Category Archives: iştahlı işler

Bunu yiyen ölmez! – Fırında ev yoğurdu nasıl yapılır?-

Yoğurt Türklerin icadıdır ve kefir gibi, insanın ömrünü uzattığı da bir gerçektir..  Her yoğurt bir başka yoğurttan mayalanmak zorunda olduğundan, bu iş biraz kafa karıştırıcı aslında. En ilk yoğurt nasıl bulundu onu kimse tahmin edemiyor..

*-*

Ben küçükken bir komşumuz vardı. İştahı da yerindeydi.. Bir defasında ufak bir satıl yoğurdun başına oturmuş, kaşığı almış eline, “bunu yiyen ölmez, bunu yiyen ölmez” diye diye bitirmiş hepsini..

Allah rahmet eylesin öldü gitti yazık, ama yoğurtsever bir insandı. Ben iki haftadır yoğurt yapıyorum da, aklıma geldi şimdi.. Rahmet istedi demek ki..

Annem de anneannem de evde yoğurt mayalarlardı. Süt ılıtılır filan, tencereye mayalanır, ağzı kapanır, battaniyelerle filan kaloriferin dibine yuva yapılır ki bütün gece ılık kalsın. Bazen tutmazdı.. :)) Olur öyle..

Biz Y kuşağı burun kıvırdık, marketlerde boy boy renk renk yoort varken, evde yoğurt mu yapılırmış? Hele ki taze anneler yogurt makineleri aldılar, bir heves ya yaptılar ya yapmadılar bir iki, sonra hop market yoordu. Hem kıvamlı hem lezzetli.. Kekâ.

Uzatmayalım, sütten de yoğurttan da sıtkımız sıyrıldı, eski usule döndük biz. Artık nereye tükürdüysek bulup yalayacağız el-mecbur..

*-*

Neyse, olay şöyle. Eve UHT süt almayı bıraktık. Günlük pastörize süt ya da günlük çiftlik sütü alıyoruz.

Çiftlik sütünü de bir güzel kaynatıp içiyoruz. 3 litrelik pet damacanalarda geliyor, ağzı sıkı kapalı ve soğutmalı kamyonetle ulaştırılıyor.

Bir miktar içiyoruz, bir miktarı da kalıyor. İlk partiden sütlaç yaptım, başarılı olmadı. (tarifi yenileyeceğim) Sonra da bizzat sütçümüzün getirdiği hediye maya ile yoğurt yaptım. Tescilli tembel olduğumdan her işin kolayına kaçarım. Bu konuda da öyle oldu, bundan kolay yapan varsa alnını da karışlarım..  Evde en en en kolay şekilde yoğurt şöyle yapılıyor:

Görsel

Sipariş

Görsel

Teslimat (3 Lt 10 TL)

Görsel

Kaynatılmış süt

 Görsel

Kaymak

Görsel

Süt, yoğurt mayalanacak kaplara süzülür, kaymak kalıntısından arındırılır.

 (tencereye alırken de bir tur süzüldü yabancı madde ihtimaline karşı)

Görsel

Fırına dayanıklı kaplara bölüştürülen süt


Görsel

Fırın ve içindekiler 80 derece civarına ısıtılmaktalar. Sütün 50 derecede yoğurt mayasıyla katılması gerekecek.

Bunu da fırının termostatıyla belirliyorum.

Süte parmak daldırmıyorum.

Görsel

Bir önceki yoğurt. Bu sefer biraz sulu oldu. :(

GörselGörsel

Kritik nokta: MAYA!

1 kilo süte bir çorba kaşığı yoğurt. Bir çay kaşığı bal. (ben biraz fazla ballamış olabilirim, tatlı seviyorum yoğurdu)

Görsel

Bir kepçe sütle pürüssüz bir hale gelene kadar çırpılır. (hep aynı yöne doğru! bunu unutmayın)

Sonra, lap diye sütün ortasına atılmaz, kenardan sızdırarak süte tanıştırılır maya. Bilahare eni konu çırpıcı yardımı ile kaynaştırılır.

Görsel

(çırpıcım)

Görsel

Fırın 50 derece ve 4 saat süreyle ayarlanır. Sütler yoğurt olur.

Fırında ılıyana kadar kalır, oda sıcaklığına gelince kapakları kapatılır (ılıkken kapamayın, yoğuşup sulanıyor)

buzdolabında da 6-12 saat bekler. Ne kadar beklerse o kadar (eski tabirle) “kerpiç gibi” kıvamlı olur.

İlk servisten önce, iki kaşık yoğurt kapaklı bir kaba ayrılır, buzdolabının en soğuk yerinde bir sonraki yoğurdu mayalamak üzere bekletilir.

*-*

Rivayet o ki, bir maya beş kere çevrime girdiğinde kendisini saflaştırabilirmiş. Yani en esas ilk maya haline geliyor, köy yoğurdu denebilecek en katkısız hale ulaşıyormuş. Torununun torununu gören cennete gider derler ya, onun gibi. Benim bu fotoğrafta görülen yoğurdum 4. oluyor. Bir sonraki yoğurttan çalacağım maya, mükemmel olacak bu durumda..

*-*

Şu anda, en pratik şekilde süzmenin yolunu arıyorum. Tülbentsiz, kullan-at ya da makineye-at kolaylığında bir şey olsa.. Kahve filtresi işe yaramadı..

Brain storming’e devam.. Ya Tutarsa??

51 Yorum

Filed under alışveriş işleri, icatlar, iştahlı işler, kültür, severim paylasirim

Pilav iken yiyin….

Rahmetli babam anlatırdı..

Bir gün adamın biri bir restoranın önünden geçiyormuş.. Kapıda da garson çığırtkanlık yapıyormuş: (pilav iken yiyiin. Pilav iken yiyiiin)

Adam merak edip sormuş :Hemşerim ne diyorsun sen??

“Bak beyim” demiş garson. ” Bugün Pazartesi, ustamız çok güzel tereyağlı pilav yaptı. Bugün yedin, yedin. Yenmezse kalan pilavdan Salı günü dolma yapar.

Bitti mi? Bitmez artarsa, dolmadan kalanı Kadınbudu köfte olarak Çarşamba günü menüye koyarız. O da mı bitmedi, Perşembe günü Yayla Çorbası olarak gelir önüne.. Cumayı hiç sorma… Benden günah gitsin diye bağırıyorum ben de (Pilav İken Yiyiiin) diye.. ”

 

 

1 Yorum

Filed under ben yazdım, iştahlı işler, severim paylasirim

Normali bana düşmez zati..

Anlatmam lazım, çatlayacağım..

Kardeşim kapıya inek sütü getiren bir çiftlik bulmuş. Pek bilir bu işleri. Bana da önerdi, bir süredir organik, morganik diyoruz, UHT süt almamaya gayret ediyoruz, taze sağılıp soğutuculu araçla servis edilen sütü beğendim.

Bir aydır bana da haftada bir-iki süt geliyor. Kaynatıp kaymak elde ediyorum. İki kere yoğurt (çok başarılı) bir kere de sütlaç (berbattı) yaptım.

Kalanı lık lık içiliyor. Herkes memnun.

Lakin getiren abi biraz leyla.

Salı getir diyorum, Çarşamba geliyor. Cuma gelsin diyorum hiç gelmiyor. Bu sefer de öyle oldu, Cuma günü abiden ses çıkmadı, akşamüzeri aradı:

“yarın getirsem olur mu?”

e, olur niye olmasın? ama akşamüzeri getir, cumartesi günü kaçta evde olurum belli olmaz…

“tamam” tamam.

—–

Cumartesi öğle vakti, görümcemgildeyiz.

(Görümcemin teyzesi ve üç de kızı orada.  4 kızın araları birer yaş, birlikte büyümüşler.. Her biri 10-15 santim uzun benden ve herhangi ikisini toplasan benim kütleme ulaşmaz. Saçlar bellerde, 45- 50 yaş arası olup 30-35 gösteren 4 Barbi hayal edin, birinin 20’lik kızı da orada, toplam 5 barbi. Teyzem de fena değildir, eh kayınvalidem de güzelliğiyle nam salmış vaktiyle, hala yaşını göstermez.. Bir de ben..  Miss Piggy. Her neyse..  )

büttün görümcelerimle beraber kahve içerkene telefon: “Ben Ali, geldim evde yoksunuz”

– e evet, yokuz dedik. akşamüzeri diye anlaştık?!?

– e anneme gideceğim, şimdi getirdim. bir komşunuza bırakayım, parasını sonra alırım

-tamam ben komşumu arayayım, evdeyse ona bırakırsınız, sizi hemen arayacağım.

************

– alo Nilüfer hanım merhaba,

– …

– sesiniz az geliyor

– Merhaba İpek hanım

– bize süt gelmiş de (bik bik bik detay) müsaitseniz size bıraksın mı? Ben gelene kadar balkona filan koysanız olur.

– olur olur, yalnız biz de hazırlanıyoruz, babaannemi kaybettik, 8’deki uçağa yetişeceğiz.

– AAAA başınız sağolsun, bir de bununla uğraşmayın boşverin. Ben adama söylerim pazartesi getirsin.

– yok olur mu oyle sey getirsin, ben çıkmamıza yakın kapının kenarına koyarım,buradan alırsınız

– (olurdu olmazdı epeyce küşümlendikten, taziye verdikten ve gerekli organizasyonları öğrendikten sonra ) peki tamam, sağolun,

************

-alo Ali bey.

– ben sizin sütü oniki numaraya biraktım

– ne? nasıl? oniki numara kim ben tanımıyorum ki? niye oraya bıraktınız????

– valla komşunuz işte, bıraktım. Dolaba koyacak

– of Ali bey, peki teşekkürler

************

– İpek kahven soğudu

– Tamam bacım şimdi geliyorum, işler karıştı

– Mutfakta yerde oturma geç küçük odadan konuş

– yok yok iyi böyle.. geliyorum şimdi.  kusura bakmayın

************

– alo Nilüfer hanım,sütçü 12 numaraya bırakmış, oradan alacağız, gerek kalmadı

– aa hiç olur mu? Levent koş 12  numaraya bırakmışlar git al gel.

– Aman Levent beye de zahmet olacak, kalsın 12  numarada ben alırım gelince…

– yok,tamam indi Levent. Siz tasalanmayın

– (oyy bu kadar işinin arasında kadına çıkardığım eziyete bak küşümü artık dorukta) peki sağolun

——————————————————-

Öğleden sonra dört. Nilüfer hanımın kapısını çaldım, çocuk açtı. “ya sizin sütünüz varmış. biz onu TÜP anladık, babam tüp alacağım diye gitti komşuya.. süt çıktı”

– TÜP?!?!?!?  yaa evet, olur öyle yanlış anlaşıldı herhalde, neyse başınız sağolsun, konuşuruz sonra..

Özet: Önce “yaran yanlış anlaşılmalar” sonra “süt kısmetse dokuz urgan engel olamaz” gibi iki özet düşündüm ama yok özet mözet. Bu kadar.

ayyhhh amma süt macerası be!

4 Yorum

Filed under alışveriş işleri, iştahlı işler, severim paylasirim

Elden ele.. Nerden nere :))

Olayı anlatmadan evvel, büyükbabamın, eniştesiyle kavga etmesine sebep olan olayı anlatayım, gülmeye şimdiden başlayın…

1950’ler… Kış günü, havalar soğuk, evde geceleri tek eğlence akraba ziyaretleri. Büyük halalar, bizimkilere oturmaya geliyorlar. Büyükbabam askerlik anısını anlatıyor… 

Güya büyükbabamın askerliğini yaptığı yere yüksek rütbeli önemli bir kişi teftişe gelmiş. Teftişi beğenmemiş, “biz size şu kadar ödenek çıkardık, şu şu şu işler niye olmadı/kötü oldu” diye sormuş başçavuşa.. Başçavuş hemen “arzedeyim komutanım, bakınız şöyle” diyerek, sırada hazırolda bekleyen askerlerine dönmüş, en baştakine yerden bir topak çamur almış vermiş, “elden ele yanındakine ilet” demiş.. Sıranın sonundaki askere geldiğinde o bir kiloluk çamur kütlesi bilya kadar kalmış.. Sıradaki herkesin eline biraz bulaşmış çünkü… 

Ertesi hafta da büyükbabamlar akşam oturmasına bacısıgile gitmişler. Laf lafı açmış.. Enişte kişisi, “bak abi sana askerde başımdan geçen olayı anlatayım” diye başlayıp AYNI hikayeyi anlatmasın mı? Ama bir farkla, bu sefer başçavuş yerden çamur almıyormuş, mutfaktan hamur getirtiyormuş.

Büyükbabam öfkelenmiş.. “birincisi o hikaye benim askerde başımdan geçti, ikincisi daha geçen hafta anlattığım hikayeyi bana mı satıyorsun, üçüncüsü de o hamur değil çamurdu” demiş. Bunlar hamur idi-çamur idi epeyce laf dalaşına girmişler o günden sonra.. :)))  

Bir süre daha sonra büyük halayla bizim aile arasındaki bir miras meselesi yüzünden tartışma çıkıp/küsülüp hiç görüşmediklerinden onlardan kimseyi tanımıyorum. Büyükbabam ben 7 yaşındayken vefat ettiğinden olayı üçüncü, dördüncü ağızdan dinlediğim gibi aktarmaktayım, vebali söyleyenin boynuna artık)

*-*-*-*

Ailede zeka ortalaması maşallah yüksek. Ama CMYLMZ’ın da gayet güzel ifade ettiği gibi, iq da tansiyon gibidir, yükseği tehlikeli oluyor…

Bir kuzenim var. Yemeğe çağırırsın, yolda gelirken kır pidesi görmüştür, dört tane yer tok gelir, hazırlanmış onca yemekten tadamaz bile. YEMEĞE gelmekte olduğunu unutmuştur. Üstün zeka zor bir şey gerçekten..  Bu yakınlarda bambaşka bir macera oldu, soralım bakalım siz olsanız ne yaparsınız….
İki kuzenim geçen yıl farklı şehirlerde restoran işletmeciliğine geçti. Güzel oldu.

“Hayırlı olsun” hediyesi olarak birine web sitesi açıp alan adı filan hediye ettim, çok makbule geçti. Diğeri de açılışını yaptığı gün ailece yemeğe gittik ; tabii ki bizden hesap almadı. Ona da iki tane çelenk gönderteceğimize o çelenklerin parasını bahşiş olarak bıraktık. Kuzenim restoran açtı diye niye çiçekçi para kazansın? Üzerine bir metre kurdeleye adım yazılıp dükkanın önünde dikilecek de ne olacak? Kaldırıp çöpe atacaklar ertesi gün… Yazık yüklü de para tutuyor iki tane çelenk.. O açılışta garson, komi, bulaşıkçı sevinmelidir bence. Zaten çiçek işine komple kılım ya.. Hiç girmeyeyim o lafa..

Yine bir yakınım, biz ona temsilen A diyelim… Eşinden dinlediğime göre, yukarda zikrettiğim restoranlardan birini ziyaret ediyor. İşletmecisi olan kuzen hemen ürünlerden bir paket hazırlattırıp “aman bizimkilere ilet, sana zahmet” diyerekten bunun yanına verip gönderiyor. Para ödeme uğraşısına giren A, kuzenimce reddediliyor doğal olarak.. (Böyle durumlarda usulen bahşiş bırakırsın ama yemeği ödemeyi teklifinde ısrar etmezsin. İnsan akrabasından da para alacaksa, hele ki bir hediye için…) Fakat A işi abartıp kasadaki personele gidiyor, uygun bir miktar nakit koyup uzaklaşıyor. Böylece “parasını ödedim, mal benim” diyerek, pakettekileri arkadaşlarıyla yiyor, bize paketin sadece lafı ulaşıyor. O da tamamen tesadüfen duydum yani.

Durum bu.

Şimdi, A emanete hıyanet etmiş midir?

Kuzen, durumu bilmediğinden sonraki günlerde “koca paket yolladık, insan bir arar da teşekkür eder, bizimkiler de iyice saçmaladı” diye düşünüp üzülür mü?

Yemediğim hatta bir ihtimal hiç haberim olmayacak olan bir şeye teşekkür etmeli miyimdir?

Ben bunu zamanında duymamış olsam, iki aile arasında yıllarca sürecek küslük gelişecek midir??

Cevaplar sırasıyla “evet”

A da neticede akrabam, afiyet şeker olsun, hiç önemli değil..

Paket içeriği de bir Alex değil, bu konuyu dile getirdiğime değmez..

Kuzen, iyiliğe karşı kemlik gördüğünden, masum, teşekkürü hak ediyor.

Aradım, bu komediyi anlattım. Beraberce güldük.
Komik ama, kabul edin.. Şahane bir ailem var canım…

1 Yorum

Filed under iştahlı işler, kültür, soruyorum

En basit mantı. 1saat,2 porsiyon

Ipekag mutfaktan bildiriyor:
Hazir manti alirim genelde, sagolsun ailemize manti servisi veren bir hanim var, siparis veririz, yapar, buzluga atariz.. Kisi basi 150 gram seklinde bir de olcum var, hic sasmaz.
Ama buguuun, hepberaber evdeyiz madem…
On yasindaki kizimla manti actik, manti buktuk…
Yillardir ilk defa yapiyorum ama unutmamisim. Kizimin ilk seferi.. Acemilik yavaslatti bizi. Yarim saatte de yapilir aslinda…
Bir bardak un, bir yumurta, biraz tuz, biraz suyla az yapiskan bir hamur yaptim. Un az geldi, biraz daha koydum.. Olcu yok o anda. El yordami.. Oyun hamuru sertliginde, kivaminda olacak.
Unlu masada actim. Icine rondolanmis ortaboy sogan, 200 gram kadar kiyma,(*) tuz, biber karisimindan koyduk, büktük..

wpid-2013-01-17-14.40.07.jpg

Anca iki kisiye yeter bu… Iki bardak un, bir yumurta seklinde bir hamur deneyecegim bir sonraki sefere..

(*) Aslinda ikiyuz gram kiymayla yola ciktim.. 3/4 artti, kofte oldu onlar… Elli gram kiyma pekala yetermis!

Not: yogurt sevmiyoruz biz, bunu makarna gibi haslıyoruz, tabaga alip domatesli sos koyuyoruz uzerine..

2 Yorum

Filed under iştahlı işler

Kültür mantarı nasıl ayıklanır?

Marketten alinan paket mantar nasıl ayıklanır?

image

Bu bir mantar

image

Bu mantarın sapı. Hafifçe çekerek çıkartın.Bu yenmez.

image

Bu da mantarı soyma şekli. Dış zarını iç kenardan tutup nazikçe çekerek soyun. Mantar at gübresinde ya da suni gübrede büyütülür.

Yıkamanız yetmez adam gibi soymanız gerekir.

Mantarın son hali:

 image

Yıkayıp içlerini tuz-biberleyin, rende kaşar doldurup fırın kabına dizin. kaşar eriyene kadar fırında pişirin. suyuna ekmek banılır.

veya münasip şekilde kesin, doğrayın, elinizle parçalasanız da olur, et soteye çok yakışır. (deli gibi su salar, az suda ya da susuz pişirin)

19 Yorum

Filed under alışveriş işleri, iştahlı işler, severim paylasirim

Kiş (quiche) gibi birşey.

Bugun, gecenlerde Hom tivi’de gordugum bir tarifi uyarladım.

image

Temizlenip yıkanmış mantar

image

Haşlanıp sıkılmış ıspanak

image

Dondurucudan çıkan eski, kalmış kahvaltılık peynirlerin rendelenmiş ve saklanmış hali.

image

Tepsiye kat kat yayılmış malzeme

image

Milföy

image

Malzemenin üzeri kapandı, çizikler atıldı, yumurta sarısı sürüldü. Silikon yumurta fırçamın kayıp olduğu ortaya çıktı.

image

Bu da 180 derecede bir saat piştikten sonraki hali. Mantar çok su saldı :( onun dışında… muhteşem

orijinal tarif

ve foto

7 Yorum

Filed under iştahlı işler, severim paylasirim

En kolay ve en sevimli Cheesecake

Yillar yillar once, o guneydoğu şehrinde/Bir kız misafirdi, ismi Rose Ann.. (rahmetli babam pek severdi Annabel Lee‘yi.. Uyarlayıverdim)

Hayatımda ilk defa Cheese cake’i Rose Ann’den duymuştum.. İlk çiizkekimi yemem, on yıl sonrasına rastlar. Ve ilk çiizkekimi, yirmi küsur yıl sonra, geçen hafta yaptım.. Nerdeeen nereye…

image

Bisküviler ezildi..

image

Muffin kalıbına dizildi..

image

Yendi, bitti pek güzel oldu…

tavsiye ederim, tarifimiz elbette Cafe Fernando‘dan alınma… ve kendi koşullarıma uyarlama.. Yaratıcılık on. Kopya on.. :))

Üstadın yaptıklarının yanında esamisi okunmaz elbette, ama iyi ki var kendisi…

4 Yorum

Filed under iştahlı işler, severim paylasirim

Görmemiş görmüş, gülmeden ölmüş… (AFS-i-)

Ben Anadolu Lisesi mezunuyum. Her okulda var mıdır bilmiyorum ama bizim okulda AFS diye bir şey vardı. Sınavına girersin, kazanırsan bir yıl Amerikada okursun.. Ve her yıl da AFS ile gelen çeşitli yaşlarda misafir öğrenciler olurdu. Büyük bir kısmı zaten bizim öğrencilerin misafiriydi, beraber gider gelirlerdi okula.. Evin bir çocuğu olur, “anne-baba” der, çok güzel ve uzun süren dostluklar hatta daha sonra da görüşmeler olurdu..

Hem misafir alanlar için hem de misafir gidenler için çok eğitici bir deneyimdi. Yakınlarda bir ara ben de bir AFS öğrencisi almak istiyorum..

Her ne ise, bu yazımda sizlere, bir haftalığına aileme misafir olan Rose Ann’den bahsetmek istiyorum. Bildiğin uzun boylu , sarı kıvırcık saçlı Teksaslı bir lise öğrencisi. hayatının bir dönemi bize misafir oldu. ne bizim ne kendisinin isteği. tamamen rastlantısal bir biçimde gelişen olaylar.. neyse, en kötüsü de, ben henüz hazırlıktayım, past tense, perfect tense, past perfect continuous tense biliyorum lakin ingilizce konuşamıyorum….

ne azaplı günlerdi, bir şekilde herkes ikimizi bir araya getirip “şunu sor” “bunu da sor” şeklinde bana yükleniyor… kan ter ve tarzanca içinde ben anlatmaya çalışıyorum, kızcağız anlamak için dört kulak oluyor bu bacak kadar çocuğun derme çatma cümlelerini… sonra taramalı tüfek gibi aksanlı amerikancasıyla bastırıyor cevaplarını… anaaaammmssss. “ne dedi??? NE DEDİ???” o kadar anadolu lisesine gidiyorsun, rezil olmak var… hadi bi daha uğraşıyorum didiniyorum… bir süre sonra ikimiz de bezdik. ben “bilmiyorum” deyip çıkmaya başladım o da uzun monologlar yapmamaya başladı.. birbirimizin halinden anlıyoruz lakin kimse bizim halimizi anlamıyor… çok acil durumlarda karşılıklı birer sözlük açıp dert anlatmanın dışında, iyice sağır-dilsiz muhabbeti etmeye döndürdük işi. bizimkiler de üç beş ingilizce kelime kaptılar, gelip gidip kullanıyorlar. annem hala “ha” deyince “mosquito” diyebilir size..

Otuz yıl önceden bahsediyorum size, renkli tv yeni gelmiş Türkiye’ye, yayın tek kanal. o da tam gün bile değil. Kız patlıyor sıkıntıdan. Taş devrine düşmüş gibi… Bütün kadınların evde olmasını aklı almıyor, niye çalışmıyor bunlar diyor, kadınlar dehşete düşüyorlar..

Sıcağın ortası, gez dolaş da yok.. Şort giyiyor evde elin teksaslısı, anam Antep gibi yerde şort ne demek??? of ki of..

yatağı yapıyor lakin yorganın üzerine çıkıp oturuyor annem çok kızıyor, anlatamıyoruz yorgana oturulmayacağını. yani anlıyor ama gerekçeyi anlamıyor.. bunalıyor ki o biçim…

Yine bir gün sülale toplandı, kızı ortaya aldılar beni de baş köşeye oturttular.. çay may da ikram edildi önüme, o kadar mühim pozisyonum var… kızın anlattıklarını halk diline çevireceğim, kıza da sorulanları ileteceğim. Ödüllü simultane tercüman kariyerim o gün başladı..

Hayır amerikanya gündelik hayatına hiç vakıf da değiliz “annen ne iş yapar, baban ne iş yapar, kaç kardeşsiniz” den sonra soracak şey de bitti. Biri tuttu “böyle sıcak orda da olur mu?” dedi, kız “yes” dedi. bunu herkes anladı ve genel havada bir ısınma oldu hemen..

“bu sıcakta ne yaparsınız?” sorusuna da “ice tea” dedi.. “ney?” dedik.. Antepte çay acaip içilir, hatta kaçak çay içilir. Ama herkes sıcak içer, hatta kaynar içerler, soğuk çay terbiyesiz bir şeydir, buzlu çay iyicene şok!!…

kız eni konu tarif etti, kalktı gitti mutfağa allem kallem şunu bunu kurcaladı, demlikten çay döktü buz attı bilmem ne.. sürahiye koydu geldi.. herkes bir fırt aldı bardağına. ayıp olmasın diye de içtiler ama yüzler nassıl buruştu anlatamam.. Çay harareti keser, buzlu çay daha da iyidir, ama o gün hayatımızın ilk ve bazılarının son buzlu çayı içildi ve sevilmedi. Biraz şeker atsaydık? Yok dedi kız. Yekten içilecek.. Allah Allaaah. içilir gibi değil. Bu amerikalıların kafası da hiç çalışmıyordu. Mis gibi sıcacık çay varken bu içilir miydi?? Kant içerim daha iyiydi… Hep beraber ülkemizin herbirşeyinin benzersiz olduğuna karar verip sevindik..

Sonra biri çıktı “peki yanına ne yersiniz?” demesin mi…kız da tutup “cheese cake” diye bir şey yumurtlamasın mı? amma güldük be.. olamaz böyle şey. keke, peynir?? bizi kafalar gibi bir hali de yoktu, ciddi ciddi anlattı biraz. kimseler yutmadı. “daha neler?” dedik. tekrar sorduk “bildiğimiz peynir mi? hani kahvaltıda çıkarıyoruz ya sofraya?” “tatlı olur kız kek, sen yanlış anlamış olmayasın?” kız biraz daha bıdırdandı.. tam olarak öyle bir peynir değilmiş, yumuşak bir peynirmiş, keke de pek şeker konmazmış ve çiizkek çok güzel olurmuş.. tüm gözlerde bir “oha” bakışı, “bunlar zati domuz yiyorlar, keke de peynir atarlar bacım, ağızlarının tadını bilmez bunlar” muhabbeti.. Kız çok bozuldu. İki gün sonra da karşılıklı şükrederek kendisini esas misafir edecek olan ailesinin yanına uğurladık.

Şimdi fena globalleştik.. Deli gibi aystii içiyor ve kendim çiizkek yapıyorum. Bizim yerel kültürümüzü sen gidince nasıl anlattın bilmiyorum ama senin kültürün bize o gün çok garip gelmişti..

Bugün onların Şükran günleri; sağsa işin rast gelsin, öldüysen toprağın bol olsun Rose Ann Black, sen kusurumuza bakma..

5 Yorum

Filed under gezen güzel olur, insan olmak, iştahlı işler, kültür, severim paylasirim

Delikteki Kurbaga ( V for Vendetta)

Ailemin bir donem kahvaltilarina damgasini vuran film Kramer Kramer’e Karsi idi.
Bizim tarafin “Yumurtali Ekmek” dediği, kocamgilin (!) “Dilim Batirma” olarak adlandırdığı Fransiz Tostu/French Toast hayatımıza bu filmle girdi.
Yakın zamanda izlediğim Vi ise, (dear Mr. Fry, in fact) o gun bu gündür kahvalti menümüze eklenen bir yıldız verdi bize.
Pratik ve degisik kahvalti arayana, istahsiz cocuklara..
Delikteki Kurbaga.

image

image

image

image

image

image

Acelem var bu sabah, ustunu de çevirip pişirdim…tipi daha guzel aslinda. Kizim da seviyor, kahvaltıya yeni fikir, yeni tat..
Trick: ekmeğin bir tarafını kızart, döndur, yumurtayı yavaşça akıt ki ekmeğin altından çekip gitmesin…
Gicik: filmi izlemeden bu bloga girilir mi? Kos git izle bu aksam. Ama dublajli izle. Orijinalinden on kat daha zevkli Turkce dublaj.
Muck: bir V maskesi almalı.

4 Yorum

Filed under çocuk, filmler, iştahlı işler, severim paylasirim