Category Archives: çocuk

Başlar şimdi anneliğe – OyuncuAnneye sevgiler

Oyuncu Anne olarak bildiğimiz Şermin Çarkacı (ÇAKRA değil Çarka, düzgün oku) birbirinden güzel fikirleri, olumluluğu, inci gibi dişleri ile sosyal medyada yepyeni ve bu sefer iyi bir fenomen.

Çocuk da yapmış kariyer de, evli mutlu çocukluluğu böyle bir eltisizlik, görümcesizlik kıvamına taşımış sanki. depdeğişik bir insan. Bayağı bildiğin insan vasfı o kadar bariz ki kendine bir çekidüzen veriyorsun okurken, içine ferahlık mutluluk doğuyor.

Üretken de bir insan. Çok güzel iki kitap yazdı annelik üzerine. Çocuklarıyla beraber anlattıkları masallardan birini de çocuk kitabı  olarak yayınladı. Yayınevi olarak Elma yayınevini seçmiş olması bile artı. Okura saygısı, fikirlerine ilgisi olan, Şerif İzgören’le “yok artık” denilen ama olması gereken bir şeyler başarmış bir yayınevi. Araştırın işim var.

Şu kadarını söyleyeyim, çocuk kitabı olan “Çok Hayal Kuran Çocuk” hakkında daha doğrusu kullanılan fontlar hakkında bir eleştiri yönelttim. [Malum oğlum dislektik ve “elinde alet olarak bir tek çekiç olan adam herşeyi çivi görür” derler, ben de o açıdan bakıyorum çocuk kitaplarına] ve editörden gelen yanıt şu…

RE: Çok hayal kuran çocuk kitabınız

 1/22/16
Merhaba İpek Hanım,

 

Öncelikle düşüncelerinizi bize ulaştırdığınız için teşekkürlerimizi sunuyoruz.

 

Söz konusu kitabımız okul öncesi yaş grubu özelliklerini taşımakta olup bu yaş grubu için tasarlanmıştır. Hitap edilen yaş grubunun gereği olarak ebeveyn okumasına ihtiyaç duyulan bir çalışma olduğu için çizimler ön planda tutulmuş, çizimlerin önüne geçmeyecek sadelikte bir font seçilmiştir. Bununla birlikte, ilköğretim çağına yönelik çalışmalarımızda tırnaksız fontlara sıklıkla yer veriyoruz. Örneğin, dün öğrendik ki “Portakallı Kurabiye Sokağı” isimli kitabımız, daha önce hiçbir kitabı sonlandıramayan disleksik bir miniğimiz tarafından okunmuş ve çok sevilmiş. Bu şahane bir olay. Gereken hassasiyeti göstermeye devam edeceğimizi, bu konuyu aklımızın köşesinde daha geniş bir koltuğa oturtacağımızı tüm samimiyetimizle belirtmek isteriz. Paylaşımınız için tekrar teşekkür ediyoruz.

 

Kolaylıklar.

 Gel de sevme..

Şimdi o kitapla beraber ilk okuduğum “Başlarım şimdi anneliğe” kitabımı da açık arttırmaya bağışladığım için, kitaba dair iki üç notum var onu da şurada paylaşmak istedim..

1- Kitapta fotoğraflara yer verilmeli. Örneğin “uyku için alet edevat” bölümünde gerçekten de bazı fotoğraflara ihtiyaç var. Hiç bilmeyen anne adayı olsaydım okuduklarımın resmini görmek isterdim.

2- kişisel önerim: çocukları sallamayın. sallamadan uyumaya alıştırın. uyku rutinini erkenden, ilk aylardan kurun ve sürdürün.

3- yine uyku bölümüne itirazım: sessiz ortama da alıştırmayın. kapı da çalar telefon da çalar. normal ev sesi içinde çocuklar gayet güzel uyuyabilirler. Kendi hayatınızı kısıtlayıp gerginleştirmeyin, parmak ucunda yürümeyin kendi evinizde. kızım davul zurna çalınırken mışıl mışıl uyudu arkadaşım.

4- hastane seçimi: eve en yakın hastane en iyi hastanedir. keza eve en yakın okul da en iyi okuldur.

5- ilaç içirme bölümünü komple atınız. o iş öyle olmaz. tadı gerçekten fena olan bir adet antibiyotik dışında bütün şurupları telaşe yapmadan, gaaayet cool bir şekilde muhallebi yedirir gibi içirmelisiniz. siz panikler “ay içti ay tükürdü, ay yuttu vay yutmadı” diye zıngırdarsanız çocuk da “lan telaşa mahal var demek” diye azar. En iyi tiyatrocu kimse o geçsin şişenin başına, tek hamlede ve soğukkanlılıkla normal normal içirsin şurubu ve öyle devam edin. Profesyonel görüşüm:

a) şuruplarınızı buzdolabında tutun. Serinken tadı pek hissedilmez.

b) Aç karnına verin şurubu, kusarsa zaten hasta hasta yedirdiklerinizi de çıkarmasın yazık günah.

c) tadı kötü olandan iyiye doğru verin son verdiğiniz en tatlı olanı olsun. genellikle ağrı kesici ya da vitamin olabilir. bir parça pekmez bile olur son kaşık. böylece neye uğradğını şaşırsın.

6- doğal gıda kısmına hiç girmeyelim. eline ne verirsen onunla devam ediyor. Öyle “ilerde nasıl olsa kontrol edemeyeiz” yok. evde kola içmeyiz içirmeyiz. 12 yaşında kızımız ve kendi başına kaldığında da arkadaşları ne kadar içerse içsin kola tercih etmez. Ayran içer, su içer, pek pek ice tea içer.

7- Kitabın altın cümlesi sayfa 102’de yatıyor. aslansın oyuncu anne.

8- Deterjanları gizlemek yetmez. Aklı erer ermez, ambalaj etiketlerini belletmelisiniz. Kimyasal ürünlerin üzerinde uyarı işaretleri gayet barizdir ve okumak gerekmez. Dev bir X işareti, Alev sembolü vb uyarılara her seferinde dikkatini çekin. Deodorant ve şampuanlarda bile işaretler vardır ama biz körleştik göre göre. gösterin ve belletin. tabii ki el altından kaldırın kolay ulaşılabilir kaza unsuru yaratmayın kendi elinizle de.. yine de sizin evde olmaz başkasında görür. cahillik başa bela. öğretin korusun kendini.

onun dışında yeni annelere ve anne adaylarına eski bir yazıyla selam ederim. Bebek Çeyizi

İkinci kitabı da okurum yakında :)) iyi ki varsın oyuncu anne! Allah seni ve eşini çocuklarının başından eksik etmesin. Eline koluna derman versin yazmaya devam et.

Yorum bırakın

Filed under aile, çocuk, kültür, kitaplar, severim paylasirim

Randevuception

Koskoca devlet hastanesinde hasta olmak zor.

Oğluma gereken işitme testi için Ekim ayında doktor beni odyoloji birimine yönlendirdi. İki kat aşağıya indim:

 

– randevu alacaktım

– Randevu yok

(Alo!  Galaksi Taksi, araba yok.. Hiç yok. Soğanlı yok sarmısaklı yok hanfendicim siz nasıl tercih edersiniz.  #MetinAkpinar #yasaklar )

– eee????

– Şu numarayı Aralığın son haftası arayın, randevu alın.

– Eyvallah.. Ardıma baka baka geldim.

 

Aralıkta ve sonra ocakta epey aradım. Hat düşmüyor. Düşse de açılmıyor £#$½$½+%&/ hattı. Bugün 15/01/2016 kendim gittim.

  • Randevu alacaktım, Aralıktan beri arıyorum, Ekimde gel…
  • randevu yok
  • ne?
  • yok hamfendi, martın sonuna kadar yok
  • e olur nisana yazın
  • yok siz 25 martta arayıp randevu alacaksınız. günde 100 kişi geliyor 6 kişi bakabiliyoruz

“hönk” olmuşum.

Lan iyi ki acil bir şey değil, iyi ki başka yerde yapılabilen bir test, özele gidecek az çok parayı denkleştirecek durumum var hamdolsun. (niye bekledim, devlet hastanesi doktoru özelde yapılan testi sevmez, yeniden kendi hastanesinde yaptırtır)

(Düğünü ertele, düğünü ertele… sakallı kertenkele #NevraSerezli)

 

Yorum bırakın

Filed under aile, çocuk, disleksi, saçmasapanlıklar, saglik, şikayetlerim

Ne giyilir nasıl takılır? Genç Kız Olmak -2-

Yazı yayına hazırlandığı sırada 12’sine girmek üzere olan bir kızım var. Allah cümlesininkini bağışlasın, pek severim. Ve ergenlik 120 km/saat hızla vurdu bize.

Boyu boyumda, 37 numara ayakkabılar, dikkafalılıklar… Ergenlik böyle bir şey. İnsan bebekçilik oynayan, bezden yeni çıkmış minnağının bu hale geldiğine inanamadığı için hazırlıksız yakalanıyor. Kimse “aman efendim ben hazırım” demesin.

Ergenlik erişkinliğin eşiği. Çocuk desen değil tam erişkin de değil ama erişmeye can atan bişey var elinizde. İnsan yaşlandıkça görüşü değişiyor. Bir bakışta aynı suratta 6 aylık halini de 16 yaşını da 66 yaşını da görebiliyorsunuz. Hologram gibi… Ya da ben mutant olduğum için görebiliyorum siz ne halt ederseniz edin. Neyse.

İki konu mühim biri, makyaj.. Daha evvel konuşmuştuk… Genç kız olmanın ikinci mühim konusu da giyim.

Hostesler neden canalıcı renklerde giyinir? Neden alabildiğine makyajlıdır?? Psikolojik etkisi yüzünden. Hayatını tehlikeye atarak uçağa binen insanlar, hostesi görünce yatışır. Tehlike anında müdahale gerekince yolculardan ayrılabilir olmalıdır bir hostes.

Mağazalarda da satış elemanları bir örnek ve mağaza renklerinde giydirilir. Müşteri bir başka müşteriye değil personele yönelsin diye.

Giyim, yani dış görünüş insanlarla iletişimimizin bir şeklidir. Sessiz konuşur ama net konuşur.

Bir bakışta manav ile aşçıbaşını ayırabiliriz. Bir bakışta kral ile dilenciyi ayırabiliriz. Tiyatroda sinemada kostüm bu yüzden önemlidir, ödüllendirilen bir sanat dalıdır.

 

Dış dünyaya vermek istediğin mesaj nedir peki? Yanlış mesaj verirsen ne olur? Toplum gözündeki imajın ne diyor?

Bunları düşünerek giyiniriz.

Yaşına ve yerine göre giyinmediğin zaman, kral değil şaklaban olursun. “HERKES” giyiyor olabilir ama bu “HERKES”in ne istediklerini bilmeyen, görgüsü eksik insanlar olduğundan olabilir, değil mi? Giyim önerilerim şu an için hoşuna gitmeyebilir ama bunu eleştiren ergen arkadaşlarına rahatlıkla “annem izin vermiyor” deyip suçu bana atabilirsin. Kötü kalpli anne olmaya hazırım.

Canım kızım…

Gardrobunu özenle düzenlemelisin. Plajda manto, karda mayo giyilmez. Ayakkabı topuğunun da, etek boyunun da, kol uzunluğunun da yerine göre, kişiye göre değiştiğini hatırlatayım. Doğduğunda kız bebeksin, büyüdüğünde de kadın olursun ama hanımefendi olmak bir seçimdir.

Dik dur, dik otur, tırnakların ve dişlerin hep temiz olsun. Bu en önemli kısım. Bunu ezberle!

Popüler olacağım diye kapkalın rujlanıp joker makyajı yapma, hiç bir zaman ağzını bozma. Dört farklı argo sözlüğüm var, iki dilde bilmediğim ayıp kelime yok. VE KULLANMIYORUM. Kendine hakim olmak ağzını tutmakla başlar.

Her zaman gardrobunda pastel renklerde bir hırka, bir yağmurluk, bir de kalın uzun manto/palto olsun. Sana en yakışan 4 rengi belirle ve alışverişlerinde o sınırlar içinde kal. Yeşil bir pantolon, lacivert bir kazak ve turuncu bir çorapla kombin olmaz.

Kıyafet eski olur, yamalı olur ama kirli ya da sökük olmaz. Düğme dikmeyi de, etek bastırmayı da, çorap yamamayı da bileceksin.

Çantalarını ihtiyacına göre seç, saçmasapan birinin imzası var diye çinde üretilen naylon şeylere yüklü paralar verme. Türk malı, uygun fiyatlı, kullanışlı güzel bir çanta alıp, öbür çantaya vermediğin parayı da içine koy. Çanta ya da ayakkabı bir mücevher değildir, tasarlanmaz. Algı oyununa gelme. Ama iç çamaşırı, evet. En kalitelisi alınmalıdır.

Öğrenci kızlar için giyim tarzının hiç bir yerinde tayt olmaz. Tayt evde giyilir, sporda giyilir ancak okulda ya da alışverişte giyilmez. Üzerine parmak ucu hizasında, dökümlü bir tünik olmadığı sürece o renkli bir kilotlu çoraptır..

Parmak ucu ölçüsü elini yanına serbestçe bıraktığında orta parmağının ucunun deymesidir. Mini etek için de boy budur; bundan kısa olan etek olmaz, kalın bir kemer olur.

Etek boyu gündüz saatlerinde dizin altındadır.  Oturduğun zaman diz kapakları görünür ancak dizüstü görünmez. Tam çizgidedir. Oturunca kendi dizini görebiliyorsan, o etek kısadır.

Öğleden sonra gidilen bir davette diz üstü eteği olan bir kokteyl elbisesi giyilebilir. Gün batımından sonra gidilen resmi davetlerde, sahneye çıkarken uzun etek giyilir.

Baldır ortası uzunluğunda etek olmaz, gömlekte yakanın ikinci düğmesi hiç bir koşulda açılmaz.

*******************

Tasma şeklindeki kolyeler çene altındadır,  v-yaka ve 0-yaka t-shirtle takılır.

Choker boyun çevresini sarar, boyun çukuruna dokunur, spor kıyafetle takılır.

Prenses kolye genellikle çok ince bir zincir ucuna çok mini bir figür/harf olarak satılır, boyun çukuru altına düşer. Alt ucu köprücük kemikleri arasındadır. Gömleklerle ve yüksek yakalı (yarım balıkçı) bluzlarla takılır.

Gerdanlık köprücük kemikleri altında, gerdan denilen bölgeye deyecek uzunlukta olan bir kolyedir. Döpiyes/ceket-pantolon tarzı kıyafetlere ya da kokteyl elbiselerine takılır.

Zincir ise, daha da uzundur, bazen biri kısa olmak üzere iki kat takılır. Dümdüz elbiseler için idealdir.

Askısız (straplez-strapless) elbiseye ASLA kolye takılmaz.

(Hiç bir zaman plastik boncuklar takma. En azından gümüş ve zarif yarı değerli taşlar tak. )

*******************

Küpe için de aynısı geçerli. Gündelik olarak sade halkalar, gece davetleri için topuz ve sallantılı küpeler.

*******************

 

Yüzük bakır bir tel de olabilir, 12 karat pırlanta da.. O tamamen kendi zevkine kalmış. Diğer mücevherlerden farklı olarak kendi göreceğin tek takın olduğundan yüzüğü kendin için seçersin.

Saat dahil taktığın materyallerin uyumuna dikkat et. Sarı metallerle beyaz metaller beraber takılmaz. Setin tamamını sadece yeni gelinler takar.

*******************

Sana nasıl davranılmasını istersen öyle giyin. İnsanları hayvanlardan farklı zannetme, hepimiz içgüdülerimizle yaşıyoruz. Bana inanmazsan bak koskoca Richard Gere son filmi için evsiz, sokakta yaşayan (bizdeki selpakçılar gibi düşün) bir adam kılığında New York’un orta yerinde oturuyor ve bil bakalım? Evsiz muamelesi görüyor.

rgere

 

Şimdi…

Ne muamelesi görmek istersin?

 

14 Yorum

Filed under aile, alışveriş işleri, çocuk, insan olmak, kültür, severim paylasirim

Disleksi Raporu Neden Önemli? Doğru bilinen yanlışlar

Don lastiği gibi sünen bir maceranın bir sonraki bölümünü yazmak üzere huzurlarınızdayım. Kısaca hatırlayalım: Oğlum ilkokul 3’te ve geçen dönem öğretmeni ile rehberlik servisi disleksisi konusunda bizi uyardı. Disleksi bazı harfleri karıştırma ve okuyup yazamama ile ilgili bir durum. Bir hastalık değil, “geçmiş olsun” denmez. Rapor alabilirse özel eğitim merkezinden ücretsiz olarak haftada iki  ders eğitim alacak ve okulda da bazı ek hakları olacak.

İnsanlarda genel algı, “rapor çıkartmak ileride çocuğun hayatında olumsuzluklara neden olabilir” (askere gidemez, kamuda çalışamaz) yönünde ve birbirlerini dolduruyorlar yalan yanlış bildikleriyle…

Yanlış bilgi:

Rapor “Çocuğun geleceğini engeller”

Ailede düşünce ” [%20 zihinsel engellidir] yazıyor ben bunu çocuğuma nasıl yaparım, zehir gibi akıllı… Allah korusun özürlü değil bir şey değil. O yüzden rapor alıp da damgalatmayalım” yönünde. Böylece kendi imkanlarıyla birşeyler başarmaya çalışıyor aileler (ANNELER) ve hem yetersiz kalıyor hem de yıprandıklarına, azap çektiklerine deymiyor.

Doğrusu: 

Disleksi kaydı, engel, özür, rapor adı ne olursa olsun…. kişi 18 yaşına gelince bakanlığa başvurup kaydını bir daha çıkmayacak şekilde sildirebilirsiniz.
Yanlış bilgi:
Raporda okudum. Çocuğum zihinsel olarak %20 engelliymiş :(
Doğrusu: 
Yönetmelik o yüzdeyi sabitlemiş. Çocuğunuz ne kadar az disleksik olsa da, %20 yazmadan rapor geçerli olmaz, destek eğitimi talep edemezsiniz. Rakama takılmayın, üzerinize almayın.
Yanlış bilgi:
Çocuk disleksik, yani eşittir gerizekalı.
Doğrusu: 
Tam tersi en kötü disleksik normalin üst sınırında.. Geneli üstün zekalı.. Beynin bir artısı bu. “Keşke benim çocuğum da dislektik olsa” dedirtecek bir artı hem de… Maşallah demek lazım sanıyorum.
Yanlış bilgi:
Disleksikler biraz gayret etseler güzelce yazabilirler, ne var bunda hepimizin yazısı çirkindi, çalıştık inci gibi düzelttik. Gıcığına okumuyor/ Tembellikten hep/ gözü bozuk da ondan/ sana şımarıyor, iki tokat at bak eşşek gibi yazar.
Doğrusu: 
Disleksi göz rengi gibi, doğuştan. Bağırıp dövünce değişmez. “baba” yerine “dada” yazar. “daba” bile yazabilir. Aradaki farkı anlamıyor. Sen nasıl bunu anlamıyorsan o da anlamıyor. Onun için ikisi de aynı. Dokunarak renkleri anlayabilir misin? Öyle düşün.
Yanlış bilgi:
Rapor olacak da ne olacak? Okulda özel sınıf mı açacaklar? Öğretmen mi tutacaklar? Bura devlet okulu kardeşim öyle icatlar istemeziz.
Doğrusu: 
Biraz garip gelebilir ama insanların hatta çocukların bazı temel hakları var. Evet var. Hatta bazı kişilerin daha da fazla hakları var. Siz bilmiyor olabilirsiniz. Disleksik çocukların hem hukuki hem de okul için hakları ve ayrıcalıkları var..
Disleksik çocuklar konuya hakim olmalarına rağmen yazılıda soruyu okuyamadıklarından/yazmayı yetiştiremediklerinden/ okunaksız yazdıklarından hak etmedikleri kadar düşük notlar alırlar. Bunun sonucunda kendilerini başarısız hissederler, akranları arasında aşağılanırlar, bu da büyük bir dezavantaj olur.
Özel Eğitim Merkezinde haftada iki saat özel ders alma hakları var.
Okuldaki ya da teogdur üniversite sınavıdır, genel sınavlarda okutman isteme hakları var.
Ek süre isteme hakları var. (ek süre verildiğinde notları %70 artıyor..)
Bir de okul özel de olsa devlet de olsa Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı (BEP) alma hakları var. {araştırın!}
Disleksik öğrencisi olan öğretmenlere: Yasal Hakları hatırlatın
Özet: Keşke sistem böyle olmasa. Ama madem öyle, habüyle…
 Bu yazının kaynağı https://www.facebook.com/Disleksiogrenim sayfasındaki yazışmalardan yola çıkarak hazırlanmıştır. Sayfayı takip etmenizi öneririm.
Bu roportaj da okunması gereken bir bilgi kaynağı: Disleksi Öğrenim Güçlüğü Derneği

5 Yorum

Filed under çocuk, disleksi, ilkogretim

Ayağında kundura. Yar gelir dura dura

GIRIS: Elimizde
a)tembel
b)nazli
c)disleksik
d)hepsi

bir/birkac cocuk var, bu çocuk(lar) ayakkabi baglamayi ogrenemedi.. işine mi gelmiyor bilmem. Cirtcirtli benim de işime gelir de belli bi numaradan yukarsini yapmiyorlar…
Bugun size bir degil tam iki adet fikrim var.

image

Sekilde gorulen spor ayakkabının taaa en tepesindeki delik neymis biliyor musunuz? (Aglet icin bkz Phineas ve Ferb)
Tirininim…
Ayakkabi bagcigi cozulse de iplerin gevsememesi ve ayakkabinin ayaktan cikmamasi icinmis.

image

image

image

Iste böyle.. ilginc, degil mi.. cok da kullanisli. Kirk yillik ayakkabi giyicisiyim… ogrenmenin yasi yok tabii.

Fikir 2:
Bagciktan kurtulmanin yolu…
Egilip baglayamayacaksaniz, cozum bulunmus… silikon bagcik!

image

image

Pakette 14 adet bagcik var. 31-32 numara cocuk ayakkabisi icin 1 small,2 medium,2 large ve 1 xl kullandim. Bagciktan daha kullanisli. Sapasaglam. Giymesi cikarmasi derdi bitti. Sokulup takilabilir mi bilmiyorum,sokulebilir bir seyse omurluk kullanılır derim.

Yarin 37 numarasina takip bakacagim oluyor mu.

1 Yorum

Filed under alışveriş işleri, çocuk, icatlar, internet, severim paylasirim

Okurum yazarım (konu yine disleksi, baştan söyleyeyim)

Ağustosta okuduklarım ve yorumlarım:

 

20150806_131334

 

Disleksi ile başa çıkmak için 100+ pratik öneri.

Adından başlayarak, beğenmedim. 100’den fazla denir ona dilimizde. zaten ebeveyne vereceği bir şey yok, öğretmenler için yazılmış. Ebeveyn olarak alıp öğretmene vermemiz ve okumaya zorlamamız fayda sağlayabilir. Bize bir yararı yok benim görüşüme göre..

 

wpid-wp-1441996098281.jpeg

Çocuklarda Dürtüsellik… Öneririm.

Bende Disleksi var… Çok öneririm. Çocuğunuzla beraber okumanız ve kendisini anladığınızı göstermeniz için ideal. Çocuk da kendisinin neden ve nasıl farklı olduğunu idrak edebiliyor. Kendisini normal gördüğünden ondan zorla talep edilen bu garip okuma işini neden kıvıramadığını biraz anlıyor.

Tübitak yayınlarının böyle özel kitapları böyle güzel fiyatlardan satmasından da ayrıca çok memnunum. Okul öncesi ve ilkokul seviyesi müthiş kitapları var. Kitapların içeriği bir yana baskıları ve kullanılan dil de kaliteli. Matematik konusunda hele, sıfırdan ele alıp dört işleme giriş yapan kitaplarını iki çocuğumda da ben çok beğenerek kullandım. Doğa-Uzay-Hayvanlar.. Çocuğun merak ettiği her konuyu severek incelemesini sağlıyor. Bilim harika bir şey, çocukların bilim sevmesi daha da güzel. Bilimi erişilebilir kılan Tübitak’ın şerefine!

Yine Tübitak’tan “Bir Türlü Yerimde Duramıyorum” da, Hiperaktif çocukların ana babaları ile kendilerini keşfetmelerine, daha da önemlisi KABUL etmelerine yardımcı oluyor.

The Gift of Dyslexia bu konuda temel kabul edilen çok sözü geçen bir kitap. Yeni başladım pek de sürükleyici gitmiyor. Bitince bir yorum yazarım.

Bunların yanısıra KINDLE sağolsun, çok güzel bazı kitaplarım oldu.

Muhteşemdi, bir anne olarak tam anlamıyla anlaşıldığımı anladım. Çok sevdim, yapılmadıysa çevirisini yapasım var.

 

Halen elimde bir sürü okuma olduğu gibi bir yandan da Game of Thrones serisini okuyup bitirdim :))

Okumayı seviyorum..

 

 

 

Bu arada not 1: Ortada görülen “Okuyorum konuşuyorum” iki ciltlik kitap oğlum konuşmayı öğrenirken (geç konuştu, 4 yaşında ders aldırmaya başladım.. ablası 3.5 yaşında konuştuğu için tasalanmadım açıkçası) özel eğitim merkezi tarafından aldırılan bir set. 50 lira civarında bu iki kitap ve okurlardan ihtiyacı olan varsa, hemen hiç kullanılmamış bu seti hediye edeceğim. Kargoyu ödemeniz yeterli.

not 2: “Ben ilköğretim seviyesi öğretmenim, ilk bahsettiğiniz 100 pratik öneri işime yarar” diyen varsa onu da göndermeye hazırım.

Not 3: Disleksi zeka geriliği ya da hastalık değil. Sizin yapamadığınız bir şey yok mu? Ben mesela, uçamam. Bilmiyorum. Bana yeterince bağırırsan, “hadi” dersen çalabilir miyim sence? Disleksik çocuk da gayret etmediği ya da çalışmadığı için okuyamıyor sanılıyor. Yok böyle bir şey. Bağırıp çağırmayın, hadilemeyin..Bunaltmayın çocuğu.  Sınıftaki herkes, hatta 5 yaşında kardeşi bile okuyor yazıyor olabilir. Olsun. Bu da okuyup yazmıyor. O kadar. Kabul edelim ve bir adım ilerleyelim.

 

15 Yorum

Filed under araştırdım, çocuk, disleksi, kitaplar, severim paylasirim

Disleksi ve görme (renklerrr)

Facebook’ta çocuğu disleksik olan annelerden oluşan yardım destek grupları buldum. Bir tanesi de: Her Çocuk Başarabilir (Öğrenme Güçlüğü) grubu.

Grupta geçenlerde bir yazı paylaşıldı: Reading Rainbows

Özetle diyor ki, özel öğrenme güçlüğü olan kişilerin sayfayı görür görmez uykusu gelir, esnemeye başlar. Görsel olarak beyaz sayfa üzerinde titreşen, hareket eden siyah şekiller görürler. O yüzden sayfaların koyu renk olması dikkati toplamasını sağlar.

Bunu denemek için renkli şeffaf sayfalar almış kadıncağız. Çocuğun önüne bir kitap açmış 30 saniye bir sayfa okutuyor. Çocuk kımıl kımıl, laf söylüyor eli kolu oynuyor…

Yan sayfaya mavi renk folyo koyar koymaz çocuğun görüşü acaip keskinleşiyor. Şakır şakır okuyor!

 

Hayret ettim: siz de etmek isterseniz izleyin…

 

Gruptaki annelerden biri de denemiş, önerdi. Gittim hazır da kırtasiye sezonu, migrostan renkli kap kağıtları ve bir de şeffaf mavi, çıtçıtlı dosya aldım.

Daha eline almamış olduğu, hediye gelmiş bir kitabı da önüne koydum bugün.

wpid-wp-1441875780769.jpeg

 

Kitabı ben de elime almamışım. :((( Zaten renkliymiş sayfalar!! (Resim C)

#AcabaNeden isimli bu kitap da güzel bu arada onu da önereyim.. (Resim B)

Neyse bizim okur aldı kitabı, anası da kronometreyi. Bir dakikada okunan kelime sayılarını saptadım..

Çok anlamlı bir fark göremedim. Resim A’daki muşambalar fazla yumuşak ve biraz da opak olduklarından tatsız oldu. Dosyadan kestiğim parça daha kolay kullanılıyor, hele bir de pencere açtım, (konsantrasyon zorluğu çeken çocuklar için kullanılan bir uygulama bu pencereli karton) biraz daha güzel oldu. (resim Ç.)

Şimdilik, pas geçiyorum.

Siz de bir deneyin, pahalı bir şey değil renkli şeffaf folyolar. İşinize yararsa, muhteşem olur.

Benim?

Bir sürü kap kağıdım var..

dakikada ortalama 20 kelime okuyan bir oğlum var.

benden iyisi Şam’da kayısı be!

 

 

 

 

EDİT: yazıyı yayınladıktan sonra Akademi Disleksi’nin facebook sayfasıyla görüştüm bana kendi setlerini hatırlattılar.

http://www.akademidisleksi.com/sayfa/okuma-penceresi/

Hazır renkli pencereyi yapmışlar! Daha evvel görmeliydim… (gerçi işe yaramadığında daha fazla bozulurdum)

Neticede anneler olarak, çocuklar için ne lazımsa bulmaya çırpınıyoruz işte..

2 Yorum

Filed under aile, alışveriş işleri, araştırdım, çocuk, disleksi, icatlar, ilkogretim, severim paylasirim

Sövesim var.. Sövmiycem şimdilik (Disleksi 4 ya da her neyse.. numaratör mu alalım kardeşim)

Sinirliyim blog. Sus dinle çarpmıyayım ağzına.

Hazirandan beri rapor için sekiz oldum…Oğlumun okulda başarılı (orta seviye) olması için Disleksi, DEHA, Öğrenme Güçlüğü kıvır ve de zıvır için bir özel eğitim merkezinde ders alması gerekiyor. Özel eğitim merkezleri de ders saatine 70 TELE istiyor. “Rapor al, gel bedava” diyor.. Bu durumda ipekag de gidip güzide yeni ve koskocaman Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden 182 marifetiyle randevu alıyor. İlgili randevu Haziran’ın başına. Güzel.

Çocuk psikiyartisti ile görüşüyoruz. Oğluma bazı testler yapıyor. Saat çizdirip, bir adet cümleyi yazmasını istiyor. Kısa sorularla bilgi alıyor ve bir sonraki test için bizi arayacaklarına dair bir bilgi verip bizi yolluyor.

Temmuz başına kadar kimse aramadığından kendim gidip soruyorum. Hemen o hafta için randevu ayarlıyorum. Bu testimiz wisc-r denilen kaba tabirle zeka testi. Bu test mayısta yapıldı zaten ve teşhisi konuldu. Ama ve lakin, dosyada dursun maksatlı test tekrarlanıyor (sonucun sağlıklı olup olmadığını tam bilemiyorum, 6 aydan evvel tekrarlanmaz diye biliyorum ben, çocuk soruları hatırlıyor olmalı).

Psikolog hanım bir saatin sonunda bizi geri psikiyatriste gönderiyor. Sonuçları hemen vermediğini, raporunu bir hafta içinde dosyaya ekleyeceğini, sonrası için psikiyatristimizin tekrar muayene etmesi gerektiğini söylüyor. Psikiyatristimiz (çok da efendi bir insan bayağı da gözüm tuttu aslında.. hayır benim rahmetli babam da nöro-psikiyatri uzmanıydı, olsa burda, hallolacak bütün sorunlar ama.. Emr-i hak yani) yeni bir randevu veriyor: Temmuz sonu.

Değerli günlerimiz geçiyor. Temmuz sonunda gidip görüşüyoruz. Dosya da yok ortada, rapor da. Bilgisyarda biryerlerde kayıtlıdır eminim. Niye gittik bilmiyorum. Gördük birbirimizi sadece. Bana söylediği tek şey: Test sonucuna göre evet çok zeki.  Evet performans ile sözel arasında 30 puanlık fark var. Demek ki neymiş? Özel öğrenme güçlüğü (bizim durumda disleksi) varmış sonuca göre.

He babo. Bizim de mayıstan beridir, ilk vizkar testten beridir, ilkokul birden beridir bildiğimiz bu. Teşhisle geldik zaten. Ee? Şimdi nolcak?

Yine haber bekleyecekmişiz. İkinci bir test için arayıp randevu vereceklermiş. Sıraya girmişiz.

E gün geçti, okul açılacak, bir tek ders alabilmiş değil oğlum? (benim faaliyetlerim dışında yani) İki ay boşa mı geçti? 3. sınıf kasırga gibi yaklaşmakta…

“acil notu alıyorum”

Peki hocam. Döndük dikiz aynamıza baka baka.

 

Kimse aramadı. BU defa araya torpil koydum. Oldu Eylül..Bi arkadaş gitti randevuyu kopardı. Haftaya Cuma günü 11’de.

Psikolog oturttu teste 1-1,5 saat konuştular mı ne yaptılarsa artık.. Karanlık, penceresiz ve hatta resimsiz dört duvar, havasız daracık oda. Bir masa iki sandalye zor alıyor. Daha büyük kilerler asansörler gördüm ben. Sandalye de, erişkin sandalyesi;  oğlanın fiziksel olarak rahatsız olduğunu biliyorum ama yapacak bir şeyim yok, rapor ilazım..  Neyse.

“annesi gel”

geldim.

Test sonucuna göre evet özel öğrenme güçlüğü olabilirmiş.

Yıkıldım.

Saatlerim günlerim geçti.

Raporu alabilmek için kurula girmeden önce bu testin sonucuna ihtiyaç var. O sonuç iki haftada çıkarmış. Fekat bayram giriyormuş araya. EEEEE??

E’si Ekimde bi randevum daha var.

———————————————————————–

Bak kardeşim. Benim elimde teşhis var mı? Var. Veren de uzman doktor mu? Uzman doktor. Ver geçici rapor, ön rapor.. Ertesi gün dersler başlasın çocuk ilerlesin. Kurul Raporu için de bir yandan uğraşsın anası babası.

Üç ay içinde kurul raporunu teslim etmezse şu kadar dersin parasını ödesin ilgili kişi. NİYE BEKLİYORUM BEN??????????????

Kim özel eğitim merkezinden beleş ders alma meraklısı olabilir ki?

Prosedür çoooook uzun kardeşler. Çok.

Sinirlendim.

Ha, bu var ya, sulu nimetmiş. Başka yerde her test başka hastanede her muayene bambaşka bir hastanede sonuçlar ebesinin polikliniğinde diyorlar. sinirliyim hala.

 

 

9 Yorum

Filed under aile, çocuk, disleksi, saçmasapanlıklar, saglik, soruyorum

2015-2016 Eğitim Yılı Okul Tatilleri / İstanbul’a ait özel günler ve resmi tatiller takvimi

Geleneksel çalışmam.

 

Hayrını görün ;)

 

 

 

takvmim2016

 

 

 

1 Yorum

Filed under çocuk, ilkogretim, OKUL

Gimle’li Guzel

Herkese nasip olmaz,bu çağda bir mektup arkadasim oldu benim.

image

Ünlü blogger, yeşil yaşam ustası, güzel kişi Türkan (Eski adiyla Resimli Seyler Atlasi, yeni adiyla Yesil Atlas) masallahi olan bir kadin. Guzel,azimli ve marifetli. Sabirli ve cilgin. Taaa ordan buraya bana bir zarf dolusu heyecan yollamis. Kendisi benim paralel evrendeki kendim filan, o derece zitiz aslinda. O yuzden yazilarini salyalarimi akitarak okuyorum. Hayatta yapamayacagim seyleri “iki tiktik bi fikfik” diye anlativeriyor. El yazisi bile inci gibi. Ü-hüüü..
Sevgili Kucuk Prensim.. (baska bir dunyadansin ya sen…) Zahmet etmissin. Ozene bezene ne aralik nasil…. nutkum tutuldu.
Hediyelerine bittik. Sevindirenin cok olsun.  Ellerin dert gormesin.
Kontr-zarf hazirliyorum. Bilgine!

image

2 Yorum

Filed under çevre, çocuk, blog işleri, gezen güzel olur, internet, severim paylasirim