Category Archives: saçmasapanlıklar

Disleksi mi?

Disleksik bir cocugun yazisini merak eden var mi?

image

Bunu ikiyi bitirip uce gecen oglum dun yazdi.
Yaziyla ikimiz de hoş degiliz. Ben kurtardim kendimi. Oglum icin de ozel egitim merkezleri var,ders aldiracagim.
Ders saati 70 lira.
:(
Rapor alirsa ucretsiz ders alma hakki var.
Kurul raporu almak icin Hazirandan beri ugrasiyorum. Muayene-test-muayene-test-teste cagirmayi unutmalari-test sonucunu kaybetmeleri-
Bittikten sonra simdi de bir baska test icin arayip randevu vermelerini bekliyorum.
Son test. Bundan sonra kurul raporu cikar dendi.
Uc ay bosa gecti bu arada. Disleksi işte! Neyi bekliyoruz? Ozel egitim merkezini mi dolandiracagim, niye derse baslatamiyorum çocuğu?

Ver ön raporu, ders baslasin. Çocuk biraz ilerleme kaydetsin üçe baslayana kadar uc ay ders alirdi yazik degil mi?
Haftada 2 saat. Ayda 8 saat. 560 lira.
:/
Disleksik/Dislektik anne disleksiyali oğlu (terminoloji bile sabit degil) icin kollari sıvadı. Benden once bu yollardan gecmis annelerin tecrubelerini okumak icin facebook gruplarina kaydoldum. Egitim merkezleri,materyal ureticileri,yazarlar.
Kitaplar aldim okudum.
O salak filmi de zorla izledim. (Taare Zaamen par)
Yazayim da iciniz acilsin…
(Devam edecek)

4 Yorum

Filed under araştırdım, disleksi, ilkogretim, saçmasapanlıklar, şikayetlerim

Mesai saati düşsün o memur kafanızın ta tepesine

Girişi fıkra ile yapalım… Her haftasonu beraber golf oynamayı adet edinmiş üç arkadaş varmış. Biri ünlü bir cerrah, biri saygın bir rahip biri de tanınmış bir mühendis.. Bunlar yine gitmişler Cumartesi sabahtan golfe, bir de bakmışlar kalabalık bir gruba kapatmışlar sahayı.. bizimkileri sırada bekletmişler. Bizimkiler de müdürü çağırtmış “ne oluyor?” diye. Müdür apar topar gelmiş, müdavim ve zengin müşterileri kızdırmaya gelmez. izah etmiş: “geçen yıl klüpte çıkan yangını söndürmek için gelen itfaiyecilerin 10 tanesi dumandan kör oldu, biz de onlara jest olarak sahayı istedikleri gibi kullanma izni hediye ettik. Bugün oyun günleri yani. Sizi bekleteceğiz.”

Doktor acımış… “Yazık, kahraman gençler için hastanemde yapılabilecek bir şey olup olmadığını bir araştırayım.. belki tedavi ettirebiliriz”

Rahip ellerini kavuşturmuş: “yarınki ayinde bu âmâ evlatlar için bütün cemaate dualar ettireceğim”

Mühendis sinirlenmiş “gece gelip oynasınlar”

 

*-*-*-*-*-*-*-*-

Neredeyse 20 yıllık şöförlüğüm var. İyi de kullanırım ayıptır söylemesi. Övmek isteyen bir çok insan “abla erkek gibi kullanıyorsun” derler. O derece..

Kaza yaptım Mayısta. Basit bir geri gelme sırasında garip bir yükseltiye çıktım. Arabanın tamponu söküldü.

Servise götürdüm, kasko ödüyor bir de ikame araç veriyor. Oh ne ala.

Saat ikide aradım kaskoyu.. Saatler sonra geri aradılar. Yarın eksper görecekmiş, gün içersinde rentekarları beni arayacakmış, şöför müsaitliğine göre araç teslimi yapılacakmış.

Yok deve.

“Bu gece bana araç teslimi yapın, ben yarın çocukları okula götüreceğim, kendim işe gideceğim, keyfinizi mi bekleyeceğim” dedim ama dinlemediler haliyle. Rentekar kapalıymış. Abi rent-a-car niye kapanır? Fırın mı lan bu? Hamur mu karacaklar? Adama bi telefon edersin getirir arabayı kapıya. İşi ne? Bundan para kazanıyor adam. Gece olunca insanın arabaya ihtiyacı olmayacak mı? Eksper yarın gitsin baksın benim araca, rapor versin ne ederse etsin.. Benim kazadan en geç 1 saat sonra araca kavuşmamı sağlayamayan kasko rentekarına teessüüf ediyorum.

Ne bu saçmalık?

Evet sana bakıyorum @LibertySigorta

Mesai saati olamaz sizin sektörde. Ben hasar bildirdim mi, ikmal aracın tekeri dönecek, aaacilen kapıma gelecek aracım. Eksper raporu olumlu vermezse indirimli fiyattan ödeyeceğim kirayı, o benim problemim.

 

Yorum bırakın

Filed under araba, saçmasapanlıklar, şikayetlerim

Misery loves company/Blogcuların Halt Etmeleri

Çok sevdiğim bir deyim. “Dert, yoldaş arar” anlamına geliyor.
Birinin aptalca bulaştığı bir derdi varsa senin de başına sarmaya gayret eder. Nasıl? Yağlar ballar, allar pullar ki sen de kanasın, düşesin aynı çamura.. Kendisini böylece daha az enayi hissetsin. Birçok doğrudan pazarlama ve piramit satış numaraları bu şekilde işler. Bir şekilde iki kişiye satarsın üyelik.. Satana kadar anlattığın hayal oldukça kesindir, matematikseldir. Üç kişiyi üye yaparsan 3 lira kazanacaksındır. E ne duruyorsun 1000 kişiyi üye yap 1000 kazan? Hiç. Hadi yallah durduğun kabahat, sokaklar henüz üye olmamış binlerce kişiyle dolu, para kıracaksın şerefsizim…

Kandın mı yandın. Elinde iler tutar tarafı olmayan gereksiz şeylerle dolu bir çanta ve defterle baş başa kalınca pişmanlık sarmaya başlar. “lan bu laylon maylon şeylere mi ben 100 lira verdim? Of ya var ya Tarcan duysa harcar beni… Annnemden aldım diyeyim bari. Yarın kahve içmeye komşulara geçer anlatırım hepsi de üye olsa 20 kişiden.. beşer liralık ürün de aldılar mı.. e bir günde çıkarırım ben bunu… mu acaba? neyse..” Tanıdık geldi mi?

Erişkin insanlar, ihtiyacı olmayan bir şeye gayet zor kazanılmış paralarını vermezler. İşin ucunda mutlaka bir çıkarın olmalıdır. Çünkü kasa her zaman kazanır. Bir çocuk masumiyetidir “e ama herkes alıyordu ben de aldım”.

Burada ilk değinmek istediğim şey astarı yüzünden kat kat pahalı olan bir şeyi aylardır satabilen çok başarılı bir girişim. Bir zamanlar LilaKutu alırdım ben. Hem içindekiler sürpriz geliyordu hem de 10 lira verdiysem en az 15 liralık mal alıyordum, benim işime geliyordu.Kutularını o kadar kaliteli yapmışlardı ki, hala çekmece ayırıcı olarak kullanıyorum.. İşleri rast gitsin.

Bu dediğim site de benzeri bir şey. Kutu satıyor. İçinden ne çıkacağını bilmemenin sürprizinin zevkini çıkarıyorsun. Kutu kargo dahil 50 lira, içinden 10 lira etmez şeyler çıkıyor her seferinde. Hala da alan var, şaşan bir ben varım.. Bir de şurada bir arkadaş yazmış, kendiniz karar verin: Şimdi Duydum. Alanlar almakla kalmıyor, “anam biz bir herzedir yedik bari kuyruğu dik tutalım” diyerek cayır cayır övüyorlar bu kutuyu. Al sana misery loves company.. Bu sistemin girişimcilik dalında ödül de aldığını bildirmek isterim. “Hap yap para kap” derdi rahmetli annânem.

*-*-*-*-*-*-**-*-***-*-*-*-**

Bir sonraki konum: Viral pazarlama/reklam. Bu işlere bakan iki baba kurum var, üyesi oluyorsunuz, sonra bir anket doldurup temel özelliklerinizi bildiriyorsunuz. Piyasaya yeni ürün sürecek olan firmalar bu dediğim ajanslara gidiyor. 50-5000 adet denek kiralıyor. Deneklerin profili gayet kesin. Terlik pazarlayacaksan ” 30 yaşında, büyük şehirde yaşayan, kendi evi arabası olan, ayak numarası 38-39 arası 100 kadın”, bebek bezi ise “bebeği olan, genç, interneti aktif kullanan, dişlek 200 kadın” efendime söyleyeyim kırışıklık kremi ise konu “45 yaş üzeri, dizilere meraklı, balkonu beyaz sardunyalı 123 kadın” olarak arama yapıp tam da aradığın kadınları elinle koymuş gibi şıp diye bulabiliyorsun. O kadınlar sisteme kayıtlı çünkü. Kendilerine bedava ürünler gönderiliyor, yakınlarına denettirip internette bu konudan bahsetmeleri talep ediliyor ve en sonunda da “kullandın ama nasıl buldun?” konulu anketi cevaplayıp puan alıyorsun.

Hele ki takipçisi bol, ratingi yüksek bir blogun, bir instekramın(!) varsa yağıyor ürünler.. Keşfetmekle anlatmakla bitecek gibi değil.

Bu bedava ürün yaldızı o kadar göz kamaştırıyor ki, bulaşığı bitiren düz kadın gece 11’de bloga yazı giriyor. Alayı ya uzman anne, ya gurme şef olmadı kozmetik kompetanı.

Takipçi kastırıyor ki adı duyulsun onun da kapısında firmalar kuyruk olsun. En ufak bir şansı ele geçirince de allayıp pullamayı, yıkayıp yağlamayı, mümkünse öve öve göklere çıkarmayı da vazife addediyor. Burhan pazarlama olsa bu kadar olmaz…

Sevgili acemi bloggerimiz ayıla bayıla sabah gelen kargodan çıkan tezek paketine nasıl sevindiğini, ay tam da uzun zamandır denemek istediğini, zaten sevgili tezeksan ürünlerine evvel ezel hayran olduğunu, yedi nesildir anadan kıza kullanıp çoook memnun kaldıklarını, bu yepyeni ürünü de heyecanla denediğini, of aman Allahım yirmi yaş gençleşip bütün çürük dişlerinin sağlamlaşmasıyla beraber, anında kör gözünün açıldığını, koca bularak mesut olduğunu ballandırıyor.

iksiri

E bacı biliyoruz biz, tezek o. Bildiiin tezek. Biz de oturduk o tahta, sallandık bir kaç hafta.. Bana da yolladılar aynısını, hiç öyle değil o. Beğendiysem neyini beğendim, beğenmediysem nezaket icabı sessizlik.

Sonra da “biz bloggerlere güvenin”.

Bok güvenirim. İki kahvaltıya çağrılmak için kıvrım kıvrım kıvrandığınızı biliyorum. Kimbilir PM’ler ne gülüyordur..Bu rüzgar da diner, az kaldı diyorum. Boş bloglara ölüm!

*-*-*-*-*-**-*-**-**-**-*-*-*-*-**-*-**-

Son olarak, her mahallede böyle mi bilmem bugün dikkat ettim, bizim mahallede dört dükkandan biri perdeci?!? Bunlar ne satıp ne kazanıyor ya? Kara para mı aklıyorlar nedir?

düşüp dizimi şişirdim. mosmor oldu. acı beni biraz daha bitter yapıyor bu da bir gerçek. bugünkü itiş kakışın sonuna geldim.

yarına hayrola.

2 Yorum

Filed under blog işleri, internet, reklamlar, saçmasapanlıklar, soruyorum, şikayetlerim

El kesesinden sultanım, develer olsun kurbanım..

Son bir haftadır hiç almadığım kadar çok sms ve mail almaya başladım. Çeşitli firmalar rica minnet bilgilerimi güncellememi dilemekteydiler. Bazısı açıkça “izin veriyorsanız “ONAY” yazıp xxx’e gönderin” yazarken, bazısı “şuraya tıklayın da size çekilişle at verecez araba verecez” diye lafı dolandırıp gargaraya getirmekteydiler.

Hiç birinden hoşlanmadığım için hiç birini de onaylamadım. Kendiliklerinden kesilecekler ve kurtulacağım yakında. Bir de bakarım ki ne göreyim? Yesyeni bir yasa çıkmış.

—-komprime bilgi—

a) CRM denilen, Customer Relationship Management yani müşteri ilişkileri yönetimi diye bir sistem var ve aklıbaşında bir firmaysan bu senin için altın değerinde bilgi demek. Ticari başarın müşterinin alışveriş alışkanlıklarını ölçümleyip öngörmekte yatmakta. Bu bağlamda her biri birer kart dağıtıyor, her türlü bilginizi alıp depoladıktan gayrı, ne sıklıkla hangi ürünü satın aldığınızı, satın alırken nakit mi kartla mı ödediğinizi ve şu anda tembellikten yazmak istemediğim bir çok şeyinizi kayıt altına alıp, istatistiklendiriyor, bölge/yaş/cinsiyet/yaşam şartları ve daha bilmem nelere göre gayet bilimsel olarak sınıflandırıp bir sonraki alışverişiniz için ne halt edeceğinizi öngörüyor buna göre promosyonlar hazırlayıp sunuyorlar. Sizin çıkarınıza olanı da var ama esasen olay firmanın çıkarını kollayan bir sistem. İnciğinizi cinciğinizi biliyorlar yani. O kartları alırken attığınız imzada da size her türlü bilgiyi ulaştırabilmeleri, indirim mindirim vermeleri (ve minnacık yazılarla da bu bilgilerinizi dilediklerine diledikleri zaman ve paraya satmaları) konusunda izin vermiş oluyorsunuz.. Dikkat edin, kendi elinizle çok değerli bilgiyi toka etmenizin yanı sıra bu bilgiyi cayır cayır satmalarına ve üzerinizden paralar kazanmalarına da vesile oluyorsunuz..

b) Bu yüzden bugün su siparişi vermek için bir sucuyu arayıp abonesi olduğunuzda; hakkınızda biriktirdiği bilgilerle ertesi gününden başlayarak civardaki elli ayrı mağazadır dersanedir kebapçıdır size smsler yağdırmalarına da sebep oluyorsunuz ve bireeeer birer kendinizi kayıtlardan sildirmeye cebelleşseniz de ertesi günü başka bir kaynaktan sizi tekrar ele geçirmelerine mani olamıyorsunuz. İnsaflı bir firmaysa centilmen gibi siliyor bilgileri bir daha mesaj gelmiyor. Manyak biri ise sizin sıtkınızın sıyrılması, halı yıkamacının yahut estetik firmasının bilgisayar programının sizinle otomatik mesajlaşmaya karar verip gecenin onbirbuçuğunda sarhoş eski sevgili kıvamında mesaj atıp uykunuzdan hoplatması, tansiyonunuzu zıplatması durumlarında yapacak bir şey yok…

Screenshot_2015-04-06-23-24-17w

 

 

Dijitürkçülerden, sigorta satıcılarından, sahte indirimler tanımlayan adını bilmediğim hastanelerden, dini ya da cinsel ürün pazarlayan acubelerden bezdim ki o kadar olur.

 

c)  Yurtdışında bu işler nasıl işler diye soracak olursanız taa 1981’de Avrupa Topluluğu bir sözleşme yapmış. Adı “Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması” ve numarası da 108. Biz dahil herkes de onaylamış. Bizden başka herkes uygulamakta. :( Kaba bir hesapla vatandaşı mal değil de insan yerine koyana kadar 2015-1981 = 34 yıldır zaten alınmadık, kaydedilmedik bi bilgimiz kalmamıştır ya, hadi neyse…

d) Sağlıkla ilgili her bilginizin SGK tarafından toplanıp kaydedilip değerlendirildiğini hatta belki de… biliyorsunuz değil mi? Kime ne benim gözümde arpacık çıktıysa? Yok olmaz.. Aldığım ilacın kaydı kuydu var, ben kredi kartını cüzdanıma koymadan nereden hangi ilacı almışım, dosyama şıp diye eklenmiş oluyor…

—özetin sonu—

Haçan buna birisi daha sinir olmuş olmalı ki, yasamız hazır ve nazır. Artık izin almadan bilgi toplamak, kullanmak,mesaj atmak ne bileyim gecenin köründe kapıya dayanmak yok. Ben izin vermezsem başkasına bilgilerimi vermek de yok. Deli gibi cezası var. O yüzden haldır haldır herkes izin alma ve alınmış izinleri tazeleme telaşına düştü. Bir kibarlar, bir nazikler, bir cicili bicililer ki o kadar olur…izin veriveresi geliyor insanın.. :P yok be ne izin vereceğim?!?!

pizzaci

 

Bakınız kitapyurdu namusuyla izin istemiş, açık seçik, lafı dolandırmadan, kandırmadan.. İzin? Vermem mi… :))

kitapy

 

 

29/04/2015 editi: çakal olanları “bu maili alışınızdan itibaren 3 gün içinde şuraya tıklayıp üyelikten ayrılmazsanız zımnen kabul etmiş sayılırsınız” yazmış ya? Yuh.

IDO’nun verdiği feragatname metni şu, bu arada:

İDO formunu doldururken veya bilet alımı sırasında paylaştığınız; adınız, soyadınız, adresiniz, telefon numaralarınız, e-posta adresleriniz, kimlik bilgileriniz, bilet ve seyahatleriniz gibi kişisel bilgilerinizi toplayabilir. Toplanan bu bilgiler sizlere daha iyi hizmet, ürün ve seçim olanakları sunabilmek; web sitemizi düzenlemek; İDO hesabınızla ilgili işlemlerinizi düzenlemek; veri tabanı oluşturularak seferler, hizmetler, ürünler, kampanyalar ve promosyonlar için rapor analiz doğrulama ve istatistiki bilgiler oluşturmak, işlemek ve gizlilik koşullarına uymak kaydı ile bunları uzmanlar ile paylaşmak; İDO yahut işbirliği yaptığı şirketler ve ortaklar ile sunulan promosyon, kampanya, tanıtım, pazarlama ve diğer fırsatlardan haberdar olmanızı sağlamak, bu doğrultuda İDO ya da işbirliği yaptığı şirketler tarafından e-posta, sms ve telefon ile sizlerle irtibat kurmak amacı ile kullanılabilir. İDO kişisel bilgilerinizi yukarıda belirtilen amaçlar için belirtilen usuller ile hizmet aldığı diğer şirketler ve/veya yasal zorunluluk halinde adli ve idari makamlar ile paylaşabilir. 

SONUÇ: 

Burada iki adet “trick” var. Birincisi, her bir firma o bilgileri canı pahasına saklamak zorunda, ve siz istediğiniz an silmek durumunda…

Tavsiye: hiç bir okumadan imzalamayın, onay filan vermeyin. Her bilginizi ortalığa saçmayın. Hazır bir tazeleme fırsatı var, kullanın. Henüz verilmiş izinlerin iptalini sağlamanın yordamını anlayamadım, onu da bulursam yazarım beraberce sessizliğin keyfini süreriz.

 

 

 

sıkılmadım biraz daha olsa da okusam diyenler için :
ara:
Kişisel Verilerin Korunması Kanun Taslağı

ve

Elektronik Haberleşme Sektörü Kişisel Verilerin İşlenmesi Ve Gizliliğin Korunması hakkında yönetmelik

-ödev okuma isterim diyen çok aziz okuyucularım için: Kosinski BOŞLUK kitabı.. 

Yorum bırakın

Filed under araştırdım, bilgisayar, güvenli hayat, internet, saçmasapanlıklar, şikayetlerim

İspark’a borç yazdırdım ;)

Adliyeye işim düştü.

Aniden düştü. Otoparka daldım, cebimde kuruş para yok..

Çıkamadım.

Görevliye ehliyet bırakıp para çekip geldim. :(

Veresiye park etmiş bir insanım. Migros’tan da veresiye alışveriş etmişliğim var. Büyük kurum ve kuruluş ama çalıştırdığı insanlar beyefendi, halden anlar kişiler olunca işimiz halloluyor.

Lakin #ispark, değerli kurumum..

Üzerimde para yok, yaz plakaya ?

olmuyormuş Adliye otoparkında. (Başka yerlerde oluyor…Park görevlisi yoksa mesela, münasebetsiz saatlerde bırakıp alınca arabayı sonradan internetten ödediğim oldu)

Kredi kartı kabul et?? etmiyormuş

 

 

eeeooooof ya

 

Yorum bırakın

Filed under araba, saçmasapanlıklar, soruyorum, şikayetlerim

İsmen ve resmen dert

Her ana babanın çocuğu üzerinde birçok hakkı var. Çocukların da ana baba üzerinde üç hakkı varsa, yani ahirette anasindan babasindan hesabini soracağı üç şey varsa, biri de güzel bir ismi olması.

Çocuğa güzel bir isim koymak çok önemli.

Sırf Kuran’da yazıyor diye, Büdü (iyyakenabüdü) koymamak, mesela. Kezban da boyle bir isim.  Yalancı anlamında.

Yaşlıların, ölmüşlerin isminin koyulmasını da çok garip buluyorum. Çok gereksiz. İki kuşakta bir isimler aynı.

Mehmet’in oğlu Ahmet, onun oğlu dedesi gibi Mehmet, onun oğlu gene Ahmet… Kıt işte.

Ve bir çocuğun bir ismi olur.

İlk çocuk diye mi bilmem, bana iki isim koymuşlar, ikisi de nüfusta geçiyor. Bir de geleneksel göbek adım var. Topladın mı üç… Gerçi ikinci ismimi bir tek okuldaki arkadaşlarım bilebilir; yoklamada yazardı. Hiç kimse bugüne kadar bana o isimle hitap etmedi, herkes bana İpek der. Benim adım İpek. Babam rahmetli, “Menderes’in gelininin adı” diye beğenip koymuş. Bence güzel isim. İpek Kramer de bayağı karizmatik, hoş kadın.. Diğerini nüfustan sildiresim var, lakin annem bozuluyor.

Bir de bankalardan arandığımda müşteri temsilcisi kullanır öbür ismimi. Hafif bir telaş sarar, sanki “Bilmemne Hanım” değilmişim de rolünü yapmaktaymışım gibi. O da ben, ama değil işte.

*-*-

Esas kardeşimin iki ismi var kiiii.. Biri babaannemin ismi. O da zorla koydurulmuş bir isim. Eski, arapça,  son derece modası geçmiş bir isim. Bacım süper olduğundan zaman zaman bize “Şükriye” olur.. “Ben yapmadım Şükriye yaptı”, “gelin Şükriye size bir şey diycek” gibisinden gayet şizofrenik-komik lafları vardır kendisinin…

Her yerde de sorun aslında. İki isim güzel değil. (iki soyadım var ki, ona hiç gelmeyelim)

*-*-

Bir  kuzenimin eşini “Serdar” olarak tanıdık. Çocuk bize Serdar… Ailesinin bir bölümü ise “Veysel” olarak biliyor kendisini. Baba tarafı bir isim koydurmuş, Anne tarafı diğer ismi… İki taraf da yıllarca inat ederek çocuğu KENDİ ismiyle çağırmakta. Hatta babaannenin büyük mecliste, “kendini bilen Veysel der!” şeklinde kestirip atmışlığı varmış…

Yıllar boyu süren kriz ve gerginlik. Noolur yani? Nooolur???  Serdar da ” Ben de aptal gibi oldum, kim ne derse bakıyorum” diyordu…

Aynısı son doğan yeğenimde de yaşanmakta. İki isim koydular. Biri “A” diyor, biri “B”. Ben şimdilik bebiş diyorum, bebişin hiç umrunda değil. Bir karar verseler de ben de kurtulsam. Tamam iki isim koy, on isim koy, ama tek isimle çağıralım biz. İşi yokuşa sürmeyin….

Çocuklara birer isim koyduk. Sen sağ, ben selamet.

Amma, bu yazının konusu :

gerçekten iki isim konmuş ve iki isimle çağrılan çocuklar

Cansu Gülnur- Ali Kemal- Aleyna Sude – Hatice Kübra- Buğracan Akif-

Ne bileyim, Barış Manço, Sezen Aksu, Kurtalan Ekspress  filan der gibi, kendi çocuğuna iki isimle hitap ediyor kadın/adam… Çok saçma.

daha fenası var…

(uzun zamandır bekliyor yazı taslakta. 07/05/1012’de başlamış bırakmışım. “daha fenası” olarak yazacağım lakırdıyı unutmuşum=bunu yayına bu şekliyle veriyorum)

7 Yorum

Filed under aile, çocuk, saçmasapanlıklar, soruyorum

Kredi Dosya Masrafı Geri Alma Çalışması Başladı

Bugün, zamanında kredi kullandığım iki banka ile iletişime geçtim ve “on yıl geriye dönük olarak kredi masraflarının iadesi” prosedürünü başlattım. Aynı zamanda sahip olduğum kredi kartlarından birinin de aidatını geri alabilmek için müşteri temsilcisine yazdım.

Bu arada kısa yoldan en yetkin bilgiyi almak için Türkiye Bankalar Birliği broşürüne bakabilirsiniz.

Gelişmeleri satır satır yazacağım, vira Bismillah!

20/03/2015

a) Finansbank kredisi : 0850 222 0900 numarayı arayıp “kredi dosya masrafına dair ödemelerimin dekontunu” istedim. 7 gün içersinde şubeye gönderileceğini ve ücreti mukabil alabileceğimi söylediler. Ücreti bilmiyorlarmış. Anında bir sms geldi ve takip numarası edindim. Aferin Finansbank

b) TEB: Banka şubesi telefona cevap vermedi. 0850’li hatlarını aradım şubeyle görüşmem gerekiyormuş. (9 dakika hatta bekledim bu cevap için). Şube yetkilisine mail attım cevap bile vermedi.

c) Garanti Bonus kartımdan alınan yıllık kart ücretlerinin iadesi. Müşteri temsilcisine mail attım, Kredi kartları birimini arayacakmışım. Peki..

wpid-screenshot_2015-03-02-21-33-47.png

Bu da benim yeni oyunum…

24/03/2015 Finansbank subeye uğrayıp tek sayfalık dökümanımı aldım. 5 TL ücret verdim. Şimdi iki dökümanı dilekçe ekinde THH’ne götürme zamanı .

4 Yorum

Filed under araştırdım, saçmasapanlıklar, şikayetlerim

Kehribar kolye

Eşim yarı değerli taşlar ve minerallere hobi olarak ilgi duyar; nacizane ufak bir tesbih kolleksiyonu da  var. Benim orta karar bir bilgim var bu konuda, kendisinden öğrendiğim kadarını biliyorum. Yani hiç uzman değilim. Değerli taşlar daha çok ilgimi çekiyor.

Kuyumcu vitrinlerini severim. Konuya aşina olduğum söylenebilir, ilgim bilgim çerçevesinde anlatabileceğim bir şeyler var. Mesela inci ve sedef. Sedef alkolde erir. Sedef takınızla parfüm-kolonya gibi alkollü şeyleri yanyana bile koymayın. İnci ise sirkede çözülür. Ve tene deydikçe cilalanır. İnci takıları yılda bir en az iki üç gün cildinize deyecek şekilde takmaya gayret edin.

Ve bir süredir sağda solda gördüğüm bir şey: kehribar kolye.

Kehribar, çam ağacıgillerin sızdırdıkları reçinenin milyon yıl yeraltında kalıp fosilleşmesi ile oluşan bir madde. Milyon derken ciddiyim.

Burada gördüğünüz 100 (-YÜZ-) milyon yaşında bir termit içeren kehribar:

bocekli amber

Kehribar ilkokul fen derslerinde anlatılan bir deneyin konusu aslında. Kehribar bir tarağı, çubuğu, herhangi bir parçayı yünlü kumaşa sürtünce elektrik yüklenir, küçük kağıt parçalarını çeker. (Sürtünme ile elektriklenme, elektrik yüklenme, statik elektrik) İşte dilimize farsçadan geçen adını da buradan alır. Küçük saman parçalarını kendisine çeken bu taşa “saman-avcısı/saman-kapan” anlamında Kehrubâ adı verilmiş. Farklı dillerde adı amber’dir ve sürtünme sırasında açığa çıkan reçine uçucu yağlarının kokusunu saldığı için “amber gibi kokmak” tabiri de buradan gelir.

Amberden yapılmış (kehribar) tesbihler hem nadir olduklarından hem de vasıfları nedeniyle çok değerlidir, çektikçe ele ve ortama çok güzel bir koku salar. Kehribar taşlı yüzükler de saraylarda, rengi ve sonsuzluğu sembolize ettiklerinden sevgiliye verilebilecek en değerli armağan sayılmaktaydı.

Ham ya da işlenmiş kehribar kolyelerin guatra(tiroid hastalığına) iyi geldiği iddia edilmekte. Muhtemelen hayır. Kesin bilgi değil, ancak zararı da olmaz bir kolyenin. İsteyen, kendi tedavisini de aksatmadan alternatif tıp ürünlerine yönelebilir.

 

Beri yandan başka bir şehir efsanesi kehribar kolye takmanın bebeklerde diş çıkarmayı kolay ve acısız hale getirmesini anlatılıyor. İşte bu tamamen fos. Birincisi, birşeyler takmak ve ondan şifa ummak şirk’e kadar gider. (Batıl inancım yoktur nazar boncuğu filan da takmam.)

İkincisi, altı aylık ve diş çıkarmakta olan bebek eline ne geçerse ağzına sokar. Kolye takarsan kolyeyi de sokar. Bebeğe HİÇBİR takı takılmaz. Ön tarafına düğme bile koyulmaz, bebek giysileri çıtçıtlı olur.

Bebeklerin boğulabileceğini hesaba katarak bu işe hiç girişmeyin anneler. Herkes diş çıkardı, hepimizin dişi var, er geç çıkaracak o dişleri. Lokal uygulanabilecek sağlığa zararsız şeylerle, ağrı kesicilerle biraz kolaylaştırabilirsiniz.

Daha fenası bunu ticari bir fırsat olarak gören çakallar.

Annelerin hassas noktasından vuran bu sivri akıllılar bebekleri rahat etsin diye her rakamı ödemeye hazır masumlara tuzak kuruyorlar.

Çok değerli bu maddeyi elbette bol miktarda ya da ucuza bulmak imkansız olduğundan bir amerikan icadı olan muadili bakalit “sıkma kehribar” olarak satılmakta. Bildiğiniz plastik gibi bir şey yani. Tencere tava kulpu. Sıkma kehribar diye bir şey olmaz. Çakma plastik parçasına kehribar fiyatı ödeyen insanlar görmek istemiyorum.

Size gelince.. Dolandırılmak istemiyorsanız ve “illa ki kehribar bir takım olsun da ne olursa olsun” diyorsanız paranızı cebinize koyun, kapalıçarşıda bedestene gidip elinizin erdiği, gözünüzün gördüğü tanıdık bildik bir yerden alın. Garantisine sertifikasına bakın. Kehribarın özelliklerini öğrenin ve satın almadan önce deneye tabi tutun.

yararlanılabilecek güzel bir kaynak olarak: kehribar-amber sitesini öneririm.

 

4 Yorum

Filed under alışveriş işleri, araştırdım, çocuk, kültür, saçmasapanlıklar, saglik

Tırsss

Hanimlar beyler, dün tanıştığım biri telefon numaramı aldı, telefonuna kaydetti, sonra da soyadımı söyledi!!!
Casus uygulamalar varmış meğerse!
Diyelim sucuyu aradiniz, sucu numaranizi adresinizle beraber kaydetti telefonuna. Sonra da nette bir yere yedekledi. Ne olur ne olmaz, telefonu kaybederse bilgileri silinmesin istiyor adamcağız.
Ya da dandik hipermarket veya dundik butik size indirim karti karsiliginda bir form doldurtup bilgilerinize el koyuyor durduk yere kendi elinizle saçma bir müşteri kartı hatrına digiturk ve naylonhospital sms’lerine gömülüyorsunuz. O sistem de CRM adı altında bir güzel keklenme ya, neyse..
Bu uygulamalar netten bilgi devşirip kullanıcısına sunuyor işte.

image

image

Ondan sonra ıncık cıncık her bilgin iki tıkla ulaşılabilir bir halde ortaya dökülüyor.
Paranoya atağı gecirip her türlü numaramı sistemden kaldırdım. Sonra, merak galip geldi eş dost kim varsa tarama yapıp nasıl kaydedilmis olabileceklerini inceledim. Benim “psiko” diye arkadaşım varmış. ..
Yazılımın artısı, gelen aramaları analiz edip kimin aradığını söylemesi. Böylece pazarlamacıları saptayabiliyorum.
Yine de artık anonim ve güvende değiliz. :-/
Sevmediğim işler.

 

 

Numaranızı kaldırmak ve gizliliğinizi korumak için şu iki linkten birini kullanabilirsiniz:

Bu biri.

Bu da diğeri.

2 Yorum

Filed under güvenli hayat, internet, saçmasapanlıklar

TEOG ne zaman?

2014 -2015 TEOG SINAV TAKVİMİ

I. Dönem Merkezi Ortak Sınavlar

26 Kasım 2014 Çarşamba
27 Kasım 2014 Perşembe

II. Dönem Merkezi Ortak Sınavlar

29 Nisan 2015 Çarşamba
30 Nisan 2015 Perşembe

 

TEOG GÜNLERİ OKULLAR TATİL :)

peki TEOG ne ki? 

TEMEL EĞİTİMDEN ORTAÖĞRETİME GEÇİŞ SİSTEMİ’nin kısaltması. Aklıbaşında bir cümle kurun da kısaltması bari kolay olsun :( 

Temel eğitim bizim bildiğimiz şekilde, eskiden İlkokul ile ortaokula şimdilerde verilen ad. Ortaöğretim dediği de Lise. Daha eskilerin bakalorya dediği şeye benzer bir şey işte. Mistem bu şekil bu ara. Sistem demiyorum çünkü bir düzen yok, sistem değil onyıllardır bizde eğitim.

Türkçe, Mat, Fen, İnkılap Tarihi, Yabancı dil ve Din başlıkları altında yılda iki kere sınava giriyor 8. sınıflar. Yani orta son’lar.  Puan hesabına 6. 7. 8. sınıf ortalamaları da ekleniyor. 

Tam puan 500. Ona göre bir liseye devam ediyor çocuklar. Liseler 4 yıl oldu bu arada, ekleyeyim. Sonra üniversite sınavı var. ÖSS ve ÖYS vardı ya, hah, işte onlar da değişti ben de tam bilmiyorum yeni adını. Nasipse bir zaman sonra öğreniriz. “Geçinmeye gönlüm yok ki adını sorayım” demiş Hoca, o hesap..

İşte böyle. 

2 Yorum

Filed under aile, çocuk, OKUL, saçmasapanlıklar