması gerekiyor.. bilmemne bilmemne.. unutmadan yazdım yazdım.. yazmazsam hepimiz mahrumuz yani.

ay ay ay eklemem lazım. bir de ben biliyorum ya, “nasıl olsa herkes biliyordur” diye yazmadığım ama aslında yazmam gerekmiş sonradan kavradığım yani yazı sırasında daldan dala atlarken es geçtiğim noktalar da var, kim oturup da açacak şimdi detaylandıracak bilmiyorum.yoksa lokum gibi yazı, yeterince anlaşılır değil, ziyan olmuş oluyor olabilir. gibi..

Ses kaydı yapayım bari dedim, “train of thought” dedikleri zımbırtı yüzünden konuda sabit kalamadığımı, vın vın vın ordan oraya atladığımı ve ilk konuyu bitiremediğim gibi aradaki diğer konuları da yalap şap geçirdiğimi fark ettim. Zaten bandı çözmek için sabrım da yok. Vlogger olmayı da düşündüm o da ayrı hikaye amaan adaaaam sende.. Oku kızım.

Hele biri çıkıp da resim yok blogda, yazılar çok kuru, resimli olmalı! dedi ya o gün bittim. Fotoğraf çekmeyi beceremem, çekemem de zaten. O çektiğim şeylerden bazılarını mecburen blog yazılarının arasına serpiştiriyorum ki biraz içi açılsın okurun.

Buraya resim ekleyeyim bi ara… Hayır çektiğim resimlerle bu yazıları girdiğim cihaz her zaman aynı değil ki… Buluta resim yüklemiyorum o da yaş. neyse.. denk gelir inşallah bir gün.

Konuyu elbette hiç ummadığınız yerden Doğa Eğitimde Teknoloji zirvesine (bölüm 1bölüm 2bölüm3) bağlıyorum, lütfen hattan ayrılmayın.

{Bağlanana kadar ara müziği olarak şunu dinleyin: teknoloji zirvesindeki şahıs olarak, önce notlarımı cep telefonuma almaya başladım. Şarj deli gibi gittiği ve ekran klavyesinin minnaklığı yüzünden aldığım notlar bir halta benzemediği gibi, ayrıca slaytları da kaçırmakan nefret ettim. Ajandanın orasına burasına aldığım notlarım var, lakin o da biraz okunaksız, malumunuz… Eğitimde gelecek fikrinizi biraz genişletmek, ufkunuzu ilerletmek istediğimden, artık olduğu kadar, sökebildiğim kadar ya da  hafızamda kaldığı kadar bir kuple yazacağım: }

Bakın bunu Pearson adlı online eğitim sistemini kuran şirketten, 20 yıldır Türkiyede olan ve Türkİlizce bir sunum yapan, aktardıklarını çok beğendiğim Guy Elders anlattı:

Adoptive Learning diye bir şey var. Kişiselleştiriliyor.Uyumlandırılıyor. Eğitim.

Şunu düşünün. Feyse girip çıktığınızda sağda reklamlar vardır. O reklamlar;  sizin daha evvel tıkladığınız sitelerde ne yaptığınıza neye baktığınıza, arkadaşlarınızın ilgi alanlarına işaret koyan, internette geçirdiğiniz zamanda girip çıktığınız ve nerede ne kadar vakit harcadığınızın kaydını tutan sistemler tarafından seçilerek size sunulur. Bilgisayar bir televizyon değildir. Siz onu izlerken O DA SİZİ İZLER. Her adımınızı takip eder. O yüzden çoook ince kriterlere kadar ayıklanabilen profiller çıkarılır reklamverene ve tam hedef kitlesine yapılır reklamları. Tam burada Serdar Kuzuloğlu yazısı için tıklayın ve keyfini sürün… Dönünce devam ederiz.

İşte dersleri izledikçe, soruları cevapladıkça hangi konuyu hangi hızda, ne sürede öğrendiğinizi ve ne kadar süre kafanızda tuttuğunuzu hesaplıyor sistem. Öğrenme zaten gördükten sonra geçen sürede aklınızda kalan kısımdır. Şu kulağından girip bu kulağından çıkması, derste oturup dinlemesine rağmen iki ay sonra sorunca bir şey hatırlamaması yani : öğrenmemesi bundan çocukların. Sınavı geçtikten sonra yakıyor bilgiyi. İşleyip öğrenmiyor. O yüzden bir sonraki nesil karşımıza gelince “hiç mi bir şey öğretmiyorlar size okulda, yeni nesil tın tın anacım biz böyle miydik?” şikayetleri ayyuka çıkıyor. Sorun değil, çünkü babam da benim (BENİM) eğitimimi beğenmezdi, Muhtarın görevlerini, 72 ilin plakasını ve bir dolu şeyi bilmediğim için.. Ben de kendi bildiklerimi çocuklarıma sorguladığım zaman gayet entipüften şeylerden bihaber olduklarını görüp delleniyorum. “van dayrekşına/pokemona gelince biliyorsun tabii..+amaaann annee yaaa”

Bu kadar da değil. Çoklu zeka kuramı var ya hani.. Birşeyi HANGİ şekilde kolay öğrendiğinizi de ayrıştırıyor. Örnek verip şişirmeyeceğim anlayan anladı. Anlamayan biraz ödev yapıp devam etsin.  (ara: ÇZK ve NLP)

Çoklu zeka kuramı gereği her öğrencinin öğrenme şeklinin farklı olduğu öngörülüyor, 8 farklı öğrenme şekli var. Her öğrenci bunlardan birinden ya da birkaçından verim alabiliyor. Defosu şu ki HER ÖĞRETMEN 8 şekilde eğitim veremiyor. Bazısı için imkansız çünkü kafa o biçimde çalışmıyor bazısı için de tek tek aynı konuyu bir görsel bir işitsel bir bilmemne olarak öğrenciye özelleştirecek vakit yok, ortalama bir yöntem saptayıp ilerliyor.

Yeni eğitim sisteminde program çocuğu algıladıktan sonra, o konuyu ona onun en kolay anlayacağı en kolay algılayacağı biçimde anlatıyor. Berikine de farklı medot kullanıyor. İnce ayarları yapılınca herkes herşeyi bayıla bayıla öğrenebiliyor. Arada şu sistemle bu sistem arasında geçişin de mümkün.

Mr. Elders’in isabetle kaydettiği gibi, Türk çocukları ile İngiliz çocuklar arasında fark Anneler oluyor.İngiltere’de önüne konan yenmediyse çocuğun önünden kaldırılıyor, ertesi öğüne kadar aç bırakılıyor. Üç gün içinde çocuk güzel bir yeme eğitimi almış oluyor ve kendi başına yiyor. Türk Analar kuzularını aç komaya kıyamadıklarından süslü püslü yemekler, masallar, ara öğünler, bisküvi poğaçalar, aç garajı araba geliyor, ham yap uçak geliyor, ye bak yoksa Adnan enişten yer (evet bu bizim ev) oyunları yordamlarıyla kendilerini tükettikleri yetmezmiş gibi, sofra adabından bigâne veletlerle baş başa kalıyorlar. İngiliz çocuu tabaktaki köfteyi ne edip edip yeme gayretindeyken, Türk çocuu avm’lerde elinde çatala takılı köfte lokması ile ardından koşan anne manzaraları ile dolu..

İşte bizde öğretmen böyle. Çocuğun önüne koymuyor bilgiyi. Bilgi öğretmende, elinde bilgi çocukların ağzını açtırabilirse içeri tepiyor.

Bir de öğrendiğin şeyin içeriği önemli.. Bunu niye not almışım bilmiyorum, o an önemli gelmiş almışım notu. Unuttum. şu an açamayacağım detayını. Anladığımız kadar artık.

ay yeter belki sonra bitiririm belki de bitmiştir bakalım yazı nereye gidecek

4 Yorum

Filed under araştırdım, çocuk, bilgisayar, disleksi, icatlar, ilkogretim, internet, kültür, OKUL, severim paylasirim

Eğitimde Teknoloji Zirvesi -iii-

Bu bir dizi yazının üçüncü bölümüdür.. Bölüm 1 ve Bölüm 2‘yi okuyabilirsiniz ya da buradan devam edebilirsiniz.   Paranın değil bilginin kazandırdığı bir dünyaya doğru ilerlerken, çocuk sahibi ve eli yüreğinde tüm anne ve bazı babaların derdi sabit: “okul” Okul seçimi, iyi okul nedir nasıl olmalıdır, yahut var mıdır? Öğretmen mi önemlidir gerçekten? Öğretmen kadın mı olmalıdır erkek mi daha iyi olur? Ya evlenirse? Ya boşanırsa? Ya hamileyse? Ya emekliliği yakınsa??? Oğlan everirken bu kadar incelemezler bu ülkede.. İdarenin politik yaklaşımı nedir peki? Yaa, boru mu? Bu da dertlere dert ekler. Okul nereye yakın, servisi var mi servis pahalı mı okulda yemek çıkıyor mu okulda YENİLEBİLİR yemek çıkıyor mu okul aile birliğine kapağı atarsam çocuğum rahat eder mi, ulan ne kastırıyoruz özele mi versek, yok deve araba alırız lan o paraya, ehe ehe özele verdik teyzesi yaa.. Bu konuya yakın zamanda dönmek ümidiyle esas konuma geçiyorum. Eğitim sektöründe olmasam da bir veli olarak ilgileniyorum ve ayrıca teknolojiye özel bir düşkünlüğüm var, bu yüzden Doğa Koleji Eğitimde Teknoloji Zirvesi’nin ilanını görünce kaydımı yaptırdım. Bir tam gün süren seminer sırasında Microsoft Ortadoğu ve Afrika Eğitim Direktörü Mark Chaban knoşma yaptı. Bu konuşmadan aklımda kalanlara göre mesela, dünya çapında işverenlerin talepleri arasında 3. sırada “ofis programları kullanabilme” yer almaktaymış. Ancak hem ara kadame elemanlarda hem de üniversite mezunlarında bu beceri çok alt seviyede olduğundan yetenekli ama becerisiz birçok insanın işle buluşmasına engel teşkil etmekteymiş. Bunu saptadıklarından Office programlarını TÜM öğrenciler için ücretiz hale getirdiklerini açıkladı. (Yoksa Open Office’den korktuklarından filan değil fesat şeyler sizi) Bunu bütün dünyada okulların kullanımına sunduklarını anlattı.. Ve eğer herhangi bir kademede öğrenci iseniz okul idarenize başvurarak bir kod alabilir ve Microsoft Office uygulamalarını ücretsiz olarak kullanabilirsiniz. Okulun size vereceği bir e-posta adresi ve şifre yeterli olacak. Lütfen şu linke geçin: Office 365 Eğitim     Sık sorulan soruların özeti:

db) Öğrenciler için Office 365 Eğitim nedir?
Öğrenciler için Office 365 Eğitim, öğretim görevlileri ve personel için http://www.Office.com/GetOffice365 adresinde bulunan Office’i satın almış akademik kurumlara katılan öğrencilere ücretsiz sunulan bir Office 365 planıdır. Bu plan öğrencilerin Word, Excel, PowerPoint, Outlook, OneNote, Publisher ve Access’i en fazla 5 PC ya da Mac’e ve Android, iPad® ve Windows tabletler dahil olmak üzere diğer mobil cihazlara yükleyebilmesini sağlar. Ayrıca, plan okul tarafından yönetilen 1 TB OneDrive depolama alanını içerir ve öğrenciler Office Online, Yammer ve SharePoint sitelerini kullanarak düzenleme ve iş birliği yapabilir.
db) Öğrenciler için Office 365 Eğitim’in uygunluk gereksinimleri nelerdir?
Okullar, Microsoft’un Toplu Lisanslama programı aracılığıyla öğretim görevlileri ve personel için Office’i kurum çapında lisansladıklarında ve öğrencilerin doğrudan Microsoft ile kaydolmasına izin verecek şekilde kaydolduklarında bu avantajdan yararlanabilirler. Uygun okullardaki etkin tam zamanlı veya yarı zamanlı öğrenciler şu şekilde uygun şartlara sahip olabilir:
  • Okul tarafından sağlanan ve dış e-postaları alabilen okula özgü bir e-posta adresine (örneğin contoso.edu) sahip olurlarsa
  • Bireysel olarak bir çevrimiçi teklife kaydolmak için gerekli yasal sorumluluk yaşına basmışlarsa (13 yaş)
  • İnternet erişimleri varsa
db) Bu planı ne süreyle kullanabilirim?
Uygun şartlara sahipseniz, mezun olana ya da uygun okuldaki kaydınız sona erene kadar planı kullanabilirsiniz. Öğrenci uygunluğu herhangi bir zamanda yeniden doğrulanabilir. Süre sonunda, Office uygulamaları, belgelerin görüntülenebileceği ancak yeni belgelerin düzenlenemeyeceği veya oluşturulamayacağı anlamına gelen sınırlı işlevsellik moduna girer. Ek olarak, Office Online ve OneDrive gibi okul e-posta adresi ile ilişkili olan çevrimiçi hizmetler artık çalışmaz.
db) Bu teklifle sunulan OneDrive hesabını kim yönetir?
Bu hesap okul ile ilişkilidir ve ödev ya da okul çalışmaları gibi okula uygun içerikler için kullanılmalıdır. İzinler ve erişim okulun BT yöneticisi tarafından herhangi bir zamanda değiştirilebilir.
db) Planı başka kişiler ile paylaşabilir miyim?
Öğrenciler için Office 365 Eğitim, yalnızca uygun bir okulda okuyan, uygun şartlara sahip öğrenciler tarafından kullanılmak üzere lisanslanır.
db)Okulum uygun değilse ve uygun şartlara sahip değilsem ne yapabilirim?
Değerlendirebileceğiniz birçok farklı Office seçeneğine sahibiz, seçeneklere bakın. Hâlâ Öğrenciler için Office 365 Eğitim ile ilgileniyor ama uygun şartlara sahip değilseniz, bu öğrenci avantajından faydalanmak üzere BT bölümünüzden, Microsoft’un Toplu Lisanslama programı aracılığıyla öğretim görevlileri ve personel için Office’i lisanslamasını isteyin.
Bunun haricinde benim tüylerimi diken diken eden şu videoyu izletti.
İşte buradan sonrası…Eğitimde gelecek!
-devam edecek-

5 Yorum

Filed under çocuk, bilgisayar, icatlar, ilkogretim, internet, kültür, OKUL, severim paylasirim

Boş Vaktimde Üniversite Bitiriyorum

*-Dizi yazının 2. bölümü.. Online eğitim konusu ve ben. Okuma ve teknoloji aynı cümlede olursa o cümlenin öznesi kim olabilir benden başka?-*

Ortaokulu ve Lise’yi dışarıdan bitirmen mümkün. Çok da güzel bir fırsat bence.. Üstelikk

Lise ve Üniversite mezunları için çok güzel iki imkan var. “İkinci üniversite” ve “Sertifika Programları”..

Sertifika programlarının detayları burada..

“Anadolu Üniversitesi uzaktan öğretim sistemi bünyesinde, Muhasebe, Pazarlama, Girişimcilik, Finans,Sekreterlik, Eğitim ve Yönetim alanlarında açılan e-Sertifika Programları, sizin ihtiyaçlarınız dikkate alınarak hazırlandı.

En az lise ve dengi okullara ait bir diplomaya sahip olan herkesin başvurabileceği e-Sertifika programlarında eğitim ve öğretim internete dayalı olarak uzaktan öğretim yöntemiyle gerçekleştirilecektir. Böylece çalışmakta olan ya da kendi işini kurmayı düşünen girişimcilerin iş yönetimi alanında rekabet güçlerini arttıracak bilgi ve becerileri uzaktan eğitim yöntemiyle edinmeleri mümkün olacaktır.

Anadolu Üniversitesi e-Sertifika Programları Açıköğretim sistemindeki derslerden yararlanmak isteyen fakat üniversite sınavını kazanamayanlar için iş kurma ve yönetme konularında eğitim görme fırsatı sunmaktadır.

e-Sertifika Programlarına kayıt yaptıran öğrencilerin adreslerine ders kitapları gönderilecek ve e-Sertifika Programları portalında giriş hesapları açılacaktır.

e-Sertifika programlarına kayıt yaptıran öğrenciler kendilerine gönderilen uzaktan öğretim yöntemine göre hazırlanmış ders kitapları ve internet ortamında verilen e-Alıştırma, e-Kitap- e-Televizyon, e-Danışmanlık, e-Sınav ve e-Sesli Kitap hizmetlerinden yararlanarak sertifika sınavlarına hazırlanabileceklerdir. ”

 

***** İngilizce öğrenmek isteyenler için İngilizce Sertifika Programları var ki, evinizin rahatlığında bayağı bir İngilizce öğrenebiliyor, isterseniz sınavına girip sertifikanızı da alabiliyorsunuz. http://www.cambridgelmsanadolu.org/

 

 

****** Ben üniversite mezunları için tanınan fırsattan yararlanarak İkinci Üniversiteye başvurdum.

İki ya da dört yıllık bir çok bölüm var. İncelemek için tıklayın. Zaman öyle ya da böyle geçiyor zaten, neden bir diploma daha almayayım? İlgimi çeken bütün konuların derslerine girmeyi planlıyorum :)) Gayet ucuz demiş miydim?

 

Kayıt yaptırdıktan sonra, internet üniversitenize giriş yapabilmeniz için size gereken şifreniz veriliyor ve eogrenme.anadolu.edu.tr sitesinden TC kimlik numara ve şifrenizle öğrenmeye başlıyorsunuz. E-kitaplar, çıkmış sorular, deneme sınavları.. Başarılı olmamak mümkün değil.

Bir vize bir de final için sınava giriyorsunuz her dönem. Cumartesi ve Pazar günü iki oturumda oluyor sınavlar. Geçmiş yıllarda çıkmış sorular için http://yillik.eogrenme.anadolu.edu.tr/ sitesine login olmak lazım.

Yüz yüze dersler bile var. :))

 

 

 

*-bu da eski tarihli bir yazı. kaydımı yaptırdım; Adalet bölümünde okuyordum. Vizeler de iyiydi. Finallerde safra kesesi ameliyatı oldum. İkinci dönemin finallerinde de bel fıtığından yatıyordum. Yanisi sınıfta kaldım;nasip olmadı mezuniyet. Pes? Asla.. Bunu bitireceğim ve bir sonrakine geçeceğim! Ama seneye

İşin ilginç tarafı, neredeeeen nereye diyor insan.. Ne zamandır yazıp da taslak olarak beklet, kısmet bu haftaya yayına vermekmiş. Doğa Koleji’nin Eğitimde Teknoloji Zirvesi’ne katıldım da ayıptır söylemesi…lafı oraya getireceğim bu aralar-*

9 Yorum

Filed under icatlar, ilkogretim, internet, kültür, OKUL, severim paylasirim

Başıma gelmeyen kalmadı be. Teyze muamelesi gördüm..

Teknoloji satan marketlerden birine gittim bu gün. 4 kalem mal alınacak. Mallarin hiç birinin ticari adını bilmiyorum. Birisi hafıza kartlarını bilgisayara aktaracak şey, birisi usb’ye takılan ve 4 usb girişi oluşturan şey, birisi usb’ye uzatma kablosu, bir de şarjı tutmayan fotoğraf makinesine pil. Eksisozlukte benim gibileri anlattıkları başlıklar var. Kullanıyorum ama adını bilmiyorum. Dolayısıyla teknoloji cahili sanıyor yeni nesil benim yaşımdakileri, ki bir kısmımız zır cahil, kabul; şarj yerine şarz diyene ne dersin hemşire??  Ben onlardan değilim.. Bilirim az çok.. Ama bunların yanında, bir tür görünmez oluyorum, kaale alınmıyorum.. çok da fifi ya neyse.. Ben de iyice sarı cahile bağlıyorum. Sonra al gözüm seyreyle…

İşte gittim bakındım filan kimse yok… Zar zor bir tane eleman buldum o da bana bana teyze muamelesi yaptı. “pil değilmiş o bataryaymış”. sensin batarya, akü bile derim ben istesem.. Batarya dediğin musluk çeşidi be.. Her ne ise, fotoğraf makinesinin servise gitmesine kadar verildi.. Dükkanda gezinen müşteri sayısı son derece seyrek, lakin eleman sayısı sıfıra yakınsamış durumda. Nerde bunların elemanları be? Kime danışacağım ben?!? Hayır dillerini de bilmiyorum çok zor işim..

Bunların bir bölüğü toplanmışlar koli açıyorlar.. Yanaştım yardım istedim. Kıdemli olan, beni şöyle bir süzdü, “Melih bayana bak” diyerek Melih nam çırağı bana atadı. Melih melih olsa neyse, gözlüğüne kadar bildiğin NERD tip. Uğraşıp nerd etmiş kendini yazık. Rahmetli amcam görse şey derdi. Neyse.. Burada yazılmaz..
Melih usta tipime baktı, puanladı, beni beğenmedi doğal olarak. Cebimdeki, fotoğraf makinesinden söktüğüm mini disket tipli hafıza kartını çekip gösterdim “bunu bilgisayara aktaracak şey” diye; hafıza kartı okuyucusu buldu bana.. “peki bu, cep telefonu kartını da okur mu?” dedim, gözlerini devirdi, “oll in van yazıyor ya” dedi. Melihefendiyle görüşebilmek için default olarak ingilizce biliyor olmamız gerektiğini anladık. Daha ben ikinci soruya geçmeden, benden de teyze kılıklı bir teyze kulaklık istedi. Üçüncü reyonda cevabını aldı, utanmadan kulaklığın kendi evlerindeki bilgisayar markasına uyup uymayacağını sordu, azarını yedii,kuyruğunu kıstırıp üçüncü reyona ikiledi…
Daha da arkadan feci yaşlı bir teyze asansörün nasıl çalıştığını sordu, Melihi çekip götürdü. Melihsiz kalınca ana toplaşma yerlerine gidip yeni bir Melih talep ettim. O arada ileri teyzeyi silkelemiş olan asıl Melih geri döndü bi daha reyona döndük.

YuEsBi çoklayıcı buldu bana.. Bi de uzatma kablosunu tarif ettim, varmış. 7 metrelik olanından buldu bana. Oh ne ala.. Üzerlerine kendi kodunu yazdı, kesin komisyon alıyor bana sattıklarından. Alsın, helal olsun işimi halletti. Üçüncü reyondaki teyzenin hali harap, hala kulaklıkları elleyip duruyor, bir şey anladığı yok, kimseler de demiyor ki aga bu nedir? Ehem, yani bir el atan yok kadına… Ben öyle durumlarda açık söyleyeyim, reyonu birbirine katıyorum.. Bazı ürünler kazara düşüyor, bazılarını itip kakıyorum, etiketleri söküyorum, biri acilen gelmezse o reyonda bir buçuk saatlik hasar yaratıyorum.. BİM muamelesi yapmasınlar adama. AAAA…

*-*-*-*-

ay dur dur bi de şunu anlatayım, yapıkrediden aradılar.. naziiik, kibaaar, bana ha bire Dilek hanım deyip duran (?) bir hatun anlattı da anlattı, o kadar kibar anlatıyor ki kesemiyorsun lafını, özet geçeyim, kart ücreti bile yokmuş.. Allahım seçilmiş bir kişiyim ben herhalde diye sevinmemi bekler bir hali var, adresimi istedi ki adıma hazırlanmış kredi kartımın “sizlere teslimatını gerçekleştirmek üzere…” (sizlere lafına kılım, malumunuz) Almamayı tercih ediyorum dedim.

“Sizlerce mahzuru yoksa istememenizin nedenini bizlerle paylaşır mısınız?” biliyorum ki önündeki bilgisayarda bütün itirazlara bir kapanış cümlesi hazırlanmış, savrulmak üzere beklemekte.. Ezber nasıl bozulur? ahanda böyle:

“biliyorum ki YK iyi bir banka ve world kart da iyi bir kart, avantajları da su götürmez lakin, ben sizin vadaları sevmiyorum Müjden hanım. Mor mor, böyle boynu yok, elleri filan, ay hele gözleri nasıl o öyle, ben çok tiksiniyorum o yaratıklardan yani, kusura bakmayın”

“eee ööö peki” diyebildi yazık, iyi günler dedim kapadım. cins.. ambale oldu ama.. :D

*-*-

Eve geldim hafıza kartı okuyucusunu taktım şıkır şıkır çalıştı, tee nerlerde birikmiş bir dolu resim indirdim bilgisayara. Meraklısı varsa markası GreenTech. Bu da unutulmuş ve tekrar bulununca sevinilmiş bir resim:

18082011 03

 

7 Yorum

Filed under alışveriş işleri, saçmasapanlıklar, severim paylasirim