Category Archives: aile

Legoland İstanbul

Bu yazıyı yazdıktan sonra düşündüm, eğer gidecekseniz, okumamalısınız, sürprizi kaçar kesinlikle. Fena spoiler yersiniz. Bire bir yaşanması lazım. 

Eğer gitmeyecekseniz, okumamalısınız, insanın canı çekiyor ya.. 

Yani her koşulda, okunmaması gereken bir yazı yazdım ben…

*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*

Bu mekan yepyeni. Daha 3 gün oldu açalı. Biletlerimizi Tixbox‘tan taa ne zaman aldım. Oğlum LEGO konusunda çok iyidir. Hem sever hem yapar. Hatırı için Bayrampaşa’ya, Forum İstanbul’a gittim.   Online biletler kısa süre için kapıdan bilet almaktan ucuz.

SORUN 1: Her çocuk yanına bir yetişkin, her yetişkin yanına bir çocuk şartı var. Bunun manasını çözemedim. 3 çocuklu aile olsak sokaktan adam mı çevirelim fazla çocuğu içeri sokabilmek için? Tek çocuklu aileler ya da Legosever bekarlar netçek?

SORUN 2: Lego Dükkanından alışveriş yapmak için bilete gerek yok, AVM’nin içinden girilip çıkılabiliyor. Bir de Legolanddan giriş çıkış var biletlilere. Biletler sanal olunca, lego dükkanından legolanda geri giriş yapmaya çalışan eşim, güvenlikle tartıştı. Biletler benim cep telefonuma kayıtlı, ben de bambaşka bir yerdeyim.. Giriş-Çıkış güvenliğini sağlamak için ziyaretçiye bir yaka kartı vb birşey vermeleri lazım.

SORUN 3: Merlin’in kazanını karıştırırken, kilitli emniyet kemerleri ile bağlandık. İniş sonrasında görevli tek tek gelip insanları cihazdan söküyor. E ya görevliye bir şey olsa? Dönmedolapta mahsur mu kalacağız? Ya da benim acil inmem gerekse? Diğer 10 kişinin çözülmesini beklemek zorundayım. Böyle olmaz. Bir düğmeyle “lap” diye tüm kemer kilitleri açılmalı, isteyen tek hamlede inebilmeli.

heh, bunları aradan çıkardıktan sonra: 14-20150803_000447

ŞAHANE Bİ EĞLENCE HEMŞERİM: KAÇIRMAYIN! 

Girişte önce aile fotoğrafımız çekildi ve bize kısa bir film gösterildi. Sonra iç mekana girdik, Lego Fabrikası hakkında kısacık bir belgesel izledik ve kendimize Lego Adamlar tasarladık. O oyun bitince bir kapıdan geçtik, tasarladığımız legoları verecekler zannettim ama hatıra olarak baskılı özel birer DUPLO parçası verdiler. Bilet karşılığında alıp alacağınız tek şey de o. Heyecanlanmayın yani.

Neyse, ilerledik, Lazer tabancaları olan vagonlara bindik, kısa ama heyecanlı bir labirentte orklara, taşlara, iskeletlere ateş edip prensesi kurtardık ve ejderha yumurtalarının güvenliğini sağladık. :))) Bir resim de orada çekiyorlar, hazır olun! Fotoğrafları satın almak zorunda değilsiniz ama alırsanız tuzlu bir miktar ödemesi var.

Hop indik, bir başka labirentte dünyanın meşhur binalarının ve tabii İstanbul’un simgelerinin Legodan modellerini izledik. İnteraktif panolar hepsi, soruları cevaplayınca ışığı yanıyor, hareket ediyor vb ilginç tabii. Epeyce emek sarfedilmiş. Üstelik Yerebatan sarnıcı ve Medusa’ları bile yapmışlar! Çok ilgimizi çekti, gez gez bitiremedik…

Veee Legoland Alanına giriş! Kocaman! Her yerde lego havuzları var, çök başına saatlerce oyna. 4D sinema var, iki de film, 15 dakika sürüyor her biri, ipucu vermeyeyim ama birisi daha güzel. İkisini de izleyin. Hareket, toz, duman, ses, ışık, rüzgar, yağmur, çamur, kar ve sümük (!) içinde kalıyorsunuz… Telefonu filan çıkarmayın ortaya, ıslanır. Bu sıcakta yapılabilecek en güzel şey bu filmleri izlemek :)))

Az ileride Lego Atolyesi var. Uzman Lego Yapımcısı Deniz 12 çocukluk gruplara Lego yaptırıyor. Bizim eğitimimiz Balina idi. Lego’nun tarihçesiniden balina hakkında eğlenceli bilgilere birçok şeyi de beraberinde öğrendik. Adam süper! balinaları yaptık (evet ben de yaptım bir tane, ne var?) sonra çocuklara Master Builder Etiketi yapıştırdı. Oğlum ne gururlandı ne gururlandı. Gördüğü çocuklara “Bir Lego Yapıcısı” olduğunu izah etmeye başladı hemen.

Lego araçlar imal edip yarıştırabileceğiniz bir bölüm var; bir çeşit dönme dolap olan Merlin’in kazanı var; üst katta parti odası, çocuk aktivite alanı, kafe, tuvaletler, Duplo oyun alanı, karaoke ve Olivyanın evi var.

a) yanınıza çorap alın, aktivite alanında ayakkabılar çıkartılıyor ve çoraplı girmeniz isteniyor.

b) Bu Olivia Legonun aklına anca 2011’de gelen bir fikir. O zamana kadar hep Lego MiniFigürler ağırlıklı olarak erkek. İlk defa kızlara da lego satabileceklerini anlayınca mevcut renklere 11 yeni pastel renk ekleyip yeni setler üretmişler. Olivia da bu Lego Dolls’lardan biri.

c) harbi, bilin bakalım kaç renk lego var? Şaşırdım!

Saat kulesine bayıldım, sinemaya bayıldım, “hiç bir şey almayacağız!” diye baştan konuşmuş olmamıza rağmen lego marketindeki ıncık cıncıklara para bayıldım. Lego Gizli Görev oyununa bayıldım, Legoland boyunca oryantiring yapıyorsunuz ve sonunda bir de ödül alıyorsunuz!

İyi ki gitmişiz..

Legoland

BALİNA-BALİNANIN KALBİ-OĞLUMUN KALBE YAPTIĞI KALP :)









01-20150802_135355 02-20150802_150237 03-20150802_150301 04-20150802_151519 05-20150802_151953 06-20150802_225236 10-20150802_225809 11-20150802_225852 12-20150802_230330

Legoland Discovery Centre  hakkında daha fazlası için..

Not: Keşke o minyatür binalardan biri de legoland olsaydı ve ben de kendi kendime bakarken bulsaydım kendimi.. master builder göreve!

Yorum bırakın

Filed under aile, çocuk, gezen güzel olur, severim paylasirim

Eksik değil, Disleksik

Duymamış olabilirsiniz. Disleksi.

Umarım duymamışsınızdır. Ne işiniz olur böyle yunanca kelimelerle. Öğrenememek anlamında.

Özellikle okumayı öğrenememek. Sayıları ve harfleri. Renkleri ve sağını-solunu.

Düpedüz aptallık işte. Lan sağın samsak, solun sovan neyini anlamıyorsun?

Anlamıyorum. Normali bu benim için.

Şöyle ifade edeyim. Senin “d” gördüğünü ben “b” olarak algılıyorum cınım. Tersi de olabiliyor. Yapabileceğim bir şey yok. Komik filan da değil. Şu cümleyi bir oku bence:

“Dir derber bir derdere gel berader dir derder bükkanı açalım bemiş.”

şifre gibi..

ha bu iyi diyorsan “u” ile “n” de karışıyor biliyor musun?  p ile g.. y ile h..

“Dir derber dir derbere pel berader dir derder bnkkauı acalım bemiş” 

şimdi nasıl?

Disleksisi olanlar, disleksikler çoğunlukla üstün zekalı insanlar. Başlığı bu yüzden “eksik değil” diye attım, çünkü fazlası var. Arayın bakın.. En bilinen örneklerden biri Einstein biri Edison. O kadar güzel bir şey ki aslında, “keşke disleksim olsa” diyebilirsiniz.

“Bildiğin geri zekalı, mal bu çocuk, daha okumayı sökemedi” diye okuldan atılan dahiler var.

Bunların biri bizim evde.Oğlum. Sevinsen bir türlü dövünsen bir türlü.

Teşhis kesin.

Muhtemelen bende de var. Bu konuya ayrı bir bölüm ayırıp başımızdan geçenleri yazacağım.

Tanınması ve farkında olunması gereken bir şey disleksi. Bir kusur değil. “Azıcık zorlasan, biraz daha çalışsan öğrenirsin aslında” değil. “Büyüyünce geçer” değil. Bu, bu kadar.

5 Yorum

Filed under aile, araştırdım, çocuk, disleksi, ilkogretim

Tatlı tatil. Mutlu tatil

Önümüz bayram. Hem daha yazın ortasindayiz, çoğumuz tatile gitmedi. Küçücük bir ipucu verecegim. Otelde size en lazim ama en bulunmaz 5 sey.. aklinizda bulunsun…
1- priz çoğaltıcı.. Üçlü priz

image

Herkesin o kadar cok elektrikli cihazi var ki odadaki tek priz yetmez oluyor.. Elzemm.
1-a) sinekkovar makineyi almayi unutmayin.
b) kahve makinesi de iyi oluyor ;)

2- USB Çoklayıcı.

image

Bunu Tchibo’dan aldim. Sırf usb şarjı kullanan aletler icin “bir vurusta 7 tane” etkisi.. bunun bi de araç cakmak girisinden kullanilan cinsi var. Siz neye ihtiyaciniz oldugunu çözün.

3- El feneri/Gece lambasi

image

Bu akilli cihazimiz sensorlu. Isik varsa sönüyor, isik yoksa los bir led isik veriyor. Gece tuvalete ya da çocuğa bakmaya kalkıp onu bunu devirmeden,kimseyi uyandırmadan yolunuzu buluyorsunuz. Çocuklar için de iyi oluyor. Bazen gece yarısı karanlıkta uyanınca uyku sersemligiyle nerede olduklarını cozemiyorlar.
El feneri de iyidir. Koskoca otelin bir anda karanlığa gömüldüğünü düşünsenize.. oluru olur. Yol hali, bulunsun.

4- Alarm

image

Nooluuur noolmaz. Gece uyurken kapı arkasına tangirdayacak birşeyler koymayı severim. Bu da pillisi, yine tchibo. Kapi acilirsa ötüyor. Uyurgezerlere karşı tedbir.

5- Son ama en mühim dava:

image

Çamaşır ipi ve mandal. Kossskoca oteller bir camasir askisi birakmiyorlar balkona. Ipislak mayolar, havlular, bir iki parca camasir sandalye ustune, balkon demirine vb atıp kurutmaya çalıştığım bir gün sinir olurken aklıma geldi:
“Antep’te var uzun çarşı, sana lazımsa yanında taşı”
Bu rezilligi bir daha cekmem. Ipim mandalim valizin dibinde hazır hep.

Hadi bakalim tatilciler, iyi eglenin iyi dinlenin. Pişmaniye getirin.

Tatil ecza cantasi:  
Lokal anestezik krem.
Bocek sokmasina karsi kasinti giderici krem.
Yanik kremi.
Yara bandi.
Adet azaltmak/durdurmak için naproksen sodyum tablet.

1 Yorum

Filed under aile, araştırdım, gezen güzel olur, severim paylasirim

Kafeinman

Hayatımın uzun bir döneminde kahvaltıda çay içtim bir daha da içmedim. Çok şeker attığım ve ılık içtiğim için çayın çaylıktan çıktığını da belirtmem lazım. Akşam yemeklerinden sonra babama küçk ocakta sade kahve pişirirdim. Pek severdi rahmetli.

Üniversitede neskafe gold hep elimin altında oldu. Ders mers çalışırken kafayı dinç tutmak için. Üniversite bitti kahve bitti.

Türk kahvesi evlendikten sonra hayatıma girdi. Ama ne giriş.. Kayınvalidem sağolsun tam adabıyla kahve içen bir hanımdır ve beni de ailenin çaylak kahve içicisi olarak aralarına aldılar. Zamanla yemeklerden sonra bir orta kahve arar hale geldim. Zamanla sade kahveye geçtim. En iyi kahve nerede satılır, hangi cezve, nasıl fincan, çifte kavrulmuş lokum mu yoksa bitter çikolata mı derken girdiğim her işte olduğu gibi dört dörtlük abarttım. Oradan espresso’ya geçişim daha da hızlı oldu. Artık bu hayat kahvesiz çekilmemekte.

Geçenlerde heves ettim, ben küçükken kahveyi nasıl da kavururduk, nasıl oluyor da oluyordu diye nostalji yapmaya ve çocuklara da neşe çıkarmaya karar verdim. Sokak arası bir kuru kahveciden 100 gram yeşil kahve aldım ve yanmaz tavada kavurdum. Macera şu :

20150520_195227

Çiğ kahve

20150520_195252

Kavrulmaya hazır

20150520_195956

Yarı kavrulmuş “sarışın” kahve

20150520_200803

Orta kavrulmuş kahve

20150520_201309

Kavrulmuş kahve

20150520_200751

Orijinal Espresso Tanesi

20150324_201526

Babadan kalma klasik kahve değirmeni

20150324_201533

Yılbaşı hediyem modern kahve değirmenim

IMG-20130728-WA0001

Kahve içtiğim bi mekanda sunum

Kahve çekildiğinde değil kavrulduğunda tazedir, giderek bayatlar, yağını lezzetini kaybeder. Buna dikkatinizi bir kez daha çekeyim.

Bu yazıyı sevdiyseniz başka #kahve içerikli yazılarım da var, buyurun okuyun..

1 Yorum

Filed under aile, alışveriş işleri, iştahlı işler, kahve, kültür, severim paylasirim

Erkek Kedi Kısırlaştırmak

Bir süredir kedi sahibiyiz biliyorsunuz. Belki de kedi bizi sahiplendi çok da büyük fark yok arada. “Gak” dediği et, “guk” dediği su olduğundan, hayat ona güzel. En şahane mama ile en iyi kumla yaşıyor. Sevmek için sıraya giriyoruz. Canımız oldu bu artık. Onsuz bir hayat ne durağanmış. İyi ki iki güzel arkadaşımı dinlemişim.

Bir de allerjiden endişelenmiştim… Geçen gün bir misafirimiz vardı, allerjik çocuk çok zor, gözler kızardı, burun aktı… Perişan oldu çocuk. Allah yardımcı olsun cümlesine.  Lütfen evcil hayvanla otele motele gitmeyin arkadaşlar, sizden sonra gelene cehennem azabı yaşatabilir kedi köpek tüyü, salgısı… İnsaf edin.

Yine laf lafı açıyor, kedi ergenliğe 8 aylıkken girer diyorlar. Bizim kedinin 7,5 aylıkken ameliyatı gerçekleştirildi. Başlamadan, ortalığı kokutmadan, kendisini yerden yere vurup miyavlarıyla mahalleyi ayağa kaldırmadan yakışıklı kedimizi kısırlaştırdık. Dişi kediler için uzun ve yorucu bir süreç ama erkek kedilerin sadece yumurtaları alındığından (husye?) küçük  bir kesi, hızlı iyileşme ve pansuman ihtiyacı olmadan atlatılan nekahat süreci söz konusu. Saat 15:00’te veteriner beyin odasına bıraktık, iki iğne oldu ve uyuştu bayağı..

15 dakika sonra kucakta geldi yanımıza. Sepete dolduruldu. (tamamen mefluç halde yazık..kılını kımıldatamıyor) öneriler dinlendi (kısır kedi maması alınacak evdeki bitince) kalkıp eve geldik.

“damdan düşen halden anlar” ÖNERİM:

daha evvelden mutlaka “yatak koruyucu örtü” denilen malzemeden bulundurun. Kuru yere sermeyin, sevdiği bir odada halıya koyun. Kuyruğunu bile kımıldatamadığından anestezinin etkisi geçene kadar (azami 4 saat) üzerinde yatıyor ve mesela hemen çişini yapıp bir sonraki örtüye de kusuyor. Çok az da olsa sızıntı şeklinde kanaması olabiliyor. Hızla değiştirip temizini sererek rahat ettirmek görevimiz. Aksi halde yatak örtüsüne elveda diyoruz..

Kusup çişip anesteziyi atlattıktan sonra su serbest ama yemek gece 23:00’e kadar yasak.

Ertesi gün yarası tamamen kapanmıştı. Ama kafa sersem gibi gezdi bir vakit.

Aradan bir ay geçti diyebilirim. Kedi tamamen sağlıklı ve mutlu.

 

masada kedi var

masada kedi var

aygın baygın

aygın baygın

evde "geçmiş olsun" hediyesiyle

evde “geçmiş olsun” hediyesiyle

20150609_160536

hafiiif yan gidiyo ama farkında değil

hafiiif yan gidiyo ama farkında değil

ilk banyo!

ilk banyo! bunu da yazarım bi ara

Yorum bırakın

Filed under aile, Kedi, saglik

Para ara tara Bu da Akıllı Kumbara

Şimdii, daha evvel para biriktirdiğimizi çocukları tasarrufa alıştırdığımızı anlatmıştım. Buyrun ilgili yazı: İşten Artmaz Dişten Artar!

 

Bir adım ileriye gittim. Uzun zamandır Garanti Minibank diye bir şey var, garanti bankası çocuklara özel yatırım hesabı açana veriyordu bir tek. Yakın zamanda ayaktan gelen müşteriye de satmaya karar vermiş.

Özellikler

  • Gerçek bir Paramatik gibi kart ve şifre sistemi ile çalışır.
  • Akıllı Kumbara paketindeki kart ile kullanılır.
  • Türk Lirası ve Kuruş için tasarlanmıştır; madeni paralar 1.00 TL, 0,50 TL, 0,25 TL, 0,10 TL ve 0,05 TL’nı tanımaktadır.
  • Yatırılan ve çekilen paraları tanır ve kaydeder.
  • Biriktirilecek hedef rakamını kaydeder ve hedefe ulaşmak için teşvik edici mesajlar verir.
  • Harcama konusunda ikaz eder.
  • Kullanıcı adını ve doğum gününü kaydeder. Doğum gününde kutlama mesajı verir.
  • 1 Ocak’ta yeni yıl ve 23 Nisan’da Çocuk Bayramı kutlama mesajı verir.
  • Her ayın ilk gününde mesaj verir.”

 

Kendi bankamatik kartı ve şifresi var, bozuk para yatırıyorsun sesli olarak hesap bakiyeni falanını söylüyor, yanlış duymuyorsam Oya Küçümen’in sesi.

veletler çıldırdı, kıyıda köşede sakladıkları hazineler ortaya döküldü, makineye yutturuldu. Gidip gelip harçlık istiyorlar, girişte cebimizdeki bozuklukları çekmeceye atarız normalde su almak için, o paralar buhar oldu. Beş beş para biriktiriyorlar..

Ben de o paralarla deve yapacağım. Büyük güzel bir deve!

 

Bakınız:

 

İlk ev yapımı videom, evin kusuruna bakmayın artık. Evet o şalvarlı bağdaş kurmuş kişi benim :)))

 

Yorum bırakın

Filed under aile, çocuk, icatlar, severim paylasirim

Koşalım güzelleşelim #cocukmaratonu

Pazar günü anneler günüydü. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Çocuk Maratonu düzenlemiş. 23Taa ne zamandan maili geldi, oğlanı yazdırana kadar istikhak dolmuş ben de kızı yazdırdım 11-14 yaş grubuna.

7000 çocuk kayıt olmuş, mahşerî bir kalabalık bekliyordum ama çok çok akıllıca dağıtılmış zamanlar.Herkes aynı anda aynı yerde değildi. İlkin cumartesiden kimlik gösterip numara aldık. Numaraya ek olarak anne-çocuk için bileklik de var, kimse kaybolmasın diye tedbir alınmış. Ziyadesiyle kaybolan vardı. Ben olsam okuma bile bilmeyen çocukları toplanma noktalarına çekebilmek için rengarenk gözalıcı boyarım o noktaları. Ve yere de çizgiler çizerim. “Kaybolursan pembe çizgiyi izle oğlum” diye baştan peylersin böylece. Bizim buluşma noktamız Salcano çadırı olarak kararlaştırıldı (iki çocukluysan, girmeden nasıl çıkacağını hesaplamak lazım) çünkü heryer bembeyazken o çadır kıpkırmızıydı ve hepimiz kolay buluruz dedim. 20150510_112555

Pazar sabah alana girerken sırt çantası içinde bandana, şapka, t-shirt verdiler. Herkes giyindi, numarasını göğsüne iğneledi. Yarış önce bizim gruptan başlıyordu. Bin kişinin arasına kattık kızı, tribüne çıktık oturduk. Kendi yaş aralığını 3 gruba böldüler 1 KM koştu hepsi. Çok heyecanlıydı. 20150510_100741

Koskocaman çadırlar altında cayır güneşten korunduk, çay kahve aldık. Annelere karanfiller, maratonculara güzel bir madalya (çünkü herkes şampiyon, Rahmeli Barış Manço anısı burada girer) bir sertifika, bir de zarf dolusu sponsor bileti verdiler. Kız pek sevindi.

24

Katılmasa da her çocuğa patlamış mısır ve pamuk şeker dağıtan arabalar her köşedeydi. Eğlenceli oyunlar, fotoğraf çekimleri, istediğin kadar su. (bu mühim!)

Askerliğin zorunlu olduğu bu ülkede kimsenin sıraya girmeye tahammül edememesi de ilginç.

Kızı finiş çizgisinde bulabilmek için kendisine pebble taktım. O da beni bulsun diye cart sarı şapkam var zaten.. Ok.  Mesaj atabilmek için eşimin cep telefonunu aldım elime ve anında hem eşimi hem de eşimin elinden tutan oğlumu yitirmiş oldum. (sanırım ben kendim kaybolmuş da olabilirim)

Oğlanın üzerinde #TrackR var Allahtan da adamı nasıl bulurum emin değilim. Akıl eder de elini bırakmaz oğlumun inşallah. Bu sıcakta fıldır fıldır gpsle aranmaktansa, ikinci iyi fikre geçtim.

Kendimi Salcano çadırının serinliğine attım. Oturduk kızla sohbeti koyulttuk. Neden sonra telefonum çaldı, bir hayır sahibinin telefonundan aramış olan değerli eşim hönkürdü neden kaybolduğumu?

Soooonunda buluştuk. Alanı turlama esnasında bir kez daha kaybedildim. Ondan sonra da aldırmadım. Kısmetten öte köy yok, hem anneler günü ben eğlenmeye gelmişim.

Ayrıca kim kime sahip çıkacak arkadaş?

Çıkışta bilekliklerimiz kontrol edilerek salıverildik. Öyle rastgele bir çocuğu alıp çıkamıyorsun yani. Beğendim..

Bir sonraki maraton Nike İstanbul

Nerde hareket orda bereket arkadaş. Ben bu halimle 5 KM koşmaya adayım ya artık ne diyeyim…



2 Yorum

Filed under aile, çocuk, saglik, severim paylasirim

İsmen ve resmen dert

Her ana babanın çocuğu üzerinde birçok hakkı var. Çocukların da ana baba üzerinde üç hakkı varsa, yani ahirette anasindan babasindan hesabini soracağı üç şey varsa, biri de güzel bir ismi olması.

Çocuğa güzel bir isim koymak çok önemli.

Sırf Kuran’da yazıyor diye, Büdü (iyyakenabüdü) koymamak, mesela. Kezban da boyle bir isim.  Yalancı anlamında.

Yaşlıların, ölmüşlerin isminin koyulmasını da çok garip buluyorum. Çok gereksiz. İki kuşakta bir isimler aynı.

Mehmet’in oğlu Ahmet, onun oğlu dedesi gibi Mehmet, onun oğlu gene Ahmet… Kıt işte.

Ve bir çocuğun bir ismi olur.

İlk çocuk diye mi bilmem, bana iki isim koymuşlar, ikisi de nüfusta geçiyor. Bir de geleneksel göbek adım var. Topladın mı üç… Gerçi ikinci ismimi bir tek okuldaki arkadaşlarım bilebilir; yoklamada yazardı. Hiç kimse bugüne kadar bana o isimle hitap etmedi, herkes bana İpek der. Benim adım İpek. Babam rahmetli, “Menderes’in gelininin adı” diye beğenip koymuş. Bence güzel isim. İpek Kramer de bayağı karizmatik, hoş kadın.. Diğerini nüfustan sildiresim var, lakin annem bozuluyor.

Bir de bankalardan arandığımda müşteri temsilcisi kullanır öbür ismimi. Hafif bir telaş sarar, sanki “Bilmemne Hanım” değilmişim de rolünü yapmaktaymışım gibi. O da ben, ama değil işte.

*-*-

Esas kardeşimin iki ismi var kiiii.. Biri babaannemin ismi. O da zorla koydurulmuş bir isim. Eski, arapça,  son derece modası geçmiş bir isim. Bacım süper olduğundan zaman zaman bize “Şükriye” olur.. “Ben yapmadım Şükriye yaptı”, “gelin Şükriye size bir şey diycek” gibisinden gayet şizofrenik-komik lafları vardır kendisinin…

Her yerde de sorun aslında. İki isim güzel değil. (iki soyadım var ki, ona hiç gelmeyelim)

*-*-

Bir  kuzenimin eşini “Serdar” olarak tanıdık. Çocuk bize Serdar… Ailesinin bir bölümü ise “Veysel” olarak biliyor kendisini. Baba tarafı bir isim koydurmuş, Anne tarafı diğer ismi… İki taraf da yıllarca inat ederek çocuğu KENDİ ismiyle çağırmakta. Hatta babaannenin büyük mecliste, “kendini bilen Veysel der!” şeklinde kestirip atmışlığı varmış…

Yıllar boyu süren kriz ve gerginlik. Noolur yani? Nooolur???  Serdar da ” Ben de aptal gibi oldum, kim ne derse bakıyorum” diyordu…

Aynısı son doğan yeğenimde de yaşanmakta. İki isim koydular. Biri “A” diyor, biri “B”. Ben şimdilik bebiş diyorum, bebişin hiç umrunda değil. Bir karar verseler de ben de kurtulsam. Tamam iki isim koy, on isim koy, ama tek isimle çağıralım biz. İşi yokuşa sürmeyin….

Çocuklara birer isim koyduk. Sen sağ, ben selamet.

Amma, bu yazının konusu :

gerçekten iki isim konmuş ve iki isimle çağrılan çocuklar

Cansu Gülnur- Ali Kemal- Aleyna Sude – Hatice Kübra- Buğracan Akif-

Ne bileyim, Barış Manço, Sezen Aksu, Kurtalan Ekspress  filan der gibi, kendi çocuğuna iki isimle hitap ediyor kadın/adam… Çok saçma.

daha fenası var…

(uzun zamandır bekliyor yazı taslakta. 07/05/1012’de başlamış bırakmışım. “daha fenası” olarak yazacağım lakırdıyı unutmuşum=bunu yayına bu şekliyle veriyorum)

7 Yorum

Filed under aile, çocuk, saçmasapanlıklar, soruyorum

İsmini değiştirmek ister miydin?

Kimlik ve isim değiştirme yazımın arkasından Belgin’in de yorumuyla karar verdim.

Duyurabildiğim kadar kişiye duyursam ne güzel olur

İmzalar mısın?

https://www.change.org/p/içişleri-bakanı-nüfus-ve-vatandaşlık-işleri-adımı-değiştirebilir-miyim?

4 Yorum

Filed under aile, şikayetlerim

Çocuğun kendini koruyabiliyor mu?

Bugün çok başka bir konu yazacaktım ama bu acil. Ekspres olacağım! Bir zahmet Leaders Hill ile tanışın:

Okur; bu Leaders Hill

Leaders Hill bunlar da benim okurlarım.

Bunu geçtikten sonra kısa özet: Webinar: web semineri yapıldı. (webiner denemiyor malesef, jargon oturmuş durumda)

Konu: Akran baskısı ve zorbalık karşısında, siz yokken çocuğunuz kendisini koruyabilir mi?

nedir ne değildir, uzun uzun yazışırız. İşte seminer linki . buradan (Katıl) altında (sunumu başlat) tıklayın

Lütfen çok kısa süre online kalacak bu bir saat 15 dakikalık semineri izleyin. Vaktiniz olursa ekleri  de indirin. LÜTFEN çevrenizdeki annelere yayın.

Teşekkürler.

Buradan sonrası uzun kısmı..

Duyar duymaz kaydımı yaptırdım, online eğitimlere, TED konuşmalarına özel bir düşkünlüğüm vardır. İnternet bağlantısının berbatlığı başta olmak üzere bir sürü saçmasapan sebep yüzünden izleyemedim adam gibi..
webinar’in sahibesi Işıl hanım aradı, kısa da olsa katılımım için teşekkür etti ve kaçırdığım kısımlar için kısa bir süre aynı linkten izleyebileceğimi belirtti. Ben de durur muyum “e ben de paylaşayım da herkesler faydalansın” didim.

İşin ilginç tarafı, bizatihi hayatımın en başından beri bu “bullying” denilen zorbalıkla karşı karşıya kaldım. İlkokulda adımla alay eden beni “iplik” diye çağırıp ağlatan Nuri yüzünden katılarak ağladığım oldu. Bir gün babam müdahil oldu, (genelde sorunlarını kendi başına çözen bir aileyiz.) ya da müdahil oldu diyemem, akıl verdi..”kızım Nuri’nin hoşuna giden şey seni ağlatmak. Sen ağlamayıp aldırmadan geçersen durur. Ona bu zevki yaşatmayı bırak” mealinde bir öğüt verdi.

İki kere duymazdan geldim, hakikaten olay bitti. Nuri de büyüyüp Doktor oldu :))

Kızım benzer bir vaka yaşadı ilkokulda.. Her gün “Atatürk heykelinin önüne gel döveceğim seni” diyen bi oğlan çıktı. Hayda.. Kızın ödü patladı.. Çocukla ayrı veliyle ayrı öğretmenle ayrı konuştuk.. Cık. Oğlan bize “tamam” diyor.. yine tehdit..

Kıza aikido dersi aldırdık. Elini kaldıranın elini kıracak kıvama geldi. Olay çözüldü.

Oğlum yeni bir okula başladı bu yıl. İlk günden itibaren soyadıyla dalga geçiyor iki çocuk. Oğlum da nazenin istanbul beyefendisi olduğundan gık diyemiyor. Genelde ağlayıp öğretmene şikayet ediyor. Babası “ağzının üzerine iki tane vurmasını” öğütlemeyi düşünmekte ama ona da ben engel oluyorum. Şiddet istemem. Niye? “deveden büyük fil var” diye.. Benim oğlum senin oğlunu, senin annen beni döver diye gider bu. Gerek yok. Ayrıca da ben Atakan’ın hanım hatun kibar annesini pekala döverim o ayrı.. :::D

Benim öğüdüm “aldırma, diyelim ki orada bir ördek vakvaklıyor, dinleme, geç” oldu. Bir süredir azaldı diyebilirim olay ama bitmedi. İki günde bir “böhü Atakan beni ağlattı” diye geliyor. (bu hafta başka bir çocuk da Atakana lakap takmış bu sefer de Atakan ağlamış.. kendi ilacının tadına bakmak…)
Anneyle,öğretmenle ya da okulla konuşmadım. Kendisi çözsün istiyorum. Kendi soyadı, ömür boyu taşıyacak.. Er geç her alanda dalga geçecek birileri çıkacak. Kendisi ilk önce dalga geçerse, ciddiye almayı bırakırsa rahat edeceği kanaatindeyim. Bunları yazarken, web seminerini adam gibi dinlemediğimi, kişisel görüşlerim olduğunu hatırlatayım.

Haftasonu oturup salim kafayla izler, tekrar yazarım.

1 Yorum

Filed under aile, çocuk, güvenli hayat, ilkogretim, OKUL, severim paylasirim