Category Archives: internet

Ayağında kundura. Yar gelir dura dura

GIRIS: Elimizde
a)tembel
b)nazli
c)disleksik
d)hepsi

bir/birkac cocuk var, bu çocuk(lar) ayakkabi baglamayi ogrenemedi.. işine mi gelmiyor bilmem. Cirtcirtli benim de işime gelir de belli bi numaradan yukarsini yapmiyorlar…
Bugun size bir degil tam iki adet fikrim var.

image

Sekilde gorulen spor ayakkabının taaa en tepesindeki delik neymis biliyor musunuz? (Aglet icin bkz Phineas ve Ferb)
Tirininim…
Ayakkabi bagcigi cozulse de iplerin gevsememesi ve ayakkabinin ayaktan cikmamasi icinmis.

image

image

image

Iste böyle.. ilginc, degil mi.. cok da kullanisli. Kirk yillik ayakkabi giyicisiyim… ogrenmenin yasi yok tabii.

Fikir 2:
Bagciktan kurtulmanin yolu…
Egilip baglayamayacaksaniz, cozum bulunmus… silikon bagcik!

image

image

Pakette 14 adet bagcik var. 31-32 numara cocuk ayakkabisi icin 1 small,2 medium,2 large ve 1 xl kullandim. Bagciktan daha kullanisli. Sapasaglam. Giymesi cikarmasi derdi bitti. Sokulup takilabilir mi bilmiyorum,sokulebilir bir seyse omurluk kullanılır derim.

Yarin 37 numarasina takip bakacagim oluyor mu.

1 Yorum

Filed under alışveriş işleri, çocuk, icatlar, internet, severim paylasirim

Blogun eskisi makbuldür.

Bir tanıtım etkinliği için geri dönüp bakmasam farketmeyeceğim, 19 Ağustos’ta 10. yılımı doldurmuşum! 

kendimi iyi hissettim. 

Maşallah bana. 

Ve nice nice yıllara! 

wpid-wp-1440666194019.jpeg

 

Teamüllere göre, çekiliş mekiliş yapmak lazım şimdi. Ay heyecan heyecan. 

 

12 Yorum

Filed under arkası yarın, ben yazdım, blog işleri, internet, kültür, severim paylasirim

Daha neler göreceğiz acaba?

Demin bir uygulama indirdim. Telefon rehberinizdeki insanlara tek dokunuşla “Yo!” gönderebiliyorsunuz.
Uçukötesi…
Allah akıl fikir de veriyor ama…

3 Yorum

Filed under internet, severim paylasirim

Gimle’li Guzel

Herkese nasip olmaz,bu çağda bir mektup arkadasim oldu benim.

image

Ünlü blogger, yeşil yaşam ustası, güzel kişi Türkan (Eski adiyla Resimli Seyler Atlasi, yeni adiyla Yesil Atlas) masallahi olan bir kadin. Guzel,azimli ve marifetli. Sabirli ve cilgin. Taaa ordan buraya bana bir zarf dolusu heyecan yollamis. Kendisi benim paralel evrendeki kendim filan, o derece zitiz aslinda. O yuzden yazilarini salyalarimi akitarak okuyorum. Hayatta yapamayacagim seyleri “iki tiktik bi fikfik” diye anlativeriyor. El yazisi bile inci gibi. Ü-hüüü..
Sevgili Kucuk Prensim.. (baska bir dunyadansin ya sen…) Zahmet etmissin. Ozene bezene ne aralik nasil…. nutkum tutuldu.
Hediyelerine bittik. Sevindirenin cok olsun.  Ellerin dert gormesin.
Kontr-zarf hazirliyorum. Bilgine!

image

2 Yorum

Filed under çevre, çocuk, blog işleri, gezen güzel olur, internet, severim paylasirim

YouTube’da “Shia LaBeouf delivers the most intense motivational speech of all-time” videosunu izleyin

Lan kalkip yapiym bari .
adam sagli sollu giriscek yoksa.
Anam anam.

Yorum bırakın

Filed under internet, severim paylasirim

Misery loves company/Blogcuların Halt Etmeleri

Çok sevdiğim bir deyim. “Dert, yoldaş arar” anlamına geliyor.
Birinin aptalca bulaştığı bir derdi varsa senin de başına sarmaya gayret eder. Nasıl? Yağlar ballar, allar pullar ki sen de kanasın, düşesin aynı çamura.. Kendisini böylece daha az enayi hissetsin. Birçok doğrudan pazarlama ve piramit satış numaraları bu şekilde işler. Bir şekilde iki kişiye satarsın üyelik.. Satana kadar anlattığın hayal oldukça kesindir, matematikseldir. Üç kişiyi üye yaparsan 3 lira kazanacaksındır. E ne duruyorsun 1000 kişiyi üye yap 1000 kazan? Hiç. Hadi yallah durduğun kabahat, sokaklar henüz üye olmamış binlerce kişiyle dolu, para kıracaksın şerefsizim…

Kandın mı yandın. Elinde iler tutar tarafı olmayan gereksiz şeylerle dolu bir çanta ve defterle baş başa kalınca pişmanlık sarmaya başlar. “lan bu laylon maylon şeylere mi ben 100 lira verdim? Of ya var ya Tarcan duysa harcar beni… Annnemden aldım diyeyim bari. Yarın kahve içmeye komşulara geçer anlatırım hepsi de üye olsa 20 kişiden.. beşer liralık ürün de aldılar mı.. e bir günde çıkarırım ben bunu… mu acaba? neyse..” Tanıdık geldi mi?

Erişkin insanlar, ihtiyacı olmayan bir şeye gayet zor kazanılmış paralarını vermezler. İşin ucunda mutlaka bir çıkarın olmalıdır. Çünkü kasa her zaman kazanır. Bir çocuk masumiyetidir “e ama herkes alıyordu ben de aldım”.

Burada ilk değinmek istediğim şey astarı yüzünden kat kat pahalı olan bir şeyi aylardır satabilen çok başarılı bir girişim. Bir zamanlar LilaKutu alırdım ben. Hem içindekiler sürpriz geliyordu hem de 10 lira verdiysem en az 15 liralık mal alıyordum, benim işime geliyordu.Kutularını o kadar kaliteli yapmışlardı ki, hala çekmece ayırıcı olarak kullanıyorum.. İşleri rast gitsin.

Bu dediğim site de benzeri bir şey. Kutu satıyor. İçinden ne çıkacağını bilmemenin sürprizinin zevkini çıkarıyorsun. Kutu kargo dahil 50 lira, içinden 10 lira etmez şeyler çıkıyor her seferinde. Hala da alan var, şaşan bir ben varım.. Bir de şurada bir arkadaş yazmış, kendiniz karar verin: Şimdi Duydum. Alanlar almakla kalmıyor, “anam biz bir herzedir yedik bari kuyruğu dik tutalım” diyerek cayır cayır övüyorlar bu kutuyu. Al sana misery loves company.. Bu sistemin girişimcilik dalında ödül de aldığını bildirmek isterim. “Hap yap para kap” derdi rahmetli annânem.

*-*-*-*-*-*-**-*-***-*-*-*-**

Bir sonraki konum: Viral pazarlama/reklam. Bu işlere bakan iki baba kurum var, üyesi oluyorsunuz, sonra bir anket doldurup temel özelliklerinizi bildiriyorsunuz. Piyasaya yeni ürün sürecek olan firmalar bu dediğim ajanslara gidiyor. 50-5000 adet denek kiralıyor. Deneklerin profili gayet kesin. Terlik pazarlayacaksan ” 30 yaşında, büyük şehirde yaşayan, kendi evi arabası olan, ayak numarası 38-39 arası 100 kadın”, bebek bezi ise “bebeği olan, genç, interneti aktif kullanan, dişlek 200 kadın” efendime söyleyeyim kırışıklık kremi ise konu “45 yaş üzeri, dizilere meraklı, balkonu beyaz sardunyalı 123 kadın” olarak arama yapıp tam da aradığın kadınları elinle koymuş gibi şıp diye bulabiliyorsun. O kadınlar sisteme kayıtlı çünkü. Kendilerine bedava ürünler gönderiliyor, yakınlarına denettirip internette bu konudan bahsetmeleri talep ediliyor ve en sonunda da “kullandın ama nasıl buldun?” konulu anketi cevaplayıp puan alıyorsun.

Hele ki takipçisi bol, ratingi yüksek bir blogun, bir instekramın(!) varsa yağıyor ürünler.. Keşfetmekle anlatmakla bitecek gibi değil.

Bu bedava ürün yaldızı o kadar göz kamaştırıyor ki, bulaşığı bitiren düz kadın gece 11’de bloga yazı giriyor. Alayı ya uzman anne, ya gurme şef olmadı kozmetik kompetanı.

Takipçi kastırıyor ki adı duyulsun onun da kapısında firmalar kuyruk olsun. En ufak bir şansı ele geçirince de allayıp pullamayı, yıkayıp yağlamayı, mümkünse öve öve göklere çıkarmayı da vazife addediyor. Burhan pazarlama olsa bu kadar olmaz…

Sevgili acemi bloggerimiz ayıla bayıla sabah gelen kargodan çıkan tezek paketine nasıl sevindiğini, ay tam da uzun zamandır denemek istediğini, zaten sevgili tezeksan ürünlerine evvel ezel hayran olduğunu, yedi nesildir anadan kıza kullanıp çoook memnun kaldıklarını, bu yepyeni ürünü de heyecanla denediğini, of aman Allahım yirmi yaş gençleşip bütün çürük dişlerinin sağlamlaşmasıyla beraber, anında kör gözünün açıldığını, koca bularak mesut olduğunu ballandırıyor.

iksiri

E bacı biliyoruz biz, tezek o. Bildiiin tezek. Biz de oturduk o tahta, sallandık bir kaç hafta.. Bana da yolladılar aynısını, hiç öyle değil o. Beğendiysem neyini beğendim, beğenmediysem nezaket icabı sessizlik.

Sonra da “biz bloggerlere güvenin”.

Bok güvenirim. İki kahvaltıya çağrılmak için kıvrım kıvrım kıvrandığınızı biliyorum. Kimbilir PM’ler ne gülüyordur..Bu rüzgar da diner, az kaldı diyorum. Boş bloglara ölüm!

*-*-*-*-*-**-*-**-**-**-*-*-*-*-**-*-**-

Son olarak, her mahallede böyle mi bilmem bugün dikkat ettim, bizim mahallede dört dükkandan biri perdeci?!? Bunlar ne satıp ne kazanıyor ya? Kara para mı aklıyorlar nedir?

düşüp dizimi şişirdim. mosmor oldu. acı beni biraz daha bitter yapıyor bu da bir gerçek. bugünkü itiş kakışın sonuna geldim.

yarına hayrola.

2 Yorum

Filed under blog işleri, internet, reklamlar, saçmasapanlıklar, soruyorum, şikayetlerim

Makarna Lütfen: Nooluyo Hemşerim?

Evvelsi gün ilk siparişimi verdim. Beni tanımaz etmezler yani, huysuzluğumu talepkarlığımı işitmiş olamazlar değil mi?

Sanki Makarna, Lütfen dememişiz de MAKARNA LAN! demişiz gibi, dün ödeme yapar yapmaz Kırklareli’nden (kendisi haritanın en tepesindeki ilimiz. Karadeniz’e Trakyanın değdiği yer..) yola çıkardılar kargoyu, sabahın dokuzunda sms’i geldi, demin de bizzat aradı aras kargo “kargonuz var gelin alın” diye. Eve teslim isteseydim kuşluk vakti kapıya dikileceklerdi demek ki?

 

Ben alışık değilim böyle zart diye sipariş verip zurt diye teslim almaya. Kargo dediğin bekletir, süründürür.. Unutursun hatta. Küçük sürprizler yapar insana.

Gidip alayım bari.

İbretlik firma, hala şoktayım.

1 ay sonra editi: Makarnalar güzel hoş tamam. Köfte harcı bundan sonra mutfaktan eksik olmamalı. Çorbalık harç da başarılı. İyi ki varsın @makarnalütfen

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, internet, severim paylasirim

Dikkat Dikkat! DEHA

-özgürce yazılmış bir yazıdır kendimi durduracak değilim ilk defa- çok editledim çok didikledim. hevesle yazdım.

Dikkat eksikliği ve hiper aktivite bilmemnesi. Başharfleri deha oluyor ki benim de çok işime geliyor. Oğlumda hafif bir disleksi var. b ve d ona aynı gözükmekte. “bebesi=dedesi/ bayısı=dayısı/ bebi=dedi/beden=beben” olarak ve benzeri okuyor. Bu yüzden yazmayı reddediyor çünkü ne okuduğunda ne yazdığında bir mana olmuyor. Kıpır kıpır yerinde duramayan, bir türlü yap denileni yapamayan, şu kulağından girip bu kulağından çıkan çocuklarda Hiper Aktivite olma ihtimali var. Bizim vaka Dikkat Eksikliği kısmı.

Yazmayınca da 3’e geçince zorlaşacak hayatı. Okul psikolojik danışmanı ve öğretmeninin teşvikiyle psikiyatriste götürdüm. O da psikologa yönlendirdi. Wisc-R denilen çocuklara yönelik zeka testi yapıldı.  Sonuç iyi. Efendi gibi günde on dakika okuma on dakika yazma yaparak bu yaz ilerleyeceğiz.

Beri yandan A konusu: Rahmetli babam nöro-psikiyatristti. Yani hem nörolog hem psikiyatr. Size aktaracağım bilginin kaynağı da kendisi.. (Sizi tenzih ederek) Ne varsa eski doktorlarda var zaten der, ilerlerim:

************************

“Hafıza 3 şeye bağlıdır. Dikkate,Orijinaliteye, Tekrara.

Eğer dikkatin keskinse, başka çeldiriciler yoksa o konuyu anlarsın. Başka şeye kayarsa düşüncen, dikkatin dağılırsa o anki olayları hafızaya almaz beyin. (Yankesicilerin taktiği de budur, başka bir konu açar ve beyninizi şu ana değil, başka yere çeker)

Eğer  konu orijinase.. alnının ortasında tek bir gözü olan birini görsen, sakallı bir kadın, kanatlı at… unutmazsın.. (Hiç unutmam diye başlayan cümlelere dikkat edin, ilk defa rastladığı bir şeydir o kişinin. Unutmaz, unutamaz)

Eğer öğrenilecek gibi değilse ama öğrenmen şartsa, ver edeceksin ezberi. Tekrarlaya tekrarlaya hafızana girer. En son metod da budur. Okulda da bu yapılır insana, okuma yazma öğretirler, kerrat cetveli öğretirler. Aslında belletmedir. ”

 ************************

Benim ekleyeceğim bir nokta da; eğer ilgi alanınsa, sevdiğin bir konuysa su gibi öğreniveriyorsun..

Şimdi yapacağımız yöntem de bu.. Madem ilgisini çekmiyor, yaza yaza öğrenecek.

B konusu: Fıtrat. Arkadaş bu adam gökten zembille inmedi. Anadan atadan gelen bi ton geni var. Hiç unutmam (ehehe, çaktınız mı dikkatli okur? dikkatli okuyun,çakarım iki tane) Ben ilkokuldayken (okumayı 3,5 yaşımda söktüğümün şahitleri var.) okuma bilerek başladım bire. Ama yazma ve matematik bilmediğimden ikiden başlatmadılar. Birinci sınıfın tek okuru olarak takılırken sınıftaki okuyamayan veletleri acaip azımsardım. Acaip sıkılırdım derste ve kemkümlerine pek gülerdim. Bu durumda öğretmenim de çareyi okuma derslerinde beni sınıfın dışına atmakta buldu. Kapının önündeki banka oturur elime ne aldıysam onu okurdum. (Altın Kitaplar çocuk klasikleri, Milliyet Çocuk Klasikleri…okumayan var mı?) Bu süreçte YAZMAYI öğrenemedim… Kıvırıyordum yazarken. Acaip sıkıcıydı. Ödevleri kısaltmalarla çırpıştırıyordum. Evet için E, Hayır için H yazmayla başladı, kendime göre kpltöm gibi bir cümleyi tek kelimeye indirene kadar ilerledi. Steno’yu icat ettim. Kısa zamanda öğretmenim de  farkına vardı ki ödev diye doldurduğum defterler bakkal defteri. Kendi kısaltmamı bütün sınıfın önünde okuttu bana. Bir yerden sonra unuttum gitti ben de K neyin kısaltması C neyin, ibibik gibi kaldım.

Olay büyümedi, öğretmenim biliyor ki ben yazsam da iyi bir öğrenciyim, yazmasam da.. Yazı ödevlerimi adam gibi kelimelerle düzgün yazılı olduğu sürece imzaladı, hal bu güne kadar geldi.

[Bu armut da dibine düştü..ben buyum, babasını da hesaba kat..  yazmaktan sıkılan adam saatlerce başka işleri beceriyor. e yazmasın madem. bana uyar. bu orta düzey bir dikkat eksikliği için ilaç vermeyi düşünmüyorum. tekrarlaya tekrarlaya belliycek bana ne.]

[[ yanlış olarak Einstein’e mâl edilen bir deyim var:

“Everybody is a genius. But if you judge a fish by its ability to climb a tree, it will live its whole life believing that it is stupid.”

“Adil bir seçme olsun diye herkesi aynı sınava alıyoruz: Şu ağaca tırmanınız”

bir şeyler çağrıştırdı mı? Herkesin yeteneğine göre eğitim gelişim iş sağlamak.. ülkemizdeki sınav sistemi vb.. bilirsiniz]]

//////////////////////////////////////////////////////////////////

Hala el yazım berbat, kendi adımı bile feci yazarım. Yazmamak için her yola saparım. LNT cümlelerim bile devrik çünkü cümleyi düzgün bitiremiyorum. Bitirdikten sonra aklıma devamı geliyor ya da bilindiği üzere ben gizli solaklardan biriyim. Sağ elimi kullanıyorum ama aslında sol olarak tasarımlanmışım. Her iki yarı kure de eşit olarak kullanılıyor bende. Sağ biraz daha baskın belki, bu yüzden ya da yükseleni akrep olan bir koç olduğumdan ya da kimbilir neden böyleyim. Biri merak ederse sağ-beyin-sol-beyin nedir nedendir, linki izlesin. ayrıca sağımı solumu da karıştırıyorum. Adlarını yani. Tarif edeyim: Şu yöne gidileceğini biliyorum ama o yönün sağ mı öbür sağ mı olduğunu durup düşünmem gerekiyor. Açıklamasını bilmiyorum.. Nereye geldik ya?

//////////////////////////////////////////////////////////////////

İyi ki bilgisayar çıktı da kurtuldum.  Klavyede ilk öğrendiğim kısayollar olmuştur. On parmak yazıyorum, hemen hemen düşündüğüm hıza yakın bir hızda yazarım ama geri dönüp de düzeltmem. Ayrıca bir an önce konuya geleyim diye girişi kısa geçer, e konu uzamasın diye gelişmeyi de biraz yalap şap geçerim, o ana kadar yeterince zorlamış ve sıkılmış olduğum için de sonuç kısmı iyicene dandik çıkar. İmla hatası yapmam bak! Çok okumanın faydaları. Bir de lügatım geniştir. Noktalama işaretlerinden hoşlaşmıyorum zaman kaybı oluyor, neysse.

Yoksa çok velud yazarımdır. :)) Ne konularım ne taslaklarım var ancak ne aralık bitiririm bilmem. Bana göre tamam aslında o taslaklar da, aynen ilk okul ödevlerim gibi kısaltılmış özetler olduğu için size pek bir şey ifade etmeyebilir. Biraz detaylandırıp okur önüne çıkacak hale sokulması lazım. Uzuuun uzun yazılası güzel hikayelerim var mesela, değerli okurlarım çok hızlı yazıp bitirdiğimi ifade ettiler. Yazasım olduğunda yazıyorum. Bazen ani ilhamlar geliyor, bazen konu deli birikiyor, bazen çook acil yazılması gerekiyor.. bilmemne bilmemne.. unutmadan yazdım yazdım.. yazmazsam hepimiz mahrumuz yani.

ay ay ay eklemem lazım. bir de ben biliyorum ya, “nasıl olsa herkes biliyordur” diye yazmadığım ama aslında yazmam gerekmiş sonradan kavradığım yani yazı sırasında daldan dala atlarken es geçtiğim noktalar da var, kim oturup da açacak şimdi detaylandıracak bilmiyorum.yoksa lokum gibi yazı, yeterince anlaşılır değil, ziyan olmuş oluyor olabilir. gibi..

Ses kaydı yapayım bari dedim, “train of thought” dedikleri zımbırtı yüzünden konuda sabit kalamadığımı, vın vın vın ordan oraya atladığımı ve ilk konuyu bitiremediğim gibi aradaki diğer konuları da yalap şap geçirdiğimi fark ettim. Zaten bandı çözmek için sabrım da yok. Vlogger olmayı da düşündüm o da ayrı hikaye amaan adaaaam sende.. Oku kızım.

Hele biri çıkıp da resim yok blogda, yazılar çok kuru, resimli olmalı! dedi ya o gün bittim. Fotoğraf çekmeyi beceremem, çekemem de zaten. O çektiğim şeylerden bazılarını mecburen blog yazılarının arasına serpiştiriyorum ki biraz içi açılsın okurun.

Buraya resim ekleyeyim bi ara… Hayır çektiğim resimlerle bu yazıları girdiğim cihaz her zaman aynı değil ki… Buluta resim yüklemiyorum o da yaş. neyse.. denk gelir inşallah bir gün.

Konuyu elbette hiç ummadığınız yerden Doğa Eğitimde Teknoloji zirvesine (bölüm 1bölüm 2bölüm3) bağlıyorum, lütfen hattan ayrılmayın.

{Bağlanana kadar ara müziği olarak şunu dinleyin: teknoloji zirvesindeki şahıs olarak, önce notlarımı cep telefonuma almaya başladım. Şarj deli gibi gittiği ve ekran klavyesinin minnaklığı yüzünden aldığım notlar bir halta benzemediği gibi, ayrıca slaytları da kaçırmakan nefret ettim. Ajandanın orasına burasına aldığım notlarım var, lakin o da biraz okunaksız, malumunuz… Eğitimde gelecek fikrinizi biraz genişletmek, ufkunuzu ilerletmek istediğimden, artık olduğu kadar, sökebildiğim kadar ya da  hafızamda kaldığı kadar bir kuple yazacağım: }

Bakın bunu Pearson adlı online eğitim sistemini kuran şirketten, 20 yıldır Türkiyede olan ve Türkİlizce bir sunum yapan, aktardıklarını çok beğendiğim Guy Elders anlattı:

Adoptive Learning diye bir şey var. Kişiselleştiriliyor.Uyumlandırılıyor. Eğitim.

Şunu düşünün. Feyse girip çıktığınızda sağda reklamlar vardır. O reklamlar;  sizin daha evvel tıkladığınız sitelerde ne yaptığınıza neye baktığınıza, arkadaşlarınızın ilgi alanlarına işaret koyan, internette geçirdiğiniz zamanda girip çıktığınız ve nerede ne kadar vakit harcadığınızın kaydını tutan sistemler tarafından seçilerek size sunulur. Bilgisayar bir televizyon değildir. Siz onu izlerken O DA SİZİ İZLER. Her adımınızı takip eder. O yüzden çoook ince kriterlere kadar ayıklanabilen profiller çıkarılır reklamverene ve tam hedef kitlesine yapılır reklamları. Tam burada Serdar Kuzuloğlu yazısı için tıklayın ve keyfini sürün… Dönünce devam ederiz.

İşte dersleri izledikçe, soruları cevapladıkça hangi konuyu hangi hızda, ne sürede öğrendiğinizi ve ne kadar süre kafanızda tuttuğunuzu hesaplıyor sistem. Öğrenme zaten gördükten sonra geçen sürede aklınızda kalan kısımdır. Şu kulağından girip bu kulağından çıkması, derste oturup dinlemesine rağmen iki ay sonra sorunca bir şey hatırlamaması yani : öğrenmemesi bundan çocukların. Sınavı geçtikten sonra yakıyor bilgiyi. İşleyip öğrenmiyor. O yüzden bir sonraki nesil karşımıza gelince “hiç mi bir şey öğretmiyorlar size okulda, yeni nesil tın tın anacım biz böyle miydik?” şikayetleri ayyuka çıkıyor. Sorun değil, çünkü babam da benim (BENİM) eğitimimi beğenmezdi, Muhtarın görevlerini, 72 ilin plakasını ve bir dolu şeyi bilmediğim için.. Ben de kendi bildiklerimi çocuklarıma sorguladığım zaman gayet entipüften şeylerden bihaber olduklarını görüp delleniyorum. “van dayrekşına/pokemona gelince biliyorsun tabii..+amaaann annee yaaa”

Bu kadar da değil. Çoklu zeka kuramı var ya hani.. Birşeyi HANGİ şekilde kolay öğrendiğinizi de ayrıştırıyor. Örnek verip şişirmeyeceğim anlayan anladı. Anlamayan biraz ödev yapıp devam etsin.  (ara: ÇZK ve NLP)

Çoklu zeka kuramı gereği her öğrencinin öğrenme şeklinin farklı olduğu öngörülüyor, 8 farklı öğrenme şekli var. Her öğrenci bunlardan birinden ya da birkaçından verim alabiliyor. Defosu şu ki HER ÖĞRETMEN 8 şekilde eğitim veremiyor. Bazısı için imkansız çünkü kafa o biçimde çalışmıyor bazısı için de tek tek aynı konuyu bir görsel bir işitsel bir bilmemne olarak öğrenciye özelleştirecek vakit yok, ortalama bir yöntem saptayıp ilerliyor.

Yeni eğitim sisteminde program çocuğu algıladıktan sonra, o konuyu ona onun en kolay anlayacağı en kolay algılayacağı biçimde anlatıyor. Berikine de farklı medot kullanıyor. İnce ayarları yapılınca herkes herşeyi bayıla bayıla öğrenebiliyor. Arada şu sistemle bu sistem arasında geçişin de mümkün.

Mr. Elders’in isabetle kaydettiği gibi, Türk çocukları ile İngiliz çocuklar arasında fark Anneler oluyor.İngiltere’de önüne konan yenmediyse çocuğun önünden kaldırılıyor, ertesi öğüne kadar aç bırakılıyor. Üç gün içinde çocuk güzel bir yeme eğitimi almış oluyor ve kendi başına yiyor. Türk Analar kuzularını aç komaya kıyamadıklarından süslü püslü yemekler, masallar, ara öğünler, bisküvi poğaçalar, aç garajı araba geliyor, ham yap uçak geliyor, ye bak yoksa Adnan enişten yer (evet bu bizim ev) oyunları yordamlarıyla kendilerini tükettikleri yetmezmiş gibi, sofra adabından bigâne veletlerle baş başa kalıyorlar. İngiliz çocuu tabaktaki köfteyi ne edip edip yeme gayretindeyken, Türk çocuu avm’lerde elinde çatala takılı köfte lokması ile ardından koşan anne manzaraları ile dolu..

İşte bizde öğretmen böyle. Çocuğun önüne koymuyor bilgiyi. Bilgi öğretmende, elinde bilgi çocukların ağzını açtırabilirse içeri tepiyor.

Bir de öğrendiğin şeyin içeriği önemli.. Bunu niye not almışım bilmiyorum, o an önemli gelmiş almışım notu. Unuttum. şu an açamayacağım detayını. Anladığımız kadar artık.

ay yeter belki sonra bitiririm belki de bitmiştir bakalım yazı nereye gidecek

4 Yorum

Filed under araştırdım, çocuk, bilgisayar, disleksi, icatlar, ilkogretim, internet, kültür, OKUL, severim paylasirim

El kesesinden sultanım, develer olsun kurbanım..

Son bir haftadır hiç almadığım kadar çok sms ve mail almaya başladım. Çeşitli firmalar rica minnet bilgilerimi güncellememi dilemekteydiler. Bazısı açıkça “izin veriyorsanız “ONAY” yazıp xxx’e gönderin” yazarken, bazısı “şuraya tıklayın da size çekilişle at verecez araba verecez” diye lafı dolandırıp gargaraya getirmekteydiler.

Hiç birinden hoşlanmadığım için hiç birini de onaylamadım. Kendiliklerinden kesilecekler ve kurtulacağım yakında. Bir de bakarım ki ne göreyim? Yesyeni bir yasa çıkmış.

—-komprime bilgi—

a) CRM denilen, Customer Relationship Management yani müşteri ilişkileri yönetimi diye bir sistem var ve aklıbaşında bir firmaysan bu senin için altın değerinde bilgi demek. Ticari başarın müşterinin alışveriş alışkanlıklarını ölçümleyip öngörmekte yatmakta. Bu bağlamda her biri birer kart dağıtıyor, her türlü bilginizi alıp depoladıktan gayrı, ne sıklıkla hangi ürünü satın aldığınızı, satın alırken nakit mi kartla mı ödediğinizi ve şu anda tembellikten yazmak istemediğim bir çok şeyinizi kayıt altına alıp, istatistiklendiriyor, bölge/yaş/cinsiyet/yaşam şartları ve daha bilmem nelere göre gayet bilimsel olarak sınıflandırıp bir sonraki alışverişiniz için ne halt edeceğinizi öngörüyor buna göre promosyonlar hazırlayıp sunuyorlar. Sizin çıkarınıza olanı da var ama esasen olay firmanın çıkarını kollayan bir sistem. İnciğinizi cinciğinizi biliyorlar yani. O kartları alırken attığınız imzada da size her türlü bilgiyi ulaştırabilmeleri, indirim mindirim vermeleri (ve minnacık yazılarla da bu bilgilerinizi dilediklerine diledikleri zaman ve paraya satmaları) konusunda izin vermiş oluyorsunuz.. Dikkat edin, kendi elinizle çok değerli bilgiyi toka etmenizin yanı sıra bu bilgiyi cayır cayır satmalarına ve üzerinizden paralar kazanmalarına da vesile oluyorsunuz..

b) Bu yüzden bugün su siparişi vermek için bir sucuyu arayıp abonesi olduğunuzda; hakkınızda biriktirdiği bilgilerle ertesi gününden başlayarak civardaki elli ayrı mağazadır dersanedir kebapçıdır size smsler yağdırmalarına da sebep oluyorsunuz ve bireeeer birer kendinizi kayıtlardan sildirmeye cebelleşseniz de ertesi günü başka bir kaynaktan sizi tekrar ele geçirmelerine mani olamıyorsunuz. İnsaflı bir firmaysa centilmen gibi siliyor bilgileri bir daha mesaj gelmiyor. Manyak biri ise sizin sıtkınızın sıyrılması, halı yıkamacının yahut estetik firmasının bilgisayar programının sizinle otomatik mesajlaşmaya karar verip gecenin onbirbuçuğunda sarhoş eski sevgili kıvamında mesaj atıp uykunuzdan hoplatması, tansiyonunuzu zıplatması durumlarında yapacak bir şey yok…

Screenshot_2015-04-06-23-24-17w

 

 

Dijitürkçülerden, sigorta satıcılarından, sahte indirimler tanımlayan adını bilmediğim hastanelerden, dini ya da cinsel ürün pazarlayan acubelerden bezdim ki o kadar olur.

 

c)  Yurtdışında bu işler nasıl işler diye soracak olursanız taa 1981’de Avrupa Topluluğu bir sözleşme yapmış. Adı “Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması” ve numarası da 108. Biz dahil herkes de onaylamış. Bizden başka herkes uygulamakta. :( Kaba bir hesapla vatandaşı mal değil de insan yerine koyana kadar 2015-1981 = 34 yıldır zaten alınmadık, kaydedilmedik bi bilgimiz kalmamıştır ya, hadi neyse…

d) Sağlıkla ilgili her bilginizin SGK tarafından toplanıp kaydedilip değerlendirildiğini hatta belki de… biliyorsunuz değil mi? Kime ne benim gözümde arpacık çıktıysa? Yok olmaz.. Aldığım ilacın kaydı kuydu var, ben kredi kartını cüzdanıma koymadan nereden hangi ilacı almışım, dosyama şıp diye eklenmiş oluyor…

—özetin sonu—

Haçan buna birisi daha sinir olmuş olmalı ki, yasamız hazır ve nazır. Artık izin almadan bilgi toplamak, kullanmak,mesaj atmak ne bileyim gecenin köründe kapıya dayanmak yok. Ben izin vermezsem başkasına bilgilerimi vermek de yok. Deli gibi cezası var. O yüzden haldır haldır herkes izin alma ve alınmış izinleri tazeleme telaşına düştü. Bir kibarlar, bir nazikler, bir cicili bicililer ki o kadar olur…izin veriveresi geliyor insanın.. :P yok be ne izin vereceğim?!?!

pizzaci

 

Bakınız kitapyurdu namusuyla izin istemiş, açık seçik, lafı dolandırmadan, kandırmadan.. İzin? Vermem mi… :))

kitapy

 

 

29/04/2015 editi: çakal olanları “bu maili alışınızdan itibaren 3 gün içinde şuraya tıklayıp üyelikten ayrılmazsanız zımnen kabul etmiş sayılırsınız” yazmış ya? Yuh.

IDO’nun verdiği feragatname metni şu, bu arada:

İDO formunu doldururken veya bilet alımı sırasında paylaştığınız; adınız, soyadınız, adresiniz, telefon numaralarınız, e-posta adresleriniz, kimlik bilgileriniz, bilet ve seyahatleriniz gibi kişisel bilgilerinizi toplayabilir. Toplanan bu bilgiler sizlere daha iyi hizmet, ürün ve seçim olanakları sunabilmek; web sitemizi düzenlemek; İDO hesabınızla ilgili işlemlerinizi düzenlemek; veri tabanı oluşturularak seferler, hizmetler, ürünler, kampanyalar ve promosyonlar için rapor analiz doğrulama ve istatistiki bilgiler oluşturmak, işlemek ve gizlilik koşullarına uymak kaydı ile bunları uzmanlar ile paylaşmak; İDO yahut işbirliği yaptığı şirketler ve ortaklar ile sunulan promosyon, kampanya, tanıtım, pazarlama ve diğer fırsatlardan haberdar olmanızı sağlamak, bu doğrultuda İDO ya da işbirliği yaptığı şirketler tarafından e-posta, sms ve telefon ile sizlerle irtibat kurmak amacı ile kullanılabilir. İDO kişisel bilgilerinizi yukarıda belirtilen amaçlar için belirtilen usuller ile hizmet aldığı diğer şirketler ve/veya yasal zorunluluk halinde adli ve idari makamlar ile paylaşabilir. 

SONUÇ: 

Burada iki adet “trick” var. Birincisi, her bir firma o bilgileri canı pahasına saklamak zorunda, ve siz istediğiniz an silmek durumunda…

Tavsiye: hiç bir okumadan imzalamayın, onay filan vermeyin. Her bilginizi ortalığa saçmayın. Hazır bir tazeleme fırsatı var, kullanın. Henüz verilmiş izinlerin iptalini sağlamanın yordamını anlayamadım, onu da bulursam yazarım beraberce sessizliğin keyfini süreriz.

 

 

 

sıkılmadım biraz daha olsa da okusam diyenler için :
ara:
Kişisel Verilerin Korunması Kanun Taslağı

ve

Elektronik Haberleşme Sektörü Kişisel Verilerin İşlenmesi Ve Gizliliğin Korunması hakkında yönetmelik

-ödev okuma isterim diyen çok aziz okuyucularım için: Kosinski BOŞLUK kitabı.. 

Yorum bırakın

Filed under araştırdım, bilgisayar, güvenli hayat, internet, saçmasapanlıklar, şikayetlerim

Eğitimde Teknoloji Zirvesi -iii-

Bu bir dizi yazının üçüncü bölümüdür.. Bölüm 1 ve Bölüm 2‘yi okuyabilirsiniz ya da buradan devam edebilirsiniz.   Paranın değil bilginin kazandırdığı bir dünyaya doğru ilerlerken, çocuk sahibi ve eli yüreğinde tüm anne ve bazı babaların derdi sabit: “okul” Okul seçimi, iyi okul nedir nasıl olmalıdır, yahut var mıdır? Öğretmen mi önemlidir gerçekten? Öğretmen kadın mı olmalıdır erkek mi daha iyi olur? Ya evlenirse? Ya boşanırsa? Ya hamileyse? Ya emekliliği yakınsa??? Oğlan everirken bu kadar incelemezler bu ülkede.. İdarenin politik yaklaşımı nedir peki? Yaa, boru mu? Bu da dertlere dert ekler. Okul nereye yakın, servisi var mi servis pahalı mı okulda yemek çıkıyor mu okulda YENİLEBİLİR yemek çıkıyor mu okul aile birliğine kapağı atarsam çocuğum rahat eder mi, ulan ne kastırıyoruz özele mi versek, yok deve araba alırız lan o paraya, ehe ehe özele verdik teyzesi yaa.. Bu konuya yakın zamanda dönmek ümidiyle esas konuma geçiyorum. Eğitim sektöründe olmasam da bir veli olarak ilgileniyorum ve ayrıca teknolojiye özel bir düşkünlüğüm var, bu yüzden Doğa Koleji Eğitimde Teknoloji Zirvesi’nin ilanını görünce kaydımı yaptırdım. Bir tam gün süren seminer sırasında Microsoft Ortadoğu ve Afrika Eğitim Direktörü Mark Chaban knoşma yaptı. Bu konuşmadan aklımda kalanlara göre mesela, dünya çapında işverenlerin talepleri arasında 3. sırada “ofis programları kullanabilme” yer almaktaymış. Ancak hem ara kadame elemanlarda hem de üniversite mezunlarında bu beceri çok alt seviyede olduğundan yetenekli ama becerisiz birçok insanın işle buluşmasına engel teşkil etmekteymiş. Bunu saptadıklarından Office programlarını TÜM öğrenciler için ücretiz hale getirdiklerini açıkladı. (Yoksa Open Office’den korktuklarından filan değil fesat şeyler sizi) Bunu bütün dünyada okulların kullanımına sunduklarını anlattı.. Ve eğer herhangi bir kademede öğrenci iseniz okul idarenize başvurarak bir kod alabilir ve Microsoft Office uygulamalarını ücretsiz olarak kullanabilirsiniz. Okulun size vereceği bir e-posta adresi ve şifre yeterli olacak. Lütfen şu linke geçin: Office 365 Eğitim     Sık sorulan soruların özeti:

db) Öğrenciler için Office 365 Eğitim nedir?
Öğrenciler için Office 365 Eğitim, öğretim görevlileri ve personel için http://www.Office.com/GetOffice365 adresinde bulunan Office’i satın almış akademik kurumlara katılan öğrencilere ücretsiz sunulan bir Office 365 planıdır. Bu plan öğrencilerin Word, Excel, PowerPoint, Outlook, OneNote, Publisher ve Access’i en fazla 5 PC ya da Mac’e ve Android, iPad® ve Windows tabletler dahil olmak üzere diğer mobil cihazlara yükleyebilmesini sağlar. Ayrıca, plan okul tarafından yönetilen 1 TB OneDrive depolama alanını içerir ve öğrenciler Office Online, Yammer ve SharePoint sitelerini kullanarak düzenleme ve iş birliği yapabilir.
db) Öğrenciler için Office 365 Eğitim’in uygunluk gereksinimleri nelerdir?
Okullar, Microsoft’un Toplu Lisanslama programı aracılığıyla öğretim görevlileri ve personel için Office’i kurum çapında lisansladıklarında ve öğrencilerin doğrudan Microsoft ile kaydolmasına izin verecek şekilde kaydolduklarında bu avantajdan yararlanabilirler. Uygun okullardaki etkin tam zamanlı veya yarı zamanlı öğrenciler şu şekilde uygun şartlara sahip olabilir:
  • Okul tarafından sağlanan ve dış e-postaları alabilen okula özgü bir e-posta adresine (örneğin contoso.edu) sahip olurlarsa
  • Bireysel olarak bir çevrimiçi teklife kaydolmak için gerekli yasal sorumluluk yaşına basmışlarsa (13 yaş)
  • İnternet erişimleri varsa
db) Bu planı ne süreyle kullanabilirim?
Uygun şartlara sahipseniz, mezun olana ya da uygun okuldaki kaydınız sona erene kadar planı kullanabilirsiniz. Öğrenci uygunluğu herhangi bir zamanda yeniden doğrulanabilir. Süre sonunda, Office uygulamaları, belgelerin görüntülenebileceği ancak yeni belgelerin düzenlenemeyeceği veya oluşturulamayacağı anlamına gelen sınırlı işlevsellik moduna girer. Ek olarak, Office Online ve OneDrive gibi okul e-posta adresi ile ilişkili olan çevrimiçi hizmetler artık çalışmaz.
db) Bu teklifle sunulan OneDrive hesabını kim yönetir?
Bu hesap okul ile ilişkilidir ve ödev ya da okul çalışmaları gibi okula uygun içerikler için kullanılmalıdır. İzinler ve erişim okulun BT yöneticisi tarafından herhangi bir zamanda değiştirilebilir.
db) Planı başka kişiler ile paylaşabilir miyim?
Öğrenciler için Office 365 Eğitim, yalnızca uygun bir okulda okuyan, uygun şartlara sahip öğrenciler tarafından kullanılmak üzere lisanslanır.
db)Okulum uygun değilse ve uygun şartlara sahip değilsem ne yapabilirim?
Değerlendirebileceğiniz birçok farklı Office seçeneğine sahibiz, seçeneklere bakın. Hâlâ Öğrenciler için Office 365 Eğitim ile ilgileniyor ama uygun şartlara sahip değilseniz, bu öğrenci avantajından faydalanmak üzere BT bölümünüzden, Microsoft’un Toplu Lisanslama programı aracılığıyla öğretim görevlileri ve personel için Office’i lisanslamasını isteyin.
Bunun haricinde benim tüylerimi diken diken eden şu videoyu izletti.
İşte buradan sonrası…Eğitimde gelecek!
-devam edecek-

5 Yorum

Filed under çocuk, bilgisayar, icatlar, ilkogretim, internet, kültür, OKUL, severim paylasirim