Category Archives: severim paylasirim

Yılbaşı Çekilişi (Reddit gifts) ve (Kitapağacı)

Ben internet ortamında tutunabilmek, tanınabilmek için çekilişler yapan blogculardan değilim. Takipçisi de değilim ama buna ciddi mesai harcayan tipler var ve ben bu her tür çekiliş, hediye tagına/ haştagına cayır cayır kaydolan, “katıldım inşallah şans bana güler, yardım edin memdalibeeey” diyenlere de sinir olurum.

Okuldayken zorlama yapılan sınıf içi çekilişlere de sinir olurdum. Genelde hediye alma verme işlemlerine bir tertip düzen getirilmesi gerektiğini, bunun çok başıbozuk olduğunu düşünüyorum. Sınıf çekilişinde güya gizli tutulacaktır kimi çektiğin, kimse kimseye demeyecektir. Çok beklersin, ilk günden sürprizi kalmaz işin. İkincisi alakasız biri çıkar huyunu suyunu bilmezsin belki hiç sevmezsin ama durduk yere adama hediye alma durumu boğar insanı. Hatta ve hatta sınıfın en kürkü yırtık dişi kel kör kirpisi senin adını çeker kabusun olur. En son ya bi kalem kutusu, gümüş bir şey ya da mevsim nedeniyle atkı bere takımı (anası almıştır kesin, “ne var oğlum mis gibi atkı, üşümez kışın giyer işte sıcacık aa, daha da para veremem” diyerek) alır oturursunuz aşağı…

Bu sene çekilişsel anlamda delirdim. Hem “Hediyeleşmek sünnettir”

İki çekilişe adımı yazdırdım. Biri Kitapağacı‘nın geleneksel yılbaşı çekilişi:

kitapagaci

Kitap kurduyum, bu çekilişe katılmamam söz konusu değil. Kurallara göre karşılıklı olarak gönderme yapılıyor, kiminle eşleştiysen sen ona o sana hediye gönderiyor! Heyecan sardı bile.

İkincisi biraz delice. Uluslararası bir çekiliş. Bill Gates’le de eşleşebilirsin yani. Evet, geçen sene oldu bu. :)

Reddit denilen ortamın bu sene 6.sını düzenlediği, 187 ülkeden (toplam 203-205 ülke var dünyada) 200.000’den fazla insanın katılarak bir Guiness Dünya Rekoru kırdığı bir hediye çekilişi. Geçen yıl 85.000 kişi katılmıştı ve rekor oydu.

harita

Aha bu da katılım haritası. Uff yani. Yarın benim için büyük gün. Bakalım neler olacak…

Merak edene, Bill Gates geçen yıl kime çıkmıştı ne vermişti bakınız burada

Ha ona kim ne yollamış onu vallahi bilemiyorum

seneye, aklınızda olsun. Katılmak serbest, macera sürecek..

Yarını bekliyoruummm…

22/02/2015 editi: neler oldu neler oldu :))

Buradan okuyabilirsiniz

13 Yorum

Filed under alışveriş işleri, internet, severim paylasirim

Pis yazı

Çevre temizliğine verilen öneme göre çeşitli çöp konteynerleri var etrafımda.. Şu teneke kılıklı olanlar özellikle pis kokularıyla insanı tiksindiriyorlar. Hani içinden kedi fırtlayanlar vardır ya. Kapakları bir türlü kapatılmaz. Kapak kapalı olsa ben şahsen hayatta da açmam, pis tutamağından tutmam.. Bir de bunların çingenesi çok olur, o çengelle dalarlar içine, deştirir etrafa çöp saçarak bırakır giderler. Her şey bir yana, sağa sola saçılı bebek bezi kadar mide kaldırıcı bir şey olamaz.

Bunu çöp arabasına devirebilmek için de iki adam çalışır arabanın arkasında. Lambır lumbur yükler BAM diye atarlar boşunu.
Cop20141022_163915_opt

 

Bunun bir üst modeli adam gerektirmeyen, kendi kamyonu tarafından vinçle tepesindeki edevattan tutulup kaldırılan Gulliver’in kutusuna benzettiğim çöp konteynerleri. Daha pratik, daha seçkinCop20141022_165507_opt

Bunun derdi de kulpun iğrençliği. Çöp atmamak için uğraşıyoruz resmen. Hop daha üst modelini yapmışlar: Kartal Belediyesinde kim düşündüyse aferin Cop20141022_092455_opt

Ve en beğendiğim de bu. Bunu yapana da ödül vermek lazım. Kapağını açmak isteyen pedala basıyor. En güzeli! 20140423_145100_opt

Son olarak Pendik‘te rastladığım yer altı çöp konteynerleri var. Nasıl bir sistem bilmiyorum ama çok tertipli. Ortalıkta gözüken tek şey bu sevimli kutu. Aşağıda ne var, biriken nasıl toplanıyor bilemiyorum, bir gün belediyeye bizzat sorar öğrenirim. Cop20141022_100547_opt

Maltepe ilçesinde şunlara rastladım geçen yıl:

2013-07-24-2023_opt

Bence çok da iyi olmuş. Devrilen dökülen çöp kutularından iyi. Poşeti de içinde. Her gün değişiyor. Kapaklı oluşu biraz dert. Hiç kimse çöpü ellemek istemez, sanırım bunların kapaklarının çöp sepetinden biraz daha yüksekte durduğu, sadece yağmurdan koruma işlevi gören daha güncel modelleri de var. Beğendim #Maltepe Belediyesi, Aferin.

Ancak ve lakin, büyük ödülü hak eden belediye, Gaziantep Belediyesi. Aşağıda resmi görülen kutular her evin önünde var.20140715_155535_opt

Apartmanda oturan herkes artan kurumuş ekmeklerini temiz bir şekilde poşete koyarak bu kutulara bırakıyor. 20140715_155540_optHatta artan pilavını makarnasını bırakan da oluyormuş.

Buralardan haftada bir toplanan kuru ekmekler barınaklardaki hayvanlara yem olarak hazırlanıp veriliyormuş.

Daha güzelini yapana kadar en güzeli bu.

 

 

1 Yorum

Filed under araştırdım, çevre, icatlar, severim paylasirim

Kimdir bu Sebastian??

Kim bu Sebastian? Ortalık yıkılıyor twitter’dan instagram’dan feysten üzerimize akıyor..

Fenomen oldu.

<Bilmeyen çok kişi var, o zaten fenomendi.. Çakma Sebastian’lara ve söylediklerine aldırmayın.

Sebastian, Majesteleri Eray’ın sadık uşağıdır hanımlar beyler… Tanışmanızı ve buluşmanızı çok istiyorum.

Fotoğraf

Bu ve benzeri bir ton karakterin yaratıcısı değerli mizahçımız Atilla Atalay‘ın 22/06/2014 tarihli yazısının bir kısmını alıntılıyorum, açın devamını da okuyun:

 

“Durum benim hatta tüm mizahçıların çoktandır alıştığımız bir şey. Sosyal medyanın gelişimiyle mizah dergilerinin her şeyi kamuya hepten açık zaten. Moda deyimle “Sıhıntı yoh” yani… Beni de hatırlayan olunca Sebastiangille beraber ayrıca seviniyoruz tabii… Hatırlamayanın da canı sağolsun:)) Yıllarca emeğimizi açıktan sömüren TV ve film yapımcılarının, reklamcıların yaptıkları yanında sosyal medya üretkeni kardeşlerimizin bu türden anonimleştirmeleri en doğal hakları hatta onur verici…
Yalnız iş tersine dönünce az biraz içim burkulmuyor değil. Vaktiyle bir TV eleştirmeninin Sabah Gazetesi’ndeki köşe yazısında ortada on yıllık Sıdıka öykülerinin biriktiği yayınlanmış bir kitap dururken beni “Sıdıka’yı Bir Demet Tiyatro” dan araklamakla” itham etmesi gibi; günün birinde ERAY kitabıyla karşılaşan şirin bir kardeşimizin benzeri bir ithamda bulunması, şu ortamda gayet mümkün…
İşi araştırmacılara, eleştirmenlere, mizah tarihçilerine filan bırakmak en doğrusu. Ama bu konuda da maalesef pek fazla insan yok. Olanların bir bölümü de, hobi düzeyinde ve bu alandaki boşluktan yararlanarak kendilerini bu işe atamış kimseler. Hatta iyi birer mizah dergisi okuru oldukları bile söylenemez. Yani geriye yine sosyal medya kalıyor:))
O yüzden İletişim Yayınları’ndan çıkan ERAY kitabı dışında digital bağlamda da iz bırakmak için, Lmanyak Dergisi’nin 200. Özel sayısı için kitlesine uzun yıllardan sonra bir kez daha seslenen Majesteleri Eray’ın ilgili yazısını buraya koyuyorum.
Hemen ardından, sadece ilgilisinin okuması için Prof. Dr. Ünsal Özünlü’nün “Erayoloji” adlı bir dil bilimsel makalesi yer alıyor.”

 

ERAY 200. Lmanyak Özel Temmuz 2012

            Lütfen dikkat: Şu anda LManyak Dergisi 200.Özel Sayısı için Majesteleri Eray tarafından hazırlatılmış bölümde bulunuyorsunuz.

            Yazıya retina taramasıyla alınacaksınız. Yazı boyunca sayfa içerisinde dolaşan köpeklere yiyecek vermeyiniz. Onüç yaşından küçük çocukların yazıyı veliisiyle beraber okuduğundan emin olunuz.

            İçeriye 500cl su şişesinden başkaca bi cisim ve/veya kasık biti, sea monkey, mayasıl, larva vb gibi canlı organizmalar sokulması, yüksek sesle konuşma, gülüşme, “doğal olmayan cinsel birleşme” vb kesinlikle yasaktır.

            Yazıyı büyütüp küçültmek için üzerinde tuhaf parmak hareketleri yapmayınız. Sayfa kağıt ve matbaa mürekkebinden yapılmış olup tıklama, sürükleme, avuçlama, çimdikleme, dırnak sürtme, toynak darbesi, Smart TV ye fırlatma, “layk etme” gibi hareketlerinize yanıt vermeyecektir, yırtarsınız o olur.

            Hızla okunması, dimağ karıncalanması, dağarcıkta darlanma, şuur bulanıklığı, havsala çökmesi, fikir fıtığı ve istenmeyen gebeliklere sebep olabilir.

            Az sonra dört iklim yedi cihan, iki işletim sistemi; galaksiler ve paralel evrenler majestesi, ulu insan, kusursuzlukla mükemmelliğin uç beyi, devlet adamı, örnek kişi, numune şahıs, yeri geldiğinde şefkatli bir reis, yeri geldiğinde semt fitbolunun alt yapısından yetişmiş kalender kişi, bazen yırtıcı bir hatip, kimileyin sosyolog, icabında psikolog, doğuştan pedagog, çekirdekten yetişme anatomi uzmanı, kendini geliştirmiş jinekolog, yetenekli bir asabiye mütehassısı ve asabi, büyük mimar, herşeyden evvel muazzam bir ticaret dehası, karizmatik, sürükleyici, şoketatar (şok edip atan kişi), disiplinperver, mega, giga hatta tera, ultra, sonsuz üzeri sonsuz kere zeki, çığır açıcı, dizayn edici, çözüm üretkeni kişi, doğal lider Eray kitlesine seslenicektir.

            Sebastian, harflerimi getir ordan, parantezleri kutularından çıkar, virgülleri yağla, kitlemi şaklabe işleminden geçir (şaklabanlık sevimlilik reveransları yap) şiringeçlerini filan aç, hoşgeldin, beş gittin yap.

            Eee nasısınız bakalım kitlem. Uzun zaman geçti, bana aitlerim. Ben buralarda yokken umarım başkasının camiası olmayı aklınızdan bile geçirmemişsinizdir. Kitle dediğin kaypak olur. İki dakka ortalıkta görünmeyince hemen gidip başkasına fan, hayran, fanatik felan yazar kendini. Sebastian bile ben iki saat kaybolunca gidip Demet Akalın Fun Club’a felan üye oluyo, Kuntik Girls Dizisi’nin setine seyahat şansı için gazoz kafası (kapak), hışırtılı cips naylonu felan biriktiriyo, çeşitli face gruplarının “like butonu” nu lik lik ediyo, açıkhava konserlerine gidip sahnedekilerin attığı takma kirpikleri felan kapıcam diye uğraşıyo, kendini paçoz badigartlarına dövdürüyo… Falan…

            Biyere ait olmak istiyosanız bana ait olun kitlem. Allahıma şükür, sizi geçindiricek, mayışım, tükanım arabam felan var, hepinize bakarım. (Sebastian buraya kahkaha efekti koy, smaylilileri yak, asşdahfşahasada, harflarini arka arkaya diz)

            Lemanyak Dergisi’nin 200. sayısı nedeniylen özel bir yazıyla kitleme hitap etmem istendiğinde, naapıcağımı bilemediğimden bi süre uşağım Sebastian’ı dövdüm. (Böyle aklım bişeyle meşgulken onu dövmek bana iyi geliyor, zihnim dinleniyor, kafam boşalıyor) Bunca yıl sonra ne yapacaktım, neler yazmalıydım, Sebastian niyçün giderek morarıyordu? Sonunda kitleme genel olarak bir “hitabe” yazarak, hitap etmeye karar verdim…

            Hitabet sanatımı getir Sebastian!

            * Kininize sahip çıkın sevgili camiam. Sizin beslediğiniz kini başkasının beslemesine izin vermeyin. Bi ara sadık uşağım Sebastian “Kininizi bugün ben besledim majesteleri” diyerek beni uzunca süre kandırdı. Neden sonra “du bakiim gidip bu gün şu kinimi kendim besliyim” diye gittiğimde bir de baktım ki. Kinimin yerinde yeller esiyo. Artık orada bir şevkat beslenmeye başlamış,semirmiş kocaman olmuş. Neyle beslediyse kini, bozmuş atmış Sebastik uşak parçası. Benim elceğizimle ışık göstermeden, kuyruğunu felan keserek, dikenli tasma ve elektrikle  büyüttüğüm o vahşi kin gitmiş yerine yavşakça bir şevkat hissi (duygu) gelmiş. Yavrulayıp ürer felan diyerekten oracıkta boğdurtdum eski kinimi… Kinden başka his beslemeyin çiftleşip birbirlerine karışırlar, sizin de kafanız karışır…

            * Sebastian hariç hepiniz üreyin. Eray Camiasına yeni neferler, doğurgan dişiler lazım. Küçük bir bilgi notu: Doğurgan dişinin leğen kemikleri geniş olur. Ööle “sıfır beden” filan diye kasanlar bi çocuğu dört taksitte doğurabiliyo. Baktın mı çatısı geniş olacak, bir batında sekiz yavru kapasitesini garanti ediceksin… Majestelerinin, yeni dükleri düşesleri, lordları baronesleri, başbayii ve distürübütörlükleri (distürü eden: dağıtan), françayzingleri gezegenin hiir yerine dağılsın, cümle AVM’ler Erayinmanlarla dolsun….

            * Sözün burasında kendime hitabediyorum. Ben de evleneyim yahu artık. Karekatör kahramanı, miyzah tipi felan… Neticede dizi film karekterleri bile evlendirilmek suretiyle cemiyete camiaya daha hizmetkâr hale geliyorlar. Misal, Behzat Ç Amirim bile (Hayırlı vazifeler abi, semtin çocuğuz) evlendi, akabinde sezon finalini dul olarak yaptı amma olsun. Ha keza Bir Kadın Bir Erkek dizisinde yeni bir yuva kuruldu… Eh Eray da, majeste felan amma kursun yuvasını rızkına baksın. Ama tabi bizim dünyamızda mecburen karekatör bir tiple evlenmemiz gerekiyor.

            Bayan Yanı’ndan Sıdıka’yla ya da Leman’dan Bunalgül’le felan evlensem olmaz şimdi, akraba evliliğine girer. Allah muhafaza çocuklarımız kusursuz, düzgün felan olur. (Karekatör tipler, padılcan burunlu, yamrı yumru kimseler oldukları için akraba evliliği sonucunda düpedüzgün dünyaya gelip miyzah  piyasasında aç kalabilirler)

            Bahadır Boysal’ın çızdığı hatunlardan birinin kapısını çalsam, evlenmek ne kelime, karı elimi kana bulattırır, suçu Sebastian’a yükleyip uşaksız kalırım.

            Behiç Pek’in çızdığı Toros’la Hamile’deki Hamile, zaten gebe bir tip, neye elin çocuğunu nüfusuma alayım.

            Can Barslan’ın çizdiği Dedektif Sanlı’nın maceralarda gözükmeyen Semiramis diye bir kız kardeşi varmış, Ati Bey’den Can Bey’e haber yollattım. “Çikolata yaptırıp gelelim” deye, Semiramis Hanım “Egosu yüksek” diye beni beğenmemiş. Majesteyiz kızım, boru mu, tabi egomuz yüksek olucak.

            Gökhan Dabak’ın tipi Deli Cevat “Boing Burhan, sen ben üçümüz bir yuva kuralım” diye geldi, ona da cemiyet hazır değil, dergiyi taşlarlar…

            Yine eski Lmanyak tiplerinden, Cengiz Üstün’ün çızdığı Mokar Hastası Nihan’a Sebastian’la haber yolladım, Nihan’ın Sebastian’a yaptıklarını burada yazamayacağım. Cemiyet hazır değil gene, işlerim bozulur, sittin sene ihale, mekân ruhsatı felan vermezler, bitirirler beni. Yalnız şu kadarını söyliyim Nihan’ın ettikleri yüzünden Sebastian’a ilk kez ben bile acıdım…

            Neyse olmadı yani, du bakalım kısmet ama belki şöyle yeni çıtır bi tip çıkar, onlan girerim dünya evime.

            Sebastian, hitabet kitimi kutusuna koy. Vedalaşma menüsünü aç…

            Sevgili kitlem; cinler camiası, hinekologlar (hinik fırlamalık uzmanları), şirindirik oluşumlar, zekâ Tokileri, sevimlilik aplikasyonları, yıllar sonra sizinle görüşmek hakikaten güzeldi, hislendim, duyargalarım tutkuyla açılıp kapandı. (Yeşil ledlerim yandı) sevinç gözyaşlarımla mazmaza ve garagara ettim. Uygun olursam L’manyağın 500. sayısında felan gene hitap ederim ben size. Az sonra geleneksel Majesteleri Eray Ünvan Töreni var, titr saçıcam, taytıl yağdırıcam. Sebastian kitlemi mavi salona al…. Çekilebilirsiniz, öpsün sizi majeste. Al kırmızı halıyı, ört spotu, boşları topla.

GELENEKSEL MAJESTELERİ ERAY ÜNVAN DAĞITIMI…

 

            Lmanyak Dergi Editörü Bay Aslan Özdemir’e, Majesteleri Eray Dolapdere Granddüklüğü, Kaligraf Bay Fatih Kaan’a Eray Üstün Hizmet Nişanı, bir TOKİ dairesi, bir de bebek… Müessse Müdürü Baş Haznedar Ali Bey’e Majesteleri Eray İmam Adnan Sokak Lordluğu, Teknik Sekreter Bay Aydın Şahin’e Trabzon Ve Havalisi Özel Yetkili Baronluğu, Lmanyak Halkla İlişkiler Sekreteri Ören Dayan Asiye Uludağ’a Bakingam Baronesliği, Bay Murat Yüceşan’a Makintoş Markiliği, Bay Fikret Özdemir’e Majesteleri Eray Cesaret ve Liyakat Nişanıyla beraber kendi adına para basma ve pul çıkartma yetkisi verilmiştir. 

Yorum bırakın

Filed under internet, kültür, konuk yazar, severim paylasirim

itiraf.bom -vi- Rezil olmak aslında hiç de olmamak

Geçenlerde starbaksa gittik. Masa beğendim. Masa üzerinde bir önceki müşterilerden kalanları kaldırıp tezgaha taşıdım. Masama döndüm, montumu çıkarmadan önce cebimden tatlandırıcımı çıkaracağım, sen cebimdeykene kapağı açıl , dışarı çıkarırken “şaarrrr” diye masayı ve dört bir yanı kanderele buladım.

Hemen gözünüzü bulandırın.. BLUR olayı. Flash-Back. Yirmi yıl önceye gidelim. Ben o zamanlar bir Kontes’tim.

Bi defa, masa boş değilse “karsoonbieyy şurayı temizler misinizeya?” çığırtkanlarındandım.

Elime yapışır sanırdım. Adamların/kadınların canavar gibi akşama kadar didindiklerini, zaman zaman adam eksikliğinden her işe bakmak zorunda kaldıklarını bilmezdim.

Zaten merkezi, sevdiğim masada bardak mardak varsa, oraya oturmazdım, ücra ama boş masayı seçerdim. Hele ki yolda belde, avm’de yardıma ihtiyacı olduğu belli insanlara bir el vermek düşünülemezdi bile.

Yirmi yaşında ben, böyle janti bir yerde bişey döküp saçsam, “yer yarılsa da içine girsem” şekline dönüşür, kızarır bozarır, derhal mekanı terk eder, aylarca da bir daha gitmezdim. Herkesin bana baktığını, herkesin hiç unutmayacağını sanırdım.

Herkesin aldırmadığını zamanla öğrendim, daha ilerki zamanlarda, herkesin ne düşüneceğine önem vermenin toyluk olduğunu anladım. Zamanla ve çeşitli işlerde pişmenin faydasıyla, adam oldum. Resepsiyonda da çalıştım, restoranda da. Havaalanında da çalıştım, Halâskârgazi’de de.. O dönemlerde şansıma hep olgun, insan gibi insan patronlarım oldu. Bakarak biz de biraz cilalandık. Artık hemen her mekanda “keşke her müşterimiz sizin gibi olsa” diyorlar bana. Sırf tezgahın bu tarafında olduğu için evinde – çevresinde asla yapmayacağı şımarıklıkları, “parama geçer lafım” tavırlarını sergileyen tiplerden herkes usanmış durumda. Milletimiz kesinlikle hizmet personeli üretemiyor o bir gerçek, ancak biz müşteri olarak da berbatız.

Günümüze döndüm;  önce cebime dökülenleri avuç avuç ayıkladım, sonra masadakileri, hepsini tekrar kutuya doldurdum, o arada kahveler de geldi, keyfimize baktık.

Zamanında yaşadığım yüz kızartıcı (!) hezimetlerimi bilmek ister misiniz? Ama gerçekten ilk üçteki, yıldızlı rezillikler.. Şöyle bir hatırlayalım.

Üç numarada hiç hilafsız: Dondurma cubuğu

İki numara: Örümcek Kadının Öpücüğü

Bir numara: Takma Tırnak Vakası…

(onu sonra anlatırım keh keh)

 

 

Bu arada gereksiz bir biçimde geride kalan bu itirafın önü arkası da var :

İtiraf 1 2 3 4 5

4 Yorum

Filed under insan olmak, severim paylasirim

Kupkuru bir yazı : Havlu mu? Peştemâl mi?

Benim 1. sınıfa giderken bir bitlenme vakam var ki, sülalenin neşesi, anlatır anlatır güleriz. Efendim günahı söyleyenin boynuna, sınıfa Şam’da tatil yaptıktan sonra gelen bir öğrenci, hepimize bit bulaştırmış. Annem hayatında bit nedir görmediği için gayet habersiz, öğretmenimin kırmızı kalemin dibiyle her sabah saç muayenesi yaptığını bilmiyor, eve getirdiğim notla düşüp bayılacak gibi oldu. “Kızınız bitlenmiştir, lütfen bit şampuanı ile yıkayınız.”

Önce babamı arıyor, babam gülüyor, akşama bit şampuanı getireceğini, isterse babaanneme gidip orada da uzman bir göze göstermesini öneriyor. Ne de olsa savaş yıllarında 4 erkek çocuk yetiştirmiş olan babaannem, bit nedir ne değildir biliyor. Neticede evet, bitlenmekle kalmamış anneme de bulaştırmışım.

Amcam rahmetli gülüyor: “Pire itte bit yiğitte olur gelin hanım!” Allahım herkesler gülüyor.. Ben şaşkın annem mutsuz..

Babaannem rahmetli gülüyor, “olur öyle, temiz saça gelir” diyerek annemin içine su serpiyor, sonra çarşafı boynuma bağlayıp güneşin altına oturtuyor beni, kendisi de kürsüye (hamam taburesi, köy kahvelerinde hasırlısı olur hani…) oturuyor ve önce başımdaki bitleri kırıyor. Sonra beni alıp gürül gürül yanan hamama sokuyor, mermer kurnalı, bakır taslı hamamda saf zeytinyağlı yarım tuğla kılıklı sabunla 4 su yıkıyor kafamı, bittir, sirkedir, yumurtadır kalmıyor geride.. Ve çitişmiş saçlarımı şimşir tarağın ince dişi ile dipten uca tarıyor.

Saçlarım uzun ve o güne kadar bebe şampuanı ve kremle yıkanır, bin bir nazla taranır iken, o gün hamamda uğradığı muamele tam bir şok. Haykırarak ağlıyorum ancak iş bitene kadar kıstırıldığım yerden kaçamıyorum. Mis gibi sabun kokan, sert ve kalın Bursa havlularına sarıp anneme teslim ediyorlar beni. Sesim soluğum çıkmıyor artık.

Akşama bit şampuanıyla bir daha, haftasına bir daha..

Bit bitiyor. Ben de.

Banyo sevmem. Su sevmem. Denize girmem. Ancak boğulmayacak kadar yüzme öğrendim, orada bıraktım.

Havuza girer, suyla oynarım, yatarım, dikine dururum. Yüzmem.

Küvet doldurup girmem.

Yağmurda kalmam.

Bulaşık yıkarken elli kere mola verir ellerimi kurularım.

(Hamama eğlenmek, kese köpük masajı için çok gittim. Onu seviyorum niyeyse…)

Her ne ise, ben sudan mümkün olduğunca uzak kalmayı tercih ediyorum. Duş sonrası da bilinen en kurutucu havluya sarınmayı tercih ediyorum. Bornoz giymem, içi nemli kalıyor bir türlü tam kurumuyor benim de o ıslak ağır şeyden yerbezi kadar tiksindiğimi söylemem lazım.

Mümkün olsa eve Dyson el kurutucu alacağım :(

Yapsalar vücut kurutucu, dakka durmam onu da alırım.

Sonra biri bir gün, peştemal önerdi bana.

İncecik bez, tülbentten hallice, bana ne kâr eder, diye düşünsem de, denemeye değer dedim. Kelime kökü farsça: Peşt=Bez demek. ;=Mal da ön sanırım. İnsanın önünü kapatan bez, önlük anlamında. Bakınız Peşkir.

Bunun da düz olanı, içi havlu olanı ve de teknolojinin mucizesi mikrofiber olanı var.

IMG_20140823_163953 (1)

Tek kat peşkir

20140823_143126_opt

Tek kat,içi havlu iki peşkir ve çift kat ekstra yumuşak banyo havlusu. Hepsi aynı boy!

20140823_143055_opt

Kalınlıkları arasındaki fark!!!

Anlaşıldığı üzere tatile matile giderken, plaj havlularını kaldırıp atıyoruz (ya da Freecycle yapıp veriyoruz) sonra da 5 liradan başlayan (ve kesinlikle markaya göre uçan) fiyatlarla satılan peştemallerden alıp kullanmaya başlıyoruz.

IMG_20140822_235522_opt

IMG_20140806_221042_opt

Seri sonu indirimdir bonustur kullandık merak etmeyin bu kadar para vermedi İpekAG..

Tek kat olan bile gerçekten emici ve kurulayıcı, asar asmaz da kuruyor. Kesinlikle bavulluk.

İçi havlu olan, favorim. Her havluya beş basar. İyi ki almışım. Çocuklara da birer tane alacağım, hatta kafa havlusu yapacağım bir tane.

Gelelim microfiber olana..

20140904_195406_opt

Mikrofiber A ve Mikrofiber B20140904_195359_opt

En son resimde oto bakım reyonundan 3 kuruşa aldığım mikrofiber A ile deli para verdiğim Mikrofiber B’yi peştemallerin üzerinde yatarken görebilirsiniz. Dokuları çok farklı, ancak evet emici.

Hele B. Katladığımda cebime sığacak kadar küçülebilen ama 175’lik eniyle hem sarıp sarmalayan hem de hızla “kibrit gibi” kurutabilen bu ürün, mucize. Sağda solda uygun fiyattan bulursanız DÜŞÜNMEYİN, hemen alın!

*Burada Otostopçunun Galaksi Rehberi okurlarına selam eder, asla havlusuz kalmamalarını temenni ederim.

Yazıyı sizlere iki farklı şekilde düğümlenmiş (tek düğüm/örümcek) peştemal saçağı paylaşarak bitirmek istedim..

havhav_optİmza: Yiğit İpekAG

6 Yorum

Filed under aile, çocuk, bakımlı hatun, icatlar, severim paylasirim

Hazinem Annem

Allah herkesinkine uzun ömürler versin, annelerin hakkı ödenmez. Şu yazıyı yazdığım sırada benimkisi uçmakta mesela :)) Anlaşamadığımız bir çok konu olsa da, birbirimizin en iyi desteğiyiz. En güzel gülmeleri beraber yaşadık. En zor günleri beraber atlattık. Hayat ne zaman bir huni gibi giderek daralsa, ışığı hep annem gösterdi.

Blogun değilse bile wordpress’e geçişimin 4. yılı dolmuş. WP beni kutladı; ben de siz okurlarımı tebrik eder, bu özel güne ait yazıyı da anneme teşekküre adarım.

4. zafer yili

Benim bu kadar delişmen, özgür ve sözünün eri olmamı sağlayan (karakterim, Koç’luğum bir yana) annemdir. Anlatmışımdır belki; ben 5 yaşındayken, bana bir etek alınması lazım, babamdan bir etek parası alınmış, çarşıya çıkmışız.

O arada ben çok güzel, kırmızı bir üç tekerlekli bisiklet görmüşüm. Anneme etek yerine onu almayı önermişim. Para yeterli.. Etek kalmış, annem bisikletimi almış. O sene bir etek eksik gezdim belki ama hala bisiklet tepesinde geziyorum. O gün “hayır, etek alacağım!” deseydin ben bugün bunu yazmayacaktım anne, teşekkürler.

Ölüm kalım meselesi ya da disiplin dışı değilse çocuğun isteğini yerine getirmeye çalışırım. Bizde ırsi. :))) Dünyadaki görevimiz sadece ve sadece çocuğumuzu iyi ve doğru yetiştirmek, mutlu ve huzurlu bir erişkine evirmek. Gerisi boş.

*-*-*-*-*

Benim annem herkesin annesinden farklıdır bir kere.

Çok inatçıdır. Kafasına koydu mu yapar. “Olmaz”ı yoktur. Kırk yaşından sonra Avon temsilcisi olarak başladığı hobiyi, Avon Bölge Satış Sorumluluğundan emekli olarak tamamladı. İdolümdür.

Çok eğlencelidir. Mesela bir hazine avı vardır. Küçük küçük kağıtlara notlar yazar. evin değişik yerlerine gizler. Okuldan eve gelince bir ip tutuşturur elime, ipin ucunda ilk kağıt: “Buzdolabına bak!”

Av başlar, buzdolabından oturma odası halısının altına, oradan banyoda sabunun kenarına, oradan kimbilir nereye gezer notları ve en son notun yanındaki sürprizi ararım. (Oryantiring-Orienteering merakımızın ilk adımı)

Geçen cuma güzel yeğenim bizim misafirimizken, aklıma geldi, üç çocuğa hazine avı yaptırmaya karar verdim. Devir eski devir değil tabii, elimizde akıllı telefon var.

picisto-20140930063750-614669

24 pare detay fotoğraf çektim evin her yerinden. Whatsapp’la ellerindeki akıllı telefonlara gönderdim. İlgili şeyin resmin çekip geri yollayan bir sonraki resmi heyecanla bekledi.

En az bir saat eğlendik. Ummadık taş yine baş yardı, minik yeğenim iki çocuğumun kendi evlerinde bulamadıkları detayı şak diye buldu!

Birincisi, çocuklarla eğienmek için güzel bir faaliyet, öneririm.

İkincisi, ana gibi yar olmaaaz!!

Üçüncüsü : en güzeli anne olmak o da ayrı.

Burada sözlerime Allah isteyene versin, kem gözlerden saklasın, cümlemizin evlatlarını bizlere bağışlasın, aramızda olmayan annelere de rahmet eylesin diyerek son veriyorum..  Gidip şu uçağı karşılayayım bakalım.

8 Yorum

Filed under aile, çocuk, icatlar, severim paylasirim

Son 7 günde yapılan aramalar

 

Blogtaki yazılara ulaşmak için yapılan aramalardan bi kuple, sizin için saatlerce uğraşıp okurlarımı tek tek kategorize ettim. Güldükçe beni hatırlayın:

20140213_104334_opt

ACEMİ olanlar:
orkid ne işe yarar/molped ne işe yarar/ped ne işe yarar/
orkit pet ne işe yarıyo orkid ne işe yarıyor/kadin pedleri ne ise yarar/kizlar orkidi nasil ne yapar
/molpet ne işe yarıyor (daha da onlarcası)

HAMARAT olanlar:
fırındayoğurtnasılyapılır/fırında yoğurt yapımı/fırında yoğurt mayalama
/gunluk sut ile firinda yogurt yapimi
/kerpic gibi yogurt nasil yapilir
yogurt makinasinda fazla tutarsak ne olur KATILAŞIR SANIRIM

mantarın neresi yenir/mantar ayıklama/kultur ntaronin sapi kesilir mi/
mantar nasıl temizlenir
/kültür mantarı nasıl pişirilir

VELİ anneler:
okul beslenmesine ne koyabilirim/beslenmeye ne koyabilirim/beslenme çantasına ne koysam
cocuklarin beslenme cantasina ne koysam/
beslenme çantasına konulacak ev yemeği
/yemeği soğutmayan beslenme çantası
mataraya süt konulur mu KONULUR ANCAK ÇOK HIZLA BAKTERİ ÜRER VE EKŞİR
beslenmeye neler konulabilir
cocuklarin beslenme cantasina neler koyabiliriz

TATLI telaşta olanlar:

düğün davetiyesi nasıl yazılır
kız tarafı davetiyesi
davetiyelerde kadının ismi nerde olmalıdır
düğün davetiyesinde kimin ismi yazilirmi EVET
davetiyede sayın nasıl yazılır/
sayın kısaltması nasıl yazılır/sayının kısaltması SN. ya da Sn.
düğün telgraf örnekleri
duğune telgraf çekme
düğün telgrafı örnekleri
davetiye zarfina isim yazilmasi
vefat davetiyesi yazıları VEFAT DAVETİ NEDİR Kİ? 
davetiye zarflarina davetlilerin ismi nasil yazilir
babası merhum davetiyeye nasıl yazılır  (M) OLARAK
davetiye sahis isimleri
davetiye zarfi uzerine yazilan yazi
sünnet tebriği telgraf/telgraf nasil Çekİlİr
lcv davetiyeye cevap vermemek kabalik EVET KESİNLİKLE

6 YAŞ anneleri:
çocuğumun dişi sallanıyor
cocuklarin sut disleri nasil cikar
eve sallanan diş nasıl çekilir
süt dişi sallanması
sallanan diş nasıl çekilir
sallanan dişimi nasıl çıkarabilirim
cocuk disi kac yasinda cekilir
süt dişleri ne zaman çekilir

VE

ikea treni nasil yapiliyor

ARAŞTIRMACI, güzel olduğu kadar da akıllı kızlar:

kaşlarini ilk aldiracak birisi
ilk kaş aldırma
ilk kez kaş almak
hos bi genc kiz olmak
kaşlarini ilk aldiracak olan birisi
saç boyama tarağı kullananlar HİÇ DENEMEDİM/SAÇ BOYAMIYORUM

ÖĞRENCİ minikler:

çadır nasıl bir geometrik cisimdir KLASİK ÇADIR ÜÇGEN PRİZMA, KIZILDERİLİ ÇADIRI KONİ
evdeki geometrik cisimler
evimizdeki geometrik eşyalar
ucgen prizma evde ornekleri
evimizdeki geometrik cisimler

DAHA okul açılalı 3 hafta oldu, başladılar:

okullar tatil mi 24’ünde 2014 eylül
istanbul’un kurtuluşu okullar tatil mi HAYIR
istanbulun kurtuluşu tatil mi
orta okuların ilk dönem tatil başlangıcı
okul tatilleri

YİNE Annelerden:
kolay kitap kaplama yöntemleri

toka ve tac duzenleme

mutfak raf ortusu dikimii

çiğ süt ne kadar bekler

Ve diğerleri:

safra kesesi blog/safra kesesi ameliyatı olanların yorumları TAM YERİNE GELDİNİZ, HARİKA BİR YAZIM VAR O KONUDA

facebook oyun isteği almak istemiyorum
facebookta oyun isteği yollamayın
facebook ta oynadığın oyunu silme
kipa kurtkoy

ehli keyfin keyfini
cromede yandex nasıl kaldırılır
bildirim@kartalhukuk.com icra SİZE DE Mİ GELDİ? KALLEŞ DOLANDIRICILAR.
kolay kitap kaplama yollari
onaltılık kırmızı sütyenli kız hikayesi SAPIK 1
chrome’dan yandex kaldırma
takyanoz ne demek oluyor
bebeklere giydiren zubunlar
naturalive kullananlar
işpark ruhsat fotokopisi İSPARK olacak
sütyen giymeyen genç kızlar resimleri  SAPIK 2
10000 kapak kampanyasi
10000 kapaga tekerlekli sandalye başvuru
gunluk sut nasil yapilir İNEKLER YAPAR. 
ugur bocegi yonca nal 4 resim bir kelime CEVAP:ŞANS
google chormeden yandex nasıl kalkar
sormabulmadunyasi
ogs mi evde unuttum
arıları ne kaçırır
kazlar su olmadan yumurtladiginda civciv çıkar mı BİLMİYORUM?!?
ömer asım aksoy atasözleri

4 Yorum

Filed under blog işleri, internet, severim paylasirim

Yıldönümleri -ii-

Evet gelelim evlilik yıldönümünde ne alsam yeridir konusunda. Geçen yazıda hangi yıldönümünde ne alınır kısmını halletmiştik, bu sefer de “bir şey alayım ama özel bir şey olsun, başka hiç kimsede olmasın” diyenlere ipucu veriyorum: Hediye Sepeti .

Bu sepet hem birbirinden değişik ürünlerle dolu, hem de bu ürünlerin her birini kendinize göre özelleştirebiliyorsunuz. Kimselerde olmayan hediyenizle eşinizi şımartmak mümkün yani. Bir ahbabın 5. evlilik yıldönümü için mesela, ahşap bir şeyler alayım diye çok bakındım bir şey bulamamıştım. Keşke daha önce bilseydim. Şu güzelliğe bakar mısınız?

sepet aile

Sadece yıldönümü ile kısıtlamayayım, site her tür hediye için fikirlerle dolu. Doğum günü de olur, babalar günü de olur, kankaya ev almışsın, araba almışsın hayırlı olsun hediyesi de olur, siz neye baktığınızı işaretleyin, hediye sepeti açılıyor, seçenekler yağıyor.

Sitede gezerken bu ahşap ürünlerin böyle kartpostal ebadında, el kadar bişey olduğunu düşünmüştüm…

Bana siteden gelen ürün öyle göz kamaştırıcı, öyle dikkat çekici ki, nereye koyacağımı şaştım. Bakınız:

wpid-20140912_121036.jpg

Kalemi de ölçek olsun diye koydum, eni konu oturaklı bir hediye kesinlikle. Hem anısı olur, hem gelene gidene havası.

Üzerinde durduğu şövale paketle beraber hediye olarak geliyor. Aklınızda bulunsun…

5 Yorum

Filed under aile, alışveriş işleri, severim paylasirim

Yıldönümleri -i-

“İyi bir evlilik iki şeye bağlıdır” derler.. “Doğru insanı bulmak, doğru insan olmak!”

Bunun basmakalıp bir fikir olduğunu düşünebilirsiniz, ama işin sırrı sadece bu. Bunu da buraya yazdıktan sonra, gelelim bugünkü yazının güzeller güzeli konusuna.

Evlenme yıldönümleri.. Ne güzel şeylerdir. Yılda sadece bir defa olurlar ama kutlanmaya da değerdir. Onlu yılların dönümleri apayrı heyecandır.. 25 yıla Gümüş, 50 yıla Altın Evlilik Yıldönümü dendiğini duymuşsunuzdur. (100 yaşına kadar yaşayana da “Dalya dedi” derler ama o farklı bir yazı konusu, 100 yıllık evlilik masallarda olur anca :) )

Ortaçağ Avrupasında bazı evlilik yıldönümlerine özel bir önem verilmiş. 1., 5., 10.,15., 20., 30., 40., 50., 60., 65., 70., 75., ve 80. yıldönümleri daha bir özenle kutlanmış. Evliliğin kutsallığı ve uzun yıllar sürmesi toplum için o kadar özel ki, törensever ingilizler bunu iyice özendiren (ya da en azından beni özendiren) bir fikirle 60. yılını kutlayan çifte kraliçenin özel tebrik mesajını içeren bir kart geliyor.

Benzer bir uygulama ABD’nde de var, Başkan tarafından kutlama kartı geliyor orada da. Ama tabii kraliçe’den kart almanın yanında, eh, neticede bir devlet memuru tarafından kutlanmak sönük kalır …

Buyrun kendiniz değerlendirin:

baskan_opt -

Kartı çok beğendim, sergileyeyim dersen ayrıca kraliyet çerçevecisi resmi çerçeve de satıyor sana, içine takıp gelene gidene havanı basıyorsun. kralice_opt

Bu fikri sindirmek için biraz bekleyin, sonra devam edelim.

Aradan geçen zamanda kuyumcular da “abi niye sadece 10’lu yıllara özeniliyor, aradaki yıllara da bişeyler verme adeti çıkaralım, alışveriş olsun” demişler ve adete kuyruk takmışlardır.

Klasik evlilik yıldönümü isimleri ve o yıllara ait verilecek hediyeler şu şekilde sıralanır:

Yıldönümü Geleneksel Modern
1 Kağıt Saat
2 Pamuk Porselen
3 Deri Kristal ya da Cam
4 Meyve ya da Çiçek Küçük Ev Aletleri
5 Tahta Çatal Bıçak seti
6 Şeker/Ütü Tahta
7 Yün/Bakır Masaüstü setleri
8 Çömlek/Bronz Keten/Dantel
9 Söğüt/Çömlek Deri
10 Teneke/Aluminyum Elmas Mücevher
11 Çelik Tasarım Mücevher
12 İpek/Keten İnci takılar
13 Dantel Tekstil Kürkler
14 Fildişi (etik değil,değişti) Altın mücevherat
15 Kristal Kol saati
20 Porselen Platin
25 Gümüş Gümüş
30 İnci Elmas
35 Mercan Yeşim
40 Yakut Yakut
45 Safir Safir
50 Altın Altın
60 Pırlanta Pırlanta

İşte bunlar, evlenme yıldönümlerinin adları ve alınacak hediyelerin ipuçları..

Devamı var: Yıldönümleri -ii-

1 Yorum

Filed under aile, araştırdım, insan olmak, kültür, severim paylasirim

Oyuncak Ve Kitap Kumbarası Ziyaretim

Evde birikip kalan bir sürü oyuncak var. Küçük yeğenlerime verdiklerimizin, Freecycle ile dağıttıklarımızın ve bazen internetten sattıklarımızın ötesinde yine de artıp kalan oyuncaklar. Bir de cam şişeler/kavanozlar. Bagaja atıp müsait bir yer bulana kadar gezdiririm bunları şangır şungur. Atmaya kıyamam. Camlar %100 geri dönüştürülebildikleri için. Oyuncaklar ise, servet resmen. Yazık.

Genellikle en elde kalan şeyleri mahalle camisinin alt katındaki bağış merkezine ya da belediyenin Sevgi Mağazasına bırakırım. Olmadı kağıt toplayıcılara veririm.

Eski bir çocuk şarkısı vardır: “Bir gün okula giderken, herşeye dikkat ederken…” diye. Ben de sürekli alert gezdiğimden çok ilginç şeylere rastlarım.

Bu sefer Belediye Çocuk Gelişim Merkezi’nin bahçesinde bulunan Kitap ve Oyuncak Kumbarasına attım.

kumbara1_opt kumbara2_opt

Güzel bir uygulama ancak, kıştan beri bu kadarcık oyuncak gelmiş. Merkezin kapısını çalıp öğrendiğim başka bir şey de, onların bu kumbaranın kim tarafından ne sıklıkla boşaltılıp, içeriğinin nasıl değerlendirileceğini bilmedikleri. (Öğrenemediğim bir şey mi deseydim bilemedim şimdi)

:/

 

2 Yorum

Filed under çevre, çocuk, freecycle, severim paylasirim