Category Archives: saçmasapanlıklar

Şikayet Silsilesi

(bir evvelki yazıyı okumadan bunu okumayın)

Rahmetli büyük babamın bir anısını yazmıştım daha evvel burada da yeri geldi tekrarlayayım…

 

1950’ler… Kış günü, havalar soğuk, evde geceleri tek eğlence akraba ziyaretleri. Büyük halalar, bizimkilere oturmaya geliyorlar. Büyükbabam askerlik anısını anlatıyor…

Güya büyükbabamın askerliğini yaptığı yere yüksek rütbeli önemli bir kişi teftişe gelmiş. Teftişi beğenmemiş, “biz size şu kadar ödenek çıkardık, şu şu şu işler niye olmadı/kötü oldu” diye sormuş başçavuşa.. Başçavuş hemen “arzedeyim komutanım, bakınız şöyle” diyerek, sırada hazırolda bekleyen askerlerine dönmüş, en baştakine yerden bir topak çamur almış vermiş, “elden ele yanındakine ilet” demiş.. Sıranın sonundaki askere geldiğinde o bir kiloluk çamur kütlesi bilya kadar kalmış.. Sıradaki herkesin eline biraz bulaşmış çünkü…

Ertesi hafta da büyükbabamlar akşam oturmasına bacısıgile gitmişler. Laf lafı açmış.. Enişte kişisi, “bak abi sana askerde başımdan geçen olayı anlatayım” diye başlayıp AYNI hikayeyi anlatmasın mı? Ama bir farkla, bu sefer başçavuş yerden çamur almıyormuş, mutfaktan hamur getirtiyormuş.

Büyükbabam öfkelenmiş.. “birincisi o hikaye benim askerde başımdan geçti, ikincisi daha geçen hafta anlattığım hikayeyi bana mı satıyorsun, üçüncüsü de o hamur değil çamurdu” demiş. Bunlar hamur idi-çamur idi epeyce laf dalaşına girmişler o günden sonra.. :)))

Bir süre daha sonra büyük halayla bizim aile arasındaki bir miras meselesi yüzünden tartışma çıkıp/küsülüp hiç görüşmediklerinden onlardan kimseyi tanımıyorum. Büyükbabam ben 7 yaşındayken vefat ettiğinden olayı üçüncü, dördüncü ağızdan dinlediğim gibi aktarmaktayım, vebali söyleyenin boynuna artık)

*-*-*-*

Bi de fıkra sıkıştırayım da öyle bağlayayım olayı:

Adam camdan bakıyormuş, yolun kenarında iki işçi harıl harıl çalışıyor. Biri bir kazmayla küçük çukurlar açıyor, hemen arkasında bir başka işçi aynı çukuru geri kapatıyor?!?

Dayananamamış inip sormuş.. “Napıyorsunuz siz yahu?”

İkinci işçi küreğine dayanıp “abiciğum şimdi piz belediyede işçiyuz.  Habu kaldırıma komple ağaç tikeyruz.Cemal eşiyor çukuru, Yunus dikiyor hau fideyi, pen de kapatayrum üstünü. Lakin bugün Yunus hastadur işe gelmedi.”

*-*-*-*

İki gün önce kaldırım çalışması yapıyor belediye işyerimin önündeki kaldırımda.

Biri önden tam ortadaki kaldırım taşını kaldırıyor, eğretileme yerleştiriyor; arkadan gelen ekip de ne koyuyorsa altına artık, koyup taşı geri yerleştirerek cadde boyunca ilerliyorlar.

Fıkrada yaşadığımız için bu heriflerin aklına açtıkları çukurun başına uyarı levhası dikmek gelmiyor. tas1.jpg

ipeyk elbette laap diye taşa takılıp yere kapaklanıyor. (ufak tefek morluklarla geçiştirdim Allaha şükür. Niyeyse iki omzum birden ağrıyor onu da masajla fısfısla geçiriyoruz.)

Derhal çukurun başına bir uyarı dikip, belediyeye hem telefon ettim hem whatsapp hatlarından mesaj attım. Bi sms attılar; bir rakam verilmiş bana. Şikayetimi oradan takip edebilirmişim..Görebildiğim kadarıyla Fen İşlerine kadar ulaşmış mesaj.. ulaşırken yolda kimlerde elden ele, dilden dile geçmişse, kimlerin kulağına girerken kayıplara uğramışsa artık, bu sabah saat tam 8:00’de biri beni aradı. (sekizde!!)

sekizde.jpg

  • Kaldırımı şikayet etmişsiniz?
  • evet
  • adres yok burda nereye gelelim bayan? kaç numaranın kaldırımı yapılacak? nerenin önü bu?
  • kaldırımda bir şey yok. siz kaldırımı yapmak için mi emir aldınız?
  • kaldırımda çukur varmış şikayet etmişsiniz???
  • vardı ben düştüm, sonra da kapadılar.. konu sizinle ilgili değil beni yetkili biri arasın
  • tamam iyi günler

olay bu kadar şimdilik.

delirme de dur..

 

 

 

2 Yorum

Filed under saçmasapanlıklar, soruyorum, şikayetlerim

Ankara Savaşını Kim Yaptı? (ya da Eski İnsan)

Lise.. Birbirinin aynısı günler, birbirinden miskin öğrenciler.

Tarihçi arka sıradaki kaynaşmaya sinirlenip “Murat! kalk bakalım. Ankara savaşını kim yaptı?” diye bir soru sorar.

Murat bir anda adının geçmesiyle hafif ayılır, kendisine bir soru geldiği bellidir, yarım kıç kalkıp önünü iliklermiş gibi yaparak “valla billa ben yapmadım hocam” diyerek yırtmaya çalışır.

Tarihçinin tepesi atar, tansiyon fırlar.. Koridora fırlayıp müdür odasına giderken müzikçi yolunu keser.”hayırdır hocam?”

“hocam bu çocuklar niye hiç bir şey bilmiyorlar, 11-C’den Murat’a -ankara savaşını kim yaptı- diye sordum, -ben yapmadım- diyor.

müzikçi sırtını sıvazlamış tarihçinin: “hocam bunlar böyle, yaparlar yaparlar da, -yapmadım- derler”

Tarihçi şaşa kalmış.. Müdür odasına dalmış,

“Müdür bey!”

“Buyrun hocam nedir? sakin olun..”

“nasıl sakin olayım müdür bey. öğrencime soruyorum -ankara savaşını kim yaptı?- diye -ben yapmadım- diyor.  öğretmen arkadaşa anlattım o da -yaparlar da yapmadım derler- dedi ne bu rezalet”  diyerek içini dökmüş.

Müdür bey hemen öğretmenini sakinleştirmiş. “olur şey değil hocam, inanın ilk defa oluyor…”

öğretmen biraz açılmış.

müdür bitirmiş: “… şimdi ben milli eğitime yazarım sorarız oradan kim yapmış, hemen anlarız”

öğretmen yıkılmış.

Bir ay kadar sonra bakanlıktan yazı gelmiş.

“İlgili Makama

Ödenek olmadığından bu sene Ankara Savaşı yapılamayacaktır. Bilgilerinize. ”

 

**************************************************

Yeni İnsan dediğim bir tür var. Aniden evrimleşmiş ve ara kademeyi atlamış. Eski İnsanla arasında büyük idrak farkı var. Fazladan 15-20 duyu organı sahibi olmuş gibi. Hızlı, çok ve çabuk anlıyor, akıl yürütüyor.Ama nüfusu az.

Eski insan sorunun ne olduğunu bile anlayamazken, ona herşey yolunda iken; yeni insan eski insanın kısıtlı haliyle olaya bigâne oluşuna delirmekten başka bir şey yapamıyor. Birbirlerinin dilini anlamıyorlar. Bir çevirmen olmazsa ortam bir anda savaş alanına dönüyor.

E.İ. olayına hakim olduğu kadar biliyor, bildiğini inatla savunuyor çünkü bildiği doğru. Niye? Fili tuttuğu yerden anlatıyor.(*)

Yİ buna deli oluyor çünkü bir görüşte filin yaşını,cinsiyetini, otçul olduğunu, afrika mı asya fili mi olduğunu, ıvırını da zıvırını anlamış durumda ve ona o bilgilerin tamamı doğal geliyor. Eİ’a filin sadecene bir parça tüylü yufka OLMADIĞINI anlatabilse ilerleyebilecekler, ANA MEVZUYA GELECEKLER amaaa daha en başta olay b.ka sarıyor. Yİ komple nefret ederek bezelye beyinli malı fil b.kunda bırakıp Eİ’sız bir ortam için sızlanıyor diğer Yİ kardeşlere.

Eİ’larsa “ne diyo bu deyişik? vuha vuha asdafasasdf” olarak kalıyor.

 

Şimdi ben bunu niye yazdım? diyen bi daha gelmesin bloga:#bıktımsizden

 

(*) Bir grup köre bir fili tanıtmışlar. Her biri bir yerinden tutmuş fili. Elinin erdiği kadar yoklamış..Sonra da birbirlerine girmişler tanımlarken.. Hortuma denk gelen demiş “fil uzun, yılan gibi bir hayvandır” bacağını elleyen demiş “yok beyim sütun gibi dik ve kalın bir hayvandır”, kuyruktaki “solucan gibi ama ağzı çok büyük” kulaktaki: “yassı ve kıllı bir hayvan” demiş.

 

 

 

 

1 Yorum

Filed under insan olmak, internet, kültür, saçmasapanlıklar

Kısır döngüye hoş geldiniz, hayırlı işler bol güneşler..

Eskiden esnaf ahlakı vardı. Esnaflık çekirdekten yetişerek olurdu. Çekirdek de çıraktı ve 7-8 yaşında işe ustanın elini öpüp işe başlarlardı. Çalışırken de A’dan Z’ye hem işi, hem müşteri yönetimini öğrenirler. Dükkanın önünü süpürmenin bile bir adabı vardır bunu da kitaptan öğrenemezsin arkadaş.

Çırak iki üç senede kalfa olur, 15’inde usta olur artık işe güce hakimdir. Rahat rahat ev geçindirecek kadar iyidir. Gerekirse 10 yıl çıraklığını yapar o işin ama sonunda o işin ustası olur, artık kendi çırakları olur. Sebat eder, ustadan ayrılıp başka usta bulmaz, başka ustaya göz kırpanın kulağı çekilir. Taa çıraklığında gelen giden müşterinin adını adresini, çoluğunu çocuğunu, eşiktekini beşiktekini öğrenmiştir, ileride kendisine müşteri olacak herkesi bilir. Herkes de onu tanır.. Kim çürük meyve satar, kim emekliye indirim yapar herkes adı gibi bellemiştir.

Usta dener çırağı. Yere çaktırmadan 20 lira atar mesela. Bakalım çırak ne yapacaktır? Cebe mi atacak, kasaya mı koyacak, yoksa?

Usta çok zor şartlarda dener çırağı. Ama çırak da onu baba bilir. Babalık görür. Sadece emeğinin karşılığını para olarak almaz, ailenin ferdi olur. Usta ona da kardeşlerine de bakar, askere yollar, hastaysa doktor getirir eve. Bazen çırak ustanın kızını alır, dükkan bile onun olur.

Usta pehlivan 40 oyun bilirmiş, 39’unu çırağına öğretirmiş. Kalan bir taneyi kendine saklarmış. Gün olur çırak karşısına çıkarsa güreşte, o son oyunla yenermiş. Ustaların sorunu bu zaten. Çırağa bir eksik öğretirler. Onun çırağı 38 oyun öğrenir. İki üç çırak sonra bilgi yarıya iner. :( O yüzden yabancılar işi yazılı çizili, kanunlu kitaplı öğretir. Hiç bir şey gözden kaçmaz.

Bizde herşey “göz kararı,el ayarı”. Formüle edemiyoruz, yazıya döküp standartlaştıramıyoruz ki. Olur da usta ölürse o sanat/imalat da yitiyor.  Neyse o da başka bir yazı konusu olarak beklesin.

*-*-*-*-*-*-*-*-*-

Kız vermeden önce mahallenin esnafına soruşturulur damat adayı… Niye? Tanırlar. Aileyi, soyunu sopunu kimin ne mal olduğunu mis gibi bilirler. Esnaf kraldır.

Bugün durum ne? Eleman 15-17 yaşında geliyor. Ergenliğin en azgın döneminde çırak olmaya gelen ustaya boyun eğmiyor. Söz dinlemiyor, şurdan söylediğin burdan gidiyor. Dili durmuyor, hesap vermiyor, müşteriyi saymıyor, akıllı telefonu avcunda habire, canı sıkıldı mı basıp gidiyor.

Bugün bijuteride iş buluyor, yarın yirmi lira fazla veren olursa kasapta işe başlıyor, iki hafta sonra adamı erkek giyim mağazasında görüyor şaşırıyorsun. Ertesi sene aynı sektörde kalırsa madalya istiyor. Kendisi müşteri olduğunda tezgahın karşısındakine delicesine kapris yapıyor. İşini yarım da yapsa aynı parayı aldığından özenmiyor, üste bir şey koymuyor, hiç bir şekilde kendisini geliştirmiyor. Baksa öğrenecek, bakmıyor bile.

E bu adam hasbelkader işyeri açıyor, esnaf oluyor, müşteri beğenmiyor, çırak bulamıyor bulduğuna zorbalık ediyor, alıcıya surat asıyor, sevkiyatta problem çıkarıyor, gayet haklı olduğun konuda bile “işine gelirse” deyip defetmeye getiriyor. İşinde bet bereket kalmayınca da deliriyor.

Müşteri paramla rezil mi olacağım sürüsüne bereket deyip hemen yan taraftaki dükkandan alışveriş yapıyor, esnafa sadakat kalmıyor, yandaki esnaf müşteri bağlamak için olmadık diller döküyor ama yine de kazanamıyor çünkü daha da densiz bir adam hemen bitişiğe aynı sektörden 3. dükkanı açıp daha da janjanlı çalışmaya başlıyor, herkese kesat geliyor.

Müşteri de arsız bir yerden sonra, çünkü muhatap bozuk. Dükkancı işi bilmiyor, malı tanımıyor, çırak kaşı gözü ayrı oynuyor, hesap makinesi alsan “organik yenge” diye yemin edecek tıyniyette bir çakal. Kitapçıya gidiyorsun ebleh personel “bıyrın yardımcı olayım” diyor. “Yüzüklerin Efendisi’ni arıyorum” diyorsun, adam yüzüme booomboş bakıyor, sonra tavana ve duvara bakıp kendisine -düşünüyorum hatırlayacam, şimdi bulucam şak getirip masaya koyacam-süsü vermeye çalışıyor ancak kesinlikle anlamadığını gözümle görüyorum. Beraber bilgisayara gidiyoruz “kimin yüzüğü demiştin abla” olarak bir akrabalık geliştiriyor sinsi. “Lan kitabı bilmiyorsun filmini de mi duymadın ökküz” denmiyor ökküze, efendice yazdırıyor ablası kitabın adını, daha sonra raftaki yeri kestirmeye çalışmasını izliyor sinirden gülüyorsunuz.

Dertliyim blog.

 

 

7 Yorum

Filed under insan olmak, saçmasapanlıklar

Tüketici Hakem Heyetini nereye şikayet ediyorduk?

Banka kredisinin dosya masrafını geri alabilmek için hakem heyetine başvurdumdu…

Bakınız burada..

 

Bugün aradan geçen bir yıla yakın zamanda ne olduğunu merak ettim aradım kaymakamlığı.

Heyet yetkilisi henüz 2014’leri yazdıklarını (nesini yazıyorlar? kararları mı? niye uzun sürer ki yazmak???? Dostoyevski olsa yazardı bu güne kadar.. ) 2015’leri daha yazmadıklarını; yazdıkları zaman bir nüsha bana bir nüsha bankaya yollayacaklarını, acele etmememi tembihledi.

Tüketici hakem heyetinin yazarını bir başka ilçenin hakem heyetine şikayet edesim var.

Bakalım Patrick Rothfuss mu önce yazacak kitabının 3. cildini bizim heyet mi önce yazacak benim kararımı…

….

5 Yorum

Filed under alışveriş işleri, saçmasapanlıklar, şikayetlerim

Randevuception

Koskoca devlet hastanesinde hasta olmak zor.

Oğluma gereken işitme testi için Ekim ayında doktor beni odyoloji birimine yönlendirdi. İki kat aşağıya indim:

 

– randevu alacaktım

– Randevu yok

(Alo!  Galaksi Taksi, araba yok.. Hiç yok. Soğanlı yok sarmısaklı yok hanfendicim siz nasıl tercih edersiniz.  #MetinAkpinar #yasaklar )

– eee????

– Şu numarayı Aralığın son haftası arayın, randevu alın.

– Eyvallah.. Ardıma baka baka geldim.

 

Aralıkta ve sonra ocakta epey aradım. Hat düşmüyor. Düşse de açılmıyor £#$½$½+%&/ hattı. Bugün 15/01/2016 kendim gittim.

  • Randevu alacaktım, Aralıktan beri arıyorum, Ekimde gel…
  • randevu yok
  • ne?
  • yok hamfendi, martın sonuna kadar yok
  • e olur nisana yazın
  • yok siz 25 martta arayıp randevu alacaksınız. günde 100 kişi geliyor 6 kişi bakabiliyoruz

“hönk” olmuşum.

Lan iyi ki acil bir şey değil, iyi ki başka yerde yapılabilen bir test, özele gidecek az çok parayı denkleştirecek durumum var hamdolsun. (niye bekledim, devlet hastanesi doktoru özelde yapılan testi sevmez, yeniden kendi hastanesinde yaptırtır)

(Düğünü ertele, düğünü ertele… sakallı kertenkele #NevraSerezli)

 

Yorum bırakın

Filed under aile, çocuk, disleksi, saçmasapanlıklar, saglik, şikayetlerim

Fıkra gibi memleket

Politically Correct: siyaseten doğru…

Hepsi yabancı dillerden gelen, bizde karşılığı olmadığı için yalap şap tercüme edilen tanımlar. Az açıyorum:

2015 yılı Birleşik Devletlerde herkesin her halta alındığı yıl olarak anılmakta. Bilim adamı diyemiyorsun, kadınlar isyan ediyor. Hop “bilim insanı”icat ediliyor.

Ten rengi beyaz olmayan insanlar alınıyor, zenci denmiyor, renkli denmiyor, o denmiyor bu denmiyor. Hop Irkçısın.

Kadın ya da adam denmiyor, vay efendim cinsiyet ayrımcısısın. Antin kuntin şeyler.

Kimsenin dini imanı belli olmadığından kimselere “mutlu noeller” diyemiyorsun; müslümansa, yahudiyse, dinsizse vb vb darılıyor. Bu yüzden yılbaşı tebrikleri kimseyi alındırmayacak, gücendirmeyecek sapsade hale getirildi, “Happy Holidays” deyip işin içinden çıktılar. Mutlu tatiller.

Ben küçükken anneannem “-kör- denmez -âmâ- denir” derdi. Kör diyerek insanların duygularını incitmek doğru değildi ona göre.

Sonra kör kalktı, görme özürlü oldu.

Bundan da “özür” alınganlığı çıktı ve politically correct olarak görme engelli dendi.

Adı ne olursa olsun, hiç kimse hala göremiyor o ayrı.

Bir başka engel türü de, sakatlık, ehem. Bedensel Engelli. Tekerlekli sandalyede gezinmekle ilgili. Zaman zaman çeşitli kırık, fıtık, incinme, yırtılma ve yaşlılık sorunlarımız oldu, koltuk deyneği ve sandalyede gezdik ailecek. Zor şey. Yani ciddiyim bunları yazarken.

Akülüleri çıktı.

Muhteşem icat, kimseye bağlı kalmadan kendi başına gezebiliyor gezemeyenler. Aküsü orada burada biterse yolda kalmasın diye belediyeler ve kurumlar merkezi yerlere hayrat gibi şarj istasyonları kuruyorlar.

Harika fikir.

Şirin ilçelerimizden Kartal’da bir akü şarj istasyonu.

Ulaşabilene ödül olarak şarj imkanı.

Cinssiniz yeminle.

 

 

Yorum bırakın

Filed under insan olmak, saçmasapanlıklar, şikayetlerim

Keşke bura Amerika olsa

Amerika deyince de bozuluyorlar, “imirika  kitanin adi, biz ilkiyiz” diyorlar.

Birleşik devletlerden bahsediyorum.

Adamların bi adet kanunu var. Postaya bulaşılmaz. Postaya bulaşmak federal suçtur. Adamın adı yazılıysa üzerinde o zarf şahsi evi arsası gibidir, işi olmayan giremez.

bum

Ne diyor amcam?

Girmek yasak, gireni vururuz, sağ kalanı

bir daha vururuz.

Apartman girişinde bi mantar pano var. Sucu, elektrikçi, gazcı aletle geliyor bizim sayacı okuyor, cıııırt diye çıktı alıp zart diye iğneliyor panoya. Apartmanda okuması olan her yaştan insan kime kaç lira fatura gelmiş kıyaslamaya girişiyor. Erken gelen kendi faturasını ve de namusunu kurtarıp kaçabiliyor, işten geç çıkan cümle aleme maskara oluyor orda sallanan fatura rakamıyla..

Abi sorun değil, “şakır şakır harcadım, cayır cayır kullandım, çatır çatır yaktım patır patır öderim arslanlar gibi, şan olsun” derim demesine de.. Unutmuşuz pis faturanın tekini, ayı gibi bi sayfa çıktı da ona almış kondüktör.. tahsilatör.. eli cihazlı arkadaş kimse artık… iğnelemiş panoya. Ayı kadar bold bold “UYARI ÖDENMEMİŞ FATURANIZ VAR !!! ABONELİĞİNİZİ KESECEĞİZ!!!11bir bir1  FİTİL FİTİL GETİRECEĞİZ” mahiyetinde bi yazı dalgalanmakta. Rezil rüsva olduk iyi mi..

Bu faturaların alenen gelmesi bizde suç değil mi? Zarfa konması, elden teslim edilmesi filan gerekmez mi? Mail atsınlar ısırdığımın faturasını. Yeter ki asmasınlar…

Niye millete ilan ediyorsun bizi ey #iski #igdas #ayedas sikayetçiyim. Bura amerika olsa rastgele bi avukatı takar peşime dava açar paraya mani derim.

De burda nereye nasıl başvurulur, bürokrasiyle nasıl cebelleşilir bilmiyorum ki?

Kendime not: panodaki iğneleri kaldırayım ben!

 

1 Yorum

Filed under saçmasapanlıklar, soruyorum, şikayetlerim

Nerde galmıştıg? Pisleksi

Disleksi etiketini takip ederek önceki yazılara ulaşabilirsiniz.

 

Rapor. Aldım.

Verilen tarihte Heyet Salonunun girişinde toplanan 100’den fazla insan vardık. “Önce çocuklar alınacak” denildi ve iyi de edildi. Kesinlikle farklı günlerde girmeli çocuklar heyete. (hatta girmemeli.. gereksizliğin daniskası)

Adımız okundu, salona alındık. 30 kadar hekim bir masa etrafında. Heyecandan pek de bakamadım. Tonton bir hekim bey oğluma adını, yaşını, okula gidip gitmediğini, matematiğinin iyi olup olmadığını sordu. Oğlum “iyi” dedi doktor bey de “daha iyi olsun o zaman” deyip “hadi bakalım” diyerek bizi saldı.

Hepsi bu. Oley. ee? Ee’si “Cumaya kimliği olan biri gelip alsın” orrayt.

Cuma günü sabahtan gittim. Sinirlenmiycem. Telefonum ful şarj, kulaklığı taktım, en sevdiğim müziklerimi dinliyorum…

Buyur… Çocuğun kimliği demek istemişler. Allahım. Acıdı adam halime “iyi senin kimliği ver” verdim. “Ehliyet olmaz” Niye lans? TC var her bişey var yeni değiştirdim sayılır. Rica minnet onu da kabul ettirdim. İki nüsha iki yaprak rapor tarafıma imza karşılığı teslim edildi.

Uçarak çıkacağım oradan da.. biter mi? Bitmeeeez. Bu sefer adama sordum “şimdi n’apam?”

“İmza odasına in.”

“ee”

“4 kopya yaptır, aslı gibidir yaptırıp imzalat. Her yere vereceksin raporu lazım olur”

Ya Allah.

İmza odasında fotokopi olmadığı, iki sokak ilerideki medikalde çektirmem gerektiği buyruldu.

Yallah. Koş İpek. Gittim çektirdim geldim.

Şarj yarıya indi.

İmza odasındaki abiye teslim. Abi “yarım saate çıkar gel al” der demez. “işim var benim geç kaldım nerde bu imzalayıcı ben götüreyim” şeklinde zırlandım.

olmazmış. olmadı.

yarım saat sonra döndüm. Evrak tamam. Koydum çantaya.. Çıktım.

 

Üzerimden yük kalktı.

{Rapor iki yıllık.. eski yazılara -1- yazmış olabilirim affola. }

 

Bir saçmalığa bağırıp çağırmak istiyorum. İmza odasında – fotokopide-tekrar imza odasında ve yarım saat de bir yerlerde bekletilmemin hesabını sormak istiyorum. Bu raporu hazırladınız ya Cumaya kadar, İKİ değil ALTI sayfa çıktı alaydınız da aslı gibidirini de peşinen yapıp vereydiniz ya bana? Nedir bu dandiklik?????  İnternete yükleyin ben printimi alayım istediğim zaman istediğim yerden.. Neden olmasın?? Vergi levhamı ya da ilaç raporunu şak diye döküm alabiliyorum bu da olur işte.

Sağlık bakanlığına yazacağım bu konuyu..

<3 <3 <3 <3 <3 <3 <3 <3 <3

Yolda şimdiki levelim olan Milli Eğitim Müdürlüğü’nün RAM denilen Rehberlik Araştırma Merkezi’ni aradım. Raporu aldım randevu istiyorum. Burada bir test yapacaklar, teste göre bu çocuğun okuması şu yazması bu, matematiği o diye tek tek belirleyecekler; nereden nasıl eğitim verileceğini, okulda alacağı desteği, özel eğitim merkezinden izlenecek yolu bildirecek sihirli yol haritası olan BEP Bireysel Eğitim Programı hazırlanacak. Keşke her çocuğa ilk günden şak diye yapsalar bu testi de herkesin kapasitesi belirlense…. Resmen kişisel kullanma klavuzu. Ya da bana öyle anlatıldı. El yordamıyla gidiyoruz işte.

Neyysse.. Telefonda randevu veremiyorlarmış. Kendim gitçekmişim. Niye demedim. Peki dedim. Rahmetli annanem derdi ki “sen bilirsin deyince kavga dövüş olmazmış”. Peki dedim, yazık benim tansiyonuma.

Gittim. Bi klasör içinde dosyalar.. Dosyalardan bir dosyaya bir sayfaya sıraya yazıldı oğlumun adı. Bu kadar. Nesini telefonda veremiyorsun be adam?!? Neyseee. Sabıııırrr..

Kapı önünde de meşin ceketli kirli sakallı elinde bir kağıt olan bi adam durdurdu beni. “pardon sizin çocuğun nesi vardı?”

çook kısaca özetledim.hayır yabancılarla da konuşmam aslında. boş bulundum. adamın da çocuğu var benzer bir derdi var zannettim işte. tam kapı önünde olunca.

“ha, bizim de özel eğitim merkezimiz var da, yardımcı olalım isterseniz”

Buyur burdan yak, bunun da mafyası çıkmış. Çocuk başı para aldıklarından müşteri kapabilmek için en güzel yere pusuya yatmış adam. Günde iki üç baş çocuk kapsa, 150-200 kağıdı var. temiz iş..

“Teşekkürler bizim de var” dedim çıktım.

Son durum bu. Randevudan sonra olup bitenleri yine yazarım. İçiniz şişmediyse o zamana kadar tabii.

(ayayay dip notu: özel eğitim merkezini aradım, raporu aldım,derse başlayalım bak dönemin yarısı geldi diye.. yok , ram raporu da lazımmış. Niye? iki ders ver işte arada.. rapor burda.. ram da iki hafta sonra verir ortasını ojelediğimin raporunu biter gider, niye bir ay sonra başlasın ders ki??? Başlat işte. Yoh.. Pekiii)

Allah anaların yardımcısı olsun.

9 Yorum

Filed under disleksi, saçmasapanlıklar, saglik

Rapunzel’in RAP’ı, uzun saçının OR’u: RAPOR

Oğlum disleksik. Benden daha disleksik. Solaklık gibi. Bir hastalık değil, değişiklik. Klavyeniz birden Q yerine F klavye olmuş gibi. Siz yazıyorsunuz alıştığınız gibi, ekranda KABAK yerine PTLBY çıkıyor????? Öyle düşünün.

Senin benim gibi okuyamıyor. Harfleri kelimelere çevirmek onlar için zor ya da imkansız. Onun dışında gayet iyi bir öğrenci. Parlak bir zekası var. Eline kitap verene kadar. Cümleyi okurken öyle uğraşıyor ki, anlamını ikinci plana atıyor. Üçüncü kelimeye geçtiğinde ilk kelime çoktan yitmiş oluyor.. Ağzından çıkanı kulağı duymamak bir tür.. (b) ile (d) karışıyor mesela.

-bayısı.

+ nesi?

– bayısı anne?!

+ bayısı ne oğlum? Dayısı’dır o.

– olur. Dayısı ile dadası..

+ babası

– öf

O yüzden okul başarısı yazılılarda çok düşük. Konuya hakim, soruyorsun şakıyor. Ama bunu soruyu anlayıp da yazıya geçirecek kadar zamanı yok. :(((

Bunun eğitimle, çözümü var, kendi sınıf arkadaşları seviyesine gelebilecek. Hemen her mahallede bulunan özel eğitim merkezlerinden haftada bir saat yararlanması lazım. Ayrıca bu durumu onun lehine çevirmek için okulun da sunacağı bazı imkanlar var. Bütün bunlar için bir adet kurul raporu lazım. Normalde iki üç günde çıkabilir. Rahat rahat. Bende? Çıkmaz oğlu çıkmaz.

Rapor için gidiş gelişlerim bitmedi. KBB mesela. 9 Eylül müydü ne randevu aldım, İşitsel İşlemleme Bozukluğu olup olmadığının tespiti için iki çeşit test lazımmış. -2. katta odyoloji’ye gönderildim. Odyoloji elime bir kağıt tutuşturdu.

-Ne bu?

+ Aralık ayının son haftası arayacaksınız bu numarayı..

-Eee?

+ Randevu vereceğiz. Sonraki altı ay içine randevunuz verilecek, o zaman gelir yaptırtırsınız testi.

Bacı benim işim acele.. Bekleyemem. Rapor lazım.. Anan yahşi, baban yahşi.. Yoh.

Yallah ilk doktora. “Hocam böyleyken böyle, randevu alabilmek için bir randevu aldım. Aman özelde bir  yerde yaptıralım?”

Doktor bey sağolsun bir yer önerdi. Oradan randevu alacağım da gideceğim hele..

Rapor için KBB’ye tekrar yönlendirildim aynı hafta içinde. Verilen randevu Ekim’in yarısından sonraya. İyi. Gittik. Sıra geldi girdik..

– Hocam rapor için geldik ama çocuk bir öksürmekte, geniz akıntısı mı var bir bakarsanız… demeye kalmadı.

+ rapor hastasına bakmıyoruz.

oh süper. bakmadı valla yüzüne bile. Ne b.kuma getirttiniz yanımda madem bunu? Okulundan kaldığına yazık.

– işte durum bu.. sizden rapor alınacak, psikiyatri verdi, derse başlatacağız vb vb..

+ tamam ben yazarım raporu, çarşambaya sekreterlikten alırsınız.

eyvallah..

Çarşamba aradım valla da hazırmış. Araya tatil girdi, bugün gittim aldım. Doktorun rapor diye yazdığı da iki-üç satır ha. Neyi bir hafta sürdü bilmiyorum.. Neysee uzatma kızım al raporu kaç aydır peşindesin.. Hoppa. Oracıkta sevindim.  Hemen ilgili milli eğitim birimi olan RAM var,  ona gideceğim, işi bitireceğim hazır gün erkenken…

Sekreter uyardı “raporu kurula götüreceksiniz onlar onaylayacak”

Allah Allah.

Ona da peki.. İndim kurul odasına. İki resim bir nüfus cüzdanı fotokopisi. Tamam buyrun.

Hop bi kaat daha tutuşturuldu.

– 24 Kasım’da geleceksiniz Kurul görecek.

+ NEY?

Bildiğiniz delirdim. Bir şekilde kuruldan sorumlu baş hekim yardımcısını buldum. Derdimi döktüm, bakın dedim bu hafta disleksi farkındalık haftası. Böyle böyle dedim. Hazirandan beri bir rapor peşindeyim dedim.

Kadıncağız telefon etti, “hasta yakını gönderiyorum ilgilenin” . Yaşa doktor hanım. Koş İpekag..

Kurul odasından çıkan bir kişi beni ve raporu içeri aldı.

tarihi öne çekti sağolsun.

bir hafta öne.

FUUUUU.

Benim moral indi. Ağlaya ağlaya hastanenin kapısını bulup çıktım. Hırsımdan ağlıyorum. Bu nedir arkadaş?

On dakikalık bir iş. Hadi doktor başına on dakikadan yirmi dakika. Çocukta disleksi var mı? Var. Ver raporu şu eğitimi başlat, kalan git gel işini yine yaparız. Yapmazsak yaz hesaba öderiz ne tuttuysa cezası.

Kasımın sonu be.

İnsaf.

yarın gidip özel eğitim merkeziyle konuşacağım. “teşhisi var, rapor yolda, derse başlatın”. Halden anlayıp kabul ederlerse mâl memnuniye.. İndirim mindirim yaparlarsa ne ala, yapmazlarsa canı sağolsun vereceğim parasını ders ücretinin. Bu sefaleti niye çekiyoruz bilmiyorum hala. Mantığım kabul etmiyo..

Bir pürüz çıkmazsa bu ay rapor tamam.İnşallah.

Aziz Nesin’in de ruhu şad olsun.

 

Not: Hayır adam saatleri, günleri ayları sıralamayı anlamıyor, bu hafta hem de ingilizceden saatlerle ilgili yazılı olacaklar. Bu durumda öğretmenin oğlumun kağıdında dijital saat olması gerektiğini; kadranlı, akrepli yelkovanlı saati çözemeyeceğini anlaması lazım…

Çocuk kendisini yetersiz görmeye başladı, “ben ingilizce bilmiyorum” diyor. El insaf merhamet.

 

5 Yorum

Filed under aile, disleksi, saçmasapanlıklar, saglik, şikayetlerim

Sövesim var.. Sövmiycem şimdilik (Disleksi 4 ya da her neyse.. numaratör mu alalım kardeşim)

Sinirliyim blog. Sus dinle çarpmıyayım ağzına.

Hazirandan beri rapor için sekiz oldum…Oğlumun okulda başarılı (orta seviye) olması için Disleksi, DEHA, Öğrenme Güçlüğü kıvır ve de zıvır için bir özel eğitim merkezinde ders alması gerekiyor. Özel eğitim merkezleri de ders saatine 70 TELE istiyor. “Rapor al, gel bedava” diyor.. Bu durumda ipekag de gidip güzide yeni ve koskocaman Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden 182 marifetiyle randevu alıyor. İlgili randevu Haziran’ın başına. Güzel.

Çocuk psikiyartisti ile görüşüyoruz. Oğluma bazı testler yapıyor. Saat çizdirip, bir adet cümleyi yazmasını istiyor. Kısa sorularla bilgi alıyor ve bir sonraki test için bizi arayacaklarına dair bir bilgi verip bizi yolluyor.

Temmuz başına kadar kimse aramadığından kendim gidip soruyorum. Hemen o hafta için randevu ayarlıyorum. Bu testimiz wisc-r denilen kaba tabirle zeka testi. Bu test mayısta yapıldı zaten ve teşhisi konuldu. Ama ve lakin, dosyada dursun maksatlı test tekrarlanıyor (sonucun sağlıklı olup olmadığını tam bilemiyorum, 6 aydan evvel tekrarlanmaz diye biliyorum ben, çocuk soruları hatırlıyor olmalı).

Psikolog hanım bir saatin sonunda bizi geri psikiyatriste gönderiyor. Sonuçları hemen vermediğini, raporunu bir hafta içinde dosyaya ekleyeceğini, sonrası için psikiyatristimizin tekrar muayene etmesi gerektiğini söylüyor. Psikiyatristimiz (çok da efendi bir insan bayağı da gözüm tuttu aslında.. hayır benim rahmetli babam da nöro-psikiyatri uzmanıydı, olsa burda, hallolacak bütün sorunlar ama.. Emr-i hak yani) yeni bir randevu veriyor: Temmuz sonu.

Değerli günlerimiz geçiyor. Temmuz sonunda gidip görüşüyoruz. Dosya da yok ortada, rapor da. Bilgisyarda biryerlerde kayıtlıdır eminim. Niye gittik bilmiyorum. Gördük birbirimizi sadece. Bana söylediği tek şey: Test sonucuna göre evet çok zeki.  Evet performans ile sözel arasında 30 puanlık fark var. Demek ki neymiş? Özel öğrenme güçlüğü (bizim durumda disleksi) varmış sonuca göre.

He babo. Bizim de mayıstan beridir, ilk vizkar testten beridir, ilkokul birden beridir bildiğimiz bu. Teşhisle geldik zaten. Ee? Şimdi nolcak?

Yine haber bekleyecekmişiz. İkinci bir test için arayıp randevu vereceklermiş. Sıraya girmişiz.

E gün geçti, okul açılacak, bir tek ders alabilmiş değil oğlum? (benim faaliyetlerim dışında yani) İki ay boşa mı geçti? 3. sınıf kasırga gibi yaklaşmakta…

“acil notu alıyorum”

Peki hocam. Döndük dikiz aynamıza baka baka.

 

Kimse aramadı. BU defa araya torpil koydum. Oldu Eylül..Bi arkadaş gitti randevuyu kopardı. Haftaya Cuma günü 11’de.

Psikolog oturttu teste 1-1,5 saat konuştular mı ne yaptılarsa artık.. Karanlık, penceresiz ve hatta resimsiz dört duvar, havasız daracık oda. Bir masa iki sandalye zor alıyor. Daha büyük kilerler asansörler gördüm ben. Sandalye de, erişkin sandalyesi;  oğlanın fiziksel olarak rahatsız olduğunu biliyorum ama yapacak bir şeyim yok, rapor ilazım..  Neyse.

“annesi gel”

geldim.

Test sonucuna göre evet özel öğrenme güçlüğü olabilirmiş.

Yıkıldım.

Saatlerim günlerim geçti.

Raporu alabilmek için kurula girmeden önce bu testin sonucuna ihtiyaç var. O sonuç iki haftada çıkarmış. Fekat bayram giriyormuş araya. EEEEE??

E’si Ekimde bi randevum daha var.

———————————————————————–

Bak kardeşim. Benim elimde teşhis var mı? Var. Veren de uzman doktor mu? Uzman doktor. Ver geçici rapor, ön rapor.. Ertesi gün dersler başlasın çocuk ilerlesin. Kurul Raporu için de bir yandan uğraşsın anası babası.

Üç ay içinde kurul raporunu teslim etmezse şu kadar dersin parasını ödesin ilgili kişi. NİYE BEKLİYORUM BEN??????????????

Kim özel eğitim merkezinden beleş ders alma meraklısı olabilir ki?

Prosedür çoooook uzun kardeşler. Çok.

Sinirlendim.

Ha, bu var ya, sulu nimetmiş. Başka yerde her test başka hastanede her muayene bambaşka bir hastanede sonuçlar ebesinin polikliniğinde diyorlar. sinirliyim hala.

 

 

9 Yorum

Filed under aile, çocuk, disleksi, saçmasapanlıklar, saglik, soruyorum