Bu bir spam yorumdu, buraya aktardım

Şarabın tarihi çok eskidir. Ta, Nuh Peygamber’e kadar gider. Derler ki, Nuh Peygamber bir gün keçisinin çok neşeli olduğunu görür. Bu hal günlerce devam edince, keçinin peşinden gider. Durumun, keçinin yediği üzüm denen bir meyveden kaynaklandığını keşfeder.

Meyveyi tadan Nuh Nebi, hayatı pespembe gösteren üzüm suyunun müptelası olur. Ne var ki; Nuh’u mutlu gören şeytan onun neşesini kıskanır, alevli nefesi ile asmaları kurutur. Nuh üzüntüsünden yataklara düşünce, şeytan insafa gelir. Asmaları canlandıracaktır, ama bir koşulu vardır. Asma, Nuh’un hayvanlarından yedi tanesinin kanıyla sulanacaktır.

Aslan, kaplan, köpek, ayı, horoz, saksağan ve tilki kurban olarak seçilir. Açılan üzüm kökü, bu kan karışımıyla sulanır. Ve üzüm bir yıl sonra tekrar canlanarak meyve vermeye başlar. Derler ki; şarapla sarhoş olan kimsenin aslan gibi cesur, kaplan gibi yırtıcı, ayı gibi kuvvetli, köpek kadar kavgacı, horoz gibi gürültücü, tilki gibi kurnaz, saksağan gibi geveze olması bundandır.

*-*-*-*

Üzüm yemeyle sarhoş olunmaz, biliyorum, fermantasyon vb vb..

Şarap benim tavus kuyruğu(*) çıkarmamı sağlardı, içtiğim zamanlar :))

Üzüm en güzel, pestildir, bastıktır, cevizli sucuktur, muskadır bence. Ama öykü güzelmiş, paylaşmak istedim.. Bir de hayvanların ömürlerini insana vermesi hakkında bir yaz vardır bulunca onu da yazayım.

Yorum bırakın

Filed under severim paylasirim

Felek gözün kör olsun -I-

(08/09/2011 eski bir yazı, güncellendi)

İnci Kundura taaa Fatih’teki ilk magazasinda, logo kalyon ve magaza karanlik iken 80’lerde gider beşer beşer ayakkabı alırdık. Sipariş. Aileden kim İstanbula gelse mutlaka ayakkabı istenirdi İnci’den.

90’larda okuldayken arada bir,bir iki ayakkabı aldığım oldu. Bağcıklı botlar almıştım, buz pateninde giyilen botlara benzer.. çok şıktı. tam bana hitap ediyordu. bir daha öyle güzel ayakkabı bulamadım kendime mesela.

Sonra karşıya taşındım, İnci cok uzak kaldı.

Geçen ay AVM magazalarindan ne olası bir ayakkabı beğendim aldım,  yıllar sonra ilk defa. İndirim de var. sevindim.

40 liraya aldim ama 40 dakika giyemedim.Ayakkabı hatalı üretim, sol tek anormal sıkıyor.

Yeni bir çift sipariş ettirdim ertesi gün (ayın 21’iydi). Gelemedi gitti. bir hafta bekledim.sonra araya bayram girdi kargolari calismamis bir hafta daha bekledim.

“biz sizi arayacagiz..” diyorlar hep.

bayram sonrasi pazartesi gittim: “bugun kargoya verdiler yarin elimizde olur, biz sizi arariz.”

iyi.

arayan yok.

bugün persembe saat 20:00. ben aradım. gelmesine gelmiş ama bir teki 38 digeri 39 numara..

Nasıl güzel bir ayakkabı, ve nasıl büyük bir kısmetsizlik….

Her işte bir hayır vardır dedik, ayakkabı iade oldu..

bakınız Bakara 216.. Bir şeyi istemesen de başına gelir. Bu senin için iyidir. Bir şeyi istersin olmaz. Bu da senin için iyidir. hakkında en iyisini en hayırlısını da Allah bilir, sen bilemezsin. Sorgulama, şikayet etme.. Hayırlısını iste.

 

6 Yorum

Filed under alışveriş işleri

Bir yorum yazdım, pek beğendim…

3bebe1arada‘nın Tüp Mü? yazısından sonra ilham geldi, oraya yorum yazdım, pek beğendim, kendime de aldım yazımı…

Bu ülkede normal seyir bu şekilde. Sorarlar. “Üzerime vazife mi?” “bana ne?” demezler, sorarlar.
sanki ilk defa kendileri soruyormuş gibi ciddi sorarlar hem de.. kimselerin aklına gelmemiştir BU soru. bu sorunun acilen sorulması gerekmektedir, bu vazifeyi hakkıyla icra etmelidir ilgili kadın.
– evli misin? değil misin? niye?? okuldan birini bulamadın mı??
– ne kadardır evlisin? çocuk var mı? (evetse: kız mı erkek mi? kaç yaşında, kime benziyor, kaça gidiyor, ((çalışıyorsan : kim bakıyor)) ve devamında -başka kardeş) (hayırsa=) düşünmüyor musun? olmuyor mu?
– hamile misin? tek mi? baktırdın mı kız mı erkek mi? kaç aylık? 28 hafta ne demek, ay olarak söylesene? ne zaman doğum? aaa tüh yazık kış bebeği olacak/yaz bebeği olacak.. isim düşündün mü? niye o isim?
-ikiz? üçüz? tüp mü? değil mi? niye??
vb vb vb

– bezim bezim bezdiriyorlar, bezdiriyorsunuz.

ammaaaaa

bu ülkede, herhangi bir yere kucağında/elinde/pusette çocukla girersen, aynı kadınlar derhal yol verirler, sıra verirler, yardım ederler, icabında altını alırlar, sen işini görene kadar pışpışlarlar, sokağa kaçmasın diye elinden tutarlar, emzirmek dışında her şeyi yaparlar. teşekkür bile beklemezler. dev bir anneler komünüyüzdür.

hiç tanımadığım kadınlar zor anlarda el verdi bana, Allah razı olsun.
hiç tanımadığım kadınlara hızır gibi yetiştim zaman zaman. mesela: adet dönemi nedeniyle pantolonunun arkası berbat olan bir kadına hırkamı verdim bir kere. durakta perişan haldeydi, bir saniye duraklamadım. döndüm yürüdüm gittim.
avm tuvaletlerinde cocuklarinin ellerini yıkadım, tuvalete girsinler diye oyaladım, icabında bazılarını ben tuvalete soktum.
iki çocuğu da aynı anda ağlayıp su isterken ve eli kolu doluyken, ikisine de kendi sepetimden birer şişe su açıp verdim.
kusana ıslak mendil, ağlayana selpak uzattım.
kaç puseti merdivenden indirdim, bilmiyorum.

bu da bu madalyonun öbür yüzü.
eminim dünyada bizden başka bu kadar sorgucu, ve bizden başka bu kadar ana yüreği olan kadın yoktur.

Galiba Serdar Turgut yazmıştı: ATM’de sıra sana gelir, sıradaki Türk gelir omuzbaşına dikilir, ne işlem yaptığına bakar… Amerikada, medeni bir uzaklığı koruyarak sırasını bekler amerikalı.
Ama, sokakta yaralansan, Türkiyede seni omuzlar hastaneye yetiştirir birileri mutlaka. Amerikada, bulaşmadan etrafından dolaşırlar, dönüp bakmazlar bile…

bu yüzden affediyorum onları. çok iyi insanlar aslında. kötü niyet yok içlerinde. lütfen hoşgörü gösterin, binlerce kere cevaplamış olduğumuz aynı soruya, nezaketle bir kere daha cevap verince incilerimiz dökülmüyor.
türü çok azalan bir ırk bu…

6 Yorum

Filed under ben yazdım

Facebook’ta oyun davetlerinden kurtulmak..

Facebook kullanıyorsunuz, ama facebook üzeriden oynanan oyunlardan hoşlanmıyorsunuz/oynamak istemiyorsunuz demek..

Ama niyeyse arkadaş listenizde ısrarla oyun daveti yollayan birileri var sürekli…

Farmville’den Chiefville’den, her türlü oyundan gelen isteklerden sıtkınız sıyrıldı değil mi?

ha bire durum güncellemenize “ben oynamıyorum, bana istek yollamayın” yazıyorsunuz, “bu kişi oyun oynamıyor” fotoğrafları paylaşıyorsunuz ama kimse aldırmıyor mu??

Sinir olmayın, Oyunculara kızmayın. İşlem basit…

1- Kurtulmak için, buraya tıklayın…

2- İlgilenmediğiniz oyunun daveti üzerine gelin, sağ üstte x vardır, basın…

3- Mini bir menü gelecek:

“68 FilancaVille isteğini gizledin
FilancaVille uygulamasını engelle?
Feşmekan’dan tüm istekleri yok say?” şeklinde…

İstediğinizi seçin…

4- Mesela “Engelle”‘yi seçerseniz, şu mesaj çıkar:

Uygulamayı Engelle?

FilancaVille’yi engellemek başkalarının sana bu uygulamadan davet ve istek göndermesini ve bu uygulamanın senin hakkındaki herhangi bir bilgiyi almasını önleyecektir. Bu aynı zamanda senin başkaları bu uygulamayı yüklemiş olsalar bile FilancaVille’yi görmeni de önleyecektir.

Tamam’ı tıklayın.

Bir daha kimse size o oyunun uygulamasını GÖNDEREMEZ.

Siz sağ, ben selamet.

Bir şey değil.

:)))

7 Yorum

Filed under bilgisayar, facebook, severim paylasirim

AKÇE AKIL ÖĞRETİR, DON YÜRÜYÜŞ BELLETİR

Özetle, parası olan konuşur, lafını dinletir; güzel kıyafeti olanın yürüyüşü değişir…

Kokoş değilim, olmadım, olamadım. Birgün takma tırnak maceramı anlatayım da gülün.

Giyinmeyi, giyimime özenmeyi beceremiyorum. Daha doğrusu buna aldırmıyorum sanırım. Renk uyumu olmuyor bir türlü…

Önce çorap giyiyorum. Ayakkabı giyeceksem iyi, ince pantolon coraplarımı 5’li paketlerde alıyorum, işime geliyor. Teki kaçınca bir sonraki tekle devam ediyorum, bir de renk sorunu olmuyor. Ten rengi, her kıyafete uyuyor.

Adidas giyeceksem yandık. Çekmeceden güzel bir şoset (SOKET değil) çorap seçip giyiyorum. Güzellik göreceli tabii.. Çekmece gayet desenli, renkli, cafcaflı çoraplarla dolu. Kızımın ayakları da bu sene bayagi büyüdü, bazen temiz çorapları bükerken hangisi kimin çorabıydı bilemediğimiz oluyor… Şöyle hanım hatun çorabım yok ki.. Alayı çocuk çorabı gibi..

Her ne ise, bir tanesine karar veriyorum, ayağıma giyiyorum. Sonra kot giyiliyor..

Sonra gardroptan bir t-shirt seçme anı geliyor. Genellikle en üsttekini uygun görüyorum. Haldırs şeklinde giyindiğim için de, asla çoraplarımın rengi, tişörtüme uymuyor :(((

Zamanında daha özenirdim üstüme başıma, çok janti kılık kıyafetim, şımşık ayakkabılarım vardı.. Ayakkabı Çanta takım alırdım be, ne diyorsunuz siz…

Ful makyaj yapar, fondöten bile sürünürdüm. Iyyh, şimdi düşündükçe ürperti geliyor..

Bıktım mı bilmem. Bu aralar,  bir süredir, böyle geziniyorum.

Makyajdan ziyade bakımlı olmanın daha önemli olduğunu öğrendim sanırım. Gerekirse yine giyiniyorum, süsleniyorum, bugün yaptığım göz makyajına şakır şakır düşer bayılır herkes, o kadar da ustası oldum artık.. Takıydı tokaydı, en ince en seçkin ürünler yine bende..

Ama normal şartlar altında, yok. Sadesi en tatlı geleni…

Oysa ki bacım, tonsürton giyinir, iki taşın arasında kıyafetine uygun oje sürer, fönsüz gezmez, aynalar çatlatan bir hatundur.. Olmaz bu kadar farklılık.

Annem bozuk attı geçenlerde, (ki kendisi paristen giyinen anneannemin, plaja inerken ayrı küpe takan kızı olup, son kerte alımlı bir kadındır,) “kızına oğluna nasıl bir rol modeli oluyorsun farkında mısın?” diyerek..

” e bana kim rol model oldu  da ben  boyle oldum ki?” dedim.

bir süre susuştuk.. bilmiyoruz.

durum böyleyken böyle yani…

 

 

 

Not:

 

Kaşı bıyığı, dip boyası gelmiş; en son sekiz ay önce düğüne giderken makas değmiş saçının kırıktan görünür bir modeli kalmamış; ojeleri geçen hafta sürülmüş de artık tükenmiş; ayak parmakları nasır, topukları çatlak içinde kalmış; dişlerinin kefi on metreden gözüken; “nasılsa ev hali” diyerek askısı sünmüş yirmi yıllık sütyen, lekeli t-shirt ve  eski bir eşofmanla gezen kadınlara ifrit oluyorum. bunu da yazmasam çatlardım.

6 Yorum

Filed under bakımlı hatun, insan olmak, severim paylasirim

Helal Gıda Sertifikasyonu? Ne lüzum? No lüzum..

Elhamdülillah Müslümanım, en başa yazayım, gereksiz itişmelere girmeyelim…

Alim filan değilim, bildiğim az miktar şey var, onun da yarısı yanlıştır belki. (tevazu )

Kuran’da Haram (kesinlikle uzak durulacak) olarak geçen 5-6 şey var desek,: Fal, Domuz eti, Alkol, Kumar, Faiz, Şirk (put) olarak sayabilirim.

Buradan bakınca, detaya girmeyelim, “boğazımıza kadar günaha battık” diyorlar ya, muhtemelen doğru. Allah cümle günahlarımızı affetsin.

Konu: Şu aralar milletin ayılıp bayıldığı Helal Sertifikası. Yahudiler de bizim gibi, her şeyi yemiyorlar, koşer (temiz) olduğuna dair damga olmasini gerekli görüyorlar. Etler bir haham gözetiminde kesilmeli mesela…bizimkiler de onlara mi imrendi bilmem.

Milletimiz EŞİT DERECEDE HARAM OLAN faize, kumara, alkole hiç aldırmaz ama domuza karşı hassastır. Bunu bilen gıda şirketleri de,ben kendimi bildim bileli paketli herşeyin üzerine “mamüllerimizde domuz yağı ve katkıları bulunmaz” yazarlar.

Şimdi de “helal gıda” “helal kesim” “helal üretim” işleri çıktı. Sorularım ne zamandır birikti kaldı, aha yazıyorum şuraya:

  • Helal peynir nasıldır? sağarken “besmele” mi çekilmiştir? makineler sağıyor zaten.. Ben yerken besmele çeksem o yeterince helal olmaz mı bana?
  • sertifikayı her bir ürün için tek tek alması gerekmez mi firmanın? her birim ürün için yani. mantık onu gerektiriyor. belki şu bisküvi üretilirken sertifika  alındı, e ondan sonrakiler haramsa? ne bilelim biz?
  • En önemlisi de: fenilketonürili insanlar için suni tatlandırıcı konulmuş ürünlerde uyarı yazısı olur;  vejeteryan ve vegan insanlar için uygunsuz içerik varsa, ambalajda yazılır; fıstık allerjisi ne bileyim gluten intolerant olanlar için yine ambalaja not düşülür, “fıstık/gluten içeren ürünlerle aynı hatta üretilmiştir” diye. Kimin zoru varsa o uyarılır. Normali bu..
  • Bu durumda, teeek tek her şeye helal sertifikası verileceğine, direkt “haram belgesi” verilmelidir. Net olarak yazsın pakete, sen sağ ben selamet. Öylesi böylesi yok, karışmaz. İsteyen alır istemeyen almaz.

Bunu öneriyorum.

Helal sertifikasına aldırmıyorum, bunun küçük, gizli bir tür bölücülük olduğu konusunda komplo teorim var. Domuz değilse, helaldir. OK.

Sertifikayı icat edenin yeterliliğini sertifikalandıracak kurumların akreditasyonuna girmeyelim. Bundan cebe atacakları zilyon lirayı hiiiç hesaba katmıyorum.

En fenası, diyelim A deterjanı helal sertifikası aldı diyelim, ne biçim reklamı olacak bu biiir, rakip tüm deterjanlar sertifikasız olduğundan aristo mantığı gereği haram pozisyonuna düşecekler bu da ikiii.

Durduk yere malları da tüketicileri de yaftalamanın ne alemi var? Sepetinde B deterjanı varsa bi ton insan piiis pis bakacak suratına.

Gereksiz çıkışlar yapmayalım, böyle bir şeye hiç ihtiyacımız yok.

13 Yorum

Filed under alışveriş işleri, ben yazdım, güvenli hayat, iştahlı işler, saçmasapanlıklar, soruyorum

İlk Lila Kutu deneyimim. Burada.

Taa ne zamandır Lila Kutu nedir merak ediyordum. Geçen ay üye oldum. Ağustos kutusu geldi iki hafta önce..

Lila kutu kargo dahil 19 liraya adresinize teslim edilen güzel bir kutu. İçinde de seçme numuneler var, bazen tam boy ürün de çıkabiliyor.

Deniyorsunuz,beğenirseniz siteden satın alabiliyorsunuz. Eh, makul..

Benimkinden çıkanlar ve yorumlar:

Tung dil fırçası ve Dil macunu: ilginç bir şey ama bir süredir bunu da alasım vardı, kutudan çıkınca mutlu oldum. Güzel ve faydali bir icattır bence..

Golden Lady pudra: lekeli mekeli, pazar malı kılıklı bir şeydi, sekonder ambalajı olsa bir derece, doğrudan açık gelince, güvenemedim, yok ettim.

Rebul Kolonya: Rebul. Türkiye’nin en eski en meşhur eczanelerinden biri. Rahmetli dedemin kolonya markası; Lavanta kolonyası özellikle süperdi, insanın burnunu gıcıklayacak kadar keskindi.. Nur içinde yatsın…

Neyse bu türünü minicik şişede geçenlerde Marks’tan almıştım AÇEV yararına satıyorlardı. Mandalina, Lime (-laym okunur- misket limonu derlerse olmaz yani) ve bi çeşit daha vardı, şimdi kalkıp bakmaya üşendim.. Neyse, ondan bir tane geldi kutuda. 15 ml filan.. Her halükarda kefilim, Mandalin de, Lime da, üçüncüsü de enfes.

PCO maske. İçeriğinde koyun plasenta özü filan var.. Mis gibi pudra kokuyor ve gerçekten de seans sonrası insan “def gibi” olmasa da cildinde sağlam bir sıkışma, bir gerilme hissediyor. Göz çevresi için olanından almak lazım sanırım. :) Keşke piyasada parabensiz ürünler olsa sadece. Evet bunda da paraben var insan sinir oluyor..

Rareblossom Zeytin Yapraklı gündüz kremi. 5 ml. hakikaten zeytin ağacı gibi kokuyor. Benim için birazıcık fazla yağlı. denemiş oldum.

Petal Fresh biberiyeli şampuan ve saç kremi. Accaip güzel biberiye kokuyor ve en az yarım gün kalıcı olduğunu söyleyebilirim. Benim için bir lokmacık şampuan ve tükürük kadar krem çoook yetersiz bir numuneydi, ama idare ettik işte. Neticede, bi ton etken madde yazılı içeriğinde. Biyerlerden saf biberiye yağı edinip şampuanıma damlatsam da olur yani.

Aviva Rose Angels duş jeli. Güzel ve çok hafif bir gül kokusu var. Pek gül kokusu seven biri değilimdir, bir arkadaşa verdim, GÜLe oynaya kullanıyor.. (ürün isimleri Türkçe olsun. En azından shower gel değil duş jeli yazın yaa)

Clarins body lift. selülit şeysi. “sırf  sürmeyle naapacak” diye düşünürdüm ama birşeyler hissettim ilk kullanımda. şimdi  havalar az serinlesin düzenli kullanacağım bundan. bakalım sonu nereye varacak??

La Naturel Deodorant mendil.. Bunu da merak etmekteydim. Aluminyum için çok ağır konuşuyorlar, ne kanserojenliği kaldı ne de alzheimer yapıcısı olduğu. E Aluminyumsuz da olmuyor bu deodorantlar… Bu ürün bu ihtiyaca yönelik bir icat. Aslinda bin yıllık Şap. ama güzel fikir, inovasyon işte. bu konuda da olumlu yorum yazıyorum şuraya.

Eveet, kutu güzel bir deneyim. Tek başına dil fırçası 15 lira olunca, ortalamada fiyatının karşılığını aldığımı düşünüyorum, sırf sürpriz faktörü bile değer. uzun zamandır kimse bana sürpriz yapmadı aslında,  iyi geliyor.

Devam edeceğim Lila kutuya..hatta bazı bir şeyler de alacağım sanırım :))

 

 

LilaKutu Eylül yazısı da burada..

4 Yorum

Filed under alışveriş işleri, araştırdım, kozmetik, severim paylasirim

66 aylıkların cebren ilkokula kaydedilmesi hakkında

bu bana iki şeyi hatırlatıyor…

1- Hz.Musa hikayesi… Bir şekilde büyüklerimiz bir duyum aldılar, herhalde  “Ocak 2007 ve sonrasında doğan bir çocuk ileride çok acaip olacak” filan gibi bir fal baktı birisi.. Kehanet gerçekleşmesin diye, o dönemde doğan herkesi öldürecek değiller ya, bunları okula tepelim, eğitmeye filan gerek yok, kaykayla gezer gibi sınıf geçsinler, ne ödev ne proje ne de sınıfta kalma yok.. delme takma bir diploma verir sepetleriz dediler sanıyorum

2- Belki de bir tür Fareli Köyün Kavalcısı masalındayız. Bir gün birisi kendisine verilen söz tutulmadığı için “ben de sizin bir sonraki neslinizi çar çur edeyim de görün” dedi ve yallah sürüdü götürdü çocukları…

Ailenizin komplo teorisyeni huzurla sunar..

4 Yorum

Filed under çocuk, ben yazdım, saçmasapanlıklar, şikayetlerim

Bu 66 aylıklar meselesi var ya…

beni deli ediyor.
66 aylık dediğin, 5,5 yaşında demektir. anaokuluna verirsin.
ilköğretime hazirlanır.
6,5 yaşında da başlar.
Bu sene gayet normal olarak, anasınıfına verecektim oğlumu ama okula başlamak zorunda şimdi. üç senedir anaokuluna gitmiş, bu sene başlaması normal olan 6 hatta 7 yaşındakilerle aynı sınıfta olacak.
elifi mertekten ayıramıyor bu herif, yanına Emre gibi bir velet oturacak, anasınıfını aşmış, konuşma sorunu ne demek, ingilizce bile öğrenmiş yuvada, hatta şiir yazmış annesine, yıl sonu gösterisinde okumuş sahnede..
açık öğretim terkle Harvard mezunu yan yana gibi düşünün…
tamam, oğlum zeki, çevik ve yakışıklı.
Ama çok kötü bir eşitsizliğe kurban gidecek..
7 yaşındaki Emre piçinin tuzu kuru anası da sokranacak.. “ay benim oğlum bunlarla aynı sınıfta, bunlar çok geri, öğretmen bunlara çok zaman ayırıyor, ay benim oğlum sıkılacak şimdi, ay benim oğlumun bir senesi boşa gitçek”
O Emir gibiler yüzünden, zorla okula alınmış benim oğlum bir damla yaş döksün ben o karıyı çok kötü dövecem. şimdiden söyleyeyim..

12 Yorum

Filed under çocuk, ben yazdım, ilkogretim, saçmasapanlıklar, şikayetlerim

Sigarayı Bırakamam… Sigarayı Seviyorum…

Doktor kafasını önündeki tahlil sonuçlarından kaldırıp, sana ” kötü bir haberim var” dese…
“üç aylık ömrünüz kalmış, ileri evre kansersiniz… tipik olarak sigara içenlerde ya da tütün dumanına maruz kalanlarda rastlanan bir kanser bu.
malesef, üç ayınız var. O da en iyi ihtimalle. Fırsatınız varken sevdiklerinizle vedalaşın, son olarak seyretmek istediğiniz film filan varsa seyredin, zamanınızı güzel değerlendirin, moralinizi bozmayın..” dese…
minicik, öpmelere doyamadığın çocuğunun babasız, boynu bükük büyüyeceği, belki de bir başkasına “baba” diyeceği dank edecek kafana..
Camide, musalla taşının üzerindeyken, annenin tabutuna örtülen duvağa kapanıp “yavruuum” diye ağlayacağını anlayacaksın..

yaşamaya doymadan mezarlığın birinde bir tümseğin altına atıp gidecekler seni.
çar çur olmuş hayatından geriye bir şey kalmadığını, almak istediklerini, daha yapmak istediklerini, evini, işini, doğmamış çocuklarını, olmayan geleceğini, bütün hayallerini, bütün sevdiklerini, saf saf zamanın varmış gibi yaptığın planlarını düşüneceksin birer birer.

kaçınılmazı önce inkar edeceksin, bir yanlışlık var sanacaksın.  “falanca da doksanbeş yaşına kadar sigara içti, öksürmedi bile, turp gibiydi” , “filancaya da kötü hastalık demiş doktorlar, ceviz yedi hergün, birşeyciği kalmadı” diyenlere umut bağlayacaksın, “yok canım, bana bir şey olmaz” diyeceksin..

sonra, öfkeleneceksin.. daha yaşın ne başın ne, bir dolu ihtiyar varken, sapıklar, katiller onca kötü insan dururken senin kadar iyi birine denk gelmez ki bu hastalık? haksızlık bu. sen çok iyi bir insansın, olmaz ki..

pazarlık edeceksin..”Lütfen iyileşeyim Allah’ım.. söz her gün oruç tutacağım, fakirleri doyuracağım, beş vakit namaz kılacağım, annemi üzmeyeceğim, çocuğuma çok iyi örnek olacağım…”

giderek kötüleşecek, giderek daha da dayanılmaz ağrılara katlanamaz olacak, üç ayı bile bulmadan o pis kokulu, loş hastane odalarından birinde, sondalarla, serumlarla, sürünerek günlerce can cekişecek ve son nefesini gencecik yaşında vereceksin.
herkes üzülecek evet, ama herkes, “o kadar da -içme şu zıkkımı- dediydik” diyecek.

sanma ki varlığın, hayattakiler için önemli, emin ol çok değil, bir sene sonra tamamen unutulacaksın. hiç kimse seni hatırlamayacak. yok olacaksın…
bir kez daha gün doğumunu göremeyeceğini anlayacaksın son gecende.. çok ağlayacaksın, çok pişman olacaksın, her şey silinecek gözünden. “bir şansım daha olsa, beş yıl, on yıl önce bırakırdım sigarayı” diye tövbeler yeminler edeceksin.

işte tam o an, duaların kabul olacak; on yıl önceye dönecek, bu yazıyı okuduğun saniyeye uyanacaksın birden bire. Şöyle bir irkilecek, “hayırdır inşallah, rüya mıydı?” diyeceksin.

*-*-*

Rüya değil.

Sigarayı bırak, bu saniye bırak.

On yıl sonraki sen, sana yalvarıyor, duyuyor musun????

A

B

C

5 Yorum

Filed under ben yazdım, saglik