Freecycle Filmim: http://youtu.be/VQs5eD6sFug
YouTube’da “Freecycle Filmim” adlı videoyu izleyin
Freecycle Filmim: http://youtu.be/VQs5eD6sFug
Filed under Diğer
YouTube’da “DELİHA – Fragman” adlı videoyu izleyin
DELİHA – Fragman: http://youtu.be/cj6Z-NYpYw4
Filed under Diğer
TEOG ne zaman?
2014 -2015 TEOG SINAV TAKVİMİ
I. Dönem Merkezi Ortak Sınavlar
26 Kasım 2014 Çarşamba
27 Kasım 2014 Perşembe
II. Dönem Merkezi Ortak Sınavlar
29 Nisan 2015 Çarşamba
30 Nisan 2015 Perşembe
TEOG GÜNLERİ OKULLAR TATİL :)
peki TEOG ne ki?
TEMEL EĞİTİMDEN ORTAÖĞRETİME GEÇİŞ SİSTEMİ’nin kısaltması. Aklıbaşında bir cümle kurun da kısaltması bari kolay olsun :(
Temel eğitim bizim bildiğimiz şekilde, eskiden İlkokul ile ortaokula şimdilerde verilen ad. Ortaöğretim dediği de Lise. Daha eskilerin bakalorya dediği şeye benzer bir şey işte. Mistem bu şekil bu ara. Sistem demiyorum çünkü bir düzen yok, sistem değil onyıllardır bizde eğitim.
Türkçe, Mat, Fen, İnkılap Tarihi, Yabancı dil ve Din başlıkları altında yılda iki kere sınava giriyor 8. sınıflar. Yani orta son’lar. Puan hesabına 6. 7. 8. sınıf ortalamaları da ekleniyor.
Tam puan 500. Ona göre bir liseye devam ediyor çocuklar. Liseler 4 yıl oldu bu arada, ekleyeyim. Sonra üniversite sınavı var. ÖSS ve ÖYS vardı ya, hah, işte onlar da değişti ben de tam bilmiyorum yeni adını. Nasipse bir zaman sonra öğreniriz. “Geçinmeye gönlüm yok ki adını sorayım” demiş Hoca, o hesap..
İşte böyle.
Filed under aile, çocuk, OKUL, saçmasapanlıklar
itiraf.bom -vi- Rezil olmak aslında hiç de olmamak
Geçenlerde starbaksa gittik. Masa beğendim. Masa üzerinde bir önceki müşterilerden kalanları kaldırıp tezgaha taşıdım. Masama döndüm, montumu çıkarmadan önce cebimden tatlandırıcımı çıkaracağım, sen cebimdeykene kapağı açıl , dışarı çıkarırken “şaarrrr” diye masayı ve dört bir yanı kanderele buladım.
Hemen gözünüzü bulandırın.. BLUR olayı. Flash-Back. Yirmi yıl önceye gidelim. Ben o zamanlar bir Kontes’tim.
Bi defa, masa boş değilse “karsoonbieyy şurayı temizler misinizeya?” çığırtkanlarındandım.
Elime yapışır sanırdım. Adamların/kadınların canavar gibi akşama kadar didindiklerini, zaman zaman adam eksikliğinden her işe bakmak zorunda kaldıklarını bilmezdim.
Zaten merkezi, sevdiğim masada bardak mardak varsa, oraya oturmazdım, ücra ama boş masayı seçerdim. Hele ki yolda belde, avm’de yardıma ihtiyacı olduğu belli insanlara bir el vermek düşünülemezdi bile.
Yirmi yaşında ben, böyle janti bir yerde bişey döküp saçsam, “yer yarılsa da içine girsem” şekline dönüşür, kızarır bozarır, derhal mekanı terk eder, aylarca da bir daha gitmezdim. Herkesin bana baktığını, herkesin hiç unutmayacağını sanırdım.
Herkesin aldırmadığını zamanla öğrendim, daha ilerki zamanlarda, herkesin ne düşüneceğine önem vermenin toyluk olduğunu anladım. Zamanla ve çeşitli işlerde pişmenin faydasıyla, adam oldum. Resepsiyonda da çalıştım, restoranda da. Havaalanında da çalıştım, Halâskârgazi’de de.. O dönemlerde şansıma hep olgun, insan gibi insan patronlarım oldu. Bakarak biz de biraz cilalandık. Artık hemen her mekanda “keşke her müşterimiz sizin gibi olsa” diyorlar bana. Sırf tezgahın bu tarafında olduğu için evinde – çevresinde asla yapmayacağı şımarıklıkları, “parama geçer lafım” tavırlarını sergileyen tiplerden herkes usanmış durumda. Milletimiz kesinlikle hizmet personeli üretemiyor o bir gerçek, ancak biz müşteri olarak da berbatız.
Günümüze döndüm; önce cebime dökülenleri avuç avuç ayıkladım, sonra masadakileri, hepsini tekrar kutuya doldurdum, o arada kahveler de geldi, keyfimize baktık.
Zamanında yaşadığım yüz kızartıcı (!) hezimetlerimi bilmek ister misiniz? Ama gerçekten ilk üçteki, yıldızlı rezillikler.. Şöyle bir hatırlayalım.
Üç numarada hiç hilafsız: Dondurma cubuğu
İki numara: Örümcek Kadının Öpücüğü
Bir numara: Takma Tırnak Vakası…
(onu sonra anlatırım keh keh)
Bu arada gereksiz bir biçimde geride kalan bu itirafın önü arkası da var :
Filed under insan olmak, severim paylasirim
Kupkuru bir yazı : Havlu mu? Peştemâl mi?
Benim 1. sınıfa giderken bir bitlenme vakam var ki, sülalenin neşesi, anlatır anlatır güleriz. Efendim günahı söyleyenin boynuna, sınıfa Şam’da tatil yaptıktan sonra gelen bir öğrenci, hepimize bit bulaştırmış. Annem hayatında bit nedir görmediği için gayet habersiz, öğretmenimin kırmızı kalemin dibiyle her sabah saç muayenesi yaptığını bilmiyor, eve getirdiğim notla düşüp bayılacak gibi oldu. “Kızınız bitlenmiştir, lütfen bit şampuanı ile yıkayınız.”
Önce babamı arıyor, babam gülüyor, akşama bit şampuanı getireceğini, isterse babaanneme gidip orada da uzman bir göze göstermesini öneriyor. Ne de olsa savaş yıllarında 4 erkek çocuk yetiştirmiş olan babaannem, bit nedir ne değildir biliyor. Neticede evet, bitlenmekle kalmamış anneme de bulaştırmışım.
Amcam rahmetli gülüyor: “Pire itte bit yiğitte olur gelin hanım!” Allahım herkesler gülüyor.. Ben şaşkın annem mutsuz..
Babaannem rahmetli gülüyor, “olur öyle, temiz saça gelir” diyerek annemin içine su serpiyor, sonra çarşafı boynuma bağlayıp güneşin altına oturtuyor beni, kendisi de kürsüye (hamam taburesi, köy kahvelerinde hasırlısı olur hani…) oturuyor ve önce başımdaki bitleri kırıyor. Sonra beni alıp gürül gürül yanan hamama sokuyor, mermer kurnalı, bakır taslı hamamda saf zeytinyağlı yarım tuğla kılıklı sabunla 4 su yıkıyor kafamı, bittir, sirkedir, yumurtadır kalmıyor geride.. Ve çitişmiş saçlarımı şimşir tarağın ince dişi ile dipten uca tarıyor.
Saçlarım uzun ve o güne kadar bebe şampuanı ve kremle yıkanır, bin bir nazla taranır iken, o gün hamamda uğradığı muamele tam bir şok. Haykırarak ağlıyorum ancak iş bitene kadar kıstırıldığım yerden kaçamıyorum. Mis gibi sabun kokan, sert ve kalın Bursa havlularına sarıp anneme teslim ediyorlar beni. Sesim soluğum çıkmıyor artık.
Akşama bit şampuanıyla bir daha, haftasına bir daha..
Bit bitiyor. Ben de.
Banyo sevmem. Su sevmem. Denize girmem. Ancak boğulmayacak kadar yüzme öğrendim, orada bıraktım.
Havuza girer, suyla oynarım, yatarım, dikine dururum. Yüzmem.
Küvet doldurup girmem.
Yağmurda kalmam.
Bulaşık yıkarken elli kere mola verir ellerimi kurularım.
(Hamama eğlenmek, kese köpük masajı için çok gittim. Onu seviyorum niyeyse…)
Her ne ise, ben sudan mümkün olduğunca uzak kalmayı tercih ediyorum. Duş sonrası da bilinen en kurutucu havluya sarınmayı tercih ediyorum. Bornoz giymem, içi nemli kalıyor bir türlü tam kurumuyor benim de o ıslak ağır şeyden yerbezi kadar tiksindiğimi söylemem lazım.
Mümkün olsa eve Dyson el kurutucu alacağım :(
Yapsalar vücut kurutucu, dakka durmam onu da alırım.
Sonra biri bir gün, peştemal önerdi bana.
İncecik bez, tülbentten hallice, bana ne kâr eder, diye düşünsem de, denemeye değer dedim. Kelime kökü farsça: Peşt=Bez demek. ;=Mal da ön sanırım. İnsanın önünü kapatan bez, önlük anlamında. Bakınız Peşkir.
Bunun da düz olanı, içi havlu olanı ve de teknolojinin mucizesi mikrofiber olanı var.
Tek kat peşkir
Tek kat,içi havlu iki peşkir ve çift kat ekstra yumuşak banyo havlusu. Hepsi aynı boy!
Kalınlıkları arasındaki fark!!!
Anlaşıldığı üzere tatile matile giderken, plaj havlularını kaldırıp atıyoruz (ya da Freecycle yapıp veriyoruz) sonra da 5 liradan başlayan (ve kesinlikle markaya göre uçan) fiyatlarla satılan peştemallerden alıp kullanmaya başlıyoruz.
Seri sonu indirimdir bonustur kullandık merak etmeyin bu kadar para vermedi İpekAG..
Tek kat olan bile gerçekten emici ve kurulayıcı, asar asmaz da kuruyor. Kesinlikle bavulluk.
İçi havlu olan, favorim. Her havluya beş basar. İyi ki almışım. Çocuklara da birer tane alacağım, hatta kafa havlusu yapacağım bir tane.
Gelelim microfiber olana..
En son resimde oto bakım reyonundan 3 kuruşa aldığım mikrofiber A ile deli para verdiğim Mikrofiber B’yi peştemallerin üzerinde yatarken görebilirsiniz. Dokuları çok farklı, ancak evet emici.
Hele B. Katladığımda cebime sığacak kadar küçülebilen ama 175’lik eniyle hem sarıp sarmalayan hem de hızla “kibrit gibi” kurutabilen bu ürün, mucize. Sağda solda uygun fiyattan bulursanız DÜŞÜNMEYİN, hemen alın!
*Burada Otostopçunun Galaksi Rehberi okurlarına selam eder, asla havlusuz kalmamalarını temenni ederim.
Yazıyı sizlere iki farklı şekilde düğümlenmiş (tek düğüm/örümcek) peştemal saçağı paylaşarak bitirmek istedim..
Filed under aile, çocuk, bakımlı hatun, icatlar, severim paylasirim
Hazinem Annem
Allah herkesinkine uzun ömürler versin, annelerin hakkı ödenmez. Şu yazıyı yazdığım sırada benimkisi uçmakta mesela :)) Anlaşamadığımız bir çok konu olsa da, birbirimizin en iyi desteğiyiz. En güzel gülmeleri beraber yaşadık. En zor günleri beraber atlattık. Hayat ne zaman bir huni gibi giderek daralsa, ışığı hep annem gösterdi.
Blogun değilse bile wordpress’e geçişimin 4. yılı dolmuş. WP beni kutladı; ben de siz okurlarımı tebrik eder, bu özel güne ait yazıyı da anneme teşekküre adarım.
Benim bu kadar delişmen, özgür ve sözünün eri olmamı sağlayan (karakterim, Koç’luğum bir yana) annemdir. Anlatmışımdır belki; ben 5 yaşındayken, bana bir etek alınması lazım, babamdan bir etek parası alınmış, çarşıya çıkmışız.
O arada ben çok güzel, kırmızı bir üç tekerlekli bisiklet görmüşüm. Anneme etek yerine onu almayı önermişim. Para yeterli.. Etek kalmış, annem bisikletimi almış. O sene bir etek eksik gezdim belki ama hala bisiklet tepesinde geziyorum. O gün “hayır, etek alacağım!” deseydin ben bugün bunu yazmayacaktım anne, teşekkürler.
Ölüm kalım meselesi ya da disiplin dışı değilse çocuğun isteğini yerine getirmeye çalışırım. Bizde ırsi. :))) Dünyadaki görevimiz sadece ve sadece çocuğumuzu iyi ve doğru yetiştirmek, mutlu ve huzurlu bir erişkine evirmek. Gerisi boş.
*-*-*-*-*
Benim annem herkesin annesinden farklıdır bir kere.
Çok inatçıdır. Kafasına koydu mu yapar. “Olmaz”ı yoktur. Kırk yaşından sonra Avon temsilcisi olarak başladığı hobiyi, Avon Bölge Satış Sorumluluğundan emekli olarak tamamladı. İdolümdür.
Çok eğlencelidir. Mesela bir hazine avı vardır. Küçük küçük kağıtlara notlar yazar. evin değişik yerlerine gizler. Okuldan eve gelince bir ip tutuşturur elime, ipin ucunda ilk kağıt: “Buzdolabına bak!”
Av başlar, buzdolabından oturma odası halısının altına, oradan banyoda sabunun kenarına, oradan kimbilir nereye gezer notları ve en son notun yanındaki sürprizi ararım. (Oryantiring-Orienteering merakımızın ilk adımı)
Geçen cuma güzel yeğenim bizim misafirimizken, aklıma geldi, üç çocuğa hazine avı yaptırmaya karar verdim. Devir eski devir değil tabii, elimizde akıllı telefon var.
24 pare detay fotoğraf çektim evin her yerinden. Whatsapp’la ellerindeki akıllı telefonlara gönderdim. İlgili şeyin resmin çekip geri yollayan bir sonraki resmi heyecanla bekledi.
En az bir saat eğlendik. Ummadık taş yine baş yardı, minik yeğenim iki çocuğumun kendi evlerinde bulamadıkları detayı şak diye buldu!
Birincisi, çocuklarla eğienmek için güzel bir faaliyet, öneririm.
İkincisi, ana gibi yar olmaaaz!!
Üçüncüsü : en güzeli anne olmak o da ayrı.
Burada sözlerime Allah isteyene versin, kem gözlerden saklasın, cümlemizin evlatlarını bizlere bağışlasın, aramızda olmayan annelere de rahmet eylesin diyerek son veriyorum.. Gidip şu uçağı karşılayayım bakalım.
Filed under aile, çocuk, icatlar, severim paylasirim
İnstagram Eserlerim -i-
Kahve rengi olur fincanının içi,
Köpüklü ortaların tepside üçü,
Instagram dediğin iğneli fıçı
Atıp düşmanları sallamam lazım.
xoxo
Espresso içer koyarlar resmi
Bardağın üstünde yazılır ismi
Sen bayılırsın, beğenmez kimi
Ağzinin payını bol vermem lazım
xoxo
Fincanında var kırk yıllık hatır
Gönül kırar lafla, aratmaz katır
Ipeka bunaldı, alıp da satır
Alnının çatına vursam ne lazım?
Filed under ben yazdım, instagram, internet
Dolandırıcılık maillerine bir yenisi eklendi: Kartal Hukuk Bürosu
Kartal Hukuk Bürosu : (bildirim @ kartalhukuk. com) adresinden bir eposta geldi.
Ekinde de borcdetayları.rar diye bir dosya var.
Yanılıp açarsanız bilgi_fdp.scr diye bir ekran koruyucusu virüsü bilgisayarınızı çökertmek için bekliyor.
Bu öküzlerin yazdığı mail de şu:
2005 yılından beri ödenmemiş faturanız yasal faizleri ile birlikte 1874,04 TL olmuştur. Eylül Ayı içerisinde ödeme yapmanız durumunda 990 TL ödeme ile tüm borcunuzu kapatabilirsiniz.
Kredi kartı ile ödemelerde 9 taksit yapılmaktadır.
Peşin olarak 3 taksitle de ödeme yapabilirsiniz.
Dosya takip no : 15365 Detaylı bilgiler ektedir.
Kartal Hukuk Bürosu
<!– #*#*# FLIPMODE! #*#*# –>
İnanan yanar.
Belanızı en kısa zamanda bulun inşallah iğrenç dolandırıcılar.
Kime şikayet etsem ki bunları? https://sibersuclar.iem.gov.tr/ihbar_sikayet.html bakalım ne olacak...
Filed under internet, saçmasapanlıklar














