07/05/1997



Bizler kalabalığın içine karışıp kaybolamayan; aksine bir renkle, bir takıyla, bir bakışla “şıp” diye ayırdedilebilenleriz. Birbirimizi de hemen tanırız birçok insanın arasında, ama yine de selamlaşmayız. Ya bir üstünlük duygusudur bizi farklılaştıran ya da doğuştan farklılığın sürekli dışlanmaya mahkum edildiği toplumların ittiği bir yılgınlıktır tanısak da anlamamazlıktan gelmeyi sağlayan.

Biliriz oysa anlamlarını ifadelerin, kendimiz yazmışçasına okuruz imla hatalı alınyazılarımızı birbirimizin. Koskoca kalabalık, kımıl kımıl hareket eden bir bakteri kültürü irisidir veya bir karınca sürüsü. Ne onlara katılabilir, ne de varlıklarına katlanabiliriz. Yollarımız baştan ayrıdır. İnatla bildiğimizi okur ve karşılaştığımızda kendimiz gibi olanlarla, sadece bakışırız. Bir ölçmedir bu, topluma olan uzaklığını ve kendine olan yakınlığını (ya da tam tersini) anında bir endikatör hassasiyetiyle ölçer, yanılma payı düşük notunu hemen veririz. Karşılıklı ölçme-değerlendirmenin sonu asla değişmez. Başlar iten ve istenmeyen sürüye çevrilir ve göz teması -selamsız- kesilir…

 

Yorum bırakın

Filed under ben yazdım

İnternet Fırsatları Hakkında

İlk çıktığında pek beğendim. Firmalar reklam karşılığı indirim sağlıyorlar+toplu alışveriş fırsata dönüşüyor+aklımın kıyısından geçmeyen şeyleri almak ve tatmak şansı buluyorum. Onu bunu aldım, neler neler yedim, brunchlara, tiyatrolara gittim, çeşitli fırsatlardan yararlandım yani. Kupon işi çok hoşuma gidiyor..

Mail bırakmış bulunuyorsunuz bir defa, ondan sonra her gün, bazen iki kere, kendi şehrinizde (hatta tüm ülkede) fırsatlar mail adresinize yağıyor.

Tabii tutulunca enflasyonu çıktı.

O kadar türediler ki, artık her birinin maillerini tek tek okumuyorum açıkçası.. Konuya bakıp, işime gelmiyorsa siliyorum….

Bu arada, benim gibi düşünenler için başka sistemler gelişti. Toplu olarak haberdar ediyorlar.

Mail ziyanlığı olmuyor..

(Benzeri bir sistemi http://www.kredikartlari.net/ uygulamaktaydi. )

Bu yeni model sitelerin içinde bugün öğrendiğim bir tanesini tanıtmak istedim : indirimlr.com

 

 

sitenin adı biraz karışık ama meali süper:

Dünyanın bir çok ülkesinde tanınan “Grup Satın Alma” alışveriş modeli son dönemlerde gerçekten popüler hale geldi! Artık Fırsat siteleri Türkiye’de de hızla yayılıyor ve kullanıcılar online alışveriş yaparak hem zamandan hem de paradan tasarruf edebiliyorlar! Türkiye’nin Fırsat sitelerin hepsini bir arada görmek isterseniz eğer sizin için İndirimlr.com’u önerebilirim!
İndirimlr – kategorilere göre sıralanmış, tüm fırsatların bir arada olduğu, interaktif ve kolay kullanımlı bir platform hazırladı.
Kimin sizin için en iyi teklifleri sunduğuna karar vermeniz için, tüm fırsat sitelerini, Alexa Rank puanlarını ve şehirlerin sayılarını bir bir liste halinde sunuyor. Ayrıca, seçeneğinizi daha da kolaylaştırmanız için, siteler hakkında kendi yorumlarınızı da eklemeniz, hatta diğer yorumları açmanız da mümkün.
Türkiye’nin tüm fırsatlarını bir arada görmek için İndirimlr.com ile tanışmalısın!

Buyrun…

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, severim paylasirim

RDJ ve Volvo in The Route V50

:)

bakalım becerebilecek miyim?

Yorum bırakın

Filed under filmler, severim paylasirim

Neden yok? -I-

Merhaba

bu yazının konusunu dün aile meclisinde anlattım. pek bir tepki gelmedi. Bir tek bana mı dert oluyor bilmiyorum ama yazmazsam çatlarım dediğim bir durum var önümde:

Arabanız var mı? Bizim var.

Arabanızda paspas var mi? O da var. Lastik paspas. Halı paspaslar kıvrılıp ayağımın altından kaçıyor. Güvenli bulmuyorum. Güven demişken, vaktiyle bir kitapta okumuştum: Adam birşeyler içti arabada, şişesini de arkaya attı. Şişe yuvarlanıp öne geldi ilk frende ve pedalların arkasına sıkıştı. Adam fren yapamadı ve GÜM..

Bu bana bir etki yapsın… Paranoya listeme bir madde daha girdi mi….Bizim arabada da acaip su içilir. Şahsen ben yarım litre suyu bir dikişte içerim..Kurbağa yutmuş gibi, hatta kızıma teyzesi “çamaşır makinesinden fazla su alıyor” demişti…Sürekli dolu/yarı dolu ve boş şişeler vardır arabada.. Neyse, bu yüzden arabadaki tüm şişeleri olabildiğince emniyete alırım hep. İçinde çöp kovası olan başka araba var mıdır bilmem?

Nerdeeen nereye.. Araba içi güvenliği diyordum. Halı paspas kıvrılıp ya baldırıma kadar tırmanıyor ya öne bükülüp pedalları engelliyor. Lastik (kauçuk)  en iyisi. O da sorun aslında. İyi bir marka olmazsa; tehlike! Kullanılmış plastiği geri dönüştürüp yaptıkları  paspaslardan olabilir.  Kimbilir ne işte kullanıldıktan sonra atılmış pis şeylerin arabamızda olmasını istemiyorum. Zaten bazı paspaslar kokusundan belli bence. O konuda da asla siyah olanlarindan almamak lazim diyorum. Geri dönüştürülmüş plastiklerin (hurda plastik açıkçası) sadece siyah renkte olabildiğini, renklendirilemediğini söylediler. (gerçi bunu da araştırmak lazım.. paspas dosyası kabarıyor)

Gelelim bu yazıya esas sebep olan konuya: Araba için satılan paspaslar 4’lü paketlerde oluyor.

Bizim arabadaki arka koltukların müşterileri daha yere basabilecek kadar uzamadılar. Arka paspaslar sıfır. Kullanılan sürenin (motor zamanı :) ) %95’inde arabada yalnızım. Sağ paspas da sıfır gibi. Soldaki, yani şöför paspası ise deliniyor açıkçası sürtünmeden.. Bana tek paspas lazım arkadaşlar. Ama böyle bir ürün yok..Üreticilerle görüşmeliyim. Bence büyük ihtiyaç. Paspas takımı 60 lira diyelim, tek paspasa 20 lira vermeye hazırım. 1 tane delik paspası atmak, 3 tane sıfır paspası atmamı neden gerektirsin onu anlamıyorum…

2 Yorum

Filed under alışveriş işleri, araba, güvenli hayat, gezen güzel olur, soruyorum

Amerika’dan bişey aldım

Gelemedi gitti…

Amerikan postanesinin gönderi takip raporuna göre:

15 Şubat Salı: postaneye teslim edilmiş

17 Şubat Perşembe: uluslararasi sevkiyat yapilmis. (mal amerikayi terk etmis)

21 Şubat Pazartesi: Türkiye’ye giris yapmis. (21-17=4 gün). Kendisi ISTANBUL KARGO ISLEME MERKEZI denen bir yerde.

bugun ayin 24’ü. 3 günde henuz merkez işleyemedi.  Şehir içi nakliyesi kaç gün sürer meretin? Gidip kendim mi alsam???

Beklemedeyiz. Tamam.

6 Yorum

Filed under alışveriş işleri, saçmasapanlıklar

Tercüme önemlidir… (İş bilenin kılıç kuşananın)

Dört yaşımdan beri okuyabilen bir insanım. Milliyet yayınları  Çocuk Kitapları dizisi, şömiz(*) ciltli Altın çocuk klasikleri.. Baskan yayınları… Çağlayan yayınları….  harika zaman geçirdim o kitaplarla.

80’li yıllarda babamın ve annemin kitaplıklarını okumaya başlamıştım. Bütün Dünya’lar, Altın /Kelebek Klasikler… Zevaco! Hatta MEB’in bastırıp üç kuruşa sattığı tercüme dünya klasikleri. Öyle bir-iki tane demiyorum. Yüzlerce kitap. Ev cennetti benim için.

Bilgisayar yok, birşey yok ama o tercümelerin özeni, dilin akıcılığı… Kusursuz kitaplardı. Hep özlerim onları. Bazıları hala benimle.

Zamanla kendim de gayet pürüzsüz bir Türkçe’ye sahip oldum. Hem (arapça-farsça kelimeler içeren) Eski Türkçe hem Modern Türkçe’de iddialıyım.  Üstelik İngilizce’ye de vakıfım.. Doğal bir dil yeteneğim var.

Sonra internet yüzünden Türkçe karakter kullanmamaya başladım. Bu huyumu hiç sevmiyorum. Sırf daha hızlı yazabiliyorum diye Turkce karakter kullanmamak benim icin bir kusurdur. Kadı kızı da olsam… Ki babam da hiç onaylamazdi eminim…

Neyse, o kusursuz, zengin dilli kitaplar insanın beğeni seviyesini bir arttırıyor ki sormayın. İnsan kendisi yabancı bir dili bildikten sonra, o dilden yapılan çevirilerin de mükemmel olmasını bekliyor.  Olmayanlar gözüne, beynine batıyor.

İşsiz güçsüz insanların kırık dökük sözlük ingilizcesi ile tercüme yaparak para kazanması zaten sinir bozucu; bir de sorumluluk nedir bilmeyen yayınevleri, önüne gelen tercümeyi basma kriteri olarak “ucuza mal edilmiş” olmasını yeterli görüyorsa o en beteridir bence. (cümleyi çok devirdim hiç toplayasım yok, anlayan anladi)

Ha bir de bu ikilinin esas suçlusu var. EDİTÖR…   Yayınevi sahibi, patrondur. anlarım. Editör bu işi bilmesi gereken kişidir.

Her zaman çok iyi tercümeler çıkmıyor karşıma. Bazen çok şanslıysam severek okuduğum, kendimi kaptırdığım tercümeler oluyor ki, tercüman arkadaşa helal olsun diyorum.

Bazen de dandik mi dandik, pis pis sırıtan tercümelere denk geliyorum. Çok kötü değilse, onları da fazla kızmadan okuyorum ama derhal sahafa filan satıp elden çıkarıyorum.

Ve bazen de, gerçekten berbat tercümeler satın almış bulunabiliyorum. Her sayfada hatalar, acıklı engliş kokan cümlecikler, dilimizde yeri olmayan aparılmış deyimler benzetmeler… İşte onlara deli oluyorum.

Şimdiye kadar okuduğum en kötü tercümelerden birinden bahsetmek istiyorum. X yayınevinin Y kitabi. isim vermek istemiyorum. İki yıl kadar önce aldım. Bir yaz tatiliydi, fazla kitap seçeneği yoktu, alıverdim.

Felaketti.

Oturup yeşil renkte bir tükenmezle hataların altını çizmeye başladım. Sonra ondan da bıktım, her sayfa yeşil çizgilerle doldu. Çok sinirlendim….

Kitabı yayınevine geri yolladım… Gerçekten. Bir de şikayet notu ekledim. Paramı geri istediğimi de belirttim.

Sonra.. Cevap çıkmadı. “Sekreterin eline geçmiştir, açıp durumu görünce gülmüştür herhalde.. sonra da yuvarlak klasöre dosyalamıştır” dedim. Arkasını da kovalamadım….

Geçen ay, o kitabın editörü aradı. Notumu kaybetmiş ve yeni bulmuş. Yayınevinde ciddi bir değişiklik yaptıklarını, şikayetimden sonra gerekli departmanlara daha yetkin elemanlar aldıklarını hatta yayınevinin adını bile değiştirdiklerini söyledi.

Süper. En azından aradığı için çok sevindim.

Gene de adresimi aldı ve bana iki kitap yolladı. Hala yayınevinin, kitaplarin ya da editörün adını vermek konusunda kararsızım.

O kendisini biliyor deyip Ş. Beye nezaketi için çok teşekkür ederim. İki yıl sonra da olsa,

Helâl ise gelir Hint’ten, Yemen’den

Helâl değil ise, ne gelir elden….

(*) şömiz: Fransızca chemise (gömlek)’in okunuşu. Kitabın sağlam karton cildi, üzerinde suni deri kaplaması, en üstte de renkli, resimli kabı olurdu.o renkli, resimli kap için kullanılır şömiz deyimi.  resim de koymak lazım buna..

3 Yorum

Filed under alışveriş işleri, kitaplar, severim paylasirim

Kanka Takvimi… Şahane Fikir..

Kızımın I. Donem karnesi ile birlikte bir de takvim geldi eve.

Üzerinde Kartal İlçe Emniyer Müdürlüğü yazısı ve Polis logosu var. Polis telefonu (155) ve Alo Kanka(1550) hattının numaraları da eklenmiş. Resim altında Emniyet müdürlüğü ve çeşitli bürolarının telefonları da yer alıyor.

Bunlar zaten bildiğimiz şeyler diyorsanız bekleyin:

Tam ortada 4 kutucukta çocuk güvenliği ile ilgili 4 temel bilgi verilmiş. Her insanın/çocuğun bilmesi şart olan kişisel güvenlik enformasyonunun mini bir versiyonu…

* Tanımadığım hiç kimseden şeker, hediye, para almam!

* Kendi adımı, soyadımı, ailemin adını, adresimi ve telefon numaramı ezbere bilirim!

* Sebebi ne olursa olsun, ailem izin vermeden hiçbir araca yaklaşmam ve binmem!

* Sesim en güçlü silahımdır. Tehlikedeysem bağırırım, yardım çağırırım!

Bunlara ekleyecek bir tek maddem olabilir:

Suçluların çocukları nasıl korkuttuklarını biliyoruz: “Sakın kimseye söyleme, seni/kardeşini/anneni/babanı öldürürüm..” ya da “bunu birisi duyarsa seni döverler, aramızda sır olarak kalsın”

Son madde şöyle olabilir:

* Ailemden sır saklamam, beni korkutan her şeyi söylerim… Ailem beni korur!

Emniyet Müdürlüğünü tebrik ederim, tüm velilerin bu konuda biraz daha bilinçli olmasını çok isterim. Çocuklara karşı işlenen suçları azaltmanın tek yolu ailelerin sorumluluk alması.

Lütfen şu siteyi bir ziyaret edin. Çocuklarınızın internet favorilerine ekleyin…

http://www.kanka.com.tr/

Yorum bırakın

Filed under çocuk, güvenli hayat, ilkogretim, severim paylasirim

Facebook’tan oyun silmek

Farmville’den bıktınız mı? Petville’i silmek mi istiyorsunuz? Cityville baydı mı? Facebook’tan kaldırmak istediğiniz bir şey mi var??

tıklayın.

İstediğiniz uygulamayı, daha doğrusu istemediğiniz uygulamayı kaldırın!!

Şu ana kadar ne çok uygulamaya izin vermişim inanamadım. Tam bir bahar temizliği oldu… Gerekli gereksiz uygulamalara izin vermemek lazım…

 

Bir de bu var: Oyun davetlerinden kurtulmak

2 Yorum

Filed under facebook, Farmville, severim paylasirim

Kitap kurdu ilk uluslararası kitap alışverişini yaptı

Türkiye’de bulamadığım bir kitabı almam lazım. E Amerika’da kimim kimsem de yok ki isteyeyim…

Sahibinden.coom ve GG deneyimim var, internetten alışveriş yapıyorum ama hiç uluslararası bir şey almadım. Ya para güme giderse??? Cesaret meselesi…

E-bay’ın uluslararsı satış yapan http://global.ebay.com/ sitesine üye oldum. Pay Pal’de (www.paypal.com) de hesabim var… Kendimi güvene aldım açıkçası.

Amerika’dan bir şey getirtirken takip edebilmek için USPS’ile göndertmek lazım.  USPS (Birleşik devletler posta hizmetleri) Takip numarası veriyorlar, http://www.usps.com/ adresinde

Track & Confirm  kısmına takip numarasını giriyorsunuz, aldiginiz  şeyi adım adım izleyebiliyorsunuz…

Kitabımı 10 Ocak’ta satın aldım. Adresime gelmesi tam bir ay sürdü. Eh, güzel. :))

Tavsiye ederim

amazon macerami da daha sonra yazarim…


2 Yorum

Filed under alışveriş işleri, kitaplar

Google’dan çanta arayan minik… Keşke kim olduğunu bilsem…

Her gün hevesle “bloguma kac kisi girmis, ne okumuslar” seklinde istatistiklerime bakip seviniyorum

az once dünkü google aramalarindan birine bayıldım:

“okul çantası bire gidenler icin ama cok güzel olsun”

seni yerim ben, ipekag ablasinin caniymis o ya.. kim oldugunu bilsem en guzel cantayi alirim sana söz…

Her kimsen: ” çantan ne renk olursa olsun, sirtinda tasiyacagin bir yük en sonunda…en onemlisi kafanda ne taşıdığın güzel kız..  ”

Uzun ve yıldızlı pekiyilerle dolu bir öğrenim hayatı dilerim sana..

Ve beni bulmani cok isterim…

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, ilkogretim, severim paylasirim