Kuruyemişin evine ziyarete gittim… yeni adı da: Koz Kuruyemiş

Bağdat’a işim düştü, ki onu da sonra anlatacağım, uzun ve güzel bir hikaye,, (iki üç nokta yan yana olur da iki üç virgül neden yanyana olmasın, derdimi anlatıyor, biraz uzun bir es verdim lafa devam ediyorum) (kısa kes su cümleleri, başını sen unutmasan bile okurun unutuyor) (her neyse) bir köşe başında bir kuruyemişçi gördüm. Daha doğrusu kızım farketti, Kendisi evin asal kuruyemis tüketicisinin fotokopisi olduğundan (“eşim ve kızım kuruyemiş sever” desen ölürsün, illa lafı döndürüp dolaştır sen.. sanki kelime başına para alıyor wördpresten) “buudan babama kuyuyemiş alalım” dedi. (r özürlü. ayyan içer benim kızım :) )

Olur dedim. Bu tür mekanlar hiç beni cezbetmez. Sevmem kuruyemiş. Fıstığa cevize, kuru üzüme, (bastığa) pestile muskaya, cevizli sucuğa, bil umum abura cubura doyduk küçükken ondan mıdır bilmem.. Ha fındık severim bir de işlenmiş yer fıstığı. Ama dut pestili, kayısı erik dut incir kurusu, keçiboynuzu, kabuklu yer fıstığı bilmemne çok uzak bana. Bildiğim en egzotik kuruyemiş kaju/cashew’dur; onu da ucuza çalıştırılan kadin-çocuk işçiler tarafından ve çok zalim şartlar altında kabugundan ayirma işleminden geçtiğini öğrendiğimden beri ağzıma sürmem pek. kuruyemişçiye giriş çıkışım nadirdir. bir zamanlar sigara içerken girerdim, bazen de çok iyi bildiğim bir yerse taze çekilmiş Türk kahvesi almak için girerim o kadar…

Anam içeri bir girdik ki piiii… Fantastik filmlerde olur ya, düz bir kapıdan girer kahramanımız, birden yağmur ormanına adım atmış olur, ışıklar, müzik sesi filan. anladınız işte.. aynen öyle oldum..

Sanat eseri, nasıl güzel piramit yapmışlar o kadar olur.. istif mükemmel, mallar da gerçekten birinci sınıf. çürük çarık yok.  o kayısilar incirler “al beni” diyor resmen. e aldık tabii.

Adamlar işin gerçekten yeni bir boyutunu yakalamışlar. On gram bilmemne alıyorsun özel fermuarlı poşette veriyorlar. Atmaya kıyamadım valla tekrar kullanacağım poşetlerini. Hem de RE-USE di mi…

Rulo halinde tek lokmalık pestiller yapmışlar, çilek pestili mesela. Tadı nasıldırbilmiyorum ama ilginçti..

ve hayatımın ilk pecan cevizini, piccolo fındığını ve meşşhuuur altın çileğini tatma fırsatım oldu.

pecan cevizi bizim cevizin kara kuru olanı. gene tatlı ve yağlı..

piccolo fındığı normal fındığın (finduk daa) dörtte biri, şirin bişey.

altın çilek kadar dandik bişey yemedim şimdiye kadar. Ekşii, çekirdekli, insanın içi bulanıyor. kusa kusa kilo verirsin herhalde. tövbe yemem bir daha.

valla yolunuz düşerse tavsiye ederim, İlgi Kuruyemiş Evi, evlere servisleri de var, süper bir yer.

 

EDİT:

Yeni adı ile Koz Kuruyemiş olmuş, site de değişmiş: Koz Gurme Kuruyemiş

4 Yorum

Filed under alışveriş işleri, çevre, gezen güzel olur, iştahlı işler, severim paylasirim

Bilgi Edinme Başvuruma Cevap geldi

öncelikle, bir elim atelde, duzgun yazamıyorum kusura bakmayin. hayir yazmazsam catlamam belki ama tazeyken, unutmadan aktarmam lazim

kamu kurumlarindan vatandaş olarak her turlu bilgiyi isteme hakkina sahibiz. 7ben de bir vatandas olarak dernekler dairesi baskanligindan bilgi istedim.

bilgiyi isterken de her turlu bilgimi verdim,TC kimlik numaramdan telefon numarama kadar… yani kimin nesi oldugum belli.

icisleri’nden gelen cevap:

29.03.2011 tarihinde Dernekler Dairesi Başkanlığı birimine Bilgi Edinme Kanunu kapsamında yapmış olduğunuz müracaatınızın cevabı aşağıdadır.

Özel hayatın gizliliği

MADDE 21. — Kişinin izin verdiği hâller saklı kalmak üzere, özel hayatın gizliliği kapsamında, açıklanması hâlinde kişinin sağlık bilgileri ile özel ve aile hayatına, şeref ve haysiyetine, meslekî ve ekonomik değerlerine haksız müdahale oluşturacak bilgi veya belgeler, bilgi edinme hakkı kapsamı dışındadır.

Kamu yararının gerektirdiği hâllerde, kişisel bilgi veya belgeler, kurum ve kuruluşlar tarafından, ilgili kişiye en az yedi gün önceden haber verilerek yazılı rızası alınmak koşuluyla açıklanabilir.

 

İçişleri Bakanlığı
Dernekler Dairesi Başkanlığı

 

dusunun artik nasil bir bilgi ise istedigim, adamin sağlık bilgileri ile özel ve aile hayatına, şeref ve haysiyetine, meslekî ve ekonomik değerlerine haksız müdahale oluşturacakmış.

sordugum şey, bu dernek nedir ne degildir tarzı bir soruydu. aldim cevabi.

kendi işime bakayım ben. etliden sütlüden bana ne….

 

Yorum bırakın

Filed under soruyorum

Bahar temizliği derken aklıma geldi

Ev halimden kısa notlar:

* İlk bebeğim doğduğunda hastane odasının çöp poşetini değiştirmeye geldi hademe. Ve ben o yaşımda ilk defa çöp poşeti takmanın pratik bir yolu olduğunu fark ettim. O güne kadar serdiğim çöp poşetleri illa ki yumak olur dibe inerdi. Hep dert olmuştur bana bu konu. Meğerse kolayı varmış. Artık çöp poşetlerim yerinden kımıldamıyor..: Paylaşayım dedim. Tek bilmeyen ben değilimdir değil mi?? (ayrica dikkatinizi cekerim, hastane odasinda lohusa halimle bile pür dikkat bir antepli olarak, “düştüğüm yerden bir avuç toprakla kalkıyorum” : )   )

*

* Dert bir mi ki?? Çöp kutusu naaparsan yap kokar. Temizle temizle nereye kadar. Ahanda bunun çözümü:

Bulaşık makinesi deterjanı mı desem, makine koku gidericisi olarak satılan bişey bu. Bulaşıkları kokuttuğundan ben pek sağlıklı bulmadım,zaten bulaşık makinesi de kokmuyor ki koku gidericisi olsun… Garip. Her neyse, bu malzemeye para verdiğim de yok da deterjan kutusundan hediye olarak çıkıyor bazen. Ben de bu şekilde kullanmayı tercih ediyorum. Bir tane de banyodaki çöp kutusuna attım. Çöp kutusunun dibinde duruyor öyle. Nice doldurulmuş bebek bezleri atıldı o çöpe, bana mısın demedi.. :))

* Arabamda da bir çöp kutusu var benim. Onun fotoğrafı var mı bilmiyorum.. Ufak boy bir kova işte. Dibine 10×10 boyutlarinda numune olarak verilmiş bir mermer parçası koydum, devrilmiyor. Sağ ön koltuğun önünde duruyor işte..Üzerine de poşeti geçiriyorum. Arabada yenen içilen her şeyin kabuğu çöpe. Çocuklu olunca biraz daha pratik oluyor insan (takıntılı kadın, çocukların üzerine niye atıyorsun, tamamen senin kendi obsesif karakterin…) [sensin şizo] /arabamı temiz seviyorum ne var bunda?/

* çamaşır işine gelelim….

Bir zamanlar kapıcımız bana bir gece kalktiğinda mutfağı su basmış bulduğunu anlatmıştı. Muftağa girmeden sigortayı kapamış.. İyi ki de aklına gelmiş, çünkü uzatma kablosu yerdeymiş.. Bu hikayeden beri, elektrik çarpması tehlikesi de korkularım arasına eklendiğinden; uzatma kablolarini yerden yukarı koymaya gayret ediyorum.

* Bu konuya son ek: çamaşır yıkamak için en güzel icada rastladım.. Renk koruyucu mendiller.

Kesinlikle verilen parayı hak ettiğini düşünüyorum. Renk karışması tarih oldu. Çok daha verimli çamaşır yıkıyorum ve her bir mendil de tek kullanımlık değil bence. Ben en az üçer kere kullanıyorum, rengi iyice bozarana kadar yani… Zaten her çamaşıra da atılmıyor.. Bir kutu uzun zaman yeter insana.. Çok sevdim ben bunu. Başka marka da var piyasada, her ikisini de tavsiye ederim. <3

( Bu yazıyı beğendiyseniz şunları da öneririm… : Bu bir bu da iki )

8 Yorum

Filed under alışveriş işleri, ev işi, icatlar, severim paylasirim

Plastik kapak toplama kampanyası hakkında…

Bugün bir daah geldi mail. 250 kilo plastik kapak (su şişesi, damacana kapağı, ne olursa olsun kapak olsun yeter) toplandığında engelli bir vatandaşımıza bir adet tekerlekli sandalye bağışlanacakmış.

Google maceram başlasın……

* Kampanya 31/12/2011 tarihine kadar uzatılan bu kampanya Ege Üniversitesi Diş Hekimliği fakültesi tarafından başlatılmış. Şu linkte belirttiklerine göre : ”

Engelli Vatandaşlarımızla ilgili devam eden Sosyal Sorumluluk Projemizin ilk parti Tekerlekli Sandalye Dağıtımı 12 Kasım 2010 Cuma günü saat 13.00’de Fakültemiz Bilim Sanat Amfisinde yapılmıştır. Dağıtımlarda şu ana kadar 75 araç teslim edilmiştir. Kampanyamız 31.12.2011 tarihine kadar devam edecektir. Kampanyamıza Migros Ege Bölge Müdürlüğünün lojistik destek vermesi ile topladığınız kapakları Ege Bölgesindeki tüm Migros, Şok ve Tansaş mağazalarına teslim edebilirsiniz.
Her boy, her renk ve cinsteki kapaklar  toplanabilir.”

** Kapakları bir dernek toplamakta. Ankara’daki bu derneğin adı google’da epeyce sık geçmekte. Tam adı Dünya Engelliler ve Dostları Gelişim Derneği. sitesi bu adreste.

Sitenin whois taramasi sonuc vermiyor, registrar olarak Directi diye bir firmaya ulasilabiliyor ki o firma da Hintli ve pek saglam pabuc gibi durmuyor forumlardan aldigim bilgiye gore..

Sitedeki ücretsiz sayaçtan da anlaşıldığı gibi, tamamen amator bir site.

*** Ege Diş’in sitesinden ogrendigime gore, dagitilan sandalyeler OTTO BOCK marka. Ona da google’dan baktım en ucuzu benim bulabildigim kadariyla 300 Euro. 650 Liradan fazla. 250 kapağın tanesi 2 liraya filan geliyor. Bu suyu 50 kuruşa alıyorum ve kapağı tek başına 2 lira ediyor mu ciddi???

Kim alıyor bu fiyata kapakları? Hayir bu işin bir de masraf hanesi var. Bu kişiler ne yer ne içer, mutlaka bir gideri vardır bu işlemlerin… Masraflar da dahilse bu işe, çoook ciddi bir kar var bunda demektir.. ben bunu hiiç anlamadım. Ne tür bir dolap dönüyor bilen varsa beri gelsin..

**** bu arada, Ataşehir belediyesi de kampanyayı üstlenmiş bir donem.

son söz: 17/07/2012

konuyu 1 yıl 4 ay sonra şurada kapatırken, herkese teşekkür ederim

54 Yorum

Filed under çevre, soruyorum

Facebook’ta yeni keşfim… Gizlilik

Şimdiye kadar o minik dikdörtgen sorardı bana “ne düşünüyorsun?” diye.. ben de madem sorulmuş, düşüncelerimi biiir bir  yazardım. Sonra bir de baktım ki, ben herkesin yazdığını okuyamıyorum. Niye acaba dedim. Meğerse gizlilik mümkünmüş.

Benim yazdığım herşeyi Ayşe, Ayşenin yazdıklarını da Fatma görmek durumunda/zorunda değilmiş. Hatta herkese online gözükmemek bile mümkün.İsteğinize, paşa gönlünüze göre bazıları sizi görecek, bazıları göremeyecek. (Zeki Müren’în durumu karışık, sorman!)

Önce sağ baştan HESAP’ı tıklayın, sonra da Arkadaşlarını Düzenle’yi.. Ya da şuraya tıklayın işte..

Sonra, + Bir Liste Oluştur’a tıklayın. O da sağ üstte. kolayca görürsünüz…

Şimdilik iki liste yeter acemiler için. Ben birinciyi SAMİMİ olarak adlandırdım.

İkinciyi de DIGER olarak..

Böylece listemi ikiye böldüm, mesaj göndermeden önce kilit sembolüne tıklıyorum, Özelleştir diyorum…

Bunu şu kişiler görebilsin :

Kısmına Ya Samimi ya da Diger yazıyorum, ona göre o listedekilerin duvarına çıkıyor yazdıklarım….

Bu listeleri çoğaltmak mümkün, aynı zamanda birden fazla listede yer alabilir arkadaşlarınız. Bu da bir avantaj….

Yorum bırakın

Filed under facebook, güvenli hayat, severim paylasirim

Her şey çocuklar için.. ama ticarette….

Bir süredir dikkatimi çeken bir şey bu.. Eskiden, benim zamanımda yani, çizgi filmler aşağı yukarı iki çeşitti. Birisi Taş Devri gibi bir aile filmiyken bir türü de Candy gibi tek basina bir cocugun maceralarini anlatirdi. Bi de Tarzan, He-Man gibi fantastik şeyler vardı, unutmayayım…

Şimdilerde her yaş grubuna hitap eden ayrı çizgi filmler var. 0-2 yaşın çizgi filmini 3 yaşındakiler sevmiyor. Nasıl bir piyasa araştırması, kitlesel veri analizi yaptilarsa artık… Sırf yaş gruplarına özel TV kanalları var ya!!

Bu yeni çizgi filmler yaşa ve cinsiyete odaklı, çocuğun kendisini bir şekilde özdeşleştirmesini sağlıyor. Başarısı hangi ülkeden olursa olsun her çocukta aynı oluyor. Sonra gelsin o karakterin t-shirtleri, ayakkabıları, çorapları, tokaları, nevresim takımları, oyuncakları, saatleri, çantaları, kırtasiye malzemeleri vb vb…. Piyasa doyar gibi oldu mu, ikinci jenerasyon geliyor. Işıklısı, renklisi bilmemnelisi.. takip etmeye imkan ihtimal yok.

İlkokul bir iki seviyesinde erkek çocuklar BenTen yeşili ve siyahına bulanmış durumdalar.

 

 

Kızlar Hello Kitty/Winx’le başlayıp Barbie pembesine ulaşıyorlar.

 

Biraz yaşını başını almış ilkokullu oğlanlar bakugan delisi. ne türlü çeşitli özellikleri var… deli gibi biriktiriyorlar. bunlarin atasi da Pokemon şeysileri zaten.. Fekat bu bakuganlar da tam mühendislik harikasi, insanın oglu olmasa bile kendisine bir iki tane alası geliyor.

E bu bakugan bu kadar tuttu ama satilabilecek miktarin sadece yarisini satabiliyorlar. Kizlar almiyor. Kâr edemiyorlar yeterince.

– Ne yapsak ne yapsak???

+Bakuganları biraz süsleyip renklendirelim??

– Aa süper fikir kanka… Gelsin paracıklar….

Kızlara da Zoobles çıkarmışlar tam olmuş.

 

Koşun kızlar aman kaçırmayın, yüzlerce çeşidi var hepsini alın, aldırın, arkadaşlarınıza gösteriş yapın….

Geçen sene kapış kapış aldığınız Minişlerinizin yanına koyarsınız. Kapitalizmi öğrenirsiniz hem..

:((

1 Yorum

Filed under alışveriş işleri, çocuk, icatlar, saçmasapanlıklar

Hizmet için teşekkürler.

Geçen haftanın bir bölümünde bir akrabam aniden Bursa Şevki Yılmaz hastanesine kaldirildi. Apar topar Bursa’ya gittik. Kimimiz kimsemiz yok, ya bir otelde yer ayarlayacagiz, ya arabada nobetlese yatacagiz, her kosula haziriz.

Hastaneye ulastik, hastamizi gorduk.. Durumu iyiye gidiyordu sevindik. Ve kalacak yer derdine düştük gecenin bir saati..

Hastanenin tam arkasında bir bina var. üzerinde “hasta yakınları misafirhanesi” yaziyor. açık soyleyeyim, ücüncü sınıf han bozması bir yer bekliyordum ve yılana sarılacak durumdaydık.

bu kadar mı yanılır insan… su-i zan etmişim, Bursa Yıldırım Belediyesine çok teşekkür etmek istiyorum. Hasta yakinlarina üç kuruşa beş yıldızlı otel hizmeti sunulabileceğine inanmazdım, inandım..

Tesis arazisi belediye tarafından saglanmis, insaati yapan firma zemin kati almis ve ücretsiz olarak misafirhaneyi bitirip belediyeye teslim etmis. Simdi giris katindaki dev kafeteryayı ve zemin kattaki dev eczaneyi ayni firma isletiyor.

Hem para kazaniyorlar hem sevap. Çok beğendim fikri…

Hasta yakınlari için misafirhaneler her yerde olmali.

1 Yorum

Filed under gezen güzel olur, saglik, severim paylasirim

Mado: Canımsın

Doğumgünü olan ve daha nice yıllar sağlık ve huzurla yaşamasını istediğim bir akrabama bir Mado şubesinden karışık sütlü tatlılar yolladık.
Siparişimi söyledim, daha telefonda indirimli fiyat aldım. Şehir dışından aradığımı söyledim, güvendiler. Hiç soru sual sormadan, hemen IBAN numarası verdiler, on dakikada EFT yaptım, aradım “paranız aktarıldı” demek için, “paketiniz hazır biz de şimdi çıkartıyorduk” dendi..
Tatlılar derhal yerine ulaştı. Hizmet 5*. Teşekkürler Mado’nun o şubesine…

1 Yorum

Filed under alışveriş işleri, iştahlı işler, severim paylasirim

That’s very Kindle of you… (Kindle aldım, anlatmazsam çatlarım)

Minicikti kız kardeşim, ben de ona İngilizce dersinde yardım ediyordum. Bire bir sözlük tercümesini ilk görüşüm oldu:

Cümle: You are so kind. Tercüme: Çok cinssiniz.

Epey gülmüştük..

Nerdeen nereye.. malumunuz bir kitap kurduyum. Fantastik severim, polisiye severim, genelde iyi yazılmış kitapları severim.

Kitap işi bir süredir e-kitaba dönüşmekte. Geçen yıl ideefixe ilk e-kitabını sattı ülkemizde. Gerisi geliyor yavaş yavaş.

Türkiye e-(lektronik) kitap konusunda çok geri. Ürünler no-name, ve aşırı pahalı. Hem cihaz hem sanal kitaplar gerçekten de pahalı… Bakınız idefixin sayfasından bir örnek: Haluk Yavuzer : Çocuk ve Suç kitabı. Sanalı 12 lira, gerçeği 14,88

Kafka Dönüşüm, sanal: 4,5 gerçek: 5,5.. deli ederler adamı. zaten çeşit az, bir de bu fiyatla ben almam arkadaş.. Ne maliyeti var ki? Yarısından da ucuza olmalı.

bakınız amazon: ROOM- sanalı: 11,99 gerçeği: 22 küsur.

Dünyada izledigim kadariyla uc marka var: Amazon’un Kindle’ı (kindıl okuyunuz), Barnes and Noble (bizdeki İnkılap Kitabevi gibi bir mağaza sanıyorum) Nook(nûk okuyunuz) üretti, bir de Sony var ama onu pek bilmiyorum..

Şu aralar en tutulanı da kullanışlı oluşu açısından Kindle. Amazon Türkiye’ye satış yapmıyor.  Yurtdışından getirtmenin de yolları var. Ben sahibinden.com üzerinden aldım. Yavuz Nuri’yi  şiddetle tavsiye ederim, çok yardımcı oldu.. Bir de silikon kılıf aldım… O da iyi oldu..

Almaya niyetiniz varsa, ya da fikir edinmek istiyorsanız çok detaylı bir araştırmayı buradan okuyabilirsiniz. Arkadaş çok güzel hazırlamış, benim de satın alma kararımı vermemi sağladı.

Bugüne kadar “e-kitap? ne geregi var? ben gercek kitabi, kokusunu dokusunu seviyorum” diyen biriydim, Kindle’dan sonra fikrim aynı. Gerçek kitabı hala tek geçiyorum. Tee ilk çıkan erikson 788 vardı ya. O kadar ilkel bi defa. çok ağır, bilek yoruyor. Çok büyük; “ev yeni duvar yeni, eleğim nereye asam seni” kaygısına düşüyor, oraya mı koysam, burada mı bıraksam diye dört dönüyor sonra bir kenarda unutabiliyorsunuz…

Kitap ortasından tutularak okunur, Kindle kenardan tutuluyor, ağırlık merkezini dengelemek ekstra güç gerektiriyor…

Amma geleceği çok parlak, o kesin. Gelişmelerini şimdiden hayal edebiliyorum…

En sevdiğim tarafı artık istediğim hemen hemen her kitaba sahip olabilecek olmam.

Fantastik bir kitap serisi var, 4 cildin üçü tercüme edildi, Eylul ayında 4. cilt Amerika’da basıldı. Ama bizde bir türlü tercüme edilmedi gitti. Meraktan çatlayayım mı? Getirttim. Masraflı oldu ve pek uzun sürdü. Şimdi eğer istersem, e-kitap olarak bir saniyede elimde tutuyor ve okuyor olabileceğimi bilmek çok güzel bir duygu. Kasaba minnete son!!

İlk günlerde ücretsiz bir iki kitap indirip denedim, evet okunuyor. Şimdi amazon’un tozunu attırıyorum. Onu da alayım, şunu da alayım, bunu okumuştum ama olsun alayım…. Görgüsüzlüğüm had safhada..

Son söz:

Müzik dinletebiliyor ve isterseniz wi-fi üzerinden ite kaka webde gezebiliyorsunuz. Ama niye isteyesiniz ki? Cep telefonunuz bundan kat kat daha iyi bir deneyim sunuyor size. Hem de renkli..

Kindle, okur olana gerekli bir şey, ama hala gerçek kitabın yerini alması için katedeceği epey yol var.

Daha son söz: İngilizce bilmek şart arkadaş…

en bi son söz: yarın öbür gün çocuğa bir tane bundan alacaz, bütün ders kitapları içinde olcak. Resimler canlı, her detay için linkler, forumlara yönelişler, interaktif öğrenme… Geleceği seviyorum!

 

deep not: bu yazımı okumuş muydunuz? E-kitap kurdu olmak için e-reeder ne eder?

 

 

18 Yorum

Filed under alışveriş işleri, icatlar, kitaplar, severim paylasirim

Hayatıma bir yatırım yaptım. Allen Carr ile sigarayı bıraktım

Aşağı yukarı yirmi yıl önce sigara denilen uyuşturucu zehrine bulaştım. Bulaştırıldım demek daha doğru. Benim bir suçum yok.

Ve kızımın hatırı için, ona verdiğim bir söz var:  sigarayı bırakacağım. Sigarayı seviyorum, türlü çeşitli zararları var biliyorum, cildim berbat oldu, köhür köhür öksürüyorum, hatta (af buyrun) balgam çıkarıyorum… Bunlara rağmen günde on on iki tane içmekteyim. Artık bir oturuşta tek sigara kesmiyor, iki sigara zincirliyorum…Niye bırakayım onu bir türlü anlamıyorum. Sigara içmeyi seviyorum..Ama söz verdim bir kere..

Nasıl bırakılıyor? Eşim beş yıl önce irade gücüyle bıraktı. Hala “bir tane yakayım mı?” esprisini yapıyor. Canı hala istiyor belki de.. Tam emin değilim. Ama yakmayacağını biliyorum.

Ve şefim, değerli arkadaşım Feride de Allen Carr yöntemiyle bıraktı. Bundan altı ay önce buluştuğumuzda beni şaşırttı doğrusu. “Hadi canım” dedim. Nasıl olur da bırakırdı… Biz var ya, deli gibi, hem de keyifle içerdik sigaraları.

Bırakmış. Mutlu hem de.. Hani diyorlar ya: sigarayı bırakmazsın, o seni bırakır.. Sigara bırakmak diye bir şey yoktur. Hepsi, iki sigara arasındaki zamandır sadece…  Bir sonrakini yakamayacağını bilerek acı içinde yaşarsın…

Cık. I-ıh.. Kız gayet mutlu. Acaip imrendim. Ben de bırakacağım.. Bırakırsam da en iyi şekli ile bırakacağım. Allen Carr’ı incelemeye başladım.. Saadet zinciri gibi bir şey mi yoksa ciddi mi??

Şu beni tavlayan cümlelerden biri oldu:

“Eğer vücudunuzda bir düğme olsaydı,

bu düğmeye basınca ertesi sabah hayatınızda hiç sigara içmemiş gibi uyansaydınız,

bu düğmeye basar mıydınız?”

Basarım. Evet basarım. Sigarayı seviyorum ama sigarayı hayatımda istemiyorum…

Geçen ay telefon ettim Allen Carr Türkiye‘ye;  randevumu aldım. Süper ilgili Filiz hanım bana yerimi ayırdı. Ok? Ok.. Bu iş tamamdır.

Neler oldu… Yazmam. Gidin bırakın.

Sonuç: O gün bu gündür sigarayı sevmiyorum, mutlu bir içmeyenim. Üstelik, tam da söyledikleri gibi, hayat devam ediyor ve daha ilk günden başıma bir ton “tam da sigara yakılmayı gerektirecek” stresli şey geldi. Adamın biri arabama güm diye çarptı mesela… Ellerim zangır zangır titredi.. Konuştuk anlaştık bindik arabalara devam ettik. Ve ne oldu bilin? Farkına vardım ki, sigara aramadım o anda.

Sigarayı bıraktım. Bırakmak istiyorsanız, iki yolu var. Ya irade ile, işkence çekerek… Ya da Allen Carr ile, tamamen ve mutlu bir şekilde..

Baktınız olmuyor, destek seansları var. Üstelik garantili, …

Daha ne duruyorsunuz bilmem. Bu bir “masraf” değil “yatırım”

Canınızı kurtarın.

4 Yorum

Filed under ben yazdım, saglik