S.O.M.A. / Funda Dicle’nin Özel Yazısı

Konuk yazar Funda Dicle, uzun ama çok değerli bir yazıda gözlemlerini anlattı: 

SOMA

18 Haziran 2014, 03:42

Uzun uzun yazsam okunur mu bilinmez, lakin niyet oralara yardım ise, acıyı bölüşmek ise okumanızı nacizane diliyorum.

 

Bendeniz yılları çocuk aşkı ile  eritmiş bir ekibin ilk delisiyim. Dolayısı ile “gönüllü” olunması gereken yeri bilirim. Gönülden yapılacağına inandığım bir proje için SOMA’ya gittim.  Gönlüne güvendiğim güzel insanlar ile yol aldım. Çok da güzel karşılandım. Burada isim isim anmak isterim her birini , her birine sayfalarca teşekkür etmek isterim de her biri öyle sessiz sedasız yaptı ki bu ziyareti benim onları duyurmam onlardan helallik almadıkça yakışmaz, olmaz. Lakin bilinsin ki kalbimden geçendir yol arkadaşlarımın rengi, duruşu. Ve varlığı ile anlamlıdır benim için, kıymetlimdir her biri, bizi bir araya getirenden ötürü. (bilmece gibi oldu :-) 

 

Beş gün yaklaşık 160 aile ziyareti gerçekleştirdik. Mahalle arası, dağ bayır köyü, çocuklusu, çocuksuzu, öleni, kurtulanı ayırmadan. Zira bizim oralar da cenaze evine giderken şart koşulmaz. Niyeti her ne olur ise olsun kişinin ilk cümlesi “başın sağolsun ise”  “allah sabır versin ” ise her kapıdan müsade almalı. Biz aldık. Seksen küsür yaşında gözleri görmeyen anneden, altı evladının en kıymetlisi yirmiikisin de tekne kazıntısını yitiren o dağ gibi adama kadar kim varsa ayırmadan çaldık kapılarını. 

 

Ey biz de ki deli akıl. Ne akla hizmet onca acıya meydan okumak. Sayılı güne sığdırmak ne cesaret onca acıyı. Lakin niyet iyi ya, cesaret oradan geliyor. Sihirli kelimelerimiz var sanki söyleyeceğiz ve acılar bitecek. Daha ilk evde aklımız başına geliyor. O an anlıyoruz her bir acı ayrı ayrı yaşanmalı, hiç biri benzemiyor birbirine. Benzetmeye çalışmak ise başetmenin sırrı kim verdi ise bu sırrı sana yalanmış fundacım geri götür bu şifreyi zira bildiğin yalan buralarda…

 

Çocuk diye yola çıktım yalan yok. 

Kayba uğrayan bana göre çocuktu.

Lakin ondokuzun da karnındaki ile kala kalan kız da çocuk bana göre

Diğeri yirmi,

Öbürü yirmi bir,

En büyüğü yirmibeş 

Neyi konuşuyoruz biz.

Hangisi çocuk

Çocukluğu onaylanmış olan mı?

Çocuk yaşta gelin edilen mi?

Çocuk çocuk dul kalıp şimdi ona öğretileni yaşıyan mı?

 

Ölen mi madur

Yoksa aynı maden de son bir arkadaşını kurtarırım diye girip gözünü hastane de açan mı?

Hasta olduğu için o gün ki vardiyaya gitmeyen mi?

Son bir sigara için kapıda oyalanan mı?

Yoksa serseri vardiyası bitep, paşa vardiyasına vardiyayı teslim eden mi?

 

Gözünü açıp da kapısı çalınmadıkça

Getirilen , verilen helali hoş olsun da 

Maden mühürlü

Çorba kaynamıyor evde

Öleydim de hiç değilse evladımın geleceği kurtulurdu 

Diyen mi madur?

 

Hey gözünü sevdiğim memleketi

99’da deprem oldu

mayo , bikini gönderdik deprem maduruna

Şimdi dağ bayır köylere bisiklet yolluyoruz.

Birine kilolar ile pirinç verip

Hatta yolla da ki dağ kekiği toplayan teyzeye bile pirinç verip

Hayatta sağ olana “geçmiş olsun ” demiyoruz.

 

“arkadaşını kaybetmişsin başın sağolsun” demiyoruz.

 

“abini kurtaramamışsın ama bu senin suçun değil ki ” diyemiyoruz.

 

Kim madur arkadaş bana bir desene kim bu “madur”un tanımını yapan bana bir göstersene….

 

Mütevazi olamıyoruz arkadaş.

 

Acısı en taze olan adam gidip aile aile gezip para dağıtıyor

O aile o parayı bir arada ne zaman görür bilinmez, ama acısı çok fena, çok taze olan adam bırakıyor avcuna tomarla parayı

Onun acısını dindiriyor mu bu paylaşım bilmem ama

Bir diğerinin gözü değiyor ufak ufak

Diyor ki onlara dünya yardım geldi

Para da geldi

Ya biz?

Bir kez daha bölündük bak.

 

Kürt-Türk

Alevi-Sünni

İnanan-İnanmayan

Başı bağlı- açık

derkennnnnnnnnnnnnnn

yardım alan- alamayan- almayan

 

Oy ömrüm kaç çeşit bölüneceğim ben 

Cephemi şaşırdım

Yönümü şaşırdım hangi yöne bakacağım.

İnsan diye dilime dua ettiğim söz mü boğacak beni ? 

Belki ! 

Canı sağolsun insanın. 

İnsan ise eğer canımı almaya gelen buyursun gelsin.

 

Lakin ey genç sen bitir bu bölünmeleri. Hiç bir ismi takmadan isminin önüne arkasına bitir bu bölünmeleri. Sadece insan de karşındakine, sadece insan desin o da sana. Ve gülün şu gün şu saat yapılan bu saçma sapanlıklara….

 

Diyorum ya uzun uzun yazsam okunur mu bilmem diye işte bundan.

 

Deprem de bir yığına baka kaldım vardiyasından dönen bir baba ile ben saatlerce. Ne yardım götürdüm, ne de sihirli değneğim vardı dokunup güllük gülistanlık yapabildim oraları. Ama bir yığını bir baba ile hafiften öne arkaya sallana salına izledim. Belki o yığın yarılır da karısı çıkar gelir diye, belki evlatları ona seslenir diye. Ne o yığın bir parça kıpırdadı ne de biri çıkıp geldi. O baba benimle dilsiz, gözgöze helalleşip yürüyüp gitti. Bense orada dünyanın altında ezilmiş gibi kala kaldım. O adam, o baba kadar olamadım.

 

Anladım ki insan yardım etme, yardımlaşma sanatını öğrenmeli. 

 

Zira ver eli bol milletiz. 

Vermen lazım deyince bir canımıza az tereddüt ederiz gerisi ver gitsin. 

 

Merhametliyiz. Acırız. Kıyamayız. 

 

Lakin çok cahiliz yav. Öyle böyle değil. Aralık ayında Ağrı’ya güneş gözlüğü yollayan bir toplumuz biz. 

 

Gülmeyin oldu bu. Deprem zamanı pompomlu Banu Alkan terliğini ben çıkardım koliden. Utandım da nereye koyacağımı şaşırdım. Ama ardından pempe gecelik takımı çıkınca saklayamadım. Yollayan nasıl bir ruh halindeydi bilemedim. Niyete güvendim sadece. Niyet iyi dedim hep. Hep de iyi olur inşallah :-)

 

Zira bilirsiniz balık hafızalıyız millet olarak. Okumaktan sıkılırız ondan sebep ben çizsem mi bunca anlattığı mı? Gülsek belki o zaman kalır mı hafıza da. Belki de film yapsam en komedisinden. Belki…

 

Kurban olduğum güzel insanlar kurtuduğunuz cümlelere dönüp bakın. Şimdi teknoloji fena, kaydedin sonra okuyun beğenir iseniz paylaşın. 

 

Zira biriniz dedi ya “Elmadere Alevi köyü hiç yardım gitmedi”. Canım köyün mayasını bozmuşuz el birliği ile. 

 

Sokaklar da kırık dökük oyuncaklar, evlerin bahçesinde köyün yokuş bayırına uygun olmayan oyuncaklar gördünüz mü gidenler;  ben gördüm. Peki ya gelinini odalar da saklayan kayınvaldeler. Onlar adına yaşanan acıyı ballandıra ballandıra anlatan kadınlar gördünüz mü? Ben gördüm. 

 

Size ayrılan süre doldu sıradaki konuk kim kıvamında karşılandınız mı hiç ? Ben karşılandım. Yahu sırt çantamdan balonlar , ıvır zıvır alındı da çocuklarca sonra bu balon bu misket diye atıldı köy sokaklarına. Heee ben o çocuklar ile ayrılırken bir kıvama geldim. İki çift laf edebildim. 

 

Muhtarın odasını taşan yardımı da gördüm. 

 

Evlerde bunca yardımı bana borçlusunuz ben olmasam bu köye bekle ki allahım kulu gelsin edalarını daki gelini de gördüm. 

 

Velhasıl köyün mayasını el birliği ile bozduk cancağızım. Köy köylükden çıkmış acısını yaşayamadan. Ağıtını yakıp kanlı yaş dökemeden. Siyasi bir ayıba kurban etmişiz canım köyü bravo bize…

 

Onca çocuk içinde bir çocuk gördüm ben ama. kan mı çekiyor , kokusu mu var bu kuzuların bilmiyorum…

 

Nazar adı. Her derde deva o. Gel nazar, git nazar, süpür nazar, çocuğa bak nazar. Bu komutlar arası test çözen bir çocuk Nazar. Zira öğretmen olmak hayali. Maden de ölen ile alakası yok. uzaktan akrabası. Kim gördü, kim listesine aldı Nazar kızı bilmem ama ben onun kadar çocuk kadın görmedim ne batı da ne doğu da. Ve bir gün o kuzu öğretmen olmak ister de maddi sebeplerden okuyamaz ise sadece sebep maddi olur ise tüm bu diyarları gezen her vakıf, her dernek, her kulüp ve her kul  iki yakandadır iki elim. Ben mi ne yapıcam orası benim boynumun borcu. Ben o kuzuyu ömrüm yettiğince takip edicem, gücüm yettiğince destekliyicem ama sen hani onca köyü, mahalleyi gezdin ya okuyan kuzu diye bu kuzuyu listene almadı isen bu senin günah ve ayıbın. 

 

Bazı sokakları bir başıma gezdim. Kimi dedi ki “abla bana kimse gelmedi çocuğum ufak diyeymiş, çocuğu büyük olana çok gelen olmuş”. Kimi kapı da dendi ki “biz evladımızı kaybettik bekardı ondan sebep bize gelen giden de başkaydı” dedim ki yazık bizim insanlığımıza. 

 

Yahu eti topu ölen üçyüzbir adam. Her bir kapıyı ziyaret edicem desen en en fazla onbeş gün. 

 

Rutine bağladın Sgk’nın memuru gibi gezdin kaydettinde ya her bir ölünün gözünün değdiğini kim teselli edicek. Yazık…

 

Misal birinin oğlu, eşi, öbürünün abisi, eniştesi, asker arkadaşı ise  o kulu kim dinleyecek. 

 

İyi ki bu ekiple yola düşmüşüm. Zira ben bana patron, hoş patron da benden fazla sevdalı insana kala kaldık her bir kul da. 

 

Uzun uzun dinledik her anlatılanı. Taş fırından bir ekmek verildi de kucağımıza o dağ gibi duruşumuz pul gibi ufalandı köşeyi dönünce. Kendimize ağladık. Zira bildik ki o ekmek kimin. Kimin alın teri bildik. Yutamadık ufacık lokmaları. O an dedik ki niye geldik nasıl derman oluruz en anlamlısından. 

 

Derdimizi diyeceğimiz adam da, hesap vereceğimiz patron da  bizim gibi halden anlayan dağ gibi bir adam olunca ne kural kaldı ne kaide. Çok şükür kendi gönlümüzce müsade aldık her kapıdan…

 

Misal bir kadın otları biçiyordu. Zira onun iki buza bir de ineği vardı. Eşi ölmüş maden de lakin yağmur ha yağdı ha yağacaktı. “Bu otu ahıra atmadan senle vakit öldüremem”  dedi. Haklıydı. 

 

Hangi vakıf hangi dernek girdi o tarlaya bilmem, ben girdim. Otları birlikte balya yaptık. Sonra taşıdık ahıra. Çocukluğumdan tanıdığım tezek kokusunda istif ettik. Buzağı korkmuş gökgürlüyo ya yazık tanıdık koku ile sakinleşti. 

 

İneği sağmaya ara verip “kimsin nereden geliyorsun” dedi kadın. Onun sağlık meslekte okuyan bir kızı vardı liste de ona gittikti biz keşke diyebilseydim ki sana geldik. Senin çocukluğunu, gençliğini alıp götüren ne varsa “de”  bize. 

 

Derman olamayız, geri getiremeyiz lakin sen öfkeni, kırgınlığını, kızgınlığını bi de bize, hele bi de ki bu lise de okuyan kuzu senin ayak izinden yürümesin. 

 

Okusun. Okuduğuna sen de içten içe sevinde ineği sağmıyo diye dert yan gene komşuna ama yeter ki helal et hakkını bu kuzuya, bu kuzuyu azad et. Et ki o da yoluna gidebilsin. Ben sana  tarlan da, ahırın da ırgatlık edeyim ama bu babasının gül kokulusunu azad et…

 

Köseler köyüne vardığım da hamur yoğuruyordu kadınlar. Yoğurdum sormadan. Bilirim çocukluğumdan her kandil ama hamur ama helva yapılırdı. Zengin helva yapar zira şeker her daim pahalıydı. Hamur fakirin işi. Un , su, tuz. 

 

Köyün “hayrı” varmış. Hamur yapılacak kapı kapı dağıtılacak bildim. kadınlar ile hamur yaparken sohbete daldık. Her bir kayıp birinin ciğerini yakmış. Ama kayıtlara geçmemiş. Her biri küs. Zira ölen dayı oğlu ama onun çocukluk arkadaşı. Diğerinin kan kardeşi. Köy yeri yahu. Kaç ocak var bir bakmak lazım. Ondört şehit diye geçmek günah. Ondört şehit sadece rakamlar da kolay oysa o köy alev alev yanıyor görmeyen göz kör, duymayan kulak ise sağırdır ancak.

 

Köyün bir kısmı küs diğer üç beş aileye. Neden sebep onlar da hatırlamıyor. lakin köyün iki göz okulu var. Genç de bir öğretmeni. Bu kısım yasaklı diyemem. Ne ben o öğretmen ile sohpet ettim, ne o öğretmen beni gördü diyeyim gerisini siz hayal edin. 

 

Zira her bir öğretmen de zanlı bugün şu vakit. Ondan sebep ben köyün mezarlığı nerede bilmiyorum. lakin bu ondört şehidin gömüldüğü yere gittim. Bize babasını yitiren bir kuzu eşik etti. Kocaman ulu ulu ağaçların arasına dizilmiş ondört can gördüm. Dua ettik elbet. Lakin içime sinmedi arkadaş. Böyle pisi pisine gidmek benim içime sinmedi. 

 

Bu köy de avazım çıktığı kadar bağırmak istedim. Bağıramadım. Koştum. Koştuğum da kesmedi beni. Yine o köyün köylüsü yaşlı bir teyze ile dede avuttu bize. Sildi gözyaşımızı. Meğer şeker hala pahalı ya köy reçel yapmazmış. Ordan girdik mevzuya. Reçel yapmaları için ben imza kampanyası başlatmaya karar verdim. dede dedi ki “sen cihanı diz önüne yapmam dedi ise yapmaz bu ama de ki içim çekti bak gör reçeli”. 

 

Velhasıl içim çektikçe benim yerim belli. Tatlı sevmem ben bilirsiniz ama bal sohpete doyamam yerim yurdumu buldum vesselam…

 

İstasyon mahallesi, Zafer mahallesi iki delikanlı ile geziyorum. Biri muhtarın oğlu. Muhtar her gelene rehper etmiş oğlanı. Dememiş ki sen sıhhiyecisin ne gördün? Nedir derdin?

 

Oğlan ne avcunu yumanı unutabilmiş, ne birbirine sarılan işçiyi. Gezdirirken beni mahalle mahalle anlatıyor mırıl mırıl yaşadığını. Öyle akıllı , öyle de farkında ki bu çarkın . 

 

Çaresizlik küstürmüş kuzuyu yarına. Hem de gonca iken küsmüş beklentisi kalmamış kuzunun. Şimdi bu kuzunun kaybı yok madende resmi olarak. Oysa bu kuzu çalıştığı hasteneye gelen her vakaya tek tek bakmış, tek tek müdahele etmiş. Ama kayıtlar da bu kuzunun kaybı yok. Kocaman dünya ve insanlık bu kuzuyu kaybetmiş oysa ama kimsenin haberi yok :-(

 

Demiş ki bir oğul babasına serseri vardiyasından çıkarken “içerisi gözgözü görmüyo baba girme”. Demiş ki baba da sigara molasına kalayım orası az mı duman orası , işimin başına gideyim iş benim işim”. İşte bu oğul babasını İzmir’de kimsesizler mezarlığın da bulmuş dört gün sonra mezar mezar açarak. kefen kefen bakarak. 

 

Kaç ölü gördünüz ? Kaç kez o gasilhaneye girdiniz? Hangisinden sağ çıktınız? Hııı? Hala hayatta mısınız? 

 

Bu kuzu hayatta. Lakin kapısını çalan yok. O ki babasını bulmuş onca hengamede. 

 

İnsan bu şaşırmış birileri. Şaşırmış yazan çizen. Ama bu kuzu bırakmamış peşini bulmuş babasını. Lakin adını madurlar da bulamazsınız. 

 

Ancak ancak hatrını sorup selamün aleyküm der iseniz, belki tırmanırken yorulduğunuz köyün bayırın da bir bardak su ister iseniz, peşine bir sigara yakar da hiç içmeseniz de bu acıyı dinlersiniz bu evlattan. O da belki…

 

Yaşadığım, gördüğüm benim gözlerime mahkum. Kalbime gömülü elbet;  lakin yardım yapıcak ey gönlü güzel, vicdanı yaralı, telaşlı güzel kardeşim;

 

elini kolunu sallaya sallaya git

selamın aleyküm de. !

 

diyemiyorsan da bu acıyı unutma yeter

 

ne oyuncak yolla artık

ne de erzak

 

bir sakin ol…

 

yaralı vicdanına de ki ; azıcık sabır

zira acısını yaşayamamış orada hiçbir kul hala

 

bırak insanlar acısını yaşasın

 

“baban öldü al sana bisiklet, baban öldü al sana telefon” yapma hiçbir çocuğa

 

o çocuk büyüycek

bakacak ki baba yok

yerine ne o bisikleti

ne bilgisayarı koyabilicek

o zaman sen orada olmayacaksın…

 

acısı ve isyanı ile kalıcak çocuk

zamanında hafifletemediği

alışamadığı acısı ile

başedemeyecek sayende…

 

ondan sebep sen vicdanını azıcık oyala, uyut.

 

veya nerede zedelendi ise vicdanın git orada tamir et yaranı.

 

ama oluk oluk bir yerlere yardım etmek ile 

tamir olucak sanma yaranı

Kimin hakkı ise yuttuğun o son lokma git orada helalleş

kendine malzeme etme herbir acıyı.

 

Yardım etmek ise amaç misal

UNUTMA 

bu felaketi.

çok değil bir kaç aya kadar unutulacak

bu kadar yardım toplanmayacak

 

heee pardon eylül okul zamanı lazım veya değil okul malzemesi yollanıcak oralara….

 

oysa okullar aransa

öğretmene sorulsa

ne diyor ise o kul

 

(zira o an orada yaşayan o)

 

o kadar malzeme gitse oraya)

 

Misal bir atlas diyorsa bir atlas

Bir kutu tebeşir diyorsa bir kutu

 

Yapabilir miyiz kendi egomuzu uyuta bilir miyiz, mümkün mü?

Belki….

 

UNUTMA.

ondukuz – yirmibeş yaş arası dul kalan kadınları misal

 

o kadınlar diyor ki “beni verecekleri adam ağzında dişi olmayan yaşlı bakıma muhtaç biri bu saatten sonra” hak mı bu bir düşün?

 

Değil !…

 

Değil mi? 

 

Kocana daha bir sarıldın, ya da sevdiğine. 

 

Zira tuzun koru. Ama  o taze ne yapıcak. 

 

Devletin verdiği para için kayınvalde, hatta kendi ailesi bile peşinde iken bu kuzu ne yapıcak.

 

Yapabiliyor isen bu kuzuyu , kuzuları UNUTMA 

 

Her ne afilli proje yapıcak isen yap ama köy köy. “Şehir de yaptım çık gel”  yapma gelemez zira bunun kayınvalde kısmı var, köy ne der kısmı varUNUTMA

 

Yabancılaşma hayatı için proje yaptığına…

 

Ya yirmibeş üzeri ne olucak o kadına kim bakıcak ama gir ot biç, ama gir inek sağ ama onun da dilinin bağını aç yeni mezun psikolog kardeşim. Sakın ola ki geçip de karşısına sorma “ne hisediyorsun” diye. Zira seni benim gibi bir sonra gelene hamur, demli çaya katık,  mevzuu yapar. kendini böyle mevzuu yapma emi…

 

Burs vericem diye yola düşen muhteşem insan sıfır altı yaş var ikiyüz küsür çocuk bu çocukların hakkını ne yapacaksın. 

 

Bugün burs veriyorum, şöyle böyle diye meydandasın da bu ana karnındaki, beşikte ki ne olucak. 

 

Çok şükür yol arkadaşlarım aynı kafada da biz ayırmadan ekledik listemize ;  ya sen burs veren?  kime nasıl burs veriyorsun bir daha düşün istersen…

 

En son sözüm bir bir  ölenlere. 

 

Eğer ben zonguldak’ta tek başıma öldüysem  Soma öncesi , derdim ki kendime

 

“ölmeyi bile beceremedim yazıklar olsun sana. Öleceksen böyle topluca öleceksin ki memleket sahiplensin hem ölünü hem dirini hem geride kalanını. Ulen bir ölemedin be. Sessiz sedasız gittinde ne ….ma yaradı, öldüğünle kaldın. Burs mu bağladılar çocuğuna, erzak mı yığdılar evine” derdim kendime. 

 

Ve bir daha doğup şöyle afilli cumhur cemaat ölmek isterdim. 

 

İsterdim ki geride kalan çoluk çocuğum kurtulsun. 

 

Tuzla da misal tersanede öldüğüme yanardım. Pisi pisine tek başıma gittiğime yanıyorum hee yanlış anlama öleydik ya şöyle yüz-üçyüz

 

Ya da sefaköy moklu derede vardiya sonrası ovarlok işçisi olarak cansız servis aracında boğuldum ya hani öyle ölüdğüme de yanardım hoş biz de az değildik ama yüzler hanesine ulaşamadık diye de muhasebe yapardım. ölüyüm ya bana herşey serbest.

 

Hele inşaatta ölen var ya harbi deliyim. Ne öyle kendi kendime bırakıyorum bedeni mi sanki değerliymiş gibi boşluğa. 

 

Abdalım ben aslında geldim gördüm doydum bu dünyaya da siz farkında değilsiniz….

 

Çocuk işçi diyorlar ya bana gülüyorum. Öldüm ben oysa. Hala adım anılıyor. Adıma ses verdiğim de beni duymuyor ki hiç kimse. Benim adıma bir telaş bir kargaşa var ama elbet hayrola sonu. 

 

Ben mi ben öldüm. Çocuktum. Çalışmak zorundaydım. Çalışırken öldüm…

 

Dedim ya yazarsam kim okur bilemem. Eğer şu dakika şu satıra geldi isen sağol varol. 

 

Deki bir delinin saçması, 

 

De ki bir kulun yüreğinin taşması. 

 

Hiç birini demiycem ben diyorsan bunca kargaşa ve acımasızlığa sen isim koy bana da haber ver….

 

Haber ver vallah çay içercen çay, rakı içersen rakı benden…

 

F.

 

18.06.2014 

03:42

2 Yorum

Filed under Diğer

Ok tuşlarım sapıttı :(

Klavyedeki ok tuşları/yön tuşları garipleşti. Sağa basıyorum sayfanın en sağına atıyor, aşağı basıyorum en aşağıya kaydırıyor. Kontrolü kaybettiğim gibi, sinirim de bozuldu, excel’de üzerinde oynadığım her bir kutu önemli, bir daha geri geri gelip bulmam zaman alıyor, düzeltmeye en baştan başlıyorum sonra gaflete düşüp bir alta inmek için oka basıyorum, boink.. sayfanın en dibi neresi öğreniyorum.

20140620_091807

Bir tür scroll lock sanki ama modern klavyede scroll lock mu var? Fonksiyon tuşu aktif ama niye?

Meğerseee

20140620_091800

Bir tıkla sorun çözüldü :))

Yorum bırakın

Filed under bilgisayar

Köy Hizmetleri ;)

Nereeden nereye, dünya ne kadar da küçük dedirtecek tesadüflerle arkadaş olduğum Tipi Özdemir bir oryantiring öğretmeni~antrenörü, başarılı bir iş kadını, dogasever, anne,… bir koltukta üzüm salkımı gibi karpuzlar..
Son olarak bir girişimi var. Kayinpederinin Uludağ’ın eteklerindeki köyünden bana ve arkadaşlarına temiz gıda taşıyor. 
Köyümüzden Size adli bu girişim, benim için çok kârlı diyebilirim.  Aldığım tereyağının rengi, kokusu, tadi nasil guzel anlatamam. Marketteki markalar bu güzellik yumaklarinin tırnağı olamaz.

Bu bez torbadaki cevizler mesela, mevsimi olmamasina ragmen (eylulde toplanir ceviz, etli dış kabugu soyulur, bildiğimiz kabuğu kırılır, ic cevizin ince kabugu da soyulir ve yaş ic cevizin nefasetine doyulur. Taze yenmeyecekse kabugu ile serilir kurutulur biraz. Sonra kirilir piyasadaki ic ceviz elde edilir)
Gayet lezzetli.
image

image

Koruyucusuz katkısız köy ürünlerini tercih edin. O köy aracısız para kazansın, malını değerine satıp hevese gelsin, daha bol daha temiz üretmenin derdine düşsün.
Evinize de sizi yüz yaşınıza ulaştıracak temiz gıda girsin.
Yakinda köye misafirlige gidecegim. ;) Cocuklar normal hayat nedir görsün. ..

8 Yorum

Filed under aile, alışveriş işleri, güvenli hayat, iştahlı işler, severim paylasirim

Bir babalar günü yazısı – Konuk yazar Şebnem Çavuşoğlu

Şebnem benim on yıllık internet arkadaşım. Yüz yüze gelmedik hiç ancak kalp kalbe çok geldik. İzniyle bu yazısını paylaşıyorum.

 

Adamın biri Hazreti Peygamber’e gitmiş, nasihat istemiş.

“-Baban vefat etti mi” diye sormuş Hazreti Peygamber:…

“-Etti, ya Resulullah” demiş adam…

Hazreti Peygamber, “Öyleyse sana nasihat olarak babanın vefatı yeter” cevabını vermiş.

Annem hayatımızda bizi koruyan, kollayan, kayıran, kıyamayan, gerçekleri değiştirip bizim hoşlanacağımız hale getiren kişi olarak var oldu. Hala öyle. Başımızdan eksik etmesin. Hayallerimizi paylaştığımızda biz üzülmeyelim diye “OLUR OLUR hepsi OLUR”cu Annem, hayallerimzie bizden çok inanan, isteklerimize hayır demeyen, realitesinin olup olmadığını sorgulamayan, olması için sonuna kadar destekleyen kişi oldu. Babam hayatımızda düzeni, istikrarı sağlayan, güvenen, üzülüp üzülmeyeceğimize aldırmadan, gerçekleri söyleyen ama son kararı bize bırakan kişi oldu. Hayallerimizi, isteklerimizi ölümüne destkledi ama olup olmayacağına inanıp inanmadığını da söyledi. “OLMAZ AMA SEN BİLİRSİN”cindi O. Biz üzülsek de, kırılsak da doğru bildiğini saklamadı.

İşte babamız gidince öte tarafa, bizim ayaklarımız o zaman yere bastı:( Meğer gerçeklerin yüzümüze vurulması,Muhalefet bir gücün olması ne kadar da vazgeçilmezmiş.

İşte bu yüzden ÇOCUKLAR BABALARI ÖLÜNCE BÜYÜYOR. Sana kıyamadığı için her dediğine onay veren ,tüm isteklerini gerçekleştirmek isteyen “HAYIR” diyemeyen “HER ŞEY OLUR ÜZÜLMEYİN” diyen bir anne. Sana kıyamayan, ilerde üzlmemen için önceden sana olabilecekleri söyleyen gerektiğinde”HAYIR” diyen “İSTERSEN YAP AMA OLMAZSA ÜZÜLME” diyen baba.

İşte bu yüzden BABAMIZ ÖLÜNCE HAYALLERİMİZDEN DAHA ÇOK UZAKLAŞIP YÜZÜMÜZÜ GERÇEKLİĞE DÖNDÜK VE BÜYÜDÜK!

Şebnem Çavuşoğlu

Yorum bırakın

Filed under aile, çocuk, konuk yazar, severim paylasirim

Babalar günümüz kutlu olsun

Anneler günü güzel birşey, babalar günü de. sabah beri bir sürü kişi babasının veya rahmetli babasının resimlerini paylaştı,anılarını yayınladı, kendi çocuklarıyla resimlerini yayınlayan baba olmuş arkadaşlarım gerine gerine yayınladı resimlerini. ne güzel. baba olmak, babasını sevmek güzel bir şey.
“Soma”da babasız kalanlara Allah acısın, çok zor tabii, kaderleri kötüymüş. ancak senin babana olan sevgini göstermek, gösterdiğin sevgiyi arzu edersen yayınlamak “oooh yaa baaak benim babam var, senin yok oh canıma değsin” demek değil.
Sevgiyi ertelememek lazım, bugün varız yarın yokuz, elimizdekinin kıymetini bilmek, eni konu sevmek lazım. sevdiğini göstermek lazım. “ey somalıların babası yok üzülürler, vay bilmemnerdekilerin anası yok ağlarlar, falancaların kaç yıldır çocuğu olmuyor çocuğunu öperken resim koyma küserler, yok bilmemkimlerin oğlu sakat, şimdi sen sağlıklı oğlunla resim koyarsan alınır, ay feşmekanların arası bozukmuş, karı koca başbaşa resim koyma darılır” diye senin sahip olduğun mutlulukları sevgileri vermekten geri çekilmenin manasını görmüyorum.
Bakın, yediğin yemeği, bindiğin arabayı,gezdiğin lüks bir yeri, taktığın pırlantayı sergilemek, “alan var alamayan var, günahtır” kısmına girer, paylaşmamak lazım ayıptır.
Ama hiçkimse duygularını ortaya koymaktan men edilmemelidir.

 

Yorum bırakın

Filed under aile, facebook, internet

Adi Tefal. Pis Tefal.

Her pazar krep(gözleme/pancake/akitma artik siz ne derseniz) yaparim. Afiyetle yeriz.
Bu pazar normalde kullandığım spatulama erisemedim, Tefalden alinan ama kullanmayi sevmedigim spatulayi kullandim.
Krepleri alt-üst etmek için tavaya surdugum spatula saniyede ERİDİ ve YAPIŞTI!
Zaten sevmem, güzelim tavama ve kahvalti keyfime turp siktigi icin küllüm nefret ediyorum artık Tefal’den.
O iz çıkmasın da gör gününü.

image

image

image

image

Aslanim silikon spatula

Yorum bırakın

Filed under iştahlı işler, saçmasapanlıklar, şikayetlerim

Aldığım en güzel iltifatlardan biri

muhabbet3

-Ejderhanı nasıl eğitirsin- filmini konuşuyorduk, laf lafı açtı, kızıma “Beni kardanadam gibi görüyorsundur” deyip havada kardanadam çizdim
\( )/
(….)

evet dedi
hem sıcağı sevmiyorsun, hem biraz tombişsin hem de yüzün hep gülüyor.

O tatlı dilini yerim senin!

2 Yorum

15 Haziran 2014 · 00:31

Bu kız bize çekmemiş baba ;)

Kızım daha minicikken, mini m&m’leri ısırarak ikiye bölüp yiyordu. Rahmetli babam bunu görünce güldü “bu bizden değil” dedi. Biz genelde avuçla yeriz oncacık şeyleri. (*)

Babam da ben de efsanevi tertip düzen insanlarıyızdır, çoraplarım alfabetik sıradadır çekmecede diyeyim de siz anlayın.

Kitaplarımız, kitaplıklarımız hele.. Cıncık gibidir.

Kızın kitaplığını dört beş ayda bir düzenliyorum, sonra anında karmaşa hüküm sürmeye başlıyor. Yaz başı diye yazlıkları çıkardım, kitapları düzenledim, ayıkladım, yaş seviyesine göre çıkarılacakları verilecekleri seçtim. Yarından itibaren de peyderpey oyuncaklara girişeceğim. Oynanmayacaklar dağıtılacak, verilecek, satılacak..Ne çok saçmasapanlıklar birikiyor evde, ne çok şişmanlıyor evimiz…

 

kitaplar

Bakalım bu seferki düzenleme ne kadar dayanacak?

 

İlk seferde çıkan oyuncakları da Freecycle’la verdim. Oh!

Birikinti oyuncaklar

Birikinti oyuncaklar

oyuncaks

 

 

(*) Rahmetli babamın da dedemin de pek sevdikleri fıkradır, babalar günü vesilesi, harika birer baba olan ikisini de tekrar rahmetle anıyorum.

Bektaşi bir bağda, ceviz ağacının altında, yanını vermiş yatıyor, bir yandan da üzüm yiyormuş. Ama ne yemek. Salkımı ağzına sokuyor, hoooop çekip bir tek sapını çıkarıyormuş..

Bağ bekçisi “erenler” demiş, “tane tane yesene”

“o dediğin elma-armut” demiş bektaşi.

“aman efendim olur mu, onlar dilim dilim yenir”

“o dediğin kavun-karpuz”

 

:))

 

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, çocuk, ev işi, freecycle, kitaplar, severim paylasirim, tertip

Androidden Bilgisayara aktarmak

Kies niyese şu an bu yazıyı yazdığım bilgisayarda çalışmıyor. Ne telefon bilgisayarı görüyor ne bilgisayarın jawa’sı işe yarıyor.. (certification has been revoked) dedi utanmadan. Normalde başka bi dolu bilgisayarda en ilkel haliyle usb kabloyu dıktım mıydı hop “ben bu harici disk midir nedir bu taktığın işte onu ne edeyim, dosyaları mı görüntülemek istersin” yazan bir kutu çıkar, bir tarayıcı açar ve istediğim şeyi istediğim yere transfer ederdim. Kies de iyi çalıştığı zaman onar onar indirirdi resimlerimi.

bir sürü itiş kakış ve sinir bozukluğundan sonra…

Google Play‘den Smarter Droid diye bir şey yükledim.

Wifi üzerinden şakır şakır ne varsa küllüm indirdim bilgisayara..

buyrun örnek:

 

anketception

anketception

 

2 Yorum

Filed under internet, severim paylasirim

İlaçta neden reklam yok? İşte bu yüzden…

Genelde buna verilen cevap, reklama harcanan paranın ilaç fiyatına yansıyarak fiyatını yükselteceği olsa da, derinlerde bir sebep daha var. Reklamcıların ve kapitalizmin sınır tanımaz  paragözlüğü..

 

 

meflor

 

 

Şu önünüzde gördüğünüz, ishal için kullanılan bir ürüne hazırlanmış görsel. Bununla pazarlama yapan depo var.

İshal ilacının akıl ve duygusal sağlığınızı koruma etkisini bilmiyordunuz di mi sizi gidi cahiller?

Yaa, işte.

Huysuz Virjin gördüğü şişkolara (haşa huzurdan) der ki : “ağzını tutamayan hiç bir yerini tutamaz!” Meğer barsaklarını bozan da aklını oynatıp duygusal sorunlara boğuluyormuş..

Bu sadece bir örnek. Adamların birşeyleri satmak için yapmayacakları reklam, atmayacakları slogan yok. Reklam serbest olsa seyreyleyin gümbürtüyü.. Bizim üç kuruşluk beyni ile okuryazarlığı şüpheli insanlarımıza marketleri yağmalatır bunlar. Lafa bak ya.. Hem cırcırını durduracak hem de duygusal sağlığını koruduğu gibi, k.çından akıp gitmekte olan aklını da başına getirecek zahir..

 

 

6 Yorum

Filed under alışveriş işleri, saçmasapanlıklar