Category Archives: severim paylasirim

Bizim gözümüzden “Uyanış”

Kelime Perisi Gezi-Parkı’nda yaşananlarla ilgili olarak birşey yazmış. Ben daha iyisini ne yazabilirim ne okudum. Buraya alıyorum buyrun okuyun…

Benim gözümden “Uyanış”

Yazmayalı epey bir zaman oldu  sanırım…

Herkes gibi bende Gezi Parkındaki 3-5 ağaç diye başlayıp yapılan her bir müdahale  sonrasında çığ gibi büyüyen haklı baş kaldırılara kilitlendim.  Gezi’ye bizzat gidemesem de elimde telefon sabahın köründen gecenin bir yarılarına kadar twitterdaydım… dualarım ordaki insanlaraydı… Gözünü , kulağını kapamış, egosunun yenememiş bir adamın elindeki gücü sonuna dek halkın üstünde kullanmaya çalışmasını ve  buna rağmen  çığ gibi daha çok direnerek büyüyen muhteşem bir Türk Milleti gördük…  Gerçi bizim boyalı basın görmedi. Biz  kendi olayımızı  ya twitterdan ya yabancı basından takip edebildik…

Gezi parkı , özgürlüklerin direnşi olmanın yanısıra mizah devrimi de oldu bir yerde… Gençler  tüm o saldırılara biber gazlarına  mizahi uslupla o kadar güzel cevap verdiler ki…

Gönüllü avukatlar, doktorlar,tıp öğrencileri, veterinerler herkes ama herkes orada birbirine yardım için koştu…

Bi yanda  2 yıllık biber gazı stoğunu 20 günde  kendi vatandaşına öldüresiye hedef alıp tüketen bir devlet, diğer taraftan gözünü kaybeden, kafasını patlatan  kan revan içinde tedavisini yaptır sahalara geri koşan halk…

Bir diğer tarafta  ise ortalığı sakinleştirmesi gerekirken daha çok körükleyen yöneticimsi varlıklar…

Sevgili oğlum, şu hayatta hiçbir bilgiyi sorgulamadan kabul etme.. ak derlerse niye kara değil’i sor…

Biz, bu turda, bizi ne kadar böldüklerini gördük, doğuyu batıyı, açığını kapalısını birbirine bilemişler…

Ne çok ön yargılarımızın olduğunu gördük.. insanı insan olduğu için  değerlendir. türk-kürt-laz, kapalı-açık ayırımı yapma… O kafası kapalı diye baktıklarından ne akıllı insanlar çıktı,  ve o başı açık diye dost sandıklarından ne hainler…

Aslında ağacını savunan bi avuç gence aldıkları emir doğrultusunda  içindeki hınçla saldıran devlet baba başlattı…

O devlet babanın valisi kalkıp : “Müdahale etmeyeceğiz”  dedi daha lafını bitirmeden taksimi biber gazı ile bombalamaya başladılar… gel de inan… ama sen inanma oğlum…bende sendenim güven diyene güvenme… Güvenmen gereken kişi zaten yanındadır, söylemeye gerek duymaz bile…

İşin özü ibadetse, ibadet gizli  yapılır oğlum. Allah’la kul arasında gizli olmaz sadece.  O’nunla arandaki ilişki de sadece Yaradan’ı ilgilendirir. Sen kendi edebinden sorumlusun.

Bu gün din din diyen insanların ülkeyi nasıl soyup soğana çevirdiği gün gibi aşikâr…

İşin özü ne biliyor musun asıl?

İşin özü insan olmak… Art niyetsiz ama saflık derecesinde değil, hoşgörülü ama vur ensesine al lokmasını  boyutunda değil… kendini ezdirmeden, hakkını yedirmeden… ama başkasınınkini de yemeden hatta onunkini de yedirmeden…

Hz.Muhammed’e sormuşlar din nedir diye?  Din güzel ahlâktır demiş..

İşin özü budur evlâdım…

Yıllar sonra Gezi Parkı olayları ile ilgili ne yazarlar bilmem ama bize terörist bile dediler…  Teröristin yanısıra  çapulcu olduk, ayyaş olduk marjinal olduk.. Lakin son kısım doğrudur biber gazı  yememek için millet geceli gündüzlü Taksim’de  gözlerinde deniz gözlüğü ellerinde limon, ağızlarında toz maskesi kafalarında baretle gezdiler….

Geceden sabaha kadar Taksim’de piyano çalarak direndi gençler… 3 büyük takımın taraftarları omuz omuzaydı burada..

“Durun artık” dediler peki dedik, duranadam’lar çıktı ortaya… bu seferde niye duruyorsunuz  dediler. Bir çok insan yaralandı, ölen (bana göre şehit olan) gencecik çocuklar vardı.Onlar için dualar ettik, gözyaşı döktük…

Gönüllü   savunma yapan avukatları yaka paça  kanunsuzca  gözaltına aldılar, destek veren doktorları kara listelere aldılar.  Divan oteli  direnişçilere kapısını açarken Starbucks kapattı, kızılkayalar kapattı, daha başka çok var.   Kapısını açar gibi yapıp kendi elleriyle -onlarında özgürlüklerini savunduklarını anlayamadan aslında- kendi elleriyle  teslim ettiler polislere…

Kim dost kim düşman hep birlikte gördük.

Gencecik fidanlar öldü, devletin başındakiler  ne acıdır ki  olayları durdurmak yerine yandaşlarını ellerinde  ucu çivili sopalarla, palalara,  demir çubuklarla sokağa çıksın diye teşvik etti. Vatandaşı korumakla görevli polis palalı adamı yakalayacağına sırtını sıvazladı gönderdi…

Yok artık deme…Tv’ler vermese de çekilen videolardan,sosyal medyadan gördük hepsini…

Ölen çocukların cenazesine devlet taziye yerine toma gönderdi benim ülkemde…  Daha dün Ali ismail Korkmaz‘ın annesi toprağı verdi… Onu teselli eden  de polis mermisiyle öldürülen Ethem Sarısülük‘ün annesiydi…

 

Zor zamanlardan geçiyoruz evet ama umuyorum ki herşey  daha güzel olacak…Birbirimize saygı duymayı,  çıkarın olmadan da bir başkası için ne yapabilirim demeyi öğreniriz  umarım.

 

Bu yazıyı yazmadan bu bloga devam edemedim, yazmasaydım hep bişeyler eksik  yada yarım olacaktı, yazmasaydım devam edemeyecektim.. .Çoğumuzun hayatı belki  bizim için   rutin düzeninde aksa da bir başka evde bir başka anne-babanın evladını toprağa vermiş olduğu fikrini ne kalbimden ne ruhumdan atamıyorum. Canım acıyor…

Üstelik devlet yönetimindeki insanların kendi vatandaşına yaptığı bunca zulüm varken gidip başka bir ülkenin içişlerine tavsiye vermesi, destek çıkması… Ne bileyim.. koyuyor insana.. ister istemez soruyorsun biz üvey evlat mıydık da öldü bunca genç diye?

 

Daha yazacak çok şey var da… Görelim mevlam neyler, neylerse güzel eyler…

Herşey güzel olacak diye düşünüp öyle olacağına inanıyorum  ben…

Sizde inanın tamam mı?

 

 

Bunlar benim için konuyu özetleyen aklımda kalan linklerden bazıları …

Gezi Parkı Gerçeği -Mehtap Erel

 

Gezi Parkında yazılan tarih (Ayşe Arman’ın yaptığı diğer için  röportajlar haizran 2013′ü seçip okuyabilirsiniz )

 

Bu da olayların ilk başı için… Blogcu anne Elif’ten…

Dokunma!

Üç -beş ağaç için değil  Ayrıca Elif’in blogdaki Gezi’yle ilgili diğer yazılarını da okuyun… tavsiye ederim..

 

Görkem’den… biber gazı yutmadım ama benimde söyleyeceklerim var

 

Bu da Bülent Peker’in başbakana yazdığı mektup

 

Not: Daha bir suru yazı var ama ne yazık ki ilk akıma gelenleri koyabildim…

 

 

 

4 Yorum

Filed under insan olmak, severim paylasirim

Yeniden: Telgraf nasıl çekilir? Ne yazılır? – düğün tebrik telgrafı –

Daha önce 2009’da sünnet düğünü için lazım olduydu, şimdi de bir ahbabımız oğlunu evlendiriyor. Davetiye gelmiş, gidemiyoruz. Düğün için tebrik telgrafı çekiyoruz.

PTT internet adresi özellikle Explorer’de çalışıyor. Mecburen Chrome’den çıkıp Explorer’den girdim :(

Online işlemler kısmında “Telgraf” seçtim.. Şu Form çıktı:

ptt

Formu gerektiği gibi uzuuun uzun doldurdum. Belirli bir gün ve saatte teslim edilme seçeneğini de tıkladım.

Telgraf metni olarak:

“Genç çifti tebrik eder, mutluluklar dileriz. ” yazdım, yanına da benim ve eşimin adımızı ekledim.

Sonra, bir de resim ekledim. (Açılır pencereden seçip numarasını bu ekrana yazıyorsunuz)

Sonraki ekranda kredi kartından ödeme alıyor. (benim telgraf 5,40 TL tuttu. sanal kartla ödedim)-. İşlem tamam!!

 

Buradan sonrası tamamen deneysel…

 

Sonra aklıma geldi, bir tane de kendime göndermeye karar verdim.. Resim olarak da şunu seçtim:

TELG ORNEK

 

Gayet kibar bir model..

Hepsi bu kadar, bakalım nasıl olacak?

Acele telgraf 6 saat sonra teslim oluyormuş. O yüzden kendime acele telgraf çektim : 4,80 tuttu. saat: 00:32. Ertesi gün ben daha işe gidemeden geldi telgrafım.

Siyah beyaz printerden basıp getirmişler..

Şu çıkmış (paint terk uygulama için sorry, bu kadar oldu)

TEG SON

Gördüğünüz gibi gayet yalap şap bir iş çıkarmış pititi. Postacının getirdiğindeki şaşkınlığı da anlatıldı.. “Kim kendi kendine telgraf çeker ki?” diye düşünmüşler, “bir yanlışlık mı var?” demiş.

Aslan çırak “ablamın bir bildiği vardır” deyip almış telgrafı.

Kendime tel çektim. STOP. Kolay gelsin. STOP.

7 Yorum

Filed under araştırdım, severim paylasirim

Deli pösteki sayıyor -iii-… Dekorasyon icadım

2013-06-13-1771

 

Önceki bir ve iki numaralı yazılarımı okudunuz sanırım..

O kadar albüm boşa mı gitti sanıyorsunuz? Kapakları çerçevelettim, salonumun bir duvarını süslediler. Oldum bittim bakırı severim zaten…

:)

Hem şamdan paklandı, hem pilav yağlandı.

 

 

*-*-*-*-*-

Not: Rivayete göre eskiden, bimarhanelerde (akıl hastanesinde, delilerevinde) delilere birer pösteki (post) verir “say bakayım tüylerini” derlermiş. Deli bi sakinler, min min min tüy sayaraktan gün geçirirmiş. Bu deyim oradan gelir, gereksiz yere fazla ince iş yapmak anlamındadır.

 

9 Yorum

Filed under ev işi, icatlar, severim paylasirim

Deli pösteki sayıyor -ii-… Aile albümü

Daha evvel de belirttiğim gibi,

“Bazen kendime şaşıyorum. Bir şeyin cılkı nasıl çıkarılır, hakikaten bu konuda uzmanım. İlla herşeyi dört başı mamur yapacağım diye delimsirek işlere kalkışıyorum.”

Bir projem de aile albümü. Hem benim hem eşimin annesinde şu eski, kabartma bakır albümlerden vardı. Siyah kartondan sayfaları ve her sayfanın arasında da beyaz pelur kağıdı olan, çok zarif çok eski çok güzel albümler. Hemen el koydum ve bağlantılı bir projeye başladım.. (onu sonra anlatcam, konu çok dağıldı)

2012-06-21 00.30.45


2012-11-09 11.09.10

Bir sayfa ve köşebentleri

2012-11-09 11.08.32

Köşebentler (bir tanesi ters, arkasındaki ince kağıdı sıyırıp yapıştırabiliyordunuz. işin sırrı, önce fotoğrafa köşebent takmak, sonra albüme yapıştırmaktı)

2012-11-09 11.08.09

Ayırma sayfası

2012-11-09 11.10.36

Tabii sadece iki üç albüm var fakat en az üçüyüz dörtyüz tane de münferit fotoğraf çekmecelere, dolaplara, zarflara, poşetlere doldurulmuş vaziyette beklemekte. Ben kendi adıma tertibin düzenin sevdalısı bir insan olarak bütün fotoğraflarım albümlerde tarih sırasına göre dizili olarak bulunduruyorum. Fekat ne annem ne de kayınvaldem (ne de tanıdığım başka hiç kimse) buna vakit ayırmamışlar şimdiye kadar.

Ben de albümleri ele aldım. Öncelikle bütün fotoları söktüm. Normalde fotoğrafların köşebentlere takılı olması lazım ama, bir çok fotoğraf malesef uhuyla yapıştırılmış.:(

Resimler nemlenmiş, kenarları yıpranmış, üzerleri parmak izi dolmuş… Poşetlerde bekleyen resimlerle birleştirdim. (fotoğraf denmesi gerektiğini biliyorum, resim yazmak daha kolay kusura bakmayın) Sonra hepsini kronolojik sıraya dizdim. Çocukların büyümeleri, kıyafetlerin benzerliği, ailelerin ortak yönleri derken belli bir şablona göre düzenledim, sonra tek tek, yeni aldığım albümlere istifledim onları.

Sonra dayanamadım.. (Hem de vermeye kıyamadım, neticede çocuklarımın kültür mirası) oturup hepsini taramaya ve dijital ortama aktarmaya karar verdim.

Gittim bir tarayıcı aldım. Canon 210. 4800×4800 dpi (ne demekse?) çözünürlüğü var, çok net ve hızlı tarıyor. Renkli resimler 2 MB kadar yer kaplamakta. Çok can sıkıcı, derhal harici bir disk alıp oraya atmalıyım belki de..

Her ne ise, şu ana kadar bir albümün yarısını ele alabildim. Yaklaşık 100-120 fotoğraf bilgisayarda yerini aldı. Aileden istediğim herkesle de online olarak paylaşabiliyorum. Bu da nefis bir şey.

Herkese tavsiye ederim. Vaktiniz varsa, ve hafif deli iseniz, sabırla çok güzel bir dijital albümünüz oluyor…

Önceki bölüm: Deli pösteki sayıyor -i-

Son bölüm: Deli pösteki sayıyor -iii-

5 Yorum

Filed under aile, çocuk, bilgisayar, ev işi, severim paylasirim, tertip

Deli pösteki sayıyor -i-… Aile ağacı

Bazen kendime şaşıyorum. Bir şeyin cılkı nasıl çıkarılır, hakikaten bu konuda uzmanım. İlla herşeyi dört başı mamur yapacağım diye delimsirek işlere kalkışıyorum.

Uzun zamandır yapmaya çalıştığım bir şey var. Aile ağacı…

Bu iş için myheritage sitesini kullanıyorum. Secere.org da iyidir.

Çok akraba bilmem ama şu ana kadar 176 kişi oldu. Sıksam bi bu kadar daha çıkar :))

Derhal yengelerimi arayıp aradaki boşlukları doldurmam lazım. Temel akrabaları, birinci ikinci derece yakınlarımı kendim ekledim. Facebook’tan bakıp evlenenleri, çocuğu olanları saptadım, yeni nesili de ekledim..

Aile büyüklerine danışma zamanım geldi. >Bunu son yaptığımda aileden, uzak akrabadan ölenler olduğunu öğrenmiş ve şok yaşamıştım. Haberimiz dahi olmadı :(( Allah rahmet eylesin.

Bir benim değil eşimin tarafını da ekliyorum.. Epeyce detaylı bir hale geliyor, göz kamaştırıyor…

Soyağacı işini öneririm. Şecere iyi bir şeydir. Kan da sudan ağırdır.

vişne

Sonraki bölüm: Deli pösteki sayıyor -ii-

Son bölüm: Deli pösteki sayıyor -iii-

2 Yorum

Filed under aile, çocuk, insan olmak, kültür, severim paylasirim

Why women can’t sleep?

Have you ever wondered how a woman’s brain works?
Well….it’s finally explained here in one, easy-to-understand illustration:
womens-mind

Every one of those little blue balls is a thought about something that needs to be done, a decision or a problem that needs to be solved.

A man has only 2 balls and they take up all his thoughts.

Uzun yıllar önce bulmuş ve bir kenara atmışım.

 

2 Yorum

Filed under severim paylasirim

Adaş Çiftlikten Alışverişim: İpek Hanım Çiftliği

 

Yaklaşık bir yıldır İpek Hanım Çiftliği (taklitlerinden sakınınız) maillerine üyeyim. Pınar hanım her hafta o haftanın ürünlerini tanıtır ve bilgilendirici ciddi bir de yazı yazar. Herşeye yetişebiliyor olması ile, Gülse Birsel kıratında bir kadın. Rol model. Hepimizin gözünü korkutsa, hayatlarımızı ve alışveriş kararlarımızı sorgulatsa da , Hayranız. 

Detaya girmeyeceğim. a) onu bilen biliyor, bir de benden dinlemeyin. b) merak ederseniz mail listesine giriverin. 

 

Ben size ilk alışverişimi yazacağım.. 

Sipariş listesine bağlı kalmadım, kendi listemi yaptım. Listemde eve zaten alınan temel parçalar yer almaktaydı, kilo fiyatları ile beraber yazayım : (kilo ile almadım ben, fiyatlar çılgınca değil yani) 

Domates – 8

Taze Fasülye – 8

Yeni Elma – 5

Yeşil Erik – 10

Kırmızı Mercimek – 10 

Kahverengi sele zeytin – 17,50

10’lu köy yumurtası – 15

1,5 lt süt – 6

İp peynir – 25

El mantısı vakumlu 1 paket  – 15

Beyaz ekmek – 5

Kuru Kayısı (paket) – 6

En sona da “şaşırtın beni, 15 lira limitini içerisinde, en yüz ağartan, en favori ürününüzden bir sürpriz gönderin” dedim. bana 

Tuzlu Yoğurt – 15 ve 

Sütlü Bademli Çikolata 1 adet – 7,50 

geldi.. 

Koskoca bir koliydi. İçinde strafor bir kutu vardı bozulabilecek ürünler için ve bir tane de 500 ml pet suyu dondurup kutuya buz aküsü olarak eklemişler. Keşke strafor kutuyu geri gönderebilmenin bir yolu olsa. kaldırıp attık, ziyan oldu. (freecycle forever)

Koli 15 lira filandı. 8,5 üzerindeki rakamı toplam hesaptan düşerek ödüyoruz. Güzel bir macara oldu benim için. Bir dahaki siparişimde bakalım neler olacak?  

2013-05-17 23.08.44

Tuzlu Yoğurt. İnanılmaz lezzetli bir şey. Labne gibi..

2013-05-17-1592

İp peynir. Vakumlu ambalajda. Tuzlu. 2013-05-17 23.08.55 2013-05-17-1585

 

Domates. Raf de Casi model.

2013-05-17-1596

2013-05-17-1599

 

 

Beyaz olan L boy keskinoğlu Kahverengi olan çiftlik. 

2013-05-17-1601

 

Çok soğutulmuş ve yağı üzerinde donmuş mis gibi inek sütü. 

Beri yandan o kadar inek sütü ki bizim steril hayatımıza “çok kokulu” geldi. Zor bitirdim. Neden çocukken Pınar süt sevdiğimi hatırladım :((
2013-05-17-1587

Kayısı feci tipsiz dursa da on numara. Mercimek de lezzetli. Çorbada nefis oldu. 
2013-05-17-1588

Çocukken ağacına çıkıp dalından yediğim eriğin aynısı!! Çekirdeklerini gözüm gibi saklayacağım.

2013-05-17-1589

Yamuk yumuk tatlı elmalarım! 2013-05-17-1590 2013-05-17-1591

Pasta ekmeğim..Çok nefisti…
2013-05-17-1594

Bademli Butik Çikolata. Eşsiz. Godiva ayarında.2013-05-17-1595

 

Evime çok yakın organik pazar var, daha sık uğramaya kararlıyım. Gerçi her organik etiketini basana da güvenmiyoruz ama, sütüne havale ettik artık..

Ve bir de en büyük aşkım o mini mini mantılar oldu. Paketli halinin fotosunu bulamadım, tencerede böyle bir şey: 

2013-05-23 21.24.54Şiir şiir! Hep alcaz hep yiycez! Ellerine sağlık bükenlerin.. 

 

10 Yorum

Filed under alışveriş işleri, çocuk, iştahlı işler, kültür, severim paylasirim

Bir işe kalkıştım… Karbonatlanmaktayım

Şmdi, olay şöyle başladı.

Alüminyum = Alzheimer diyorlar.

En çok Alüminyum da koltuk altı deodorant ve antiperspirantlarında var diyorlar. “Kullanmayın haaaa” diyorlar..

Sonra nette bakınırken No Poo diye bir icat gördüm. Şampuanı terk edip kafalarını karbonatla yıkayan insanlar. Ve bunun çok da iyi olduğunu anlatmış hepsi.

Arada bir yerde, antibakteriyel etkisi dolayısıyla koltuk altına uygulandığında ter kokusunu önlediğini de yazmış. Hadi bakalım oradan bu konuya geçtim. Karbonat (sodyumbikarbonat) terlemeyi önlemiyor ama kol altlarınızı temiz tutuyor.

Denedim, çalışıyor. Duştan sonra ıslak parmağı karbonata bandırıp kol altına sürüyorsunuz, dana gibi terliyorsunuz bütün gün ve koku yok!

Bazı forumlarda ayak kokusuna da önermişler. Onu bilemiyorum. Doğruysa, şahane bir şey bu.

Henüz deneme aşamasındayım ve özellikle (ben yapmasam da) koltukaltlarını traş eden insanlar için tahriş edici etkisi olduğu söyleniyor. O yüzden, deneme aşaması bitene kadar (30 gün) önerecek değilim.

Bakalım ne olacak?

– henüz şampuan olarak kullanmayı denemedim, deneyip onu da yazacağım-

her boğuma bir yüzükTer kokusuna “Dur!” derken.. Şaka. her boğuma bir yüzük denemem. İlginç oluyor..

21 Yorum

Filed under araştırdım, bakımlı hatun, güvenli hayat, icatlar, severim paylasirim

Davetiye zarfları için en güzel yazı: Kaligrafi

Davetiyelerle ilgili yazım gerçekten çok ses getirdi, gün aşırı bir mail yanıtlıyorum, konunun uzmanı oldum. Bana da epeyce davetiye gelir, üzeri kaligrafi/ hat sanatı ile yazılmış olan zarfları saklarım hep. Bir çoğundan kitap ayracı yaptım, bir tanesi o kadar güzel ki, çerçevelenmeye değer.

Davetiyenin dışı, yani zarf üzeri için kaligraf soran arkadaşlara da şöyle yardımcı olayım:

Ümit Kalaycı

Ben el yazısı olarak doğru düzgün yazamazken ve bilgisayara geçeli beri de yazmayı iyicene unutmuşken, güzel yazı yazan kaligraflara hep şaşırmışımdır. Ümit de genç bir yetenek.. Kendisi Ankara’da ama şehirlerarası da iş hazırlıyor. Örnekleri burada, bilgileri az aşağıda:

 

 

 

 

 

 

 

 
KALİGRAFİK DAVETİYE YAZILARI ANKARA
Davetli listeniz ile davetiye zarflarınızı (veya diğer dokümanlarınızı) bize ulaştırmanız yeterlidir. Size ve davetlilerinize özel çalışmalarımız ile organizasyonunuza renk katalım.
Profesyonel ve estetik çalışmalarımız ile davet ve organizasyonlarınızın daha kalıcı ve etkileyici olması için katkı sunmaktayız. Farklı boyut, ebat ve renklerde kaligrafi çözümlerimiz ile seçenekler oluşturmaktayız.

EKİBİMİZ EN KISA SÜREDE SİPARİŞLERİNİZİ HAZIRLAMAKTADIR.
SİZ DE SEVDİKLERİNİZE O GÜNE DAİR ÇOK GÜZEL BİR HATIRA BIRAKABİLİRSİNİZ …
Fiyat konusunda bilgi almak ve Kaligrafi sanatı ile ilgili merak ettiğiniz konulardaki sorularınız için …

İLETİŞİM :
http://www.umitkalayci.com.tr
http://kaligrafiankarahat.ticiz.com/
umit.kalayci@yahoo.com
umit@umitkalayci.com.tr
+905318306362

1 Yorum

Filed under severim paylasirim

Temel Biyoloji / Sınıflandırma

Dünyadaki herşey, iki grupta sınıflanır: Canlılar/Cansızlar.

Biyoloji canlılar alemi ile ilgilenir. Fizik ise cansızlarla.

Biyologlar işin başındayken kolları sıvayıp, bu bilime her bir şeye latince isimler vererek ve sınıflandırma yaparak başladılar.. İlk sınıflandırmalar pek saçmaydı. Sırf uçabildikleri için sinekler, yarasalar ve kuşlar aynı aileden sayıldılar mesela..

Sonra sonra,daha bir ortak özelliklerine inildikçe, sınıflandırmalar çok daha düzgün hale geldi ancak hala herşey standart olarak latincedir. Her bir canlının ikili bir adı, hatta adı ve soyadı vardır diyelim. En çok bilinenlerden Felis Leo (Aslan Kedigil) ve Felis Domesticus (Evcil Kedigil) size bir fikir verebilir. Aynı şekilde Canis Lupus (Kurt Köpekgil) ve Canis Lupus Familiaris (Evcil Köpekgil)’i de söyleyebilirim.

Gereksiz bir ek bilgi olarak  : Prunus amygdalus var. amara (içi acı olan badem), Prunus amygdalus var. dulcis (içi tatlı olan badem)

*-*-*-*

Canlılar ikiye ayrılır : prokaryotlar çekirdeksiz tekhücrelidir, ökaryotlar ise çekirdekli hücreleri vardır. bildiğiniz her şey ökaryottur. 

Ki ökaryotlar 4 âlemdir:

Protistalar-Mantarlar-Bitkiler-Hayvanlar

Bizi ilgilendiren kısım hayvanlar alemi, o da 2 şubedir: Omurgasızlar ve Omurgalılar

Omurgalılar 5 sınıftır: Balıklar-Kurbağalar-Sürüngenler-Kuşlar-Memeliler

Canlıların sınıflandırılmasında Alem-Şube-Sınıf-Takım-Aile-Cins-Tür şeklinde bir dallandırma yapılır.

Bir insan, Canlılar aleminin, Omurgalılar şubesinin, Memeliler sınıfındadır.

detay isteyene : takım: primatlar, aile: hominidae, cins: homo (adam) ve tür: Homo sapiens (akıllı adam)

IMG-20130109-WA0000

Türk Kahvesi:

Canlılar- Bitkiler Alemi- Kapalıtohumlular- Rubiaceae Ailesinden Coffea Arabica

4 Yorum

Filed under çocuk, ben yazdım, kültür, severim paylasirim