Bu çok güzel bir görüş açısı.
İşi ehline vereceksin tamam da, tembele verdiğinde daha kolay bir yolunu bulur çıkarır o kesin.
Ne demiş Nasreddin Hoca saz çalışını eleştirenlere? “Onlar benim bu bastığım perdeyi arıyorlar”
Tembeller şahı olarak, kek börek çörek alanında elemeler yaparak EN İYİ tek tarifi bulur çıkarırım sonra da bin yıl aynı tarifle pekala yaşarım. Yap yap aynı tarif evet ama o kadar güzel ki her şekilde elli farklı tariften daha başarılı. Biraz peyniriyle oyna, baharat ekle,oklavayla açıp kalıpla kes… zaten değişik gibi oluyor :))
Efenim tarifimiz şu şekil.
İNTİKAM ROKETİ
Fırın 180 dereceye ısıtılır.
1 yumurtanın sarısı ayrılır.
Yumurta beyazı,
2.5 bardak un,
kabartma tozu,
yarım paket eritilmiş margarin,
yarım çay bardağı sıvıyağ (fındıkyağı koyarım ben)
yarım çay bardağı su.
1 yemek kaşığı toz şeker.
1 çay kaşığı tuz.
1 bardak kadar peynir rendesi.
Hepsi yoğrulur.
İster streçe sarılıp 5 dakika buzluğa atılır ve oklavayla açarak kalıpla kesilir. İster ceviz kadar koparılıp yuvarlanır tepsiye fırlatılır. (intikam kısmı bu işte.. süper zevkli. şlap diye yapıştırıyorsun tepsinin boş bir yerine. )
İster yağlı kağıda sararak silindir şeklinde yuvarlanır, dilim dilim kesilerek tepsiye dizilir.
Kafana göre.
İlk baş ayırdığımız yumurta sarısı azıcık şeker katıp yüzüne sürülür. Çörek otu, susam, mahlep, zahter… kafana göre..
Fırın 175’e düşürülür, tepsi sürülür yaklaşık 20 dakikada altın rengi olunca çıkarılır. Kıyır kıyır vallahi.
Bir tepsi dolusu 24-25 tane çıkarıyorum bu tariften.
Kim uğraşacak tek tek aç, peynir tık, kapa, diz.. çatlasın patlasın sinir ol… Her şeyi içinde en güzel..
{Güzin’e sevgilerimle}
Filed under iştahlı işler, severim paylasirim
Amerika deyince de bozuluyorlar, “imirika kitanin adi, biz ilkiyiz” diyorlar.
Birleşik devletlerden bahsediyorum.
Adamların bi adet kanunu var. Postaya bulaşılmaz. Postaya bulaşmak federal suçtur. Adamın adı yazılıysa üzerinde o zarf şahsi evi arsası gibidir, işi olmayan giremez.

Ne diyor amcam?
Girmek yasak, gireni vururuz, sağ kalanı
bir daha vururuz.
Apartman girişinde bi mantar pano var. Sucu, elektrikçi, gazcı aletle geliyor bizim sayacı okuyor, cıııırt diye çıktı alıp zart diye iğneliyor panoya. Apartmanda okuması olan her yaştan insan kime kaç lira fatura gelmiş kıyaslamaya girişiyor. Erken gelen kendi faturasını ve de namusunu kurtarıp kaçabiliyor, işten geç çıkan cümle aleme maskara oluyor orda sallanan fatura rakamıyla..
Abi sorun değil, “şakır şakır harcadım, cayır cayır kullandım, çatır çatır yaktım patır patır öderim arslanlar gibi, şan olsun” derim demesine de.. Unutmuşuz pis faturanın tekini, ayı gibi bi sayfa çıktı da ona almış kondüktör.. tahsilatör.. eli cihazlı arkadaş kimse artık… iğnelemiş panoya. Ayı kadar bold bold “UYARI ÖDENMEMİŞ FATURANIZ VAR !!! ABONELİĞİNİZİ KESECEĞİZ!!!11bir bir1 FİTİL FİTİL GETİRECEĞİZ” mahiyetinde bi yazı dalgalanmakta. Rezil rüsva olduk iyi mi..
Bu faturaların alenen gelmesi bizde suç değil mi? Zarfa konması, elden teslim edilmesi filan gerekmez mi? Mail atsınlar ısırdığımın faturasını. Yeter ki asmasınlar…
Niye millete ilan ediyorsun bizi ey #iski #igdas #ayedas sikayetçiyim. Bura amerika olsa rastgele bi avukatı takar peşime dava açar paraya mani derim.
De burda nereye nasıl başvurulur, bürokrasiyle nasıl cebelleşilir bilmiyorum ki?
Kendime not: panodaki iğneleri kaldırayım ben!
Filed under saçmasapanlıklar, soruyorum, şikayetlerim
Mutfakta lavabonun yaninda bu bıdık duruyor.
Kendisi agiz/bogaz antiseptik spreyi. Bu donemde her receteye giriyor, evde surekli bir iki sise bulunuyor.
E dibine kadar da kullanmıyoruz. Iyilesen kenara atıyor.
Iste bu az kullanilmis spreyler mutfakta guzel hijyen sagliyor!
Kesme tahtalari, saklama kaplari, cocuklarin okul mataralari, copun dibi…
Her an her zaman lazim oluyor.
Hic birsey yoksa, bulasiktan sonra lavaboya iki fıs sıkıyorum.
Filed under ev işi, icatlar, saglik, severim paylasirim
Disleksi etiketini takip ederek önceki yazılara ulaşabilirsiniz.
Rapor. Aldım.
Verilen tarihte Heyet Salonunun girişinde toplanan 100’den fazla insan vardık. “Önce çocuklar alınacak” denildi ve iyi de edildi. Kesinlikle farklı günlerde girmeli çocuklar heyete. (hatta girmemeli.. gereksizliğin daniskası)
Adımız okundu, salona alındık. 30 kadar hekim bir masa etrafında. Heyecandan pek de bakamadım. Tonton bir hekim bey oğluma adını, yaşını, okula gidip gitmediğini, matematiğinin iyi olup olmadığını sordu. Oğlum “iyi” dedi doktor bey de “daha iyi olsun o zaman” deyip “hadi bakalım” diyerek bizi saldı.
Hepsi bu. Oley. ee? Ee’si “Cumaya kimliği olan biri gelip alsın” orrayt.
Cuma günü sabahtan gittim. Sinirlenmiycem. Telefonum ful şarj, kulaklığı taktım, en sevdiğim müziklerimi dinliyorum…
Buyur… Çocuğun kimliği demek istemişler. Allahım. Acıdı adam halime “iyi senin kimliği ver” verdim. “Ehliyet olmaz” Niye lans? TC var her bişey var yeni değiştirdim sayılır. Rica minnet onu da kabul ettirdim. İki nüsha iki yaprak rapor tarafıma imza karşılığı teslim edildi.
Uçarak çıkacağım oradan da.. biter mi? Bitmeeeez. Bu sefer adama sordum “şimdi n’apam?”
“İmza odasına in.”
“ee”
“4 kopya yaptır, aslı gibidir yaptırıp imzalat. Her yere vereceksin raporu lazım olur”
Ya Allah.
İmza odasında fotokopi olmadığı, iki sokak ilerideki medikalde çektirmem gerektiği buyruldu.
Yallah. Koş İpek. Gittim çektirdim geldim.
Şarj yarıya indi.
İmza odasındaki abiye teslim. Abi “yarım saate çıkar gel al” der demez. “işim var benim geç kaldım nerde bu imzalayıcı ben götüreyim” şeklinde zırlandım.
olmazmış. olmadı.
yarım saat sonra döndüm. Evrak tamam. Koydum çantaya.. Çıktım.
Üzerimden yük kalktı.
{Rapor iki yıllık.. eski yazılara -1- yazmış olabilirim affola. }
Bir saçmalığa bağırıp çağırmak istiyorum. İmza odasında – fotokopide-tekrar imza odasında ve yarım saat de bir yerlerde bekletilmemin hesabını sormak istiyorum. Bu raporu hazırladınız ya Cumaya kadar, İKİ değil ALTI sayfa çıktı alaydınız da aslı gibidirini de peşinen yapıp vereydiniz ya bana? Nedir bu dandiklik????? İnternete yükleyin ben printimi alayım istediğim zaman istediğim yerden.. Neden olmasın?? Vergi levhamı ya da ilaç raporunu şak diye döküm alabiliyorum bu da olur işte.
Sağlık bakanlığına yazacağım bu konuyu..
<3 <3 <3 <3 <3 <3 <3 <3 <3
Yolda şimdiki levelim olan Milli Eğitim Müdürlüğü’nün RAM denilen Rehberlik Araştırma Merkezi’ni aradım. Raporu aldım randevu istiyorum. Burada bir test yapacaklar, teste göre bu çocuğun okuması şu yazması bu, matematiği o diye tek tek belirleyecekler; nereden nasıl eğitim verileceğini, okulda alacağı desteği, özel eğitim merkezinden izlenecek yolu bildirecek sihirli yol haritası olan BEP Bireysel Eğitim Programı hazırlanacak. Keşke her çocuğa ilk günden şak diye yapsalar bu testi de herkesin kapasitesi belirlense…. Resmen kişisel kullanma klavuzu. Ya da bana öyle anlatıldı. El yordamıyla gidiyoruz işte.
Neyysse.. Telefonda randevu veremiyorlarmış. Kendim gitçekmişim. Niye demedim. Peki dedim. Rahmetli annanem derdi ki “sen bilirsin deyince kavga dövüş olmazmış”. Peki dedim, yazık benim tansiyonuma.
Gittim. Bi klasör içinde dosyalar.. Dosyalardan bir dosyaya bir sayfaya sıraya yazıldı oğlumun adı. Bu kadar. Nesini telefonda veremiyorsun be adam?!? Neyseee. Sabıııırrr..
Kapı önünde de meşin ceketli kirli sakallı elinde bir kağıt olan bi adam durdurdu beni. “pardon sizin çocuğun nesi vardı?”
çook kısaca özetledim.hayır yabancılarla da konuşmam aslında. boş bulundum. adamın da çocuğu var benzer bir derdi var zannettim işte. tam kapı önünde olunca.
“ha, bizim de özel eğitim merkezimiz var da, yardımcı olalım isterseniz”
Buyur burdan yak, bunun da mafyası çıkmış. Çocuk başı para aldıklarından müşteri kapabilmek için en güzel yere pusuya yatmış adam. Günde iki üç baş çocuk kapsa, 150-200 kağıdı var. temiz iş..
“Teşekkürler bizim de var” dedim çıktım.
Son durum bu. Randevudan sonra olup bitenleri yine yazarım. İçiniz şişmediyse o zamana kadar tabii.
(ayayay dip notu: özel eğitim merkezini aradım, raporu aldım,derse başlayalım bak dönemin yarısı geldi diye.. yok , ram raporu da lazımmış. Niye? iki ders ver işte arada.. rapor burda.. ram da iki hafta sonra verir ortasını ojelediğimin raporunu biter gider, niye bir ay sonra başlasın ders ki??? Başlat işte. Yoh.. Pekiii)
Allah anaların yardımcısı olsun.
Filed under disleksi, saçmasapanlıklar, saglik
Oğlum disleksik. Benden daha disleksik. Solaklık gibi. Bir hastalık değil, değişiklik. Klavyeniz birden Q yerine F klavye olmuş gibi. Siz yazıyorsunuz alıştığınız gibi, ekranda KABAK yerine PTLBY çıkıyor????? Öyle düşünün.
Senin benim gibi okuyamıyor. Harfleri kelimelere çevirmek onlar için zor ya da imkansız. Onun dışında gayet iyi bir öğrenci. Parlak bir zekası var. Eline kitap verene kadar. Cümleyi okurken öyle uğraşıyor ki, anlamını ikinci plana atıyor. Üçüncü kelimeye geçtiğinde ilk kelime çoktan yitmiş oluyor.. Ağzından çıkanı kulağı duymamak bir tür.. (b) ile (d) karışıyor mesela.
-bayısı.
+ nesi?
– bayısı anne?!
+ bayısı ne oğlum? Dayısı’dır o.
– olur. Dayısı ile dadası..
+ babası
– öf
O yüzden okul başarısı yazılılarda çok düşük. Konuya hakim, soruyorsun şakıyor. Ama bunu soruyu anlayıp da yazıya geçirecek kadar zamanı yok. :(((
Bunun eğitimle, çözümü var, kendi sınıf arkadaşları seviyesine gelebilecek. Hemen her mahallede bulunan özel eğitim merkezlerinden haftada bir saat yararlanması lazım. Ayrıca bu durumu onun lehine çevirmek için okulun da sunacağı bazı imkanlar var. Bütün bunlar için bir adet kurul raporu lazım. Normalde iki üç günde çıkabilir. Rahat rahat. Bende? Çıkmaz oğlu çıkmaz.
Rapor için gidiş gelişlerim bitmedi. KBB mesela. 9 Eylül müydü ne randevu aldım, İşitsel İşlemleme Bozukluğu olup olmadığının tespiti için iki çeşit test lazımmış. -2. katta odyoloji’ye gönderildim. Odyoloji elime bir kağıt tutuşturdu.
-Ne bu?
+ Aralık ayının son haftası arayacaksınız bu numarayı..
-Eee?
+ Randevu vereceğiz. Sonraki altı ay içine randevunuz verilecek, o zaman gelir yaptırtırsınız testi.
Bacı benim işim acele.. Bekleyemem. Rapor lazım.. Anan yahşi, baban yahşi.. Yoh.
Yallah ilk doktora. “Hocam böyleyken böyle, randevu alabilmek için bir randevu aldım. Aman özelde bir yerde yaptıralım?”
Doktor bey sağolsun bir yer önerdi. Oradan randevu alacağım da gideceğim hele..
Rapor için KBB’ye tekrar yönlendirildim aynı hafta içinde. Verilen randevu Ekim’in yarısından sonraya. İyi. Gittik. Sıra geldi girdik..
– Hocam rapor için geldik ama çocuk bir öksürmekte, geniz akıntısı mı var bir bakarsanız… demeye kalmadı.
+ rapor hastasına bakmıyoruz.
oh süper. bakmadı valla yüzüne bile. Ne b.kuma getirttiniz yanımda madem bunu? Okulundan kaldığına yazık.
– işte durum bu.. sizden rapor alınacak, psikiyatri verdi, derse başlatacağız vb vb..
+ tamam ben yazarım raporu, çarşambaya sekreterlikten alırsınız.
eyvallah..
Çarşamba aradım valla da hazırmış. Araya tatil girdi, bugün gittim aldım. Doktorun rapor diye yazdığı da iki-üç satır ha. Neyi bir hafta sürdü bilmiyorum.. Neysee uzatma kızım al raporu kaç aydır peşindesin.. Hoppa. Oracıkta sevindim. Hemen ilgili milli eğitim birimi olan RAM var, ona gideceğim, işi bitireceğim hazır gün erkenken…
Sekreter uyardı “raporu kurula götüreceksiniz onlar onaylayacak”
Allah Allah.
Ona da peki.. İndim kurul odasına. İki resim bir nüfus cüzdanı fotokopisi. Tamam buyrun.
Hop bi kaat daha tutuşturuldu.
– 24 Kasım’da geleceksiniz Kurul görecek.
+ NEY?
Bildiğiniz delirdim. Bir şekilde kuruldan sorumlu baş hekim yardımcısını buldum. Derdimi döktüm, bakın dedim bu hafta disleksi farkındalık haftası. Böyle böyle dedim. Hazirandan beri bir rapor peşindeyim dedim.
Kadıncağız telefon etti, “hasta yakını gönderiyorum ilgilenin” . Yaşa doktor hanım. Koş İpekag..
Kurul odasından çıkan bir kişi beni ve raporu içeri aldı.
tarihi öne çekti sağolsun.
bir hafta öne.
FUUUUU.
Benim moral indi. Ağlaya ağlaya hastanenin kapısını bulup çıktım. Hırsımdan ağlıyorum. Bu nedir arkadaş?
On dakikalık bir iş. Hadi doktor başına on dakikadan yirmi dakika. Çocukta disleksi var mı? Var. Ver raporu şu eğitimi başlat, kalan git gel işini yine yaparız. Yapmazsak yaz hesaba öderiz ne tuttuysa cezası.
Kasımın sonu be.
İnsaf.
yarın gidip özel eğitim merkeziyle konuşacağım. “teşhisi var, rapor yolda, derse başlatın”. Halden anlayıp kabul ederlerse mâl memnuniye.. İndirim mindirim yaparlarsa ne ala, yapmazlarsa canı sağolsun vereceğim parasını ders ücretinin. Bu sefaleti niye çekiyoruz bilmiyorum hala. Mantığım kabul etmiyo..
Bir pürüz çıkmazsa bu ay rapor tamam.İnşallah.
Aziz Nesin’in de ruhu şad olsun.
Not: Hayır adam saatleri, günleri ayları sıralamayı anlamıyor, bu hafta hem de ingilizceden saatlerle ilgili yazılı olacaklar. Bu durumda öğretmenin oğlumun kağıdında dijital saat olması gerektiğini; kadranlı, akrepli yelkovanlı saati çözemeyeceğini anlaması lazım…
Çocuk kendisini yetersiz görmeye başladı, “ben ingilizce bilmiyorum” diyor. El insaf merhamet.
Filed under aile, disleksi, saçmasapanlıklar, saglik, şikayetlerim
Eski takvime göre kış girmek üzere.. Gerçi eski takvimi bilmezsiniz şimdi siz. Aşağıya alıp zenginleştirdiğim yazıyı zamanında Eşkili Ufak Sözlük’te Kadim Antep Takvimi adı ile yayınlamıştım. Biraz da blog şenlensin..
§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§..§
Eski zamanlarda bizim insanlarımız hiç şaşmaz bir takvime bakarlardı, hava takvimine.. Yıl iki kısımdı o zamanlar.. Hızır ayları ile Kasım ayları..
Hızır ayları 5-6 Mayıs Hıdırellezde başlar. 186 gün sürer.
Kasım ayları: 7-8 Kasım’da başlar. Şubat ayı 29 çekerse 180 gün, yoksa 179 gün sürer. Son 29-30 günü baharı işaret eder artık kışın şiddeti azalmıştır, Kasım 150 yaz belli denir.
Kasımın 105’inde (20 Şubat) birinci cemre , 112’sinde (27 Şubat) ikinci cemre, 119’unda (6 Mart) üçüncü cemre düşer.(havaya, suya, toprağa)
Kış 90 gün sürer. 40 günü zemherî 50 günü hamsin.
20 Aralık: zemherî baslar. (bkz: zemheri zürefası) ..Kırk gün anlamında arapça Erbain de denir. Ocak ayı sonuna kadar devam eder. İlk 9-10 günü KARAKIŞ‘tır.
Derler ki: “Zemheride kar yağmasından, kan yağması iyi”
Zemheride yağan kar uzun zaman yerden kalkmaz, ekinler ekilemez, insanlar da hayvanlar da açlık çeker ölürler. Kan yağsa bundan iyidir….
1 subatta hamsin‘ler baslar. Tamamı 50 gün sürdüğünden hamse de arapça 5 olduğundan bu elli güne arapça elli anlamında hamsin denir.
Bu konudaki antep atasozü ise : Hamsin, zemheriden kemsin’dir.
4 bölümdür. her biri 12,5 gün sürer.
Sırasıyla
1- sad-ül debah: Kışın en sert zamanı. Arabın devenin karnına girmesi (bkz: arap devenin karnina girdi)
2- sad-ül bellah: yoğun yağmurlu çamurlu günler, arıkların taştığı dönem.
3- sad-ül söğüt: söğüt dallarının yeşermesi
4- sad-ül kabayı: Kışın bitişi. Bununla kafiyeli olarak “sadül kâbâyi , çıkar abâyı” derler.
Bu hesapla 22 Mart’ta kıs biter ve bahar başlar. Güneş Koç burcuna girer.
Gerçi Nisan da boş durmaz, ilk haftasında bir soğuk patlatır… Kork Avril’in Beşinden, öküzü ayırır eşinden.. diye duyrulur bu da.
Dediğimi yazın bir kenara. Kış geliyor..
Filed under aile, ben yazdım, kültür, severim paylasirim
Antep’te mumkunse her Cuma değilse bayram arefesi ve bayramlarda mezarlıklar ziyaret edilir, temizlik bakım yapılır, dualar edilir. Bu yüzden bütün çocuklar mezarlık ve ölüme aşinadır. Üç ihlas bir fatiha yollarız mezarlıktan geçerken.
Benim çocuklarıma ölümü düşen yapraklarla bile anlatmışlığım var. Özellikle cenaze arabaları gördünüz mü yolda, bu iyi bir fırsat. Değerlendirin.
Çok küçük çocuklar için: 4-7 yaş:
Yaşayan her şey ölür. Yenileri gelir. Bir çok insan ölür ve bir çok da bebek doğar..
Ayağın büyüyünce, eskittiğin ayakkabıyı bırakıp yenisini giyiyorsun. Onu atıyoruz . Ama ayağını da beraber atmıyoruz.
Ölünce de seni sen yapan şey, canımız, ruhumuz öbür dünyaya geçiyor.
Aynı şekilde, artık ihtiyacımız kalmayan bedeni koyacak bir yer olarak mezarlıklar var. Ve ebediyete giden de ruhumuz oluyor. (12 yaş altı için fazlasıyla soyut bilgidir)
Ölmek için belli bir sebep olmuyor.. Yaşlanmakla da ölebilirsin. Hastalanmakla da. Onu bilmiyoruz. Aynı çizgi filmin bitmesi gibi, bazı filmler uzun bazıları kısa. Ama eninde sonunda biter. Hayatımızın ne zaman biteceğini önceden bilemeyiz.
Ölen kişiyi bir daha göremeyiz. O da bizi göremez. Ama eski ayakkabını, eski odanı nasıl hatırlayabiliyorsan, onu da hatırlarsın, o da seni bilir. Dua ederiz özledikçe.
Ölenler nereye gider? Cennete.
Ölenler orada buluşur ve beraber olurlar. Cennette bütün dileklerin gerçek olur. İstediğin her şeye sahip olursun, düşünmen yeter. O yüzden çok güzel bir yerdir. Herkes sever. Bunun için dua eder.
İlkokul çağı 7-12 yaş:
Dünyaya gelişimizin bir sebebi var. İyi insanlar olmak, Allahın emirlerini yapmak ve yasakladıklarını yapmamak. Bütün bunlar Kuran’da yazılı. Yaptığın her iyilik ve yapmadığın her kötülük için puan kazanıyorsun ve bunun adı SEVAP. Yaptığın kötülük ve yapmadığın iyilikler için de – puan kazanıyorsun ki onun adı da GÜNAH.
Bütün bunlar en küçük detayına kadar kayıt edilmekte. Öbür tarafa geçince de heeepsi hesaplanacak, artılar eksiler, yanlışlar doğrular birbirini götürecek. Ceza çıkarsa cezanı çekeceksin, çıkmazsa hop cennete. Herkes bilerek bilmeyerek günaha girebilir, mesele o günahı bastıracak kadar iyilik yapabilmekte.
Her sevabın ağırlığı farklı olduğundan günde 100 tane iyilik etmekle bir tane önemli iyilik etmek ayni değerde olabilir. Hesaplama sabitini bilmiyoruz o yüzden elimizden gelen her iyiliği yapmamız lazım. Hiç bir fırsatı kaçırmamalıyız. Allahın cömertliği sonsuzdur.
BONUS
Yaşam Koçu diye bir şey var da Ölüm Koçu neden yok? Ben bugün bunu düşündüm.
Filed under aile, insan olmak, kültür, severim paylasirim
Don lastiği gibi sünen bir maceranın bir sonraki bölümünü yazmak üzere huzurlarınızdayım. Kısaca hatırlayalım: Oğlum ilkokul 3’te ve geçen dönem öğretmeni ile rehberlik servisi disleksisi konusunda bizi uyardı. Disleksi bazı harfleri karıştırma ve okuyup yazamama ile ilgili bir durum. Bir hastalık değil, “geçmiş olsun” denmez. Rapor alabilirse özel eğitim merkezinden ücretsiz olarak haftada iki ders eğitim alacak ve okulda da bazı ek hakları olacak.
İnsanlarda genel algı, “rapor çıkartmak ileride çocuğun hayatında olumsuzluklara neden olabilir” (askere gidemez, kamuda çalışamaz) yönünde ve birbirlerini dolduruyorlar yalan yanlış bildikleriyle…
Yanlış bilgi:
Rapor “Çocuğun geleceğini engeller”
Ailede düşünce ” [%20 zihinsel engellidir] yazıyor ben bunu çocuğuma nasıl yaparım, zehir gibi akıllı… Allah korusun özürlü değil bir şey değil. O yüzden rapor alıp da damgalatmayalım” yönünde. Böylece kendi imkanlarıyla birşeyler başarmaya çalışıyor aileler (ANNELER) ve hem yetersiz kalıyor hem de yıprandıklarına, azap çektiklerine deymiyor.
Doğrusu:
Filed under çocuk, disleksi, ilkogretim