Devamı sayfa 2 Sütun 4

Bu sefer kendim arandım aslında. Ne diye koz verirsin, iş arkadaşın diye.. Kadın, müdür oldu ve anında sattı seni. Sür şimdi eşşeği Niğde’ye.. Al işte bunlardan yardım umuyorum artık. Netten bulunan hacker mi olur? Gerçi hacker başka nerden bulunur ki???

Cenk. Cengo. Hacker Fucker Cenk. 34Cenkİst.. Adam ismi var cismi yok, ulaşması kolay unutması zor bir adam. Ulaştım, iki kelime çetleştik. Geldik buralara. Tarif ettiği masada kadın. El ediyor bana.. Gittim.

Masaya oturdum ama içimde bir sıkıntı.. Kadının herşeyi orta. Orta boylu, balık etli, güleç, bildiğin komşu teyze.. Oğlunu da getirmiş niyeyse, o da bildiğin özel okul bebesi. Saçları gözünde, elinde tablet, kulaklıklar takılı, dünya umrunda değil.. Ne bir kafasını kaldırdı beni görünce ne bişey. Anasına baktım, bu çocuğu özelde okutacak bir tip değil, saçının dibi gelmiş, boynunda nuh nebiden kalma altın zincir, ucunda beş sene öncenin modası taşlı VAV.. Sütyenin askısı yakasından gözüküyor, sandalye üzerinde doksanlardan beri görmediğim nubuk mont… Kolunda denge bilekliği, Elinde Nokia.. Yılan oynayabildiğimiz hani.. İçime sinmediğini yüzümden anladı belli,

“Cenk bey bana çok güvenir İpek hanım, rahatça konuşabiliriz” Cenk de Cenk. Sanalda Hero, Sosyalde Zero Cenk. Bulaştık bi kere.

O methini çok duyduğum Cenk hıyarı niye yardımcısını gönderir bana? Asosyallik moda oldu zaten. Gösteriş budalası herif. Tipsizliğini mi gizliyor nedir.. Chatte iki dakkada randevu aldım, oradan anlamalıydım bir çapanoğlu var. Bizim ofiste çaycı abla bundan şık be. Bu da Cenk efendinin çaycısı mıdır nedir artık??? Kalksam kalkacağım, ama elimdeki tek şans da bu.

Kalkamadım. Kadın hala gülümsüyor. Simitten böldü bana da uzattı, çayıma şeker atmamı izliyor. Ne kadar düzgün dişleri var. Derin nefesler alıyor. Bi de gözleri. Ela ela, böyle merhem gibi bakıyor kadın. Kızgınlığım azaldı. İçimi çektim.  Kabalık etmeye gerek yok, herkese rezil olacağım zaten, iki çayı öder kalkarım ne olacak..

Oğlan tablete tapınmaya ve ara ara haldır huldur tıklamaya devam ediyor. Katy Perry olsam farkında değil. Bu ergenler de ayrı mal. Neyse tövbe tövbe oğlum kızım var, kınamak gibi olmasın…

Kadın o küfe gibi çantadan bir küçük saklama kabı çıkardı, dilimlenmiş beyaz peynir. Üzerine kekik serpmiş azıcıcık. Çok severim. Simitle de iyi gider. Deniz kıyısında çay-simit-peynir keyfi diye haştag atmalık bir kıvama geldim. Gevşedim sanki.

“Şimdi Meryem hanım, Meryem’di di mi? Bilmiyorum bilgisayardan anlıyor musunuz, biraz karışık”

“Ben pek bilmem ama Cenk bey bilir, ben bire bir ne dediysen onu anlatcam merak etme, hafızam çok güçlüdür maşallah”

“İyi neyse, benim şirket bir takım borç alacak,miras banka bilmemne işinden sonra sahip değiştirdi. Yeni sahibin şirketiyle birleşmeler oldu, ayrılan, kovulan, terfi eden.. Ben eski şirketteki pozisyonumu korudum, benim en yakın iş arkadaşım Bilgen da branşında süpervizör oldu. Olur olmasına, ancak farklı bir birimdeki müdür Emre Bey hepimize Genel Müdür olarak gelince, iş karıştı. Emre 5 sene önce işe ilk girdiğinde beraber çalışıyorduk. Sürekli kayıt tutan bir tip bu. Kim kiminle görüşmüş, kim mail atmış ne yazmış, herkesin bağlantılarına takmış biridir. Kafa sırf buna çalışır. Kocaman saatli, siyah takım elbiseli, pörtlek gözlü Emre, aldı yürüdü tabii. Hani o bana “kanka” diyen Bilgen var ya o Bilgen..Sayemde işe giren, sayemde rapor yetiştirebilen bıyıklı Bilgen. Boyu devrilesi midesiz Bilgen. Canım cicim, aslansın kaplansın zamanları vardı ya, bi anda kesildi. Müjde Ar kaçtı o hımbılın içine.. Bilgen saçını kızıla boyattı, her gün fön, ful makyaj hop Emre’nin gözdesi oldu mu?

Bölümde her şey elimin altında ben it gibi çalışıyorum; gecem gündüzüm kalmadı. Performans bende, bileğimin, emeğimin hakkını bu ikisi yiyor. Yeni merkezden kimseyi de tanımıyorum, derdimi anlatsam mobingin kralını görürüm zaten.

Sanal ortamda bir dosyam vardı, özel şeylerimi orada tutuyordum, evden işten cepten ulaşabileyim diye orada tutuyorum. Ne olur ne olmaz. İçindekiler de benimle ilgili ve özel. Dosya işte.

Evet o dosya bir anda buluttan silinince ben delirdim. Bilgen çözmüş şifremi, önce maillerime bakmış, sonra aklına gelmiş drayvı incelemiş ve çalmış dosyamı. Emreye de söylemiş böyle böyle, bunlar bir keyif bir kıs kıs gülmeler. Dosyayı da şifrelemiştim Allahtan, içine giremiyor ama içinde ne var bildiğinden burnuma halkayı taktı resmen..Oynatıyor beni.  Hayır semersiz eşek oldum, ama alay konusu olmam fena ağırıma gidiyor. Benim de elimde ufak tefek kozlar var, kendimi işten kovdurup tazminat alabilecek kadar birşeyler biliyorum Emre hakkında da,Bilgen hakkında da..

Ha, işte tam bu arada epeydir beklediğim bir fırsatı buldum, kendi işimi kurmaya karar verdim. İşten ayrılamam, kaç senedir yıllık iznimi bile kullanamıyorum, o kadar kendimi paraladım, tazminatımı istiyorum arkadaş. İstifa edeyim diye o dosyayı elinde tutuyor Bilgen. Emre içindekileri bilmiyor ama Bilgen’in elinde bir koz olduğunun farkında. Bana bu güne kadar yaptırıp kaymağını yediği işlere saysınlar. O dosyamı almam lazım. Sonra tazminatımı versinler ben de yoluma gideyim.”

Ateşli ateşli anlatırken tamaamen unuttuğum oğlan birden kadının koluna elini atıp çekeledi, Meryem garsona “Aplam bakar mısın? bir kola iki de çay alabilir miyiz?” dedi. Kolası gelmiş veledin. Off. Kafası önünde kırk dakikadır boynu ağrımaz mı bunların? Neye bakıyorsa oradan??

Bir yandan da simidin peynirin dibini buldum, anlattıkça rahatladım, çayı keyifle beklemeye başladım. Meryem lap diye : “ben şeye takıldım, ayıptır sorması ne var o dosyada? ayıp filim mi çektin ki? niye bu kadar dert ettin canım ya” demez mi.

Şimdi ağlayacağım bir miki filmi yıldızlığım eksikti.

(devamı var…)

12 Yorum

Filed under arkası yarın, ben yazdım

Anneannemden Masallar -v- “Geçinene geçim çok”

i,ii,iii,iv

Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde yaşlı bir karı koca varmış. Evlerinden hiç kavga dövüş sesi gelmezmiş, civardaki komşular da gün aşırı kendi evlerinde kopan patırtıdan utanırlarmış.

Bir gün genç bir gelin akıl almaya, fikir sormaya, işin sırrına ermeye karar vermiş ve teyzenin kapısını çalmış. Kahveler içilmiş, kızcağız utana sıkıla :

– Ben de uzun ve mutlu bir evlilik yapmak istiyorum, bunun gizi, gizemi nedir teyzem? demiş, çıkarmış ağzındaki baklayı.

Gülmüş teyze.

– Kızım, amcanla yeni evlendiğimizde bana bir şey söyledi:  “Bak hanım, benim bir huyum vardır. O gün neşem yerindeyse kasketimi arkaya iterim; ama yoook, işim ters gittiyse, keyfim yoksa kasketimi alnıma yıkarım. Baktın kafam önümde eve geliyorum, amman ha, aman diyeyim bana karşı çıkma, fena yaparım.”

– Eee sen ne dedin?

– Ben de dedim ki: “Benim de bir huyum vardır, o gün günüm iyi geçtiyse kuşağımın düğümünü arkamdan bağlarım fakat moralim bozuksa, derdim varsa kuşağımı önden bağlarım. Eve geldin de kuşağı önde gördün müü, benden uzak dur. Ağzını bile açma, kalbini kırarım”

– Allah Allah, eee??

– Eeesi meesi bu. Her gün pencerede beklerim beyimi. Baktım kasketi alınını örtmüyor, keyfi yerinde, bağlarım kuşağı arkamdan. Güle söyleye karşılarım. Baktım ki yıkmış kasketin siperini alnına, bağlarım kuşağı önden. O astıkça suratını ben iki kat asarım. Sessizlikle geçer o gün. Yoksa, birbirimize sataşırsak kavga çıkar. Eğer sır dersen, sırrımız bu güzel kızım.

demiş. Yemişler içmişler, öte yana geçmişler.

Sözün özü, evde hırgürü kesen şey, eşlerin uyumudur. İşin çoğu da kadına düşer.

“Bana benden olur her ne olursa, başım rahat eder dilim durursa” demiş rivayete göre Yunus Emre. “İki dinle bir söyle” demiş atalar.

2 Yorum

Filed under aile, kültür, severim paylasirim

Vücudun Senindir, Onu Koru!!!

muhakkak üzerinde durulması gereken bir konu

Ozdemir adlı kullanıcının avatarıBABALAR ve KIZLARI

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Koruma Birimi’nin hazırladığı bu resim çocuk istismarı ve çocuklarımıza kendilerini korumayı anlatmak için çok güzel bir özet olmuş. Lütfen paylaşalım ve çocuklarımızı bu konuda bilinçlendirelim.

1620791_285463518269033_173891870_n

View original post

Yorum bırakın

Filed under Diğer

Tavsiye Evi’nde Süpürge Sohbeti

Ben bir Tavsiye Meleği’yim, yazmış mıydım? yazmıştım evet. Üye oldum olalı, davetlerin arkası kesilmedi. Tavsiye evi sürekli olarak mail atar, bilgi verir, davet eder.. Fırsat da olmadı, kısmet de olmadı.

Geçen haftaya kadar…

Geçen hafta bir toplantılarına katıldım. Tavsiye evine ilk gidişim ancak eli boş gittim bu seferlik. Terlik giymeden girilen bir ev, kapıda mutlu insanlar karşılıyor.. Her köşesi orijinal ürünlerle dolu, süslü püslü bir ev. Vitra’nın Akıllı Klozet Kapağı ve Dokunmatik ışıklı makyaj aynasına hayran kaldık.

Önce mükellef bir kahvaltı sofrasına buyur ettiler. Sevgililer günü yakın ya, tema da kalplerle süslü.. :))

20140213_103453On tane misafirin 7 tanesi blogger. Pek güzel. Tanıştırayım:

Nursen ve çok şey içeren büyüüük çantası, Ödüllü yemek bloggeri Birgül, Nail art seven, ortak zevklerimiz olan ojeci blogger Aylin bana masada en yakın olanlardı. Ekleyeceğim iki kişi daha: Kitapsepeti ve Şeker oğlu ile gelen (o kadar saat o kadar kalabalıkta gık demedi maşallah) ödüllü bir başka yemek blogcusu Ebru’nun Hayat Devam Ederken ‘i.

-*-*-*-*-*-*

Gelelim muhabbete.. Bir elektrikli süpürge sizin için nedir? Benim için öylesine bir cihaz, ancak buna acaip bağlı olan, model model bilen insanlar var. Arnica marka’nın kimse tarafından tutulmadığını, Dyson’un da, feci arzulanan ama paraya kıyıp alınamayan bir fenomen olduğunu tekrarladı herkes.

Gürültü herkesin “e içinde motor var, başka türlü çalıştığını nasıl bileceğiz canım” diyerek katlanılabilir bulduğu bir özellik, ancak hiç kimse emdiği tozu filtrelemeden odaya geri veren bir makineye razı değil. Kordonu uzun, hortumun ucuna takılan edevatı bol olması tercih sebebi. Torbalı seven de var, torbasız tercih eden de..

O gün, tanıtımda, ROWENTA vardı. (Keşke Rowenta’cıların da adlarını hatırlayabilsem :(( )

20140213_12012720140213_121929 20140213_121936Bu resimlerde gördüğünüz makine, ideal bir süpürge. 5 siklonik hava çekicisi var, havayı tozundan ayırıp sonra da filtre üstüne filtreleyip (HEPA da var…) odaya temiz bir şekilde veriyor. Allerjik çocuğu olanlara ideal.

Hafif ama hortum deli yer kaplıyor, buna da İKEA hortum askısı lazım.. Ben çok iyi bir icat olduğunu düşünüyorum. Hortumu duvara asınca makine nereye olsa sığıyor zaten. Bi ara onun fotoğrafını da koyayım.hort ask

Özel başlıkları var, halı temizliğine deli gibi zaman harcayıp onbeş yılda yedi kere başlığı iyileştirmişler. En iyi hali de bu modelde. Hayvan tüylerini gayet güzel toparlıyor. Ve beni çok saran bir becerisi hortumun boru eklenen tarafına mini bi başlık eklemişler. Al eline gir kütüphaneye, vitrine.. Tam aradığım şey.

Veee acaip sessiz. yani bir ses çıkarıyor tamam ama, bilgisayar fanı gibi, katlanılabilir bir ses. Her yerine ciddi yalıtım yapmışlar. Motor gücü yani Watt’la ölçülen şeyin çok önemi olmadığını anlattılar. Neticede bir parça toz, motosiklet motoru gerekmiyor çekmek için.. 900 watt yeterli. Fazlası bi tek fazladan elektrik yakmaya yarıyor. Bir süpürgenin başarısı, performansı denen şey. 100 gram tozun ne kadarını çekebildiği.. İşte o alanda Rowenta iddialı. Toz bırakmayan bir performans sunuyorlar.

Açık söyleyeyim, BOSCH kullanıcısıyım. (bayi de servis de tanıdık, tüm beyaz eşyalar boş marka. Hiç sorun da yaşatmadı bana, sevdiğim markadır) Ama yeni bir tane alacak olursam, muhakkak Rowenta olur. Eksiksiz süpürge yapmışlar.

Tavsiye Meleği olun, Tavsiye Evi’nde buluşalım…

Gizem hanım’a da tekrar tekrar teşekkürler.

 

5 Yorum

Filed under alışveriş işleri, icatlar, severim paylasirim

Bloglovin ve ben

<a href=”http://www.bloglovin.com/blog/5923995/?claim=cryvdg8hm7f”>Follow my blog with Bloglovin</a>

Yorum bırakın

Filed under Diğer

Safra Kesesi Ameliyatım

12 Ocak Pazar: Aniden başlayan deli bir bulantı. Şu son moda gripten midir nedir? Yol tutmuş gibi, sürekli bulanıyorum ama kusma hissi yok.

16 Perşembe: Yatınca geçmiyor, açken geçmiyor, tokken geçmiyor… Sürekli bulantı hayatımı mahfediyor. Kardeşim teşhis koydu: Safrakesesi.. Yok deve diyorum içimden. Safrakesesi yaşlılarda olur. Ultrason beni yalancı çıkarıyor. Safrakesemde taşlar var.

Safrakesesi ultrason görüntüsü

Safrakesesi ultrason görüntüsü

Hemen hastane/doktor arayışı başlıyor, hem korkutulduğumdan (taşlar küçük, kanala kaçar, karaciğer şöyle olur, kanser boyle olur, vıdı vıdı vıdı) hem de mide bulantısını kesmek için kesilmeye razı olduğumdan her yere, herkese danışıyorum ve bu ameliyatın düşündüğümden daha yaygın olduğunu görüyorum, tanıdığım herkesin görümcesi olmuş mesela.. Çok ilginç. Ha gayret.. İyi bir doktor bulunuyor, muayeneye koşarak gidiyorum, doktorumla anlaşıyoruz, Çarşambaya ameliyatım var, Perşembe günü safrakesesiz hayatım başlıyor!

22 Çarşamba: Sabah 11’de hastaneye aç karnına giriş yapıyoruz, standart refakatçim eşimle beraber. Başka kimseyi istemedim. Acı çekerken görülmek istemiyorum. Yemin billah sözler verdiriyorum herkese, hastanenin adını bile vermiyorum gelinmesin diye, dinlemezler bilirim.

Kan tahlili, ciğer filmi bi de eko çektirip süitimize geçiyoruz. Hastane, ameliyat ile ilgili bilgileri vermek ve sayfalarca anket formu doldurmak üzere güleç ve neşeli bir ebe hanım geliyor, anlatıyor gülüyoruz, anlatıyorum gülüyor. Gırgır şamata içinde bana ameliyat geceliğini giydiriyorlar. “Kağıt iç çamaşırı edinseydim keşke” şeklinde bir düşünce beliriyor. Takılar evde bırakıldı, saati eşime devrediyorum, damar yolu açılıyor, sedye geliyor aa saat bir olmuş bile, hop biniyorum, daha asansöre varmadan basıyor ebe hanım narkozu, bir saat sonra tekrar yatağımda, pijamalarım ve çılgın bir ağrı duygusuyla uyanıyorum. Ağrıkesici anında etki ediyor, kırk dakika kadar sonra, hala narkoz etkisinde ama çok daha iyi bir şekilde tekrar uyanıyorum. Kesinlikle midem bulanmıyor artık!!!!

20140122_202603

Akşam dokuza kadar yemek yok. Boğazım acıyor, dilim damağım kurumuş. Gazlı bezi ıslatıp bir kaç damla emmeme izin verdi dr. Oh dünya varmış.

barbi[Ameliyat laparoskopi yöntemiyle yapıldı. Kapalı ameliyat denilen şey. Karnınızda aha bu işaretli yerler kesiliyor. İki delikten karbon dioksit basılıp karın şişiriliyor, bir delikten kamera tıkılıp içerinizin görüntüsü ekrana veriliyor, son delik de çin yemeği gibi, operatör girip keseyi kesip çıkarıyor. Safrakesesi gri, küçük parmağım boyunda ve hıyara benzer bir organ. Delikler fazla acımıyor, deliklerin etrafında zorlanmaya bağlı morluklar var, o fena acıyor.. İlk gece yan, sonra normal yüzükoyun çok rahat uyuyorum, ama yerden bir şey almaya eğilemiyorum hâlâ. ]

Acaip açım, dokuza kadar bişey yok diyor gece hemşirem. Dokuza kadar kapıyı gözletiyor bana. Dokuzda açık çay ve bisküvim geliyor. Ameliyat sonrası ennnn önemli şey gazını çıkarmak. O gaz çıkana kadar katı gıda yok. Sulu şeyler, çorbalar tek gıdanız. Önerim yanınıza bir iki kuru erik alın. İşlemi hızlandırıyor.

dikis

dikiş, morluk ve allerjik reaksiyon

Ertesi sabah taburcu ediliyorum. Personel süper. Hayat harika, Starbucks’ta bi kahveyle kutlayıp eve atıyoruz canımızı. Görenler şaşıyor ameliyattan kalkmış deliye. Benim sezaryanlar da çok rahat geçtiydi hamdolsun… Her gün pansuman yapıyoruz, hop pansuman bandının yapışkanı hassas bezelye prensesinin tenini tahriş ediyor. :(( Ameliyata aldırdığım yok, bu bant izleri yama yama kıpkırmızı ve kaşınıyor, derdim o.

Allahım nerelerden kimler kimler arıyor, soruyor ne güzel bir duygu. Mutluyum, o kadar ki, arayanlar bozuluyor, ağlayıp inlemiyor olmama şaşıp “ameliyat yarın mı” diye soran var. :) Allah razı olsun cümlesinden. gelenler gidenler.. yemekler… :))))

Çok rahat geçen, iyileşmesi kolay bir ameliyat. Eve dönüşün ikinci günü kısa bir duşa bile izin verdi dr’m. İkinci gün araba kullanmaya başladım zaten kısa mesafe. Ağrı kesiciye devam.

Bugün 29 Çarşamba sabaha karşı 01:42. Hemen hemen hiç bir ağrım yok. Son derece başarılı geçen bu ameliyattan sonra, dikişler cumaya alınacak, sonra kızartma yasak bir hayat süreceğim. E zaten sevmem. İyi oldu…

Hastaneye şarjınızı, bilgisayarınızı vb götürmeyi unutmayın, bana sorarsanız, bi de uzatma kablosu fena olmuyor.

20140122_20254520140122_225232

Odanıza su, soda, kettle, çay kahve, kağıt bardak alabilirsiniz. Hastane kantinleri insafsızca fahiş fiyatlar çekiyor insana.

Çok rahat bir ayakkabı ya da terlik giyin. Bir süre eğilemeyeceksiniz, çorap giymek ne zor işmiş…

Islak mendil yine elimin altındaki en iyi destekti, bir de önden fermuarlı polar yeleğim. Giren çıkan, kalabalık, koridorda yürüyüş yapmak lazım, pijamalarla mahçup oluyor insan. Rahat ettim..

Cümlemize sağlıklı, hayırlı ömürler versin Rabbim. Hadi geçmiş gitmiş olsun..

18 Yorum

Filed under saglik

19 Ocak 2014 Akşam gazetesi freecycle ropörtajım

Freecycle için bakınız: Freecycle nedir?

 

 

 

—————————

Benim yolladığım metin:

Arzu hanım

Sorularınıza google’dan da bulabileceğiniz düz yanıtlar ve bazı rakamlar vermek yerine ilgilenen herkesi bilgilendirmek istedim.

 

İsmim İpek, Üniversite mezunuyum, evli ve iki çocuk annesi bir iş kadınıyım/bloggerim. Üyesi ve bir moderatoru olduğum Freecycyle (Frisaykıl) size yansıtıldığı gibi “paranın geçmediği” bir alan değil. Freecycle tamamen recycle mantığı, geri dönüşüm ile ilgili bir şey.

Bilirsiniz, evinizde 6 aydır kullanmadığınız her şey, evinizde ve hayatınızda boş yere yer işgal eder. /Feng Shui. Bu birikintiler, “hele dursun bir gün lazım olur”lar ne kadar kötü enerji ve daha da fenası toz varsa üzerine çeker.

Beri yandan sizin atmaya kıyamadığınız, ama bir türlü de kullanmadığınız, kullanılır haldeki her bir nesne şu anda bir başkasının son derece acilen ihtiyaç duyduğu bir şeydir muhtemelen.

Giymekten bıktığınız kazaklar; modası geçen çantalar; içinizi bayan ve yenisini aldığınız için evden çıkarmanız gereken ama kime vereceğinizi bilmediğinizden garaja/kömürlüğe yığdığınız beyaz eşyalar/bilgisayar parçaları/mobilyalar/cep telefonları/aksesuarlar; büyüyen bebeğinizin mama önlüğü ve biberonundan başlayarak oto koltuğuna kadar bir sürü para verip aldığınız ama bir şekilde ihtiyaç fazlası olmuş ürünler; kilonuzdaki değişmeler yüzünden size dar/bol gelen belki de iki kere bile giyilmemiş pantolonlar.. Taşındığınız için yeni eve götürmek istemediğiniz/sığmayan büfeniz.. Sigarayı bıraktıysanız kül tablaları, hediye gelip üst üste biriken borcamlar.. Yapıp, çerçeveletip sonra da yıllarca bakmaktan usandığınız puzzle tablonuz.. Aklinıza ne gelirse..  Sizin evinizde de çöpe atılmayacak kadar iyi ancak kullanmadığınız onlarca şey vardır. Evden çıkınca sizi ferahlatacak, verdiğiniz kişiden de hiç olmazsa dua kazanacağınız yığıntılar..

İşte bunlar Freecycle’ın uzmanlık alanı. Üyelerimiz mesajlarında özelikle başlıkta belirterek TEKLİF ve TALEP gönderebilirler. Şu ya da bu, büyük ya da küçük.. Fark etmez.

İlaç-tütün-alkol ve ateşli silah dışında her şey olabilir. Temelde TEKLİFlerin ağırlıkta olması lazım,yurtdışındaki gruplarda böyle. Bizde şu aralar başabaş gidiyor, insanlar hala bu sistemi bir “yardım isteme” merkezi zannediyorlar.

Hem bilirsiniz, “Veren el alan elden üstündür” der bir hadis.

katılmak isteyenler: internet araması ile  bulunduğu şehirdeki Freecycle yahoo grubuna ulaşabilirsiniz. Grupların Facebook sayfaları ve hatta blogları da var. (https://freecycleistanbul.wordpress.com/)

Üyelik herkese açık, isteyen istediği zaman girebilir ve çıkabilir. Mesajlara moderasyon uygulanıyor.

Şehrinizde bir freecycle oluşumu yoksa, neden siz başlatmayasınız?

 

Benim ilk paylaştığım eşyam bebeklik pusetimdi. :) Benden sonra 2 kuzenimi büyüten puset, kızkardeşim için 9 yıl sonra evimize geri döndü. Küçülen eşyalarımızı, artık oynamadığımız oyuncaklarımızı, yenisi alınınca eski bisikletimizi, gitara geçince mandolinimizi birbirimizle değişirdik hep. Hem ailemde hem konu komşu arasında böyle mini alışverişler olurdu. 80’lerde tüketim delisi bir toplum değildik, aileler daha paylaşımcıydı. Mal kıymeti bilinirdi. Birine birşeyini vermek ayıp değildi. Kardeşler kuzenler birbirlerinin kıyafetlerini giyerler ve ekonomik durumu ne olursa olsun hiç kimse bundan utanmazdı. “A yazık ayol, bir kere giyecek alt tarafı, bizim oğlanın mezuniyetinde giydiği takımı vereyim giysin seninki” derdi birisi ve iş görülüverirdi.

Sonra işler değişti, herkeste bir “yarım olsun, benim olsun” kavramı başladı. Gereksiz bir tüketim çılgınlığı insanları kavuruyor şu aralar. Özellikle bebek ürünleri hem pahalı hem de gerçekten kısa süre kullanılabiliyor. Yazık günah. Benim evimde öylece durup dururken, bir arkadaşım gidip sıfırını alırsa çok kızıyorum. Artık sandık odaları, yüklükler de yok ki evde bir sonraki bebeğe saklayalım, ki o da bir dert, kızımda bir bavul dolusu eşya sakladım, 3 yıl sonra ikinci bebeğim erkek oldu. Hadi bakalım… Ne yaptık?

Tabii ki freecycle!

Bu zenginlerin fakirlere şunu bunu bağışladıkları bir sistem değil. Bu, para verilip alınmış her bir şeyin, kaynakların korunması ve ekonomiye katkı adına, elde tutulmayıp işi bitince bir sonrakine geçirmek.

Zaten “mal da yalan, mülk de yalan, var biraz da sen oyalan”

Milyar dolar paranız da olsa, hiç bir şey çöpe atılacak kadar değersiz değildir. Mutlaka ve mutlaka ihtiyacı olan biri vardır. İhtiyaç burada MUHTAÇ/ACİZ/EL AÇAN anlamına gelmiyor. Maddi gücünüzün önemi yok. Sende fazlaysa, bana da lazımsa, dolar milyarderi de olsam gocunmadan alırım. Dünyamızda kaynaklar çok sınırlı. Ziyan etmek ise günah :)

Ama bu tekrar edeyim, eskici dükkanı değil. Sokaktaki kağıt toplayanlara da, semtteki kermeslere de, muhtarlıklardaki, belediyelerdeki, camilerdeki Gönül Mağazalarına da yardım ediyor, eskilerinizi veriyor olabilirsiniz. Freecycle’de sizin kendinizin kullanabileceğiniz kadar temiz ve iyi durumda eşyalar verilir. Hırtı pırtı, çürük çarık, elden düşme ürünler kesinlikle olmaz.

 

İlginç bir teklif? Ben erkek arkadaşına aldığı bayağı da marka bir parfümü, bozuştukları için freecycle’a veren birini hatırlıyorum.

 

İlginç bir anı? gelen 15.000. istek olan sehpa’yı bir üyemize hediye etmiştik.

Şimdi 6666. üyemize çok yakınız, belki bir sürpriz olabilir.

10.000’inciye de bir sürpriz planlıyoruz.. FREECYCLE FOREVER!

 

 

Benden bu kadar, kolay gelsin, iyi çalışmalar

 

İpek AG

5 Yorum

Filed under alışveriş işleri, freecycle, severim paylasirim

5. sınıf performans ödevi inşaatı: Kabartma Türkiye Haritası

Çabuk kuruyan alçı (2 kg) nalburdan alındı. Kabartma harita çeşitli boylarda olmak üzere, kırtasiyelerde satılıyor. İri boy almak marifet değil, bildireyim, acaip ağır oldu bitince.

Vaktiyle tamamen başka bir amaç için aldığım bir plaka foamboard ile çerçeve çektim.

99

Kenarlar 45 derece eğimli, güzel kavuşsun diye.

20140112_143122

Bilahare her bir kenarın 0.5 mm uzağına falçata ile paralel iki yol çizdim. Kürdan ile minik oluğu açtım.

20140112_143136

Kızım haritayı oluklar yardımıyla çerçeveye geçirdi.



20140112_144117 20140112_144129

Haritanın arka yüzüne bolca bebe yağı sürüp, yoğurt kıvamında hazırladığım alçıyı çerçeveye döktü.

20140112_150446

24 saat kadar kurudu. Yalnız pek kırılgan dökülgen bir şey oldu, köşeler her fırsatta koptu, tuttuğumuz yer elimizde kaldı, her tarafa da bembeyaz tozu döküldü. Alçının kalitesi mi benim alçı karma yeteneksizliğim mi bilmiyorum.

20140120_160810a

Bitmişi boyanmış halde 100 aldı!

27 Yorum

Filed under ilkogretim, severim paylasirim

Adamlar yapmış abicim. Pebloş’la tanışın

Babam 50’lerda Bütün Dünya dergileri okurmuş. Saklamış, ben de 80’lerde okudum. Hep bir bilim kurgu havası vardı, 2000’lerde herkesin sihir gibi hayatları olacaktı. Ne de olsa, ilk uçağın icadı ile ilk aya uçuş arasında sadece 60 yıl geçmişti. Neden olmasındı??

Evet, Jetgillere eriştik neredeyse.. Kayan kapılar yapıldı. Görüntülü görüşmeler, robotlar, 3D televizyonlar ve printerler de evlere girdi. Işınlamayı henüz beceremedik ama icatlar her gün yapılıp önümüze konuluyor.

Pebble (Çakıltaşı) bir başka güzel icat. Bacım ilk görüşte “O ne o? Zikirmatik mi??” dese de…

Sizi Kickstarter macerası ile yormayayım, bir zahmet araştırın. Bir yıldır satışta ve geliştirilmeye devam ediyor. i-phone ve android telefonlar için bir eee bişey işte. Ama çok güzel bir şey.

Telefonla eşleştiriyorsun, Bluetooth üzerinden. Telefonun ekranına ne geliyorsa senin kolundaki saate de o geliyor.

20140110_131443

Gelen çağrılar, sms’ler, whatsapp, facebook,mail hesaplarınız. Ne olursa. Bir ek-ekran var kolunuzda. Sudan selden etkilenmiyor. Telefonunuz içeride odada şarjdayken ve siz bir yandan bulaşık yıkarken kimin aradığını görebiliyorsunuz, telefonun sesini bir tuşla kapatabiliyor ya da çağrıyı hazır bir sms’le reddedebiliyorsunuz.

Duştayken gelen sms’lerden haberiniz oluyor. Araç kullanırken taa çantanızdaki ya da cebinizdeki telefonu kimin çaldırdığını görüyorsunuz. Sessize alınmış telefona gelen her mesaj anında gözünüzün önünde. 20140110_131453

Ha, çok mu lazım? Vallahi evet, lazım. Hiç bir şey olmasa, telefonun şarjını bitirmiyorsunuz zırt vırt açarak. Her biplemesine asker olmuyorsunuz. Ki ben telefonsevmez bir insan olarak (yakında onu da yazacağım) bunu çok seviyorum. Çok güzel bir ton uygulama var ve her gün yenisi ekleniyor. Tam aradığınız herhangi bir özelliğe de kavuşturabiliyorsunuz Pebble’ı.

Bir Kindle gibi e-mürekkep teknolojisine sahip olduğundan, ekran en parlak gün ışığında bile netliğini koruyor. Parlama yapmıyor. Bir bilek hareketi ile ekran kısa süreliğine aydınlanıyor ve karanlıkta da görülebiliyor. Alarmı titreşim şeklinde. Pek nazik.

Ve evet saati de gösteriyor! Çarşıdan alıyorsunuz bir tane eve geliyorsunuz yüzlerce çeşit saat oluyor bir seferde. İncelemek için bakınız My Pebble Faces . Kesmedi mi, buyrun kendi saatinizin kadranını kendiniz tasarlayın, en özgün sizin saatiniz olsun: Tasarım sitelerinden biri

Hemencik blogun saatini tasarladım:

20140111_233536Güle güle kullanıyorum yeni yıl hediyemi.

6 Yorum

Filed under alışveriş işleri, bilgisayar, icatlar, severim paylasirim

Koşuşmalı Tombi’k

Ehe. Yoğuşmalı Kombi gibi. Bi de eşanjör var bi türlü cümle içinde kullanamadığım.. Buraya yazayım bari.

Güne erken başlasam da elim ağır biraz. İlla ki geç kalırım. Her yere ve her şeye.. Son dakikaların adamıyım. (Şu an çıkıp kızımı almam gerekiyor mesela, ben bunu yazıyorum. Hatta çayım da geldi. İlla sıkışarak olacak herşey, Allah’tan hızlıyım da Hermes gibi.. -amma saçma oldu aynı cümlede hermes.. neyse)

 

Sabahları evden çıkışım -lütfen Zihni Göktay telaffuzunu hayal edin.- “baskın yemiş zampara gibi”.  Ayakkabının teki ayağımda, araba anahtarı cebe, telefon bir başka cebe sokulmakta, montu koltuğumun altına kıstırmışım, kıç cebimde o gün yapılacak şeylerin sağa sola not alınmış kırpık kırpık kağıtlar, bi koltuğumun altından scart kablosu sallanmakta, elimde koca bir ikea çantası, içi o gün uğranılacak ve bırakılacak saklama kapları, ilaçlar, servise verilecek bozuk ürünlerle dolu. Saçıma tarak sürdüysem şanslıyım. Asansör aynasında kalem çekmişliğim vardır.. Ruj zaten arabada bi kırmızı ışıkta halledilir, acelesi yok!

Kızı okula eşimi Metro istasyonuna atıp günlük rutine başlıyorum. Dört evin bir oğluyum ben. Bu sabah mesela arabayı otoparka yıkamaya bırakıp (ki pişmanım) muhasebeciye ve notere gittim. Yeğenimin partisi için sipariş verdiğim folyo balonu sormaya uğradım, yol üzerinden bir çamaşırcı bulup evin erkeklerine iç çamaşırı aldım, kasaba uğradım köfte bitmiş, tavuk budu aldım bi ara fırınlayacağım, geçerken bir çingene bulup yılın ilk nergisini de aldım, kadın indirim de yaptı :))

Oradan eve dönüp bunları bıraktım, işe geldim. Kafamda deli yazılar, oturup neler neler yazacağım… (Mesela dün neler yaptığımı yazacağım, hangi dertlere deva olduğumu… Telefona ne kadar sinir olduğumu…Yeni aldığım cici Pebbloşumu anlatacağım.. Neler neler)

Nasreddin Hoca bir gün evden çıkarken “Hanııım, ben kahveye gidiyorum, bir saat sonra gelirim” demiş. Hanımı da içerden : “İnşallah de, beey!” diye seslenmiş. Hoca öfkenlenmiş, “ne inşallahı be? aha iki adım ilerde kahve, bi kahve içer, sohbet eder gelirim” çekmiş kapıyı çıkmış. Daha bahçe kapısında bir süvari çevirmiş hocayı. “Atın tayı yanında, ama yavaş gidiyor, yol uzun telef olacak, al şunu kucağına Akşehir’e kadar taşı çabuk” diye emir vermiş. Haydaa, ne yapsın Hoca, emir demiri keser, yallah etmiş tayı, atın tozunu yuta yuta taa Akşehir’e kadar gitmiş, yayan yapıldak geri dönmüş ki gecenin körü olmuş.Kapıyı çalmış .. “Kimdir o?” demiş kadın. Hoca bitkin bitkin “hanım İNŞALLAH benimdir” demiiş.

İşte ben de bu planımdan evvel inşallah demediğim için, bi girdim, bilgisayara manyak virüs kaptırmışlar, Smart Guard Protection diye.. Allahın bir belası. Söküp atana kadar bu saati buldum.

Yazılar da sonraya kaldı artık. Gideyim kızımı alayım, eve varayım, akşam yemeği, çocukların ödevleri, kendi hesap kitap işlerim, e malum ikinci üniversite işlerim, kahvem, yıkanacak çamaşırlarım, dikilecek düğmelerim, yamanacak çorabım, oynanacak oyunlarım ve izlenecek filmlerim var.

—————–

Her bilgisayara a) avast antivirüs kurun, b) bi ara sistem geri yükleme noktası oluşturun!!

20140103_194815

4 Yorum

Filed under aile, ben yazdım, insan olmak, severim paylasirim