Vermeyince Mabud(*), neylesin Sultan Mahmud

Mahmutpaşa çarşısının da hikayesidir. Tıkandı Baba hakkında bir hikaye..

Bakara Suresi 216- Olabilir ki siz, bir şeyden hoşlanmazsınız; oysa ki o sizin için bir hayırdır. Yine olabilir ki, siz bir şeyi seversiniz, oysaki o sizin için bir kötülüktür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

Taa eski günlerde, Sultan Mahmut zamanı demek ki.. kaçıncı Mahmutsa artık.. Adamın biri varmış, çok aşırı kısmetsizmiş. Hiç bir istediği olmazmış. Kendi nasip çeşmesinin tıkandığını söylermiş. Adama “Tıkandı baba” dermiş herkes. Gel zaman git zaman bu adamın ünü padişahın kulağına ulaşmış.

“Ben koca padişah isem” demiş “bu adamın kısmetini vereceğim”

Kısmetsiz adama ramazan boyunca her gün bir tepsi baklava yollamış. Her bir dilimin içinde bir altın gizleyerek. Adam “biz baklava yesek ne olur? ben bunu satayım da yerine eve ekmek peynir alayım” demiş, gelen baklavaları en yakın esnafa, bir sarrafa satmış. Sarraf bir tepsi baklavayı bir altına almış. Tepsinin içinden çıkan altınlarla daha da zengin olmuş. Tıkandı baba’ya aldığı altından bir kuruş bile kalmamış tamamı borca gitmiş.

Bu macerayı soruşturan padişah “yok artık” demiş. “ben gözümle göreceğim”

Adamı saraya çağırtmış. Eline bir kürek vermişler, hazineye sokmuşlar. Padişah “küreği altınlara daldır, taşıyabildiğin kadar altın senin olacak” demiş.

Adam heyecandan küreği ters daldırmış altınlara. kürek bir adet altınla çıkmış koskoca altın yığınından.

Herkes “belliydi zaten” derken padişah sinirlenmiş. “bunu saymam” demiş.”

“Götürün bu adamı Mahmutpaşa’ya, çarşının başına dikin. Eline bir gülle verin, caddede yuvarlasın. Güllenin gidip de durduğu yere kadar sağlı sollu tüm dükkanları ona bağışladım.”

Adamı koşturarak Beyazıt Mahmutpaşa’ya götürmüşler. Çarşının başında eline gülleyi vermişler, geçip seyretmeye başlamışlar. Adam yine heyecanlanmış. Güllesini kaldırıp ileri değil de yukarı fırlatmış, gülle çarşının kapısındaki kemere gelmiş, oradan yuvarlanıp tekrar kendi başına düşmüş. Adam oracıkta ölüvermiş.

Padişahın da dediği gibi, “vermeyince Mabud, neylesin Sultan Mahmud”

bazen o iş olmaz. o da senin için daha hayırlıdır.

(*) Mabud: ibadet edilen. Allah.

2 Yorum

Filed under kültür, severim paylasirim

Sanatta gelinen son nokta

Zamanında “kitap kaplamak bir sanattır” yazdıktan 10 yıl sonra, sanatımın çok da takdir görmemesi sonucu 11. sınıf kitapları ordusunu folyo kapladım ;)

Şeffaf folyoyu kitap eninde kesip ortadan ikiye katlıyorum.

Sağ baştan kağıdını açıp kitabı da orta çizgiye denk getiriyorum. Fazlalık kısmı içe kıvırıp yapıştırıyorum.

Kağıdı yavaşça açıp yarısına kadar kitaba yapıştırıyorum.

Çevirip geri kalanını yapıştırıp bitiriyorum.

Yağmur olsa yaş değmez, dövüş olsa taş değmez. Mis gibi şeffaf ciltlenmiş kitabımız hazır.

Yorum bırakın

Filed under el işi, ev işi, kültür, kitaplar, lise, severim paylasirim

Âhi anlamındaki A (tahin nasıl okunur)

Çok milliyetçi bir yanım yoktur genelde ama Türküm, doğruyum ve çalışkanım.

Türkçe benim için önemli. Severim, korurum..

Tahin muhabbeti bezdirdi. Kısa kalın a ile okunması modası çıktı ve ben de bıktım. Bilmesek. Şapkalı harfleri geri istiyorum.

Ahi iceren bazı kelimeler yazacağım. Kendiniz düşünün:

Ahi. Şahin. Kahin. Dahi. Dahil. Sahil. Bahir. Cahil. Tahir. Fahir. Mahir. Zahir. İbrahim. Vahi. Vahit. Nahit.

Teşekkür ederim.

Yorum bırakın

Filed under ben yazdım, eğitim, kültür

Çantalye

Bir cafe ya da restorana gidince, çantalarımızı koymak için garsondan istediğimiz ilk şey: çanta sandalyesi.

1 Yorum

Filed under ben yazdım, i-pek tatlı sözlük, severim paylasirim

Arap Amcanın öyküsü…

Herkesin Mısır’da bilmediği bir halası olması ve ölüp tüm mirasını kendisine bırakması ile ilgili bir fantazisi vardır herhalde. Benim de bir Arap amcam var. Miras filan bırakmadı, arap kanunları mirasın ülke dışına çıkmasına izin vermezmiş, ama hikaye bile bir efsane.

Aile ağacı / şecere çok sevdiğim bir konudur. Hiç birini tanımam ama kendi ailemin tarihini kurcalamayı severim. Evlendim eşimin tarafı da eklendi oh listeler uzadı. Bugün burada yazdıklarım bana anlatılanlardan aklımda kalanlar. Ne yazık kı artık doğrulatma şansım da yok. Masal gibi okuyun.

Bugünkü mevzu meşhur Arap Amca.

Şekil şu:

Konunun başlangıcı Dedemin dedesine gidiyor. 5 kuşak evvel.

5Büyük dede

4dedemin babası

3dedem (annemin babası)

2annem

1ben

Dedemin dedesi İsmail bey, rivayete göre ’93 harbinde yapılan mübadele (nüfus değişimi) sırasında ailesini toplayıp taşıyabildikleri ile Bosna’dan Türkiye’ye göçmüş ve çocuklarına yemin ettirmiş “geri dönüp mal mülk aramayacaksınız” . Adamın doğum yeri ve yılından başka bir şey bilmiyoruz. 1878/1879 gibi gelmiş olmaları lazım. Çocuklarından biri askeri okula gidip subay olmuş. (4= Mehmet Haki bey).

Bu bey öyle böyle çapkın değilmiş. Her limanda bir sevgili gibi, görevli gittiği her şehirde bir hanım almış kendine. Mevzuat müsait tabii. Kaydı kuydu mu var? Görevli gittiği her yerde bir Türk zabiti olarak bir ilişkisi olmuş olabilir.

Hobi olarak kartal besleyen bir adamdan bahsediyoruz. Evin bahçesinde bir takım ciğeri havada sallar “GEEH” diye bağırırmış; evcilleştirdiği kartalı gelir, kaparmış elinden. Karizma tavan.

Kendisi zamanında Arabistan’da bir yere tayin edilmiş. Koca yarımadanın neresine gitmiş bilmiyorum. Orada da evlenmiş tabii. Bu evliliğinden bir oğlu olmuş. Sonra dönmüş ülkeye, burada resmi evliliği var, iki oğlu bir kızı olmuş. Ortanca oğlan benim dedem Abdullah bey oluyor.

Aradan zaman geçmiş çapkın dede rahat durmamış, “ben annenizi boşayıp başka kadın alacağım” da demiş ama babasının izinden giden iki subay oğul izin vermemişler. Adam da çekip gitmiş diğer kadınla yaşamaya başlamış.

Bu arada Arabistan’daki oğul İsmail büyümüş, epey de zengin olmuş, Sıdıka hanımla evlenmiş.. Bir gün kalkıp “Türkiye’ye gidelim, babamı görüp elini öpelim” diye yola düşmüş. Nerden nasıl bulduysa bulmuş babasını. Dedemler şaşırmış tabii ama babasının yanında, dizinin dibinde yerde oturan, bir kelime Türkçe bilmeyen bu büyük erkek kardeşlerine ve hanımına da bir şey diyememişler. İsmail efendi bir hafta kalıp geri dönmüş.

Derken derken vakti dolan büyük dede hastalanmış. Arap amca da, tesadüf, aynı dönemde “gideyim babamı göreyim” demiş yine Türkiye’deymiş. Kapısına vardığında babasını ölüm döşeğinde buluyor. Diğer iki oğlu yetişemeden çapkın dede son nefesini arap hanımdan olan oğlunun kollarında veriyor.

(Yıllar sonra kız kardeş hacca gitti ve abisini buldu. Yine tek kelime Türkçe bilmeden anlaşmışlar.)

Dönelim aile ağacı/şecereye. Uzun zamandır my Heritage sitesine üyeyim, ailemden aklıma gelen herkesi ekledim. İşin ilginç tarafı zaman zaman farklı kullanıcılar aynı kişiyi ekliyor, o zaman da bana haber geliyor. Mesela A kişisi benim ağacımda yenge onun ağacında hala olarak gözükmekte. Uzak akrabalarımı görüyorum online olarak . Bi ara genetik test yaptırasım geldi ama ondan güvenlik kaygısıyla vaz geçtim.

Kendi aile ağacımı görmek çok güzel. Bütün dünya ile akrabayım !

Yorum bırakın

Filed under aile, araştırdım, severim paylasirim

Yapay zeka’nın üst modeli

Zamanında düşünüp Google Görselle Arama’yı icat etmiştim. Şimdi de şunu düşündüm:

Yapay zeka destekli tasarım siteleri var. Doğru dürüst bir tanım ya da isterseniz tek bir kelime yazıyorsunuz. Size bunun görselini çıkartıp sunuyor.

Buyrun bu da örneği. Tanım olarak ne girmişim bilmiyorum da sonuç bu. Bunu büyük bir zevkle ve sefayla kullanıyorum. Hazır çekilmiş foto! “Kim ne yapsın” dersiniz. “Çık sokağa, asfaltta giden arabanın flu fotoğrafını çek koy”. Haha. kolay mı sanıyorsunuz?

Kendi çapında ünlü bir fotoğrafçıyla evliyim. Eşimin hobisi ve ilerde profesyonel olarak yapmak istediği şey; fotoğrafçılık. İnstagramına bir bakın bakalım: @geyikkoşan

Zıt kutuplar birbirini çektiğinden, eşi olarak ben, en son model telefon kamerasıyla bir tuşa basmaktan ibaret olan fotoğraf çekme işini hiç beceremiyorum. ışık-gölge yok oran hiç ama hiç olmuyor. İyi bir fotoğrafçının yanında benim çektiklerim iyice sefil kalıyor.

Bu nedenle yapay zekaya fotoğraf çektirmeyi seviyorum. Beş kulak, iki burun, dort parmak olabiliyor, her göz başka çıkıyor bazen ama er geç istediğime yakın bir görüntü yakalayabiliyorum.

Yine de bana yetmiyor, fikrim şu: Ben kendi resmimi koyacağım mesela, sonra da kucağımda bir aslan, bir uçağın kokpitindeymişim fotoğrafı yapacak. Fotoşopun becerikli hali. Sprey krem temizleyici şişesini yükleyeceğim, açılı halde ocağın üzerine sıkarkenki halini verecek bana.

Zeki Müren’le sahneye çık, Mario’yla araba kullan, Selçuk Erdem ya da Yiğit Özgür karikatürlerinde rol al.

Ay lüften olsun böyle bir şey.


Yorum bırakın

Filed under ben yazdım, icatlar, instagram, internet, severim paylasirim

Anjiyo. Seveni severiz..

Kardiyolog yönlendirmesi ile başımızdan geçen anjiyo-anjio-anjiyografi işlemi hakkında biraz yazayım dedim.

Anjiyo olmadan önce bilmeniz gereken 5 şey

Eşime bir süre önce, görüşüme göre pek de gerekli olmayan bir anjiyo önerdi kardiyolog doktor. Öncesinde bazı kan değerlerine bakıldı ve kullanılan ilaçlar böbrekte yük olacağı için böbrek fonksiyon değerlerine bakıldı.

Gebze’de ünlü bir hastanede günlük operasyon servisinde bir çekmeceye tıkıldık. Çekmeceden başka bir şey diyemeyeceğim, üç duvar bir perde. ne bir pencere ne bir şey. Sıkıla sıkıla saatleri saydım. Refakatçiyi oyalamanın gerekliliği..

demek ki neymiş yanımıza kitaptır, tablettir, çerezdir, ıslak mendil, kettle su çay kahve birşeyler almalıymışız. normalde 6 saat evde ne kullanıyorsanız getirin.

hastaya damar yolu açılıp, gerekirse çok hafif bir sakinleştirici veriliyor. tamamen soyunup ameliyat önlüğü giydiriliyor. huzursuz olurum derseniz tek kullanımlık kağıt don alın yanınıza. sonra sedyeye alınıp odadan çıkartılıyor.

iki çeşit anjiyo var. biri kasıktan biri koldan damara girilerek yapılıyor. koldan yapılan yarım saatte bitiyor ve ilaç verildiği an kısa bir yanma hissi duymanın dışında konforlu bir işlem.

Bir saat sonra taburcu oluryorsunuz. Sonuç hemen veriliyor. İçiniz temiz, hanenize ay doğmuş filan şeklinde yorum da var. ;P

Ertesi günü duşunuzu yapıp işinize gidebilirsiniz. Bir kaç gün o kol hassas kalıyor sonra unutuyorsunuz bile.

Gelmiş geçmiş olsun.

Yorum bırakın

Filed under saglik, severim paylasirim

Kaplıcaya / Termal tesise nasıl gidilir?

(Bu yazıda ürün yerleştirme vardır. Linkten ürün satın alırsanız ben de küçük bir komisyon kazanıyorum)

termal bir otele gideceksiniz, çok güzel. Peki neye dikkat etmeli??

Birinci madde: instagramdaki cicili bicili fotoğraflara ve yorumlara aldırmayın. Otelin adını internette arayın, konumundan emin olun ve bakın bakalım suyu akıyor mu?

İsim vermek istemiyorum ama Yalova oteli diye pazarlanan, taa 1 saat uzakta Armutlu’da olan ve sabahları suyu akmayan/kesilen bir termal otele gittik. Bir de lunapark vardı yakında, geç saatlere kadar gondola, su kaydırağına binenlerin çığlıkları bitmedi.

Şimdi size ipuçları; Neler neler unutmuşum ya da iyi ki yanıma almışım dediklerimi bu yazıda topladım. Toplu link : HEPSİBURADA

. arabalı vapurda vakit geçirmek ya da otelde geceleri eğlenmek için iskambil oyunları ya da uno iyi oluyor.

. bavula muhakkak sabununuzu şampuanınızı, lifinizi kesenizi alın. Türk hamamı büyük sefa.

. havuza girecekseniz kaymaz terlik ve bonenizi unutmayın. bonesiz havuza almazlar.

YZ’ya göre hamam/havuz keyfi

. YZ’ya göre dikkat edilecekler:

Eğer toplu taşıma kullanacaksanız, önceden otobüs ya da dolmuş sefer saatlerini araştırın. Yeterli sayıda sefer olmayabilir.
. Kendi aracınızla gidecekseniz, rotanızı çıkarmadan önce trafik durumunu göz önünde bulundurun. Yoğun saatlerde yolda kalabilirsiniz.
. Gittiğiniz tesiste mutlaka rezervasyon yaptırın. Hem yer açısından hem de bütçeniz için en uygun seçeneği seçebilirsiniz.
. Yanınıza su şişesi almayı unutmayın. Kaplıcalarda bolca su tüketimi önemlidir.
. Tesise giderken rahat kıyafetler giyin. Spa bölümlerinde vücudunuzun gevşemesi için rahat kıyafetler tercih edin.
İyi bir kaplıca / termal tesisi deneyimi için acele etmeyin, önceden planlayın ve keyfini çıkarın!

Ben devam edeyim:

. Odada kettle olmayabilir. Çay kahve ihtiyaç. Kendinize bir de meyve bıçağı alın, elma armut soyarsınız.

. hamam ya da havuz için ayrı havlu vermeleri lazım, kesin sorun öğrenin. oda havlusu havuza inmez.

. saç havlusu olarak mikrofiber boneler var, hemen kurutuyor ama bornoza özenmeyin. hem bavulda çok yer tutuyor hem de öğleden sonra “bir defa daha ineyim havuza” derseniz kurumamış oluyor. et gibi ıslak ve ağır yapışıyor insana.

. varsa düzenli kullandığınız tüm ilaçları, ayrıca bir mavi jel paketi, bir ağrı kesici, bir ishal durdururcu bir de yanık/kaşıntı kremi alın.

. kirli çamaşır ve ıslak mayolar için su geçirmez torba lazım bavula. 3 metre ip, 20 mandal da atın bulunsun. otelin imkanları yetmiyor. Bir ufak makas, el feneri, dikiş seti, bir ayakkabı çekeceği ve bir kaç plastik askı işinize yarar. otelde güvenlik için kapı altı alarmı da düşünülebilir.

. son olarak odadaki tek priz bizim elli çeşit cihaza yetişmediği için mini bir üçlü priz önerim var.

hamam adabıyla devam edeceğiz.. sıhhatler olsun

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, bakımlı hatun, gezen güzel olur

Lastikçim’den vaz geçmeyeceğim

Araban mı var, lastiğin var arkadaş.

Bir önceki sefer, mevsimi gelince, yaz lastiğini çıkarttık kış lastiği alıp taktırttık. Adamların çıkan lastiği 6 ay saklaması gerekiyordu. Otel mi pansiyon mu ne böyle bir hizmet var.

E ölümlü dünya. Bir gittik ki lastikçinin yerinde yeller esiyor. Kış lastiğiyle yazı ve sonraki kışı geçirdik ama lastik de perişan oldu.

Evet biraz haşin kullanıyorum. ehehe

Bu sefer dört mevsim lastiği dedi yetkili kişi olan eşim bey. Lastikten anlamam. O ne derse o.

Hatta benim için lastik değil tekerlektir. Neyse, bencileyin ilk defa lastik almak isteyen tecrübesizlere bir fikir olarak yazıyorum bu yazıyı. Bir acemiden diğerine.

A- Markaya karar verin.

B- Yaz mı kış mı dört mevsim mi alacaksınız en sık nasıl bir hava/yol şartında kullanıyorsunuz aracı ona karar verin.

C- Lastiğin üzerinde bazı yazılar var. yan yüzünde yani. Lastiğin bedeni o. Benim almam gereken 195/55R16 yani yere değen yüzü 195 mm, R radyal demek (nedir bilmiyorum), 16 da inç biriminden çapı.

Ondan sonra ev alışverişi yapar gibi sitelere gidip fiyat araştırabilirsiniz, markaların kendi sitelerinden fiyat bulmaya çalışabilirsiniz. Ya da gidip lastikcim sitesinden şak diye alabilirsiniz.

Benim tercihim bu oldu. Fiyat avantajı kesin var, bazı modellerin promosyon hediyeleri oluyor, onun dışında getirip takma hizmeti var. Ayrıca üretim tarihini kesin olarak bilme şansınız oluyor. Lastiğin de her malda olduğu gibi tazesi makbul.

Sitenin aracın markasına göre öneride bulunan bir arama motoru da var. Ayrıca iletişime geçerseniz sizin araca ne takılacağı konusunda yardımcı da oluyorlar. Araç sahiplerinin %40’ı, kullananların %50si kadın bu ülkede ama bu kadınların % kimbilir kaçı lastikten anlar ki?

Benim için en avantajlı olan tarafı lastiği takma hizmeti veren kişiye kargoluyorlar. Kapınıza kadar getirip gözünüzün önünde balans ayarını yaparak takıp, eskilerinizi de alıp gidiyor. Ben hayatta lastik değiştiremem, sanayiye manayiye de gidip uğraşmayı sevmem. Yıl olmuş 2023 herşey eve teslim, lastik de öyle oldu.

Havada karada LASTİKÇİM. reklam gibi oldu ama reklam değil. tavsiye.

Yorum bırakın

Filed under araba, ben yazdım, icatlar

Hayalimdeki Site

Hayatımın en güzel günleri askeri kamplar ve tekel kampindaki günlerimdi sanırım. Tam anlamıyla ekmek ekden su gölden tatiller. O salaş ortamlarda bir şekilde 5 yıldızlı otel konforu vardı.

O yüzden bir gün oturmak istediğim sitede mutlaka:

<24 saat açık ve ücretsiz>

Kafe. Büfe. Kreş/bakıcı. Konsiyej. Sağlık kabini.

Tesisat. Tamirat. Elektrik. A/C.

Kuaför. Kargo. Temizlik. Hobi odasi.

Toplantı odası. Maç film izle, yoga dersi al, parti yap, taziye aç..

Olmalı. 70 yıl dışarı çıkmasan dışarıyı özlemezsin : D.

Yorum bırakın

Filed under ben yazdım, ev işi, taşınmak