AFM sinema keyfimi bozuyor..

şöyle ki: sinema gişesinde bilet alırken “patlamis misir+içecek de dahil edelim mi menu olarak içeriden ucuza geliyor” dediler. 10 yerine 9 lira imis.

iyi .. aldik …

popcorn tamam. icecek olarak “su” vermiyorlar.. sadece gazli icecekler. ee ben gazli icecek icmem. ülserim var. şeker hastası olanlar var… çocuğuma da içirmem. verdiğiniz su zaten ülkenin en güven duyulmayan markası ama razıyım.. Su her halükarda koladan ucuz .. vermeyin bana kola – gazoz vb… Hem siz kar edeceksiniz bunu düşünsenize..

Yok. anlatamadım.

ne saçma insanlar…

 

bir de, gelecek program olarak gösterilen fragmanların denetlenmesi gerekiyor. Çocuk filmine çocuklarla gittiysem +13 hatta +18 filmlerin fragmanını izlemenin ne kadar gerizekalı bir durum olduğunu bilmeliler.. Fragmanlara da yas siniri çekilsin…

Yorum bırakın

Filed under gezen güzel olur, saçmasapanlıklar

TRON’u izledim.. nedir ne değildir? işte tam da bu yazıda

Hala elimde sürünen Steve Jobs: Apple kitabında okudum ilkin: Kitaba göre  Tron Pixar-Disney’in “ilk bilgisayar tabanlı animasyon projesi” ve “ilk olarak Doğu Sahilinden bir animatörün, Steve Lisberger’in hazırladığı 6 dakikalık bir kısa film” idi.

Keza Pixar’in ilk animasyonu da Luxe Jr olup, pixar’ın kendi sitesinden tam listeye de ulaşabilirsiniz. 2 dakika bile sürmeyen bu ilk animasyon film, Luxe Jr, Pixar animasyon filmlerinin başında neden bir masa lambasının yer aldığını da size açıklayacaktır…

80’lerde başarılanların seviyesine gelebildiğimizi görmek isterim. İki ucundan önemli bir örnek bu: animasyon programını kendileri yazdılar, ve çok güzel bir de konu akışı sağladılar. Sadece teknoloji yetmiyor, hayal gücü ve uluslararası pazarda iş yapacak bir fikir de lazım. Haydi hayırlısı.. Beceririz umarım..

Tron ilk olarak 1982’de piyasaya sürülen bir film. İkinci bölümünü 3 boyutlu olarak izledim geçenlerde. Hiiiç sarmadı açıkçası. Matrix ve “Johnny: İnsanlığı ancak sen kurtarırsın” kitabının bir melezi gibi.

TRON: Legacy Poster

Bir miktar beyaz bant çekip kıyafetlerin kenarlarına, çeşitli ışıklandırmalar asimetrik kenar süsleri takınarak, bi de sırtına birer firizbi, olmuş bitmiş işte…

Amaan ben beğenmedim ya, yaranamaz artık.. Beğendiğim tek şey gece kulübünün sahibiydi. Bence en iyi oyuncu oydu filmde..

Still of Michael Sheen in TRON: LegacyMichael Sheen

Michael Sheen

En iyi aksiyon da bildiğimiz Nokya Yılan oyununun üç boyutlu hale getirilmiş versiyonu olan Kurdeleli Motorlardı.. Güzeldi hakkaten :))

Aklımda en kalan iki şeyden biri: eğer bir bilgisayar programına girecek olursanız, mobilyaların tahminen IKEA malı olma ihtimali yüksektir.

İkincisi de 80’lerde deli gibi seyrettiğim, TRT’nin TRT olduğu zamanların müthiş dizilerinden birinde baş rol oynamış bir adamın bu 2. filmde de baş rollerden birinde olması.. Bruce Boxleitner.. her türlü ismi cismi unutan ben, adamın adını unutamamışım.. Muhteşem İkili adıyla yayınlanırdı dizi. (Korkuluk ve Bayan King orijinal adi: Scarecrow and Mrs.King) çok da hoş bir diziydi bence.. 80’lerin nesi kötüydü ki? (vatkalar hariç!!!). İlk bölümünde “trendeki kırmızı şapkalı adam”a verilecek bir paketle başlamıştı.. bilmem bu günkü kafamla izlesem gene sever miyim??

adam bu yaşta nasıl böyle gözükmeyi sürdürebiliyor bilmem. 50 doğumlu ya bu abi… imdb’yi taramanın güzel taraflarından biri de sürekli sürprizlerle dolu olması. ahan da nerden nereye: Melissa Gilbert’le evli değil miymiş meğerse? Bizim Lora İngıls ayol.. Şaş Allah Şaş..

 

:))

 

dip not: film 7 yaş ve yukarsı için.. 13 yaşından küçüklere velisi ile izletiyorlar. bilemem.. çok da karanlık bir film onu da ekleyeyim..

Yorum bırakın

Filed under filmler, gezen güzel olur, severim paylasirim

Arzum Corny mısır patlatma makinesi aldim..

Bizde “kavurga” derler, mısır patlağına… büyücek, altı üstü telle kapalı  bir eleğimsi aletle yapılır, ocağın üzerinde kırk saat sallaya sallaya yakmadan pişirmek gerekir, her tarafa mısır kabuğu saçılır lakin çok güzel olur…

Babaevimdekinin çerçevesi ölbe gibi ahşaptan mamüldü. “Hande giden Takyanoz(*)” tabii. Ama Feysten arkadaşım Nurcan sağolsun, kendisininkinin fotoğrafını yolladı.. Teşekkürü borç bilirim:

kavurga eleği, pop corn makinesinin atası

ve illa dişimin arasına kaçtığından ben pek sevmem.  Bir tek sinemada.. pop corn var ya.. Ona da ne katıyorlarsa artık (yağ ve tuz elbette : )  ) insanın ne canı çekiyor yahu!

Ben sevmem ancak kızım bayılır, babamız rica minnet teflon tencerede şahane mısır patlatır.

Anneannesinde de Tefal’inki var, kız her gidişte yaptırtıyor. Eve de alayım dedim, yeni çıkmış, hem de yerli aldım bir Arzum..

Mısırları patlatıyor, tamam.. ama tasarimi sorunlu. pek döküp saçıyor… dönerek ivmeli bir şekilde fırlayan mısırın yüzde yirmisi oluktan aşağıya, kaba döküleceğine, yere tezgaha filan saçılıyor..

Aldım ama pek memnun kalmadım :((

gerçi adamlar yazmışlar üstüne corny (**) diye.. niye dikkate almadım bilmem.. basiretim bağlandı işte.

——————-

(*) Takyanoz hakkında: Hande giden Takyanoz

(**) Corny:  Türkçe’den ingilizceye düşünmenin sonucu bulunmuş bir pazarlama fikri :))) mısırsı olarak tercüme edilebilecek ama daha çok bayağı filan anlamında bir laf. Google translate’den bakın ilk üç tanım şunlar:

Sözlük

  1. sıfat
    1. bayat
    2. modası geçmiş
    3. nasırlı

8 Yorum

Filed under alışveriş işleri, ev işi, iştahlı işler

Laz mütayit işi hastane kapısı merak eden var mı??

(Ne lazlarla ne müteahitlerle bir derdim yok, bu bir deyim.. Teşbihte hata olmaz…)

Bir tek ben mi rahatsız oluyorum böyle şeylerden? Ya kimse gördüğünü anlamıyor ya da anlayabilenler “idare et, boşver, sana ne” şeklinde geniş geniş yaşıyorlar…

Alınız örrnek:

bu hastaneye yakın zamanda kapı girişi düzenlemesi yapıldı. binaya girmek için karşılıklı iki tarafta kapılar var. Bu resimde görülmeyen diğer tarafın kapısı bildiğiniz kapı. Merdivenlerden çıkıyorsunuz, iterek açıyorsunuz içeri hole girebiliyorsunuz. (medeni ülkelerde kapılar dışarı doğru açılır bunu da buraya yazayım belki biri okur da bunu bilen iki kişi oluruz)

Resimde gördüğünüz tarafa iki kapı yapıldı. Biri soldaki sedye-tekerlekli sandalye-puset için platforma ait kapı.. bu da bildiğiniz türden bir kapı !! Bu seferki dışarı açılıyor ama kapıyı açmanıza imkan yok, kapı koluna ulaşabilecek kadar yaklaşmayı başarırsanız kapıyı kendiniz tıkamış olduğunuzdan kapıyı açamazsınız!! İki metrelik bir sedyeyi itmek durumunda kapı bir hayal zaten. eğer bizzat tekerlekli sandalyedeyseniz iyice kepazelik…

soldaki kapı ise fotoselli.. oldu ya, platformun kapısını açmayı becerdiyseniz ve tam o anda biri diğer kapıya yanaştıysa fotoselli kapı zaaart diye sola kayıyor (resimde görüldüğü üzere) ve engelli ya da sedyedeki vatandaşın önünü kesiveriyor. Araya sıkıştırma ihtimaline hiç değinmek istemiyorum.

Bu da kendi elceğizimle yaptığım kroki.

Laurel-Hardy filmlerinde olur bu tür şeyler.. Şarloda komiktir. Gerçek hayatta acıdır diyemeyeceğim, benim için bu gayet tiksindirici.

Vallahi Billahi ben buna diyecek şey bulamıyorum. Düşünmek, plan yapmak lazım.. İşi ehline vermek lazım. madem olmadı bozup adam gibi düzeltmek lazım… bunu yapanı dövmek lazım.

2 Yorum

Filed under saçmasapanlıklar, şikayetlerim

Bunlari da yeni aldim, memnun kaldim..

Ipek AG evden bildiriyor:

Uzun zamandir istedigim bir urun vardi. Camasir Katlama Sihirbazi olarak geciyor.

Günün Fırsatı

indirdik.com internet sitesinden bayagi uygun bir fiyata aldim. cok da muhim bir ihtiyac degil, biliyorum. herkes camasir katlar. ne var bunda??

ben biraz daha takintili bir insan oldugumdan bu aletle duzgun katlanmis camasirlar benim icin cok guzel bir goruntu sagladi. memnunum acikcasi. usenmedim t-shirtleri bir de renk sirasina dizdim. kim gorecekse? olsun keyif benim keyfim… keyfim de kekâ yani..

T-shirtleri ve tabii kazaklari ust uste koyarken guzel de, aradan bir sey cikarinca o guzelim istifin bozularak saga sola devrilmeleri ayri bir giciklik oluyor. bunun cozumunu de sununla buldum:

bu kumas kalpli sert kutular canim IKEA’dan.. yanlarinda kulplari var, dolabin ust rafina konacaklar icin hurctan daha tertipli ve daha iyi bir cozum. cekip indiriyorsun, icindekiler de saga sola yatip devrilmemis oluyor.

t-shirtler icin ben bu kutulari dikine degil yatay kullaniyorum. nasil anlatsam, acik tarafi one geliyor. tişörtleri içine (yan yuzeyin uzerine) ust uste diziyorum,iki taraftan ve hatta arkadan desteklendiklerinden yayilip gitmiyorlar dolabin icinde… dolabi toplama zamani geldiginde de cekip tumunu disari cikarabiliyorum..

son olarak ev ekonomisi:

Tchibo’dan kapi altligi almistim bir tane.

Cok basit ama cok islevsel bir urun. Kapinin altina bir ucundan bir ucuna geciriyorsunuz. kapinin altinda hem icte hem dista o silindirsi kisimlar kaliyor. icinde sunger var, disi plastigimsi bir sey kapli. temiz kaliyor en azindan.

Kesin olarak hava akimini kesiyor. Evde bazi odalarida kaloriferi calistirmiyoruz. Cok mutasarrif bi kadin oldum ciktim, masallah. Aksama kadar girilmeyen calisma odasi ve yatak odasi ne diye isinsin ki? Simdi bu urun sayesinde sicaklik kaybi olmuyor, iyi bir icat.

Her neyse bu urunden ilk olarak bir tane aldim. Baktim guzel bir sey diger kapilara da alayim dedim ama ara tara bulamadim tekrar. yakin zamanda 2010’un en iyileri temasinda tekrar piyasaya verildi. siddetle tavsiye ederim.

2 Yorum

Filed under alışveriş işleri, ev işi, icatlar, severim paylasirim

Çamaşır Kurutma Makinesi Lüks mü? İhtiyaç mı?

Bir yıldır düşün düşün en son karar verdim : bana bir tane lazım.

İki çocuklu bir evde her gün çamaşır makinesi çalışıyor arkadaş.. bazen günde iki kere. Üç tane portatif çamaşır kurutma askısı var evde. yazın neyse de kışın önüm arkam, sağım solum ıslak çamaşır serili odalarla dolu oluyor ve ben de bunaldım bu durumdan.

Kurutucum (evdeki adı “buda” bu arada… günde bir iki kere önünde huşu ile diz çökmemle dalga geçiyor eşim…) diğer tüm beyaz eşyam gibi Bosch marka. B enerji seviyesi olanı aldım. En beğendiğim yönü, buzdolabında olduğu gibi kapağını açınca içinde ışık yanması :))))

+ özellikler:

* yaz kış temiz ve mis kokulu olarak kuruyor çamaşırlar. dışarı asılmış çamaşır o dakikadan başlayarak kirleniyor.

*içeri asılan her şey odada aşırı nem oluşturuyor. küf-bakteri neyse ne ama mobilyalar için de kötü

*kombi çamaşırı kurutmaya çalıştığından igdaş’a verdiğimiz paranın yarısı ziyan oluyor.. ev kışın hep ıslak gibi geliyor bana….

* ütü masrafınız azalıyor. pek çok şey makineden sıcak olarak çıkar çıkmaz düzgün katlanıp dolaba kalkacak durumda oluyor.

* yer sorunu yok. istersen götür salona dik. fişe tak çalışsın herhangi bir bağlantı gerekmiyor. benimki odamda masa niyetine yer buldu kendine ..

* elektrik harcamasına gelince. üç aydır kullanıyorum makineyi. faturada pek bir kımıltı görmedim.. son oniki aylık faturalarımı alt alta yazıp ortalamasını aldım. sonra da ortalama rakamdan her ayın farkını hesapladım. % olarak şöyle bir tablo var elimde:

1- (-)%7

2- %21

3- %15

4- (-)%21

5- %4

6- (-)%24

7- (-)%20

8- (-)%30

9- %2

10- %6

11- %2

12- %17

hele bir iki fatura daha gelsin de istatistik kendini bir toparlasın tekrar yazarım.

nasıl çalışıyor? bilmiyorum. pişiriyor belki de… epey ısı çıkıyor çünkü….

çamaşırları içine atıyorum program seçip kapatıyorum. bas düğmeye… bitti gitti. belli süre sonra çamaşırlar kuru/ütüye hazır/dolap kuruluğunda gibi seçenekli olarak makineden çıkıyor. işi bitince her seferinde hazneye dolan saf suyu (çamaşırın suyunu arıtıyor ) döküyorsunuz (tercihan bir kovaya aktarıp arabanıza cam suyu yapabilirsiniz, iyi oluyor). iç süzgecini de elinizle şöyle bir sıyırıp birikmiş havları atıyorsunuz. o kadar.

(ilk bir kaç seferde yumak yumak hav çıktı çamaşırlardan. bayağı çek yatın altında biriken toz yumakları gibi hav çıkıyor…şimdi ya akıllandılar ya da eni konu inceldiler pek hav çıkmıyor?!?)

bu arada tek sinir bozucu kısmı şu:

kaldığı yeri unutuyor makine. (ya da ben henüz kullanmayı çözemedim, servisi aramam lazım aslında) diyelim hem kotları hem de çorapları beraber kurutmak istiyorsunuz:

birinci grubun “dolaba kaldırma kuruluğunda” ikinci grubu da “çok kuru” olmasını arzu ediyorsunuz. Eh, hepsini bir seferde kurutmak mümkün teoride.. Önce birinci programla tümü dolaba kaldırma kuruluğuna gelir, sonra kotlar çıkarılır ve çoraplarla ikinci program devam eder. Elimizde oldukça kuru bir sürü çorap olduğundan (bir kuruluk sensörü olduğunu varsayıyorum, mantık bunu gerektiriyor) ikinci program normal süresinden kat kat kısa sürmeli oysa sil baştan başlıyor….

ya da bir önceki çamaşırın suyunu dökmeyi unuttum diyelim, makine belli bir yerden sonra o haznenin boşaltılmasını talep ediyor.. ama  “beklet” tuşuna basıp hazneyi döküp geliyorum, yerine takıp “devam” diyorum … haydaaa taa en baştan bir daha…

servisi arayayım ben en iyisi….

özeti şu: çok memnunum!

4 Yorum

Filed under alışveriş işleri, ev işi, severim paylasirim

Saçmalık say say bitmiyor…Vazife kutsaldır II

De hadi bilin bakalım bu bir nedir???

Bu bir otoparkın duvarıdır.. Abiler artık her nereliyseler yahut ne düşündüyseler bilemiyorum, bir (sayı ile 1) adet şablon yaptırmışlar…

OTOPARK

ÇIKIŞ

——->

şeklinde… Sonra da otoparkın muhtelif duvarlarına güzelce aktarmışlar bu yazıyı. Çıkış araca göre sağ taraftayken gayet işlevsel…

İyi de sol duvarda çıkışı gösteren ok sağa doğru nasıl olur düşünmemişler. Ama icat şahane. adam şablonu ters çevirivermiş olmuş bitmiş. okun yönü doğru mu? E doğru.. daha ne???

İpekAG gelir sinir olur dememişler !!

Yorum bırakın

Filed under saçmasapanlıklar

Okul Hazirliklari III

Beslenme cantasi ve okul cantasi almak hakkindaki yazilarima ek olarak…

* bir beslenme cantasi tiyosu daha: kızım iştahsızın önde gideni ve hatta abartmıyorum ama bayrak sallayanı olduğundan yaratıcılık devreye girdi ve pizza-elma ürettim…

daha evvelden küçük bir saklama kabına, yıkanıp kurulanmış ve ikea elma dilimleyicisi ile bir defada düzgün 8 parçaya ayrılmış bir elmayı koyuyor ve beslenme çantasına yerleştiriyordum. Birinci sınıfta yüzüne bakmadığı elmayı ikinci sınıfta seve seve yiyor kerata…

dedigim gibi, elma pizzası da benim icadım oldu. İkea derhal bundan üretmelidir!!

Önce bir kabak oyacağı alırsınız, elmanın göbeğini oyarsınız. sonra iyi kesen bir bıçakla ince dilimler çıkarırsınız. (kurutulmuş elmalar var ya hani, oyle..) olur size elma pizzası… kız da okulda kıtır kıtır yer işte ne ala…

saklama kabımız da ikea bu arada, farkı fark edin dedim… :))

* bir maceramız da şöyle:

-anne

+efendim?

-ben okula gitmek istemiyorum…

+ niye?

– okulda seni çok özlüyorum…

+ kızım sen okuldayken ben evde değilim ki…ben de işe gidiyorum. evde kalsan gene benimle olamayacaksın gene beni  özleyeceksin. hem ben de bütün gün seni özlüyorum sonra evde güzelce görüşüyoruz..

vir vir vir epeyce dil döktüm ama yaramadı.. her gün aynı muhabbet..

ahan da bulduğum çözüm :

sabahları saçını yaparken mutlaka ince bir örgü bırakıyorum bir tarafında.. hikaye de şu:

+ bunun adı “seni seviyorum”. beni özlediğin zaman buna dokunursun. arada kafanı salladığın zaman yüzüne kulağına değerse seni sevdiğimi hatırlarsın..

Oh bunu da böylece atlattık. “okula gitmek istemiyorum”lar kesin olarak bir haftada bitti.

konuyla ilgili diğer yazılar

Beslenme Çantası Hazırlama

Okul Hazırlıkları -ii-, çanta seçimi

8 Yorum

Filed under icatlar, ilkogretim, iştahlı işler

Yüz bakımı hakkinda….

 

 

 

 

Yeni bir ürün aldim da ondan bahsetmek istiyorum. Gencligimde de cok problemli degildi cildim, simdi de -sigaranin verdigi harabiyet ve eski miyoplugumun verdigi gozalti sorunlari ve ve ve neseli bir sahis olmamin verdigi gulme cizgilerini saymazsak- gayet duzgun bir cildim var. T bolgesi biraz yaglidir geri kalani da kuru. Bildigin karma cilt.

sabahlari yuzumu yikarim, genellikle dove ya da lush artik hangi sabun varsa elimde.. onun disinda da pek bir bakimim yoktur. ozellikle avondan zilyon tane yüz maskesi filan almisligim vardir. yarisina kadar kullandigim da olmamistir.  lush’tan aldiklarimi bitirmeye gayret ediyorum ama tembelim iste. ne kadar faydasi olsa da… bende is yok belki de…

amma yuz temizleme jellerini cok severim. yuzumu daha temiz hissettiriyorlar. ozellikle makyaj temizleyicinin biraktigi yagli hissi ortadan kaldiriyor ki, bence gayet iyi…

 

her ne ise, gecen gun bir avm’de kozmetik dukkanindan L’oreal’in bir urununu aldim. Dermo Expertise Pure Zone diye…

yan tarafta goruldugu uzere koca bir sise gibi duruyor ama degil, yarisi temizleme jeli yarisi garip bir fircadan olusuyor. Fircanin arkasinda vantuz var :))

yanda kirmizi daire ile isaretledigim sey o fircamsi seyin bulundugu bolum. daire seklinde, belki de silikondan yapilmis olan bu yumusak dairenin uzerinde gene yumusacik mini mini cikintilar var. uzerine jelden dokup sabah aksam yuzunuzu kopurtuyor, sonra yikiyorsunuz.. toplam 30 saniyelik bir islem… siyah nokta ve sivilceleri tedavi ediyor.

Yuzu temizledigi ve tedaviye yardimci oldugu kesin, icinde salisilik asit var!!

Fazla yagi  aliyor iste. ben begendim, kullamaya devam edecegim. o fircamsi seyin vantuzu da aynaya pek guzel yapisiyor. sabahlari gozumun onunde olan bir seyi yapmayi unutmuyorum/ihmal edemiyorum ben de…

O fircamsi dedigim seye dair bulabildigim tek gorsel su: (tembellikten kendiminkinin fotografini cekip koymadim ya)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Alt yazi geceyim:

Ovucu- Eşsiz temizleme gereci! 500 yumusak, esnek çıkıntı cildinizi kurutmadan hafifce keseleyerek HER BIR GOZENEGI etkin olarak temizler.

3 Yorum

Filed under alışveriş işleri, kozmetik, severim paylasirim

Gözümü çizdirdim…

Argo tabir bu, pesinen ozur dilerim. 2,5 derece miyop olan gozlerimi lasik ameliyati ile sifirlattim. (astigmatimi sormayin bilmiyorum o da gitmis olabilir)

kanallardan birinde bir yarisma programi var, bir kadini ele alip bir haftada yeniliyorlar. Orada gordum, benim neyim eksik dedim. fiyatlar da cok uygun. bes sene once 1500 dolar olan ameliyat bugun 1100 TL olarak yapilmakta.

Sabah kalkar kalkmaz gozluge sarilmak, gozluksuz hic bir sey goremeyip uyuklamak, araba kullanamamak, 3D filmleri izleyememek, denize hamama gidememek kisaca hayatin tadini alamamak demek miyop olmak.

Oh iyi etmisim, yazik cok beklemisim….

Once gittim muayene oldum. Gerekli tetkikler yapildi. uygun bulundum. Pazartesi saat 14:00’e randevumu aldim hastanemden… Doktorum da sahane bir insandir; kendisine buradan ellerine saglik der, duaci olurum….

Pazardan gittim sacimi bambaska kestirdim. Daha once de yazmistim benim sacim bambaskadir, zengin avrat saci. Neyse, kuaforum de 25 yillik deneyimini konusturdu, cok sık bir kesim oldu veee…. Degisim basladi!

Unutmadan, dereceli gunes gozluklerim de bosa cikacagi icin, pazar pazar gidip kendime yeppyeni gunes gozluğü de sectim.

Pazartesi sabahi aradim, 12:50’de gelin dediler. gittim. tekrar olcum yapildi, odememi yaptim, recetemi verdiler gidip 4 adet goz damlami da alip teslim ettim.

Saat 13:20 civarinda ameliyathaneye indik. ameliyathanenin kapisinda ayakkabilar cikti, tek kullanimlik terlikler giyildi..

ozel onluk ve bonem takildi. iki damla damlatildi  gorusum giderek bulandi. (gozbebegi buyuten damla oldugundan karagoz bir sey oldum :)  )

13:30’da saniyorum, ameliyathaneye gectik. uzandim, doktorum geldi. yuzume strec film gibi bir sey kondu, sag goz acikta.. acaip heyecanlandim. ve ameliyat basladi. toplam 5 dakika surdu iki goz.

Hemen tek kullanimlik ozel bir maske taktilar. kapkara, rontgen filmi hissi veren bir gozluk. gozun cevresi de sunger kapli, ski gozlugu gibi nasil anlatayim…sifir isik geciriyor. etrafi azicik dumanli goruyorsunuz.

gece onunla uyudum, ertesi sabah cikartmama izin vardi.

Allah ne guzel yaratmis, hamdolsun, goz sahane bir sey. Allah’im goremeyenlere acisin. cok zor cok… halimize bin sukur. o gece yapacak bir sey bulamadim evde ya. ne okuyabiliyorum ne camdan bakabiliyorum ne tv ne internet…

ve yukari ciktim. gorus artik ameliyattan mi damladan mi hala bulanik ama ameliyat oncesinden daha net!!

gorebiliyorum…

Ameliyattan bir saat sonradan baslayarak 3 damlayi da saat basi damlatmak gerekiyor ilk gun.

ikinci gunden itibaren bir hafta boyunca gunde dort defa…

ikinci hafta damlanin biri kalkiyor. iki damlayla devam… ozetle, uc ay boyunca suni gozyasi damlasini kullanmak gerekiyor..

Herhangi bir sorun yasamadim. Birinci hafta bitti, bir gozde hala hafif kan var ama cok belli olmuyor.

esas belli olan, kirisikliklarim. gozluk maskeliyormus ayol! derrhal botoxlanila!!!!

Gercekten gozluksuz cam gibi, HD kalitesinde goruse sahibim su an. ilk gunlerde  hafif miyop gibi oluyordum ama giderek o da azaldi.

gece araba kullanmak biraz zor. niyeyse gece plakalari secemiyorum henuz. belki duzelir bakalim…

zaten formda da yaziliydi ilk bir ay gece araba kullanmayin diye. eh, ben de kullanmam olur biter :))

5 Yorum

Filed under saglik