Bir an bile beklemeyin

Google Play’den oyun indirip oynuyorum. En sık gördüğüm yorum:

“Bir yıldız verdim çünkü oyun İngilizce”

“Türkçe dil desteği istiyorum”

“Türkçe olsa belki oynardım ama siliyorum”

 

Bir şeyi bulup geliştiren adam onu elbette kendi dilinde yapar.

İlk aşama olarak her gün bir kelime öğrenseniz bir yılda 300 kelime eder. En sık kullandığınız 10 kelimeyi bir yere not edin, karşılığını yazın. Öğrenmeye başlayın. Kaç yaşında olursanız olun her gün 3 yeni şey öğrenin. Biri de yabancı bir dilde bir kelime olsun.

Kezâ diziler filmler.. “Türkçe alt yazı malum ortamlara düşmeden” izleyemiyorlar. Lise mezunu herhangi bir insan bir diziyi izleyemiyorsa burada bir ayıp vardır. Okula “not” için gidip gelen ve sadece takılan gençler olarak birşeyler öğrenmemeniz normal aslında.

Öğrenin.

İkinci aşama: daha iyisini Türkçe üretin/yapın/kodlayın/çekin/yazın. Millet sizin dilinize mecbur olsun. Gurura bak.


Dünya dev bir şehir gibi. Milli giysiler, yemekler, etiketler, saç kesimleri bile siliniyor. En kuytu köşelere giriyor internet ve insanlar ticaret kolaylaştıkça kendilerine dayatılan gibi değil istedikleri gibi yaşamaya başlıyorlar.

Herkes bir kot bir t-şortla bir spor ayakkabı ile takılıyor. BİR oluyoruz. Bu arada vırt zırt söylendiği gibi “kültürel erozyon” ivmeli olarak ilerliyor. Kendimizi, dilimizi ve adetlerimizi yitiriyoruz. Gelişmenin bedeli. olsa yine iyi. Gelişemiyoruz da.

Kendi müfredatım.. :

1. Türkçe. Tarihte Türkler ve Türkçe eserler kısaca özetlendikten sonra.. 1900-2000 arası yayınlanmış herşey burada incelenmek zorunda. Büyük Türkçe Sözlük baştan aşağı okunup öğrenilecek.

2. Dünya (hem ülkeler coğrafyası hem yıldızlar ve güneş sistemi)

(çevre,yabancı diller,genel görgü vb) bir tür sosyal bilgiler.

3. Matematik. Temel matematik. İlerisini öğrenmek isteyen o dersi ayrıca alır. 4 işlem, oran-orantı(tek bilinmeyenli denklem) ve yüzde hesapları yeterli.

4. Bilişim. Cihazlar vasıtasıyla iletişim ve bilgi edinme.

5. Spor ve sosyalleşme

6. Müzik ve dans

7. Sanat ve tasarım.

8. İnanç eğitimi sadece ailede verilmelidir. Tek bir kitabımız var, tek bir uygulama ve açıklama kitabı yazılıp bütün kavram kargaşasını sadeleştirmek ve oradan ilerlemek lazım.

Belki devamını da yazarım.

Yorumlarınızı bilmek istiyorum. Bugün sıradan bir insanın yaşamını sürdürebilmesi için gereken neler var?

1 Yorum

Filed under aile, çocuk, Diğer, internet, soruyorum, şikayetlerim

Elveda derken

Baharın ilk günleriydi sanırım.

Hani hep derler ya, “son defa görüyorsunuzdur belki, iyi geçinin iyi davranın hoş ayrılın”. İnsan bilemiyor son defa gördüğünü, nerden bileceksin.. Otuz yılı aşkın , fırtınalı zaman zaman çok sancılı bir ilişki.Son defa görüyormuşum. Hala inanamıyorum.

Her gelişi olay, bazen haber verir bazen zart diye gelir hazırlıksız yakalar, utandırır rezil eder seni ama hiç aldırmaz. Her zaman kafanın bir köşesini işgal eder. Gelirse? Gelmez ya niye gelsin daha var. Gelir gelir, başım kalabalık ya, işim gücüm var ya, bir yerlere gitmem, tatil yapmam lazım ya illa gelir musallat olur. Bir şey de diyemiyorsun ki.. Mecbur. Geliiir. Gözünün içine bakarsın. “Ulan iki gün müsaade et ne var?” dersin.

Gelmese kaygı. Nerde kaldı? Yine ne oldu ki? O kadar hazırlık boşa gidecek..Hay aksi kimseye de dökemezsin derdini. İçin içini yer. Ararsın, cevap yok. Nerdesinn? Ya bir kaza olduysa? Ya daha fenası kötü bir hastalı… Allah muhafaza, aklının ucundan geçirme.. Yok yok, bir yere takılmıştır.. Gelir. Gelsin noolur. Allahım gelsin noolur gelsin.

Son görüşmemiz olduğunu bilsem bir selfi mi çekerdim? Yok ya elalem ne der koskoca kadınsın. Yaşına başına bakmadan… Komiklik etme.

Bir veda bekliyor insan yine de. Ne bileyim.. Stockholm Sendromu işte, işkencecine bağlanıyorsun, aşık oluyorsun. Böyle birden kestirip atınca.. Ne bileyim..

Ayrılmayı ben istemedim. Yani biliyordum bu ilişki bir gün bitecek. Ama konduramadım, gencim daha diyordum. Alıştıra alıştıra bitiririz diyordum. 44 yaş o kadar da ileri değil ki.

İlk başta biraz kalbim kırıldı. Ağlamadım ama biraz bozuk attım. Eski günleri düşündüm. İlk görüşmemizde nasıl da heyecanlanmıştım. Şaşırıyor insan. Bir heves biraz endişe.. Anneme çıtlattım tabii, anında tokadı yedim. Aklım başıma geldi.  Kimseye söylemeden yaşanan kısacık buluşmalar. Giderek daha ustalaştığım hazırlıklar, sırf ona özel alışveriş yapar farklı giyinirdim. Bilmiyorum salim kafayla düşünüp şu anki duygularımı da yazmam lazım ama yazamıyorum.

O günden beri çok bunalıyorum. Tamam Ağustos’tayız ama böyle de sıcak olmaz ki.. Fırın kapağı açmışsın gibi radyant, kuru sıcak bir ısı patlıyor yüzüme, kıpkırmızı hissediyorum. Olacak iş değil.. Son elli yılın en berbat sıcak hava dalgası İstanbulda. Klimayı icat edenin toprağı bol olsun.

En son canıma tak etti. Belirsizlik en kötü şeymiş. Öğrenip kurtulayım dedim. Neyse ne, en kötü karar kararsızlıktan iyidir.  Gittim bir doktora. Kan tahlili, sonuç FSH 40.

Menopoza girdiiim. Hayat bana güzel arkadaş, ho hoyt!

Sonbaharda parti vereceğim! İlk adette “aklı başına gelsin” diye atılan minik tokat olsun da son adette herhangi bir anane olmasın; mümkün değil. Bundan böyle olacak arkadaş. Meno-party hazırlıkları başlasın o zaman.

 

 

5 Yorum

Filed under ben yazdım, saglik

Yeni insan kurallari

* Gorunus yoktur. Renk/cinsiyet/yas insanlari ayirmaz. Hepimiz ayni ve esitiz. 

* Gormek istedigin davranisi yap. Duymak istedigin sozu soyle. 

* Sabah aksam dus al. Mumkun degilse abdest al. En gec ayda bir saclarini kestir. Vucut killarini kes ya da temiz tut. Deodorant kullan. Parfum kok demiyorum. Ter kokma. 

* Dislerini 2 dakika fircala. Dilini de fircala. 

* Buyuklere saygi, kucuklere sevgi mecburidir. 

* Cocuklar bu dunyanin sahibidir. Onlara layik olduklari ilgi, sevgi ve bakimi sagla. Her firsatta ogret. Bir imparatorun huzurunda oldugunu hatirlayarak davran. 

* Hic bir insan oldurulemez. 

* Haftanin her gunu bir kula hizmet et. Allahin kullarinin bazilari yaprakli bazilari kuyrukludur. 

Yorum bırakın

Filed under Diğer

Evcil hayvanlarin gizli yasami.. 

Bugun bir baska 3D anime izledik. Ki bayagi iyiydi. Sonbaharda New York’ta turlamis kadar olduk.. 

Cinemaximum bir uygulama cikartmis, oradan ogrendim ki bu ay toplu bilet alimlarinda indirim oluyormus. Kisi basi 20 lira vermek yerine 4 kisi 30 liraya klimali rahat bir ortamda sefa ediyorsunuz. Ağustos ayinin favorisisin #cinemaksimum 

Her neyse,film.. kotuydu . 

Corneil ile kopek bakicisi Bernie vardi, eski cizgi filmlerden. Corneili almissin, Canavarlar filminin tuy yumagi ama anormal hayvanlariyla katmissin (o ne cirkin bacaklardi oyle 😲), inside-out gibi hem icsel hem fiziksel bir yolculukta kendini,dostlugun anlamini ve bi zahmet evinin yolunu bulmussun. 

Rabbids (wii)den psikopat bir tavsan, timsah dahil herseyi olan bir Peter Pan uyarlamasinda kotu karakter olmus. Alien bile vardi. Tam bir asure etmisler filmi. 

Ayrica ogrendigime gore sansurluydu. Eh, bunu begendim biraz. Dublaj da fazla rahatsiz etmedi.. iki puan da oradan. 

😕

Netcede: arsive almam. 9 yas altina hic onermem. 

Son soz: hayvanlar oyuncak degil omurluktur. Terk edilen hayvanlara gunahtir #satinalmasahiplen 

Yorum bırakın

Filed under filmler

Bulasik makinesi icin pratik bir fikir

Kendime ikinci bir kasik-catal sepeti aldim. 

Bulasiklari makineye hazirlarken sepeti de dolduruyorum evyenin kucuk gozunde. 

Ilk sepet yikamaya girince ikinciyi koyup doldurmaya başlıyorum.  Ilki makineden cikip icindekiler yerlesene kadar doluyor zaten. 

Iki bulasik makinesi lazim aslinda. Burdan cikar, kullan, oburune diz. Arada dolaba kaldırma safhasini elimine etmek….

2 Yorum

Filed under ev işi, icatlar, severim paylasirim, tertip

Harcamadığın her kuruş

Kazandığın 1 kuruştur. (elalem atasözü)

Bugün size online kâr yöntemi öğreteceğim. Buyursunlar:

#ipeksabun için bir hat aldım. eski bir telefona taktım artık whatsapp üzerinden ulaşılabiliyorum . 0533 14 44 988 benim Alo Sabun hattım artık. İşte bir yandan da instagram sayfamla uğraşıyorum: takipçiler mühim elbette.

Bir bakıyorum on kişi artmış bir bakıyorum üç kişi takibi bırakmış..  E ama ben ona mı bakıcam işime mi bakıcam deyip bir app yükledim…

InstaFollow güzel bir takipçi takibi programı. Akşam alıyorum ele, kim takipten çıkmış şakır şakır görüyorum. Ama Fakat engelleyen de olmuş artık derdi neyse.. Uygulamanın malesef engelleyeni gösteren şeysi dahil en kullanışlı yerleri ücretli.

Derken aklıma gelen bir şey oldu: Android kullanıcısı iseniz Google Play için her hatta bir miktar para hediye ediyor TurkcellTurkcell.

Henüz kendinizinkini kullanmadıysanız : Google Play yazıp 2222’ye yollayın. 3 TL bonus hesaba yükleniyor.

Sonra da Google yazıp 5521’e gönderin, böylece hattınızı mobil ödemeye tanımlıyorsunuz. {Yani google play’den bir şey satın almak isterseniz Turkcell hattınızın faturasına yazılıyor ay sonunda faturadan ödüyorsunuz. Evet satın almalık gayet güzel uygulamalar var.. }

Bu işlem sonucunda da 10 TL tanımlanıyor. Kısa günün karı, bedava aldığınız 13 liranızı google üzerinden güzel güzel harcıyorsunuz.

Ben öncelikle İnstaFollow’un ücretli versiyonunu aldım. Siz oyun mu alırsınız ne yaparsınız bilmem, önerilere açığım. Yorum olarak ekleyin bence burada bulunsun indirilmesi şart uygulamalarınız.

 

image

image

Engelleyiciler.. teessüf ettik

 

image

 

 

image

Turkcell ödeme sözleşmesi. 150lirayı aşarsa sorumluyum :(((

 

 

Bir adım ilerisi? İlgilenen herkese enpara.com uygulamasını öneririm. Havale EFT ücretsiz, dertsiz tasasız bankacılık. Ben çok memnunum. Ayın enparalısı uygulamasıyla da kitaplar online müzik ve online eğlence %50 indirimli satın alınabiliyor.

mail adresi bırakırsanız (burada yayınlamadan) sizi sisteme tavsiye edebilirim ve her tavsiye için adıma bir de AÇEV’e bağışta bulunuyorlar. İnsanın sevesi geliyor bankayı..

 

 

1 Yorum

Filed under alışveriş işleri, araştırdım, internet, sabun, severim paylasirim, uygulamalar

Maliyet Hesabı ve fiyatlandirma

Tüm acemi girişimciler ve birseyler üretip satmaya çalışan herkesin temel sorunu “tanesini kaça versem?” oluyor.

Ben bir soru daha ekleyeyim : “ben müşteri olsam buna kaç lira veririm?”

Hatta en önemlisi: “bununla geçimimi sağlar miyim?” Bu bir is mi yoksa yalnızca bir hobi mi bunu öğrenmek için soracaginiz soru bu.

Maliyet hesabi malin kaca mal edildigidir. Cok basit olsun diye 4 malzemeli uydurma bir kek uretip satacagim.
4 yumurta

500 gr un

200 gr seker

200 gr sut

.========.

Bu malzemeyle 10 dilim kek yapiyoruz.

Simdi… malzeme temini onemli. Ticarette alirken kazanilir. Kosedeki bakkalda kaca markette kaca minik bir fiyat arastirmasi sonucu malzeme fiyatlarini belirledik.

1 yumurta 2 lira

Un 5 lira

Seker 6 lira

Sut 1 lira.

Super. Ancak yumurta 10lu pakette satilmakta.. :(

digerleri de kiloluk ambalajda. :(((

O vakit marketten cikarken odeyecegim para = 33 lira

Hammadde stokta. Guzel.

(Markete gidip gelmenin de size zamana ve paraya mal oldugunu aklinizda tutun. Bu da gider kalemidir. Hammadde+nakliyeye A diyorum bu durumda)

1 kek icin gereken malzemeyi getirip masaya koyma bedeli ilk bulmamız gereken rakam. Tariften gidelim. Orantı kurarak.. 10 yumurta  20 liraysa 4 yumurta 8 lira. 1 kilo un 5 lira demek ki yarim kilosu 2.5 lira. 200 gram seker 1.2 lira ve süte de 20 kuruş yaziyorum. Demek ki kekin çıplak maliyeti= 11.9 lira. Nakliye için de 0.1 ekledim oldu sana 12 lira. (A)

Bunu çırpmak, mikser, kek kalibi ve firinin amortismani, elektrik masrafi, bulasik yikama harcamasi vb pismis keke gizli maliyettir, bunu da B olarak yazalim.

Kek hazir. Dilimledik. E,musterinin avucuna mi konacak? Bir ambalaj lazim. Kagit tabak,uzerine strec film, belki yanina bir pecete..

Kapisina da gotursek, kargoyla da yollasak bir de nakliye masrafi var, bu da C olsun.

Butun bunlar bir yana sizin senelerce ugrasip gelistirdiginiz kek becerinizin, yaptiginiz tarifin, ugrasmanizin bir bedeli var. Bu da iscilik. Yani D.

Kira bilmemne hic girmeyelim cok büyük bu hesaplar.. Şimdi püf noktası:

Malzemeye 33 lira verdik. Kekin 1 dilimi 3 lira mi?

Hayır.

Ha, malzemenin hepsi harcanmadi, 12 lira mi???

Hayır.

A+B+C+D mi?

Hayır.

A=B+C+D=kâr

Basit degil göründüğü kadar.  Bastan bir daha okuyup sindirin isterseniz.

Kekin çıplak maliyeti= 12

Iscilik+muhtelif masraflar= 12

Kâr=12

Bu kekin fiyati: 36 lira kardesim.

10 dilim keki tanesi 3.6 (bilemedin 3,5) liradan satarsan buna İŞ YAPMAK dersin.

Bu konuya devam edebiliriz.. yorum ve sorularinizi beklerim.

3 Yorum

Filed under alışveriş işleri, internet, sabun

DOĞAL SABUNU ÖĞRENELİM broşürüm..

DOĞAL SABUN Nedir?

  • DOĞAL SABUN, adı üzerinde, sentetik bir deterjan değildir. Zeytinyağı başta olmak üzere, yemeklik kalitede bir çok bitkisel yağdan sabun yapılabilir.

DOĞAL SABUN Nasıl Yapılır?

  • Sabun yapmanın evde yoğurt yapmaktan farkı yoktur. Süte azıcık maya ekleyerek bir kazan sütü mayalarsınız. Sabun yaparken de belirli bir miktar yağa belirli miktar kostik katılır. Bu reaksiyon sonucu sabun meydana gelir. Yağın sabunlaşma sabiti hesaplanarak konulan kostiğin tamamı yağ tarafından kullanılır.

Sabunun en iyisi %100 zeytinyağından yapılan sabundur. Yoksa değil midir??

  • Değildir. Tamamen zeytinyağı ile yapılan sabunun yumuşak olması, çabucak erimesi, köpürmemesi ve iyi temizlememesi oldukça can sıkıcıdır. Çok allerjik bünyeli kişiler için %100 saf zeytinyağlı Kastil Sabunu da yapıyorum ancak, Kastil sabunundan çok daha iyisi olan DOĞAL SABUN Hint yağı, Hindistancevizi Yağı ve Palm yağı başta olmak üzere kaliteli yağların zeytinyağına belirli oranlarda ilavesi ile yapılır.

Niye bu renk? Köy sabunu aldık biz tatilde. o yeşildi, pütürlüydü, kokuyordu..

  • İyi kalite zeytinyağı geleneksel usülde sıkılarak asitliği düşük 1. kalite sızma zeytinyağı üretilir. Geri kalan zeytin püresi yani pirina, tekrar makinelerle ezilerek 2. kalite Rafine zeytinyağı elde edilir. Hatta ülkemizde rafine yağa, o güzelim kokusu bulaşsın diye biraz sızma katılarak riviera diye melez bir yağ üretilip satılır. Bunlar satıldıklarında sabun yapılmalarından daha çok kar getirirler. Sorduğunuzda “sabunluk yağ”ın “sızma yağ”ın beşte bir fiyata olduğunu öğrenirsiniz. En dipte kalan en kötü kısım yağ (sabunluk yağ) da ziyan olmasın diye sabuna dönüştürülür. Bu yüzden köy sabununun rengi, dokusu ve kokusu gariptir. İyi kalite sabun krem rengi olur.

Herkes “doğal” diyor ben nasıl anlayacağım sabun doğal mı değil mi??

  • Haklısınız. Herkesin ağzı torba değil ki büzelim. İki lira fazla kazanmak için herkes doğal/organik yazıyor etiketine. En büyük firmalardan aktarlara her sabuncu “doğal” ama gerçekten DOĞAL mı? Kimyager mi olalım anlamak için??
  • Anlaması kolay… toplu iğne başı kadar bile olsa bir parçasını içme suyuna ya da kolonyaya atın. DOĞAL SABUN ise erir. Sentetik ise erimez.

DOĞAL SABUN iyi hoş da, o renk renk güzel kokulu sabunlardan farkı ne?

  • Yağın sabunlaşması sırasında cilde iyi gelen gliserin de ortaya çıkar. DOĞAL SABUN kendiliğinden gliserinli yani yumuşatıcılıdır. Gliserin kimyasal olarak ayrıştırıldığında Erit-Dök olarak bilinen, muma benzer, dekoratif sabun yapımında kullanılan hazır bir hammadde olur. Sabunun yan maddesidir, köpürür ancak ne iyi temizler ne de kalıcıdır. Ayrıca hazırlanması 15 dakikada biter. Hemen paketlenebilir. DOĞAL SABUN üretildikten sonra ancak 6-8 hafta kurutuduğunda kullanılabilir. En iyi DOĞAL SABUN en kuru sabundur.

DOĞAL SABUN kullanmayı tercih ettiğiniz ve bir kadın girişimciyi desteklediğiniz için teşekkür ederim. Bu ürün eşi olmayan, butik bir üründür. Her seferinde azar azar, taze taze üretilir. İçerdiği maddeler saf ve gıdaya uygundur. Kendi evim ve ailem için ürettiğim bu sabunları gönül rahatlığı ile kullanabilirsiniz.

Lütfen sabununuzu delikli sabunlukta kullanın. Her kullanım arasında kurumaya bırakılan DOĞAL SABUN’un ömrü uzar.

İyi günlerde kullanın ve lütfen sipariş vermek için sabununuzun bitmesini beklemeyin. Yapılıp kurutulup yollanması için zaman lazım.

3 Yorum

Filed under araştırdım, sabun, severim paylasirim

Okudunuz mu?

Sihirli mavi benden bahsediyor : Buradan

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, sabun

Pazarr: Kediler yazı yazar

Pazar yazısı 1:

Binyıllardır insanlar hafta boyu çalışıp ürettikleri meyveyi sebzeyi, aldıkları yumurtayı, yaptıkları ekmekleri, yoğurdu, peyniri, testileri, sepetleri, ördükleri çorapları, dokudukları kilimi ıvırı ve zıvırı haftada bir gün en yakın kasabaya götürüp satmaya ve karşılığında üretemeyip de ihtiyaç duydukları kazandır, kepçedir, ilaçtır, don-tuman ne varsa satın alıp akşamına da köye dönerlerdi.

Bunu kasaba meydanında yarattığı hareketlilik ve alış veriş nedeniyle kasabalılar çok sever. Pazarın kurulduğu gün kasaba şenlenir, dükkanlara hareket bereket gelir. Genellikle Pazar günleri kurulan bu meydan avm’sine bu yüzden Bilmemnere pazarı denir. İpliği pazara çıkmak, pazara inmek, bayramdan önceki son pazarda panayır kurmak, pazar yeri, pazarlık hep geleneksel (ve aslında küresel, çünkü her küçük yerleşim birimi bunu yapar) köy-kasaba kaynaklı terimlerdir.

Onu bırak tembel atalarımız sayesinde günün adı Pazar olmuştur. “Pazarın kurulduğu gün” işte. Ertesi günü de pazarertesi. Aman ne yaratıcı. neyse.

Oradan ipek yolu mipek yolu derken “bazaar” olarak avrupaya taşınmış ve kapalı-çarşı türü alış veriş yerleri bazaar olarak adlandırılmıştır. Avrupada kurulan pazarlara Market denilmekte, günümüzde de gayet hoş şartlarda sürdürülmektedir.

Bizde bir adım ileri gidilememiş olup, en büyük şehrimiz İstanbul’da haftanın her günü bir semtte pazar kurulmaya devam etmekte. Hatta adını PerPa-SalPa ve hatta hatta sosyete pazarı olarak ilan etmekte!

Bu da beni canımdan bezdirmekte. Ana caddeleri, sokakları sabahın köründen gecenin körüne kadar işgal eden, bağlantılı sokakları da nakliye araçlarıyla tıkayan; arkalarında dağ gibi çöp bırakarak ortadan kaybolan ve bir de gece saati belediye temizlik işçilerinin sokağı temizleme gailesiyle kilitleyen pazarları sevmiyorum. O kadar pazarcının ihtiyaçlarını nasıl gördüğü, elini yüzünü nasıl yıkadığı gerçekten merak ettiğim bir konu. Hijyen nerede?

Satılan ürünlerin yüzde yetmişi giyecek ve ev gereçleri. Perde satan var! Pazarda yalnızca taze meyve-sebze, o da organikse, köylünün getirip sattığıysa olabilir. Halden bir kamyonet patates getirip pazarda satmanın nesi manalı? Ne ucuz, ne de kaliteli. Ayrıca açıkta satılan, hava koşullarına maruz kalan proteinlerin ne hale geleceğini tahmin edersiniz.

Belediyeler bundan gelir elde ediyor olabilir ancak halk sağlığı için yanlış bir uygulama. Kalp krizi geçirsen eve ambulans gelemiyor. Ev yansa itfaiye sokamazsın caddeye. Trafik yüzünden eve gidemiyoruz akşam. Manyakça. Niye? patates sovan. Oldu.

Belediyeler bunu bıraksın artık. Pazarlar yasaklansın. Organik ve gerçek üreticiden gelen malların satıldığı akar suyu, tuvaletleri bulunan, soğuk hava depolu, otoparklı, temiz, bölge sabit pazarları kurulsun. Çorap ve eşofman satıp eve ekmek götürmek isteyen küçük girişimcilere ayrı, günlük kiralanabilir mini dükkanlar ayarlansın.

Hiç olmazsa bu pazarlar gerçekten pazar gününe alınsın ve OKUL BAHÇELERİNDE yapılsın!

Okulun kocaman bahçesinde stand açsın satışını yapsın, tuvaletleri kullansın ve çıkmadan önce de bölgesini temizleyip gitsin insanlar. Okula da bağış olur ne güzel.

Çok zor değil. Ama becerecek adam lazım. Kendi belediyeme duyuru yapayım dur. Hatta change.org sayfası açayım!

 

1 Yorum

Filed under alışveriş işleri, çevre, insan olmak, saçmasapanlıklar, şikayetlerim