Her pazar krep(gözleme/pancake/akitma artik siz ne derseniz) yaparim. Afiyetle yeriz.
Bu pazar normalde kullandığım spatulama erisemedim, Tefalden alinan ama kullanmayi sevmedigim spatulayi kullandim.
Krepleri alt-üst etmek için tavaya surdugum spatula saniyede ERİDİ ve YAPIŞTI!
Zaten sevmem, güzelim tavama ve kahvalti keyfime turp siktigi icin küllüm nefret ediyorum artık Tefal’den.
O iz çıkmasın da gör gününü.
Adi Tefal. Pis Tefal.
Filed under iştahlı işler, saçmasapanlıklar, şikayetlerim
Aldığım en güzel iltifatlardan biri
-Ejderhanı nasıl eğitirsin- filmini konuşuyorduk, laf lafı açtı, kızıma “Beni kardanadam gibi görüyorsundur” deyip havada kardanadam çizdim
\( )/
(….)
evet dedi
hem sıcağı sevmiyorsun, hem biraz tombişsin hem de yüzün hep gülüyor.
O tatlı dilini yerim senin!
Bu kız bize çekmemiş baba ;)
Kızım daha minicikken, mini m&m’leri ısırarak ikiye bölüp yiyordu. Rahmetli babam bunu görünce güldü “bu bizden değil” dedi. Biz genelde avuçla yeriz oncacık şeyleri. (*)
Babam da ben de efsanevi tertip düzen insanlarıyızdır, çoraplarım alfabetik sıradadır çekmecede diyeyim de siz anlayın.
Kitaplarımız, kitaplıklarımız hele.. Cıncık gibidir.
Kızın kitaplığını dört beş ayda bir düzenliyorum, sonra anında karmaşa hüküm sürmeye başlıyor. Yaz başı diye yazlıkları çıkardım, kitapları düzenledim, ayıkladım, yaş seviyesine göre çıkarılacakları verilecekleri seçtim. Yarından itibaren de peyderpey oyuncaklara girişeceğim. Oynanmayacaklar dağıtılacak, verilecek, satılacak..Ne çok saçmasapanlıklar birikiyor evde, ne çok şişmanlıyor evimiz…
Bakalım bu seferki düzenleme ne kadar dayanacak?
İlk seferde çıkan oyuncakları da Freecycle’la verdim. Oh!
(*) Rahmetli babamın da dedemin de pek sevdikleri fıkradır, babalar günü vesilesi, harika birer baba olan ikisini de tekrar rahmetle anıyorum.
Bektaşi bir bağda, ceviz ağacının altında, yanını vermiş yatıyor, bir yandan da üzüm yiyormuş. Ama ne yemek. Salkımı ağzına sokuyor, hoooop çekip bir tek sapını çıkarıyormuş..
Bağ bekçisi “erenler” demiş, “tane tane yesene”
“o dediğin elma-armut” demiş bektaşi.
“aman efendim olur mu, onlar dilim dilim yenir”
“o dediğin kavun-karpuz”
:))
Filed under alışveriş işleri, çocuk, ev işi, freecycle, kitaplar, severim paylasirim, tertip
Androidden Bilgisayara aktarmak
Kies niyese şu an bu yazıyı yazdığım bilgisayarda çalışmıyor. Ne telefon bilgisayarı görüyor ne bilgisayarın jawa’sı işe yarıyor.. (certification has been revoked) dedi utanmadan. Normalde başka bi dolu bilgisayarda en ilkel haliyle usb kabloyu dıktım mıydı hop “ben bu harici disk midir nedir bu taktığın işte onu ne edeyim, dosyaları mı görüntülemek istersin” yazan bir kutu çıkar, bir tarayıcı açar ve istediğim şeyi istediğim yere transfer ederdim. Kies de iyi çalıştığı zaman onar onar indirirdi resimlerimi.
bir sürü itiş kakış ve sinir bozukluğundan sonra…
Google Play‘den Smarter Droid diye bir şey yükledim.
Wifi üzerinden şakır şakır ne varsa küllüm indirdim bilgisayara..
buyrun örnek:
Filed under internet, severim paylasirim
İlaçta neden reklam yok? İşte bu yüzden…
Genelde buna verilen cevap, reklama harcanan paranın ilaç fiyatına yansıyarak fiyatını yükselteceği olsa da, derinlerde bir sebep daha var. Reklamcıların ve kapitalizmin sınır tanımaz paragözlüğü..
Şu önünüzde gördüğünüz, ishal için kullanılan bir ürüne hazırlanmış görsel. Bununla pazarlama yapan depo var.
İshal ilacının akıl ve duygusal sağlığınızı koruma etkisini bilmiyordunuz di mi sizi gidi cahiller?
Yaa, işte.
Huysuz Virjin gördüğü şişkolara (haşa huzurdan) der ki : “ağzını tutamayan hiç bir yerini tutamaz!” Meğer barsaklarını bozan da aklını oynatıp duygusal sorunlara boğuluyormuş..
Bu sadece bir örnek. Adamların birşeyleri satmak için yapmayacakları reklam, atmayacakları slogan yok. Reklam serbest olsa seyreyleyin gümbürtüyü.. Bizim üç kuruşluk beyni ile okuryazarlığı şüpheli insanlarımıza marketleri yağmalatır bunlar. Lafa bak ya.. Hem cırcırını durduracak hem de duygusal sağlığını koruduğu gibi, k.çından akıp gitmekte olan aklını da başına getirecek zahir..
Filed under alışveriş işleri, saçmasapanlıklar
Karış karış karıştırdım bugün.
Uzun zamandır gerek tembellik gerekse kıyamamaktan yapmadığım bir şeye başladım, arka odada birikmiş kolileri boşaltıyorum. Neler attım neler, koskoca koliden geriye bir kutu malzeme kaldı, geri kalan herşeyi yırttım, yaktım. Saçççma sapan kartvizitler biriktirmişim.. Hayret miktarda ıvır zıvır. Ki ben de freecycle bir insanım, hiç tutmam evde ya satarım, ya atarım ya veririm. Bunları ne tür bir duygusallıkla tutmuşum bilmem..
O arada sevgili(!) okulumun yıllığını buldum. Yıllıkta okuldaki en samimi arkadaşlarıma göz attım, derken aklıma düştü, “ya benim en iyi kankam Rayan’dı. Ne oldu kıza bir aranayım” dedim.
200 kişilik sınıfta türlü çeşitli öğrenci oluyor tabii, bunlardan bazıları da değişim öğrencisi, ve Rayan da benim sınıfımın Tanzanyalı değişim öğrencisiydi. 4 senede bitirdi okulu, gitti memleketine. Ben 6’ya uzattım onu da ite kaka geçtim açıkçası. Kendisi bildiğin zenci, dünya tatlısı bir kız. Ben sarışın, mavi gözlü bir başka tatlı, ikimiz Benetton reklamı gibiydik. Yanyana..
Süper not tutardı. Üstelik arapça yazardı, notlarını aldığım için deli olurdum. Arap alfabesiyle yazılmış kimya notlarını hayal ediniz… Sayesinde arapça okumam ilerlemişti. Kullandıkları dilin adı Swahili. Bana biraz da Swahili öğretmişti. Kanlı canlı olmasa da güzel Türkçe öğrenmişti.. Aramızda sürekli İngilizce konuşurduk. Okul günlerimin en güzel tarafıydı Rayan..
Zaman zaman aradım nette kendisini. Kısmet bugüneymiş. Teknoloji yeterince ilerlemiş, dünya mandalina kadar küçülmüş.. Rayan’ı bu sefer başarıyla buldum. Hatta görüntülü görüşme yaptık, çok güzel bir sürpriz oldu ikimize de.
Koliden Rayan çıktı yani..
Yıllığı da yaktım. Berbat bir anıydı, kurtuldum.
O kadar ayıklama, yakma bilmemne sonucunda öğleden sonra oldu tabii, pis ve is kokar şekilde kızı okuldan almaya gittim saç baş o biçim.. :) İyi ki cam filmi diye bir şey var..
Filed under ben yazdım, freecycle, insan olmak
Kobo, çok tatlısın
E-kitap aldığım, almasam bile seçerken yorumlarına bakındığım sitelerden biri Kobo .
İyi, memnunum. Düzgün, tertipli epostalar yollar her hafta, tanıtım yapar, indirim yapar..
Geçen hafta tutup İtalyanca yollamışlar bülteni. Ben de hiç üzerinde durmadım.. Bugün özür maili geldi… ??!!
“Dear Kobo Reader,
You may have noticed that you received an email from Kobo in Italian this week. We know that this is not the regular language that you receive from us in regards to your email communications.
We’re sorry – we messed up. We want to apologize for any confusion this may have caused.
Please accept a 20% off coupon on our behalf as a token of appreciation for your understanding.”
Vallahi ne diyeyim bilmiyorum. Kusurumuzu affetmeniz için %20 indirimimizi kabul edin, diyor…
:D
Bravo, Kobo!
Filed under alışveriş işleri, internet, kültür, kitaplar
Fakir hırsızlığa çıkarsa, ay akşamdan doğarmış..
En sevdiğim ata, Nasreddin Hoca olup, atasözü de “ağaçtan ileri yol gider”(*) dir.
İşten çıkmadan evvel aklımda smoothie yapcak bi gereç satın almak vardı. Tıngır mıngır giderken, yolda arabamın direksiyonu bir arıza çıkardı. Dörtlüleri yaktım, sağdan sağdan kenara yanaştım. Al sana smoothie…
15:50 Back-up görüşmesi, derdimi anlatma,çekici isteme
15:53 Servisi arayıp geleceğimi söyleme, işlerime bakan Serdar beye ulaşamayış
16:04 Eşimi arayıp özet geçmek, sorularını es geçmek
Bu arada BiTaksi uygulamasından bi taksi bulamamak. Köşede el kaldırıp taksiye atlamak, taksinin başka işe giderken beni araya sıkıştırmaktan mutlu olması, beş kuruş paramın olmadığını atm’de durup para çekeceğimi öğrenince surat asması
16:07 Kızın okuldan alınıp bir başka taksi bulunması ihtiyacı
16:07 Back-up geri arayıp teyid etmesi. Lafı bir türlü anlayamayan bön kadına sinirlenmek, bir de başka bşr adama izah etmek zorunda kalmak, kol çantasından nefret etmek, sırt çantasına dönmeyi ummak, bir yandan taksi kollamak
16:07 Servisi arayıp ulaşamamak, scooter edinme arzusunun giderek cazipleşmesi
16:23 eve geliş lakin giremeyiş, hane halkının kapıyı duymaması
16:26 çekicinin ‘yoldayım’ araması, çantayı kapıp fırlamak
16:30 BiTaksi gene işlevsiz
16:37 Mahallenin durağını aramak, çalıp çalıp açılmaması, taksisiz kalmak
16:43 köşeden binilen taksiciyi direksiyon motorunun varlığına ikna ederken eşimin araması, kısa bir özet geçiş
16:53 taksicinin hepi top 1,5 lira fazla almak için yolu göz göre göre uzatması, özür dilemesi lakin rakamın helal edilmemesi, annemin araması, ‘sabah aradıydım?:(‘ sorusuna brief
16:55 çekicinin bi daha tarif istemesi. ‘Dümdüz gel bilader’ cümlesinin dilimi yakması ancak kurulamaması, insanların akıllı telefonu ne b.kuma aldıklarının merak edilmesi
17:05 annemle konuşma, konuyu hatırlamıyorum,ha hu
17:16 çekicinin üzerinden servisi aramak, ilgisiz bir ablaya Serdar beyi sormak, ‘numaranızı bırakın sizi arasın’ cevabına tilt olmak, ‘isterse arasın, geliyorum zaten’ itişmesi
Süreçte çekicinin aracındaki diğer abinin vanının ilk frende tepemize inmeyeceğini ummak.
Çekicinin arabayı servise atıp kaçması, servisin kapanmak üzereyken gelmemin yine de sevinç yaratması, kendimi evde hissetmek, hoş karşılanmak, teslimiyet.
Güvenliğin taksi çağırma gayretinin boşa çıkması. Yine köşede araba durdurmak, onun da gezdirme niyetlisi çıkması, hiç bir yeri bilmemesi ve buna zerre üzüntü duymaması. Bariz bir yolu adım adım tarif etmek, netten elektrikli scooter bakma arzusu ve eve dönmek.
İnsanlık olsun diye çekicinin şöförünü arayıp “zahmet verdik teşekkür ederim” demek.
Hadsiz çekicinin “bir kahve içer ödeşiriz” sululuğuna muhatap olup günü minimal asap bozukluğu ile kapatmak için aldırmamak……
Ee, sizde ne var ne yok bakalım?
(*) mahallenin veletleri Nasreddin Hocayla dalga geçmek için plan kurmuşlar. Göya uçurtmamız ağaçta kaldı deyip yardım isteyecekler, hoca da yazık, ağaca tırmanmak için çarıklarını çıkaracak, tam ağaçtayken alıp kaçacaklar çarıkları, hoca da kalakalacak ağaçta. Hesaba katmadıklar şey, hoca’nın içindeki çocuğu koruyor olduğu. Anlamış niyetlerini, sokmuş çıkardığı çarıkları kuşağına.
Çocuklar bozulmuş.. “eeeaa hocaa, niye ağaca çıkarken çarığını kuşağına sokuyorsun ki?”
;) “belli mi olur, ağaçtan ileri yol gider belki”
Filed under araba, saçmasapanlıklar, şikayetlerim
An afghan as a symbol of regret…
Anneanneciğim… :(
As we packed my mother’s belongings, my sister and I found scissors everywhere… scissors we could never find when we needed them, of course. These are a sampling with which we awkwardly spelled out “MOM,” with a backdrop of the afghan I saved.
My husband noticed something was wrong.
At first I hesitated. Then I told him, “No, it’s stupid.”
“I can tell something is wrong, what is it?”
“You’re going to think this is stupid. Actually, it is stupid. Ridiculous… [long pause]
“… Last night, I dreamed of an afghan.”
Lest he think I meant an Afghan rather than the knitted blanket I envisioned, I hurriedly clarified:
“I have been thinking of the afghan I didn’t take from my mother’s house — and wishing I had. Last night, I dreamed that I got the afghan back; this morning, I awoke and found I hadn’t… It’s stupid. It’s…
View original post 1.137 kelime daha
Filed under konuk yazar
Duble Yollarda, Duble Mutsuzluklar
Çok hevesim kaçık hakim bey.
Bugünlerde olan biten beni “duble” üzüyor.
Onca insanın bok yoluna gittiğine mi yanayım, yoksa yetkililerin meşin suratlarla sorumluluğu zerre kendinde görmemelerine mi, bilemiyorum. Durumun özeti: “her makamın kaymağını pek güzel yeriz, ama ters giden bir şeyler oldu mu da hoop suçlu şurdaki günah keçisi”
“Sizin ananıza küfretseler öyle durur muydunuz?” diyebilip vatandaşa yumruğu, tekmeyi haklı bulanların “Yahu eşim dostum, babam, oğlum ölse ben de isyan eder, yetkililere küfrederdim.” diyememesi beni fena umutsuzluğa sürüklüyor.
“Soma’daki maden kazalarının sebebi araştırılsın” önergesini reddetip, sonra pişkince “muhalefet de ısrar etseymiş canım” diyebilenler tarafından yönetilmek, üstüne bir de maaşlarını ödemek, aptal gibi hissettiriyor. Gerçi “gibi”si fazla.
Tek kelimesini anlamadığı Şivan Perver’in türküsüne göz yaşı döken güzide eşlerin, yalandan da olsa acı paylaşmak üzere hiç etrafta görünmemesi, beni benden alıyor.
Liste uzar. Ne diyelim Allah’larından bulsunlar mı?
Yok. Ben bu dünyada adalet tecelli etsin istiyorum.
Ah alanlar, ah etsin istiyorum.
Son sözüm şu: o istemdışı alıp…
View original post 90 kelime daha
Filed under konuk yazar, severim paylasirim














