Category Archives: kültür

Ne giyilir nasıl takılır? Genç Kız Olmak -2-

Yazı yayına hazırlandığı sırada 12’sine girmek üzere olan bir kızım var. Allah cümlesininkini bağışlasın, pek severim. Ve ergenlik 120 km/saat hızla vurdu bize.

Boyu boyumda, 37 numara ayakkabılar, dikkafalılıklar… Ergenlik böyle bir şey. İnsan bebekçilik oynayan, bezden yeni çıkmış minnağının bu hale geldiğine inanamadığı için hazırlıksız yakalanıyor. Kimse “aman efendim ben hazırım” demesin.

Ergenlik erişkinliğin eşiği. Çocuk desen değil tam erişkin de değil ama erişmeye can atan bişey var elinizde. İnsan yaşlandıkça görüşü değişiyor. Bir bakışta aynı suratta 6 aylık halini de 16 yaşını da 66 yaşını da görebiliyorsunuz. Hologram gibi… Ya da ben mutant olduğum için görebiliyorum siz ne halt ederseniz edin. Neyse.

İki konu mühim biri, makyaj.. Daha evvel konuşmuştuk… Genç kız olmanın ikinci mühim konusu da giyim.

Hostesler neden canalıcı renklerde giyinir? Neden alabildiğine makyajlıdır?? Psikolojik etkisi yüzünden. Hayatını tehlikeye atarak uçağa binen insanlar, hostesi görünce yatışır. Tehlike anında müdahale gerekince yolculardan ayrılabilir olmalıdır bir hostes.

Mağazalarda da satış elemanları bir örnek ve mağaza renklerinde giydirilir. Müşteri bir başka müşteriye değil personele yönelsin diye.

Giyim, yani dış görünüş insanlarla iletişimimizin bir şeklidir. Sessiz konuşur ama net konuşur.

Bir bakışta manav ile aşçıbaşını ayırabiliriz. Bir bakışta kral ile dilenciyi ayırabiliriz. Tiyatroda sinemada kostüm bu yüzden önemlidir, ödüllendirilen bir sanat dalıdır.

 

Dış dünyaya vermek istediğin mesaj nedir peki? Yanlış mesaj verirsen ne olur? Toplum gözündeki imajın ne diyor?

Bunları düşünerek giyiniriz.

Yaşına ve yerine göre giyinmediğin zaman, kral değil şaklaban olursun. “HERKES” giyiyor olabilir ama bu “HERKES”in ne istediklerini bilmeyen, görgüsü eksik insanlar olduğundan olabilir, değil mi? Giyim önerilerim şu an için hoşuna gitmeyebilir ama bunu eleştiren ergen arkadaşlarına rahatlıkla “annem izin vermiyor” deyip suçu bana atabilirsin. Kötü kalpli anne olmaya hazırım.

Canım kızım…

Gardrobunu özenle düzenlemelisin. Plajda manto, karda mayo giyilmez. Ayakkabı topuğunun da, etek boyunun da, kol uzunluğunun da yerine göre, kişiye göre değiştiğini hatırlatayım. Doğduğunda kız bebeksin, büyüdüğünde de kadın olursun ama hanımefendi olmak bir seçimdir.

Dik dur, dik otur, tırnakların ve dişlerin hep temiz olsun. Bu en önemli kısım. Bunu ezberle!

Popüler olacağım diye kapkalın rujlanıp joker makyajı yapma, hiç bir zaman ağzını bozma. Dört farklı argo sözlüğüm var, iki dilde bilmediğim ayıp kelime yok. VE KULLANMIYORUM. Kendine hakim olmak ağzını tutmakla başlar.

Her zaman gardrobunda pastel renklerde bir hırka, bir yağmurluk, bir de kalın uzun manto/palto olsun. Sana en yakışan 4 rengi belirle ve alışverişlerinde o sınırlar içinde kal. Yeşil bir pantolon, lacivert bir kazak ve turuncu bir çorapla kombin olmaz.

Kıyafet eski olur, yamalı olur ama kirli ya da sökük olmaz. Düğme dikmeyi de, etek bastırmayı da, çorap yamamayı da bileceksin.

Çantalarını ihtiyacına göre seç, saçmasapan birinin imzası var diye çinde üretilen naylon şeylere yüklü paralar verme. Türk malı, uygun fiyatlı, kullanışlı güzel bir çanta alıp, öbür çantaya vermediğin parayı da içine koy. Çanta ya da ayakkabı bir mücevher değildir, tasarlanmaz. Algı oyununa gelme. Ama iç çamaşırı, evet. En kalitelisi alınmalıdır.

Öğrenci kızlar için giyim tarzının hiç bir yerinde tayt olmaz. Tayt evde giyilir, sporda giyilir ancak okulda ya da alışverişte giyilmez. Üzerine parmak ucu hizasında, dökümlü bir tünik olmadığı sürece o renkli bir kilotlu çoraptır..

Parmak ucu ölçüsü elini yanına serbestçe bıraktığında orta parmağının ucunun deymesidir. Mini etek için de boy budur; bundan kısa olan etek olmaz, kalın bir kemer olur.

Etek boyu gündüz saatlerinde dizin altındadır.  Oturduğun zaman diz kapakları görünür ancak dizüstü görünmez. Tam çizgidedir. Oturunca kendi dizini görebiliyorsan, o etek kısadır.

Öğleden sonra gidilen bir davette diz üstü eteği olan bir kokteyl elbisesi giyilebilir. Gün batımından sonra gidilen resmi davetlerde, sahneye çıkarken uzun etek giyilir.

Baldır ortası uzunluğunda etek olmaz, gömlekte yakanın ikinci düğmesi hiç bir koşulda açılmaz.

*******************

Tasma şeklindeki kolyeler çene altındadır,  v-yaka ve 0-yaka t-shirtle takılır.

Choker boyun çevresini sarar, boyun çukuruna dokunur, spor kıyafetle takılır.

Prenses kolye genellikle çok ince bir zincir ucuna çok mini bir figür/harf olarak satılır, boyun çukuru altına düşer. Alt ucu köprücük kemikleri arasındadır. Gömleklerle ve yüksek yakalı (yarım balıkçı) bluzlarla takılır.

Gerdanlık köprücük kemikleri altında, gerdan denilen bölgeye deyecek uzunlukta olan bir kolyedir. Döpiyes/ceket-pantolon tarzı kıyafetlere ya da kokteyl elbiselerine takılır.

Zincir ise, daha da uzundur, bazen biri kısa olmak üzere iki kat takılır. Dümdüz elbiseler için idealdir.

Askısız (straplez-strapless) elbiseye ASLA kolye takılmaz.

(Hiç bir zaman plastik boncuklar takma. En azından gümüş ve zarif yarı değerli taşlar tak. )

*******************

Küpe için de aynısı geçerli. Gündelik olarak sade halkalar, gece davetleri için topuz ve sallantılı küpeler.

*******************

 

Yüzük bakır bir tel de olabilir, 12 karat pırlanta da.. O tamamen kendi zevkine kalmış. Diğer mücevherlerden farklı olarak kendi göreceğin tek takın olduğundan yüzüğü kendin için seçersin.

Saat dahil taktığın materyallerin uyumuna dikkat et. Sarı metallerle beyaz metaller beraber takılmaz. Setin tamamını sadece yeni gelinler takar.

*******************

Sana nasıl davranılmasını istersen öyle giyin. İnsanları hayvanlardan farklı zannetme, hepimiz içgüdülerimizle yaşıyoruz. Bana inanmazsan bak koskoca Richard Gere son filmi için evsiz, sokakta yaşayan (bizdeki selpakçılar gibi düşün) bir adam kılığında New York’un orta yerinde oturuyor ve bil bakalım? Evsiz muamelesi görüyor.

rgere

 

Şimdi…

Ne muamelesi görmek istersin?

 

14 Yorum

Filed under aile, alışveriş işleri, çocuk, insan olmak, kültür, severim paylasirim

Hamsin, Zemherîden kemsin! yani Winter is Coming!

Eski takvime göre kış girmek üzere.. Gerçi eski takvimi bilmezsiniz şimdi siz. Aşağıya alıp zenginleştirdiğim yazıyı zamanında Eşkili Ufak Sözlük’te Kadim Antep Takvimi adı ile yayınlamıştım. Biraz da blog şenlensin..
image

 §..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§

Eski zamanlarda bizim insanlarımız hiç şaşmaz bir takvime bakarlardı, hava takvimine.. Yıl iki kısımdı o zamanlar.. Hızır ayları ile Kasım ayları..

Hızır ayları 5-6 Mayıs Hıdırellezde başlar. 186 gün sürer.

Kasım ayları: 7-8 Kasım’da başlar. Şubat ayı 29 çekerse 180 gün, yoksa 179 gün sürer. Son 29-30 günü baharı işaret eder artık kışın şiddeti azalmıştır, Kasım 150 yaz belli denir.

Kasımın 105’inde (20 Şubat) birinci cemre , 112’sinde (27 Şubat) ikinci cemre, 119’unda (6 Mart) üçüncü cemre düşer.(havaya, suya, toprağa)

 

 

Kış 90 gün sürer. 40 günü zemherî 50 günü hamsin.

20 Aralık: zemherî baslar. (bkz: zemheri zürefası) ..Kırk gün anlamında arapça Erbain de denir. Ocak ayı sonuna kadar devam eder. İlk 9-10 günü KARAKIŞ‘tır.

Derler ki: “Zemheride kar yağmasından, kan yağması iyi”
Zemheride yağan kar uzun zaman yerden kalkmaz, ekinler ekilemez, insanlar da hayvanlar da açlık çeker ölürler. Kan yağsa bundan iyidir….

 

1 subatta hamsin‘ler baslar. Tamamı 50 gün sürdüğünden hamse de arapça 5 olduğundan bu elli güne arapça elli anlamında hamsin denir.

Bu konudaki antep atasozü ise : Hamsin, zemheriden kemsin’dir.

4 bölümdür. her biri 12,5 gün sürer.

 

Sırasıyla

1- sad-ül debah: Kışın en sert zamanı. Arabın devenin karnına girmesi (bkz: arap devenin karnina girdi)

2- sad-ül bellah: yoğun yağmurlu çamurlu günler,  arıkların taştığı dönem.

3- sad-ül söğüt: söğüt dallarının yeşermesi

4- sad-ül kabayı: Kışın bitişi. Bununla kafiyeli olarak “sadül kâbâyi , çıkar abâyı” derler.
Bu hesapla 22 Mart’ta kıs biter ve bahar başlar. Güneş Koç burcuna girer.

Gerçi Nisan da boş durmaz, ilk haftasında bir soğuk patlatır… Kork Avril’in Beşinden, öküzü ayırır eşinden.. diye duyrulur bu da.

Dediğimi yazın bir kenara. Kış geliyor..

 

Yorum bırakın

Filed under aile, ben yazdım, kültür, severim paylasirim

Ölmek var Dönmek yok

Antep’te mumkunse her Cuma değilse bayram arefesi ve bayramlarda mezarlıklar ziyaret edilir, temizlik bakım yapılır, dualar edilir. Bu yüzden bütün çocuklar mezarlık ve ölüme aşinadır. Üç ihlas bir fatiha yollarız mezarlıktan geçerken.
Benim çocuklarıma ölümü düşen yapraklarla bile anlatmışlığım var. Özellikle cenaze arabaları gördünüz mü yolda, bu iyi bir fırsat. Değerlendirin.

 

Çok küçük çocuklar için: 4-7 yaş:

Yaşayan her şey ölür. Yenileri gelir. Bir çok insan ölür ve bir çok da bebek doğar..
Ayağın büyüyünce, eskittiğin ayakkabıyı bırakıp yenisini giyiyorsun. Onu atıyoruz . Ama ayağını da beraber atmıyoruz.

Ölünce de seni sen yapan şey, canımız, ruhumuz öbür dünyaya geçiyor.

Aynı şekilde, artık ihtiyacımız kalmayan bedeni koyacak bir yer olarak mezarlıklar var. Ve ebediyete giden de ruhumuz oluyor. (12 yaş altı için fazlasıyla soyut bilgidir)

Ölmek için belli bir sebep olmuyor.. Yaşlanmakla da ölebilirsin. Hastalanmakla da. Onu bilmiyoruz. Aynı çizgi filmin bitmesi gibi, bazı filmler uzun bazıları kısa. Ama eninde sonunda biter. Hayatımızın ne zaman biteceğini önceden bilemeyiz.

Ölen kişiyi bir daha göremeyiz. O da bizi göremez. Ama eski ayakkabını, eski odanı nasıl hatırlayabiliyorsan, onu da hatırlarsın, o da seni bilir. Dua ederiz özledikçe.

Ölenler nereye gider? Cennete.

Ölenler orada buluşur ve beraber olurlar. Cennette bütün dileklerin gerçek olur. İstediğin her şeye sahip olursun, düşünmen yeter. O yüzden çok güzel bir yerdir. Herkes sever. Bunun için dua eder.

İlkokul çağı 7-12 yaş:

Dünyaya gelişimizin bir sebebi var. İyi insanlar olmak, Allahın emirlerini yapmak ve yasakladıklarını yapmamak. Bütün bunlar Kuran’da yazılı. Yaptığın her iyilik ve yapmadığın her kötülük için puan kazanıyorsun ve bunun adı SEVAP. Yaptığın kötülük ve yapmadığın iyilikler için de – puan kazanıyorsun ki onun adı da GÜNAH.

Bütün bunlar en küçük detayına kadar kayıt edilmekte. Öbür tarafa geçince de heeepsi hesaplanacak, artılar eksiler, yanlışlar doğrular birbirini götürecek.  Ceza çıkarsa cezanı çekeceksin, çıkmazsa hop cennete. Herkes bilerek bilmeyerek günaha girebilir, mesele o günahı bastıracak kadar iyilik yapabilmekte.

Her sevabın ağırlığı farklı olduğundan günde 100 tane iyilik etmekle bir tane önemli iyilik etmek ayni değerde olabilir. Hesaplama sabitini bilmiyoruz o yüzden elimizden gelen her iyiliği yapmamız lazım. Hiç bir fırsatı kaçırmamalıyız. Allahın cömertliği sonsuzdur.

 

 

 

BONUS

Yaşam Koçu diye bir şey var da Ölüm Koçu neden yok? Ben bugün bunu düşündüm.

2 Yorum

Filed under aile, insan olmak, kültür, severim paylasirim

Kederin Beş Kapısı

Bir teoriye göre, hayatımıza aniden giren kötü bir haberin verdiği keder ve kayıp duygusunu beş aşamadan geçerek yaşıyoruz.

Ben buna beş kapı diyeceğim. Kapılar farklı sıralarda olabilir ya da tekrar tekrar geçilebilir..

 

Kötü bir haber fotoselli olan ilk kapıyı açar.. İNKÂR

İnanamazsın.

Gerçek mi bu? Olamaz. Yalan. İmkansız. Daha dün…Hayır. Olmaz. Yanılmışlardır. Yanlış görmüşlerdir. Bu bir rüya. Başkasına sorayım. Bu olmadı. İnanmıyorum..

 

Ardından ikinci kapının tokmağı belirir: ÖFKE!!!!!.

Yok Deve! Neden ben? Ne yaptım ki? Şununki niye olmadı? Allah kahretsin biliyordum. Belliydi. Kahrolsun. Lanet olsun. Hay çççççççççççççççççççççççççççççççççççççççççççççç

küfür kıyamet. duvarlara yumruklar. morarana kadar bağırmalar. ağlama krizleri.

 

Üçüncü kapı sürpriz olarak hemen ayaklarının altında açılır: DEPRESYON

Artık böyle yaşayamam. Hayatım bitti. Hiç bir şeyin anlamı yok. Niye uğraşayım ki.. Bir daha hiç bir şey aynı olmayacak. Bu acıyla geçecek hayat, buna da hayat denirse..

Dibine düşersin.

 

Dördüncü kapı bir döner kapıdır. ara ara açılır. ara ara kapanır. PAZARLIK..

Allahım bak, bu böyle olmasın her gün dua edeceğim. Çok iyi bir insan olacağım. Şunu vereceğim. Bunu edeceğim. Söz. Bir tek, yeter ki.. Senin herşeye gücün yeter. Keşke şunu şunu yapmasaydım. Bunu bunu demeseydim…Ne olur..Yalvarırım.. Söz. Yemin ederim. Şimdiye kadar etmediğim dualara kılmadığım namazlara, ibadetlere çok pişmanım. Vallahi bundan sonra aksatmayacağım. hatta iki kat ibadet edeceğim. Hiç günah işlemeyeceğim..Yeter ki.. Ha? Olmaz mı? Bir işaret gönder.. Duamı kabul et. Bütün kalbimle diliyorum. Benim başıma gelmemeli, çünkü şu şu şu, değil mi ama? Bir mucize olsun ne var? Olmamış olsun sadece. başkasına ver. Ben çok iyi bir insanım. Bir sürü kötü insan var. Müslüman bile değiller onların başına gelsin.

 

Son kapı büyük bir kapı. Açılınca, cereyan yapar ve diğer kapılar çarparak kapanır. KABULLENİŞ.

İşte olgun bir insanla olmamış insan burada ayrılır..

“Peki. Demek ki kader buymuş. Nasip buysa, verene şükredelim, sayılı nefesimiz, devam edelim”

/

“ühü ühü ühü”

 

 

 

2 Yorum

Filed under kültür, severim paylasirim

Blogun eskisi makbuldür.

Bir tanıtım etkinliği için geri dönüp bakmasam farketmeyeceğim, 19 Ağustos’ta 10. yılımı doldurmuşum! 

kendimi iyi hissettim. 

Maşallah bana. 

Ve nice nice yıllara! 

wpid-wp-1440666194019.jpeg

 

Teamüllere göre, çekiliş mekiliş yapmak lazım şimdi. Ay heyecan heyecan. 

 

12 Yorum

Filed under arkası yarın, ben yazdım, blog işleri, internet, kültür, severim paylasirim

Kafeinman

Hayatımın uzun bir döneminde kahvaltıda çay içtim bir daha da içmedim. Çok şeker attığım ve ılık içtiğim için çayın çaylıktan çıktığını da belirtmem lazım. Akşam yemeklerinden sonra babama küçk ocakta sade kahve pişirirdim. Pek severdi rahmetli.

Üniversitede neskafe gold hep elimin altında oldu. Ders mers çalışırken kafayı dinç tutmak için. Üniversite bitti kahve bitti.

Türk kahvesi evlendikten sonra hayatıma girdi. Ama ne giriş.. Kayınvalidem sağolsun tam adabıyla kahve içen bir hanımdır ve beni de ailenin çaylak kahve içicisi olarak aralarına aldılar. Zamanla yemeklerden sonra bir orta kahve arar hale geldim. Zamanla sade kahveye geçtim. En iyi kahve nerede satılır, hangi cezve, nasıl fincan, çifte kavrulmuş lokum mu yoksa bitter çikolata mı derken girdiğim her işte olduğu gibi dört dörtlük abarttım. Oradan espresso’ya geçişim daha da hızlı oldu. Artık bu hayat kahvesiz çekilmemekte.

Geçenlerde heves ettim, ben küçükken kahveyi nasıl da kavururduk, nasıl oluyor da oluyordu diye nostalji yapmaya ve çocuklara da neşe çıkarmaya karar verdim. Sokak arası bir kuru kahveciden 100 gram yeşil kahve aldım ve yanmaz tavada kavurdum. Macera şu :

20150520_195227

Çiğ kahve

20150520_195252

Kavrulmaya hazır

20150520_195956

Yarı kavrulmuş “sarışın” kahve

20150520_200803

Orta kavrulmuş kahve

20150520_201309

Kavrulmuş kahve

20150520_200751

Orijinal Espresso Tanesi

20150324_201526

Babadan kalma klasik kahve değirmeni

20150324_201533

Yılbaşı hediyem modern kahve değirmenim

IMG-20130728-WA0001

Kahve içtiğim bi mekanda sunum

Kahve çekildiğinde değil kavrulduğunda tazedir, giderek bayatlar, yağını lezzetini kaybeder. Buna dikkatinizi bir kez daha çekeyim.

Bu yazıyı sevdiyseniz başka #kahve içerikli yazılarım da var, buyurun okuyun..

1 Yorum

Filed under aile, alışveriş işleri, iştahlı işler, kahve, kültür, severim paylasirim

Dikkat Dikkat! DEHA

-özgürce yazılmış bir yazıdır kendimi durduracak değilim ilk defa- çok editledim çok didikledim. hevesle yazdım.

Dikkat eksikliği ve hiper aktivite bilmemnesi. Başharfleri deha oluyor ki benim de çok işime geliyor. Oğlumda hafif bir disleksi var. b ve d ona aynı gözükmekte. “bebesi=dedesi/ bayısı=dayısı/ bebi=dedi/beden=beben” olarak ve benzeri okuyor. Bu yüzden yazmayı reddediyor çünkü ne okuduğunda ne yazdığında bir mana olmuyor. Kıpır kıpır yerinde duramayan, bir türlü yap denileni yapamayan, şu kulağından girip bu kulağından çıkan çocuklarda Hiper Aktivite olma ihtimali var. Bizim vaka Dikkat Eksikliği kısmı.

Yazmayınca da 3’e geçince zorlaşacak hayatı. Okul psikolojik danışmanı ve öğretmeninin teşvikiyle psikiyatriste götürdüm. O da psikologa yönlendirdi. Wisc-R denilen çocuklara yönelik zeka testi yapıldı.  Sonuç iyi. Efendi gibi günde on dakika okuma on dakika yazma yaparak bu yaz ilerleyeceğiz.

Beri yandan A konusu: Rahmetli babam nöro-psikiyatristti. Yani hem nörolog hem psikiyatr. Size aktaracağım bilginin kaynağı da kendisi.. (Sizi tenzih ederek) Ne varsa eski doktorlarda var zaten der, ilerlerim:

************************

“Hafıza 3 şeye bağlıdır. Dikkate,Orijinaliteye, Tekrara.

Eğer dikkatin keskinse, başka çeldiriciler yoksa o konuyu anlarsın. Başka şeye kayarsa düşüncen, dikkatin dağılırsa o anki olayları hafızaya almaz beyin. (Yankesicilerin taktiği de budur, başka bir konu açar ve beyninizi şu ana değil, başka yere çeker)

Eğer  konu orijinase.. alnının ortasında tek bir gözü olan birini görsen, sakallı bir kadın, kanatlı at… unutmazsın.. (Hiç unutmam diye başlayan cümlelere dikkat edin, ilk defa rastladığı bir şeydir o kişinin. Unutmaz, unutamaz)

Eğer öğrenilecek gibi değilse ama öğrenmen şartsa, ver edeceksin ezberi. Tekrarlaya tekrarlaya hafızana girer. En son metod da budur. Okulda da bu yapılır insana, okuma yazma öğretirler, kerrat cetveli öğretirler. Aslında belletmedir. ”

 ************************

Benim ekleyeceğim bir nokta da; eğer ilgi alanınsa, sevdiğin bir konuysa su gibi öğreniveriyorsun..

Şimdi yapacağımız yöntem de bu.. Madem ilgisini çekmiyor, yaza yaza öğrenecek.

B konusu: Fıtrat. Arkadaş bu adam gökten zembille inmedi. Anadan atadan gelen bi ton geni var. Hiç unutmam (ehehe, çaktınız mı dikkatli okur? dikkatli okuyun,çakarım iki tane) Ben ilkokuldayken (okumayı 3,5 yaşımda söktüğümün şahitleri var.) okuma bilerek başladım bire. Ama yazma ve matematik bilmediğimden ikiden başlatmadılar. Birinci sınıfın tek okuru olarak takılırken sınıftaki okuyamayan veletleri acaip azımsardım. Acaip sıkılırdım derste ve kemkümlerine pek gülerdim. Bu durumda öğretmenim de çareyi okuma derslerinde beni sınıfın dışına atmakta buldu. Kapının önündeki banka oturur elime ne aldıysam onu okurdum. (Altın Kitaplar çocuk klasikleri, Milliyet Çocuk Klasikleri…okumayan var mı?) Bu süreçte YAZMAYI öğrenemedim… Kıvırıyordum yazarken. Acaip sıkıcıydı. Ödevleri kısaltmalarla çırpıştırıyordum. Evet için E, Hayır için H yazmayla başladı, kendime göre kpltöm gibi bir cümleyi tek kelimeye indirene kadar ilerledi. Steno’yu icat ettim. Kısa zamanda öğretmenim de  farkına vardı ki ödev diye doldurduğum defterler bakkal defteri. Kendi kısaltmamı bütün sınıfın önünde okuttu bana. Bir yerden sonra unuttum gitti ben de K neyin kısaltması C neyin, ibibik gibi kaldım.

Olay büyümedi, öğretmenim biliyor ki ben yazsam da iyi bir öğrenciyim, yazmasam da.. Yazı ödevlerimi adam gibi kelimelerle düzgün yazılı olduğu sürece imzaladı, hal bu güne kadar geldi.

[Bu armut da dibine düştü..ben buyum, babasını da hesaba kat..  yazmaktan sıkılan adam saatlerce başka işleri beceriyor. e yazmasın madem. bana uyar. bu orta düzey bir dikkat eksikliği için ilaç vermeyi düşünmüyorum. tekrarlaya tekrarlaya belliycek bana ne.]

[[ yanlış olarak Einstein’e mâl edilen bir deyim var:

“Everybody is a genius. But if you judge a fish by its ability to climb a tree, it will live its whole life believing that it is stupid.”

“Adil bir seçme olsun diye herkesi aynı sınava alıyoruz: Şu ağaca tırmanınız”

bir şeyler çağrıştırdı mı? Herkesin yeteneğine göre eğitim gelişim iş sağlamak.. ülkemizdeki sınav sistemi vb.. bilirsiniz]]

//////////////////////////////////////////////////////////////////

Hala el yazım berbat, kendi adımı bile feci yazarım. Yazmamak için her yola saparım. LNT cümlelerim bile devrik çünkü cümleyi düzgün bitiremiyorum. Bitirdikten sonra aklıma devamı geliyor ya da bilindiği üzere ben gizli solaklardan biriyim. Sağ elimi kullanıyorum ama aslında sol olarak tasarımlanmışım. Her iki yarı kure de eşit olarak kullanılıyor bende. Sağ biraz daha baskın belki, bu yüzden ya da yükseleni akrep olan bir koç olduğumdan ya da kimbilir neden böyleyim. Biri merak ederse sağ-beyin-sol-beyin nedir nedendir, linki izlesin. ayrıca sağımı solumu da karıştırıyorum. Adlarını yani. Tarif edeyim: Şu yöne gidileceğini biliyorum ama o yönün sağ mı öbür sağ mı olduğunu durup düşünmem gerekiyor. Açıklamasını bilmiyorum.. Nereye geldik ya?

//////////////////////////////////////////////////////////////////

İyi ki bilgisayar çıktı da kurtuldum.  Klavyede ilk öğrendiğim kısayollar olmuştur. On parmak yazıyorum, hemen hemen düşündüğüm hıza yakın bir hızda yazarım ama geri dönüp de düzeltmem. Ayrıca bir an önce konuya geleyim diye girişi kısa geçer, e konu uzamasın diye gelişmeyi de biraz yalap şap geçerim, o ana kadar yeterince zorlamış ve sıkılmış olduğum için de sonuç kısmı iyicene dandik çıkar. İmla hatası yapmam bak! Çok okumanın faydaları. Bir de lügatım geniştir. Noktalama işaretlerinden hoşlaşmıyorum zaman kaybı oluyor, neysse.

Yoksa çok velud yazarımdır. :)) Ne konularım ne taslaklarım var ancak ne aralık bitiririm bilmem. Bana göre tamam aslında o taslaklar da, aynen ilk okul ödevlerim gibi kısaltılmış özetler olduğu için size pek bir şey ifade etmeyebilir. Biraz detaylandırıp okur önüne çıkacak hale sokulması lazım. Uzuuun uzun yazılası güzel hikayelerim var mesela, değerli okurlarım çok hızlı yazıp bitirdiğimi ifade ettiler. Yazasım olduğunda yazıyorum. Bazen ani ilhamlar geliyor, bazen konu deli birikiyor, bazen çook acil yazılması gerekiyor.. bilmemne bilmemne.. unutmadan yazdım yazdım.. yazmazsam hepimiz mahrumuz yani.

ay ay ay eklemem lazım. bir de ben biliyorum ya, “nasıl olsa herkes biliyordur” diye yazmadığım ama aslında yazmam gerekmiş sonradan kavradığım yani yazı sırasında daldan dala atlarken es geçtiğim noktalar da var, kim oturup da açacak şimdi detaylandıracak bilmiyorum.yoksa lokum gibi yazı, yeterince anlaşılır değil, ziyan olmuş oluyor olabilir. gibi..

Ses kaydı yapayım bari dedim, “train of thought” dedikleri zımbırtı yüzünden konuda sabit kalamadığımı, vın vın vın ordan oraya atladığımı ve ilk konuyu bitiremediğim gibi aradaki diğer konuları da yalap şap geçirdiğimi fark ettim. Zaten bandı çözmek için sabrım da yok. Vlogger olmayı da düşündüm o da ayrı hikaye amaan adaaaam sende.. Oku kızım.

Hele biri çıkıp da resim yok blogda, yazılar çok kuru, resimli olmalı! dedi ya o gün bittim. Fotoğraf çekmeyi beceremem, çekemem de zaten. O çektiğim şeylerden bazılarını mecburen blog yazılarının arasına serpiştiriyorum ki biraz içi açılsın okurun.

Buraya resim ekleyeyim bi ara… Hayır çektiğim resimlerle bu yazıları girdiğim cihaz her zaman aynı değil ki… Buluta resim yüklemiyorum o da yaş. neyse.. denk gelir inşallah bir gün.

Konuyu elbette hiç ummadığınız yerden Doğa Eğitimde Teknoloji zirvesine (bölüm 1bölüm 2bölüm3) bağlıyorum, lütfen hattan ayrılmayın.

{Bağlanana kadar ara müziği olarak şunu dinleyin: teknoloji zirvesindeki şahıs olarak, önce notlarımı cep telefonuma almaya başladım. Şarj deli gibi gittiği ve ekran klavyesinin minnaklığı yüzünden aldığım notlar bir halta benzemediği gibi, ayrıca slaytları da kaçırmakan nefret ettim. Ajandanın orasına burasına aldığım notlarım var, lakin o da biraz okunaksız, malumunuz… Eğitimde gelecek fikrinizi biraz genişletmek, ufkunuzu ilerletmek istediğimden, artık olduğu kadar, sökebildiğim kadar ya da  hafızamda kaldığı kadar bir kuple yazacağım: }

Bakın bunu Pearson adlı online eğitim sistemini kuran şirketten, 20 yıldır Türkiyede olan ve Türkİlizce bir sunum yapan, aktardıklarını çok beğendiğim Guy Elders anlattı:

Adoptive Learning diye bir şey var. Kişiselleştiriliyor.Uyumlandırılıyor. Eğitim.

Şunu düşünün. Feyse girip çıktığınızda sağda reklamlar vardır. O reklamlar;  sizin daha evvel tıkladığınız sitelerde ne yaptığınıza neye baktığınıza, arkadaşlarınızın ilgi alanlarına işaret koyan, internette geçirdiğiniz zamanda girip çıktığınız ve nerede ne kadar vakit harcadığınızın kaydını tutan sistemler tarafından seçilerek size sunulur. Bilgisayar bir televizyon değildir. Siz onu izlerken O DA SİZİ İZLER. Her adımınızı takip eder. O yüzden çoook ince kriterlere kadar ayıklanabilen profiller çıkarılır reklamverene ve tam hedef kitlesine yapılır reklamları. Tam burada Serdar Kuzuloğlu yazısı için tıklayın ve keyfini sürün… Dönünce devam ederiz.

İşte dersleri izledikçe, soruları cevapladıkça hangi konuyu hangi hızda, ne sürede öğrendiğinizi ve ne kadar süre kafanızda tuttuğunuzu hesaplıyor sistem. Öğrenme zaten gördükten sonra geçen sürede aklınızda kalan kısımdır. Şu kulağından girip bu kulağından çıkması, derste oturup dinlemesine rağmen iki ay sonra sorunca bir şey hatırlamaması yani : öğrenmemesi bundan çocukların. Sınavı geçtikten sonra yakıyor bilgiyi. İşleyip öğrenmiyor. O yüzden bir sonraki nesil karşımıza gelince “hiç mi bir şey öğretmiyorlar size okulda, yeni nesil tın tın anacım biz böyle miydik?” şikayetleri ayyuka çıkıyor. Sorun değil, çünkü babam da benim (BENİM) eğitimimi beğenmezdi, Muhtarın görevlerini, 72 ilin plakasını ve bir dolu şeyi bilmediğim için.. Ben de kendi bildiklerimi çocuklarıma sorguladığım zaman gayet entipüften şeylerden bihaber olduklarını görüp delleniyorum. “van dayrekşına/pokemona gelince biliyorsun tabii..+amaaann annee yaaa”

Bu kadar da değil. Çoklu zeka kuramı var ya hani.. Birşeyi HANGİ şekilde kolay öğrendiğinizi de ayrıştırıyor. Örnek verip şişirmeyeceğim anlayan anladı. Anlamayan biraz ödev yapıp devam etsin.  (ara: ÇZK ve NLP)

Çoklu zeka kuramı gereği her öğrencinin öğrenme şeklinin farklı olduğu öngörülüyor, 8 farklı öğrenme şekli var. Her öğrenci bunlardan birinden ya da birkaçından verim alabiliyor. Defosu şu ki HER ÖĞRETMEN 8 şekilde eğitim veremiyor. Bazısı için imkansız çünkü kafa o biçimde çalışmıyor bazısı için de tek tek aynı konuyu bir görsel bir işitsel bir bilmemne olarak öğrenciye özelleştirecek vakit yok, ortalama bir yöntem saptayıp ilerliyor.

Yeni eğitim sisteminde program çocuğu algıladıktan sonra, o konuyu ona onun en kolay anlayacağı en kolay algılayacağı biçimde anlatıyor. Berikine de farklı medot kullanıyor. İnce ayarları yapılınca herkes herşeyi bayıla bayıla öğrenebiliyor. Arada şu sistemle bu sistem arasında geçişin de mümkün.

Mr. Elders’in isabetle kaydettiği gibi, Türk çocukları ile İngiliz çocuklar arasında fark Anneler oluyor.İngiltere’de önüne konan yenmediyse çocuğun önünden kaldırılıyor, ertesi öğüne kadar aç bırakılıyor. Üç gün içinde çocuk güzel bir yeme eğitimi almış oluyor ve kendi başına yiyor. Türk Analar kuzularını aç komaya kıyamadıklarından süslü püslü yemekler, masallar, ara öğünler, bisküvi poğaçalar, aç garajı araba geliyor, ham yap uçak geliyor, ye bak yoksa Adnan enişten yer (evet bu bizim ev) oyunları yordamlarıyla kendilerini tükettikleri yetmezmiş gibi, sofra adabından bigâne veletlerle baş başa kalıyorlar. İngiliz çocuu tabaktaki köfteyi ne edip edip yeme gayretindeyken, Türk çocuu avm’lerde elinde çatala takılı köfte lokması ile ardından koşan anne manzaraları ile dolu..

İşte bizde öğretmen böyle. Çocuğun önüne koymuyor bilgiyi. Bilgi öğretmende, elinde bilgi çocukların ağzını açtırabilirse içeri tepiyor.

Bir de öğrendiğin şeyin içeriği önemli.. Bunu niye not almışım bilmiyorum, o an önemli gelmiş almışım notu. Unuttum. şu an açamayacağım detayını. Anladığımız kadar artık.

ay yeter belki sonra bitiririm belki de bitmiştir bakalım yazı nereye gidecek

4 Yorum

Filed under araştırdım, çocuk, bilgisayar, disleksi, icatlar, ilkogretim, internet, kültür, OKUL, severim paylasirim

Eğitimde Teknoloji Zirvesi -iii-

Bu bir dizi yazının üçüncü bölümüdür.. Bölüm 1 ve Bölüm 2‘yi okuyabilirsiniz ya da buradan devam edebilirsiniz.   Paranın değil bilginin kazandırdığı bir dünyaya doğru ilerlerken, çocuk sahibi ve eli yüreğinde tüm anne ve bazı babaların derdi sabit: “okul” Okul seçimi, iyi okul nedir nasıl olmalıdır, yahut var mıdır? Öğretmen mi önemlidir gerçekten? Öğretmen kadın mı olmalıdır erkek mi daha iyi olur? Ya evlenirse? Ya boşanırsa? Ya hamileyse? Ya emekliliği yakınsa??? Oğlan everirken bu kadar incelemezler bu ülkede.. İdarenin politik yaklaşımı nedir peki? Yaa, boru mu? Bu da dertlere dert ekler. Okul nereye yakın, servisi var mi servis pahalı mı okulda yemek çıkıyor mu okulda YENİLEBİLİR yemek çıkıyor mu okul aile birliğine kapağı atarsam çocuğum rahat eder mi, ulan ne kastırıyoruz özele mi versek, yok deve araba alırız lan o paraya, ehe ehe özele verdik teyzesi yaa.. Bu konuya yakın zamanda dönmek ümidiyle esas konuma geçiyorum. Eğitim sektöründe olmasam da bir veli olarak ilgileniyorum ve ayrıca teknolojiye özel bir düşkünlüğüm var, bu yüzden Doğa Koleji Eğitimde Teknoloji Zirvesi’nin ilanını görünce kaydımı yaptırdım. Bir tam gün süren seminer sırasında Microsoft Ortadoğu ve Afrika Eğitim Direktörü Mark Chaban knoşma yaptı. Bu konuşmadan aklımda kalanlara göre mesela, dünya çapında işverenlerin talepleri arasında 3. sırada “ofis programları kullanabilme” yer almaktaymış. Ancak hem ara kadame elemanlarda hem de üniversite mezunlarında bu beceri çok alt seviyede olduğundan yetenekli ama becerisiz birçok insanın işle buluşmasına engel teşkil etmekteymiş. Bunu saptadıklarından Office programlarını TÜM öğrenciler için ücretiz hale getirdiklerini açıkladı. (Yoksa Open Office’den korktuklarından filan değil fesat şeyler sizi) Bunu bütün dünyada okulların kullanımına sunduklarını anlattı.. Ve eğer herhangi bir kademede öğrenci iseniz okul idarenize başvurarak bir kod alabilir ve Microsoft Office uygulamalarını ücretsiz olarak kullanabilirsiniz. Okulun size vereceği bir e-posta adresi ve şifre yeterli olacak. Lütfen şu linke geçin: Office 365 Eğitim     Sık sorulan soruların özeti:

db) Öğrenciler için Office 365 Eğitim nedir?
Öğrenciler için Office 365 Eğitim, öğretim görevlileri ve personel için http://www.Office.com/GetOffice365 adresinde bulunan Office’i satın almış akademik kurumlara katılan öğrencilere ücretsiz sunulan bir Office 365 planıdır. Bu plan öğrencilerin Word, Excel, PowerPoint, Outlook, OneNote, Publisher ve Access’i en fazla 5 PC ya da Mac’e ve Android, iPad® ve Windows tabletler dahil olmak üzere diğer mobil cihazlara yükleyebilmesini sağlar. Ayrıca, plan okul tarafından yönetilen 1 TB OneDrive depolama alanını içerir ve öğrenciler Office Online, Yammer ve SharePoint sitelerini kullanarak düzenleme ve iş birliği yapabilir.
db) Öğrenciler için Office 365 Eğitim’in uygunluk gereksinimleri nelerdir?
Okullar, Microsoft’un Toplu Lisanslama programı aracılığıyla öğretim görevlileri ve personel için Office’i kurum çapında lisansladıklarında ve öğrencilerin doğrudan Microsoft ile kaydolmasına izin verecek şekilde kaydolduklarında bu avantajdan yararlanabilirler. Uygun okullardaki etkin tam zamanlı veya yarı zamanlı öğrenciler şu şekilde uygun şartlara sahip olabilir:
  • Okul tarafından sağlanan ve dış e-postaları alabilen okula özgü bir e-posta adresine (örneğin contoso.edu) sahip olurlarsa
  • Bireysel olarak bir çevrimiçi teklife kaydolmak için gerekli yasal sorumluluk yaşına basmışlarsa (13 yaş)
  • İnternet erişimleri varsa
db) Bu planı ne süreyle kullanabilirim?
Uygun şartlara sahipseniz, mezun olana ya da uygun okuldaki kaydınız sona erene kadar planı kullanabilirsiniz. Öğrenci uygunluğu herhangi bir zamanda yeniden doğrulanabilir. Süre sonunda, Office uygulamaları, belgelerin görüntülenebileceği ancak yeni belgelerin düzenlenemeyeceği veya oluşturulamayacağı anlamına gelen sınırlı işlevsellik moduna girer. Ek olarak, Office Online ve OneDrive gibi okul e-posta adresi ile ilişkili olan çevrimiçi hizmetler artık çalışmaz.
db) Bu teklifle sunulan OneDrive hesabını kim yönetir?
Bu hesap okul ile ilişkilidir ve ödev ya da okul çalışmaları gibi okula uygun içerikler için kullanılmalıdır. İzinler ve erişim okulun BT yöneticisi tarafından herhangi bir zamanda değiştirilebilir.
db) Planı başka kişiler ile paylaşabilir miyim?
Öğrenciler için Office 365 Eğitim, yalnızca uygun bir okulda okuyan, uygun şartlara sahip öğrenciler tarafından kullanılmak üzere lisanslanır.
db)Okulum uygun değilse ve uygun şartlara sahip değilsem ne yapabilirim?
Değerlendirebileceğiniz birçok farklı Office seçeneğine sahibiz, seçeneklere bakın. Hâlâ Öğrenciler için Office 365 Eğitim ile ilgileniyor ama uygun şartlara sahip değilseniz, bu öğrenci avantajından faydalanmak üzere BT bölümünüzden, Microsoft’un Toplu Lisanslama programı aracılığıyla öğretim görevlileri ve personel için Office’i lisanslamasını isteyin.
Bunun haricinde benim tüylerimi diken diken eden şu videoyu izletti.
İşte buradan sonrası…Eğitimde gelecek!
-devam edecek-

5 Yorum

Filed under çocuk, bilgisayar, icatlar, ilkogretim, internet, kültür, OKUL, severim paylasirim

Boş Vaktimde Üniversite Bitiriyorum

*-Dizi yazının 2. bölümü.. Online eğitim konusu ve ben. Okuma ve teknoloji aynı cümlede olursa o cümlenin öznesi kim olabilir benden başka?-*

Ortaokulu ve Lise’yi dışarıdan bitirmen mümkün. Çok da güzel bir fırsat bence.. Üstelikk

Lise ve Üniversite mezunları için çok güzel iki imkan var. “İkinci üniversite” ve “Sertifika Programları”..

Sertifika programlarının detayları burada..

“Anadolu Üniversitesi uzaktan öğretim sistemi bünyesinde, Muhasebe, Pazarlama, Girişimcilik, Finans,Sekreterlik, Eğitim ve Yönetim alanlarında açılan e-Sertifika Programları, sizin ihtiyaçlarınız dikkate alınarak hazırlandı.

En az lise ve dengi okullara ait bir diplomaya sahip olan herkesin başvurabileceği e-Sertifika programlarında eğitim ve öğretim internete dayalı olarak uzaktan öğretim yöntemiyle gerçekleştirilecektir. Böylece çalışmakta olan ya da kendi işini kurmayı düşünen girişimcilerin iş yönetimi alanında rekabet güçlerini arttıracak bilgi ve becerileri uzaktan eğitim yöntemiyle edinmeleri mümkün olacaktır.

Anadolu Üniversitesi e-Sertifika Programları Açıköğretim sistemindeki derslerden yararlanmak isteyen fakat üniversite sınavını kazanamayanlar için iş kurma ve yönetme konularında eğitim görme fırsatı sunmaktadır.

e-Sertifika Programlarına kayıt yaptıran öğrencilerin adreslerine ders kitapları gönderilecek ve e-Sertifika Programları portalında giriş hesapları açılacaktır.

e-Sertifika programlarına kayıt yaptıran öğrenciler kendilerine gönderilen uzaktan öğretim yöntemine göre hazırlanmış ders kitapları ve internet ortamında verilen e-Alıştırma, e-Kitap- e-Televizyon, e-Danışmanlık, e-Sınav ve e-Sesli Kitap hizmetlerinden yararlanarak sertifika sınavlarına hazırlanabileceklerdir. ”

 

***** İngilizce öğrenmek isteyenler için İngilizce Sertifika Programları var ki, evinizin rahatlığında bayağı bir İngilizce öğrenebiliyor, isterseniz sınavına girip sertifikanızı da alabiliyorsunuz. http://www.cambridgelmsanadolu.org/

 

 

****** Ben üniversite mezunları için tanınan fırsattan yararlanarak İkinci Üniversiteye başvurdum.

İki ya da dört yıllık bir çok bölüm var. İncelemek için tıklayın. Zaman öyle ya da böyle geçiyor zaten, neden bir diploma daha almayayım? İlgimi çeken bütün konuların derslerine girmeyi planlıyorum :)) Gayet ucuz demiş miydim?

 

Kayıt yaptırdıktan sonra, internet üniversitenize giriş yapabilmeniz için size gereken şifreniz veriliyor ve eogrenme.anadolu.edu.tr sitesinden TC kimlik numara ve şifrenizle öğrenmeye başlıyorsunuz. E-kitaplar, çıkmış sorular, deneme sınavları.. Başarılı olmamak mümkün değil.

Bir vize bir de final için sınava giriyorsunuz her dönem. Cumartesi ve Pazar günü iki oturumda oluyor sınavlar. Geçmiş yıllarda çıkmış sorular için http://yillik.eogrenme.anadolu.edu.tr/ sitesine login olmak lazım.

Yüz yüze dersler bile var. :))

 

 

 

*-bu da eski tarihli bir yazı. kaydımı yaptırdım; Adalet bölümünde okuyordum. Vizeler de iyiydi. Finallerde safra kesesi ameliyatı oldum. İkinci dönemin finallerinde de bel fıtığından yatıyordum. Yanisi sınıfta kaldım;nasip olmadı mezuniyet. Pes? Asla.. Bunu bitireceğim ve bir sonrakine geçeceğim! Ama seneye

İşin ilginç tarafı, neredeeeen nereye diyor insan.. Ne zamandır yazıp da taslak olarak beklet, kısmet bu haftaya yayına vermekmiş. Doğa Koleji’nin Eğitimde Teknoloji Zirvesi’ne katıldım da ayıptır söylemesi…lafı oraya getireceğim bu aralar-*

9 Yorum

Filed under icatlar, ilkogretim, internet, kültür, OKUL, severim paylasirim

Pazara gidelim, bir okul alışverişi yapalım, ne yapalım??

*Yine taslak olarak epeyce beklemiş bir yazı.. Dizi yazıya dönecek bu hafta. Bu 1 olsun* 

(kronolojik bilgi: yazida geçen baba 1940 doğumludur, 2015’te yazı yayınlandığında öğrenciler 2. ve 6. sınıftaydılar.)

Elimizde bir adet 1. sınıf bir adet 5. sınıf öğrenci var…

Daha okul açılmadan, kıyafetler alındı, çoraplara kadar..

Ayakkabılar, çantalar.. Mümkün olduğunca lisanslı üründen kaçınırım. Elimizin kesemizin yettiğince aldık koyduk ihtiyaçlarını. Çok şükür. Hak edeni “Ceketi satar okuturuz” ebeveyn olmak kolay mı?

Hani derler ya, evde yer sofrasında, mum ışığında, gaz lambası altında, en olmadı sokak lambasının aydınlattığı kadarıyla idare eden ve bu şartlarda üstün başarılı olan çocuklar var.. O çocuklardan biri babam. Kendisi de bütün arkadaşları da 50’li yıllarda ikinci dünya savaşı sonrası yoklukları ile büyümüşler. O fotoğraflara bakarken insanın içi sızlıyor.

Büyükbabam, ilkokul mezunu ve nacar idi. (Nacar, marangozun daha ince işçilik yapanı. Kapılar, pencereler, kasaları nacar tarafından yapılır. Gerçek ustalık gerektirir. )  O döneme göre zanaatkâr ve başarılı bir insan. Sıfırdan başlamış hayata. Ev ve atolye kendisine ait.

Buna rağmen, imkanlar dört çocuğu okutmaya yetmiyor. En büyüğü okuldan alıp çırak yapıyor. Diğer üçüne okuma şansı doğuyor böylece.. :(( Ki en büyük amcam da çok zeki bir adamdı, okutulmayı hak ediyordu..

Babam 3 numara. Ne bir oyuncak, ne de “sıfır” bir kıyafet. Abisinden ne kalırsa o giyilirmiş, iç çamaşırları evde siyah patiskadan dikilirmiş. Bu şartlarda her yaz da, ayrıca bir ustanın yanında çıraklık yapıp para kazanmışlar.. Hafta içi okul, yazsa çıraklık..Pazarları da bağa bahçeye gidilip orada bedenen çalışma. O şartlarda alıp okuduğu, hatta sakladığı, bana kısmet olan o “Bütün Dünya”ları, “Çağlayan yayınları Yeni Dünyalarda” serisi Kozanoğlu macera kitapları benim 10 yaşımdan bu güne büyük keyifle okuyup kıskançlıkla sakladığım kitaplar oldular.

Babamın ilkokul araç gereçlerinin bazılarını yazayım : (Hiçbirinin fotoğrafını bulamadım, bulursam eklerim)

Çanta.. tahtadan, bizzat babası tarafından elle yapılmış, sapı da kayıştan, bildiğin kutu gibi bir şey. Alfabeni, kalemini, çakını (kalemtraş yoktu, kalemi çakıyla sivriltirsin) alır giderdin okula. Kalem kutun da tahtadan hem. Bir zaman ben bile kullandım :)) İkea görse bugün, hemen piyasaya sürer..

Taş tahta. A5 boyutunda, dur dur hatta 8″ inç tablet ebadında (LOL), düzlenmiş, bildiğin karataş. Ahşap çerçevelenmiş, taşıması kolay olsun diye tepesine bir de delik açılmış. (ip mi geçiriyorlardi bilemiyorum). İlkokul öğrencisine daha yazmayı öğrenmeden defter harcamanın ne lüzumu var? Yazar yazar siler bezle.

Okulda ise bunun üst versiyonu var: Kum havuzu. Harfleri de rakamları da siler siler yazar öğretmen. Haritalar kum havuzuna çizilir. Duvarda siyah/yeşil boyayla yapılmış ve kireçtaşı tebeşirle yazılabilen tahta var, lakin akılsız. 50 yılda ülkede tahtalar bile akıllandı da, neyse kinayeli yazıp kafamı bozmayayım…

Üzerinde çizgi kahramanların resimleri olan kareli, çizgili boy boy defter ? yok.

Müsvedde defteri var, sarı saman kağıdından. Ucuz. Upucuz. Yine de tasarruflu kullanılır. Kapak içleri dahil yazılmadan yenisi alınmaz.

Beyaz sayfalı defter pahalı. Kap kağıdı yok. Gazete kağıdı, durumunuz iyiyse takvim kağıdı saklanır, güzelce kaplanır kitaplar defterler, ne var?

Kurşun kalem. En dibine kadar kullanılır.

wpid-ımg-20150315-wa0000.jpg.jpeg

.Temsili Resim.

Elle tutulamayacak kadar küçüldüğünde, tahtadan sigara ağızlığı gibi bir kalem tutacağına geçirilir. GERÇEKTEN dibine kadar yazı yazılır. Yıllar sonra kendi gözlerimle kullanılmış permatik sapının kırılarak bu şekilde kalem uzatıcı olarak kullanıldığını gördüm. Google görsellerden örneklere bakmak için buradan buyrun

20140920_134224

Renk renk, biçim biçim mataralar? Ne matarası, matara askerde olur. Susayınca okul bahçesindeki sarı musluktan akan suya ağzını dayar içersin, şaşkın.

Zor yıllardı. Yokluk yıllarıydı. Yenisini bırak eskisini bulup bulamayacağın şüpheliydi. Tek pantolon varsa sabahçı abin giyer okula giderdi, öğlenci olarak o gelene kadar bekler, pantolonu giyer zil çalmadan yetişmek için koşmaktan göğsün körük gibi inip çıkarak sınıfa girerdin. Bit ne ki? Tifüs trahom vardı arkadaş!

Her şeyin ama en çok bilginin kıymetli olduğu zamanlardı.

Ama çok kahraman öğrenciler çok kahraman öğretmenler vardı. O günün lise mezunları bugünün üniversitelilerini cebinden çıkartıyorlar.

devam için buradan buyrun

4 Yorum

Filed under alışveriş işleri, ilkogretim, kültür