Category Archives: severim paylasirim

Legoland İstanbul

Bu yazıyı yazdıktan sonra düşündüm, eğer gidecekseniz, okumamalısınız, sürprizi kaçar kesinlikle. Fena spoiler yersiniz. Bire bir yaşanması lazım. 

Eğer gitmeyecekseniz, okumamalısınız, insanın canı çekiyor ya.. 

Yani her koşulda, okunmaması gereken bir yazı yazdım ben…

*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*

Bu mekan yepyeni. Daha 3 gün oldu açalı. Biletlerimizi Tixbox‘tan taa ne zaman aldım. Oğlum LEGO konusunda çok iyidir. Hem sever hem yapar. Hatırı için Bayrampaşa’ya, Forum İstanbul’a gittim.   Online biletler kısa süre için kapıdan bilet almaktan ucuz.

SORUN 1: Her çocuk yanına bir yetişkin, her yetişkin yanına bir çocuk şartı var. Bunun manasını çözemedim. 3 çocuklu aile olsak sokaktan adam mı çevirelim fazla çocuğu içeri sokabilmek için? Tek çocuklu aileler ya da Legosever bekarlar netçek?

SORUN 2: Lego Dükkanından alışveriş yapmak için bilete gerek yok, AVM’nin içinden girilip çıkılabiliyor. Bir de Legolanddan giriş çıkış var biletlilere. Biletler sanal olunca, lego dükkanından legolanda geri giriş yapmaya çalışan eşim, güvenlikle tartıştı. Biletler benim cep telefonuma kayıtlı, ben de bambaşka bir yerdeyim.. Giriş-Çıkış güvenliğini sağlamak için ziyaretçiye bir yaka kartı vb birşey vermeleri lazım.

SORUN 3: Merlin’in kazanını karıştırırken, kilitli emniyet kemerleri ile bağlandık. İniş sonrasında görevli tek tek gelip insanları cihazdan söküyor. E ya görevliye bir şey olsa? Dönmedolapta mahsur mu kalacağız? Ya da benim acil inmem gerekse? Diğer 10 kişinin çözülmesini beklemek zorundayım. Böyle olmaz. Bir düğmeyle “lap” diye tüm kemer kilitleri açılmalı, isteyen tek hamlede inebilmeli.

heh, bunları aradan çıkardıktan sonra: 14-20150803_000447

ŞAHANE Bİ EĞLENCE HEMŞERİM: KAÇIRMAYIN! 

Girişte önce aile fotoğrafımız çekildi ve bize kısa bir film gösterildi. Sonra iç mekana girdik, Lego Fabrikası hakkında kısacık bir belgesel izledik ve kendimize Lego Adamlar tasarladık. O oyun bitince bir kapıdan geçtik, tasarladığımız legoları verecekler zannettim ama hatıra olarak baskılı özel birer DUPLO parçası verdiler. Bilet karşılığında alıp alacağınız tek şey de o. Heyecanlanmayın yani.

Neyse, ilerledik, Lazer tabancaları olan vagonlara bindik, kısa ama heyecanlı bir labirentte orklara, taşlara, iskeletlere ateş edip prensesi kurtardık ve ejderha yumurtalarının güvenliğini sağladık. :))) Bir resim de orada çekiyorlar, hazır olun! Fotoğrafları satın almak zorunda değilsiniz ama alırsanız tuzlu bir miktar ödemesi var.

Hop indik, bir başka labirentte dünyanın meşhur binalarının ve tabii İstanbul’un simgelerinin Legodan modellerini izledik. İnteraktif panolar hepsi, soruları cevaplayınca ışığı yanıyor, hareket ediyor vb ilginç tabii. Epeyce emek sarfedilmiş. Üstelik Yerebatan sarnıcı ve Medusa’ları bile yapmışlar! Çok ilgimizi çekti, gez gez bitiremedik…

Veee Legoland Alanına giriş! Kocaman! Her yerde lego havuzları var, çök başına saatlerce oyna. 4D sinema var, iki de film, 15 dakika sürüyor her biri, ipucu vermeyeyim ama birisi daha güzel. İkisini de izleyin. Hareket, toz, duman, ses, ışık, rüzgar, yağmur, çamur, kar ve sümük (!) içinde kalıyorsunuz… Telefonu filan çıkarmayın ortaya, ıslanır. Bu sıcakta yapılabilecek en güzel şey bu filmleri izlemek :)))

Az ileride Lego Atolyesi var. Uzman Lego Yapımcısı Deniz 12 çocukluk gruplara Lego yaptırıyor. Bizim eğitimimiz Balina idi. Lego’nun tarihçesiniden balina hakkında eğlenceli bilgilere birçok şeyi de beraberinde öğrendik. Adam süper! balinaları yaptık (evet ben de yaptım bir tane, ne var?) sonra çocuklara Master Builder Etiketi yapıştırdı. Oğlum ne gururlandı ne gururlandı. Gördüğü çocuklara “Bir Lego Yapıcısı” olduğunu izah etmeye başladı hemen.

Lego araçlar imal edip yarıştırabileceğiniz bir bölüm var; bir çeşit dönme dolap olan Merlin’in kazanı var; üst katta parti odası, çocuk aktivite alanı, kafe, tuvaletler, Duplo oyun alanı, karaoke ve Olivyanın evi var.

a) yanınıza çorap alın, aktivite alanında ayakkabılar çıkartılıyor ve çoraplı girmeniz isteniyor.

b) Bu Olivia Legonun aklına anca 2011’de gelen bir fikir. O zamana kadar hep Lego MiniFigürler ağırlıklı olarak erkek. İlk defa kızlara da lego satabileceklerini anlayınca mevcut renklere 11 yeni pastel renk ekleyip yeni setler üretmişler. Olivia da bu Lego Dolls’lardan biri.

c) harbi, bilin bakalım kaç renk lego var? Şaşırdım!

Saat kulesine bayıldım, sinemaya bayıldım, “hiç bir şey almayacağız!” diye baştan konuşmuş olmamıza rağmen lego marketindeki ıncık cıncıklara para bayıldım. Lego Gizli Görev oyununa bayıldım, Legoland boyunca oryantiring yapıyorsunuz ve sonunda bir de ödül alıyorsunuz!

İyi ki gitmişiz..

Legoland

BALİNA-BALİNANIN KALBİ-OĞLUMUN KALBE YAPTIĞI KALP :)









01-20150802_135355 02-20150802_150237 03-20150802_150301 04-20150802_151519 05-20150802_151953 06-20150802_225236 10-20150802_225809 11-20150802_225852 12-20150802_230330

Legoland Discovery Centre  hakkında daha fazlası için..

Not: Keşke o minyatür binalardan biri de legoland olsaydı ve ben de kendi kendime bakarken bulsaydım kendimi.. master builder göreve!

Yorum bırakın

Filed under aile, çocuk, gezen güzel olur, severim paylasirim

YouTube’da “Shia LaBeouf delivers the most intense motivational speech of all-time” videosunu izleyin

https://youtu.be/nuHfVn_cfHU

Lan kalkip yapiym bari .
adam sagli sollu giriscek yoksa.
Anam anam.

Yorum bırakın

Filed under internet, severim paylasirim

Tatlı tatil. Mutlu tatil

Önümüz bayram. Hem daha yazın ortasindayiz, çoğumuz tatile gitmedi. Küçücük bir ipucu verecegim. Otelde size en lazim ama en bulunmaz 5 sey.. aklinizda bulunsun…
1- priz çoğaltıcı.. Üçlü priz

image

Herkesin o kadar cok elektrikli cihazi var ki odadaki tek priz yetmez oluyor.. Elzemm.
1-a) sinekkovar makineyi almayi unutmayin.
b) kahve makinesi de iyi oluyor ;)

2- USB Çoklayıcı.

image

Bunu Tchibo’dan aldim. Sırf usb şarjı kullanan aletler icin “bir vurusta 7 tane” etkisi.. bunun bi de araç cakmak girisinden kullanilan cinsi var. Siz neye ihtiyaciniz oldugunu çözün.

3- El feneri/Gece lambasi

image

Bu akilli cihazimiz sensorlu. Isik varsa sönüyor, isik yoksa los bir led isik veriyor. Gece tuvalete ya da çocuğa bakmaya kalkıp onu bunu devirmeden,kimseyi uyandırmadan yolunuzu buluyorsunuz. Çocuklar için de iyi oluyor. Bazen gece yarısı karanlıkta uyanınca uyku sersemligiyle nerede olduklarını cozemiyorlar.
El feneri de iyidir. Koskoca otelin bir anda karanlığa gömüldüğünü düşünsenize.. oluru olur. Yol hali, bulunsun.

4- Alarm

image

Nooluuur noolmaz. Gece uyurken kapı arkasına tangirdayacak birşeyler koymayı severim. Bu da pillisi, yine tchibo. Kapi acilirsa ötüyor. Uyurgezerlere karşı tedbir.

5- Son ama en mühim dava:

image

Çamaşır ipi ve mandal. Kossskoca oteller bir camasir askisi birakmiyorlar balkona. Ipislak mayolar, havlular, bir iki parca camasir sandalye ustune, balkon demirine vb atıp kurutmaya çalıştığım bir gün sinir olurken aklıma geldi:
“Antep’te var uzun çarşı, sana lazımsa yanında taşı”
Bu rezilligi bir daha cekmem. Ipim mandalim valizin dibinde hazır hep.

Hadi bakalim tatilciler, iyi eglenin iyi dinlenin. Pişmaniye getirin.

Tatil ecza cantasi:  
Lokal anestezik krem.
Bocek sokmasina karsi kasinti giderici krem.
Yanik kremi.
Yara bandi.
Adet azaltmak/durdurmak için naproksen sodyum tablet.

1 Yorum

Filed under aile, araştırdım, gezen güzel olur, severim paylasirim

Kafeinman

Hayatımın uzun bir döneminde kahvaltıda çay içtim bir daha da içmedim. Çok şeker attığım ve ılık içtiğim için çayın çaylıktan çıktığını da belirtmem lazım. Akşam yemeklerinden sonra babama küçk ocakta sade kahve pişirirdim. Pek severdi rahmetli.

Üniversitede neskafe gold hep elimin altında oldu. Ders mers çalışırken kafayı dinç tutmak için. Üniversite bitti kahve bitti.

Türk kahvesi evlendikten sonra hayatıma girdi. Ama ne giriş.. Kayınvalidem sağolsun tam adabıyla kahve içen bir hanımdır ve beni de ailenin çaylak kahve içicisi olarak aralarına aldılar. Zamanla yemeklerden sonra bir orta kahve arar hale geldim. Zamanla sade kahveye geçtim. En iyi kahve nerede satılır, hangi cezve, nasıl fincan, çifte kavrulmuş lokum mu yoksa bitter çikolata mı derken girdiğim her işte olduğu gibi dört dörtlük abarttım. Oradan espresso’ya geçişim daha da hızlı oldu. Artık bu hayat kahvesiz çekilmemekte.

Geçenlerde heves ettim, ben küçükken kahveyi nasıl da kavururduk, nasıl oluyor da oluyordu diye nostalji yapmaya ve çocuklara da neşe çıkarmaya karar verdim. Sokak arası bir kuru kahveciden 100 gram yeşil kahve aldım ve yanmaz tavada kavurdum. Macera şu :

20150520_195227

Çiğ kahve

20150520_195252

Kavrulmaya hazır

20150520_195956

Yarı kavrulmuş “sarışın” kahve

20150520_200803

Orta kavrulmuş kahve

20150520_201309

Kavrulmuş kahve

20150520_200751

Orijinal Espresso Tanesi

20150324_201526

Babadan kalma klasik kahve değirmeni

20150324_201533

Yılbaşı hediyem modern kahve değirmenim

IMG-20130728-WA0001

Kahve içtiğim bi mekanda sunum

Kahve çekildiğinde değil kavrulduğunda tazedir, giderek bayatlar, yağını lezzetini kaybeder. Buna dikkatinizi bir kez daha çekeyim.

Bu yazıyı sevdiyseniz başka #kahve içerikli yazılarım da var, buyurun okuyun..

1 Yorum

Filed under aile, alışveriş işleri, iştahlı işler, kahve, kültür, severim paylasirim

Para ara tara Bu da Akıllı Kumbara

Şimdii, daha evvel para biriktirdiğimizi çocukları tasarrufa alıştırdığımızı anlatmıştım. Buyrun ilgili yazı: İşten Artmaz Dişten Artar!

 

Bir adım ileriye gittim. Uzun zamandır Garanti Minibank diye bir şey var, garanti bankası çocuklara özel yatırım hesabı açana veriyordu bir tek. Yakın zamanda ayaktan gelen müşteriye de satmaya karar vermiş.

Özellikler

  • Gerçek bir Paramatik gibi kart ve şifre sistemi ile çalışır.
  • Akıllı Kumbara paketindeki kart ile kullanılır.
  • Türk Lirası ve Kuruş için tasarlanmıştır; madeni paralar 1.00 TL, 0,50 TL, 0,25 TL, 0,10 TL ve 0,05 TL’nı tanımaktadır.
  • Yatırılan ve çekilen paraları tanır ve kaydeder.
  • Biriktirilecek hedef rakamını kaydeder ve hedefe ulaşmak için teşvik edici mesajlar verir.
  • Harcama konusunda ikaz eder.
  • Kullanıcı adını ve doğum gününü kaydeder. Doğum gününde kutlama mesajı verir.
  • 1 Ocak’ta yeni yıl ve 23 Nisan’da Çocuk Bayramı kutlama mesajı verir.
  • Her ayın ilk gününde mesaj verir.”

 

Kendi bankamatik kartı ve şifresi var, bozuk para yatırıyorsun sesli olarak hesap bakiyeni falanını söylüyor, yanlış duymuyorsam Oya Küçümen’in sesi.

veletler çıldırdı, kıyıda köşede sakladıkları hazineler ortaya döküldü, makineye yutturuldu. Gidip gelip harçlık istiyorlar, girişte cebimizdeki bozuklukları çekmeceye atarız normalde su almak için, o paralar buhar oldu. Beş beş para biriktiriyorlar..

Ben de o paralarla deve yapacağım. Büyük güzel bir deve!

 

Bakınız:

 

İlk ev yapımı videom, evin kusuruna bakmayın artık. Evet o şalvarlı bağdaş kurmuş kişi benim :)))

 

Yorum bırakın

Filed under aile, çocuk, icatlar, severim paylasirim

Makarna Lütfen: Nooluyo Hemşerim?

Evvelsi gün ilk siparişimi verdim. Beni tanımaz etmezler yani, huysuzluğumu talepkarlığımı işitmiş olamazlar değil mi?

Sanki Makarna, Lütfen dememişiz de MAKARNA LAN! demişiz gibi, dün ödeme yapar yapmaz Kırklareli’nden (kendisi haritanın en tepesindeki ilimiz. Karadeniz’e Trakyanın değdiği yer..) yola çıkardılar kargoyu, sabahın dokuzunda sms’i geldi, demin de bizzat aradı aras kargo “kargonuz var gelin alın” diye. Eve teslim isteseydim kuşluk vakti kapıya dikileceklerdi demek ki?

 

Ben alışık değilim böyle zart diye sipariş verip zurt diye teslim almaya. Kargo dediğin bekletir, süründürür.. Unutursun hatta. Küçük sürprizler yapar insana.

Gidip alayım bari.

İbretlik firma, hala şoktayım.

1 ay sonra editi: Makarnalar güzel hoş tamam. Köfte harcı bundan sonra mutfaktan eksik olmamalı. Çorbalık harç da başarılı. İyi ki varsın @makarnalütfen

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, internet, severim paylasirim

İntrovert biriyim

Amerikan kaşığıyla ingiliz boku yemek derdi babam rahmetli. Bunu ifade etmenin bir yolunu bilseydim Türkçe seslendirirdim emin olun. İnsanlar sağlak ve solak gibi yapısal olarak da #introvert ve #extrovert olarak ikiye ayrılmaktalar. (görsel 9gag.com’dan alıntıdır)

introvert

İçedönük ve dışadönük diyeceksiniz ama değil. İçe dönük adam depresiftir. İçlidir. Hayattan keyif almaz. Pısırıktır. İntrovertlik bambaşka bir şey. Buyrun inceleyelim.

1. İntrovert kişi çene çalmaz. O yüzden de çevresinde “sessiz sakin” bilinir. Söyleyecek bir şeyi yoksa ağzını açmaz. Telefon etmez. İlgilendiği konu üzerinde ise susturamazsınız.

2. İntrovert kişi çekingen değildir. İletişime geçmekten utandığından değil bir nedeni olmadan iletişim kurmaya inanmadığından iletişime geçmez. İntrovertle konuşmak istiyorsanız konuyu açıp konuşmaya başlayın.

3. İntrovert kişi “ee daha daha nasılsın, anan nasıl halangiller, emmingiller, eltinler, yengenler iyidir inşallah” muhabbetlerine gelemez. “Yengemi merak ediyorsan aç sor nasılmış bana niye soruyorsun” diye düşünürler. Normalde bir nezaket kuralı olan, sohbetin başında yapılan hal hatır sorma kısmı introverte lüzumsuzca sahte gelir. Gerektiğinde mecburen bunu yaparlar ancak bu mecburiyet introverti bitirir.

4. İntrovert insansevmez ya da kaba demek değildir. Aksine sevip saydıkları üç beş kişileri vardır ve onları candan severler. İntrovert sizi bir kere bağrına bastıysa sadakati asla eksilmez.

5. İntrovertler toplum içine karışmaya karşı değillerdir. Sadece kalabalığa sizin kadar uzun süre katlanamazlar. Veri ve deneyimi sizden çok daha hızlı kaptıklarından işini bitirince daha oralarda oyalanmak için bir sebebi kalmaz gider evde o yeni bilgiler işler ve reşarj olur. Reşarj introvertin canıdır.

6. İntrovert yalnızlığı sever diye bir şey yok. kendi düşüncelerinden oldukça memnundur. Çok düşünürler, hayaller kurarlar, üzerinde çalıştığı planları, çözüm düşündüğü problemleri vardır kafasında. Ama bu planları çözümleri ve icatları üzerine konuşabileceği birini de özlemle ararlar. O bir tek kişi olsun ona yeter.

7. İntrovertler bireycidir. Toplumun peşinden gitmez. Kendi kurallarına göre yaşar ve saygı beklerler. Kendi adlarına karar verdiklerinden bazen sıradan kurallar, örfler adetler onları bağlamaz. Sırf herkes yapıyor diye kendisini köprüden atmaz.

8. İntrovertler inek midir? Hayır. Kendi duygu ve düşüncelerine çok önem verseler de dış dünyaya da ilgi gösterirler.

9. İntrovertler sıkıcı değildir. Herkesin eğlendiği mekanlar onlar için değildir. Evde ya da doğada sessizlik içinde pekala huzurlu ve mutludurlar. Adrenalin manyağı ya da heyecan avcısı değildirler. Eğer çok fazla konuşma ve gürültü varsa kendisini kapatır. Beyinleri dopamine aşırı duyarlıdır.

10. İntrovert kendini az zorlasa sosyalleşip extorvert olmaz. “Ne var biz bize şuraya gidelim, buraya gidelim, açılırsın çok keyif alırsın” diye bir şey onlara uygun değildir. Haline bırakın. IQ yükseldikçe introvert olma ihtimaliniz artar.

Siz introvert iseniz, işiniz iş. İntrovert iyidir. İntrovert birine muhatapsanız, kabullenmedikçe hayat azap size. Karşınızdakini 8 bacaklı bir at olarak kabul edin. Değişik biraz. Hızlı ama tuhaf. Sizden bir talebi de size bir zararı da yok. Sizin gibi olmaya zorlamayın. Elleşmeyin. Kafasına göre takılsın.

6 Yorum

Filed under çocuk, insan olmak, saglik, severim paylasirim

Dikkat Dikkat! DEHA

-özgürce yazılmış bir yazıdır kendimi durduracak değilim ilk defa- çok editledim çok didikledim. hevesle yazdım.

Dikkat eksikliği ve hiper aktivite bilmemnesi. Başharfleri deha oluyor ki benim de çok işime geliyor. Oğlumda hafif bir disleksi var. b ve d ona aynı gözükmekte. “bebesi=dedesi/ bayısı=dayısı/ bebi=dedi/beden=beben” olarak ve benzeri okuyor. Bu yüzden yazmayı reddediyor çünkü ne okuduğunda ne yazdığında bir mana olmuyor. Kıpır kıpır yerinde duramayan, bir türlü yap denileni yapamayan, şu kulağından girip bu kulağından çıkan çocuklarda Hiper Aktivite olma ihtimali var. Bizim vaka Dikkat Eksikliği kısmı.

Yazmayınca da 3’e geçince zorlaşacak hayatı. Okul psikolojik danışmanı ve öğretmeninin teşvikiyle psikiyatriste götürdüm. O da psikologa yönlendirdi. Wisc-R denilen çocuklara yönelik zeka testi yapıldı.  Sonuç iyi. Efendi gibi günde on dakika okuma on dakika yazma yaparak bu yaz ilerleyeceğiz.

Beri yandan A konusu: Rahmetli babam nöro-psikiyatristti. Yani hem nörolog hem psikiyatr. Size aktaracağım bilginin kaynağı da kendisi.. (Sizi tenzih ederek) Ne varsa eski doktorlarda var zaten der, ilerlerim:

************************

“Hafıza 3 şeye bağlıdır. Dikkate,Orijinaliteye, Tekrara.

Eğer dikkatin keskinse, başka çeldiriciler yoksa o konuyu anlarsın. Başka şeye kayarsa düşüncen, dikkatin dağılırsa o anki olayları hafızaya almaz beyin. (Yankesicilerin taktiği de budur, başka bir konu açar ve beyninizi şu ana değil, başka yere çeker)

Eğer  konu orijinase.. alnının ortasında tek bir gözü olan birini görsen, sakallı bir kadın, kanatlı at… unutmazsın.. (Hiç unutmam diye başlayan cümlelere dikkat edin, ilk defa rastladığı bir şeydir o kişinin. Unutmaz, unutamaz)

Eğer öğrenilecek gibi değilse ama öğrenmen şartsa, ver edeceksin ezberi. Tekrarlaya tekrarlaya hafızana girer. En son metod da budur. Okulda da bu yapılır insana, okuma yazma öğretirler, kerrat cetveli öğretirler. Aslında belletmedir. ”

 ************************

Benim ekleyeceğim bir nokta da; eğer ilgi alanınsa, sevdiğin bir konuysa su gibi öğreniveriyorsun..

Şimdi yapacağımız yöntem de bu.. Madem ilgisini çekmiyor, yaza yaza öğrenecek.

B konusu: Fıtrat. Arkadaş bu adam gökten zembille inmedi. Anadan atadan gelen bi ton geni var. Hiç unutmam (ehehe, çaktınız mı dikkatli okur? dikkatli okuyun,çakarım iki tane) Ben ilkokuldayken (okumayı 3,5 yaşımda söktüğümün şahitleri var.) okuma bilerek başladım bire. Ama yazma ve matematik bilmediğimden ikiden başlatmadılar. Birinci sınıfın tek okuru olarak takılırken sınıftaki okuyamayan veletleri acaip azımsardım. Acaip sıkılırdım derste ve kemkümlerine pek gülerdim. Bu durumda öğretmenim de çareyi okuma derslerinde beni sınıfın dışına atmakta buldu. Kapının önündeki banka oturur elime ne aldıysam onu okurdum. (Altın Kitaplar çocuk klasikleri, Milliyet Çocuk Klasikleri…okumayan var mı?) Bu süreçte YAZMAYI öğrenemedim… Kıvırıyordum yazarken. Acaip sıkıcıydı. Ödevleri kısaltmalarla çırpıştırıyordum. Evet için E, Hayır için H yazmayla başladı, kendime göre kpltöm gibi bir cümleyi tek kelimeye indirene kadar ilerledi. Steno’yu icat ettim. Kısa zamanda öğretmenim de  farkına vardı ki ödev diye doldurduğum defterler bakkal defteri. Kendi kısaltmamı bütün sınıfın önünde okuttu bana. Bir yerden sonra unuttum gitti ben de K neyin kısaltması C neyin, ibibik gibi kaldım.

Olay büyümedi, öğretmenim biliyor ki ben yazsam da iyi bir öğrenciyim, yazmasam da.. Yazı ödevlerimi adam gibi kelimelerle düzgün yazılı olduğu sürece imzaladı, hal bu güne kadar geldi.

[Bu armut da dibine düştü..ben buyum, babasını da hesaba kat..  yazmaktan sıkılan adam saatlerce başka işleri beceriyor. e yazmasın madem. bana uyar. bu orta düzey bir dikkat eksikliği için ilaç vermeyi düşünmüyorum. tekrarlaya tekrarlaya belliycek bana ne.]

[[ yanlış olarak Einstein’e mâl edilen bir deyim var:

“Everybody is a genius. But if you judge a fish by its ability to climb a tree, it will live its whole life believing that it is stupid.”

“Adil bir seçme olsun diye herkesi aynı sınava alıyoruz: Şu ağaca tırmanınız”

bir şeyler çağrıştırdı mı? Herkesin yeteneğine göre eğitim gelişim iş sağlamak.. ülkemizdeki sınav sistemi vb.. bilirsiniz]]

//////////////////////////////////////////////////////////////////

Hala el yazım berbat, kendi adımı bile feci yazarım. Yazmamak için her yola saparım. LNT cümlelerim bile devrik çünkü cümleyi düzgün bitiremiyorum. Bitirdikten sonra aklıma devamı geliyor ya da bilindiği üzere ben gizli solaklardan biriyim. Sağ elimi kullanıyorum ama aslında sol olarak tasarımlanmışım. Her iki yarı kure de eşit olarak kullanılıyor bende. Sağ biraz daha baskın belki, bu yüzden ya da yükseleni akrep olan bir koç olduğumdan ya da kimbilir neden böyleyim. Biri merak ederse sağ-beyin-sol-beyin nedir nedendir, linki izlesin. ayrıca sağımı solumu da karıştırıyorum. Adlarını yani. Tarif edeyim: Şu yöne gidileceğini biliyorum ama o yönün sağ mı öbür sağ mı olduğunu durup düşünmem gerekiyor. Açıklamasını bilmiyorum.. Nereye geldik ya?

//////////////////////////////////////////////////////////////////

İyi ki bilgisayar çıktı da kurtuldum.  Klavyede ilk öğrendiğim kısayollar olmuştur. On parmak yazıyorum, hemen hemen düşündüğüm hıza yakın bir hızda yazarım ama geri dönüp de düzeltmem. Ayrıca bir an önce konuya geleyim diye girişi kısa geçer, e konu uzamasın diye gelişmeyi de biraz yalap şap geçerim, o ana kadar yeterince zorlamış ve sıkılmış olduğum için de sonuç kısmı iyicene dandik çıkar. İmla hatası yapmam bak! Çok okumanın faydaları. Bir de lügatım geniştir. Noktalama işaretlerinden hoşlaşmıyorum zaman kaybı oluyor, neysse.

Yoksa çok velud yazarımdır. :)) Ne konularım ne taslaklarım var ancak ne aralık bitiririm bilmem. Bana göre tamam aslında o taslaklar da, aynen ilk okul ödevlerim gibi kısaltılmış özetler olduğu için size pek bir şey ifade etmeyebilir. Biraz detaylandırıp okur önüne çıkacak hale sokulması lazım. Uzuuun uzun yazılası güzel hikayelerim var mesela, değerli okurlarım çok hızlı yazıp bitirdiğimi ifade ettiler. Yazasım olduğunda yazıyorum. Bazen ani ilhamlar geliyor, bazen konu deli birikiyor, bazen çook acil yazılması gerekiyor.. bilmemne bilmemne.. unutmadan yazdım yazdım.. yazmazsam hepimiz mahrumuz yani.

ay ay ay eklemem lazım. bir de ben biliyorum ya, “nasıl olsa herkes biliyordur” diye yazmadığım ama aslında yazmam gerekmiş sonradan kavradığım yani yazı sırasında daldan dala atlarken es geçtiğim noktalar da var, kim oturup da açacak şimdi detaylandıracak bilmiyorum.yoksa lokum gibi yazı, yeterince anlaşılır değil, ziyan olmuş oluyor olabilir. gibi..

Ses kaydı yapayım bari dedim, “train of thought” dedikleri zımbırtı yüzünden konuda sabit kalamadığımı, vın vın vın ordan oraya atladığımı ve ilk konuyu bitiremediğim gibi aradaki diğer konuları da yalap şap geçirdiğimi fark ettim. Zaten bandı çözmek için sabrım da yok. Vlogger olmayı da düşündüm o da ayrı hikaye amaan adaaaam sende.. Oku kızım.

Hele biri çıkıp da resim yok blogda, yazılar çok kuru, resimli olmalı! dedi ya o gün bittim. Fotoğraf çekmeyi beceremem, çekemem de zaten. O çektiğim şeylerden bazılarını mecburen blog yazılarının arasına serpiştiriyorum ki biraz içi açılsın okurun.

Buraya resim ekleyeyim bi ara… Hayır çektiğim resimlerle bu yazıları girdiğim cihaz her zaman aynı değil ki… Buluta resim yüklemiyorum o da yaş. neyse.. denk gelir inşallah bir gün.

Konuyu elbette hiç ummadığınız yerden Doğa Eğitimde Teknoloji zirvesine (bölüm 1bölüm 2bölüm3) bağlıyorum, lütfen hattan ayrılmayın.

{Bağlanana kadar ara müziği olarak şunu dinleyin: teknoloji zirvesindeki şahıs olarak, önce notlarımı cep telefonuma almaya başladım. Şarj deli gibi gittiği ve ekran klavyesinin minnaklığı yüzünden aldığım notlar bir halta benzemediği gibi, ayrıca slaytları da kaçırmakan nefret ettim. Ajandanın orasına burasına aldığım notlarım var, lakin o da biraz okunaksız, malumunuz… Eğitimde gelecek fikrinizi biraz genişletmek, ufkunuzu ilerletmek istediğimden, artık olduğu kadar, sökebildiğim kadar ya da  hafızamda kaldığı kadar bir kuple yazacağım: }

Bakın bunu Pearson adlı online eğitim sistemini kuran şirketten, 20 yıldır Türkiyede olan ve Türkİlizce bir sunum yapan, aktardıklarını çok beğendiğim Guy Elders anlattı:

Adoptive Learning diye bir şey var. Kişiselleştiriliyor.Uyumlandırılıyor. Eğitim.

Şunu düşünün. Feyse girip çıktığınızda sağda reklamlar vardır. O reklamlar;  sizin daha evvel tıkladığınız sitelerde ne yaptığınıza neye baktığınıza, arkadaşlarınızın ilgi alanlarına işaret koyan, internette geçirdiğiniz zamanda girip çıktığınız ve nerede ne kadar vakit harcadığınızın kaydını tutan sistemler tarafından seçilerek size sunulur. Bilgisayar bir televizyon değildir. Siz onu izlerken O DA SİZİ İZLER. Her adımınızı takip eder. O yüzden çoook ince kriterlere kadar ayıklanabilen profiller çıkarılır reklamverene ve tam hedef kitlesine yapılır reklamları. Tam burada Serdar Kuzuloğlu yazısı için tıklayın ve keyfini sürün… Dönünce devam ederiz.

İşte dersleri izledikçe, soruları cevapladıkça hangi konuyu hangi hızda, ne sürede öğrendiğinizi ve ne kadar süre kafanızda tuttuğunuzu hesaplıyor sistem. Öğrenme zaten gördükten sonra geçen sürede aklınızda kalan kısımdır. Şu kulağından girip bu kulağından çıkması, derste oturup dinlemesine rağmen iki ay sonra sorunca bir şey hatırlamaması yani : öğrenmemesi bundan çocukların. Sınavı geçtikten sonra yakıyor bilgiyi. İşleyip öğrenmiyor. O yüzden bir sonraki nesil karşımıza gelince “hiç mi bir şey öğretmiyorlar size okulda, yeni nesil tın tın anacım biz böyle miydik?” şikayetleri ayyuka çıkıyor. Sorun değil, çünkü babam da benim (BENİM) eğitimimi beğenmezdi, Muhtarın görevlerini, 72 ilin plakasını ve bir dolu şeyi bilmediğim için.. Ben de kendi bildiklerimi çocuklarıma sorguladığım zaman gayet entipüften şeylerden bihaber olduklarını görüp delleniyorum. “van dayrekşına/pokemona gelince biliyorsun tabii..+amaaann annee yaaa”

Bu kadar da değil. Çoklu zeka kuramı var ya hani.. Birşeyi HANGİ şekilde kolay öğrendiğinizi de ayrıştırıyor. Örnek verip şişirmeyeceğim anlayan anladı. Anlamayan biraz ödev yapıp devam etsin.  (ara: ÇZK ve NLP)

Çoklu zeka kuramı gereği her öğrencinin öğrenme şeklinin farklı olduğu öngörülüyor, 8 farklı öğrenme şekli var. Her öğrenci bunlardan birinden ya da birkaçından verim alabiliyor. Defosu şu ki HER ÖĞRETMEN 8 şekilde eğitim veremiyor. Bazısı için imkansız çünkü kafa o biçimde çalışmıyor bazısı için de tek tek aynı konuyu bir görsel bir işitsel bir bilmemne olarak öğrenciye özelleştirecek vakit yok, ortalama bir yöntem saptayıp ilerliyor.

Yeni eğitim sisteminde program çocuğu algıladıktan sonra, o konuyu ona onun en kolay anlayacağı en kolay algılayacağı biçimde anlatıyor. Berikine de farklı medot kullanıyor. İnce ayarları yapılınca herkes herşeyi bayıla bayıla öğrenebiliyor. Arada şu sistemle bu sistem arasında geçişin de mümkün.

Mr. Elders’in isabetle kaydettiği gibi, Türk çocukları ile İngiliz çocuklar arasında fark Anneler oluyor.İngiltere’de önüne konan yenmediyse çocuğun önünden kaldırılıyor, ertesi öğüne kadar aç bırakılıyor. Üç gün içinde çocuk güzel bir yeme eğitimi almış oluyor ve kendi başına yiyor. Türk Analar kuzularını aç komaya kıyamadıklarından süslü püslü yemekler, masallar, ara öğünler, bisküvi poğaçalar, aç garajı araba geliyor, ham yap uçak geliyor, ye bak yoksa Adnan enişten yer (evet bu bizim ev) oyunları yordamlarıyla kendilerini tükettikleri yetmezmiş gibi, sofra adabından bigâne veletlerle baş başa kalıyorlar. İngiliz çocuu tabaktaki köfteyi ne edip edip yeme gayretindeyken, Türk çocuu avm’lerde elinde çatala takılı köfte lokması ile ardından koşan anne manzaraları ile dolu..

İşte bizde öğretmen böyle. Çocuğun önüne koymuyor bilgiyi. Bilgi öğretmende, elinde bilgi çocukların ağzını açtırabilirse içeri tepiyor.

Bir de öğrendiğin şeyin içeriği önemli.. Bunu niye not almışım bilmiyorum, o an önemli gelmiş almışım notu. Unuttum. şu an açamayacağım detayını. Anladığımız kadar artık.

ay yeter belki sonra bitiririm belki de bitmiştir bakalım yazı nereye gidecek

4 Yorum

Filed under araştırdım, çocuk, bilgisayar, disleksi, icatlar, ilkogretim, internet, kültür, OKUL, severim paylasirim

Koşalım güzelleşelim #cocukmaratonu

Pazar günü anneler günüydü. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Çocuk Maratonu düzenlemiş. 23Taa ne zamandan maili geldi, oğlanı yazdırana kadar istikhak dolmuş ben de kızı yazdırdım 11-14 yaş grubuna.

7000 çocuk kayıt olmuş, mahşerî bir kalabalık bekliyordum ama çok çok akıllıca dağıtılmış zamanlar.Herkes aynı anda aynı yerde değildi. İlkin cumartesiden kimlik gösterip numara aldık. Numaraya ek olarak anne-çocuk için bileklik de var, kimse kaybolmasın diye tedbir alınmış. Ziyadesiyle kaybolan vardı. Ben olsam okuma bile bilmeyen çocukları toplanma noktalarına çekebilmek için rengarenk gözalıcı boyarım o noktaları. Ve yere de çizgiler çizerim. “Kaybolursan pembe çizgiyi izle oğlum” diye baştan peylersin böylece. Bizim buluşma noktamız Salcano çadırı olarak kararlaştırıldı (iki çocukluysan, girmeden nasıl çıkacağını hesaplamak lazım) çünkü heryer bembeyazken o çadır kıpkırmızıydı ve hepimiz kolay buluruz dedim. 20150510_112555

Pazar sabah alana girerken sırt çantası içinde bandana, şapka, t-shirt verdiler. Herkes giyindi, numarasını göğsüne iğneledi. Yarış önce bizim gruptan başlıyordu. Bin kişinin arasına kattık kızı, tribüne çıktık oturduk. Kendi yaş aralığını 3 gruba böldüler 1 KM koştu hepsi. Çok heyecanlıydı. 20150510_100741

Koskocaman çadırlar altında cayır güneşten korunduk, çay kahve aldık. Annelere karanfiller, maratonculara güzel bir madalya (çünkü herkes şampiyon, Rahmeli Barış Manço anısı burada girer) bir sertifika, bir de zarf dolusu sponsor bileti verdiler. Kız pek sevindi.

24

Katılmasa da her çocuğa patlamış mısır ve pamuk şeker dağıtan arabalar her köşedeydi. Eğlenceli oyunlar, fotoğraf çekimleri, istediğin kadar su. (bu mühim!)

Askerliğin zorunlu olduğu bu ülkede kimsenin sıraya girmeye tahammül edememesi de ilginç.

Kızı finiş çizgisinde bulabilmek için kendisine pebble taktım. O da beni bulsun diye cart sarı şapkam var zaten.. Ok.  Mesaj atabilmek için eşimin cep telefonunu aldım elime ve anında hem eşimi hem de eşimin elinden tutan oğlumu yitirmiş oldum. (sanırım ben kendim kaybolmuş da olabilirim)

Oğlanın üzerinde #TrackR var Allahtan da adamı nasıl bulurum emin değilim. Akıl eder de elini bırakmaz oğlumun inşallah. Bu sıcakta fıldır fıldır gpsle aranmaktansa, ikinci iyi fikre geçtim.

Kendimi Salcano çadırının serinliğine attım. Oturduk kızla sohbeti koyulttuk. Neden sonra telefonum çaldı, bir hayır sahibinin telefonundan aramış olan değerli eşim hönkürdü neden kaybolduğumu?

Soooonunda buluştuk. Alanı turlama esnasında bir kez daha kaybedildim. Ondan sonra da aldırmadım. Kısmetten öte köy yok, hem anneler günü ben eğlenmeye gelmişim.

Ayrıca kim kime sahip çıkacak arkadaş?

Çıkışta bilekliklerimiz kontrol edilerek salıverildik. Öyle rastgele bir çocuğu alıp çıkamıyorsun yani. Beğendim..

Bir sonraki maraton Nike İstanbul

Nerde hareket orda bereket arkadaş. Ben bu halimle 5 KM koşmaya adayım ya artık ne diyeyim…



2 Yorum

Filed under aile, çocuk, saglik, severim paylasirim

Eğitimde Teknoloji Zirvesi -iii-

Bu bir dizi yazının üçüncü bölümüdür.. Bölüm 1 ve Bölüm 2‘yi okuyabilirsiniz ya da buradan devam edebilirsiniz.   Paranın değil bilginin kazandırdığı bir dünyaya doğru ilerlerken, çocuk sahibi ve eli yüreğinde tüm anne ve bazı babaların derdi sabit: “okul” Okul seçimi, iyi okul nedir nasıl olmalıdır, yahut var mıdır? Öğretmen mi önemlidir gerçekten? Öğretmen kadın mı olmalıdır erkek mi daha iyi olur? Ya evlenirse? Ya boşanırsa? Ya hamileyse? Ya emekliliği yakınsa??? Oğlan everirken bu kadar incelemezler bu ülkede.. İdarenin politik yaklaşımı nedir peki? Yaa, boru mu? Bu da dertlere dert ekler. Okul nereye yakın, servisi var mi servis pahalı mı okulda yemek çıkıyor mu okulda YENİLEBİLİR yemek çıkıyor mu okul aile birliğine kapağı atarsam çocuğum rahat eder mi, ulan ne kastırıyoruz özele mi versek, yok deve araba alırız lan o paraya, ehe ehe özele verdik teyzesi yaa.. Bu konuya yakın zamanda dönmek ümidiyle esas konuma geçiyorum. Eğitim sektöründe olmasam da bir veli olarak ilgileniyorum ve ayrıca teknolojiye özel bir düşkünlüğüm var, bu yüzden Doğa Koleji Eğitimde Teknoloji Zirvesi’nin ilanını görünce kaydımı yaptırdım. Bir tam gün süren seminer sırasında Microsoft Ortadoğu ve Afrika Eğitim Direktörü Mark Chaban knoşma yaptı. Bu konuşmadan aklımda kalanlara göre mesela, dünya çapında işverenlerin talepleri arasında 3. sırada “ofis programları kullanabilme” yer almaktaymış. Ancak hem ara kadame elemanlarda hem de üniversite mezunlarında bu beceri çok alt seviyede olduğundan yetenekli ama becerisiz birçok insanın işle buluşmasına engel teşkil etmekteymiş. Bunu saptadıklarından Office programlarını TÜM öğrenciler için ücretiz hale getirdiklerini açıkladı. (Yoksa Open Office’den korktuklarından filan değil fesat şeyler sizi) Bunu bütün dünyada okulların kullanımına sunduklarını anlattı.. Ve eğer herhangi bir kademede öğrenci iseniz okul idarenize başvurarak bir kod alabilir ve Microsoft Office uygulamalarını ücretsiz olarak kullanabilirsiniz. Okulun size vereceği bir e-posta adresi ve şifre yeterli olacak. Lütfen şu linke geçin: Office 365 Eğitim     Sık sorulan soruların özeti:

db) Öğrenciler için Office 365 Eğitim nedir?
Öğrenciler için Office 365 Eğitim, öğretim görevlileri ve personel için http://www.Office.com/GetOffice365 adresinde bulunan Office’i satın almış akademik kurumlara katılan öğrencilere ücretsiz sunulan bir Office 365 planıdır. Bu plan öğrencilerin Word, Excel, PowerPoint, Outlook, OneNote, Publisher ve Access’i en fazla 5 PC ya da Mac’e ve Android, iPad® ve Windows tabletler dahil olmak üzere diğer mobil cihazlara yükleyebilmesini sağlar. Ayrıca, plan okul tarafından yönetilen 1 TB OneDrive depolama alanını içerir ve öğrenciler Office Online, Yammer ve SharePoint sitelerini kullanarak düzenleme ve iş birliği yapabilir.
db) Öğrenciler için Office 365 Eğitim’in uygunluk gereksinimleri nelerdir?
Okullar, Microsoft’un Toplu Lisanslama programı aracılığıyla öğretim görevlileri ve personel için Office’i kurum çapında lisansladıklarında ve öğrencilerin doğrudan Microsoft ile kaydolmasına izin verecek şekilde kaydolduklarında bu avantajdan yararlanabilirler. Uygun okullardaki etkin tam zamanlı veya yarı zamanlı öğrenciler şu şekilde uygun şartlara sahip olabilir:
  • Okul tarafından sağlanan ve dış e-postaları alabilen okula özgü bir e-posta adresine (örneğin contoso.edu) sahip olurlarsa
  • Bireysel olarak bir çevrimiçi teklife kaydolmak için gerekli yasal sorumluluk yaşına basmışlarsa (13 yaş)
  • İnternet erişimleri varsa
db) Bu planı ne süreyle kullanabilirim?
Uygun şartlara sahipseniz, mezun olana ya da uygun okuldaki kaydınız sona erene kadar planı kullanabilirsiniz. Öğrenci uygunluğu herhangi bir zamanda yeniden doğrulanabilir. Süre sonunda, Office uygulamaları, belgelerin görüntülenebileceği ancak yeni belgelerin düzenlenemeyeceği veya oluşturulamayacağı anlamına gelen sınırlı işlevsellik moduna girer. Ek olarak, Office Online ve OneDrive gibi okul e-posta adresi ile ilişkili olan çevrimiçi hizmetler artık çalışmaz.
db) Bu teklifle sunulan OneDrive hesabını kim yönetir?
Bu hesap okul ile ilişkilidir ve ödev ya da okul çalışmaları gibi okula uygun içerikler için kullanılmalıdır. İzinler ve erişim okulun BT yöneticisi tarafından herhangi bir zamanda değiştirilebilir.
db) Planı başka kişiler ile paylaşabilir miyim?
Öğrenciler için Office 365 Eğitim, yalnızca uygun bir okulda okuyan, uygun şartlara sahip öğrenciler tarafından kullanılmak üzere lisanslanır.
db)Okulum uygun değilse ve uygun şartlara sahip değilsem ne yapabilirim?
Değerlendirebileceğiniz birçok farklı Office seçeneğine sahibiz, seçeneklere bakın. Hâlâ Öğrenciler için Office 365 Eğitim ile ilgileniyor ama uygun şartlara sahip değilseniz, bu öğrenci avantajından faydalanmak üzere BT bölümünüzden, Microsoft’un Toplu Lisanslama programı aracılığıyla öğretim görevlileri ve personel için Office’i lisanslamasını isteyin.
Bunun haricinde benim tüylerimi diken diken eden şu videoyu izletti.
İşte buradan sonrası…Eğitimde gelecek!
-devam edecek-

5 Yorum

Filed under çocuk, bilgisayar, icatlar, ilkogretim, internet, kültür, OKUL, severim paylasirim