Category Archives: internet

Meclis-i İnsan / Akıl akıldan üstündür

Orijinali Meclis-i Mebusan yani mebuslar meclisi. Mebus=gonderilen anlamında.

Kanun yapıcı.

Yasama-Yürütme-Yargı esaslarından ilki meclisin görevidir.

Yasa yapabilmek için partilere ve seçimlere ihtiyacımız yok. Bu kadar tantana tamamen boş. Herhangi bir konuda kanun yapmak için wikipedi/forum/sözlük/online dilekçe servisi anlamında (petition) sistemini niye kullanmıyoruz?  Bu konuda enteresan ve yararlı fikirleri olan insanlar bunu ortaya koysa ve çoğunluk tarafından doğru bulunursa yasalaşsa en mantıklısı olmaz mı?

Fikir sunmak için hiç bir limit yok. 3 yaş ve üzeri herkes fikrini beyan edebilmeli. Tam bir özgürlük.

Fikir tartışmak için ufak bir yeterlilik düzeyi olmalı. Lise mezunu mesela. Konunun ilgilisi ve bilgilisi olma sertifikası mesela.. Adam gibi tartışmadan bahsediyorum. Artıları eksileri gerekçeleri ile konuşulacak; “o öyle olmaz mal mısın?” diye değil. Belki de en önemli fikir özürlü birinden gelecek, ilgili yerlere ulaşamayacak durumda yatalak olan biri belki de dünya tarihini değiştirebilecek ehemmiyette bir fikir sunacak..

Fikri kanunlaştırabilmek için biraz daha yüksek düzey bilgi şart koşulmalı. Hukuk ve uluslararası ilişkiler alanlarına hakim olmak, ilgili konuda bir üniversite doktorası sahibi olmak gibi.

Cep telefonları üzerine açılmış binlerce sayfa forum var ve insanlar kendi telefonlarını ilgilendiren konu oldu mu girip oralara bakıyorlar. Güncelleme geldi mi, dil desteği var mı, kaç ge? her konu internette çözülüp bağlanırken çok daha önemli olan hayatımız hakkında niye birkaç yüz tanımadığımız adamın kravat takıp kafalarına göre kanunlar yazıp bozmasına izin veriyoruz??

 

Bunu denemek mümkün. Muhtarlık seviyesinde/Belediye seviyesinde de olsa buna başlamamız şart. Halk kendi kararlarını kendisi vermeli.

Yorum bırakın

Filed under internet, soruyorum

Mehmet İhsan Dolgun

Bugün gelen bir maille çok ilginç birini tanımış oldum. Sim Memet Gittigidiyor‘da ürün satan en yaşlı kişi. 90 yaşında!

Emin olun  böyle birini hiç tanımadınız..

 

 

Kitabını aldım hemen, heyecanla anılarını okumayı bekliyorum. Mehmet usta, model insan bence ve atölyesi müzeleştirilmeli..

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, icatlar, insan olmak, internet, kültür, severim paylasirim

Baston Kilit Prensibi

Ben gençken babamın arabasında direksiyon kilidi vardı. Baston kilit de derler, şöyle bir şeydir :

bastons

takılınca da şöyle bir şeydir..

baston

Park eder sonra da şemsiye sapı gibi olan kancayı frene takarsın. Direksiyona da U gibi olan kısmı takar ikisini kilitler, anahtarı çekersin.

Bu bir hırsızın senin arabanı çalmasına KESİNLİKLE engel değildir. Biraz daha uğraşır sadece. Ama elbette açar ve çalar arabayı. İş ne kadar uzarsa da yakalanma riski artar. Bunu takmanın ve kıpkırmızı tepesinin anlamı; hırsıza “uğraştırıcı=bir sonrakine geçeyim” fikrini vermektir. Top sizden atlar, nerde patlarsa patlar.

Bütün profesyonel suçlular gözlemcidir. Avını inceler, kolay lokma ararlar.

Buradan sonrasını yazmayacağım, arif olan anlar.

Selamlar.

 

 

1 Yorum

Filed under aile, çocuk, güvenli hayat, instagram, internet

Anlayana…

#Kinsan’ların sloganı. Herhangi deriiin(!) manalı bir fotoğrafın altına iliştirilen depderiiin bir kelime.

Çog anlamlı. Çünkü derin. E çünkü öyle herkeş anlayabilemez. Ama ben anladım. tabiyki o benim ileri anlayışlılığım. ama sen anlayabilir misiniz bilmiyorum belli değil o. seviye yok sende. bende var. ben anladım. bir defada.  şıp diye anlarım hatta. 

“anlayana” yazayım da okuyanlar hayran olsun. vay anam babam, nassıl da anlamış niyçin ben anlayamıyorum. been anlayabilsem beynim yanar demek ki.. desinler. yanar tabi. beyin bu. benimki süper. anlıyorum ben. anladım hatta. öküz yok karşında. yok ama, işte, anlayana..

———————————————————-

çok değerli bir arkadaşımdan öğrendiğim atasözü: “akla nazar ermezmiş, herkes kendininkini beğendiğinden” (@hopelovefun)

Yorum bırakın

Filed under instagram, internet, saçmasapanlıklar

Bloggercikler

İnternette 1997’den beri varım, bebekliğini bilirim yani. Çevirmeli ağ, modem sesi, mirc, asl, icq, yahoo gruplar, aklınıza ne gelirse hepsini yaşadım.

Ülkenin ilk bloggerlerinden biriyim, samimi söylüyorum internete erişim bu kadar yaygın değilken daha bir bilinçli kesim online idi.

Şimdi her telefon sahibi bir yandan fotoğraf sanatçısı bir yandan da mikro blogger (bilogger) olduğundan benim içim şişiyor.

Kadınların eğitim ve iş hayatına atılmaları lazım. Bu atılganlık olan atılmak değil atmak kökünden at-ılmak. Birileri itip bu kadınları işe filan atsın. Bu kadar boş vakitte ve bu kadar internete erişim kolaylığında “ulan bilgi çağındayız, dünyanın her yerinden her şeyi görüp öğrenme fırsatı açıldı önüme  iki lokma bir şey alayım” değil “oha herkes bana baksın, onu da koyayım bunu da göstereyim, veri kirliliği yaratayım, saçmasapan şeyleri paylaşayım, bana ilgi gösterin hüop” kafasında yaşamaya başladılar.

İnterneti bir aile fotoğrafı albümü olarak kullanmaları bence çok da dert değil. Kendi sayfasıdır, duvarıdır. Sümüklü sıradan çocuğunu; değersiz, çin malı, birbirinden ucuz, her milyoncuda satılan fincanını tabağını sergiler; duvarında bir tek tablo, sehpa üzerinde bir tek kitap dergi olamayan vasat evinin fotoğraflarını yayınlar da yayınlar. Oraya kadar tamam.

O kadarla da kalmayıp gayet mühim olduğunu düşündükleri lüzumsuz fikirlerini saçmaya da çok teşneler. İşte orada büyük bir terslik var. SANA NE? cevabını alınca “ama ben fikrimi söyledim, saygı duyacaksın” diyorlar. FİKRİNİ SORAN KİM?

Sen kimsin? Yetkin, bilgin, diploman nedir? Sıfır bir insan, eline internet geçince alim oluyor başımıza. Ağzının payını alınca da zırlıyor.

Bunların en nefisi, instagramdaki sabun sayfama özelden yazan “biloggerler”. Hamfendi sağdan soldan arakladığı fotoğraflarla kozmitik biloggeri, yaşam goçu, piskolog, kanaat önderi oluyor. Bir şekilde takipçi kazanıp/satın alıp sonra da postu serip çalışmadan geçinmeye başlıyor.

Yüzde kırkı kopyala yapıştır bir mesajla başlıyor iletişime. “Zottirik’le yaza merhaba blogger toplantıma ürün sponsoru olmanızı rica ederim” tarzı bir mesaj. Manası  şu: Bana bedava sabun gönder, gelen beleşçilere ne kadar çok mal sağlayabilirsem o kadar büyük bilogger oluyorum, üstelik bu “etkinliği” yayınladıkça takipçiler bütün bu avanta ürünlere konmama ağızları sulanarak bakacaklar, sen reklam zannedeceksin ama aslında benim havam olacak.Oh ne iyi ne popi”

Salak yerine konmak. Hiç sevmem.

Belli bir kaç firma pr olsun diye bir bütçe ayırmış birşeyler yolluyor. Onlar yolladıkça çingene-bilogger dilenmesi katlanarak artıyor, “bana da yollaaa” diye firmanın kapısını aşındırıyorlar, adamlar bıkıp yollamayınca “takipçilerime bildireceğim sizi kötüleyeceğim, batıracağım sizi” şeklinde ucuz tehditlere gidiyorlar.

Gelen ürünler ne oluyor?

Bu etkinliğe doluşan on tane adı sanı belli olmayan bilogger çanta dolusu malı eve taşıyor, kafasına göre üç beş tanesini ve etkinlikte ne giyip ne makyaj yaptığını yayınlayıp “Sevgili Zottirik beni de çağırmış. Bunu da filan firma sponsordu o verdi bize, zaten çok severim, iyi ki var, oğluma adını koysam yeridir, şahane bir ürün Allahım bundan önce ne boktan şeyler kullanmışım nihayet ben de bu ürünün kullanıcıları arasındayım herkese tavsiye ederim” yazıp bir sonraki etkinlik için sıra beklerken elindeki bu ıvır zıvırı ya atıyor ya da yedek bir hesaptan satışa koyuyor.

Diğer bir yüzde kırk, takipçi sayısına güvenip rastgele bir hashtagı takip ederek herkese “Ürünlerinizi deneyimleyip sizi takipçilerime tanıtmak istiyorum, bana ürün yolla” şeklinde mesajlar atıyor. Bu ürünün ne olduğunu bile bilmiyor, ne takip etmiş ne bir beğeni yapmış. Hızlı hızlı mesaj çekip isabet ettirmeye çalışıyor. Yanılıp bir şey, örneğin şampuan gönderen olursa “ay super, bundan sonra başka şampuan kullanamam” tarzı bir metinle fotoğraf yayınlıyor, işin güzel tarafı en az 5 başka şampuanı da böyle övdüğü resimler biraz aşağılarda.

Deneyimlemek istiyorsa bir zahmet satın almasi gerektiğini, isterse indirim yapabileceğimi ama asla bedava yollamayacağımı söylediğimde “eee ama niyeee, öbür enayiler yolladı ama” şokuna giriyorlar.

Kalan yüzde yirminin yarısı saygın, araştırmacı, hangi arabaya binerse onun türküsünü söylemeyen, firmalara “gebe kalmayan” kişiler. İşte onlara bayılıyorum. İlgiyle izliyorum.

Diğer yarısı etkinlik akbabası. Her yere çağırılıyor, her yere gidiyor. Elinde sarıya boyalı saç/ metreslik/ağzı burnu güzelce bir çocuk ya da hepsi var. Peşindeki sürü ile takipçi sayesinde zehirli bir kibir gazıyla şişmiş balon bunlar ki, evlerden ırak.

 

 

7 Yorum

Filed under insan olmak, instagram, internet, kültür, kozmetik, saçmasapanlıklar, sosyal medya

Trol Nedir Nasıl Engellenir?

 

Aliexpress’te butonu var. Böyle yuvallak, güzel bişey, renkleri mevcut. Alıp basıyorsun hop hayatındaki troller uçmuş! Tam bir huzur, adeta cennet.. Uygulaması ios’da var diyorlar daha samsunga gelmedi galiba.

Aha da sizi trolledim..

Trol dağda mağarada yaşayan, gün ışığında taşa dönüşen bir fantastik yaratık. İnternette “bok yedi başı“lara verilen ad. Trol ya da Troll

Ekşi’deki trolleri engelliyoruz ya, o varlığın açtığı başlığı da girdiği entry’i de göremiyoruz ya hani. (üye olup şifre parola almak lazım elbette, normal insan görebiliyor malesef)

Ya da google’dan arama yaparken istemediğimiz sonuçlar çıksın diye – kullanırız ya.. Diyelim Emel diye birini arayacağız, ama Emel Sayın çıkmasın istiyoruz sonuçlarda, o zaman “emel -sayın” yazarsınız. Sayın’lı Emel içeren sonuçlar sizden gizlenir. Ya da “troll” diye ararsınız ama film olan çıkmasın diye “troll -movie” yazarsınız Ha işte o!

Öyle bir şeye ihtiyacım var. Benim evrenimde mesela, futbol yok. Medya yok. (gazetenin gazete olduğu yıllarda gazete okumuş biriyim. köşe yazarı nedir, bulmaca nedir, haber nedir, magazin nedir, bant karikatürden seri ilanlara, başyazıdan fala nedir bilirim. şu anki medya benim için fuzuli bir reklam bataklığı, düşüp de adamlara para kazandırmaya niyetim yok) Hayatım boyunca bir daha pırasa görmesem aramam. Minibüslerden nefret ediyorum. Vb vb.. Bunları temelli ortamın dışında tutarak sistemin yükünü azaltmak istiyorum.

Yaşlandım, kafa götürmüyor artık.

Yorum bırakın

Filed under ben yazdım, insan olmak, internet, kültür

İnternetten İlaçlanmak

Online ilaçlar ya da bitkisel şunubunular satan siteler var. Besin desteği adı altında, Tarım bakanlığınca onaylanmış Davul Tozu ve Minare Gölgesi satın alabilmek mümkün.

Etkisi belirsiz, içeriği güvensiz bu gibi şeyleri satın alana “enayi” diyerek o konuyu kapatıp; daha ciddi konu olan İLAÇ hakkında bir iki bir şey söylemek istiyorum.

Marka adı vererek herhangi bir ilaçtan bahsedemezsiniz. İnternet ortamında da yayıncılık kuralları geçerlidir. Kanunen ilaç tanıtımı ve reklamı yapmak suçtur. “ama ben yorumlarımı yazdım” diyen cahil cühela blogger bozuntularına kin kusuyorum. Yazamazsın. Çizmeyi aşma, makyaj malzemeni, boyanı badananı yaz. En dibe “doktora danışın” yazmakla sorumluluğu atamıyorsun çünkü.

Aşağıdaki gerçekten önemli makalenin tamamını okumanızı rica ederim. 

DYO insanları için özet:

İnternet üzerinde sağlık bilgisine ulaşıldığında kişilerin kendilerine sorması gereken ilk sorular şunlardır:

1.  Bu sağlık sitesi ve verdiği bilgiler güvenilir mi?

2.  Okuduğum bilgiyi gerçekten anladım mı?

3.  Bu bilgiye dayanarak sağlığımla ilgili vereceğim kararlar ne kadar doğru olabilir?

4.  Sağlık sitesinin amacının eğitim mi, yoksa belli bir ürünü satmaya yönelik olup olmadığını nasıl anlayabilirim?

5.  Edindiğim bu bilgiyi kendim için en doğru olan reçetesiz ilacı seçmekte kullanabilir miyim?

6.  Hatalı bir karar verdiğim ve sağlık problemleri ile karşılaştığım takdirde bilginin kaynağı olan sağlık sitesi sorumluluk üstlenecek mi?

 

Yeni Teknolojilerin ve İnternetin Eczacılık Üzerine Etkileri

İletişim kurmak ve bilgiyi ele almak eczacının en önemli görevlerinden birisidir

Yeni teknolojilerin ve internetin eczacılık ve sağlık sektörü üzerine etkileri

Günümüzde, insan yaşamının her alanında hız kazanan teknolojik değişimler, sağlık sektöründeki etkilerini medikal ve enformasyon teknolojileri alanlarında göstermektedir. Enformasyon teknolojilerinde yaşanan gelişmeler sağlık endüstrisini henüz diğer endüstrileri olduğu kadar etkilememiştir. Ancak medikal ve enformasyon teknolojilerine ait sınırların birbiri içine geçmesi ile bu durum değişecektir.

Bilgisayar destekli hastalık yönetiminin ve daha bilgili hastaların sağlık alanında yenilik yaratacakları düşünülmektedir…

Kronik hastalığı olan kişileri, video kameralar, kan basınç monitörleri, kan glikoz düzeyi okuyucuları gibi duyarlı cihazlarla uzaktan izleyebilecek, cihazların bağlantılı olduğu bilgisayar sistemleri sayesinde hastalığı kontrol altında tutabilecek, meydana gelebilecek olaylar önceden fark edilerek, engellenmeleri mümkün olabilecektir.

İnternet ile sağlık evlere taşınıyor…

İnternet, interaktif televizyon ve diğer iletişim araçları ile bilgiye ulaşma imkânındaki büyük artış sayesinde sağlık bilgisinin kişilerin evine taşınması ile birlikte sağlık sistemleri değişmiştir. İnsanlar günümüzde, bulundukları ortamdan bir bilgisayar yardımıyla istedikleri bilgilere rahatlıkla ulaşabilmekte, iletişim kurabilmekte ve sağlık konusunda uzmanların fikirlerine ulaşabilmektedirler.

Kişilerin sağlık web sitelerini ziyaret etme nedenlerini aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür:

1 – Doktorların verdiği reçete ile ilgili bilgi alma

2 – Hastalıklarla ilgili bilgi alma

3 – Kendi reçetelerinde yer alan ilaçlarla benzer niteliklere sahip ilaç arama

4 – Sağlık durumu ile ilgili bilgi alma

5 – Muayene öncesi ilaçlar hakkında bilgi edinme

6– Ürün (vitamin, kozmetik vb.) kupon ve indirimlerinden yararlanma

7 – Reçeteli ya da reçetesiz ilaç satın alma

8–  Sağlık web sitesine ait elektronik posta hizmetinden yararlanma

9 – Diğer hastalarla iletişim kurma

Bu sıralamadan da görüleceği üzere insanlar sağlık durumlarıyla ilgili olarak daha çok bilgi sahibi olmak istemekte ve uygulanmakta olan ve/veya muhtemel tedavi yöntemleri hakkında en doğru ve en geniş bilgiyi talep etmektedirler.

İnternet üzerinde yer alan sağlık web siteleri de bu talepler doğrultusunda hareket etmektedir. Bir sağlık web sitesinin kullanıcılara sağladığı temel içerik aşağıdaki başlıklar altında toplanabilir:

1.  Genel Sağlık Bilgisi:Hastalıklar, klinik deneyler, ilaçlar, tedavi yöntemleri, kişisel bakım, gıdalar ve beslenme, spor ve formda kalma, şifalı bitkiler, sağlık kütüphanesi, alternatif tıp yöntemleri, vb. bilgiler

2.  Sağlık Eğitimi: Sağlık televizyonu, sağlık öğretmeni, sürekli sağlık eğitimi programı, sağlık gazetesi, haber grupları, vb. bilgiler

3.  Sağlık Web Sitesi Üye Hizmetleri: Sağlık kayıtlarının tutulması, üyelikler, topluluklar, sohbet odaları, yaşanan olaylar, kişiselleştirilmiş hizmetler, vb. olanaklar

4.  Sağlık Web Sitesi Ticaret Enstrümanları: Kişisel bakım ürünlerinden doğal ilaçlara kadar çok geniş yelpazede ürünler ve zayıflatma, formda kalma alet ve cihazlarından ortopedik ayakkabılara kadar her türlü tıbbi ürün satışının yapıldığı mağazalar, tıbbi tedarikçiler, sağlık sigortaları, sağlık odaklı tatil imkânları, reklamlar, vb.

5.  Sağlık Web Sitesi Kimlik Bilgileri: Site kimliği, sitenin özgeçmişi, kurucuları, yönetim şekli, site misyon ve amaçları, içerik / enformasyon / reklam / ticaret politikaları, gizlilik ve etik, site ortak ve sponsorları, bilgi kaynakları, bağlı olunan protokol ve düzenlemeler, site haritası, adres, telefon ve faks numaraları, vb.

İnternet üzerinden bilgiye ulaşabilmenin bir sonucu olarak hastalar artık tedavileri ve durumları konusunda daha bilgili hale gelmişlerdir. Bu da sağlık uzmanlarının hastalarına, edindikleri bilginin doğruluğu ve değerlendirilmesi konularında yön gösterebilmesi için internette yer alan sağlık bilgisi kaynakları konusunda bilgili olmalarını zorunlu kılmaktadır.

Son beş yılda gerek ilaç, gerekse sağlık bilgisi veren sitelerin sayısında hızlı bir artış gözlenmiştir. Ancak bu sitelerin bazılarının güvenilirliği tartışma konusudur. Sağlıkla ilgili pek çok site konunun uzmanı olmayan kişilerce hazırlanmaktadır. Bu sitelerin içerdiği bilgiler doğru olmayabilir hatta sağlığa zarar verici bilgiler güvenilir bir kaynaktan alınıyormuş izlenimi ile halk tarafından doğruymuş gibi algılanabilir. Sağlık uzmanı açısından önemli olan ise bu bilginin doğruluğunu değerlendirme yetisine sahip olmak ve böylece hastalara güvenilir kaynakları önermektir.

İnternet üzerinde sağlık bilgisine ulaşıldığında kişilerin kendilerine sorması gereken ilk sorular şunlardır:

1.  Bu sağlık sitesi ve verdiği bilgiler güvenilir mi?

2.  Okuduğum bilgiyi gerçekten anladım mı?

3.  Bu bilgiye dayanarak sağlığımla ilgili vereceğim kararlar ne kadar doğru olabilir?

4.  Sağlık sitesinin amacının eğitim mi, yoksa belli bir ürünü satmaya yönelik olup olmadığını nasıl anlayabilirim?

5.  Edindiğim bu bilgiyi kendim için en doğru olan reçetesiz ilacı seçmekte kullanabilir miyim?

6.  Hatalı bir karar verdiğim ve sağlık problemleri ile karşılaştığım takdirde bilginin kaynağı olan sağlık sitesi sorumluluk üstlenecek mi?

Sağlık web sitesinin içeriği doktor veya eczacı tarafından yorumlanmalı…

Sağlık web sitesinin bilgileri güvenilir ve doğru olsa dahi, ulaşılan bilginin analizi ve bireyin durumuna (genel sağlık durumu, kullandığı diğer ilaçlar, hastalıkları vb.) göre yorumlanmasında doktor ve eczacının açıklamalarına gereksinim vardır. İlaçların kendi aralarındaki veya alkol / gıdalarla olan etkileşimlerine, hastalıklara ve insan vücuduna etkilerine dair temel bilgilere en az dört sene üniversite ve pratik eğitimi almış bir sağlık uzmanı olan eczacı sahiptir. İlaçlar konusunda deneyimli ve kullanılacak ilaçlardan en iyi şekilde yararlanılmasına yardımcı olacak tek kişidir.

İletişim kurmak ve bilgiyi ele almak eczacının en önemli görevlerinden birisidir…

İnternet hiç şüphesiz bu amaca hizmet eden önemli bir araçtır ve sürekli yeni kaynaklarla internet üzerinde geniş miktarda farmasötik bilgiler yer almaktadır. Ulaşılabilecek bilginin çeşidi, dergiler, ilaç ve sağlıkla ilgili haberler, sohbet grupları, farmasötik şirketlere ait bilgi kaynakları, toplantı duyuruları olarak sıralanabilir. Son gelişmelere örnek olarak farmasötik bir toplantının internet üzerinden canlı bir şekilde tüm dünyaya sesli ve görüntülü yayınlanması verilebilir.

Farmasötik bilgi zincirinin yenilenen tanımında, hastaların sağlıkla ilgili konuları daha iyi anlar hale gelmeleri ve kendi sağlıkları ile ilgili kararlara daha aktif katılımlar gerçekleştirmeleri söz konusudur. Klasik ilaç–doktor ilişkisi gelişen teknoloji ile birlikte ilaç-doktor–hasta–halk olarak yenilenmiştir. Geçmişte doktorlara odaklanan ilaç şirketleri günümüzde hastalara yönelmektedir. Buna benzer olarak bugüne kadar bir dizi ilaç çevresinde yapılandırılan stratejiler, gelecekte hastaların çevresinde yapılandırılacaktır. Yani pazarlama, bir ilaç şirketinin antidiabetik ürünleri üzerine odaklanmayacak, bunun yerine diabetik bir hastanın karşılaşabileceği farklı sağlık problemlerine (kardiovasküler hastalıklar, körlük ve impotens gibi) de bağlantı sağlayacaktır.

İlaç şirketleri ve sağlık uzmanları bilgi paylaşımının yanında halkı bilinçlendirmeyi esas alarak hareket etmelidir. Hastalar ve sağlık alanında hizmet veren web siteleri arasındaki ilişki doktor ve eczacıları ikinci plana atmaya yönelik değil tersine sağlık uzmanları ve sağlık otoriteleri ile olan ilişkiyi de kuvvetlendirmeye yönelik olmalıdır.  İnsan sağlığı söz konusu olduğundan dolayı gerekli yasal düzenlemeler ve eğitim programları titizlikle hazırlanmalıdır.

Referans:

Saygılı S ve Erdal M. Yeni teknolojilerin sağlık sektöründeki etkileri ve internet kullanımı. inettr.org.tr/inetconf7/bildiriler/39.doc. (Son erişim tarihi:15.08.2016)

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, internet, saçmasapanlıklar, saglik

Ket. Etik. Etiket

Bugünkü konuya nasıl gireceğimi bilmiyorum ama umarım sade bir şekilde izah edebilirim düşüncelerimi.

İnsanlar tanıdıkları bildikleri ortamlarda rahattırlar.

Bebekliği en uzun süren canlı olarak, doğar doğmaz ayağa kalkan taylardan, buzağılardan çok daha aciziz. 3 aylık bir kedi, erişkin kedi gibi kendi yemeğini bulabilir ve tuvalet alışkanlığı vardır. Oysa kendi başının çaresine bakabilmesi için bir insanın 6-7 yaşında olması gerekiyor. Önüne konanı yiyebilir ve üşürse üzerine birşeyler giyebilir halde olmaktan bahsediyorum. Gidip yiyecek bir şey bulma ve kendine örtünecek bir şeyler yapabilme için 15 yaş belki bir ihtimal…

O yüzden büyüme sürecinde sürekli olarak yardım ve destek alarak, el tutarak ilerleyebiliyoruz. Erişkin hayatta da gruplar halinde varlığımızı sürdürebiliyoruz, sosyal yaratıklarız. Ben Manisa Tarzanından sonra tek başına yaşayan birini bilmiyorum.

Ve sırf bu yüzden insanlar destek arıyorlar. Tanıştıklarında “Nerelisin?” diyorlar. Kıyafetleri, saç ya da takıları ile ortak bağlantı kurabildikleri, GÜVENEBİLDİKLERİ insanlarla aynı ortamda olmayı tercih ediyorlar. İki yabancı özellikle asansörde, kişisel alan (eller bele konduğunda dirsek mesafesi) az olduğunda aşırı derecede rahatsız oluyorlar.

Yabancılarla arasına bir sınır koymak hissi çok baskın. Tanıdıkla son dilim ekmeğini bölüşen insan, yabancı kişi gözünün önünde açlıktan ölse sorumluluk duymuyor.

Bir yerli olmak, bir dili konuşmak, belirli bir renkte olmak bir seçenek olmasa da (doğuştan gelen bir durum) insanlar arasında “gerçek bağ” oluşturuyor. O bağlara insanlar ölümüne tutunuyorlar. Bağlanmak bir ihtiyaç çünkü.

Bir de sahte bağlar var. İşte sorunumuz orada başlıyor.

Doğuştan olmayan bütün bağlara sahte bağlar diyorum. Ve bu sahte bağlar insanların en büyük sorunu. Gerçek bağ ile sahte bağ arasındaki ayırt edici fikir: İNSAN İCADI VE ETİKETLİ OLMASI.

En basiti futbol. Falan yahut filan takımlı olmak.Takım tutarak aynı takımı tutanlarla bir bağ sahibi olmak. Bir toplulukta rahat etmek. Buraya kadar bir derece.

Bağlanma ihtiyacını çıkarı için kullanan takımlar, takım tutmanın yetmediğini, sadece takımı sevmenin mümkün olmadığını, e bu takımın hava ve su ile beslenmediğini belletiyorlar. Takımı desteklemek için takımın renklerini, amblemini taşıyan ıvır zıvır satın almak ve böylece bir toplulukla bağ sahibi olmak bilinç altına kazınıyor. “Falansporluyum ama en falansporlu benim.   Filanspordan daha iyi, daha üstün olabilmem için takımıma destek vermeliyim. Para vermeliyim. Daha da çok vermeliyim. Çünkü o benim ve ben de onunum.” Mantık bu.

Şu okul bu okuldan, şu hastane bu hastaneden daha iyi, çünkü işte öyle. İşin içinde bir fiyat etiketi varsa, birileri para kazanıyorsa bilin ki o suni bir bağdır. Sahtedir.

Bütün bir pazarlama reklam sektörü bu fikir üzerinden dönüyor. Sana “benim” dedirtmek için. Kendini onunla “rahat hissetmeniçin.

Filan marka telefon,/araba/tv/bilgisayar/sigara/yiyecek, falan marka olanından tabiiki de daha iyi deli misin?

İşin içinde etiket varsa, doğal değil insan yapımıysa, birisi para kazanıyorsa bir dur, bir düşün.

Keklenme.

Az daha ilerisi ülkeler için de geçerli. İnsan yapımı sınırlar içinde yaşayanlar bir diğerini beğenmiyorlar. Çünkü kendi ülkeleri cennet vatan iken diğer ülkeler kalleş. Onlar bizi sevmez. Niye? Çünkü öyle.

Din asla değil ama mezhep.. Aynı hesap. Bizimki iyi öbürkü pis. Bir insana körü körüne bağlanmanın, onun  sözünü aklın önüne koymanın sonucunu yaşadık biliyorsunuz.

Sürpriz: O diğer ülke işte seninki. Çünkü işin içinde etiket var, çıkar var, para var. Sınır nedir? Bütün dünyanın her bilgisine erişebildiğimiz bir internet var artık. Bu “www” nedir biliyor musunuz? “world wide web” yani “dünyanın her yerini saran ağ” demek. Hepimiz o ağın altındayız. Gökyüzü gibi. Bilgi isteyen herkesin, bilgiye erişimi var. Ve bu çok güzel bir şey.

Demem o ki.. Durup düşünün. Bir etiket varsa, o kesinlikle bir fiyat etiketidir ve birisi para kazanıyordur.

Etiketler giysiler içindir, sabunlar içindir ama insanlar için değildir.

Etiketi yırtın. Hepimiz eşitiz.

1 Yorum

Filed under insan olmak, internet, kültür

1985 Anadolu Lisesi – 2016 TEOG

Kızım TEOG sınavına girecek önümüzdeki hafta. Ona ve herkese güzel bir anımı yazayım dedim.

Bizim zamanımızda ilkokul 5 seneydi ve ondan sonra iki aşamalı bir sınava girerdik. Kazananlar çok prestijli Anadolu Lisesi öğrencisi olurdu, hatta sonuçlar gazetede ilan edilirdi. Kazanamayan düz ortaokuldan liseye devam ederdi. Anadolu liselilerin “ama biz bir sene hazırlık okuduk” diye bir sloganı vardır mesela. O bir senede adam akıllı İngilizce öğretirler sana ve yıl sonunda da 100 soruluk bir sınavla kontrol edilir. 70’in altında alan sınıfta kalır.

4 yaşında okuma-yazmayı sökmüş bir insan olarak ilkokulda anormal sıkıldım. Çok iyi bir öğretmenim vardı beni hiç zorlamadı. Anadolu Lisesi sınavlarında çok da yüksek başarısı olan, popüler bir öğretmendi ve sınıfındaki AS öğrencilerden biri bendim. İlk 3 sınıfı okuttuktan sonra da cart diye emekli oldu. Kaldık mı iyot gibi açıkta?

Yeni bir öğretmen geldi ama o sınıfın bazı velileri (ve babam) çocukları alıp ikinci en iyi öğretmene aktardı. İkinci en iyi öğretmen zaten ilk üç senede peylediği 10 kişilik bir AS öğrenci grubu ile çalışıyordu. Sınıfın kalanı kendi yağında kavrulurken öğretmen o 10 kişiye evinde özel dersler, okulda herkesin aldığı Bilgi-Başarı Testi dışında kitaplar/sorular, kastırmaktaydı. Dördü harala gürele geçtim. Karne 5, sorun yok.

Beşe geldik. Öğretmen abandıkça abandı kendi grubuna. Ben, yarı disleksik, 1,5 derece miyop ama bunu kimsenin fark etmediği, tahtayı göremeyen ve bütün arkadaşlarını da diğer sınıfta bırakmış yapayalnız İpek olarak, uzun boyluyum diye en arka sıraya sürüldüm. Kulaktan dolma ne öğrenebildiysem işte idare ettim.

İlk sınava girdik. Bütün sınıfta sadece bir kişi kazanamadı. AS grubundan bir arkadaş. ŞOK!

İkinciye girdik. Bütün sınıfta sadece iki kişi kazanabildi. Yes. Biri bendeniz, biri de yine arka sıralara iteklenmiş bir erkek arkadaş. O on kişiye de, bizi adam yerine saymayan öğretmene de evet kapak oldu.

SINAVA GİRECEKLERE: Demem o ki, denemelerde ayı gibi ful çeken, dersanelerde geceleyen bi ton çocuk olabilir, kafaya takmayın. Olacak olan olur, hakkınızla kazanırsınız.

MUTLU SON: O sene sıra arkadaşlığı yaptığım sınıfın benden uzun tek kızı A.’yi bu yazıyı kurgularken hatırladım. Kenara atılmış sessiz ama zeki iki kızdık. Kader ortağıydık. Sınıftan başka hiç kimseyi de hatırlamıyorum. Google amcam şak diye buldu çıkardı kızı. Bir bankada müdür olmuş. O da kendisini tokatlayan o kazma öğretmeni ve beni hatırlıyor. Karşılıklı muhabbeti koyulttuk. “Sessizce kaynatır milletle dalga geçer gülerdik” dedi. Hatırlamıyorum aslında. Ama yapmışımdır. Birbirimizi tekrar bulduğumuza sevindik. Şimdi watsapta beraberiz. Benim kadar çılgın ve enteresan bir kadın olmuş.

SONUNDA HEP İYİLER KAZANIR!

 

 

 

1 Yorum

Filed under çocuk, ilkogretim, internet, kültür, OKUL, severim paylasirim

Sosyal Medya Kuralları ve TCK Madde 125

Sosyal medyanın birinci kuralı gereği yetişkin bir insan kendi hesabından kendisi hakkında istediği paylaşımı ya da yorumu yapabilir. Bir başkası hakkında yazıp çizdiği şeyden de %100 mesüldür. “Ben öyle demedim, yanlış anlaşıldı” gibi kıvırtmalar geçersizdir.

Sosyal medyanın ikinci kuralı: Kendi sayfanda başkasına saydıramazsın, başkasının sayfasında o kişiye ya da üçüncü bir şahsa hakaret edemezsin. Hakaretin basit tanımı: sadece küfür değil, kendi öz annenin yüzüne söyleyemeyeceğin her türlü laf ve emojidir; hakaretin “ama benim fikrim bu, saygı duyacaksın” gibi bir kaçarı yoktur.

Sosyal medyanın ücüncü kuralı: Beğenmediysen, sana göre ayıp/günah/edebe örfe aykırı/terbiyesiz/ahlaksız ya da iğrenç ise, yapılacak iki şey var.

1- engelle. bir daha görmezsin.

2-şikayet et. haklıysan yetkililer gereğini yapar.

yapılmayacak tek şey var: ağız dalaşına girmek. sana ne kardeş? üzerine vazife mi? değil. Erişkin insanların neyi nerede ne kadar paylaşacakları kendi sorumluluğudur, internetin muhtarı değilsin, KARIŞMAYACAKSIN! “bence” diye başlayan her cümle görecelidir.

 

Size sosyal medya hukukunu güzelce özetleyen şu sayfayı okumayı öneriyorum:

İnternet aracılığıyla işlenen suçlarda sıkça sorulan sorular ve cevapları

 

Yorum bırakın

Filed under instagram, internet, sosyal medya