Category Archives: severim paylasirim

Müteşekkirim @gazelvakti

İnstagram kullanmaya başlayalı, hayat daha ilginçleşti. Çok güzel çok orijinal insanlarla karşılaşıyorum.

Hâşâ huzurdan “Hacı hacıyı mekkede, hoca hocayı tekkede, o.rospu p.zevengi dakkada bulur” derler o hesap.

İnstagramın bana iki artısı oldu. Bloga yazarken resim eklemek zorunda olmaktan sıkılıyordum. Sıkılmak ne kelime, fotoğraf çekmek zor ve tatsız bir şey benim gibi aceleci bacıya. Çekmekle kalmıyor bir de editlemek zorunda kalıyorsun ki iyice evlere şenlik. İçlerime fenalıklar geliyor fotoğraf denilince. Millete yazar bloku gelir, benimki fotoblok. (pun intended) Konu bol, yazasım var görsel tıkalayamadığım için koynumda kalıyor diyeceklerim. Hooofffsssfff.

İnstagram çıktı blog ferahladı. Yemişim resmini (aradaki farkı biliyorum fotoğraf yazmaya bile üşeniyorum o derece) deyip elime geleni her çektiğimi koyabildiğim acaip özgür bir mekan oldu bana, blog da amacına döndü, web-log olarak hizmete devam. Arada bi yerde zahmet eder foto girersem şansa artık. Oh be yaz gitsin artık. “Ben pastacıyam??” (*)

Ortabirde miydim neydim babam bana bir Commodore 64 aldı geldi yaz tatili hediyesi. Oturup basic bellemek zorunda kaldığım o yılların da güzel anıları var tabii de.. Bin yıldır filan elimde klavye var demeye getiriyorum.  Uzuuuun zamandır “tıkırdayan klavye” arıyordum kendime.

Hop burada bir saplama yapayım. Teknomarketlerde nerede vasıfsız eleman var onu işe alıyorlar birader. Adam, adlı adınca söyledğini ürünü anlamaktan aciz. Tarifle bir şey bulduırmama imkan yok. Var olduğunu bildiğim ama adımı bilmediğim cihazı elde edebilmek için neler çekiyorum… Üstelik bir de göz faktörü var. On bin yıl önce Nasreddin Hocamın da isabet buyurduğu üzere dünya da “ye kürküm ye” dünyası olduğundan, karşıdan orta yaşlı, tombul, başıbağlı bir teyze (kapalı değilim ama saç dökülmem yüzünden bir tür türbanla geziyorum bir kaç aydır) yaklaşırken bütün elemanlar toz oluyor arkadaş. Lan ben senin yaşın kadar teknoloji biriktirdim evde. Ülkede kimsede olmayan cins cins edevat var bende.. Mal. Zannediyor ki “oğlum gözüm seçmiyor şu telefona bi bak bakalım eltim mi aramış” diye yapışacağım olmadı tansiyonumu ölçtüreceğim. O bakımdan binadaki en yetkili kimse önce ona yanaşıp derdimi anlatıyorum o müdür müdür artık kimse, birini koltuğunun altına kıstırıp bana veriyor aradığımı buluyorum. Daha geçen hafta bana üzerinde ayı kadar USB yazan cihazı “blutut abla valla” diye satmaya çalışan teknosa personelini de buradan anayım. İt. Neyse..

O değil de ben biraz da eli işe yatkın olduğumu düşünürüm. Koçtaşa bayılırım mesela. Arada girer onu bunu ellerim. Başka kadınların English Home’da, Coco’da mocoda aldıkları keyfi ben nalburda alıyorum evet. Doğumgünümde silikon tabancası, evlilik yıldönümümde kumpas hediye edilmiş insanım ben :))) Neyse işte orada da aynı tiple gözüktüğümden (şu Suretler filmi gerçek olsa ya. ((ya da ben azıcık kilo versem ))) personel çok yetkin olmasına rağmen beni küçümsüyorlar. “Elinin hamuruyla..Kadın haliyle” bakışı var. Bir tane tane izahları.. Bir gözlerini kaçırmaları. Of ya. Oralarda da “ben bilmem beyim bilir”e yatıyorum mecburen… “sipariş” diyorum “ben anlamam ama.. ” diye konuşuyorum. Arada “e o lehim  şu havya”  filan kaçıyor ağzımdan, erkeklik gururlarına halel geliyor. Muhaha. Nadiren beni ciddiye alıp derdime derman olan personel çıkyor. Oralarda en yaşlı elemana yanaşmayı öneririm. Gençler cins. Tam da bu yüzden artık A’dan Z’ye herşeyi internetten alıyorum. :( “Profesyonel olmayan Personel”le muhatap olmayı sevmiyorum.

Konuyu nerelere götürdüm ya. Tıkrıdayan klavye başlığıyla satılan bir şey yok malesef. Geçenlerde bir gece, instagramı fethetmeyi bitirip sözlüğe geçtim, “Arif’in manchestere attığı golü ararken” klavyemi buldum.. Adı mekanik klavyeymiş. Bir sevindim arkadaş… Ara tara namussuz şeyin şu an kullanılan silikonlu klavyelerden daha iyi olduğundan, tepki süresi bilmemne işte, özellikle yazarlar ve oyuncular tarafından tercih edildiğini, oyuncu klavyelerinin özellikleri yüzünden deli pahalı satıldığı, yazar klavyesinin de talep olmadığından ithal edilmediğini öğrendim. Bi haltı da kendimiz üretemiyoruz. İthal temiz iş. taş atmadan kol yormadan bi ton vergi uçlamıyoruz tabii ben olsam ben de üretmem. Vjjt geri, mekanik klavye anasının nikahını istiyor beyler.

he.. peki. e ne edek? tanıdık bir gamer kid var, anasına sordum, “oğlun bilir bu işleri, nereden ucuza mekanik klavye bulurum bacım” diye… E bizde var dedi kendi klavyesini yolladı bana.

Bu ve bundan sonraki yazılarımı yazacağım bu muazzam tıkırdayan klavyemden herkese selam ederim. Allah bin kere razı olsun @gazelvakti. Alışma dönemim geçsin bak sen o zaman gör beni.

 

 

(*) Antik fıkradır, Ermeni aksanı ile okuyunuz.

Agop’la karisi Haykanus kahvalti ediyorlarmis.

Haykanus sormus:

– Sular akmoor Agop, bir bakarsin?…

– Nereden cikarirsin simdi Haykanus, ben muslukcu ?
– Peki havagazini kontrol etsen.
– Zanim, ben tesisatci?
– Agop, elektrik dugmesi de bozulmustur.
– Yeter artik Haykanus…
Agop aksam eve geldiginde bir bakmis ki butun aksakliklar onarilmis. Merakla sormus Haykanus ‘a:
– Canim karim, kime yaptirdin bunlari?
– Kirkor ‘a rica ettim beni kirmadi.
– Ne?… Kirkor mu? O dunyanin en kotu adamidir. Karsiliksiz bir sey yapmaz.
– Evet bana ” ya benimle yatacaksin ya da bana pasta yapacaksin” dedi
– Guzel…Pastayi neli yaptın barim?
– Ah Agop, nereden cikarirsin bunu? Ben pastaci?…

9 Yorum

Filed under alışveriş işleri, bilgisayar, freecycle, instagram, internet, severim paylasirim

Meyhaneye gerek olan mescide haram.

Freecycle İstanbul’un moderatorü ve sağlam gönüllüsüyüm. İkinci el kullanmaya hem kaynaklar ve çevre açısından hem de ekonomi açısından itirazım yoktur. Yanısıra evde gereksiz yere tutulan, kullanılmayan herşeyin başka insanların işine yarayabileceğini bilerek kilit altında tutmaya dayanamıyorum. Evi tıklım tıkış etmesi, toz tutması,feng-shui’ye göre de daraltması huzuru kaçırması da cabası.

Hadi bir de klişe atayım:
fclub

Edward Norton The Fight Club/Dövüş Klübü filminde der ki; “SEVMEDİĞİMİZ insanları etkilemek için, SAHİP OLMADIĞIMIZ parayla, İHTİYACIMIZ OLMAYAN şeyler alıyoruz”

Alıyoruz yani, yalan yok.

derken bu yıl almıyorum’u keşfettim daha da iyi geldi…

Laf lafı açmasın. Geçen yıl kendime gizli bir instagram sayfası açtım. Kimsenin bilmediği. Sıtkımın sıyrıldığı bütün ev eşyasını dağıtmak üzere. Hesabın adı “Ne Var Ne Yok Dağıtıyorum”du. Kendisine bir de blog açtım, yazdıklarımı buraya aktaracağım.

Bir yılda sadece bir kere yakalandım. Kim olduğumu anlayan tek kişi çıktı. Satış işinden insanlar, numaramı kaydetmişler, “ama bende nvny ipek  olarak kayıtlısınız” dedi. “O hesap da benim, sırrımı sakla”  dedim geçtim. Sırrımı sakladı sağolsun.

Bir kez de kendim itiraf ettim. Her iki hesabımda da izlediğim Kedimle Öğreniyorumla iki hesaptan da samimi olduk. Bir gün “ben kimim bil” diye mesaj attım ve itiraf ettim: “ipekag” ama nasıl inandırsam da bilemiyorum o an. İnandı. “Başka deli yok ki” dedi. İyi kızdır.

Yıl ortasında hesabın adını değiştirdim. Şu an başka isimde bekliyor. Bir yılda yüzlerce kargo yolladım. Sadece dört-beş tanesi geri döndü. Genelde insanlar sözlerini tuttular. Bir kere dolandırıldım, bir kere de dolandırılmaya çalışıldım ama ben kendisini oynattım. (onu da yazayım bak)

İnstagram ilginç bir olay

2000 kişiye ulaştı takipçi. Gayet iyi.

Sizi o blogla baş başa bırakayım…

———————————————————————————————

23 Aralık 2014 Salı

Ne Var Ne Yok Nedir?

“Kediler ve çingeneler teker teker gezerler böylece aslında sayılarını asla bilemeyiz” derler.
2014 bitiyor ve fark ettim ki evimde her yere eşit miktarda dağılmış ıvır zıvır var. Atsan atılmaz satsan satılmaz.
Ciddiyim atamıyorum çünkü severek hatta az çok para vererek alıyor insan, ama hiç kullanılmadan beklemekte bir köşede.
Ya da hediye gelmiş. O tamamen ayrı bir konu zaten. Kullanacağım bir şey değil ama öylece ortada durmakta.
Üstelik yaş kemale erdikçe, biraz da felsefe yapıyor insan. Hayat cikletten çıkan ve sağa sola kımıldattıkça üzerindeki resmin hareket ettiği algısını veren kartlar gibi. Kart aynı, resimler baktığın yere göre değişiyor. (lenticular pictures)
(Kızımı düşünüyorum.) Çıplak gelip bir bavul dolusu zıbınla başladığımız hayat biriktire biriktire ilerliyor. Her ihtiyacı mutlaka başkası tarafından karşılanması gereken bebekler olarak geliyoruz.
Zamanla doluyoruz. Çekmeceye, dolaba, odaya, sonra eve.. Sonra sahip oldukların sana sahip olmaya başlıyor. Tıka basa dolduruyorsun bir evi.
(Nenemizi düşünüyorum )Sonra yaşlanıyorsun. Bakıma ihtiyaç duydukça küçülüyor hayatın tekrar.
Belki de çocuklarının yanına yerleşmen gerekiyor. Önce bir odaya sonra bir yatağa iniyor yaşam alanın. Çıkıp bir çorap alamıyorsun kendine. Söylüyorsun birileri getiriyor bir yerlerden.
(..iiİİii..) gibi bir eğri işte.
(Kendimi düşünüyorum) Hayatımda en az iki kere sıfırdan başladım. Maddi olarak sahip olduklarımı geride bırakıp tekrar biriktirdim. Yeniden aldım yeniden sakladım herşeyi.
On kere filan taşınmışımdır. Taşınırken ayıklayıp attıklarımın yerine yavaaşça hissettirmeden yeni şeyler geldi.
Kıyı bucak birikti kaldı. Ve ben rahatsız olmaya başladım. Bunların değerlendirilmesi lazım.

İnstagramda bir hesap açtım kendime. Ne var ne yok dağıtıyorum adında..

Ve de dağıtıyorum!
Her gün rastgele bir odaya, bir köşeye dalıyorum, çamaşır sepetini önüme çekip çekmeceyi açıyorum, “aman bir gün lazım olur dursun” demiş olup da altı aydır kullanılmamış HERŞEYİ çekmeceden sepete alıyorum.

Sonra fotoğraflayıp instagramda paylaşıyorum. Kim isterse, kaç tane isterse kargoya veriyorum gidiyor.

Şimdilik on gün bile olmadı. İyi

6 Yorum

Filed under alışveriş işleri, çevre, freecycle, insan olmak, internet, severim paylasirim

Yeni yil temiz yil..

Anneanneden kalan bir aliskanlik. “Yeni yila nasil girersen oyle gider” inanciyla bildigin bayram temizliği yapmak..
Öyle ince temizlik nesilden nesile sönümlendi aslinda. Benim yeni yil temizlik bağım; rutin aylık/3aylik/6aylik/yillik yenileme ve tazelenme operasyonlarimin tombul bir başlangıç noktası olmasıyla özelleşiyor.

image

Deli titiz biri degilim. Olayim bu:  Yillik değişim stoklari ortaya cikti. Eksikler alindi. Eskiler atıldı.

🔰Diş fircalari 15 gunde bir kaynatilmakla beraber, iki ayda bir yenilenir. (Misafir fircasi mutlaka bulundurulur)
🔰Bulasik sungeri arada makineye atılarak aylik,
🔰vileda ucu arada makineye atilarak üç aylik,
🔰mutfak ve banyo fircalari üç ayda bir,
🔰supurge torbasi ve kurutma mk suzgeci doldukca,
🔰cekmece/dolap/buzdolabi ortuleri altı ayda,
🔰Kurutmanin rezistansi aylik,
Degisir/yıkanır/bakima girer/yenilenir.
🔰🔰🔰🔰Yilbasinda dokuz ayin çarşambasi bir araya gelir toptan bi tazelenirim.

Haftasonu da kendime bir bakim cekeyim hele..

2 Yorum

Filed under alışveriş işleri, ev işi, severim paylasirim, tertip

Hediye Zamanı! Reddit Gifts 2015

Geçen sene olduğu gibi bu sene de, Reddit’in hediyeleşme etkinliğine katıldım.

İki çeşidi var, birinde kartlaşıyorsunuz birinde hediyeleşiyorsunuz.

İkisine de yazdırdım adımı.

Hediyem bir adet Türk Peştemali, nazar boncuğu ve kendi yaptığım zeytinyağlı saf sabunlarımdan bir set olarak İngiltere’ye gitti. PTT kargo ile 15 lira tuttu. Atla deve değil yani.

Kartım ise yanında mini sabunlarla ABD’ye gitti.

Bugün bana yollanan kart elime ulaştı. Teee Seattle’den cici Snoopy’li pulları olan çok şirin bir tebrik kartı. Ve yollayan arkadaş geçen sene tatilde İstanbul’daymış :))

20151211_092953

Hediyem ise bildirildiğine göre, yolda. Bekliyorum!

Çok iyi ya… <3 <3 <3

veee son dakika (18/12/2015) hediyem de geldi. “Bir kafein bağımlısından diğerine” notu eşliğinde!

20151218_095502

Mini İstatistik.

Kart Çekilişine 80 ülkeden 4500 kişi katıldı. Hediyeleşmeye ise 154 ülkeden 120600 kişi. :))

 

 

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, internet, kültür, severim paylasirim

İpekAG pişiriyor: Herşey dahil 7* Poğaça

İşi ehline vereceksin tamam da, tembele verdiğinde daha kolay bir yolunu bulur çıkarır o kesin.

Ne demiş Nasreddin Hoca saz çalışını eleştirenlere? “Onlar benim bu bastığım perdeyi arıyorlar”

Tembeller şahı olarak, kek börek çörek alanında elemeler yaparak EN İYİ tek tarifi bulur çıkarırım sonra da bin yıl aynı tarifle pekala yaşarım. Yap yap aynı tarif evet ama o kadar güzel ki her şekilde elli farklı tariften daha başarılı. Biraz peyniriyle oyna, baharat ekle,oklavayla açıp kalıpla kes… zaten değişik gibi oluyor :))

Efenim tarifimiz şu şekil.

İNTİKAM ROKETİ

Fırın 180 dereceye ısıtılır.

1 yumurtanın sarısı ayrılır.

Yumurta beyazı,

2.5 bardak un,

kabartma tozu,

yarım paket eritilmiş margarin,

yarım çay bardağı sıvıyağ (fındıkyağı koyarım ben)

yarım çay bardağı su.

1 yemek kaşığı toz şeker.

1 çay kaşığı tuz.

1 bardak kadar peynir rendesi.

Hepsi yoğrulur.

İster streçe sarılıp 5 dakika buzluğa atılır ve oklavayla açarak kalıpla kesilir. İster ceviz kadar koparılıp yuvarlanır tepsiye fırlatılır. (intikam kısmı bu işte.. süper zevkli. şlap diye yapıştırıyorsun tepsinin boş bir yerine. )

İster yağlı kağıda sararak silindir şeklinde yuvarlanır, dilim dilim kesilerek tepsiye dizilir.

Kafana göre.

İlk baş ayırdığımız yumurta sarısı azıcık şeker katıp yüzüne sürülür. Çörek otu, susam, mahlep, zahter… kafana göre..

Fırın 175’e düşürülür, tepsi sürülür yaklaşık 20 dakikada altın rengi olunca çıkarılır. Kıyır kıyır vallahi.

Bir tepsi dolusu 24-25 tane çıkarıyorum bu tariften.

20151203_220410Kim uğraşacak tek tek aç, peynir tık, kapa, diz.. çatlasın patlasın sinir ol… Her şeyi içinde en güzel..

{Güzin’e sevgilerimle}

9 Yorum

Filed under iştahlı işler, severim paylasirim

IpekAG oneriyor: mutfak hijyeni

image

Mutfakta lavabonun yaninda bu bıdık duruyor.
Kendisi agiz/bogaz antiseptik spreyi. Bu donemde her receteye giriyor, evde surekli bir iki sise bulunuyor.
E dibine kadar da kullanmıyoruz. Iyilesen kenara atıyor.
Iste bu az kullanilmis spreyler mutfakta guzel hijyen sagliyor!
Kesme tahtalari, saklama kaplari, cocuklarin okul mataralari, copun dibi…
Her an her zaman lazim oluyor.
Hic birsey yoksa, bulasiktan sonra lavaboya iki fıs sıkıyorum.

Yorum bırakın

Filed under ev işi, icatlar, saglik, severim paylasirim

Ne giyilir nasıl takılır? Genç Kız Olmak -2-

Yazı yayına hazırlandığı sırada 12’sine girmek üzere olan bir kızım var. Allah cümlesininkini bağışlasın, pek severim. Ve ergenlik 120 km/saat hızla vurdu bize.

Boyu boyumda, 37 numara ayakkabılar, dikkafalılıklar… Ergenlik böyle bir şey. İnsan bebekçilik oynayan, bezden yeni çıkmış minnağının bu hale geldiğine inanamadığı için hazırlıksız yakalanıyor. Kimse “aman efendim ben hazırım” demesin.

Ergenlik erişkinliğin eşiği. Çocuk desen değil tam erişkin de değil ama erişmeye can atan bişey var elinizde. İnsan yaşlandıkça görüşü değişiyor. Bir bakışta aynı suratta 6 aylık halini de 16 yaşını da 66 yaşını da görebiliyorsunuz. Hologram gibi… Ya da ben mutant olduğum için görebiliyorum siz ne halt ederseniz edin. Neyse.

İki konu mühim biri, makyaj.. Daha evvel konuşmuştuk… Genç kız olmanın ikinci mühim konusu da giyim.

Hostesler neden canalıcı renklerde giyinir? Neden alabildiğine makyajlıdır?? Psikolojik etkisi yüzünden. Hayatını tehlikeye atarak uçağa binen insanlar, hostesi görünce yatışır. Tehlike anında müdahale gerekince yolculardan ayrılabilir olmalıdır bir hostes.

Mağazalarda da satış elemanları bir örnek ve mağaza renklerinde giydirilir. Müşteri bir başka müşteriye değil personele yönelsin diye.

Giyim, yani dış görünüş insanlarla iletişimimizin bir şeklidir. Sessiz konuşur ama net konuşur.

Bir bakışta manav ile aşçıbaşını ayırabiliriz. Bir bakışta kral ile dilenciyi ayırabiliriz. Tiyatroda sinemada kostüm bu yüzden önemlidir, ödüllendirilen bir sanat dalıdır.

 

Dış dünyaya vermek istediğin mesaj nedir peki? Yanlış mesaj verirsen ne olur? Toplum gözündeki imajın ne diyor?

Bunları düşünerek giyiniriz.

Yaşına ve yerine göre giyinmediğin zaman, kral değil şaklaban olursun. “HERKES” giyiyor olabilir ama bu “HERKES”in ne istediklerini bilmeyen, görgüsü eksik insanlar olduğundan olabilir, değil mi? Giyim önerilerim şu an için hoşuna gitmeyebilir ama bunu eleştiren ergen arkadaşlarına rahatlıkla “annem izin vermiyor” deyip suçu bana atabilirsin. Kötü kalpli anne olmaya hazırım.

Canım kızım…

Gardrobunu özenle düzenlemelisin. Plajda manto, karda mayo giyilmez. Ayakkabı topuğunun da, etek boyunun da, kol uzunluğunun da yerine göre, kişiye göre değiştiğini hatırlatayım. Doğduğunda kız bebeksin, büyüdüğünde de kadın olursun ama hanımefendi olmak bir seçimdir.

Dik dur, dik otur, tırnakların ve dişlerin hep temiz olsun. Bu en önemli kısım. Bunu ezberle!

Popüler olacağım diye kapkalın rujlanıp joker makyajı yapma, hiç bir zaman ağzını bozma. Dört farklı argo sözlüğüm var, iki dilde bilmediğim ayıp kelime yok. VE KULLANMIYORUM. Kendine hakim olmak ağzını tutmakla başlar.

Her zaman gardrobunda pastel renklerde bir hırka, bir yağmurluk, bir de kalın uzun manto/palto olsun. Sana en yakışan 4 rengi belirle ve alışverişlerinde o sınırlar içinde kal. Yeşil bir pantolon, lacivert bir kazak ve turuncu bir çorapla kombin olmaz.

Kıyafet eski olur, yamalı olur ama kirli ya da sökük olmaz. Düğme dikmeyi de, etek bastırmayı da, çorap yamamayı da bileceksin.

Çantalarını ihtiyacına göre seç, saçmasapan birinin imzası var diye çinde üretilen naylon şeylere yüklü paralar verme. Türk malı, uygun fiyatlı, kullanışlı güzel bir çanta alıp, öbür çantaya vermediğin parayı da içine koy. Çanta ya da ayakkabı bir mücevher değildir, tasarlanmaz. Algı oyununa gelme. Ama iç çamaşırı, evet. En kalitelisi alınmalıdır.

Öğrenci kızlar için giyim tarzının hiç bir yerinde tayt olmaz. Tayt evde giyilir, sporda giyilir ancak okulda ya da alışverişte giyilmez. Üzerine parmak ucu hizasında, dökümlü bir tünik olmadığı sürece o renkli bir kilotlu çoraptır..

Parmak ucu ölçüsü elini yanına serbestçe bıraktığında orta parmağının ucunun deymesidir. Mini etek için de boy budur; bundan kısa olan etek olmaz, kalın bir kemer olur.

Etek boyu gündüz saatlerinde dizin altındadır.  Oturduğun zaman diz kapakları görünür ancak dizüstü görünmez. Tam çizgidedir. Oturunca kendi dizini görebiliyorsan, o etek kısadır.

Öğleden sonra gidilen bir davette diz üstü eteği olan bir kokteyl elbisesi giyilebilir. Gün batımından sonra gidilen resmi davetlerde, sahneye çıkarken uzun etek giyilir.

Baldır ortası uzunluğunda etek olmaz, gömlekte yakanın ikinci düğmesi hiç bir koşulda açılmaz.

*******************

Tasma şeklindeki kolyeler çene altındadır,  v-yaka ve 0-yaka t-shirtle takılır.

Choker boyun çevresini sarar, boyun çukuruna dokunur, spor kıyafetle takılır.

Prenses kolye genellikle çok ince bir zincir ucuna çok mini bir figür/harf olarak satılır, boyun çukuru altına düşer. Alt ucu köprücük kemikleri arasındadır. Gömleklerle ve yüksek yakalı (yarım balıkçı) bluzlarla takılır.

Gerdanlık köprücük kemikleri altında, gerdan denilen bölgeye deyecek uzunlukta olan bir kolyedir. Döpiyes/ceket-pantolon tarzı kıyafetlere ya da kokteyl elbiselerine takılır.

Zincir ise, daha da uzundur, bazen biri kısa olmak üzere iki kat takılır. Dümdüz elbiseler için idealdir.

Askısız (straplez-strapless) elbiseye ASLA kolye takılmaz.

(Hiç bir zaman plastik boncuklar takma. En azından gümüş ve zarif yarı değerli taşlar tak. )

*******************

Küpe için de aynısı geçerli. Gündelik olarak sade halkalar, gece davetleri için topuz ve sallantılı küpeler.

*******************

 

Yüzük bakır bir tel de olabilir, 12 karat pırlanta da.. O tamamen kendi zevkine kalmış. Diğer mücevherlerden farklı olarak kendi göreceğin tek takın olduğundan yüzüğü kendin için seçersin.

Saat dahil taktığın materyallerin uyumuna dikkat et. Sarı metallerle beyaz metaller beraber takılmaz. Setin tamamını sadece yeni gelinler takar.

*******************

Sana nasıl davranılmasını istersen öyle giyin. İnsanları hayvanlardan farklı zannetme, hepimiz içgüdülerimizle yaşıyoruz. Bana inanmazsan bak koskoca Richard Gere son filmi için evsiz, sokakta yaşayan (bizdeki selpakçılar gibi düşün) bir adam kılığında New York’un orta yerinde oturuyor ve bil bakalım? Evsiz muamelesi görüyor.

rgere

 

Şimdi…

Ne muamelesi görmek istersin?

 

14 Yorum

Filed under aile, alışveriş işleri, çocuk, insan olmak, kültür, severim paylasirim

Hamsin, Zemherîden kemsin! yani Winter is Coming!

Eski takvime göre kış girmek üzere.. Gerçi eski takvimi bilmezsiniz şimdi siz. Aşağıya alıp zenginleştirdiğim yazıyı zamanında Eşkili Ufak Sözlük’te Kadim Antep Takvimi adı ile yayınlamıştım. Biraz da blog şenlensin..
image

 §..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§

Eski zamanlarda bizim insanlarımız hiç şaşmaz bir takvime bakarlardı, hava takvimine.. Yıl iki kısımdı o zamanlar.. Hızır ayları ile Kasım ayları..

Hızır ayları 5-6 Mayıs Hıdırellezde başlar. 186 gün sürer.

Kasım ayları: 7-8 Kasım’da başlar. Şubat ayı 29 çekerse 180 gün, yoksa 179 gün sürer. Son 29-30 günü baharı işaret eder artık kışın şiddeti azalmıştır, Kasım 150 yaz belli denir.

Kasımın 105’inde (20 Şubat) birinci cemre , 112’sinde (27 Şubat) ikinci cemre, 119’unda (6 Mart) üçüncü cemre düşer.(havaya, suya, toprağa)

 

 

Kış 90 gün sürer. 40 günü zemherî 50 günü hamsin.

20 Aralık: zemherî baslar. (bkz: zemheri zürefası) ..Kırk gün anlamında arapça Erbain de denir. Ocak ayı sonuna kadar devam eder. İlk 9-10 günü KARAKIŞ‘tır.

Derler ki: “Zemheride kar yağmasından, kan yağması iyi”
Zemheride yağan kar uzun zaman yerden kalkmaz, ekinler ekilemez, insanlar da hayvanlar da açlık çeker ölürler. Kan yağsa bundan iyidir….

 

1 subatta hamsin‘ler baslar. Tamamı 50 gün sürdüğünden hamse de arapça 5 olduğundan bu elli güne arapça elli anlamında hamsin denir.

Bu konudaki antep atasozü ise : Hamsin, zemheriden kemsin’dir.

4 bölümdür. her biri 12,5 gün sürer.

 

Sırasıyla

1- sad-ül debah: Kışın en sert zamanı. Arabın devenin karnına girmesi (bkz: arap devenin karnina girdi)

2- sad-ül bellah: yoğun yağmurlu çamurlu günler,  arıkların taştığı dönem.

3- sad-ül söğüt: söğüt dallarının yeşermesi

4- sad-ül kabayı: Kışın bitişi. Bununla kafiyeli olarak “sadül kâbâyi , çıkar abâyı” derler.
Bu hesapla 22 Mart’ta kıs biter ve bahar başlar. Güneş Koç burcuna girer.

Gerçi Nisan da boş durmaz, ilk haftasında bir soğuk patlatır… Kork Avril’in Beşinden, öküzü ayırır eşinden.. diye duyrulur bu da.

Dediğimi yazın bir kenara. Kış geliyor..

 

Yorum bırakın

Filed under aile, ben yazdım, kültür, severim paylasirim

Ölmek var Dönmek yok

Antep’te mumkunse her Cuma değilse bayram arefesi ve bayramlarda mezarlıklar ziyaret edilir, temizlik bakım yapılır, dualar edilir. Bu yüzden bütün çocuklar mezarlık ve ölüme aşinadır. Üç ihlas bir fatiha yollarız mezarlıktan geçerken.
Benim çocuklarıma ölümü düşen yapraklarla bile anlatmışlığım var. Özellikle cenaze arabaları gördünüz mü yolda, bu iyi bir fırsat. Değerlendirin.

 

Çok küçük çocuklar için: 4-7 yaş:

Yaşayan her şey ölür. Yenileri gelir. Bir çok insan ölür ve bir çok da bebek doğar..
Ayağın büyüyünce, eskittiğin ayakkabıyı bırakıp yenisini giyiyorsun. Onu atıyoruz . Ama ayağını da beraber atmıyoruz.

Ölünce de seni sen yapan şey, canımız, ruhumuz öbür dünyaya geçiyor.

Aynı şekilde, artık ihtiyacımız kalmayan bedeni koyacak bir yer olarak mezarlıklar var. Ve ebediyete giden de ruhumuz oluyor. (12 yaş altı için fazlasıyla soyut bilgidir)

Ölmek için belli bir sebep olmuyor.. Yaşlanmakla da ölebilirsin. Hastalanmakla da. Onu bilmiyoruz. Aynı çizgi filmin bitmesi gibi, bazı filmler uzun bazıları kısa. Ama eninde sonunda biter. Hayatımızın ne zaman biteceğini önceden bilemeyiz.

Ölen kişiyi bir daha göremeyiz. O da bizi göremez. Ama eski ayakkabını, eski odanı nasıl hatırlayabiliyorsan, onu da hatırlarsın, o da seni bilir. Dua ederiz özledikçe.

Ölenler nereye gider? Cennete.

Ölenler orada buluşur ve beraber olurlar. Cennette bütün dileklerin gerçek olur. İstediğin her şeye sahip olursun, düşünmen yeter. O yüzden çok güzel bir yerdir. Herkes sever. Bunun için dua eder.

İlkokul çağı 7-12 yaş:

Dünyaya gelişimizin bir sebebi var. İyi insanlar olmak, Allahın emirlerini yapmak ve yasakladıklarını yapmamak. Bütün bunlar Kuran’da yazılı. Yaptığın her iyilik ve yapmadığın her kötülük için puan kazanıyorsun ve bunun adı SEVAP. Yaptığın kötülük ve yapmadığın iyilikler için de – puan kazanıyorsun ki onun adı da GÜNAH.

Bütün bunlar en küçük detayına kadar kayıt edilmekte. Öbür tarafa geçince de heeepsi hesaplanacak, artılar eksiler, yanlışlar doğrular birbirini götürecek.  Ceza çıkarsa cezanı çekeceksin, çıkmazsa hop cennete. Herkes bilerek bilmeyerek günaha girebilir, mesele o günahı bastıracak kadar iyilik yapabilmekte.

Her sevabın ağırlığı farklı olduğundan günde 100 tane iyilik etmekle bir tane önemli iyilik etmek ayni değerde olabilir. Hesaplama sabitini bilmiyoruz o yüzden elimizden gelen her iyiliği yapmamız lazım. Hiç bir fırsatı kaçırmamalıyız. Allahın cömertliği sonsuzdur.

 

 

 

BONUS

Yaşam Koçu diye bir şey var da Ölüm Koçu neden yok? Ben bugün bunu düşündüm.

2 Yorum

Filed under aile, insan olmak, kültür, severim paylasirim

Dünya Vatandaşı – Küresel Hedefler

Global goals - Küresel hedefler

Global goals – Küresel hedefler

Dünyanın bir kesimi artık ipleri ele alma zamanının geldiği kararına vardı.

“World Leaders have committed to 17 Global Goals to achieve 3 extraordinary things in the next 15 years. End extreme poverty. Fight inequality & injustice. Fix climate change. The Global Goals for sustainable development could get these things done. In all countries. For all people.”

“Dünya Liderleri önümüzdeki 15 yılda 17 Küresel Hedefi tutturarak 3 inanılmaz şeye ulaşmaya karar verdi. Fukaralığı sonlandırmak. Eşitsizlik ve adaletsizlikle savaşmak. İklim değişikliğini düzeltmek. Sürdürülebilir gelişme ve ilerleme için Küresel Hedefler bu saydıklarımı yapabilir. Her ülkede. Herkes için”

Şimdi Ne Yapmalı??

TURKEY

Listen to Radio Everyone 26 Sep – 2 Oct
Take part in the World’s Largest Lesson
Hear from our mobile partners Vodafone & Turkcel
Look out for our posters
Watch our TV show
Social Good Summit 25 Sep

Konuya devam edeceğim nasipse ancak bu da burada serbest çevirimle yerini alsın istedim. Konuyla ilgili linklerimiz burada:

Küresel Hedefler

Dünya Vatandaşı

2 Yorum

Filed under çevre, internet, severim paylasirim