Gimle’li Guzel

Herkese nasip olmaz,bu çağda bir mektup arkadasim oldu benim.

image

Ünlü blogger, yeşil yaşam ustası, güzel kişi Türkan (Eski adiyla Resimli Seyler Atlasi, yeni adiyla Yesil Atlas) masallahi olan bir kadin. Guzel,azimli ve marifetli. Sabirli ve cilgin. Taaa ordan buraya bana bir zarf dolusu heyecan yollamis. Kendisi benim paralel evrendeki kendim filan, o derece zitiz aslinda. O yuzden yazilarini salyalarimi akitarak okuyorum. Hayatta yapamayacagim seyleri “iki tiktik bi fikfik” diye anlativeriyor. El yazisi bile inci gibi. Ü-hüüü..
Sevgili Kucuk Prensim.. (baska bir dunyadansin ya sen…) Zahmet etmissin. Ozene bezene ne aralik nasil…. nutkum tutuldu.
Hediyelerine bittik. Sevindirenin cok olsun.  Ellerin dert gormesin.
Kontr-zarf hazirliyorum. Bilgine!

image

2 Yorum

Filed under çevre, çocuk, blog işleri, gezen güzel olur, internet, severim paylasirim

Legoland İstanbul

Bu yazıyı yazdıktan sonra düşündüm, eğer gidecekseniz, okumamalısınız, sürprizi kaçar kesinlikle. Fena spoiler yersiniz. Bire bir yaşanması lazım. 

Eğer gitmeyecekseniz, okumamalısınız, insanın canı çekiyor ya.. 

Yani her koşulda, okunmaması gereken bir yazı yazdım ben…

*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*

Bu mekan yepyeni. Daha 3 gün oldu açalı. Biletlerimizi Tixbox‘tan taa ne zaman aldım. Oğlum LEGO konusunda çok iyidir. Hem sever hem yapar. Hatırı için Bayrampaşa’ya, Forum İstanbul’a gittim.   Online biletler kısa süre için kapıdan bilet almaktan ucuz.

SORUN 1: Her çocuk yanına bir yetişkin, her yetişkin yanına bir çocuk şartı var. Bunun manasını çözemedim. 3 çocuklu aile olsak sokaktan adam mı çevirelim fazla çocuğu içeri sokabilmek için? Tek çocuklu aileler ya da Legosever bekarlar netçek?

SORUN 2: Lego Dükkanından alışveriş yapmak için bilete gerek yok, AVM’nin içinden girilip çıkılabiliyor. Bir de Legolanddan giriş çıkış var biletlilere. Biletler sanal olunca, lego dükkanından legolanda geri giriş yapmaya çalışan eşim, güvenlikle tartıştı. Biletler benim cep telefonuma kayıtlı, ben de bambaşka bir yerdeyim.. Giriş-Çıkış güvenliğini sağlamak için ziyaretçiye bir yaka kartı vb birşey vermeleri lazım.

SORUN 3: Merlin’in kazanını karıştırırken, kilitli emniyet kemerleri ile bağlandık. İniş sonrasında görevli tek tek gelip insanları cihazdan söküyor. E ya görevliye bir şey olsa? Dönmedolapta mahsur mu kalacağız? Ya da benim acil inmem gerekse? Diğer 10 kişinin çözülmesini beklemek zorundayım. Böyle olmaz. Bir düğmeyle “lap” diye tüm kemer kilitleri açılmalı, isteyen tek hamlede inebilmeli.

heh, bunları aradan çıkardıktan sonra: 14-20150803_000447

ŞAHANE Bİ EĞLENCE HEMŞERİM: KAÇIRMAYIN! 

Girişte önce aile fotoğrafımız çekildi ve bize kısa bir film gösterildi. Sonra iç mekana girdik, Lego Fabrikası hakkında kısacık bir belgesel izledik ve kendimize Lego Adamlar tasarladık. O oyun bitince bir kapıdan geçtik, tasarladığımız legoları verecekler zannettim ama hatıra olarak baskılı özel birer DUPLO parçası verdiler. Bilet karşılığında alıp alacağınız tek şey de o. Heyecanlanmayın yani.

Neyse, ilerledik, Lazer tabancaları olan vagonlara bindik, kısa ama heyecanlı bir labirentte orklara, taşlara, iskeletlere ateş edip prensesi kurtardık ve ejderha yumurtalarının güvenliğini sağladık. :))) Bir resim de orada çekiyorlar, hazır olun! Fotoğrafları satın almak zorunda değilsiniz ama alırsanız tuzlu bir miktar ödemesi var.

Hop indik, bir başka labirentte dünyanın meşhur binalarının ve tabii İstanbul’un simgelerinin Legodan modellerini izledik. İnteraktif panolar hepsi, soruları cevaplayınca ışığı yanıyor, hareket ediyor vb ilginç tabii. Epeyce emek sarfedilmiş. Üstelik Yerebatan sarnıcı ve Medusa’ları bile yapmışlar! Çok ilgimizi çekti, gez gez bitiremedik…

Veee Legoland Alanına giriş! Kocaman! Her yerde lego havuzları var, çök başına saatlerce oyna. 4D sinema var, iki de film, 15 dakika sürüyor her biri, ipucu vermeyeyim ama birisi daha güzel. İkisini de izleyin. Hareket, toz, duman, ses, ışık, rüzgar, yağmur, çamur, kar ve sümük (!) içinde kalıyorsunuz… Telefonu filan çıkarmayın ortaya, ıslanır. Bu sıcakta yapılabilecek en güzel şey bu filmleri izlemek :)))

Az ileride Lego Atolyesi var. Uzman Lego Yapımcısı Deniz 12 çocukluk gruplara Lego yaptırıyor. Bizim eğitimimiz Balina idi. Lego’nun tarihçesiniden balina hakkında eğlenceli bilgilere birçok şeyi de beraberinde öğrendik. Adam süper! balinaları yaptık (evet ben de yaptım bir tane, ne var?) sonra çocuklara Master Builder Etiketi yapıştırdı. Oğlum ne gururlandı ne gururlandı. Gördüğü çocuklara “Bir Lego Yapıcısı” olduğunu izah etmeye başladı hemen.

Lego araçlar imal edip yarıştırabileceğiniz bir bölüm var; bir çeşit dönme dolap olan Merlin’in kazanı var; üst katta parti odası, çocuk aktivite alanı, kafe, tuvaletler, Duplo oyun alanı, karaoke ve Olivyanın evi var.

a) yanınıza çorap alın, aktivite alanında ayakkabılar çıkartılıyor ve çoraplı girmeniz isteniyor.

b) Bu Olivia Legonun aklına anca 2011’de gelen bir fikir. O zamana kadar hep Lego MiniFigürler ağırlıklı olarak erkek. İlk defa kızlara da lego satabileceklerini anlayınca mevcut renklere 11 yeni pastel renk ekleyip yeni setler üretmişler. Olivia da bu Lego Dolls’lardan biri.

c) harbi, bilin bakalım kaç renk lego var? Şaşırdım!

Saat kulesine bayıldım, sinemaya bayıldım, “hiç bir şey almayacağız!” diye baştan konuşmuş olmamıza rağmen lego marketindeki ıncık cıncıklara para bayıldım. Lego Gizli Görev oyununa bayıldım, Legoland boyunca oryantiring yapıyorsunuz ve sonunda bir de ödül alıyorsunuz!

İyi ki gitmişiz..

Legoland

BALİNA-BALİNANIN KALBİ-OĞLUMUN KALBE YAPTIĞI KALP :)









01-20150802_135355 02-20150802_150237 03-20150802_150301 04-20150802_151519 05-20150802_151953 06-20150802_225236 10-20150802_225809 11-20150802_225852 12-20150802_230330

Legoland Discovery Centre  hakkında daha fazlası için..

Not: Keşke o minyatür binalardan biri de legoland olsaydı ve ben de kendi kendime bakarken bulsaydım kendimi.. master builder göreve!

Yorum bırakın

Filed under aile, çocuk, gezen güzel olur, severim paylasirim

Eksik değil, Disleksik

Duymamış olabilirsiniz. Disleksi.

Umarım duymamışsınızdır. Ne işiniz olur böyle yunanca kelimelerle. Öğrenememek anlamında.

Özellikle okumayı öğrenememek. Sayıları ve harfleri. Renkleri ve sağını-solunu.

Düpedüz aptallık işte. Lan sağın samsak, solun sovan neyini anlamıyorsun?

Anlamıyorum. Normali bu benim için.

Şöyle ifade edeyim. Senin “d” gördüğünü ben “b” olarak algılıyorum cınım. Tersi de olabiliyor. Yapabileceğim bir şey yok. Komik filan da değil. Şu cümleyi bir oku bence:

“Dir derber bir derdere gel berader dir derder bükkanı açalım bemiş.”

şifre gibi..

ha bu iyi diyorsan “u” ile “n” de karışıyor biliyor musun?  p ile g.. y ile h..

“Dir derber dir derbere pel berader dir derder bnkkauı acalım bemiş” 

şimdi nasıl?

Disleksisi olanlar, disleksikler çoğunlukla üstün zekalı insanlar. Başlığı bu yüzden “eksik değil” diye attım, çünkü fazlası var. Arayın bakın.. En bilinen örneklerden biri Einstein biri Edison. O kadar güzel bir şey ki aslında, “keşke disleksim olsa” diyebilirsiniz.

“Bildiğin geri zekalı, mal bu çocuk, daha okumayı sökemedi” diye okuldan atılan dahiler var.

Bunların biri bizim evde.Oğlum. Sevinsen bir türlü dövünsen bir türlü.

Teşhis kesin.

Muhtemelen bende de var. Bu konuya ayrı bir bölüm ayırıp başımızdan geçenleri yazacağım.

Tanınması ve farkında olunması gereken bir şey disleksi. Bir kusur değil. “Azıcık zorlasan, biraz daha çalışsan öğrenirsin aslında” değil. “Büyüyünce geçer” değil. Bu, bu kadar.

5 Yorum

Filed under aile, araştırdım, çocuk, disleksi, ilkogretim

Mesai saati düşsün o memur kafanızın ta tepesine

Girişi fıkra ile yapalım… Her haftasonu beraber golf oynamayı adet edinmiş üç arkadaş varmış. Biri ünlü bir cerrah, biri saygın bir rahip biri de tanınmış bir mühendis.. Bunlar yine gitmişler Cumartesi sabahtan golfe, bir de bakmışlar kalabalık bir gruba kapatmışlar sahayı.. bizimkileri sırada bekletmişler. Bizimkiler de müdürü çağırtmış “ne oluyor?” diye. Müdür apar topar gelmiş, müdavim ve zengin müşterileri kızdırmaya gelmez. izah etmiş: “geçen yıl klüpte çıkan yangını söndürmek için gelen itfaiyecilerin 10 tanesi dumandan kör oldu, biz de onlara jest olarak sahayı istedikleri gibi kullanma izni hediye ettik. Bugün oyun günleri yani. Sizi bekleteceğiz.”

Doktor acımış… “Yazık, kahraman gençler için hastanemde yapılabilecek bir şey olup olmadığını bir araştırayım.. belki tedavi ettirebiliriz”

Rahip ellerini kavuşturmuş: “yarınki ayinde bu âmâ evlatlar için bütün cemaate dualar ettireceğim”

Mühendis sinirlenmiş “gece gelip oynasınlar”

 

*-*-*-*-*-*-*-*-

Neredeyse 20 yıllık şöförlüğüm var. İyi de kullanırım ayıptır söylemesi. Övmek isteyen bir çok insan “abla erkek gibi kullanıyorsun” derler. O derece..

Kaza yaptım Mayısta. Basit bir geri gelme sırasında garip bir yükseltiye çıktım. Arabanın tamponu söküldü.

Servise götürdüm, kasko ödüyor bir de ikame araç veriyor. Oh ne ala.

Saat ikide aradım kaskoyu.. Saatler sonra geri aradılar. Yarın eksper görecekmiş, gün içersinde rentekarları beni arayacakmış, şöför müsaitliğine göre araç teslimi yapılacakmış.

Yok deve.

“Bu gece bana araç teslimi yapın, ben yarın çocukları okula götüreceğim, kendim işe gideceğim, keyfinizi mi bekleyeceğim” dedim ama dinlemediler haliyle. Rentekar kapalıymış. Abi rent-a-car niye kapanır? Fırın mı lan bu? Hamur mu karacaklar? Adama bi telefon edersin getirir arabayı kapıya. İşi ne? Bundan para kazanıyor adam. Gece olunca insanın arabaya ihtiyacı olmayacak mı? Eksper yarın gitsin baksın benim araca, rapor versin ne ederse etsin.. Benim kazadan en geç 1 saat sonra araca kavuşmamı sağlayamayan kasko rentekarına teessüüf ediyorum.

Ne bu saçmalık?

Evet sana bakıyorum @LibertySigorta

Mesai saati olamaz sizin sektörde. Ben hasar bildirdim mi, ikmal aracın tekeri dönecek, aaacilen kapıma gelecek aracım. Eksper raporu olumlu vermezse indirimli fiyattan ödeyeceğim kirayı, o benim problemim.

 

Yorum bırakın

Filed under araba, saçmasapanlıklar, şikayetlerim

YouTube’da “Shia LaBeouf delivers the most intense motivational speech of all-time” videosunu izleyin

Lan kalkip yapiym bari .
adam sagli sollu giriscek yoksa.
Anam anam.

Yorum bırakın

Filed under internet, severim paylasirim

Misery loves company/Blogcuların Halt Etmeleri

Çok sevdiğim bir deyim. “Dert, yoldaş arar” anlamına geliyor.
Birinin aptalca bulaştığı bir derdi varsa senin de başına sarmaya gayret eder. Nasıl? Yağlar ballar, allar pullar ki sen de kanasın, düşesin aynı çamura.. Kendisini böylece daha az enayi hissetsin. Birçok doğrudan pazarlama ve piramit satış numaraları bu şekilde işler. Bir şekilde iki kişiye satarsın üyelik.. Satana kadar anlattığın hayal oldukça kesindir, matematikseldir. Üç kişiyi üye yaparsan 3 lira kazanacaksındır. E ne duruyorsun 1000 kişiyi üye yap 1000 kazan? Hiç. Hadi yallah durduğun kabahat, sokaklar henüz üye olmamış binlerce kişiyle dolu, para kıracaksın şerefsizim…

Kandın mı yandın. Elinde iler tutar tarafı olmayan gereksiz şeylerle dolu bir çanta ve defterle baş başa kalınca pişmanlık sarmaya başlar. “lan bu laylon maylon şeylere mi ben 100 lira verdim? Of ya var ya Tarcan duysa harcar beni… Annnemden aldım diyeyim bari. Yarın kahve içmeye komşulara geçer anlatırım hepsi de üye olsa 20 kişiden.. beşer liralık ürün de aldılar mı.. e bir günde çıkarırım ben bunu… mu acaba? neyse..” Tanıdık geldi mi?

Erişkin insanlar, ihtiyacı olmayan bir şeye gayet zor kazanılmış paralarını vermezler. İşin ucunda mutlaka bir çıkarın olmalıdır. Çünkü kasa her zaman kazanır. Bir çocuk masumiyetidir “e ama herkes alıyordu ben de aldım”.

Burada ilk değinmek istediğim şey astarı yüzünden kat kat pahalı olan bir şeyi aylardır satabilen çok başarılı bir girişim. Bir zamanlar LilaKutu alırdım ben. Hem içindekiler sürpriz geliyordu hem de 10 lira verdiysem en az 15 liralık mal alıyordum, benim işime geliyordu.Kutularını o kadar kaliteli yapmışlardı ki, hala çekmece ayırıcı olarak kullanıyorum.. İşleri rast gitsin.

Bu dediğim site de benzeri bir şey. Kutu satıyor. İçinden ne çıkacağını bilmemenin sürprizinin zevkini çıkarıyorsun. Kutu kargo dahil 50 lira, içinden 10 lira etmez şeyler çıkıyor her seferinde. Hala da alan var, şaşan bir ben varım.. Bir de şurada bir arkadaş yazmış, kendiniz karar verin: Şimdi Duydum. Alanlar almakla kalmıyor, “anam biz bir herzedir yedik bari kuyruğu dik tutalım” diyerek cayır cayır övüyorlar bu kutuyu. Al sana misery loves company.. Bu sistemin girişimcilik dalında ödül de aldığını bildirmek isterim. “Hap yap para kap” derdi rahmetli annânem.

*-*-*-*-*-*-**-*-***-*-*-*-**

Bir sonraki konum: Viral pazarlama/reklam. Bu işlere bakan iki baba kurum var, üyesi oluyorsunuz, sonra bir anket doldurup temel özelliklerinizi bildiriyorsunuz. Piyasaya yeni ürün sürecek olan firmalar bu dediğim ajanslara gidiyor. 50-5000 adet denek kiralıyor. Deneklerin profili gayet kesin. Terlik pazarlayacaksan ” 30 yaşında, büyük şehirde yaşayan, kendi evi arabası olan, ayak numarası 38-39 arası 100 kadın”, bebek bezi ise “bebeği olan, genç, interneti aktif kullanan, dişlek 200 kadın” efendime söyleyeyim kırışıklık kremi ise konu “45 yaş üzeri, dizilere meraklı, balkonu beyaz sardunyalı 123 kadın” olarak arama yapıp tam da aradığın kadınları elinle koymuş gibi şıp diye bulabiliyorsun. O kadınlar sisteme kayıtlı çünkü. Kendilerine bedava ürünler gönderiliyor, yakınlarına denettirip internette bu konudan bahsetmeleri talep ediliyor ve en sonunda da “kullandın ama nasıl buldun?” konulu anketi cevaplayıp puan alıyorsun.

Hele ki takipçisi bol, ratingi yüksek bir blogun, bir instekramın(!) varsa yağıyor ürünler.. Keşfetmekle anlatmakla bitecek gibi değil.

Bu bedava ürün yaldızı o kadar göz kamaştırıyor ki, bulaşığı bitiren düz kadın gece 11’de bloga yazı giriyor. Alayı ya uzman anne, ya gurme şef olmadı kozmetik kompetanı.

Takipçi kastırıyor ki adı duyulsun onun da kapısında firmalar kuyruk olsun. En ufak bir şansı ele geçirince de allayıp pullamayı, yıkayıp yağlamayı, mümkünse öve öve göklere çıkarmayı da vazife addediyor. Burhan pazarlama olsa bu kadar olmaz…

Sevgili acemi bloggerimiz ayıla bayıla sabah gelen kargodan çıkan tezek paketine nasıl sevindiğini, ay tam da uzun zamandır denemek istediğini, zaten sevgili tezeksan ürünlerine evvel ezel hayran olduğunu, yedi nesildir anadan kıza kullanıp çoook memnun kaldıklarını, bu yepyeni ürünü de heyecanla denediğini, of aman Allahım yirmi yaş gençleşip bütün çürük dişlerinin sağlamlaşmasıyla beraber, anında kör gözünün açıldığını, koca bularak mesut olduğunu ballandırıyor.

iksiri

E bacı biliyoruz biz, tezek o. Bildiiin tezek. Biz de oturduk o tahta, sallandık bir kaç hafta.. Bana da yolladılar aynısını, hiç öyle değil o. Beğendiysem neyini beğendim, beğenmediysem nezaket icabı sessizlik.

Sonra da “biz bloggerlere güvenin”.

Bok güvenirim. İki kahvaltıya çağrılmak için kıvrım kıvrım kıvrandığınızı biliyorum. Kimbilir PM’ler ne gülüyordur..Bu rüzgar da diner, az kaldı diyorum. Boş bloglara ölüm!

*-*-*-*-*-**-*-**-**-**-*-*-*-*-**-*-**-

Son olarak, her mahallede böyle mi bilmem bugün dikkat ettim, bizim mahallede dört dükkandan biri perdeci?!? Bunlar ne satıp ne kazanıyor ya? Kara para mı aklıyorlar nedir?

düşüp dizimi şişirdim. mosmor oldu. acı beni biraz daha bitter yapıyor bu da bir gerçek. bugünkü itiş kakışın sonuna geldim.

yarına hayrola.

2 Yorum

Filed under blog işleri, internet, reklamlar, saçmasapanlıklar, soruyorum, şikayetlerim

Yeni Adres ve Hediye Çekilişi

Yeni Adres ve Hediye Çekilişi.

 

Benim yeni ama pek kiymetli dostum Turkan, ki kendisi benim paralel evrendeki kendim olabilir belki.. yeniden yeni isimle blog alemini canlandirmaya karar vermis. Yeni imaj ve yeni çekiliş var.

Katilin kazanin.. hediyeyi olmasa bile muazzam bir is yapan on kadindan birinin hayata bakis açısını kazanirsiniz..

1 Yorum

Filed under Diğer

Tatlı tatil. Mutlu tatil

Önümüz bayram. Hem daha yazın ortasindayiz, çoğumuz tatile gitmedi. Küçücük bir ipucu verecegim. Otelde size en lazim ama en bulunmaz 5 sey.. aklinizda bulunsun…
1- priz çoğaltıcı.. Üçlü priz

image

Herkesin o kadar cok elektrikli cihazi var ki odadaki tek priz yetmez oluyor.. Elzemm.
1-a) sinekkovar makineyi almayi unutmayin.
b) kahve makinesi de iyi oluyor ;)

2- USB Çoklayıcı.

image

Bunu Tchibo’dan aldim. Sırf usb şarjı kullanan aletler icin “bir vurusta 7 tane” etkisi.. bunun bi de araç cakmak girisinden kullanilan cinsi var. Siz neye ihtiyaciniz oldugunu çözün.

3- El feneri/Gece lambasi

image

Bu akilli cihazimiz sensorlu. Isik varsa sönüyor, isik yoksa los bir led isik veriyor. Gece tuvalete ya da çocuğa bakmaya kalkıp onu bunu devirmeden,kimseyi uyandırmadan yolunuzu buluyorsunuz. Çocuklar için de iyi oluyor. Bazen gece yarısı karanlıkta uyanınca uyku sersemligiyle nerede olduklarını cozemiyorlar.
El feneri de iyidir. Koskoca otelin bir anda karanlığa gömüldüğünü düşünsenize.. oluru olur. Yol hali, bulunsun.

4- Alarm

image

Nooluuur noolmaz. Gece uyurken kapı arkasına tangirdayacak birşeyler koymayı severim. Bu da pillisi, yine tchibo. Kapi acilirsa ötüyor. Uyurgezerlere karşı tedbir.

5- Son ama en mühim dava:

image

Çamaşır ipi ve mandal. Kossskoca oteller bir camasir askisi birakmiyorlar balkona. Ipislak mayolar, havlular, bir iki parca camasir sandalye ustune, balkon demirine vb atıp kurutmaya çalıştığım bir gün sinir olurken aklıma geldi:
“Antep’te var uzun çarşı, sana lazımsa yanında taşı”
Bu rezilligi bir daha cekmem. Ipim mandalim valizin dibinde hazır hep.

Hadi bakalim tatilciler, iyi eglenin iyi dinlenin. Pişmaniye getirin.

Tatil ecza cantasi:  
Lokal anestezik krem.
Bocek sokmasina karsi kasinti giderici krem.
Yanik kremi.
Yara bandi.
Adet azaltmak/durdurmak için naproksen sodyum tablet.

1 Yorum

Filed under aile, araştırdım, gezen güzel olur, severim paylasirim

Kafeinman

Hayatımın uzun bir döneminde kahvaltıda çay içtim bir daha da içmedim. Çok şeker attığım ve ılık içtiğim için çayın çaylıktan çıktığını da belirtmem lazım. Akşam yemeklerinden sonra babama küçk ocakta sade kahve pişirirdim. Pek severdi rahmetli.

Üniversitede neskafe gold hep elimin altında oldu. Ders mers çalışırken kafayı dinç tutmak için. Üniversite bitti kahve bitti.

Türk kahvesi evlendikten sonra hayatıma girdi. Ama ne giriş.. Kayınvalidem sağolsun tam adabıyla kahve içen bir hanımdır ve beni de ailenin çaylak kahve içicisi olarak aralarına aldılar. Zamanla yemeklerden sonra bir orta kahve arar hale geldim. Zamanla sade kahveye geçtim. En iyi kahve nerede satılır, hangi cezve, nasıl fincan, çifte kavrulmuş lokum mu yoksa bitter çikolata mı derken girdiğim her işte olduğu gibi dört dörtlük abarttım. Oradan espresso’ya geçişim daha da hızlı oldu. Artık bu hayat kahvesiz çekilmemekte.

Geçenlerde heves ettim, ben küçükken kahveyi nasıl da kavururduk, nasıl oluyor da oluyordu diye nostalji yapmaya ve çocuklara da neşe çıkarmaya karar verdim. Sokak arası bir kuru kahveciden 100 gram yeşil kahve aldım ve yanmaz tavada kavurdum. Macera şu :

20150520_195227

Çiğ kahve

20150520_195252

Kavrulmaya hazır

20150520_195956

Yarı kavrulmuş “sarışın” kahve

20150520_200803

Orta kavrulmuş kahve

20150520_201309

Kavrulmuş kahve

20150520_200751

Orijinal Espresso Tanesi

20150324_201526

Babadan kalma klasik kahve değirmeni

20150324_201533

Yılbaşı hediyem modern kahve değirmenim

IMG-20130728-WA0001

Kahve içtiğim bi mekanda sunum

Kahve çekildiğinde değil kavrulduğunda tazedir, giderek bayatlar, yağını lezzetini kaybeder. Buna dikkatinizi bir kez daha çekeyim.

Bu yazıyı sevdiyseniz başka #kahve içerikli yazılarım da var, buyurun okuyun..

1 Yorum

Filed under aile, alışveriş işleri, iştahlı işler, kahve, kültür, severim paylasirim

Erkek Kedi Kısırlaştırmak

Bir süredir kedi sahibiyiz biliyorsunuz. Belki de kedi bizi sahiplendi çok da büyük fark yok arada. “Gak” dediği et, “guk” dediği su olduğundan, hayat ona güzel. En şahane mama ile en iyi kumla yaşıyor. Sevmek için sıraya giriyoruz. Canımız oldu bu artık. Onsuz bir hayat ne durağanmış. İyi ki iki güzel arkadaşımı dinlemişim.

Bir de allerjiden endişelenmiştim… Geçen gün bir misafirimiz vardı, allerjik çocuk çok zor, gözler kızardı, burun aktı… Perişan oldu çocuk. Allah yardımcı olsun cümlesine.  Lütfen evcil hayvanla otele motele gitmeyin arkadaşlar, sizden sonra gelene cehennem azabı yaşatabilir kedi köpek tüyü, salgısı… İnsaf edin.

Yine laf lafı açıyor, kedi ergenliğe 8 aylıkken girer diyorlar. Bizim kedinin 7,5 aylıkken ameliyatı gerçekleştirildi. Başlamadan, ortalığı kokutmadan, kendisini yerden yere vurup miyavlarıyla mahalleyi ayağa kaldırmadan yakışıklı kedimizi kısırlaştırdık. Dişi kediler için uzun ve yorucu bir süreç ama erkek kedilerin sadece yumurtaları alındığından (husye?) küçük  bir kesi, hızlı iyileşme ve pansuman ihtiyacı olmadan atlatılan nekahat süreci söz konusu. Saat 15:00’te veteriner beyin odasına bıraktık, iki iğne oldu ve uyuştu bayağı..

15 dakika sonra kucakta geldi yanımıza. Sepete dolduruldu. (tamamen mefluç halde yazık..kılını kımıldatamıyor) öneriler dinlendi (kısır kedi maması alınacak evdeki bitince) kalkıp eve geldik.

“damdan düşen halden anlar” ÖNERİM:

daha evvelden mutlaka “yatak koruyucu örtü” denilen malzemeden bulundurun. Kuru yere sermeyin, sevdiği bir odada halıya koyun. Kuyruğunu bile kımıldatamadığından anestezinin etkisi geçene kadar (azami 4 saat) üzerinde yatıyor ve mesela hemen çişini yapıp bir sonraki örtüye de kusuyor. Çok az da olsa sızıntı şeklinde kanaması olabiliyor. Hızla değiştirip temizini sererek rahat ettirmek görevimiz. Aksi halde yatak örtüsüne elveda diyoruz..

Kusup çişip anesteziyi atlattıktan sonra su serbest ama yemek gece 23:00’e kadar yasak.

Ertesi gün yarası tamamen kapanmıştı. Ama kafa sersem gibi gezdi bir vakit.

Aradan bir ay geçti diyebilirim. Kedi tamamen sağlıklı ve mutlu.

 

masada kedi var

masada kedi var

aygın baygın

aygın baygın

evde "geçmiş olsun" hediyesiyle

evde “geçmiş olsun” hediyesiyle

20150609_160536

hafiiif yan gidiyo ama farkında değil

hafiiif yan gidiyo ama farkında değil

ilk banyo!

ilk banyo! bunu da yazarım bi ara

Yorum bırakın

Filed under aile, Kedi, saglik