Kobo, çok tatlısın

E-kitap aldığım, almasam bile seçerken yorumlarına bakındığım sitelerden biri Kobo .
İyi, memnunum. Düzgün, tertipli epostalar yollar her hafta, tanıtım yapar, indirim yapar..

kobo

Geçen hafta tutup İtalyanca yollamışlar bülteni. Ben de hiç üzerinde durmadım.. Bugün özür maili geldi… ??!!

“Dear Kobo Reader,
You may have noticed that you received an email from Kobo in Italian this week. We know that this is not the regular language that you receive from us in regards to your email communications.
We’re sorry – we messed up. We want to apologize for any confusion this may have caused.
Please accept a 20% off coupon on our behalf as a token of appreciation for your understanding.”

Vallahi ne diyeyim bilmiyorum. Kusurumuzu affetmeniz için %20 indirimimizi kabul edin, diyor…

:D

Bravo, Kobo!

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, internet, kültür, kitaplar

Fakir hırsızlığa çıkarsa, ay akşamdan doğarmış..

En sevdiğim ata, Nasreddin Hoca olup, atasözü de “ağaçtan ileri yol gider”(*) dir.

İşten çıkmadan evvel aklımda smoothie yapcak bi gereç satın almak vardı. Tıngır mıngır giderken, yolda arabamın direksiyonu bir arıza çıkardı. Dörtlüleri yaktım, sağdan sağdan kenara yanaştım. Al sana smoothie…

15:50 Back-up görüşmesi, derdimi anlatma,çekici isteme
15:53 Servisi arayıp geleceğimi söyleme, işlerime bakan Serdar beye ulaşamayış
16:04 Eşimi arayıp özet geçmek, sorularını es geçmek
Bu arada BiTaksi uygulamasından bi taksi bulamamak. Köşede el kaldırıp taksiye atlamak, taksinin başka işe giderken beni araya sıkıştırmaktan mutlu olması, beş kuruş paramın olmadığını atm’de durup para çekeceğimi öğrenince surat asması
16:07 Kızın okuldan alınıp bir başka taksi bulunması ihtiyacı
16:07 Back-up geri arayıp teyid etmesi. Lafı bir türlü anlayamayan bön kadına sinirlenmek, bir de başka bşr adama izah etmek zorunda kalmak, kol çantasından nefret etmek, sırt çantasına dönmeyi ummak, bir yandan taksi kollamak
16:07 Servisi arayıp ulaşamamak, scooter edinme arzusunun giderek cazipleşmesi
16:23 eve geliş lakin giremeyiş, hane halkının kapıyı duymaması
16:26 çekicinin ‘yoldayım’ araması, çantayı kapıp fırlamak
16:30 BiTaksi gene işlevsiz
16:37 Mahallenin durağını aramak, çalıp çalıp açılmaması, taksisiz kalmak
16:43 köşeden binilen taksiciyi direksiyon motorunun varlığına ikna ederken eşimin araması, kısa bir özet geçiş
16:53 taksicinin hepi top 1,5 lira fazla almak için yolu göz göre göre uzatması, özür dilemesi lakin rakamın helal edilmemesi, annemin araması, ‘sabah aradıydım?:(‘  sorusuna brief
16:55 çekicinin bi daha tarif istemesi. ‘Dümdüz gel bilader’ cümlesinin dilimi yakması ancak kurulamaması, insanların akıllı telefonu ne b.kuma aldıklarının merak edilmesi
17:05 annemle konuşma, konuyu hatırlamıyorum,ha hu

image

17:16 çekicinin üzerinden servisi aramak, ilgisiz bir ablaya Serdar beyi sormak, ‘numaranızı bırakın sizi arasın’ cevabına tilt olmak, ‘isterse arasın, geliyorum zaten’ itişmesi
Süreçte çekicinin aracındaki diğer abinin vanının ilk frende tepemize inmeyeceğini ummak.
Çekicinin arabayı servise atıp kaçması, servisin kapanmak üzereyken gelmemin yine de sevinç yaratması, kendimi evde hissetmek, hoş karşılanmak, teslimiyet.
Güvenliğin taksi çağırma gayretinin boşa çıkması. Yine köşede araba durdurmak, onun da gezdirme niyetlisi çıkması, hiç bir yeri bilmemesi ve buna zerre üzüntü duymaması. Bariz bir yolu adım adım tarif etmek, netten elektrikli scooter bakma arzusu ve eve dönmek.

İnsanlık olsun diye çekicinin şöförünü arayıp “zahmet verdik teşekkür ederim” demek.
Hadsiz çekicinin “bir kahve içer ödeşiriz” sululuğuna muhatap olup günü minimal asap bozukluğu ile kapatmak için aldırmamak……

Ee, sizde ne var ne yok bakalım?

(*) mahallenin veletleri Nasreddin Hocayla dalga geçmek için plan kurmuşlar. Göya uçurtmamız ağaçta kaldı deyip yardım isteyecekler, hoca da yazık, ağaca tırmanmak için çarıklarını çıkaracak, tam ağaçtayken alıp kaçacaklar çarıkları, hoca da kalakalacak ağaçta. Hesaba katmadıklar şey, hoca’nın içindeki çocuğu koruyor olduğu. Anlamış niyetlerini, sokmuş çıkardığı çarıkları kuşağına.
Çocuklar bozulmuş.. “eeeaa hocaa, niye ağaca çıkarken çarığını kuşağına sokuyorsun ki?”
;) “belli mi olur, ağaçtan ileri yol gider belki”

7 Yorum

Filed under araba, saçmasapanlıklar, şikayetlerim

An afghan as a symbol of regret…

Anneanneciğim… :(

Sara adlı kullanıcının avatarıAll Things Work Together

My sister and I found scissors everywhere... scissors we could never find when we needed them, of course. These are a sampling, with a backdrop of the afghan I saved. As we packed my mother’s belongings, my sister and I found scissors everywhere… scissors we could never find when we needed them, of course. These are a sampling with which we awkwardly spelled out “MOM,” with a backdrop of the afghan I saved.

My husband noticed something was wrong.

At first I hesitated. Then I told him, “No, it’s stupid.”

“I can tell something is wrong, what is it?”

“You’re going to think this is stupid. Actually, it is  stupid. Ridiculous… [long pause]

“… Last night, I dreamed of an afghan.”

Lest he think I meant an Afghan rather than the knitted blanket I envisioned, I hurriedly clarified:

“I have been thinking of the afghan I didn’t take from my mother’s house — and wishing I had. Last night, I dreamed that I got the afghan back; this morning, I awoke and found I hadn’t… It’s stupid. It’s…

View original post 1.137 kelime daha

1 Yorum

Filed under konuk yazar

Duble Yollarda, Duble Mutsuzluklar

Kakara Kikiri adlı kullanıcının avatarı"Kakara Kikiri"

Çok hevesim kaçık hakim bey.

Bugünlerde olan biten beni “duble” üzüyor.

Onca insanın bok yoluna gittiğine mi yanayım, yoksa yetkililerin meşin suratlarla sorumluluğu zerre kendinde görmemelerine mi, bilemiyorum. Durumun özeti: “her makamın kaymağını pek güzel yeriz, ama ters giden bir şeyler oldu mu da hoop suçlu şurdaki günah keçisi”

“Sizin ananıza küfretseler öyle durur muydunuz?” diyebilip vatandaşa yumruğu, tekmeyi haklı bulanların “Yahu eşim dostum, babam, oğlum ölse ben de isyan eder, yetkililere küfrederdim.” diyememesi beni fena umutsuzluğa sürüklüyor.

“Soma’daki maden kazalarının sebebi araştırılsın” önergesini reddetip, sonra pişkince “muhalefet de ısrar etseymiş canım” diyebilenler tarafından yönetilmek, üstüne bir de maaşlarını ödemek, aptal gibi hissettiriyor. Gerçi “gibi”si fazla.

Tek kelimesini anlamadığı Şivan Perver’in türküsüne göz yaşı döken güzide eşlerin, yalandan da olsa acı paylaşmak üzere hiç etrafta görünmemesi, beni benden alıyor.

Liste uzar. Ne diyelim Allah’larından bulsunlar mı?

Yok. Ben bu dünyada adalet tecelli etsin istiyorum.

Ah alanlar, ah etsin istiyorum.

Son sözüm şu: o istemdışı alıp…

View original post 90 kelime daha

Yorum bırakın

Filed under konuk yazar, severim paylasirim

Bi kuple macera ii

Günün en sevmediğim anı geldi çattı. Daha fazla erteleyebilecek gibi değilim.

Telefonu elime aldım, rehberden buldum numarayı, ekrana sıyırma işareti yaptım, telefon da aramaya başladı.

Görür gibiyim, benim telefonumdan çıkan sinyaller en yakın yansıtıcıya, oradan uyduya, sonra tekrar bir başka antene oradan da karşı telefona ulaştı. Telefon çalıyor, telefon asfaltın üzerinde çalıyor. Titreşimi de var, hafifçe dönüyor çaldıkça. Hop biraz daha döndü bak. Işıklanan ekranda adım yazılı. Telefon kaza mahalline oldukça yakın ama yine de hasarsız kurtulması enteresan. Sahibinin aksine. Sahibi olacak öküzün eli telefona çok yakın. Adamsa telefondan bir metre kadar uzakta yatıyor. Mesele şu ki o elin ucunda olduğu kol artık vücuduna bağlı değil, kökünden kopmuş halde yatıyor. Kendi kanı ve yağı yüzünün etrafında göllenmiş ama gözleri görmeden bakıyor artık. Fonda, araba takla attığı yerden yanmaya başlıyor.

-Allo?

Allah kahretsin açtı telefonu, güzel fantazim “pof” dedi söndü. İçimi çekip konuya girdim.

– Tamer bey, rahatsız ediyorum ama bir konuda size danışmam lazım. ..

————-

LeylaBacı açtı kapıyı. Fincanımı elime verirken “Sus” işareti yaptı. Bizimki sızmış gene. Yatak odası kullanmıyor kerata. Salon onun kendine ayırdığı odası. Kuzeyden ışık alıyor, her sanatçı gibi Cengo da bu net ışığa bayılıyor. Pencerenin altında pamuk prenses yatağı gibi cibinlikli bir yatağı var ve o yatağa serili halde şu an. Yatağın tam ayak ucu hizasında odanın en büyük televizyonu var. Bu tivi onun canı ciğeri. Son model, kıvrıntılı şeylerden. Bu tivide sadece izleme yapıyor. Filmdi mobeseydi hayatı buradan izlemekte. İnternet köleliğini sürdürdüğü başka boy boy ekranları ve tabletleri de var, muhtemelen alt dairenin tamamı server filandır. Naapmış bakalım dün gece?

Kahve kokusuna uyandı. Ayınmış sayılmaz ama uyandı en azından.

– Perihan abla’yı bitirdim. Çok şeker ya..

– Hemen Süper Baba’ya geç o zaman. Bayılacaksın. Paralelinde de Şehnaz Tango izle. O da sarar. Çok kalite diziydi. Ah Alev Sezer…

– Yetti o Alevsezer de yani.. Dallastan beridir bitmedi herifin lafı.

– Bitmez, bitemez rahmetlinin sesi gibi ses gelmedi daha.. Kıskanç it.

– Ne demezsin.. Bi kadını kulaklarından tavlamak hakkında kitap yazacağım.

– Yaşlan da yaz bari.

– ::((( meh. Ha, son yüzyılı sanalda komple yaşama maratonuma yardım ettiğin için teşekkür ederim, sen olmasan olmazdı. Kültürlü Kurdum benim

-Hrr. İyi ki sinemanın o ilk elli yılını gezdiğin döneme yetişmedim, içim bayılırdı; bütün o sessiz filmleri izledin mi gerçekten?

– Evet, ffwd tuşunun da yardımı ve bir aylık uykusuzlukla hallettim. Çok da enteresan bir şey yok, esas numara ikinci dünya savaşından sonra başlıyor. Kayıt işi harika doğrusu, bütün dünyayı an be an yaşamak istiyor insan. Ha, Hababam Sınıfı’nın da üçüncü bölümündeyim.

– Hababam sınıfının bölümleri olmaz, adları var onların. Hababam Sınıfı Uyanıyor o. Çıktı mı Şevket Altuğ? Ehehe,

-Eski İstanbulu seyretmenin hastasıyım. Şener Şen cidden hepsinden genç mi?

-Öyle biliyorum. Erken ağardı adamın saçları.. Onun da belli başlı filmleri var sırada merak etme. Hele Hulusi Kentmen’li seriler.. O Hooo. Hadi misin?

– Bir iki dakika bekle çıkarız.

————————————-

Burada bir saplama yaparak, Cenk’in o bankaya elini kolunu sallayarak nasıl girdiğini yazmam lazım. Bankanın merkez binasının arka sokağında bir özel okul var. Özel okulun servisleri de aynı sokağa park ediyor. Bir sürü iri beyaz minibüs. İçinden çocuklar inince, siyah takım elbiseli şöförlerle siyah pantolonlu hostesler ortalığa dağılıyorlar. Hostesi tanımak kolay. Elinde bir paket sigara ve bir de ayfon üst üste. Beyaz gömlek siyah hırka. Arkadan bakınca dün sabah düzleştiriciden geçmiş, dip boyası da gelmiş saçların kuyruğu ve kalça diz kapağı arasında kalan kısmın at nalı şekli standart. Şu kilot pantolon ya da jokey pantolonu gibi basenler, kız ne kadar zayıf olursa olsun butlar kabarık kabarık.

Bunlar hemen ilerideki pastaneden poğaça açma birşeyler alıp ayak üstü tıkınıyor sonra bir köşeye üşüşüp sigara tüttürmeye başlıyorlar. Sonra da koşar adım bir yerlere gidiyorlar. Sonrası bana lazım değil zaten. O kadarı yeter. Cenk siyah elbisesi ve en sarkık suratıyla bu sigara içilen köşeye yanaştı. Okul binasının civarında sigara yasak olduğu için en yakın yer burası, bankanın tam otopark kapısı. Zahmet edip bir de küllük dikmişler, ayaklı. Cenk sırtı duvara dönük çömeldi, ayakkaı bağlama numarasına geçti. Elindeki kürdana ağzındaki sakızı yapıştırdı, küllükteki söndürülmemiş izmaritlerden birini çıkardı. Aynı pastaneden aldığı poğaçanın yanında istediği ve elinde buruşturduğu ıslak mendili izmarite sardı. Hemen duman salmaya başlayan ıslak mendil için için yanmaya yüz tutunca dumanlar arttı. Biraz da üfleyerek gayret veren ve bütün bunları iki saniyede halleden Cenk koşar adım otopark güvenlikçisine gitti. “abi bizim kızlar sigara içerken yangın çıkaracaklar amk, bi su filan var mı dökelim” Güvenlikçi durduk yere çıkan bu krize ne diyeceğini bilemeyip bilinçsizce direkt emre uydu, su getirmek için güvenlik kulübesindeki su sebiline ulaştı, iki naylon bardak su doldurup gidip o suyu dökene kadar, kravatını sıkılayıp hızlı adımlar atan Cenk’i gözden kaybetti, zaten Cenk’e de bu kadarı yetti.

Gerisini zaten biliyorsunuz :))

 

 

 

 

3 Yorum

Filed under arkası yarın, ben yazdım

Groupon Laz misun?

Groupon sitesine üyeyim, her gün türlü türlü fırsat maili gelir, çok da memnunum. Bazen güzel kuponlar alıp kullandım, bence harika bir fikir.

Yakın zamanda yeni bir işe başladılar.. Mesajlarda bir km bilgisi geliyor. Pek dikkat etmiyordum (geçinmeye gönlüm yok ki,(*))

groupon

Örnek aha bu.. restoran adının altında 21 Kilometre uzakta yazılı. (Ki imkanı yok ben buraya 21 KM değilim)

Geçen gün dikkat ettim, bana 2 kilometre uzaktaki bir otel için de 24 KM yazıyordu. Çok otelde kalasım olduğundan değil, rakamdan şüphelendiğimden peşine düştüm. Mail attım epeyce yazıştık, Gruponcuların sayı bilmedikleri, yahut dayak yemedikleri(**) ortaya çıktı. o mesafe meğerse oteli satan tur firmasının uzaklığı imiş. Tam olarak nereden o tur firmasına uzaklık onu da bilmiyorum. Benim semtimden mi? Otelden mi? Gruponun merkezi neresi ise oradan mı? Kastamonudan mı???

bana ne ayol tur firmasının kimbilir nereye uzaklığından? Otelin (ya da bilumum etkinliğin) benim bulunduğum merkeze uzaklığı lazım bana. Sair bilgi bana gerekmiyor ki? Bana yakınsa işime gelir, alırım bileti. Böyle saçmasapan uzaklıklar görünce kimbilir neleri kaçırdım :(

Akıııl akıl, gel grupona takıl.

 

 

(*): Nasreddin Hoca’yı evermişler. Kadın o kadar çirkin o kadar çirkinmiş ki, Nasreddin Hoca yüzüne bile bakmamış. Bir gün sormuşlar “hocam senin hanımın adı ne?” diye, “bilmiyorum” demiş. “aa insan hanımının adını bilmez mi?” demişler.. “geçinmeye gönlüm yok ki, adını sorayım” demiş.

(**) Padişahın birine has bahçeden erik çalan bir adamı getirmişler. Padişahın da canı sıkkınmış, “vurun yüz değnek” demiş. Adam isyan etmiş: “iki tane erik için yüz değnek mi vurulur padişahım,  ya sayı bilmiyorsun ya dayak yemedin” demiş… Padişah gülmüş, adamı affetmiş.

Kıssaların hisseleri size ödev. Uğraşamayacağım geç oldu, daha sipariş bir bölüm yazmam lazım…

 

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, internet, saçmasapanlıklar, şikayetlerim

Tavla

Tavla çok ilginç bir oyundur. Babam ustasıydı, benim pratik çok zayıftır.

 

Bir yılda 4 mevsim olduğu gibi tavlada da 4 bölüm vardır.

Tavlada 15 siyah 15 beyaz pul vardır, bir ayın yarısı gece yarısı gündüz olduğu için.

Zarların karşılıklı yüzlerinin toplamı yedi eder. Bir haftada 7 gün olduğu için. (Haft Farsça 7 anlamına gelir=Hafta)

Dört tarafta altışar hane vardır, bir gün 24 saat olduğu için.

Kapılar alınır, “gele”ler atılır, oyun karşı taraf bir pul bile alamadan biterse Mars olur. 2 puan yazar.

Benim hanemde pulu varsa ya da kırığı varsa Kıllı Mars olur hatta :)

Rakibi kızdırıp konsantrasyonunu bozmak işin keyfidir.

Zarlar farsça adlandırılır. yek-dü-se-char(cihar mı desem bilemedim, çar gibi de değil ilginç bir okunuşu vardır)-penç-şeş. Ve önce büyük olan sayı okunur.

11 Hepyek

21 Yek-i Dü

31 Se-Yek

41 Char-ı Yek

51 Penç-i Yek

61 Şeş yek

22 Dübârâ

32 Sebâ-i Dü

42 Char-i Dü

52 Penç-i Dü

62 Şeşi Dü

33 Düse

43 Char-ü Se

53 Penç-ü Se (severler güzeli genc ise)

63 Şeş-i Se

44 Dört Char

54 Beş Char/Penc-ü Char

64 Şeş Char

55 Dübeş

65 Şeşbeş

66 Düşeş

9 Yorum

Filed under kültür

Netiket/ İnternet etiği hakkında bir kıssa

Bunu yazdık ama şunu da yazalım :

 

Bedevinin biri çölde gidip dururken bir bakmış yol kenarında yatakalmış bir adam. İnmiş deveden, kırbasından su vermiş, gölge ayarlamak için ilerideki çalının dibine bir örtü serecekken bir de bakmış ki yerdeki fırlayıp kalkmış da bunun deveye atlamış, kaçıyor..

Bizimki ardından bağırmış: -Biradeeer, çaldın deveyi aferin. Ama bir ricam var. Sakın kimseye anlatma bunu!

Harami durdurmuş deveyi: -Niye ki?

Mağdur adam omuz silkmiş: – Bu duyulursa, bir daha kimse çölde bir başkasına yardım etmez artık..

 

 

3 Yorum

Filed under insan olmak, internet, kültür, severim paylasirim

İnternet ve Facebook efsaneleri

Hanımlar beyler,

İnternet çok büyük bir bilgi denizi, lakin bazıları da işiyor o denize.. Bunun farkında olmak lazım. İlkin 1996’da internete girdim. Az buz ciğerini bilirim diyelim. Yıllardır ortalıkta dönen çok klasikleşmiş bazı epostalar vardır. “MSN ücretli olacak, Facebook her like başına filan çocuğa 5 sent yardım edecek, Afrika’daki bankanın müdürü hesabınıza on milyar dolar gönderecek…. ” Bunlara hoax deniyor. Kendini çok zeki sanan insanların diğerlerini aptal yerine koydukları bir avcılık. “Bakalım kaç kişi yutacak, kaç günde bana geri ulaşacak” şeklinde bir tatmin.. Şehir Efsanesi de apayrı bir kavram, urban legends.. oku oku bitmiyor neler icat etmiş adamlar..

Çıkar için yayılan mailler de ayrı bir konudur. “kola kutularında fare idrarı, apranaks içmiş ölmüş” bilmem ne.. Bir markayı, firmayı karalama amaçlı, genelde rakip şirketin fişteklediği “at yalanı, -ehem- severim inananı” sallamasyonları. Bir de sıkı bayrakçıları olur bunların.. Ne tartışmalar kopar bu konularda… Gerekli gereksiz… Biri uydurup bir yerlere yazınca on kişi de “ben okudum öyleymiş” diye öne fırlıyor: kerameti kendinden menkul uydurukçu birden referans/kaynak/sahih oluyor, bir de bakmışsın kırk akıllı dışında herkes yemiş!

En son numaraları da 1 Nisan’ın aslında Endülüs Müslümanlarını kesen Hıristiyanların kutlamalarından geldiği yönünde. wpid-20140507_025353.jpgÇok tarih bilmem, ama iki dakika bakınca, Granada’nın 1492’nin OCAK ayında yenildiğini ve kimsenin asılıp kesilmediğini sadece dinini gizlemeye yoksa da göç etmeye zorlandığını görüyorum.. 1 Nisan’ın şaka günü olması takvimin değişerek yeni yılın 1 Nisan yerine 1 Ocak’tan başladığı Gregoryen takvimine geçişini duymamış şapşalları kandırmakla başladığını öğreniyorum. O da 1580’lerde olmuş bi olay. İki tane şaka yapıp gülmeyi yasaklayan insanlara da şaşıyorum. Neticede mizah zeka gerektirir, aptallık kimin işine yarar bir düşünmek lazım.

Bu arada benim şahsi favorilerimden biri “sütyenlerinizi yıkamadan giymeyin, kadının biri pazardan almış giymiş, meğer çin malıymış bak ne hale gelmiş” konulu olan..

sütyen efsanesi 1

Tabii ki her şeyi yıkamak lazım, hijyen mijyen o ayrı. Ancak burada şahane bir fotoşop örneği ile karşı karşıyayız. Yok böyle bir şey, feyk!! Bu bir meme resmi ile bir su lotusu bitkisinin tohum kısmının birleştirilmiş hali..

su lotusu

 

İnsan şaşıp kalıyor gerçekten de.. Allah neler yaratıyor… Su lotusu da ilginç tabii, bir yandan da böylesi delikli yapılara bakamama fobisi olan insanlar yaratmış ki tıptaki adı da Trypophobia. Ne desem bilmiyorum evlerden uzak… Aranızda Tripofobik olan vardır belki diye resimleri küçük boy koydum… (Hassassanız linki açmanızı tavsiye etmem)

-*-*-*-*-*-*-*

Bunu Facebook’a da uyarladılar artık. Facebook’ta tanınır bilinir olmak için, takipçi arttırmak,reklam almak için insanların pis numaraları var. 5000 ve üzeri takipçisi olan sayfalar reklam alabiliyor, sahibi de oturduğu yerden para kazanabiliyor.. E yazı ile beş bin adet takipçi nasıl bulunacak?? Aslı astarı olmayan ama büyük bir çoğunluğu ilgilendiren bir yazı/resim/haber yayınlıyorlar. Beğenen paylaşan hop o sayfanın reklamına kurban gidiveriyor.

Bu safsatalar arasında, en başta hasta/ameliyatlı bebek resimleri altına “facebook sponsor olmuş, her beğen 1 lira, her paylaş 5 lira veriyorlar” efsanesi geliyor. Facebook kimseye sponsor değildir.

laayk

Sonrasında kayıp kişiler, dini kişiler, milli figürler, dini figürler, dualar, metinler geliyor. “Allah rızası için beğen ve paylaş” da dendi mi, insanlar temiz kalpleriyle paylaşıyorlar.. Aslı astarı olmayan bilgiler son sırada, “özel hastanelere para vermeyin” efsanesi de bu grupta. “Özel hastanelerde yapılan işlemler için fatura isteyin cazgırlık edip paranızı geri alın” şeklinde bir mesaj. Tabii ki yalan.

Bu böyle sürüp gidiyor, tek tek yazmak da istemiyorum.
Nette okuduğunuz her şeye, gördüğünüz her resime inanmayın. Google amcaya sorun bi arasın, inceleyin, sonra icap ederse layk da ediin, paylaş da yapın. sazan.avi’na düşmeyin.

 

Ekiniz: Bazen  “bu saftoron avcıları gibi bir numara da ben çekeyim, onyüzbinmilyon takipçim olur ne güzel işte” diye düşünmüyor da değilim. Şeytan dürtüyo..

İkinci ekkim: Bunu yazdık ama şunu da yazalım : Netiket

13 Yorum

Filed under araştırdım, bilgisayar, facebook, internet

NoPoo Şampuansız Hayat On Puanlık Hayat

Şampuanda silikon var, paraben var, koruyucu var, tuz var, SLS var, b.k var püsür var, var oğlu var. Var da nereye kadar?

 

Derdinizin dermanı Karbonat. Daha öncesi de var bende buyrun.. Bunu da buyrun hatta.. Şimdi tam oldum.

 

20140226_221812

Uzun bir süredir şampuan almıyorum, Doa Kozmetik ürünlerine şampuan demeye dilim varmıyor onlar saf ve temiz ürünler, onları hariç tutarak konuşuyorum.. Bir süredir, ki en az 6 ay, hatta 1 yıl; kızımın ve benim saçlarımızın temizliğinde bir çorba kaşığı karbonatın bir bardak ılık suda çözülmüş halini kullanmaktayım. Söylememe gerek var mı bilmem, banyoya cam bardak sokmayın elbette..

Bir kaşık karbonat, üzerine su. O kadar. Usulca dökün, saç diplerine yedirin, durulayın. Bir hafta hiç yıkamasanız bile saçlarda yağlanma, kokma, matlık hiç bir sorun kalmıyor. Işıl ışıl olması için de Argan yağı, elbette DOA‘dan!

Deneyin, bir kaybınız olmaz, en kötü ihtimal, bir sonraki banyoda sabuna şampuana geri dönersiniz ne olacak?

Sonuca şaşıracaksınız..

 

 

11 Yorum

Filed under alışveriş işleri, araştırdım, bakımlı hatun, güvenli hayat, icatlar, kozmetik, saglik, severim paylasirim