Category Archives: kültür

Kitap en iyi dosttur.

‘entel’ bir alay bir hakaret idi bi aralar.. Bilmiyorum kim, bir ‘entellektüel’ tanımı yapmış: 3 üniversite diploması şart demiş.  Ancak, birini deden, birini baban, birini sen alacaksin.
Ayiptir söylemesi diyemeyecegim, gerine gerine söylüyorum: Rahmetli dedem (biri robert kolej olmak uzere)iki üniversite diplomasına sahipti, babam Istanbul Üniversitesi mezunu çift uzmanlık sahibi bir doktordu, ben de İstanbul Üniversitesi mezunu olmakla kalmadim, geçtiğimiz yıl Açık Üniversite’ye başvurdum, sinavsiz iki yillik bölümlerden birine başladım. Benim çocuklar artık nasıl bir entellektüel sen düşün..
Tabii, eğitim cehaleti alır, eşeklik baki kalır, demişler; diplomalı eşek olanlardan da değiliz.  Kıyısı köşesi kitap dolu, her gün gazete alınan bir evde büyüdüm. Okumayı 4 yaşımda ‘Fatoş’ ve ‘Güngörmüşler’ okuyarak çözdüm.  Haberdi, röportajdı, makaleydi yutarak okudum. Çok bunaltici bir yaz, Hayat Ansiklopedisini okumuştum. Babamın gencliginden sakladığı ‘Bütün Dünya’ dergilerine ölüp biterdim. Altın Çocuk Klasikleri, Milliyet Çocuk Klasikleri setlerim vardı.  Rafları bel veren kitaplıklarla yaşadım. Hala deli gibi okurum, kindle çıktığında yüreğim hopladı, kankamdır kendisi. Ben kitap kurduyum kardeşim.  Bu da kayıtlara geçsin.
Bugün bir sms geldi:
” Ucretsiz eKitaplar bayram boyunca TTNET Kitap ile yaninizda. Uygulamayi indirmek icin tiklayin….”
Atladim tabii. Kitap kurduyuz, sülaleden gelmekte.. Ben atlamayayım da kimler atlasın?
Indirdim uygulamayi cebe, açtım.
Bedavaları bir yana bırak paralı kitaplar bile (3-5 istisna hariç) dandik dundik. Satın alınan kitbı indirmene izin vermiyor?!? Mülkiyeti benim o kitabın, ne oluyor? Ayağa kalktığım gün Tüketici Hakem Heyetindeyim!

image

Ttnet’in cabasini takdir ediyorum lakin, bu mu yani? Ondan sonra ‘Kahrol İsrail’.. yürü be. Okuyacaksam kaliteli şeyler okurum, çer çöp değil.
Ttnet, İş Bankası artık kim olursa şu projeyi üstlenmeye davet ediyorum.

e-MEB Klasikleri

Bu yazıyı okuyan herkesin, yılda bir tane bile olsa taa ’50lerde çevirisi muazzam bir şekilde yapılan, elle dizilip basılan ve üç kuruşa satilarak bir neslin kültürünü zenginleştiren MEB klasiklerini almasını öneriyorum.

Ülkenin eğitim seviyesi ve geleceği ile ilgili endişemizi burada paylaşmak istemiyorum. Bütün kültürü tv’den edinen, ne lazımsa Google’den bakan,ödevi internete yaptiran, ilköğretime mecbur tutulan 100 temel eserin tek kitaplık özetini satın alıp onu bile okumadan kopyalayarak ödevlerden ‘yırtan’, imlası bozuk chat/like/vine kuşağını ne yaparız bilmiyorum. Bundan böyle gemisini kurtaran kaptan. .

13 Yorum

Filed under kültür, kitaplar, OKUL, saçmasapanlıklar

Kurabiye ile picsart.

a)Yediğini içtiğini paylaşmanın ayıp olduğunu düşünüyorum. Bu ekstrem bir durum. Cafe Fernando‘nun kitabını aldım. iki kere. Kendimi Julie&Julia/Ratatouille arasi bir yerde hissediyorum.
Elde var bir. İlk tarif: fındık varyasyonu ile tam not aldı.
b) Picsart akilli telefonlar icin harika bir foto editörü. yeni denemeye basladim, cercevede bosluk kaldi 2048 rekorumu ölümsüzlestirmeye karar verdim.

kurabis
yasasin hersey!

5 Yorum

Filed under iştahlı işler, kültür, kitaplar, severim paylasirim

SAVARONA (Konuk yazar)

10 Temmuz, İstanbul yakınlarında
GÜNAYDIIIIIIIIIIIIIIIINNN…
2 gündür SAVARONA’nın Reza tarafından kiralandığı haberlerini okuyarak içim acısa da, geleceğe ümitle bakmak istiyorum ve sizlerle birşeyleri paylaşmak istiyorum..
Yıl 2010… Yönetim kurulunda çalıştığım ATATÜRK’ün kızlarının eğitim aldığı, Cumhuriyet’ in ilk kız lisesinin ( İstanbul Kız Lisesi) 99. yıl etkinliklerini planlıyoruz.. Tarih belli. 10.10.2010 ama yer araştırıyoruz..Eşimden bir öneri geliyor. “Savarona’ da yapsanıza..”.. Çok ütopik gibi gelse de şahane bir fikir… “Atatürk’ün kızları, Atatürk’ün yatında..” O kadar anlamlı ki kendimizi orda hayal edebilmek bile tüyler ürpertici !
İşletmecisi Kahraman Sadıkoğlu’nun Atatürk’çü düşünce yapısını da bildiğimiz için kolları sıvıyorum. Mezunlarımızdan bir arkadaşımızın yardımıyla da Kahraman Sadıkoğlu’na ulaşıyoruz.. Kahraman Bey işletme müdürünün mail ve telefonlarını veriyor konuyla ilgili detay bilgi için.. Yazışmalar, konuşmalar derkennnn bir gün telefon geliyor…
O sırada babacığım hasta olduğu için, annemlerde kalıyorum, annemlerin evinde yağlı boya yapıyorum, ellerimde eldivenler.. Eldivenleri fırlatıp atıyorum telefondaki ismi görünce…
Kahraman Bey, 10.10.2010 da Savarona’ da etkinlik yapmamızı onaylamış ama kurallara uymamız gereğiyle.. Neyse kurallar yazılı gönderilecek göreceğiz ama; ücreti sormaya dilim varmıyor….Bizim bütçemiz belli…tüm cesaretimi toplayarak bütçeyi soruyorum… ÜCRET TALEP EDİLMİYOR… Coşkum anlatılır gibi değil… Önce eşimi, sonra dernek başkanını arıyorum bu müjdeli haberi vermek için… Neyse daha sonra görüşmeler başlıyor. Savarona’nın kuralları geliyor.. Bir çivi bile asmamız yasak.. Tabii ki normali de bu , tarihi dokuya saygılı olmamız gerek.. artık günler heyecanla geçiyor. Yönetim kurulu üyeleri , 30 lu yılların başındaki kıyafetleri diktirtme kararı alıyor. Belgesel hazırlatıyoruz, davetiyeler basılıyor ….
Derken o kapkara 28 Eylül 2010 günü geliyor… Nebil Özgentürk’le belgesel görüşmesine gitmek üzere evden çıkmadan önce, anacığımı arıyorum, 2 gün önce yanlarındayken durumu çok iyi olmayan babacığımı sormak için….Malesef kötü haberi alıyorum.. Annem çok hissettirmese de babacığım ın son anları olduğunu hissediyorum, başkanımıza görüşmeye gidemeyeceğimi söyleyip ablam ve yeğenimi alıp babacığıma gidiyorum ama; maalesef yetişemiyorum…
Maalesef babamı kaybediyoruz o gün…
Akşam üzeri dernek başkanı arıyor, Savarona’ da ki felaket haberi, fuhuş skandalını söylüyor. Malum evimizde tv açık değil, olaydan haberimiz yok dolayısıyla.. İki felaket aynı güne denk geliyor benim için…Hiçbir zaman doğruluğuna inanmadığım, detaylarını işletme müdürüyle sonrasında da görüştüğümüz sözde fuhuş skandalı… Dernek başkanımız ani kararıyla kokteyli Pera Palas’ a aldıırtıyor.
Ben olsam; ASLA , SAVARONA’ dan VAZGEÇMEZ, KAHRAMAN SADIKOĞLU’NA ÖZELLİKLE DESTEK OLURDUM… ama; yaşadığım acı nedeniyle zaten bunu düşünecek ve savunacak durumda da olmadığım için durumu kabulleniyorum…Atatürk’ün kızları olarak, o yata gitmek, sürülen o lekeyi de temizlemek çok güzel olurdu şu anda aynı şeyler yaşansaydı ve de benım koşullarım farklı olsaydı, SAVARONA’ da 99. Yıl kokteylini mutlaka yapardım!
Son günlerdeki SAVARONA ile ilgili gazete haberlerini okuyunca, ATA’mızın kemiklerinin benim de yüreğimin sızladığını hissediyorum…. Umarım bir gün herşey düzelir… Umudumuzu asla yitirmemiz dileğiyle.. AYDINLIK GÜNLER olsun hepimiz için…Hayallerinizin peşinde koşun.. Hiçbirşey imkansız değildir…
Gülşen Garipler

Yorum bırakın

Filed under insan olmak, kültür, konuk yazar, severim paylasirim

Çok özet dilbilgisi/ Dilimi bozmayın

En güzel dil Türkçe’de fiiller zaman eki alır. Zaman ekleri 4 çeşittir.

Geçmiş zaman

Şimdiki zaman

Geniş zaman

Gelecek zaman

 

örnek:

Geniş zaman : Geldi/gelmiş

Şimdiki zaman: Geliyor

Geniş zaman : Gelir

Gelecek zaman: Gelecek

 

KESİNLİKLE, ASLA, ŞİMDİKİ ZAMANLA GELECEK ZAMANIN BİR ARADA HALİ YOKTUR. 

GELİYOR OLACAĞIM/ALIYOR OLACAĞIM YANLIŞTIR. 

HER TÜRLÜ ÇAĞRI MERKEZİNİN KULLANDIĞI PLAZA TÜRKÇESİ BOZMASI BU BİRLEŞME BENİ ÇOK RAHATSIZ EDİYOR.

İngilizce özentisi laflar: I’ll be doing this, I’ll be taking that…. Hadi len.

“Amerikan kaşığıyla İngiliz boku yemek” derdi rahmetli babam. O hesap

dilimizi koruyalım

ya-turkce-konus-yada-sus

 

 

4 Yorum

Filed under kültür, saçmasapanlıklar

Ben bugünlerde bunları gördüm

image Oje çıkarıcı.  Icindeki sungeri burun karistirir gibi… tövbe tövbe image Organik pil. Taze. Tartiyla… image image Di buuk! image AOÇ DONDURMASI

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, icatlar, kültür, kitaplar, severim paylasirim

Kobo, çok tatlısın

E-kitap aldığım, almasam bile seçerken yorumlarına bakındığım sitelerden biri Kobo .
İyi, memnunum. Düzgün, tertipli epostalar yollar her hafta, tanıtım yapar, indirim yapar..

kobo

Geçen hafta tutup İtalyanca yollamışlar bülteni. Ben de hiç üzerinde durmadım.. Bugün özür maili geldi… ??!!

“Dear Kobo Reader,
You may have noticed that you received an email from Kobo in Italian this week. We know that this is not the regular language that you receive from us in regards to your email communications.
We’re sorry – we messed up. We want to apologize for any confusion this may have caused.
Please accept a 20% off coupon on our behalf as a token of appreciation for your understanding.”

Vallahi ne diyeyim bilmiyorum. Kusurumuzu affetmeniz için %20 indirimimizi kabul edin, diyor…

:D

Bravo, Kobo!

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, internet, kültür, kitaplar

Tavla

Tavla çok ilginç bir oyundur. Babam ustasıydı, benim pratik çok zayıftır.

 

Bir yılda 4 mevsim olduğu gibi tavlada da 4 bölüm vardır.

Tavlada 15 siyah 15 beyaz pul vardır, bir ayın yarısı gece yarısı gündüz olduğu için.

Zarların karşılıklı yüzlerinin toplamı yedi eder. Bir haftada 7 gün olduğu için. (Haft Farsça 7 anlamına gelir=Hafta)

Dört tarafta altışar hane vardır, bir gün 24 saat olduğu için.

Kapılar alınır, “gele”ler atılır, oyun karşı taraf bir pul bile alamadan biterse Mars olur. 2 puan yazar.

Benim hanemde pulu varsa ya da kırığı varsa Kıllı Mars olur hatta :)

Rakibi kızdırıp konsantrasyonunu bozmak işin keyfidir.

Zarlar farsça adlandırılır. yek-dü-se-char(cihar mı desem bilemedim, çar gibi de değil ilginç bir okunuşu vardır)-penç-şeş. Ve önce büyük olan sayı okunur.

11 Hepyek

21 Yek-i Dü

31 Se-Yek

41 Char-ı Yek

51 Penç-i Yek

61 Şeş yek

22 Dübârâ

32 Sebâ-i Dü

42 Char-i Dü

52 Penç-i Dü

62 Şeşi Dü

33 Düse

43 Char-ü Se

53 Penç-ü Se (severler güzeli genc ise)

63 Şeş-i Se

44 Dört Char

54 Beş Char/Penc-ü Char

64 Şeş Char

55 Dübeş

65 Şeşbeş

66 Düşeş

9 Yorum

Filed under kültür

Netiket/ İnternet etiği hakkında bir kıssa

Bunu yazdık ama şunu da yazalım :

 

Bedevinin biri çölde gidip dururken bir bakmış yol kenarında yatakalmış bir adam. İnmiş deveden, kırbasından su vermiş, gölge ayarlamak için ilerideki çalının dibine bir örtü serecekken bir de bakmış ki yerdeki fırlayıp kalkmış da bunun deveye atlamış, kaçıyor..

Bizimki ardından bağırmış: -Biradeeer, çaldın deveyi aferin. Ama bir ricam var. Sakın kimseye anlatma bunu!

Harami durdurmuş deveyi: -Niye ki?

Mağdur adam omuz silkmiş: – Bu duyulursa, bir daha kimse çölde bir başkasına yardım etmez artık..

 

 

3 Yorum

Filed under insan olmak, internet, kültür, severim paylasirim

Telefon delisi değilim, tapmam da takmam da.

Bugün bir arkadaş 20:22’de aradı.

“20:15’te kızımın öğretmenini aradım, kızım ödevini evde unutmuş çok üzüldü, ben de konuşayım da yarın bir şey demesin dedim. Kadın öfkelendi, “yatıyordum böyle saçma bir şey için aranır mı?” diye bağırdı çağırdı :(((” dedi. Hasta mısın kardeş? Uyanmak istemiyorsan telefonun sesini kıs! Ya da gördün kim arıyor açma! Açıp da hamile kadına çemkirmenin neresi görgüye, öğretmen kültürüne sığar???

%&/+%+%/(

Bu yazıyı bir süre önce yazdım ancak artık yayına vereyim diyorum…

Telefonla mesafeli bir ilişkim var. Çok mesafeli. Aradım mı lafı uzatmam mesela. Ne derdim varsa söyler kaparım. “felanca nasıl, falanca nasıl” diye uzun uzun hal hatır sormam. bunu gereksiz buluyorum, nasıl olduğunu merak ettiğim insanları bizzat arıyorum, selamım varsa kendim veriyorum. O nasıl bu nasıl diye sormalar, telefonun nadir olduğu zamanlarda iyiydi. Haberi bir kişiden hızla almayı sağlıyordu. Şimdi herkesin bi sürü telefonu var, ulaşamamak imkansız.

-*-*-*-*-*-*-*-*-*

Eve geldim, çocuklar parkta yorulmuş, temizledim yatirdim.

Yemegi firina attim, firsat bulmusken azicik bakim yapayim dedim, kagit maske yaptim, uzandim elimde tablet,,, Eşim geldi.

Daha eşikte telefonu çaldı. Annem.

Bu tel delisi gili hemen açtı.
“Anne meraba. Simdi geldim. Cocuklar uyuyor. Bu gece bize uyku yok. Ipek de bilgisayarda oyun oynuyor. Naparsin…”
Ayip yani. Fit fit fitledi. Bilsem ben de uyurdum. Makarna yerdi.
Hayet bişey. İşin yoksa anneme dert anlat, taşı kuyudan çıkar.
Ben kendi kayınvalideme bisey anlatıyor muyum? Hem de yalan yanliş şeyler….

Benim dışımda sülalede tanıdığım herkes telefon delisi. O telefon çalar çalmaz açılacak.. İki elin kandaymış? Olsun AÇ!

Eee, o telefonda bir ekran var, ekranda kim aramış görebilirsin; daha çalarken özel melodi atamışsındır, kimin aradığını öbür odadan bilirsin hatta..  baktın olmadı, cevapsız çağrılar vardır, o listeden bulabilirsin geri ararsın bir zahmet.

Yok. Anında açılacak.. Telefonla helaya gidiyor bunlar be! Kim arayacak ki bu kadar önemli? Arayan bi daha arasın arkadaş, belli ki müsait değiliz açamıyoruz. Sen bir daha ara. Ya da bekle, ben bir ara “dönerim” sana.

O telefon çalmaya görsün…. oooof, ralli var evin içinde…

Her an zombi gibi telefon peşindeler..

Ha kendileri bu kadar telefonsallar ya, bende de hiç  yok ya o delilik..şaşım şaşım şaşıyorlar. Çok kızıyorlar, “aradım açmadın” küskünlükleri yapılıyor.

Sofradaysam, telefona kalkmam. Dinleniyorsam, sessize alırım.

Meşgulsem, açmam. AÇ-MAM!

Sekizyüzbin kere çaldırmayın lan benim telefonumu!

Maksimum dört kere çaldırırsın, karşı taraf o sürede açar zaten müsaitse. Açmıyorsa, anırtmazsın telefonu…

Daha ileri deliler, başkasının çalan telefonuna da atlıyorlar.

“İpeeek, telefonun çalıyor”

“Hm, çalsın, işim var, sonra ararım ben”

“dur ben bakarım”

Bakma lan! bakma.. ne bakıyosun???

bakılacak olsa ben sahibi olarak bakar, gerekli Aloyu derim.. Zaten ya pazarlamacı arar ya banka arar. Kim arayacak beni???

 -*-*-*-*-*-*-*-*-*

Ay daha fenası geldi şimdi aklıma….

Ben var ya, başkasının telefonuna da bakmam. Çok sinir olur herkes buna.

Kardeşimin telefonu çalsın, annem arıyor olsun, bakmam. Götürürüm telefonu avucumda çalar halde, veririm sahibine.

“E, niye açmadın?”

“Niye açayım hemşire?? Bana diyeceği bir şeyi olsa beni arardı, seni aramış ben NİYE açayım?!?”

 -*-*-*-*-*-*-*-*-*

 

WhatsApp çıktı beri, ben çok mutluyum. Ne diyceksem kime diyceksem yazıp yolluyorum. Eline varıp varmadığını, okuyup okumadığını gördüğüm gibi, karşı taraf da ne zaman müsaitse o zaman cevap yazıyor, muhavere ilerliyor. Sen sağ ben selamet!

<3

20140108_100240

7 Yorum

Filed under kültür, severim paylasirim, şikayetlerim

Anneannemden Masallar -iv- Arifin Tarifi

i,ii,iii,v

Adamın biri mutluluğun sırrını arar dururmuş. Köy köy, kasaba kasaba gezer civarın en yaşlı insanlarıyla sohbet edermiş. Arar dururken, ihtiyar bir adamla karşılaşmış. Adam saçı sakalı ağarmış, beli bükülmüş, dişi dökülmüş bu ihtiyarın yüzündeki mutluluğu görünce, aradığı kişiyi bulduğunu anlamış.

Yaşlı adamla tanışmışlar. Hatta yaşlı adam bizimkini evine davet etmiş. Evde de onları yine yaşlı mı yaşlı, dizinin dermanı kaçmış ama gözünün feri uçmamış bir kadıncağız karşılamış. Misafiri görünce, zaten güleç olan yüzü bir kat daha ışımış kadının.

Hemen beylere yer göstermiş tertemiz odada. Peykeye kurulmuş adamlar ki hemen kahvelerini ikram etmiş, yanı lokumlu. Mutluluğun formülünü arayan adam, derin bir nefes almış. Bu basma perdeli fakir ev, evdeki yaşlı karı koca huzur ve mutluluk saçıyorlarmış etrafa.. Uzun lafın kısası, adam niyetini açmış, dede de ağzını: “bak oğul, benim hanım taa ilk evlendiğimiz günden beri her sabah özel bir karışım hazırlar. İyi dinle, iyice anla: Bir bardak ılık, ballı,tarçınlı süt. Her ama her sabah ağzım tatlanır, içim ısınır. Keyfim yerine gelir. Benim keyfim gelince, günüm iyi geçer, benim günüm iyi geçerse hanımın da yüzü güler elbet. Birbirimizi hoş görürüz, hoş tutarız beli, lakin mutluluğumuzun sırrı da bu sütte gizlidir.”

Adam hemen eve koşmuş, hanımına anlatmış: “Bundan kelli her sabah bana ılık, ballı, tarçınlı süt getir kadın. Mutluluğun formülünü bulduk”

Kadıncağız biraz safçaymış, ama ikiletmemiş sözünü erinin. Adam sabah uyanır uyanmaz, başucunda bulmuş mutluluk formülünü. Bir dikmiş başına ki, dibini görmüş.Görmüş ama görmez olaymış.. Haykırmış adam midesi bulanarak :” KADIN NE BU BANA İÇİRDİĞİN?”

“Kızma bey” demiş kadın “Süt sağamadımdı, ayran vardı dolapta ayranı ılıttım. Tarçın da kalmamış, karabiber serpiverdim. Bal da yok idi, sirke katıverdim. Hemen de kızıyorsun ne farkı var işte aynısı oldu..”

Adam anlamış ki.. Evet sen de anladın onu.. Hadi selametle.

1 Yorum

Filed under ben yazdım, kültür