Category Archives: severim paylasirim

23 Nisan Kutlu Olsun

image

Bugün iki çocuğumuzla iki okulda çocuk bayramımızı kutladık. Törenler, gösteriler, bir parti havası. Kenan Doğulu Marşları. ..
Ilk defa çocuğu törende rol almayan veliydim. Ne büyük keyif, ne rahatlık. Büyüyünce kraliçe filan olursam kendime sırf çocuklardan oluşan bir gösteri ekibi kuracağım. 2-C’nin gösterisi müthiş eğlendirdi beni.
4-A da nasıl güzel bir “İzmir marşı” gösterisi hazırlamış, ağlattı beni güzellikleri, o güzellikler için kendilerini feda eden şehitlerimiz…

Anasınıfı gösterisinde de ağladım ama şirinlikleri duygularımı kabarttı da ondan. Anneannem de böyleydi benim. Koç burcuna özgü herhalde.. Ordu geçer ağlarız, bayrak görür ağlarız… derin duyguların kadını..
Neyse, sevmediğim kısım ise annelerin evlatlarını izlemek yerine kameraya alma çabaları.. Fayans boyunda tabletler kol uzunluğunda tutularak gösterinin minik, titrek, karanlık ve üç  megapiksellik bir filmini çekecem diye ne gösteriyi izleyebiliyor ne de elindeki b.ku bırakmadığı için alkışlayabiliyor…

Yine de, herşeye rağmen, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun, Millet Meclisimiz de iyi ki açılmış.

 

 

2 Yorum

Filed under çocuk, severim paylasirim

Çocuklara yaratıcı faaliyetler lazım

Hafta sonu Kırtasiye fuarını ziyaret ettik. Kırtasiyesever bir aileyiz, kalem koleksiyonları, defter ajanda merakı. . . Satış olmaması çok iyi oldu, fuarı bagaja doldururduk muhtemelen.
“Çok gezen mı bilir çok okuyan mı” münazarasında bu defa gezen kişiyi tutuyorum.  Suda yüzen, yerde zıplayan, havayla sertleşerek ya da fırında pişirilerek porselene dönüşen oyun hamurları gördüm.  (Kurumayan kum başbelası birşeydir o konuya girmeyelim)
Benim zamanımda, anaokuluna giderken, oyun hamuru olarak parmak uzunluğunda, selofana sarılı paketlerde dört temel renkte oyun “çamuru” vardi. Saka yapmıyorum.  Pis pis petrol kokan, yağlı bir şeydi.  Şekil de almaz, bi tek on parmağının on tırnağının en kuytu köşelerine kadar çıkmayan rezil bir lacivert ya da yeşile boyayan, Allah muhafaza halıya bir kırıntısı düşse halının tüylerini sertleştirip yapıştıranbu oyun hamuru kabustu.
Becerikli anneler kız meslek lisesinde yapma çiçek yaparken hazırladıkları tuz hamurundan yapar, toz kumaş boyası ile renklendirirdi ama o da tatminkar ya da havalı değildi. Sertleşir,kurur oynarken kum gibi dökülür, solgun renkleri homojen olmadığı gibi diğer lastiksi hamur yanında çok da sefil dururdu.
Her iki hamur da keyiften ziyade sorun verdiğinden çocuklar olarak sevmezdik.  En hızlı şekilde solucan-yılan yapar, bilemedin top yuvarlar bıkardık.
Yaratıcılık yetenek kadar çalışmaya, çabaya bağlı olduğundan bizimki kör kaldı.
Yirmi yil sonra çocuklarım yumuşacık play d’ohlarla oynuyorlar. Mis gibi kokuyor, kırışıklık burusuk olmadan sekilleniyor, en beceriksizler icin setler kalıplar mevcut, keyifle hayvanlar, pizza, dondurma, saç modelleri yapiyor insan.
Yere bir örtü, üzerine yer sofrası gelsin hayal gücü, geçsin saatler.
Ne diyordum?
Hah, kızımın meraki da oyun hamurunu ilerletti, fimo denen polimer kile ulaştı. Bayağı güzel modeller yapıyor.

fimo ile yapılmış bir şaheser

fimo ile yapılmış bir şaheser

 

Fimo Böcekleri

 

Hak geçmesin, oğlum da yaratıcılıkta geri kalmıyor, benim düz duvar yapabildiğim LEGO‘dan DeLorean üretti geçenlerde :))

Lego mühendisi oğlum :)

Lego mühendisi oğlum :)

 

 

 

6 Yorum

Filed under çocuk, icatlar, severim paylasirim

Telefon delisi değilim, tapmam da takmam da.

Bugün bir arkadaş 20:22’de aradı.

“20:15’te kızımın öğretmenini aradım, kızım ödevini evde unutmuş çok üzüldü, ben de konuşayım da yarın bir şey demesin dedim. Kadın öfkelendi, “yatıyordum böyle saçma bir şey için aranır mı?” diye bağırdı çağırdı :(((” dedi. Hasta mısın kardeş? Uyanmak istemiyorsan telefonun sesini kıs! Ya da gördün kim arıyor açma! Açıp da hamile kadına çemkirmenin neresi görgüye, öğretmen kültürüne sığar???

%&/+%+%/(

Bu yazıyı bir süre önce yazdım ancak artık yayına vereyim diyorum…

Telefonla mesafeli bir ilişkim var. Çok mesafeli. Aradım mı lafı uzatmam mesela. Ne derdim varsa söyler kaparım. “felanca nasıl, falanca nasıl” diye uzun uzun hal hatır sormam. bunu gereksiz buluyorum, nasıl olduğunu merak ettiğim insanları bizzat arıyorum, selamım varsa kendim veriyorum. O nasıl bu nasıl diye sormalar, telefonun nadir olduğu zamanlarda iyiydi. Haberi bir kişiden hızla almayı sağlıyordu. Şimdi herkesin bi sürü telefonu var, ulaşamamak imkansız.

-*-*-*-*-*-*-*-*-*

Eve geldim, çocuklar parkta yorulmuş, temizledim yatirdim.

Yemegi firina attim, firsat bulmusken azicik bakim yapayim dedim, kagit maske yaptim, uzandim elimde tablet,,, Eşim geldi.

Daha eşikte telefonu çaldı. Annem.

Bu tel delisi gili hemen açtı.
“Anne meraba. Simdi geldim. Cocuklar uyuyor. Bu gece bize uyku yok. Ipek de bilgisayarda oyun oynuyor. Naparsin…”
Ayip yani. Fit fit fitledi. Bilsem ben de uyurdum. Makarna yerdi.
Hayet bişey. İşin yoksa anneme dert anlat, taşı kuyudan çıkar.
Ben kendi kayınvalideme bisey anlatıyor muyum? Hem de yalan yanliş şeyler….

Benim dışımda sülalede tanıdığım herkes telefon delisi. O telefon çalar çalmaz açılacak.. İki elin kandaymış? Olsun AÇ!

Eee, o telefonda bir ekran var, ekranda kim aramış görebilirsin; daha çalarken özel melodi atamışsındır, kimin aradığını öbür odadan bilirsin hatta..  baktın olmadı, cevapsız çağrılar vardır, o listeden bulabilirsin geri ararsın bir zahmet.

Yok. Anında açılacak.. Telefonla helaya gidiyor bunlar be! Kim arayacak ki bu kadar önemli? Arayan bi daha arasın arkadaş, belli ki müsait değiliz açamıyoruz. Sen bir daha ara. Ya da bekle, ben bir ara “dönerim” sana.

O telefon çalmaya görsün…. oooof, ralli var evin içinde…

Her an zombi gibi telefon peşindeler..

Ha kendileri bu kadar telefonsallar ya, bende de hiç  yok ya o delilik..şaşım şaşım şaşıyorlar. Çok kızıyorlar, “aradım açmadın” küskünlükleri yapılıyor.

Sofradaysam, telefona kalkmam. Dinleniyorsam, sessize alırım.

Meşgulsem, açmam. AÇ-MAM!

Sekizyüzbin kere çaldırmayın lan benim telefonumu!

Maksimum dört kere çaldırırsın, karşı taraf o sürede açar zaten müsaitse. Açmıyorsa, anırtmazsın telefonu…

Daha ileri deliler, başkasının çalan telefonuna da atlıyorlar.

“İpeeek, telefonun çalıyor”

“Hm, çalsın, işim var, sonra ararım ben”

“dur ben bakarım”

Bakma lan! bakma.. ne bakıyosun???

bakılacak olsa ben sahibi olarak bakar, gerekli Aloyu derim.. Zaten ya pazarlamacı arar ya banka arar. Kim arayacak beni???

 -*-*-*-*-*-*-*-*-*

Ay daha fenası geldi şimdi aklıma….

Ben var ya, başkasının telefonuna da bakmam. Çok sinir olur herkes buna.

Kardeşimin telefonu çalsın, annem arıyor olsun, bakmam. Götürürüm telefonu avucumda çalar halde, veririm sahibine.

“E, niye açmadın?”

“Niye açayım hemşire?? Bana diyeceği bir şeyi olsa beni arardı, seni aramış ben NİYE açayım?!?”

 -*-*-*-*-*-*-*-*-*

 

WhatsApp çıktı beri, ben çok mutluyum. Ne diyceksem kime diyceksem yazıp yolluyorum. Eline varıp varmadığını, okuyup okumadığını gördüğüm gibi, karşı taraf da ne zaman müsaitse o zaman cevap yazıyor, muhavere ilerliyor. Sen sağ ben selamet!

<3

20140108_100240

7 Yorum

Filed under kültür, severim paylasirim, şikayetlerim

Anneannemden Masallar -v- “Geçinene geçim çok”

i,ii,iii,iv

Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde yaşlı bir karı koca varmış. Evlerinden hiç kavga dövüş sesi gelmezmiş, civardaki komşular da gün aşırı kendi evlerinde kopan patırtıdan utanırlarmış.

Bir gün genç bir gelin akıl almaya, fikir sormaya, işin sırrına ermeye karar vermiş ve teyzenin kapısını çalmış. Kahveler içilmiş, kızcağız utana sıkıla :

– Ben de uzun ve mutlu bir evlilik yapmak istiyorum, bunun gizi, gizemi nedir teyzem? demiş, çıkarmış ağzındaki baklayı.

Gülmüş teyze.

– Kızım, amcanla yeni evlendiğimizde bana bir şey söyledi:  “Bak hanım, benim bir huyum vardır. O gün neşem yerindeyse kasketimi arkaya iterim; ama yoook, işim ters gittiyse, keyfim yoksa kasketimi alnıma yıkarım. Baktın kafam önümde eve geliyorum, amman ha, aman diyeyim bana karşı çıkma, fena yaparım.”

– Eee sen ne dedin?

– Ben de dedim ki: “Benim de bir huyum vardır, o gün günüm iyi geçtiyse kuşağımın düğümünü arkamdan bağlarım fakat moralim bozuksa, derdim varsa kuşağımı önden bağlarım. Eve geldin de kuşağı önde gördün müü, benden uzak dur. Ağzını bile açma, kalbini kırarım”

– Allah Allah, eee??

– Eeesi meesi bu. Her gün pencerede beklerim beyimi. Baktım kasketi alınını örtmüyor, keyfi yerinde, bağlarım kuşağı arkamdan. Güle söyleye karşılarım. Baktım ki yıkmış kasketin siperini alnına, bağlarım kuşağı önden. O astıkça suratını ben iki kat asarım. Sessizlikle geçer o gün. Yoksa, birbirimize sataşırsak kavga çıkar. Eğer sır dersen, sırrımız bu güzel kızım.

demiş. Yemişler içmişler, öte yana geçmişler.

Sözün özü, evde hırgürü kesen şey, eşlerin uyumudur. İşin çoğu da kadına düşer.

“Bana benden olur her ne olursa, başım rahat eder dilim durursa” demiş rivayete göre Yunus Emre. “İki dinle bir söyle” demiş atalar.

2 Yorum

Filed under aile, kültür, severim paylasirim

Tavsiye Evi’nde Süpürge Sohbeti

Ben bir Tavsiye Meleği’yim, yazmış mıydım? yazmıştım evet. Üye oldum olalı, davetlerin arkası kesilmedi. Tavsiye evi sürekli olarak mail atar, bilgi verir, davet eder.. Fırsat da olmadı, kısmet de olmadı.

Geçen haftaya kadar…

Geçen hafta bir toplantılarına katıldım. Tavsiye evine ilk gidişim ancak eli boş gittim bu seferlik. Terlik giymeden girilen bir ev, kapıda mutlu insanlar karşılıyor.. Her köşesi orijinal ürünlerle dolu, süslü püslü bir ev. Vitra’nın Akıllı Klozet Kapağı ve Dokunmatik ışıklı makyaj aynasına hayran kaldık.

Önce mükellef bir kahvaltı sofrasına buyur ettiler. Sevgililer günü yakın ya, tema da kalplerle süslü.. :))

20140213_103453On tane misafirin 7 tanesi blogger. Pek güzel. Tanıştırayım:

Nursen ve çok şey içeren büyüüük çantası, Ödüllü yemek bloggeri Birgül, Nail art seven, ortak zevklerimiz olan ojeci blogger Aylin bana masada en yakın olanlardı. Ekleyeceğim iki kişi daha: Kitapsepeti ve Şeker oğlu ile gelen (o kadar saat o kadar kalabalıkta gık demedi maşallah) ödüllü bir başka yemek blogcusu Ebru’nun Hayat Devam Ederken ‘i.

-*-*-*-*-*-*

Gelelim muhabbete.. Bir elektrikli süpürge sizin için nedir? Benim için öylesine bir cihaz, ancak buna acaip bağlı olan, model model bilen insanlar var. Arnica marka’nın kimse tarafından tutulmadığını, Dyson’un da, feci arzulanan ama paraya kıyıp alınamayan bir fenomen olduğunu tekrarladı herkes.

Gürültü herkesin “e içinde motor var, başka türlü çalıştığını nasıl bileceğiz canım” diyerek katlanılabilir bulduğu bir özellik, ancak hiç kimse emdiği tozu filtrelemeden odaya geri veren bir makineye razı değil. Kordonu uzun, hortumun ucuna takılan edevatı bol olması tercih sebebi. Torbalı seven de var, torbasız tercih eden de..

O gün, tanıtımda, ROWENTA vardı. (Keşke Rowenta’cıların da adlarını hatırlayabilsem :(( )

20140213_12012720140213_121929 20140213_121936Bu resimlerde gördüğünüz makine, ideal bir süpürge. 5 siklonik hava çekicisi var, havayı tozundan ayırıp sonra da filtre üstüne filtreleyip (HEPA da var…) odaya temiz bir şekilde veriyor. Allerjik çocuğu olanlara ideal.

Hafif ama hortum deli yer kaplıyor, buna da İKEA hortum askısı lazım.. Ben çok iyi bir icat olduğunu düşünüyorum. Hortumu duvara asınca makine nereye olsa sığıyor zaten. Bi ara onun fotoğrafını da koyayım.hort ask

Özel başlıkları var, halı temizliğine deli gibi zaman harcayıp onbeş yılda yedi kere başlığı iyileştirmişler. En iyi hali de bu modelde. Hayvan tüylerini gayet güzel toparlıyor. Ve beni çok saran bir becerisi hortumun boru eklenen tarafına mini bi başlık eklemişler. Al eline gir kütüphaneye, vitrine.. Tam aradığım şey.

Veee acaip sessiz. yani bir ses çıkarıyor tamam ama, bilgisayar fanı gibi, katlanılabilir bir ses. Her yerine ciddi yalıtım yapmışlar. Motor gücü yani Watt’la ölçülen şeyin çok önemi olmadığını anlattılar. Neticede bir parça toz, motosiklet motoru gerekmiyor çekmek için.. 900 watt yeterli. Fazlası bi tek fazladan elektrik yakmaya yarıyor. Bir süpürgenin başarısı, performansı denen şey. 100 gram tozun ne kadarını çekebildiği.. İşte o alanda Rowenta iddialı. Toz bırakmayan bir performans sunuyorlar.

Açık söyleyeyim, BOSCH kullanıcısıyım. (bayi de servis de tanıdık, tüm beyaz eşyalar boş marka. Hiç sorun da yaşatmadı bana, sevdiğim markadır) Ama yeni bir tane alacak olursam, muhakkak Rowenta olur. Eksiksiz süpürge yapmışlar.

Tavsiye Meleği olun, Tavsiye Evi’nde buluşalım…

Gizem hanım’a da tekrar tekrar teşekkürler.

 

5 Yorum

Filed under alışveriş işleri, icatlar, severim paylasirim

19 Ocak 2014 Akşam gazetesi freecycle ropörtajım

Freecycle için bakınız: Freecycle nedir?

 

 

 

—————————

Benim yolladığım metin:

Arzu hanım

Sorularınıza google’dan da bulabileceğiniz düz yanıtlar ve bazı rakamlar vermek yerine ilgilenen herkesi bilgilendirmek istedim.

 

İsmim İpek, Üniversite mezunuyum, evli ve iki çocuk annesi bir iş kadınıyım/bloggerim. Üyesi ve bir moderatoru olduğum Freecycyle (Frisaykıl) size yansıtıldığı gibi “paranın geçmediği” bir alan değil. Freecycle tamamen recycle mantığı, geri dönüşüm ile ilgili bir şey.

Bilirsiniz, evinizde 6 aydır kullanmadığınız her şey, evinizde ve hayatınızda boş yere yer işgal eder. /Feng Shui. Bu birikintiler, “hele dursun bir gün lazım olur”lar ne kadar kötü enerji ve daha da fenası toz varsa üzerine çeker.

Beri yandan sizin atmaya kıyamadığınız, ama bir türlü de kullanmadığınız, kullanılır haldeki her bir nesne şu anda bir başkasının son derece acilen ihtiyaç duyduğu bir şeydir muhtemelen.

Giymekten bıktığınız kazaklar; modası geçen çantalar; içinizi bayan ve yenisini aldığınız için evden çıkarmanız gereken ama kime vereceğinizi bilmediğinizden garaja/kömürlüğe yığdığınız beyaz eşyalar/bilgisayar parçaları/mobilyalar/cep telefonları/aksesuarlar; büyüyen bebeğinizin mama önlüğü ve biberonundan başlayarak oto koltuğuna kadar bir sürü para verip aldığınız ama bir şekilde ihtiyaç fazlası olmuş ürünler; kilonuzdaki değişmeler yüzünden size dar/bol gelen belki de iki kere bile giyilmemiş pantolonlar.. Taşındığınız için yeni eve götürmek istemediğiniz/sığmayan büfeniz.. Sigarayı bıraktıysanız kül tablaları, hediye gelip üst üste biriken borcamlar.. Yapıp, çerçeveletip sonra da yıllarca bakmaktan usandığınız puzzle tablonuz.. Aklinıza ne gelirse..  Sizin evinizde de çöpe atılmayacak kadar iyi ancak kullanmadığınız onlarca şey vardır. Evden çıkınca sizi ferahlatacak, verdiğiniz kişiden de hiç olmazsa dua kazanacağınız yığıntılar..

İşte bunlar Freecycle’ın uzmanlık alanı. Üyelerimiz mesajlarında özelikle başlıkta belirterek TEKLİF ve TALEP gönderebilirler. Şu ya da bu, büyük ya da küçük.. Fark etmez.

İlaç-tütün-alkol ve ateşli silah dışında her şey olabilir. Temelde TEKLİFlerin ağırlıkta olması lazım,yurtdışındaki gruplarda böyle. Bizde şu aralar başabaş gidiyor, insanlar hala bu sistemi bir “yardım isteme” merkezi zannediyorlar.

Hem bilirsiniz, “Veren el alan elden üstündür” der bir hadis.

katılmak isteyenler: internet araması ile  bulunduğu şehirdeki Freecycle yahoo grubuna ulaşabilirsiniz. Grupların Facebook sayfaları ve hatta blogları da var. (https://freecycleistanbul.wordpress.com/)

Üyelik herkese açık, isteyen istediği zaman girebilir ve çıkabilir. Mesajlara moderasyon uygulanıyor.

Şehrinizde bir freecycle oluşumu yoksa, neden siz başlatmayasınız?

 

Benim ilk paylaştığım eşyam bebeklik pusetimdi. :) Benden sonra 2 kuzenimi büyüten puset, kızkardeşim için 9 yıl sonra evimize geri döndü. Küçülen eşyalarımızı, artık oynamadığımız oyuncaklarımızı, yenisi alınınca eski bisikletimizi, gitara geçince mandolinimizi birbirimizle değişirdik hep. Hem ailemde hem konu komşu arasında böyle mini alışverişler olurdu. 80’lerde tüketim delisi bir toplum değildik, aileler daha paylaşımcıydı. Mal kıymeti bilinirdi. Birine birşeyini vermek ayıp değildi. Kardeşler kuzenler birbirlerinin kıyafetlerini giyerler ve ekonomik durumu ne olursa olsun hiç kimse bundan utanmazdı. “A yazık ayol, bir kere giyecek alt tarafı, bizim oğlanın mezuniyetinde giydiği takımı vereyim giysin seninki” derdi birisi ve iş görülüverirdi.

Sonra işler değişti, herkeste bir “yarım olsun, benim olsun” kavramı başladı. Gereksiz bir tüketim çılgınlığı insanları kavuruyor şu aralar. Özellikle bebek ürünleri hem pahalı hem de gerçekten kısa süre kullanılabiliyor. Yazık günah. Benim evimde öylece durup dururken, bir arkadaşım gidip sıfırını alırsa çok kızıyorum. Artık sandık odaları, yüklükler de yok ki evde bir sonraki bebeğe saklayalım, ki o da bir dert, kızımda bir bavul dolusu eşya sakladım, 3 yıl sonra ikinci bebeğim erkek oldu. Hadi bakalım… Ne yaptık?

Tabii ki freecycle!

Bu zenginlerin fakirlere şunu bunu bağışladıkları bir sistem değil. Bu, para verilip alınmış her bir şeyin, kaynakların korunması ve ekonomiye katkı adına, elde tutulmayıp işi bitince bir sonrakine geçirmek.

Zaten “mal da yalan, mülk de yalan, var biraz da sen oyalan”

Milyar dolar paranız da olsa, hiç bir şey çöpe atılacak kadar değersiz değildir. Mutlaka ve mutlaka ihtiyacı olan biri vardır. İhtiyaç burada MUHTAÇ/ACİZ/EL AÇAN anlamına gelmiyor. Maddi gücünüzün önemi yok. Sende fazlaysa, bana da lazımsa, dolar milyarderi de olsam gocunmadan alırım. Dünyamızda kaynaklar çok sınırlı. Ziyan etmek ise günah :)

Ama bu tekrar edeyim, eskici dükkanı değil. Sokaktaki kağıt toplayanlara da, semtteki kermeslere de, muhtarlıklardaki, belediyelerdeki, camilerdeki Gönül Mağazalarına da yardım ediyor, eskilerinizi veriyor olabilirsiniz. Freecycle’de sizin kendinizin kullanabileceğiniz kadar temiz ve iyi durumda eşyalar verilir. Hırtı pırtı, çürük çarık, elden düşme ürünler kesinlikle olmaz.

 

İlginç bir teklif? Ben erkek arkadaşına aldığı bayağı da marka bir parfümü, bozuştukları için freecycle’a veren birini hatırlıyorum.

 

İlginç bir anı? gelen 15.000. istek olan sehpa’yı bir üyemize hediye etmiştik.

Şimdi 6666. üyemize çok yakınız, belki bir sürpriz olabilir.

10.000’inciye de bir sürpriz planlıyoruz.. FREECYCLE FOREVER!

 

 

Benden bu kadar, kolay gelsin, iyi çalışmalar

 

İpek AG

5 Yorum

Filed under alışveriş işleri, freecycle, severim paylasirim

5. sınıf performans ödevi inşaatı: Kabartma Türkiye Haritası

Çabuk kuruyan alçı (2 kg) nalburdan alındı. Kabartma harita çeşitli boylarda olmak üzere, kırtasiyelerde satılıyor. İri boy almak marifet değil, bildireyim, acaip ağır oldu bitince.

Vaktiyle tamamen başka bir amaç için aldığım bir plaka foamboard ile çerçeve çektim.

99

Kenarlar 45 derece eğimli, güzel kavuşsun diye.

20140112_143122

Bilahare her bir kenarın 0.5 mm uzağına falçata ile paralel iki yol çizdim. Kürdan ile minik oluğu açtım.

20140112_143136

Kızım haritayı oluklar yardımıyla çerçeveye geçirdi.



20140112_144117 20140112_144129

Haritanın arka yüzüne bolca bebe yağı sürüp, yoğurt kıvamında hazırladığım alçıyı çerçeveye döktü.

20140112_150446

24 saat kadar kurudu. Yalnız pek kırılgan dökülgen bir şey oldu, köşeler her fırsatta koptu, tuttuğumuz yer elimizde kaldı, her tarafa da bembeyaz tozu döküldü. Alçının kalitesi mi benim alçı karma yeteneksizliğim mi bilmiyorum.

20140120_160810a

Bitmişi boyanmış halde 100 aldı!

27 Yorum

Filed under ilkogretim, severim paylasirim

Adamlar yapmış abicim. Pebloş’la tanışın

Babam 50’lerda Bütün Dünya dergileri okurmuş. Saklamış, ben de 80’lerde okudum. Hep bir bilim kurgu havası vardı, 2000’lerde herkesin sihir gibi hayatları olacaktı. Ne de olsa, ilk uçağın icadı ile ilk aya uçuş arasında sadece 60 yıl geçmişti. Neden olmasındı??

Evet, Jetgillere eriştik neredeyse.. Kayan kapılar yapıldı. Görüntülü görüşmeler, robotlar, 3D televizyonlar ve printerler de evlere girdi. Işınlamayı henüz beceremedik ama icatlar her gün yapılıp önümüze konuluyor.

Pebble (Çakıltaşı) bir başka güzel icat. Bacım ilk görüşte “O ne o? Zikirmatik mi??” dese de…

Sizi Kickstarter macerası ile yormayayım, bir zahmet araştırın. Bir yıldır satışta ve geliştirilmeye devam ediyor. i-phone ve android telefonlar için bir eee bişey işte. Ama çok güzel bir şey.

Telefonla eşleştiriyorsun, Bluetooth üzerinden. Telefonun ekranına ne geliyorsa senin kolundaki saate de o geliyor.

20140110_131443

Gelen çağrılar, sms’ler, whatsapp, facebook,mail hesaplarınız. Ne olursa. Bir ek-ekran var kolunuzda. Sudan selden etkilenmiyor. Telefonunuz içeride odada şarjdayken ve siz bir yandan bulaşık yıkarken kimin aradığını görebiliyorsunuz, telefonun sesini bir tuşla kapatabiliyor ya da çağrıyı hazır bir sms’le reddedebiliyorsunuz.

Duştayken gelen sms’lerden haberiniz oluyor. Araç kullanırken taa çantanızdaki ya da cebinizdeki telefonu kimin çaldırdığını görüyorsunuz. Sessize alınmış telefona gelen her mesaj anında gözünüzün önünde. 20140110_131453

Ha, çok mu lazım? Vallahi evet, lazım. Hiç bir şey olmasa, telefonun şarjını bitirmiyorsunuz zırt vırt açarak. Her biplemesine asker olmuyorsunuz. Ki ben telefonsevmez bir insan olarak (yakında onu da yazacağım) bunu çok seviyorum. Çok güzel bir ton uygulama var ve her gün yenisi ekleniyor. Tam aradığınız herhangi bir özelliğe de kavuşturabiliyorsunuz Pebble’ı.

Bir Kindle gibi e-mürekkep teknolojisine sahip olduğundan, ekran en parlak gün ışığında bile netliğini koruyor. Parlama yapmıyor. Bir bilek hareketi ile ekran kısa süreliğine aydınlanıyor ve karanlıkta da görülebiliyor. Alarmı titreşim şeklinde. Pek nazik.

Ve evet saati de gösteriyor! Çarşıdan alıyorsunuz bir tane eve geliyorsunuz yüzlerce çeşit saat oluyor bir seferde. İncelemek için bakınız My Pebble Faces . Kesmedi mi, buyrun kendi saatinizin kadranını kendiniz tasarlayın, en özgün sizin saatiniz olsun: Tasarım sitelerinden biri

Hemencik blogun saatini tasarladım:

20140111_233536Güle güle kullanıyorum yeni yıl hediyemi.

6 Yorum

Filed under alışveriş işleri, bilgisayar, icatlar, severim paylasirim

Koşuşmalı Tombi’k

Ehe. Yoğuşmalı Kombi gibi. Bi de eşanjör var bi türlü cümle içinde kullanamadığım.. Buraya yazayım bari.

Güne erken başlasam da elim ağır biraz. İlla ki geç kalırım. Her yere ve her şeye.. Son dakikaların adamıyım. (Şu an çıkıp kızımı almam gerekiyor mesela, ben bunu yazıyorum. Hatta çayım da geldi. İlla sıkışarak olacak herşey, Allah’tan hızlıyım da Hermes gibi.. -amma saçma oldu aynı cümlede hermes.. neyse)

 

Sabahları evden çıkışım -lütfen Zihni Göktay telaffuzunu hayal edin.- “baskın yemiş zampara gibi”.  Ayakkabının teki ayağımda, araba anahtarı cebe, telefon bir başka cebe sokulmakta, montu koltuğumun altına kıstırmışım, kıç cebimde o gün yapılacak şeylerin sağa sola not alınmış kırpık kırpık kağıtlar, bi koltuğumun altından scart kablosu sallanmakta, elimde koca bir ikea çantası, içi o gün uğranılacak ve bırakılacak saklama kapları, ilaçlar, servise verilecek bozuk ürünlerle dolu. Saçıma tarak sürdüysem şanslıyım. Asansör aynasında kalem çekmişliğim vardır.. Ruj zaten arabada bi kırmızı ışıkta halledilir, acelesi yok!

Kızı okula eşimi Metro istasyonuna atıp günlük rutine başlıyorum. Dört evin bir oğluyum ben. Bu sabah mesela arabayı otoparka yıkamaya bırakıp (ki pişmanım) muhasebeciye ve notere gittim. Yeğenimin partisi için sipariş verdiğim folyo balonu sormaya uğradım, yol üzerinden bir çamaşırcı bulup evin erkeklerine iç çamaşırı aldım, kasaba uğradım köfte bitmiş, tavuk budu aldım bi ara fırınlayacağım, geçerken bir çingene bulup yılın ilk nergisini de aldım, kadın indirim de yaptı :))

Oradan eve dönüp bunları bıraktım, işe geldim. Kafamda deli yazılar, oturup neler neler yazacağım… (Mesela dün neler yaptığımı yazacağım, hangi dertlere deva olduğumu… Telefona ne kadar sinir olduğumu…Yeni aldığım cici Pebbloşumu anlatacağım.. Neler neler)

Nasreddin Hoca bir gün evden çıkarken “Hanııım, ben kahveye gidiyorum, bir saat sonra gelirim” demiş. Hanımı da içerden : “İnşallah de, beey!” diye seslenmiş. Hoca öfkenlenmiş, “ne inşallahı be? aha iki adım ilerde kahve, bi kahve içer, sohbet eder gelirim” çekmiş kapıyı çıkmış. Daha bahçe kapısında bir süvari çevirmiş hocayı. “Atın tayı yanında, ama yavaş gidiyor, yol uzun telef olacak, al şunu kucağına Akşehir’e kadar taşı çabuk” diye emir vermiş. Haydaa, ne yapsın Hoca, emir demiri keser, yallah etmiş tayı, atın tozunu yuta yuta taa Akşehir’e kadar gitmiş, yayan yapıldak geri dönmüş ki gecenin körü olmuş.Kapıyı çalmış .. “Kimdir o?” demiş kadın. Hoca bitkin bitkin “hanım İNŞALLAH benimdir” demiiş.

İşte ben de bu planımdan evvel inşallah demediğim için, bi girdim, bilgisayara manyak virüs kaptırmışlar, Smart Guard Protection diye.. Allahın bir belası. Söküp atana kadar bu saati buldum.

Yazılar da sonraya kaldı artık. Gideyim kızımı alayım, eve varayım, akşam yemeği, çocukların ödevleri, kendi hesap kitap işlerim, e malum ikinci üniversite işlerim, kahvem, yıkanacak çamaşırlarım, dikilecek düğmelerim, yamanacak çorabım, oynanacak oyunlarım ve izlenecek filmlerim var.

—————–

Her bilgisayara a) avast antivirüs kurun, b) bi ara sistem geri yükleme noktası oluşturun!!

20140103_194815

4 Yorum

Filed under aile, ben yazdım, insan olmak, severim paylasirim

İşten artmaz, dişten artar.

Ben bu sene akıllandım . Buyrun ispatı:
Bu benim “Altın Yumurtlayan Kaplumbağam”.
image

Akşam eve gelince cebimde kalan 1 liralari buna atiyorum.
50 kuruslar kizin, 25 kuruslar oglanin bombozuk olanlar da Ziraat bankasinin kumbarasina gidiyor. (*)

Kaplumbağam tıka basa dolduğunda, artık bir ay mı olur üç ay mı  belli olmuyor, içinden çıkan paralar = 1 Çeyrek oluyor.  Çeyrek kumbarasina gidiyor.

:) Fena mı?

*-*-*-*-*-*

Almak istediğim çok güzel şeyler var. Ama elimi cebime atmadan önce şunu düşünüyorum: “İstiyorum Evet, peki ihtiyacım var mı?”
Bu soru bana geçen sene epey tasarruf ettirdi. Hala kapılıp aldığım, ota b.ka para verdiğim oluyor ama ;) akıllandim o kesin.
Çocuklara öğüdüm : “Para oyuncakçıda/markette vb vb duracağına bende dursun. Para bana lazım niye adama vereyim? ”

*-*-*-*-

Bu da geçen yıl oğlum anaokulundayken Kızılay’a ziyarete gittiklerinde dağıtılan kumbara. 5-10 kuruşlar buna gidiyor. Azımızı çoğa saysınlar artık. Bu sene Şubat tatilinde götürüp vereceğiz bankaya..
image

 

3 Yorum

Filed under aile, alışveriş işleri, çocuk, severim paylasirim