Yoyoso alışverişi

Geçen gün tuttuk yeni avm var diye daldık Piazza’ya. Kare demekmiş(*).. Türkçenin suyu çıktı biliyorsunuz. A101’de 2.5 lira litresi.

Dalar dalmaz bir başka kore cicibicisi satan tukkan bulduk.

Inkara gerek yok herkesi cezbediyor bu kore kozmetik dukkanlari.

Uzakdogudan ne gelse kapisilan bir donemdeyiz. Payimiza düşen meblağı verdik rahat ettik biz de. (15 yaşında kızım var, her tur kawaide gözüm var)

Bilmemnekadar liralik alisverise verilen maskeyi demin suratima taktim.

Türk olduğumdan da aklım sonradan geldi “lan bu ne ki acaba?”

Birincisi.. cizgi gibi goz delikleri esnetince genisliyor onu yazayim.

Iki.. paraben var. Yanina yaklaşmamak lâzım. Hamamelis virginiana’dan sonrasini okumamam hataymis. “Cadı fındığı :)))”

O alttaki de 20 nisan 2017 üretim tarihidir inşallah. Skt ise ayvayi yedik.

Nerde beleş oraya yerleş olunca, böyle bir tufaya düştük bakalım. :(

Şimdi bi alerji filan olsam, paketi götür hastanede kim anlar neymiş bu? Zehirli mi? Panzehiri var mı??

Herkes benim kadar ingilizce/latince bilmek zorunda mı? Ki alttaki çançinçonları hiç okuyamıyorum..

Vebali kozmetikten Türkçe etiket zorunluluğunu kaldıranların boynuna.

(*) instagramdan uyari geldi. Meydan demekmiş Piazza. Gugıl transleytin tuzagina dustuk. Bir lisan bir insan, bir gugıl tuzak.

Yorum bırakın

Filed under Diğer

Sevgili Yüksek Seçim Kurulu

30085084_936911663144959_5100006542803992576_n

Seçimler sırasında propaganda amaçlı gezen müzik çalan ya da sesli yayın yapan araçların kullanılması mecburi midir?
Bu araçların faaliyetlerinin durdurulması, yaklaşmakta olan üniversite sınavına çalışan öğrencilerin çok işine yarayacaktır.
Bunu sağlamak için ne yapabiliriz? Örneğin bulunduğum ilçede seçmenler imza verse bu sesli propaganda yayınları durdurulabilir mi?

 

Saygılarımla

 

Yorum bırakın

Filed under araştırdım, soruyorum

Verin Verilerimi Bağırtmayın Beni

Her türlü kurum cayır cayır bilgilendirme mesajları gonderiyor. Yeni kanunla (KVKK) Kişisel verilerimi kendim kontrol edebileceğim. “adaaam sende” diyenlere izah edemeyeceğim onlar kendi başlarının çaresine baksın bu önemli bir şey. Unutulma hakkı.

Yasal olarak internete koyduğum ya da üye olurken verdiğim her şey/her bilgi benim kendi mülküm sayılır.

Hani instagrama yazıyorsunuz ya “emeğe saygı, fotoğraflarımı çalıp kullanmayın, arkadaşlar spamlayın ltfn” bilmemne, onun bir adım ilerisi.

Benden izinsiz verilerimi şuraya buraya satmaları bitti şükür.

Malum  bilgi çok değerli ve topladıkları onca veriyi geri vermeye de hiç niyetleri yok.   E ben de razı değilim bilgilerimin elden ele dolaşmasına.. Hatta bunu yaptıkları için boş vaktim olsa cayır cayır tazminat da alırım.

“Kişisel verilerinizin KVKK madde 7’de öngörülen şartlar çerçevesinde imha edilmesini (silinmesini, yok edilmesini veya anonim hale getirilmesini) Şirketten talep edebilirsiniz. Aynı zamanda verilerin aktarıldığı veya aktarılabileceği 3. kişilerin söz konusu imha talebiniz ile ilgili bilgilendirilmesini talep edebilirsiniz.”

Şimdi, yasal hakkım var “silin verimi, sildirtmeyin kendinizi” dedim mi silecekler.

Ama şirin bir boşluk yakaladı serseriler. Silin demek için bir yol göstermiyor yasa, Kişisel Verilerin Korunması Kurulu boş bırakmış oraları. Dut eksin.

Efendime söyleyeyim o zaman ya bizzat kurumun merkezine (her neresiyse artık.. kalkıp şehirler arası gidecek değil kimse ehü ehü ne zaka var sende Nuritin abey) müracaatım lazım,

ya noterden ihtarname çektireceğim (bi ton para)

ya da kimliğimi kanıtlayan belgeler eşliğinde dilekçe yazıp (postada kaybolacak tabii/yahut yeniden ellerine bilgi vermiş olacağım, onu sildirmek için ne yapacağım??) gondereceğim.

Ama mesela telefon edersem olmuyor. Sende kayıtlı telefonum işte.. sen beni arıyorsun bana o numaraya gonderdiğin şeylerin bana ulaştığını biliyorsun, tebliğ edildi sayıyorsun?

Mail atamıyorum yine aynı şekilde karşı firmayla 10 yıldır yazıştığım faturalarımı yolladıkları mail adresini kabul etmiyorlar.

ha Kayıtlı e-postam (KEP) varsa o ayrı (ki yok ve niye olsun?) o zaman KEPimden KEP’lerine mail attırıyorlar.

 

Ya böyle saçmalık olur mu?

 

GELİŞME:

Kişisel Verileri Koruma Kurumu bir duyuru yapmış..

Kurul, çıkardığı ikincil düzenlemelerle veri sorumlusuna yapılacak başvuruların yöntemini belirlemiştir.

Veri Sorumlusuna Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Tebliğ için tıklayınız

 

Başvuru usulü

MADDE 5 – (1) İlgili kişi, Kanunun 11 inci maddesinde belirtilen hakları kapsamında taleplerini, yazılı olarak veya kayıtlı elektronik posta (KEP) adresi, güvenli elektronik imza, mobil imza ya da ilgili kişi tarafından veri sorumlusuna daha önce bildirilen ve veri sorumlusunun sisteminde kayıtlı bulunan elektronik posta adresini kullanmak suretiyle veya başvuru amacına yönelik geliştirilmiş bir yazılım ya da uygulama vasıtasıyla veri sorumlusuna iletir.

(2) Başvuruda;

a) Ad, soyad ve başvuru yazılı ise imza,

b) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için T.C. kimlik numarası, yabancılar için uyruğu, pasaport numarası veya varsa kimlik numarası,

c) Tebligata esas yerleşim yeri veya iş yeri adresi,

ç) Varsa bildirime esas elektronik posta adresi, telefon ve faks numarası,

d) Talep konusu,

bulunması zorunludur.

(3) Konuya ilişkin bilgi ve belgeler başvuruya eklenir.

(4) Yazılı başvurularda, veri sorumlusuna veya temsilcisine evrakın tebliğ edildiği tarih, başvuru tarihidir.

(5) Diğer yöntemlerle yapılan başvurularda; başvurunun veri sorumlusuna ulaştığı tarih, başvuru tarihidir.

 

Şimdi oldu. Buyrun Örnek Başvuru şu şekilde:

 

 

Filan Bank/ Falan Telekom/Feşmekan Kargo Genel Müdürlüğüne,

İstanbul

Konu: KVKK Kapsamında Bilgi Talebi

 

Sayın İlgili,

29677 numaralı kanun gereği kişilerin  “kendileriyle ilgili kişisel verilerin işlenip işlenmediğini öğrenmek, işlenmişse bunları talep etmek, verinin muhtevasının eksik veya yanlış olması halinde bunların düzeltilmesini, hukuka aykırı olması halinde ise silinmesini, yok edilmesini ve buna göre yapılacak işlemlerin verilerin açıklandığı üçüncü kişilere bildirilmesini ve verilerin kanuna aykırı olarak işlenmesi sebebiyle zararlarının giderilmesini talep etme hakları” bulunmaktadır.

Bu hakka dayanarak, aşağıda adı ve adresi bulunan şahsımın, şirketinizle olan geçmiş tüm yazışma, telefon görüşmesi, internet formları ve benzeri şekillerde toplanarak oluşturulmuş veri tabanında bulunan kişisel verilerime erişiminize vermiş olabileceğim rızamı, bugünden itibaren kaldırıyorum. İznim alınarak yahut iznim olmaksızın elde edilmiş, saklanmış, işlenmiş ve üçüncü kişilere açıklanmış tüm verilerimin silinmesini; kullanılmış verilerimle ilgili doğabilecek her türlü zararımın tazmini saklı kalmak üzere, talep ediyorum.

Gereğinin yapılarak, mezkûr kanunun ilgili maddesi uyarınca tarafıma 30 gün içersinde yazılı olarak bilgi verilmesini rica ederim.

Saygılarımla

 

TC Kimlik

Ad, soyad

İmza

Adres:

 

 

 

 

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, bilgisayar, facebook, internet, soruyorum, şikayetlerim

Tarihte ilk whatsapp grubu

1980’lerde annemler tarafından kuruldu.

Aynı meslekten, çoğu sınıf arkadaşı beylerin aşağı yukarı aynı yıllarda evlendikleri ve bir kaç sokaklık mesafede oturan hanımlar bir şekilde tanışıp birbirlerini gayet “kafa” bularak küçük bir arkadaş grubu kurarlar.

Sonra duyan gelir, referansla filan arkadaş grubuna dahil olmalar başlar, “bizim hanımı da çağırsalar ya” diye beyler ricacı olurlar filan grup en şâşalı zamanında 25 kişiyi aşmıştı.

Daha ilk başlarda “gümüş günü” adı altında haftalık toplantılar organize etmeye başladılar. Her hafta Perşembe günü içlerinden birinin evinde toplanılır, yenilir içilir, para toplanır ve çekiliş yapılır. X yazılı kağıdı çeken ertesi haftaki toplantıda ev sahibi olur.  Tanıdık bildik bir kuyumcunun vitrininden seçilen bir ürünün,  {ilk evvel bir minik gondolla başlar set, yahut 12 çay tabağı ile 12 çay kaşığı} parası güne katılan kadınlarca bölüşülür, herkesin evinde bir hatırası olur böylece.

Sonraları “Altın günü”ne döndürülse de bu işin aslı böyle başladı.

Bu grubun alt grupları da oluştu zamanla.. Annemle gümüş günü arkadaşları hâlâ görüşüyorlar, beraber tatile çıkıyorlar, kadınlar arası bu kadar uzun bir sevgi bağı örneği var mıdır bilmem..

İşte o zamanlar, “zincir çevirmek” dünyanın ilk whatsapp grubuydu. Herkesin halka olduğunu ve kulaktan kulağa oynadığını düşünün.

1. sıradaki 2.’yi arar ve “falanın eltisi vefat etmiş, zincir çeviriyoruz, yarın ikide evine taziyeye gidiyoruz” der bırakırdı. İkinci üçü arar aynısını iletirdi. herkesin sırası belli olduğundan yarım saat içinde bütün grup programı öğrenmiş olurdu. Evde ütü kadar büyük, kırmızı, krem ya da mat yeşil bir çevirmeli telefonun salonda baş köşede durduğu ve carr diye çalınca yerinden sıçradığın günler.. (evde değilsen kimseye ulaşamazsın kimse de sana ulaşamaz. kim aradı asla bilemezsin. çok tuhaf mı? hayır, çünkü “arayan gene arasın”dı. Evde bulana kadar arardın, derdini telefon açılana kadar ertelerdin. )

Ha diyelim zincir bozuldu, 6 numara evde yok telefonu açmadı. O zaman 7’yi ararsın, zincir oradan devam ederken 6’yı bulana kadar aramaya da devam edersin.

Herkes de saat ikide söylenen yere gelir. Şimdi elli kere randevulaşıp yüz kere konum atıyoruz yine de belli bir yerde buluşmak sağlam bir azim gerektiriyor.

 

Bu yazımı, “büyük gruptan” ilk kopan, hepimizin teyzesi, benim için özel bir kahramanlık yapmış olan, adı tam kendisine uygun verilmiş Fazilet teyzemin anısına yazdım. Mekanı cennet olsun.

 

2 Yorum

Filed under aile, severim paylasirim, sosyal medya, whatsapp

“Hâlâ mı blog be? Yutup varken :/ ” Evet hâlâ ve hep blog…

Bir resim bin kelimeye bedelken; elimizdeki gelecek tamamen gorsel-işitsel bir mecraya kayar ve uzun eğitim kitaplarının yerini online özet geçici video öğretmenleri alırken; kitap satışları azalır ancak yazar sayısı artarken doğal olarak da nitelikli okuyucu oranı düşerken bir de blog okuyan kim kalacak ki diye düşünen varsa diye yazmaktayım bu haftaki yazımı.

Ortalama yaşam süresinin ilk beş yılını hayatta kalabilme becerileri edinmeyi öğrenmekle geçiriyoruz. Bir anne ve bir baba rol model olarak yeni bir insanı büyütmeye çalışıyorlar.

ikinci bir beş yıl daha geçtiğinde çocuk oyunlarla hayatı öğrenmiş, sosyalleşmiş ve temel becerileri kazanmış olmak zorunda.

on ilâ onbeş yaş arasında vücut gelişimi ile paralel olarak zihinsel gelişim, manevi değerler, soyut kavramlar yerleşiyor.

onbeş yirmi yaş arası ise tam teşekküllü bir eğitime adanmak zorunda. gelecekte hayatını sürdürebilmek, geçinebilmek ve yeni insanlar yetiştirebilmek için elzem olan para kazanma/işçilik/üreticilik üzerine geliştiriliyor.

İnsanlar kediler gibi çeşit çeşit. Bu yüzden hayatımızı sürdürebiliyoruz, herkes doktor olsa buğdayı kim yetiştirir? Bazıları sınıf başkanı olarak doğuyor bazıları ressam. O ayrışma anı (yedisinde neyse yetmişinde de o olmak) ilk on yaşta aşağı yukarı belirlenebiliyor. Ergenlik çağındaki gencin ggelecek için yaptığı planlar ve yapmayı sevdiği şeylerle, doğuştan gelen becerileri yani elinden gelenler çakışıyorsa mutlu bir kişi olup ilerliyor. Yani ilk on yılda yönelim saptanmalı ve ikinci on yıl o yönelime uygun eğitim verilmeli. Hatta yaşı kaç olursa olsun insanlar istediği işi öğrenebilmek için ücretsiz eğitime geri dönebilmeli.

Hatta hatta insanlara temel barınak, eğitim, yiyecek ve sağlık ücretsiz olarak sağlanmalı. Yani huzurevleri 0-100 yaş arası isteyen herkesi barındırmalı. Daha fazlasına sahip olmak isteyen (toplumdaki ihtiyaç da hesaplanarak) arzu ettiği eğitimi alıp arzu ettiği bilimde, sanatta ya da işçilikte geçimini kazanabilmeli.

40+ bir insan olarak yazıyorum: Şimdiye kadar okullarda öğretilenlerle yetinmeyip kendi başımıza çabalayarak, gazeteler, makaleler, kitaplar okuyarak, bilen kişileri dinleyerek kendimize göre bir yere geldik, bir şeyler öğrendik. Fazlasını unuttuk, artık damıtılmış bilgi elimizde (zihnimizde). Şimdi Amerikayı yeniden keşfetmeden, her seferinde başa dönmeden bir sonraki nesli bir gıdım daha ileriden başlatabilme şansı elimizde. (evet onbeş günde Fransız devrimi…#GORA).

Bunu okuyan gençlere sözlükte ve muhtelif yerlerde insanların “17 yaşıma söyleyeceğim tek cümle/vereceğim öğüt” konulu yazılarını bulup okumaları. Çünkü öğrendim ki insanlar bilgi miraslarını daima KENDİ çocuklarına geçiremiyorlar. Yıllarca dünyanın dört bir tarafında aradığın, öğrenmek için yanıp tutuştuğun bilgi belki de tam karşı komşunun kafasının içinde. Ve kendi çocukları ilgilenmediği için küsmüş bozum olmuş oturmakta. İşte o onyedi yaşa mektuplardan biri mutlaka sana yazılmış olacak. Ufkunda bir kapı açmasa bile bir pencere aralayacak. Taze hava girecek içeri. Çok işine yarayabilir. (gerçi onyediliklerin bir büyükten öğüt almaya olan gönülsüzlükleri hatta inatçı tepkisellikleri de malum. Belki de bu yüzden bu bilgi-evrimsel Babil Kulesi hiç yükselemesin diye :) )

Amazon, imdb, goodreads, spotify vb bu yüzden, uyguladıkları algoritma sayesinde benim sevip puanladığım ürünlere göre benimle aynı şeyleri aynı puanla beğenmiş insanların beğendiği diğer şeyleri de bana sunması harika bir şey. “Bununla ilgilenenler şunlara da baktı” diye önüme “lan hakkaten iyiymiş” dediğim, normal şartlar altında dönüp bakmayacağım bir çok eser tanımış oldum.

Okuyacak kitap bulamadığım sinir olduğum zamanlar vardı. Seveceğim bir tanesini bulabilmek için sevmediğim bir sürü kitap okudum. Filmlerde işim kolay, beğenmezsem izlemeyip bırakıyorum. Başından belli oluyor benlik bir şey olup olmadığı. Kitabı okumadan bırakmaya kıyamamak çok zor. Yine de yarım bırakılmış ve freecycle’lanmış bisürü kitap oldu geçmişimde.

Kızımın ve oğlumun şimdiye kadar okuduğum her on kitaptan birini sakladığım bir kütüphaneden, izleyip değerlendirip belki yüzde birini beğendiğim filmlerden oluşan bir arşivi hızlıca beyinlerine yüklemeyi çok isterdim. Hazır okunmuş, seçme kitap işte. Bundan sonra hangi yazarı okusam, hangi kitap bana hitap eder diye düşünecek bir şey yok. Tertemiz ayıkladım. İyi de, ilgil alanlarımız aynı olmayabilir. E onca birikim çöp mü?

Blog yazmayı sürdürmemin sebebi tamamen bu. Ha yaşam evren ve herşey hakkındaki büyük sorunun cevabını mı veriyorum? (bunun cevabı zaten biliniyor ve siz daha bu cevabı bilmiyorsanız zaten yaşamayın) Bloguma her gün bir cevher mi yumurtluyorum? hayır. Ama işime yarayan işe yarar bilgi yüklemeye gayret ediyorum. Orası kesin.

Peki bütün bu paragrafları itinayla yazıp en az bir saatimi buraya gömmektense 8 dakikalık bir video çeksem? Hem daha çok tepki alır izleyici bulur hem daha çok kişiye ulaşır?

İşte orada yanılıyorsunuz. Henüz video içinde arama yapabilen bir gereç yok. Yani 8 dakikalık bir video içinde benim istediğim bilgi var mi yok mu, varsa neresinde var bunu bulup çıkaramıyoruz. Hatta videodan videoya sekerek Songül Karlı’ya varabiliyoruz. Oysa canı isteyen haştag kovalar, arama motoru kullanır bir şekilde benim blogumda var olan ve TAM DA ARADIĞI bilgiye şakadanak ulaşabilir.

işte bu yüzden hâlâ blog!

Yorum bırakın

Filed under çocuk, blog işleri, insan olmak, internet, kitaplar, OKUL, sosyal medya

Çocuk ve İnternet güvenliği

Değerli veli arkadaşlarım.

0-15 yaş arasını sıkıca, 15-20 arasını da gevşek de olsa kontrolde tutmak gerektiğine inanıyorum. “hayatın gerçekleri”ni öğrensinler tamam da, bütün çıplaklığıya GÖRMELERİ gerekmiyor. (*)

Son bir yılda en güncel yazılımları indirip denedim, memnun kaldıklarımı tavsiye etmek istiyorum. Ellerinde akıllı telefon ya da tablet olanları için önerdiğim yazılımlar :

Kid Control. internet bağlantısı ile çalışıyor yani sim kart şart. Wi-fi ile de bağlanabiliyor. ama neticede her yerde wifi yok değil mi? Ailenin her ferdinin telefonuna indiriyorsunuz, ebeveyn e-posta adresi ve şifresi ile hepsini birbirine bağlıyorsunuz. Uygulamaya giriş yapıldığında her telefonun anlık olarak yerini bildiriyor size. “nerdesin?” derdi bitti. Ücretli uygulamayı indirirseniz, son onbeş gün o telefon nerelere gitti size bilgi veriyor. Kendi güvenliği için kullandığınızı çocuğa izah edin. Bu bir casusluk uygulaması değil. Deprem bölgesiyiz neticede, hiç bir şey olmasa, benim ya da babasının da nerede olduğumuzu bilebilir ki bu da az şey değil. İsterseniz webden de bütün bunlara erişebiliyorsunuz. Mis.

Dinner Time Plus. evdeki akıllı cihazların kontrolünü veren çok şahane bir program. Telefon ve tabletlere indirin, saat sınırlaması mı getireceksiniz, video izlemeyi mi engelleyeceksiniz, google’dan ne aramış, kaç saat whatsapp’ta takılmış herşeyi önünüze getiriyor. Ayarları doğru yaparsanız kendisi de silemiyor.

Değerli uyku saatlerini yattığı yerden telefona/tablete sarf etmesini engellemek için mesela, saat 22:00’de cihazı internete kapatabilmek mümkün. Ya da elli kere “hadi sofraya” demiyorsunuz artık. Tek tuşla kesiveriyoruz bağlantıyı, stres=0. (adını da buradan alıyor zaten).

Bizim evde tehditle, zorbalıkla, diktatörlükle ilerlemiyoruz. Ben kuralları söylüyorum, açıklamasını da yapıyorum. Mesela “matematik notu 80 olana kadar günlük internetin 30 dakikaya düştü”. TTNET bana kota koyarken de aynı mantığı kullanıyor. Al sana gerçek hayat. Kendi kendini kontrol edebildiğinde sınırları tek tek kaldırıyorum. Saat ondan sonra çet yapmayıp uyuması gerektiğini bilme yaşına gelince mesela, o sınır kalkıyor. Ha ben bakıyorum tabii arada, ama gözetlemek değil amaç. Güncel durumu inceliyorum.

Veee bilgisayar, evet güvenli arama ayarları yapsan, ad-block kursan ve reklamlara engel de olsan yine de tam bir iç rahatlığı olmuyor.

Onun çözümü de Qustodio . Bilgisayarda her türlü saat sınırı, site engelleme, günlük girilen her şeyin, aramaların raporlaması hepiciği mevcırt.

 

(*) Black Mirror izleyenler lütfen bana Arkangel bölümünden bahsetmesin.

Yorum bırakın

Filed under aile, araştırdım, çocuk, bilgisayar, güvenli hayat, internet, severim paylasirim, uygulamalar

Kinsan görmüş masum pazarlamacı

Yeni takibe aldığım bir kişi var. Ekim Kaya.. bazı ücretli eğitimler veriyor modern pazarlama yöntemlerini anlatmaya gayret etmiş biri. Pazarlama ya da dropşiping öğrenesim yok (netekim bitkoine de kapik vermedim) ama abinin çok sarih bir anlatımı var, aksansız ve uzun cümleler kuruyor bu da dili ensesinden çekilesice djler yüzünden radyo dinlemeyi bırakan benim için dinlemeye değer bir şey.

İyi bir pazarlamacı önce kendi kendisini pazarlamak durumunda tabii ki.. O bağlamda “ben kimim kimin nesiyim?” videoları çekmiş Ekim bey, kendine ait siteleri var, feyste var, instagramda var, dört taraftan aradığı kitleye ulaşma gayretinde.. Bir yandan kendini anlatıyor bir yandan da aradan aradan da eğitim setini satmak için tanıtım yapıyor.

Son olarak popüleritesini arttıracak ÜCRETSİZ video serisi çıkarttı. Bunu da bir haftalık teaserlerle, ödüllü yarışmalarla paylaştı da paylaştı. Sorun şu ki umduğundan farklı bir kitlenin dikkatini çekti. Beleş Kemal kinsanlar üşüştü. Yutubun altı akıl dışı yorumlara gark olunca ilk videonun hemen ardından “görülen lüzum üzerine” bir izah videosu daha atmış, dün güya Tolgişi izleyecektim {daha ilk bölümünü yarılayamadım} acele bunu izlemeye başladım.

Adamın videosunun altında “abi bu videoyu nerden izliycez” yazan kinsanlar adamı delirtmiş. saç baş yolacak kıvama gelmiş. Tansiyonu fırlamış yine de sakin sakin “bak kardeşim” diye izah vermeye çalışıyor. İnsan üzülüyor tabii.

Niye? Kinsan bolluğu insanları önce böyle rahatsız ediyor. İnsanlar bildiğin Kübler-Ross modeli başa çıkmaya çalışıyorlar bu travmayla..

Önce inkar ediyor. “Lan bu kadar salak da olamaz ya insan. yok yahu ben aşırı komplike anlatmışımdır dur azıcık sade anlatayım” falan oluyor.

Sonra öfke geliyor. “Oha harbi salak mi ne? bu herifle aynı oksijeni yakıyoruz… benim oyumla bununki bir mi? bu üreyecek benim çocuğumla aynı okula gidecek aynı iş yerinde mi çalışacak? Bunları taksim meydanında sallandırmalı ki üreyemesinler”

derkeen depresyon. “alemi ben mi kurtarıcam aga, lanet olsun, boklarında boğulsunlar”

hop pazarlık… ” ya iyi hoş da sen ben üzerimize düşen eğitimi vermezsek, balık tutmayı öğretmezsek bu insan ne yapsın? ben şu kadar gayret edeyim onlar da bu kadar beri gelirlerse neden olmasın? yapan ülkeler nasıl yapıyor.. işte sorumluluk alalım arkadaşlar”

aaannnd kabulleniş. İstiklâl marşı ve kapanış.

 

 

 

Yorum bırakın

Filed under kinsan, saçmasapanlıklar

İluminati ve yeni yıl kararları

İyi geceler..

Yeni yılla ilgili bazı kararlar aldım. Bu kararların en dertli tarafı kararı almakla bitmemesi. Cemi-i cümleye de arz etmeniz gerekiyor ki iyice madara olasınız.

O yüzden bir iki tanesini paylaşacağım.. Adet yerini bulsun. Ama ondan önce şunu bilmenizde fayda var ben acaip şekilde teknomanyak bir insanım. Başka insanların makyaj malzemesi aldıkları gibi ben de yeni bir edevat buldum mu yanar tutuşur illa ki alırım. Bu yazıyı son edindiğim edevattan yazıyorum. O kadar yeni ki, birbirimizi henüz çözemedik. Klavyede tuş yok. E biraz seri kullanmak istesem kendine göre harfler yazmaya başladığı gibi, akıllı kelime tahmin özelliği var ne yazmaya çalıştığımı ben kelimeyi yarılamadan tahmin edip yerleştirmeye çalışıyor. Düz klavyede hızlı ve hatasız yazarım aslında ama bu klavyenin de bana alısabilmesini istiyorum. bu yüzden de sabırla kaç kere geri dönüyorum her bir kelimede. Az çok öğreniyorum ve öğretiyorum işte. Ona da bir şans tanımam lazım çünkü daha da hızlı yazmamı sağlayacak bir süre sonra.

İşte elimde bir sürü gadget olunca geceleri dört bir tarafım da şarj kablosu ile dolu haliyle. Onunla oyna şununla oyna, şundan instagrama bak, berisinden yazı yaz, nette takıl, vb derken zaman zaman üçe kadar uyumadığı geceler oldu geçtiğimiz yaz. Bu da beni sinir etti. Yeni yolla beraber ilk kararım olarak: baş ucumdaki kabloları ve bil umum cihazları aynanın önüne taşıdım. Artık şarj istasyonu demeyeyim de bir şarj limanım var. İyi. Mümkün olduğu kadar az radyasyon alırım. Artı okunmak için yığılmış kitapları bitirmem lazım. Süper. Ikide iki.. Bu ay dört kitap bitirdim. Bence on gün için başarılı.

Üstelik becerebilirsem her gün bloga yazı gireceğim. Haftada iki üç de video çekip kanalıma koyacağım çünkü o konuda iyice geri kalmış hissediyorum. Bu madde için bu ilk on günde üç yazı yazdım ve iki video çektim. Tamam sayılır?!?

<<<<<<<<

Niyeyse ilkokulu veletler illuminati dengesizliğine kafa yormaktalar. Bitmiyor ilüminatiler gözler üçgenler.. Gizem hoşlarına gidiyor. Ben de oğlumu trollerim.. O bir zamanların soğuk Amerikan bilmecelerinin kazanına düşmüşüz heralde yani… (Bana göre en güzeli gülmek… )

Ee en enerjik iluminatiye ne denir?

Piluminati….

Güzel kokana?

Güliminati

Şişman olana?

Filimünati…

Ince kesilmişine?

Dilimunati

Ingilizce bilenine??

Hellominati.

En kısasına?

Miliminati…

En seslisine?

Ziliminatiiiii

2 Yorum

Filed under Diğer

Ekmek Kesmedik diş olmaz, başa gelmedik iş olmaz..

Değerli okur.

Bu yazıyı sana yeni bir yılın ta en başından yazıyorum.  Mutfak eşyamı az ve öz severim.  Bir tane rende olsun ama titanyum olsun isterim.  Çünkü kem aletle kemâlet olmaz.  Pazardan alınma rendeyle kalite tutmaz.

Bu adı geçen rende fazlasıyla iyi.  Hani filmlerde kılıç denerken kılı ikiye keserler ya; Ha bu rende de rendelerin kralı azizim. Rendeler. Hiç acımaz.

Uzun lafın kısası,  Sağ el baş parmağımı ve tırnağımın bir kısmını rendeledim. Canım ne var bunda? Kazaya rıza gerekir,  akacak kan damarda durmaz.. Beni kan tutmasa iyiydi.. Hop elimi soğuk suya tuttum hemen.  Soğukta damarlar büzüşür,  kanama morarma azalır. Bu yüzden mutlaka buzlukta mavi buz jeli bulundurun,

20180103_124327475175793.jpg Hiç olmadı bir tane dolu buz kutunuz olsun. Her an herşey olabilir. Kan durur gibi olunca kağıt havlu basıp ilk yardım kutusuna gittim.  Bizim evde ilk yardım malzemelerinin durduğu kutu tam girişte durur ve güzelce hazırdır.

Içinde sargı bezi, gazlı bez,  yapışkan bant,  antiseptik, kan durdurucu,  soğutucu sprey,  makas bulunur.  Açık yaraya kesinlikle pamuk basılmaz unutmayın.  Gazlı bez ve bandaj paketleriniz açık ve kullanıma hazır olsun.  Sağ eli kesince sol elle beceremez insan.  Vakit kaybı.

20180103_124248905105786.jpg

Yalap şap paketledim parmağımı ama bakamıyorum :))

Sonra gidip ev pantolonumu çıkarttım,  eşofman geçirdim.  Dolabın bir köşesinde tek elle giyilebilecek kolay ve örtücü bir kıyafetiniz olsun. Deprem sabahın üçünde olunca donla sokağa fırlayanlar olmuştu.

Keza Ocak ayı olunca hava da soğuk ancak mont giyebilecek durumda değilim.  Üzerime de pelerin panço arası bir şeyim var onu aldım. Arabanın anahtarı hep aynı yerdedir,  Telefon hep şarjlıdır, cüzdanım çantamdadır ve en sevdiğim ayakkabılarım da çarık gibi giyilen skechers’larımdır.

Yani olaydan üç dakika sonra kapıdaydım ve acile gidebildim.

Kendinize acil durum senaryoları hazırlayın.  Denemeler yapın.  Yangında ilk kurtarılacaklarınızı belirleyin.  Tamam ben herkesten biraz daha paranoyak olabilirim ama hazırlıklı olmak işime yaradı.  Kafası kesik tavuk gibi panik içinde oraya buraya koşuşturup değerli vaktimi kaybetmek istemem.

Elim iyi.  Geçecek.  Önce tedbir,  Sonra tevekkül.

Yorum bırakın

Filed under aile, ev işi, güvenli hayat, saglik, severim paylasirim

O soru bir kez daha geldi.. Prezervatif nedir? Üreme nasıl olur?

Olayın 3 bölümlük ilk kısmı için : O soru nihayet geldi

Malum-u âliniz, abd-ı aciz bendeniz, eczacıyım ayıptır söylemesi. Zaman zaman bizim veletler de eczaneye gelip bana çıraklık ederler. Bu sene 10 yaşını süren mahdum, renkli parıl parıl kutulara bakıp “aaa anne LOVE yazıyor! ay lav yuu!!!” dedikten sonra soruyu patlattı.

“Anne bu ne?”

{BU} dediği de Durex-OKEY rafındakiler.

Tıpta ayıp yoktur. O yüzden kısaca açıkladım. “Eğer bir kadınla bir erkek çocuk yapmak istemiyorlarsa bunu kullanırlar.”

Tıpta yoksa bile bizim oğlanda acaip utanma vardır, konuyu hemen kapattı.

Daha evvel de dediğim gibi, on yaşına gelmiş ve soru sormuyorsa başka bir kaynaktan öğreniyordur. Alın karşınıza kendiniz anlatın.

Ertesi sabah evde, ben ona sordum.. “Bizim kedilerimizin neden yavrusu olmuyor?”

“Veteriner yumurtalarını çıkarttığı için”

“Evet. Peki yumurtaları neredeydi?”

“toplarının içinde?”

“Senin yumurtaların da var biliyor musun? Senin toplarının içinde de senin yumurtaların var. kadınların yumurtaları da karınlarının iç tarafında. kasıklarının biraz üzerinde. ”

“hımm”

“bebekler nasıl yapılır biliyor musun?”

“anneyle baba 30 gun aynı yatakta yatarsa bebekleri olur”

“evet aynı yatakta yatarlar ama o yumurtaları paylaşmaları lazım. iki kişinin yumurtasından bir bebek oluşur. Buna üreme denir.

Kadın üreme organları kadının karnının içinde olur. Yumurtalıklar, rahim ve doğum kanalı yani vajina..

kadin-ureme-organiErkek yumurtasının ayrı bir adı var. ona sperm denir. spermler o toplarda üretilir. Aynı kemik iliğinde akyuvar üretilmesi, midede barsakta sindirim enzimleri üretilmesi gibi. Üretim merkezi orası yani. O da bir organımız. Kulak gibi, utanılacak bir şey değil. Her erkekte var. Ancak “özel bölge” olduğundan, kimseye gösterilmez ve kimseninkine de bakılmaz.

erkek-organi

Eğer erkek ve kadın bebek yapmak isterlerse, beraber yatarlar. Erkek toplarında ürettiği spermleri bir kanalla kadına verir. Bu kanalın ucu penise bağlıdır. Kadının üreme organları karnının içinde olduğundan, penis spermleri doğum kanalına yani vajnaya bırakır. Hani burnumuz hem nefes alır hem koku alır.. Onun gibi, penis de iki işe yarar hem çiş boşaltır hem de sperm iletir.

Vajina’dan giden spermler yumurtalıklardan gelen yumurtalarla rahimde buluşur ve birleşirler.. Ve bölünerek çoğalmaya başlarlar. Yeni bir hayat başlar.

Eğer bebek yapmak istemiyorsan, prezervatif adlı bu koruyucu yöntem kullanılır.

 

Bu konuyla ilgili en sade gorselleri Sevilay hanımın blogunda buldum..

 

1 Yorum

Filed under aile, çocuk, saglik