Çekiliş x2 (reddit kartlaşması)

04/12/2014

Reddit’in yeniyil kutlama karti cekilisine ayin 8’ine kadar yazilabilirsiniz.

wpid-screenshot_2014-12-12-20-38-29-1.png
İster Turkiye’den, ister yurtdisindan….

En son ne zaman kart attiniz birine? Ne zaman kart geldi postadan?
Sevinc sevinc!

image

I’m participating in the #redditgifts Holiday Cards 2014 exchange! Join me! http://www.redditgifts.com/exchanges/holiday-cards-2014/ via @redditgifts

11.12.2014 editi: Kartimi satin aldim, yazdim, diger hediyelerimle beraber gonderilmek uzere en uste koydum.
image

image

12\12\2014 editi:
Kart ve hediye yola cikti.
image

Beklemeye basladim. Erkan begenecek mi? Bana kim ne gonderecek…
:)

17/12/2014 Editi:

Erkan almış kartı!! Kartın yanına yalnız gitmesin diye bir de çizgi roman eklemiştim. Onu da beğenmiş, çok sevindim.

Buyrunuz yazının aslı: Best gift I have ever had

“First of all, I have the note that I DEFINITELY was NOT expecting this. I wasn’t even aware there was going to be a holiday card exchange, as I had already participated in the Secret Santa 2014 and sent my gift.

Then, it all became real when last friday I got the update notification that my secret santa sent me a package with a private cargo company. (Which seemed weird, in the end; it was just holiday cards that we were to exchange, right? Right?) I got excited all of a sudden and started to wait anxiously to get my gift on Saturday. But the company made a delay and I had to wait till today, Monday.

It was an ordinary morning, and I was preparing for my class at university in the afternoon. I had waken up early to check about the status of my gift and had called to company, and they told me it is en route, but they said they can’t give an exact time when will they deliver it; even though I told them I will not be home in afternoon, it didn’t matter to them. That was a bit of a frustration.

But then; about half an hour after I hung up the phone, the door rang and it had to be this “card” I was waiting for. Well, to man up, I have to say, I got so emotional, and I almost cried. It was apparent from the size of the package that it was NOT just a card, but after seeing the card, that would be enough. It was so beatifully designed and presented. I really never got any gift that I liked this much, all my life.

But there was another little thing: a HUGE comic book with a material that got me hooked the moment I unwrapped it. I just LOVED the fact that my Secret Santa had really looked through my redditgifts profile and selected an amazing gift.

THANKS FOR DOING THIS, FOR REAL!

ALL THE BEST WISHES!” 

Üsteliiiik bana da Erkan çıkmış. Tesadüf işte..

Bana gelen kargodan da çok güzel iki kart bir de Alannis Morisette (nasıl yazılıyorsa artık) CD seti çıktı :)))))))))))))) Ben de şuraya yazdım duygularımı..

20141216_110013 20141216_110043

“SURPRISE!!! Mr privateblood you not only made my day but my entire week I guess. This was the least expected thing. My giftee happens to be my gifter. What a luck! He has sent me TWO new years card, a beautiful cd of Morrisette (the latest one of course.) I will be listening it first time, that is a shame for me.

I called him to thank and he was a bit shocked to hear from me. Also he got more shocked when I told him that the present he got was from me, it was awesome to break the news ‘couse he didn’t realised this yet!!!

Your generousity is as beautiful as your cards, and I am thankful for this exchange thing. Nice to meet you, nicer to have you as a new friend.

Happy New Year privateblood.. Enjoy your new year..”

Ne güzel değil mi? yeni yılımız kutlu olsun ey okur.. Seneye siz de bize katılın..

1 Yorum

Filed under gezen güzel olur, icatlar, internet, kültür, severim paylasirim

Yılbaşı Çekilişi (Reddit gifts) ve (Kitapağacı)

Ben internet ortamında tutunabilmek, tanınabilmek için çekilişler yapan blogculardan değilim. Takipçisi de değilim ama buna ciddi mesai harcayan tipler var ve ben bu her tür çekiliş, hediye tagına/ haştagına cayır cayır kaydolan, “katıldım inşallah şans bana güler, yardım edin memdalibeeey” diyenlere de sinir olurum.

Okuldayken zorlama yapılan sınıf içi çekilişlere de sinir olurdum. Genelde hediye alma verme işlemlerine bir tertip düzen getirilmesi gerektiğini, bunun çok başıbozuk olduğunu düşünüyorum. Sınıf çekilişinde güya gizli tutulacaktır kimi çektiğin, kimse kimseye demeyecektir. Çok beklersin, ilk günden sürprizi kalmaz işin. İkincisi alakasız biri çıkar huyunu suyunu bilmezsin belki hiç sevmezsin ama durduk yere adama hediye alma durumu boğar insanı. Hatta ve hatta sınıfın en kürkü yırtık dişi kel kör kirpisi senin adını çeker kabusun olur. En son ya bi kalem kutusu, gümüş bir şey ya da mevsim nedeniyle atkı bere takımı (anası almıştır kesin, “ne var oğlum mis gibi atkı, üşümez kışın giyer işte sıcacık aa, daha da para veremem” diyerek) alır oturursunuz aşağı…

Bu sene çekilişsel anlamda delirdim. Hem “Hediyeleşmek sünnettir”

İki çekilişe adımı yazdırdım. Biri Kitapağacı‘nın geleneksel yılbaşı çekilişi:

kitapagaci

Kitap kurduyum, bu çekilişe katılmamam söz konusu değil. Kurallara göre karşılıklı olarak gönderme yapılıyor, kiminle eşleştiysen sen ona o sana hediye gönderiyor! Heyecan sardı bile.

İkincisi biraz delice. Uluslararası bir çekiliş. Bill Gates’le de eşleşebilirsin yani. Evet, geçen sene oldu bu. :)

Reddit denilen ortamın bu sene 6.sını düzenlediği, 187 ülkeden (toplam 203-205 ülke var dünyada) 200.000’den fazla insanın katılarak bir Guiness Dünya Rekoru kırdığı bir hediye çekilişi. Geçen yıl 85.000 kişi katılmıştı ve rekor oydu.

harita

Aha bu da katılım haritası. Uff yani. Yarın benim için büyük gün. Bakalım neler olacak…

Merak edene, Bill Gates geçen yıl kime çıkmıştı ne vermişti bakınız burada

Ha ona kim ne yollamış onu vallahi bilemiyorum

seneye, aklınızda olsun. Katılmak serbest, macera sürecek..

Yarını bekliyoruummm…

22/02/2015 editi: neler oldu neler oldu :))

Buradan okuyabilirsiniz

13 Yorum

Filed under alışveriş işleri, internet, severim paylasirim

Pis yazı

Çevre temizliğine verilen öneme göre çeşitli çöp konteynerleri var etrafımda.. Şu teneke kılıklı olanlar özellikle pis kokularıyla insanı tiksindiriyorlar. Hani içinden kedi fırtlayanlar vardır ya. Kapakları bir türlü kapatılmaz. Kapak kapalı olsa ben şahsen hayatta da açmam, pis tutamağından tutmam.. Bir de bunların çingenesi çok olur, o çengelle dalarlar içine, deştirir etrafa çöp saçarak bırakır giderler. Her şey bir yana, sağa sola saçılı bebek bezi kadar mide kaldırıcı bir şey olamaz.

Bunu çöp arabasına devirebilmek için de iki adam çalışır arabanın arkasında. Lambır lumbur yükler BAM diye atarlar boşunu.
Cop20141022_163915_opt

 

Bunun bir üst modeli adam gerektirmeyen, kendi kamyonu tarafından vinçle tepesindeki edevattan tutulup kaldırılan Gulliver’in kutusuna benzettiğim çöp konteynerleri. Daha pratik, daha seçkinCop20141022_165507_opt

Bunun derdi de kulpun iğrençliği. Çöp atmamak için uğraşıyoruz resmen. Hop daha üst modelini yapmışlar: Kartal Belediyesinde kim düşündüyse aferin Cop20141022_092455_opt

Ve en beğendiğim de bu. Bunu yapana da ödül vermek lazım. Kapağını açmak isteyen pedala basıyor. En güzeli! 20140423_145100_opt

Son olarak Pendik‘te rastladığım yer altı çöp konteynerleri var. Nasıl bir sistem bilmiyorum ama çok tertipli. Ortalıkta gözüken tek şey bu sevimli kutu. Aşağıda ne var, biriken nasıl toplanıyor bilemiyorum, bir gün belediyeye bizzat sorar öğrenirim. Cop20141022_100547_opt

Maltepe ilçesinde şunlara rastladım geçen yıl:

2013-07-24-2023_opt

Bence çok da iyi olmuş. Devrilen dökülen çöp kutularından iyi. Poşeti de içinde. Her gün değişiyor. Kapaklı oluşu biraz dert. Hiç kimse çöpü ellemek istemez, sanırım bunların kapaklarının çöp sepetinden biraz daha yüksekte durduğu, sadece yağmurdan koruma işlevi gören daha güncel modelleri de var. Beğendim #Maltepe Belediyesi, Aferin.

Ancak ve lakin, büyük ödülü hak eden belediye, Gaziantep Belediyesi. Aşağıda resmi görülen kutular her evin önünde var.20140715_155535_opt

Apartmanda oturan herkes artan kurumuş ekmeklerini temiz bir şekilde poşete koyarak bu kutulara bırakıyor. 20140715_155540_optHatta artan pilavını makarnasını bırakan da oluyormuş.

Buralardan haftada bir toplanan kuru ekmekler barınaklardaki hayvanlara yem olarak hazırlanıp veriliyormuş.

Daha güzelini yapana kadar en güzeli bu.

 

 

1 Yorum

Filed under araştırdım, çevre, icatlar, severim paylasirim

Dolandırıcılık Maillerine Bir Yenisi Eklendi: Tırt Telekom

Tanımadığın yerden gelen maili açmamak yetmiyor, tanıdığın yerden geliyor(muş gibi yapıyor) artık korsan mailler.

Al buyur:

20141107_125431

Bu maili spam yapan 3 şeye dikkat edin.

1: o ne biçim telefon numarası.. (Fatura miktarına bakmaktan numaraya bakamıyor ki insan)

2: mail adresi efatura@turktelekom.com.tr yerine  gayet yakın uydurulmuş bir başka site adı. Tam bir dolandırıcılık

3: Türkçe karakter kullanmayan bir yazılım. Şüphe çekici.

Dipteki linklerden herhangi birine haldırs diye tıklayıp, oha miktarda gelen faturanızı görme aşkına düşerseniz hop güzelim bir virüsü/truva atını indiriveriyorsunuz.

Önlem: AVAST kullanın.

Yorum bırakın

Filed under bilgisayar, güvenli hayat, internet

Tırsss

Hanimlar beyler, dün tanıştığım biri telefon numaramı aldı, telefonuna kaydetti, sonra da soyadımı söyledi!!!
Casus uygulamalar varmış meğerse!
Diyelim sucuyu aradiniz, sucu numaranizi adresinizle beraber kaydetti telefonuna. Sonra da nette bir yere yedekledi. Ne olur ne olmaz, telefonu kaybederse bilgileri silinmesin istiyor adamcağız.
Ya da dandik hipermarket veya dundik butik size indirim karti karsiliginda bir form doldurtup bilgilerinize el koyuyor durduk yere kendi elinizle saçma bir müşteri kartı hatrına digiturk ve naylonhospital sms’lerine gömülüyorsunuz. O sistem de CRM adı altında bir güzel keklenme ya, neyse..
Bu uygulamalar netten bilgi devşirip kullanıcısına sunuyor işte.

image

image

Ondan sonra ıncık cıncık her bilgin iki tıkla ulaşılabilir bir halde ortaya dökülüyor.
Paranoya atağı gecirip her türlü numaramı sistemden kaldırdım. Sonra, merak galip geldi eş dost kim varsa tarama yapıp nasıl kaydedilmis olabileceklerini inceledim. Benim “psiko” diye arkadaşım varmış. ..
Yazılımın artısı, gelen aramaları analiz edip kimin aradığını söylemesi. Böylece pazarlamacıları saptayabiliyorum.
Yine de artık anonim ve güvende değiliz. :-/
Sevmediğim işler.

 

 

Numaranızı kaldırmak ve gizliliğinizi korumak için şu iki linkten birini kullanabilirsiniz:

Bu biri.

Bu da diğeri.

2 Yorum

Filed under güvenli hayat, internet, saçmasapanlıklar

Kimdir bu Sebastian??

Kim bu Sebastian? Ortalık yıkılıyor twitter’dan instagram’dan feysten üzerimize akıyor..

Fenomen oldu.

<Bilmeyen çok kişi var, o zaten fenomendi.. Çakma Sebastian’lara ve söylediklerine aldırmayın.

Sebastian, Majesteleri Eray’ın sadık uşağıdır hanımlar beyler… Tanışmanızı ve buluşmanızı çok istiyorum.

Fotoğraf

Bu ve benzeri bir ton karakterin yaratıcısı değerli mizahçımız Atilla Atalay‘ın 22/06/2014 tarihli yazısının bir kısmını alıntılıyorum, açın devamını da okuyun:

 

“Durum benim hatta tüm mizahçıların çoktandır alıştığımız bir şey. Sosyal medyanın gelişimiyle mizah dergilerinin her şeyi kamuya hepten açık zaten. Moda deyimle “Sıhıntı yoh” yani… Beni de hatırlayan olunca Sebastiangille beraber ayrıca seviniyoruz tabii… Hatırlamayanın da canı sağolsun:)) Yıllarca emeğimizi açıktan sömüren TV ve film yapımcılarının, reklamcıların yaptıkları yanında sosyal medya üretkeni kardeşlerimizin bu türden anonimleştirmeleri en doğal hakları hatta onur verici…
Yalnız iş tersine dönünce az biraz içim burkulmuyor değil. Vaktiyle bir TV eleştirmeninin Sabah Gazetesi’ndeki köşe yazısında ortada on yıllık Sıdıka öykülerinin biriktiği yayınlanmış bir kitap dururken beni “Sıdıka’yı Bir Demet Tiyatro” dan araklamakla” itham etmesi gibi; günün birinde ERAY kitabıyla karşılaşan şirin bir kardeşimizin benzeri bir ithamda bulunması, şu ortamda gayet mümkün…
İşi araştırmacılara, eleştirmenlere, mizah tarihçilerine filan bırakmak en doğrusu. Ama bu konuda da maalesef pek fazla insan yok. Olanların bir bölümü de, hobi düzeyinde ve bu alandaki boşluktan yararlanarak kendilerini bu işe atamış kimseler. Hatta iyi birer mizah dergisi okuru oldukları bile söylenemez. Yani geriye yine sosyal medya kalıyor:))
O yüzden İletişim Yayınları’ndan çıkan ERAY kitabı dışında digital bağlamda da iz bırakmak için, Lmanyak Dergisi’nin 200. Özel sayısı için kitlesine uzun yıllardan sonra bir kez daha seslenen Majesteleri Eray’ın ilgili yazısını buraya koyuyorum.
Hemen ardından, sadece ilgilisinin okuması için Prof. Dr. Ünsal Özünlü’nün “Erayoloji” adlı bir dil bilimsel makalesi yer alıyor.”

 

ERAY 200. Lmanyak Özel Temmuz 2012

            Lütfen dikkat: Şu anda LManyak Dergisi 200.Özel Sayısı için Majesteleri Eray tarafından hazırlatılmış bölümde bulunuyorsunuz.

            Yazıya retina taramasıyla alınacaksınız. Yazı boyunca sayfa içerisinde dolaşan köpeklere yiyecek vermeyiniz. Onüç yaşından küçük çocukların yazıyı veliisiyle beraber okuduğundan emin olunuz.

            İçeriye 500cl su şişesinden başkaca bi cisim ve/veya kasık biti, sea monkey, mayasıl, larva vb gibi canlı organizmalar sokulması, yüksek sesle konuşma, gülüşme, “doğal olmayan cinsel birleşme” vb kesinlikle yasaktır.

            Yazıyı büyütüp küçültmek için üzerinde tuhaf parmak hareketleri yapmayınız. Sayfa kağıt ve matbaa mürekkebinden yapılmış olup tıklama, sürükleme, avuçlama, çimdikleme, dırnak sürtme, toynak darbesi, Smart TV ye fırlatma, “layk etme” gibi hareketlerinize yanıt vermeyecektir, yırtarsınız o olur.

            Hızla okunması, dimağ karıncalanması, dağarcıkta darlanma, şuur bulanıklığı, havsala çökmesi, fikir fıtığı ve istenmeyen gebeliklere sebep olabilir.

            Az sonra dört iklim yedi cihan, iki işletim sistemi; galaksiler ve paralel evrenler majestesi, ulu insan, kusursuzlukla mükemmelliğin uç beyi, devlet adamı, örnek kişi, numune şahıs, yeri geldiğinde şefkatli bir reis, yeri geldiğinde semt fitbolunun alt yapısından yetişmiş kalender kişi, bazen yırtıcı bir hatip, kimileyin sosyolog, icabında psikolog, doğuştan pedagog, çekirdekten yetişme anatomi uzmanı, kendini geliştirmiş jinekolog, yetenekli bir asabiye mütehassısı ve asabi, büyük mimar, herşeyden evvel muazzam bir ticaret dehası, karizmatik, sürükleyici, şoketatar (şok edip atan kişi), disiplinperver, mega, giga hatta tera, ultra, sonsuz üzeri sonsuz kere zeki, çığır açıcı, dizayn edici, çözüm üretkeni kişi, doğal lider Eray kitlesine seslenicektir.

            Sebastian, harflerimi getir ordan, parantezleri kutularından çıkar, virgülleri yağla, kitlemi şaklabe işleminden geçir (şaklabanlık sevimlilik reveransları yap) şiringeçlerini filan aç, hoşgeldin, beş gittin yap.

            Eee nasısınız bakalım kitlem. Uzun zaman geçti, bana aitlerim. Ben buralarda yokken umarım başkasının camiası olmayı aklınızdan bile geçirmemişsinizdir. Kitle dediğin kaypak olur. İki dakka ortalıkta görünmeyince hemen gidip başkasına fan, hayran, fanatik felan yazar kendini. Sebastian bile ben iki saat kaybolunca gidip Demet Akalın Fun Club’a felan üye oluyo, Kuntik Girls Dizisi’nin setine seyahat şansı için gazoz kafası (kapak), hışırtılı cips naylonu felan biriktiriyo, çeşitli face gruplarının “like butonu” nu lik lik ediyo, açıkhava konserlerine gidip sahnedekilerin attığı takma kirpikleri felan kapıcam diye uğraşıyo, kendini paçoz badigartlarına dövdürüyo… Falan…

            Biyere ait olmak istiyosanız bana ait olun kitlem. Allahıma şükür, sizi geçindiricek, mayışım, tükanım arabam felan var, hepinize bakarım. (Sebastian buraya kahkaha efekti koy, smaylilileri yak, asşdahfşahasada, harflarini arka arkaya diz)

            Lemanyak Dergisi’nin 200. sayısı nedeniylen özel bir yazıyla kitleme hitap etmem istendiğinde, naapıcağımı bilemediğimden bi süre uşağım Sebastian’ı dövdüm. (Böyle aklım bişeyle meşgulken onu dövmek bana iyi geliyor, zihnim dinleniyor, kafam boşalıyor) Bunca yıl sonra ne yapacaktım, neler yazmalıydım, Sebastian niyçün giderek morarıyordu? Sonunda kitleme genel olarak bir “hitabe” yazarak, hitap etmeye karar verdim…

            Hitabet sanatımı getir Sebastian!

            * Kininize sahip çıkın sevgili camiam. Sizin beslediğiniz kini başkasının beslemesine izin vermeyin. Bi ara sadık uşağım Sebastian “Kininizi bugün ben besledim majesteleri” diyerek beni uzunca süre kandırdı. Neden sonra “du bakiim gidip bu gün şu kinimi kendim besliyim” diye gittiğimde bir de baktım ki. Kinimin yerinde yeller esiyo. Artık orada bir şevkat beslenmeye başlamış,semirmiş kocaman olmuş. Neyle beslediyse kini, bozmuş atmış Sebastik uşak parçası. Benim elceğizimle ışık göstermeden, kuyruğunu felan keserek, dikenli tasma ve elektrikle  büyüttüğüm o vahşi kin gitmiş yerine yavşakça bir şevkat hissi (duygu) gelmiş. Yavrulayıp ürer felan diyerekten oracıkta boğdurtdum eski kinimi… Kinden başka his beslemeyin çiftleşip birbirlerine karışırlar, sizin de kafanız karışır…

            * Sebastian hariç hepiniz üreyin. Eray Camiasına yeni neferler, doğurgan dişiler lazım. Küçük bir bilgi notu: Doğurgan dişinin leğen kemikleri geniş olur. Ööle “sıfır beden” filan diye kasanlar bi çocuğu dört taksitte doğurabiliyo. Baktın mı çatısı geniş olacak, bir batında sekiz yavru kapasitesini garanti ediceksin… Majestelerinin, yeni dükleri düşesleri, lordları baronesleri, başbayii ve distürübütörlükleri (distürü eden: dağıtan), françayzingleri gezegenin hiir yerine dağılsın, cümle AVM’ler Erayinmanlarla dolsun….

            * Sözün burasında kendime hitabediyorum. Ben de evleneyim yahu artık. Karekatör kahramanı, miyzah tipi felan… Neticede dizi film karekterleri bile evlendirilmek suretiyle cemiyete camiaya daha hizmetkâr hale geliyorlar. Misal, Behzat Ç Amirim bile (Hayırlı vazifeler abi, semtin çocuğuz) evlendi, akabinde sezon finalini dul olarak yaptı amma olsun. Ha keza Bir Kadın Bir Erkek dizisinde yeni bir yuva kuruldu… Eh Eray da, majeste felan amma kursun yuvasını rızkına baksın. Ama tabi bizim dünyamızda mecburen karekatör bir tiple evlenmemiz gerekiyor.

            Bayan Yanı’ndan Sıdıka’yla ya da Leman’dan Bunalgül’le felan evlensem olmaz şimdi, akraba evliliğine girer. Allah muhafaza çocuklarımız kusursuz, düzgün felan olur. (Karekatör tipler, padılcan burunlu, yamrı yumru kimseler oldukları için akraba evliliği sonucunda düpedüzgün dünyaya gelip miyzah  piyasasında aç kalabilirler)

            Bahadır Boysal’ın çızdığı hatunlardan birinin kapısını çalsam, evlenmek ne kelime, karı elimi kana bulattırır, suçu Sebastian’a yükleyip uşaksız kalırım.

            Behiç Pek’in çızdığı Toros’la Hamile’deki Hamile, zaten gebe bir tip, neye elin çocuğunu nüfusuma alayım.

            Can Barslan’ın çizdiği Dedektif Sanlı’nın maceralarda gözükmeyen Semiramis diye bir kız kardeşi varmış, Ati Bey’den Can Bey’e haber yollattım. “Çikolata yaptırıp gelelim” deye, Semiramis Hanım “Egosu yüksek” diye beni beğenmemiş. Majesteyiz kızım, boru mu, tabi egomuz yüksek olucak.

            Gökhan Dabak’ın tipi Deli Cevat “Boing Burhan, sen ben üçümüz bir yuva kuralım” diye geldi, ona da cemiyet hazır değil, dergiyi taşlarlar…

            Yine eski Lmanyak tiplerinden, Cengiz Üstün’ün çızdığı Mokar Hastası Nihan’a Sebastian’la haber yolladım, Nihan’ın Sebastian’a yaptıklarını burada yazamayacağım. Cemiyet hazır değil gene, işlerim bozulur, sittin sene ihale, mekân ruhsatı felan vermezler, bitirirler beni. Yalnız şu kadarını söyliyim Nihan’ın ettikleri yüzünden Sebastian’a ilk kez ben bile acıdım…

            Neyse olmadı yani, du bakalım kısmet ama belki şöyle yeni çıtır bi tip çıkar, onlan girerim dünya evime.

            Sebastian, hitabet kitimi kutusuna koy. Vedalaşma menüsünü aç…

            Sevgili kitlem; cinler camiası, hinekologlar (hinik fırlamalık uzmanları), şirindirik oluşumlar, zekâ Tokileri, sevimlilik aplikasyonları, yıllar sonra sizinle görüşmek hakikaten güzeldi, hislendim, duyargalarım tutkuyla açılıp kapandı. (Yeşil ledlerim yandı) sevinç gözyaşlarımla mazmaza ve garagara ettim. Uygun olursam L’manyağın 500. sayısında felan gene hitap ederim ben size. Az sonra geleneksel Majesteleri Eray Ünvan Töreni var, titr saçıcam, taytıl yağdırıcam. Sebastian kitlemi mavi salona al…. Çekilebilirsiniz, öpsün sizi majeste. Al kırmızı halıyı, ört spotu, boşları topla.

GELENEKSEL MAJESTELERİ ERAY ÜNVAN DAĞITIMI…

 

            Lmanyak Dergi Editörü Bay Aslan Özdemir’e, Majesteleri Eray Dolapdere Granddüklüğü, Kaligraf Bay Fatih Kaan’a Eray Üstün Hizmet Nişanı, bir TOKİ dairesi, bir de bebek… Müessse Müdürü Baş Haznedar Ali Bey’e Majesteleri Eray İmam Adnan Sokak Lordluğu, Teknik Sekreter Bay Aydın Şahin’e Trabzon Ve Havalisi Özel Yetkili Baronluğu, Lmanyak Halkla İlişkiler Sekreteri Ören Dayan Asiye Uludağ’a Bakingam Baronesliği, Bay Murat Yüceşan’a Makintoş Markiliği, Bay Fikret Özdemir’e Majesteleri Eray Cesaret ve Liyakat Nişanıyla beraber kendi adına para basma ve pul çıkartma yetkisi verilmiştir. 

Yorum bırakın

Filed under internet, kültür, konuk yazar, severim paylasirim

YouTube’da “Freecycle Filmim” adlı videoyu izleyin

Freecycle Filmim: http://youtu.be/VQs5eD6sFug

Yorum bırakın

Filed under Diğer

YouTube’da “DELİHA – Fragman” adlı videoyu izleyin

DELİHA – Fragman: http://youtu.be/cj6Z-NYpYw4

Yorum bırakın

Filed under Diğer

TEOG ne zaman?

2014 -2015 TEOG SINAV TAKVİMİ

I. Dönem Merkezi Ortak Sınavlar

26 Kasım 2014 Çarşamba
27 Kasım 2014 Perşembe

II. Dönem Merkezi Ortak Sınavlar

29 Nisan 2015 Çarşamba
30 Nisan 2015 Perşembe

 

TEOG GÜNLERİ OKULLAR TATİL :)

peki TEOG ne ki? 

TEMEL EĞİTİMDEN ORTAÖĞRETİME GEÇİŞ SİSTEMİ’nin kısaltması. Aklıbaşında bir cümle kurun da kısaltması bari kolay olsun :( 

Temel eğitim bizim bildiğimiz şekilde, eskiden İlkokul ile ortaokula şimdilerde verilen ad. Ortaöğretim dediği de Lise. Daha eskilerin bakalorya dediği şeye benzer bir şey işte. Mistem bu şekil bu ara. Sistem demiyorum çünkü bir düzen yok, sistem değil onyıllardır bizde eğitim.

Türkçe, Mat, Fen, İnkılap Tarihi, Yabancı dil ve Din başlıkları altında yılda iki kere sınava giriyor 8. sınıflar. Yani orta son’lar.  Puan hesabına 6. 7. 8. sınıf ortalamaları da ekleniyor. 

Tam puan 500. Ona göre bir liseye devam ediyor çocuklar. Liseler 4 yıl oldu bu arada, ekleyeyim. Sonra üniversite sınavı var. ÖSS ve ÖYS vardı ya, hah, işte onlar da değişti ben de tam bilmiyorum yeni adını. Nasipse bir zaman sonra öğreniriz. “Geçinmeye gönlüm yok ki adını sorayım” demiş Hoca, o hesap..

İşte böyle. 

2 Yorum

Filed under aile, çocuk, OKUL, saçmasapanlıklar

itiraf.bom -vi- Rezil olmak aslında hiç de olmamak

Geçenlerde starbaksa gittik. Masa beğendim. Masa üzerinde bir önceki müşterilerden kalanları kaldırıp tezgaha taşıdım. Masama döndüm, montumu çıkarmadan önce cebimden tatlandırıcımı çıkaracağım, sen cebimdeykene kapağı açıl , dışarı çıkarırken “şaarrrr” diye masayı ve dört bir yanı kanderele buladım.

Hemen gözünüzü bulandırın.. BLUR olayı. Flash-Back. Yirmi yıl önceye gidelim. Ben o zamanlar bir Kontes’tim.

Bi defa, masa boş değilse “karsoonbieyy şurayı temizler misinizeya?” çığırtkanlarındandım.

Elime yapışır sanırdım. Adamların/kadınların canavar gibi akşama kadar didindiklerini, zaman zaman adam eksikliğinden her işe bakmak zorunda kaldıklarını bilmezdim.

Zaten merkezi, sevdiğim masada bardak mardak varsa, oraya oturmazdım, ücra ama boş masayı seçerdim. Hele ki yolda belde, avm’de yardıma ihtiyacı olduğu belli insanlara bir el vermek düşünülemezdi bile.

Yirmi yaşında ben, böyle janti bir yerde bişey döküp saçsam, “yer yarılsa da içine girsem” şekline dönüşür, kızarır bozarır, derhal mekanı terk eder, aylarca da bir daha gitmezdim. Herkesin bana baktığını, herkesin hiç unutmayacağını sanırdım.

Herkesin aldırmadığını zamanla öğrendim, daha ilerki zamanlarda, herkesin ne düşüneceğine önem vermenin toyluk olduğunu anladım. Zamanla ve çeşitli işlerde pişmenin faydasıyla, adam oldum. Resepsiyonda da çalıştım, restoranda da. Havaalanında da çalıştım, Halâskârgazi’de de.. O dönemlerde şansıma hep olgun, insan gibi insan patronlarım oldu. Bakarak biz de biraz cilalandık. Artık hemen her mekanda “keşke her müşterimiz sizin gibi olsa” diyorlar bana. Sırf tezgahın bu tarafında olduğu için evinde – çevresinde asla yapmayacağı şımarıklıkları, “parama geçer lafım” tavırlarını sergileyen tiplerden herkes usanmış durumda. Milletimiz kesinlikle hizmet personeli üretemiyor o bir gerçek, ancak biz müşteri olarak da berbatız.

Günümüze döndüm;  önce cebime dökülenleri avuç avuç ayıkladım, sonra masadakileri, hepsini tekrar kutuya doldurdum, o arada kahveler de geldi, keyfimize baktık.

Zamanında yaşadığım yüz kızartıcı (!) hezimetlerimi bilmek ister misiniz? Ama gerçekten ilk üçteki, yıldızlı rezillikler.. Şöyle bir hatırlayalım.

Üç numarada hiç hilafsız: Dondurma cubuğu

İki numara: Örümcek Kadının Öpücüğü

Bir numara: Takma Tırnak Vakası…

(onu sonra anlatırım keh keh)

 

 

Bu arada gereksiz bir biçimde geride kalan bu itirafın önü arkası da var :

İtiraf 1 2 3 4 5

4 Yorum

Filed under insan olmak, severim paylasirim