Category Archives: severim paylasirim

Dukan Diyeti’nde 3. günüm

ilk iki günde 0 sporla 2 kilo verdim. günde 20 dakika yürüyüşe bugun başlayacağim.

http://www.dukandiet.co.uk/ sitesinden yaptigim hesaba gore:
7 gün atak
245 gün seyir
350 gün güçlendirme…
40 kiloya yakin verilecek.

vallahi gozumde buyutmuyorum. Kac senede aldim bu kiloları. Orantıya vuracak olursak jet hızıyla kilo verecegim . . .

Hamilelik gibi işte. Ayı gunu belli. Tıkır tıkır gecip gidecek.

Kitabı D&R’den aldim. Yulaf kepeğini (Ru-Sheim marka) gurmenetten.

işin özeti: dedemden kalma zayıflama önerisi: “üç beyazı keseceksin arkadaş” Dr. Piyer amcamiz bunun kitabini yazmiş işte.

Hep demişimdir, ne varsa büyüklerde var.. Ulu sözü dinlemeyen ulum ulum ulur…

Bir atasözüne de ben yapışıp kitap yazacagim..

12 Yorum

Filed under iştahlı işler, saglik, severim paylasirim

Başıma bir iş geldi :( -DermMatch günlüğü-

Bir kadini kadin yapan üc sey varsa biri saçıdır. Benim de gayet gür, kalın telli, az dalgalı saclarım vardır ki, kolay sekillendiremesem de pek severim. Her boyda bana yakışır, orijinal sarışınımdır, fön çektirince pırıl pırıl parlar. O kadar severim ki hiç boyatmadım. Hayatım boyunca da boyatmayacagim. Beyaz saçlı kadın olmayı planlıyorum.

Geçen sene maruz kaldığım bir tedavinin yan etkisi olarak, (Mirena) kafamın tam tepesinde avuç içi kadar bir bölgede ciddi saç kaybım var.

Çok mutsuzum. Özellikle asansorde, tam tepeden ışık vurunca kafa derim parlıyor. O kadar fena bir sey ki anlatamam. Ne yapsan gizlenecek gibi degil, mecburen renk renk, cesit cesit sac bantlari aldim. Hani arkasi lastikli olanlardan..

resmen yari tesetturlu bir hale girdim ; sürekli mantıcı kadınlar gibi boneli boneli gezdim. Hani tedaviden çıktım ya, bekliyorum ki saçlarım da yeniden çıksın.

Çıkmadı.

Ben de epeydir incelediğim bir şeyi satın aldım. DermMatch. Bir tür fondoten gibi, pudra tarzi bir şey. Çok iri bir göz farı diyeyim. Aplikatörleri de parmak kadar süngerli çubuklar. Kutudan 4 aplikatör bir de aplikatör boyu uzatmak icin lastik bir borucuk cikti. Arkalara ulasabilmek icin.

Satis sitesinden Tulay hanimin anlattigi kadariyla aplikatörü ıslatıp dermmatch’e bandırıyoruz. kuru sac derisine sürerek boyama yapıyoruz.

yaptım

oldu!

Yastığa çıkmıyor, terleyince de akmıyor (selpakla silince birazı selpağa çıktı, çok mu surdum acaba?)

Bir şey sürdüğüm de belli olmuyor, çok begendim….

Elim alıştıkça çok daha iyi kullanacağima eminim daha bir günlük teyzeleri… :)

Darısı başınıza :D

5 Yorum

Filed under alışveriş işleri, gezen güzel olur, icatlar, saglik, severim paylasirim

Koz ağacında karga var! (*)

Bir derdim var. Gündüz dördümüz pek bir araya gelemiyoruz. Bir tek aksam sofrasında böyle bir sansimiz var. iletisimimizin maksimum olmasi da gerekiyor bittabi sofrada..

iyi de arkadas, konusamiyoruz kari koca…

kizin eli klavye tutmaya basladi. yaninda site ismi vermemek icin akla karayi seciyorum.

ya da günlük olayları şifreleyerek anlatmak zorundayiz cunku aklina geleni aklina geldigi yerde sorabiliyor..

aile bireylerinin birer kod adi var bir süredir. kısaltmalar o biçim. bazi kelimeler ingilizce, bazilari farsca arapca filan…. normal muhabbetimizi yapamaz olduk..

Anne:  Bugün FT aradı. OT’nin fatheri bize ömür olmuş

Kız : ne olmus?

A: Yok bir sey yemegini ye

Baba: Pero’nun annesi ile kardesi naapmışlar?

A: Hastaneden çıkmış Peronun kardeşi ama halen Totikle arasindaki cereyan mafiş.

gibi..

çok fena.

(*) bir antep deyimi. kulak misafiri olabilecek bir çocuk varsa etrafta büyükler birbirlerini uyarmak için “koz ağcında karga var” derler. boylece bilmemesi gereken şeyleri işitmez cocuk milleti.

bkz: Koz ağacında karga var.

(**) Koz: Ceviz

2 Yorum

Filed under çocuk, ev işi, severim paylasirim

Hayat bebek suyu yapmış… 10 üzerinden 5

Markette 6’lı pakette gördüm. Görüntüsüne vuruldum zaten. Klasik mavi kapak şişelerden farklı, tatlı bir pembe kapağı vardı. Almasam olmazdı. (Hayır nedir, ne değildir bilmeden ne alıyorsun? Özenti şey.. Belki akü suyu?) [Ama çok şirindi yaa]

Aldım netekim.

Bu 6’lı şrink ambalajın içinden de iki tane de özel suluk kapağı çıkıyor. 

Burada konudan biraz sapacağım. Kurbağa yutmuş gibi su içen biriyim. Kola ve gazli icecekleri agzima surmem. Alkol zaten almam. Dolayisiyla restoranlarda garsonlar benden icecek siparisi gelmeyince pis pis bakarlar. “ucuzcu şey” gibilerinden. E ben sadece su içiyorum ne var bunda? Hem de eni konu içiyorum. [şekerim yok merak etmeyin]

Eh, haliyle “ön teker nereye çekerse arka teker de oraya gider” dedikleri gibi, benim minikler de sucular.

Çocuklar ufakken suluk lazım oldu. Ve ben de Avent biberonlarına uygun sızdırmaz suluk başlıklarından almıştım.

Konudan biraz da Avent için kayalım: Aventin ürünlerini kaynat kaynat kullan. Süperdir.  Gerçekten Avent’e verdiğim para helal olsun çok şahane ürünleri var. Emziklerinden çok memnun kalmıştım. Sterilizatoru gerçekten iyiydi. Biberon temizleyici fırçasını hala kullanırım kızımın matarasını temizlerken.

Evet bu silikon valfli biberon uçları çok işime yaradı. Bir defa kesinlikle ne akıtma ne sızdırma. Çocuğun kendine güveni geliyor kendi başına su içerken… Arabada, dışarıda çok lazım oluyor. At çantana istediğin yere götür. :) Güzel icatları seviyorum…

Çocuklar biraz büyüdüklerinde ise, sporcu siselerinden almaya basladim. Sanıyorum gene Hayat marka, pratik kapaklı su..

Onlarin da çok guzel sıkı kapanan biberon gibi kapakları var. dökmeden güzelce içebiliyorlar. Kapağını saklıyorsunuz, bir sonraki şişeye monte ediyorsunuz…

Eveeet, suluk tecrübelerimizi yazdık, gelelim esas konuya. Bu çok şirin pembe ambalajın bir de emniyet kapağı var. En dışta sert plastikten. Güzel. Çok lazım mı? Değil.. Ama güzel.

Suluk kapağı normal kapağın yerine vidalıyorsunuz. Mis gibi suluk görünümlü şişeniz oluyor.

Ama suluk olamıyor. Çünkü bu güzel icadı yapan kişi hiç biberon ya da matara kullanmamış sanırım.. Hava faktörünü unutmuş. Suyu emerken vakum oluşuyor! İçmek giderek zorlaşıyor, ağzınızdan çıkarır çıkarmaz da “blop” edip genişliyor şişe. Hiç bebeklere uygun değil. Hava girişi için kapak üzerinde mini bir delik lazım.

O yüzden, 10 üzerinden 5 veriyor, Hayat su’yu bu icadından dolayi tebrik ediyor, eleştirimi de dikkate almalarını bekliyorum.

İnovasyoner İpekAG

1 Yorum

Filed under alışveriş işleri, çocuk, icatlar, saglik, severim paylasirim

Shopping Fest hakkında

Bir vitrin duzenleme yarışması var, belki biliyorsunuzdur..

İstanbul Shopping Festival kapsamında ilk kez gerçekleştirilen ana teması “İstanbul” olan, İstanbul’un markalarla ve alışveriş festivaliyle etkileşimini sağlayacak markalar tarafından yapılacak tasarımlarla sergilenecektir. İstanbul’un farklı yönleri ve özellikleri, her gün önünden geçen binlerce insanın dikkatini ve ilgisini çekecek biçimde tasarlanacak vitrinler aracılığıyla vurgulanacaktır. Tüm vitrinlerde Sinpaş’ın ürünlerinin satışı, tanıtımı ve pazarlanmasına yönelik enstrümanlar kullanılacaktır. İstanbul Shopping Fest (İSF) kapsamında İstanbul’da belirlenen lokasyonlara yerleştirilen vitrinlerin tasarımları ve bu tasarımları gerçekleştiren tasarımcıların ödüllendirilmesi amaçlanmaktadır


Bu benim kisisel gorusum elbette ve sadece fotograflarini gordum bu 23 vitrinin. Bir tek Bagdat caddesinde Magnum’un canli reklam vitrinini gormuslugum var, o da listede degil.. Kutuda gercek bir manken var, oturup magnum yiyor, tv izliyor.. gece gunduz.. ilgi cekiyor o kesin…

Baktım baktim en çok Lacoste hoşuma gitti. Mesaji gayet bariz. Gül gibi vitrin tasarimi. Ama konseptin disinda. O yuzden kafadan sildim.

Batik: bahar, İstanbul, tamam.  Damla su’nun reklamlarında kullanilan cicekli cimenli etek olmamis.

Boyner’in 2. vitrini. çok güzel. yaratıcı, temalara uygun, üstelik sıradışı. kalıpları kırmış.

Dagi’nin mesaji ne acaba? Pijamami giydim bekle beni İstanbul? İstanbul kimseyi beklemez, seni mi bekleyecek? .. sacma olmuş

Desa.. simitci arabasi ve siluet. güzel. tablovari.. bilemiyorum.. ortalarda..

Bazilari iyice civitmis. Ya da tam anlamamis da, bos kagit vermeyelim diye biraz gayret gostermis. , Koton, Efes Pilsen, Kanal D, Hotiç,Ramsey, Kiğılı..

Bir kısmı da normal vitrinini almış, buraya taşımış sanki… : Adidas,  Stefanel, Waikiki, YKM, Maximum kart…

Teknosa, Divarese, Damat ilginc. Odul alabilirler.

Atladiğim var mi? Yok herhalde. Yorumladim, oyum gizli, ama sonuclar aciklaninca paylasacagim..

;=)

3 Yorum

Filed under alışveriş işleri, ben yazdım, gezen güzel olur, severim paylasirim

Un getir Keloğlan! Urva getir Keloğlan!!

Anası bi gün ekmek açmaya oturmuş. Ama hamurun kıvamını bir türlü tutturamamış. Bazen olur ya..

Eli hamur, kalkıp alamamış..Seslenmiş: “Un getir, Keloğlan!”

Keloğlan seyirtmiş gelmiş anasına un getirmiş kilerden. Tekneye yallah edip dökmüş unu. Hadii, taş gibi olmuş. Ölçüsüz iş tutmanın cezası işte..

-Urva getir Keloğlan!

(burada bir ek yapayım. Urva da hamurun tahtaya yapişmaması için serpilen un anlamina gelirmiş ama bana bu masalı anlatanlar bunun “su” anlamina geldiğini soylediler ki, mantık da onu gerektiriyor.. bu durumda bu kelime belki de Kırba olabilir)

Foşşş su dökmüş Keloğlan tekneye.. Hamur olmuş çamur..

-Un getir Keloğlan!!

diye uzamış gitmiş.. Bazen insanın böyle “basiretinin bağlandığı” işinin bir türlü rast gitmediği zamanlar olabilir. Hele hele bir şeyleri keserken… Biraz sağdan alırsın, sol dengesiz gibi gözükür. Soldan bir makas atarsın, anaa çok kısalır bu defa. Sağa bir daha girersin.. Olmaz..

Bunu da öylesine yazdım işte… çocukluğumdan bir masal size..

Yorum bırakın

Filed under çocuk, ben yazdım, severim paylasirim

Kuruyemişin evine ziyarete gittim… yeni adı da: Koz Kuruyemiş

Bağdat’a işim düştü, ki onu da sonra anlatacağım, uzun ve güzel bir hikaye,, (iki üç nokta yan yana olur da iki üç virgül neden yanyana olmasın, derdimi anlatıyor, biraz uzun bir es verdim lafa devam ediyorum) (kısa kes su cümleleri, başını sen unutmasan bile okurun unutuyor) (her neyse) bir köşe başında bir kuruyemişçi gördüm. Daha doğrusu kızım farketti, Kendisi evin asal kuruyemis tüketicisinin fotokopisi olduğundan (“eşim ve kızım kuruyemiş sever” desen ölürsün, illa lafı döndürüp dolaştır sen.. sanki kelime başına para alıyor wördpresten) “buudan babama kuyuyemiş alalım” dedi. (r özürlü. ayyan içer benim kızım :) )

Olur dedim. Bu tür mekanlar hiç beni cezbetmez. Sevmem kuruyemiş. Fıstığa cevize, kuru üzüme, (bastığa) pestile muskaya, cevizli sucuğa, bil umum abura cubura doyduk küçükken ondan mıdır bilmem.. Ha fındık severim bir de işlenmiş yer fıstığı. Ama dut pestili, kayısı erik dut incir kurusu, keçiboynuzu, kabuklu yer fıstığı bilmemne çok uzak bana. Bildiğim en egzotik kuruyemiş kaju/cashew’dur; onu da ucuza çalıştırılan kadin-çocuk işçiler tarafından ve çok zalim şartlar altında kabugundan ayirma işleminden geçtiğini öğrendiğimden beri ağzıma sürmem pek. kuruyemişçiye giriş çıkışım nadirdir. bir zamanlar sigara içerken girerdim, bazen de çok iyi bildiğim bir yerse taze çekilmiş Türk kahvesi almak için girerim o kadar…

Anam içeri bir girdik ki piiii… Fantastik filmlerde olur ya, düz bir kapıdan girer kahramanımız, birden yağmur ormanına adım atmış olur, ışıklar, müzik sesi filan. anladınız işte.. aynen öyle oldum..

Sanat eseri, nasıl güzel piramit yapmışlar o kadar olur.. istif mükemmel, mallar da gerçekten birinci sınıf. çürük çarık yok.  o kayısilar incirler “al beni” diyor resmen. e aldık tabii.

Adamlar işin gerçekten yeni bir boyutunu yakalamışlar. On gram bilmemne alıyorsun özel fermuarlı poşette veriyorlar. Atmaya kıyamadım valla tekrar kullanacağım poşetlerini. Hem de RE-USE di mi…

Rulo halinde tek lokmalık pestiller yapmışlar, çilek pestili mesela. Tadı nasıldırbilmiyorum ama ilginçti..

ve hayatımın ilk pecan cevizini, piccolo fındığını ve meşşhuuur altın çileğini tatma fırsatım oldu.

pecan cevizi bizim cevizin kara kuru olanı. gene tatlı ve yağlı..

piccolo fındığı normal fındığın (finduk daa) dörtte biri, şirin bişey.

altın çilek kadar dandik bişey yemedim şimdiye kadar. Ekşii, çekirdekli, insanın içi bulanıyor. kusa kusa kilo verirsin herhalde. tövbe yemem bir daha.

valla yolunuz düşerse tavsiye ederim, İlgi Kuruyemiş Evi, evlere servisleri de var, süper bir yer.

 

EDİT:

Yeni adı ile Koz Kuruyemiş olmuş, site de değişmiş: Koz Gurme Kuruyemiş

4 Yorum

Filed under alışveriş işleri, çevre, gezen güzel olur, iştahlı işler, severim paylasirim

Bahar temizliği derken aklıma geldi

Ev halimden kısa notlar:

* İlk bebeğim doğduğunda hastane odasının çöp poşetini değiştirmeye geldi hademe. Ve ben o yaşımda ilk defa çöp poşeti takmanın pratik bir yolu olduğunu fark ettim. O güne kadar serdiğim çöp poşetleri illa ki yumak olur dibe inerdi. Hep dert olmuştur bana bu konu. Meğerse kolayı varmış. Artık çöp poşetlerim yerinden kımıldamıyor..: Paylaşayım dedim. Tek bilmeyen ben değilimdir değil mi?? (ayrica dikkatinizi cekerim, hastane odasinda lohusa halimle bile pür dikkat bir antepli olarak, “düştüğüm yerden bir avuç toprakla kalkıyorum” : )   )

*

* Dert bir mi ki?? Çöp kutusu naaparsan yap kokar. Temizle temizle nereye kadar. Ahanda bunun çözümü:

Bulaşık makinesi deterjanı mı desem, makine koku gidericisi olarak satılan bişey bu. Bulaşıkları kokuttuğundan ben pek sağlıklı bulmadım,zaten bulaşık makinesi de kokmuyor ki koku gidericisi olsun… Garip. Her neyse, bu malzemeye para verdiğim de yok da deterjan kutusundan hediye olarak çıkıyor bazen. Ben de bu şekilde kullanmayı tercih ediyorum. Bir tane de banyodaki çöp kutusuna attım. Çöp kutusunun dibinde duruyor öyle. Nice doldurulmuş bebek bezleri atıldı o çöpe, bana mısın demedi.. :))

* Arabamda da bir çöp kutusu var benim. Onun fotoğrafı var mı bilmiyorum.. Ufak boy bir kova işte. Dibine 10×10 boyutlarinda numune olarak verilmiş bir mermer parçası koydum, devrilmiyor. Sağ ön koltuğun önünde duruyor işte..Üzerine de poşeti geçiriyorum. Arabada yenen içilen her şeyin kabuğu çöpe. Çocuklu olunca biraz daha pratik oluyor insan (takıntılı kadın, çocukların üzerine niye atıyorsun, tamamen senin kendi obsesif karakterin…) [sensin şizo] /arabamı temiz seviyorum ne var bunda?/

* çamaşır işine gelelim….

Bir zamanlar kapıcımız bana bir gece kalktiğinda mutfağı su basmış bulduğunu anlatmıştı. Muftağa girmeden sigortayı kapamış.. İyi ki de aklına gelmiş, çünkü uzatma kablosu yerdeymiş.. Bu hikayeden beri, elektrik çarpması tehlikesi de korkularım arasına eklendiğinden; uzatma kablolarini yerden yukarı koymaya gayret ediyorum.

* Bu konuya son ek: çamaşır yıkamak için en güzel icada rastladım.. Renk koruyucu mendiller.

Kesinlikle verilen parayı hak ettiğini düşünüyorum. Renk karışması tarih oldu. Çok daha verimli çamaşır yıkıyorum ve her bir mendil de tek kullanımlık değil bence. Ben en az üçer kere kullanıyorum, rengi iyice bozarana kadar yani… Zaten her çamaşıra da atılmıyor.. Bir kutu uzun zaman yeter insana.. Çok sevdim ben bunu. Başka marka da var piyasada, her ikisini de tavsiye ederim. <3

( Bu yazıyı beğendiyseniz şunları da öneririm… : Bu bir bu da iki )

8 Yorum

Filed under alışveriş işleri, ev işi, icatlar, severim paylasirim

Facebook’ta yeni keşfim… Gizlilik

Şimdiye kadar o minik dikdörtgen sorardı bana “ne düşünüyorsun?” diye.. ben de madem sorulmuş, düşüncelerimi biiir bir  yazardım. Sonra bir de baktım ki, ben herkesin yazdığını okuyamıyorum. Niye acaba dedim. Meğerse gizlilik mümkünmüş.

Benim yazdığım herşeyi Ayşe, Ayşenin yazdıklarını da Fatma görmek durumunda/zorunda değilmiş. Hatta herkese online gözükmemek bile mümkün.İsteğinize, paşa gönlünüze göre bazıları sizi görecek, bazıları göremeyecek. (Zeki Müren’în durumu karışık, sorman!)

Önce sağ baştan HESAP’ı tıklayın, sonra da Arkadaşlarını Düzenle’yi.. Ya da şuraya tıklayın işte..

Sonra, + Bir Liste Oluştur’a tıklayın. O da sağ üstte. kolayca görürsünüz…

Şimdilik iki liste yeter acemiler için. Ben birinciyi SAMİMİ olarak adlandırdım.

İkinciyi de DIGER olarak..

Böylece listemi ikiye böldüm, mesaj göndermeden önce kilit sembolüne tıklıyorum, Özelleştir diyorum…

Bunu şu kişiler görebilsin :

Kısmına Ya Samimi ya da Diger yazıyorum, ona göre o listedekilerin duvarına çıkıyor yazdıklarım….

Bu listeleri çoğaltmak mümkün, aynı zamanda birden fazla listede yer alabilir arkadaşlarınız. Bu da bir avantaj….

Yorum bırakın

Filed under facebook, güvenli hayat, severim paylasirim

Hizmet için teşekkürler.

Geçen haftanın bir bölümünde bir akrabam aniden Bursa Şevki Yılmaz hastanesine kaldirildi. Apar topar Bursa’ya gittik. Kimimiz kimsemiz yok, ya bir otelde yer ayarlayacagiz, ya arabada nobetlese yatacagiz, her kosula haziriz.

Hastaneye ulastik, hastamizi gorduk.. Durumu iyiye gidiyordu sevindik. Ve kalacak yer derdine düştük gecenin bir saati..

Hastanenin tam arkasında bir bina var. üzerinde “hasta yakınları misafirhanesi” yaziyor. açık soyleyeyim, ücüncü sınıf han bozması bir yer bekliyordum ve yılana sarılacak durumdaydık.

bu kadar mı yanılır insan… su-i zan etmişim, Bursa Yıldırım Belediyesine çok teşekkür etmek istiyorum. Hasta yakinlarina üç kuruşa beş yıldızlı otel hizmeti sunulabileceğine inanmazdım, inandım..

Tesis arazisi belediye tarafından saglanmis, insaati yapan firma zemin kati almis ve ücretsiz olarak misafirhaneyi bitirip belediyeye teslim etmis. Simdi giris katindaki dev kafeteryayı ve zemin kattaki dev eczaneyi ayni firma isletiyor.

Hem para kazaniyorlar hem sevap. Çok beğendim fikri…

Hasta yakınlari için misafirhaneler her yerde olmali.

1 Yorum

Filed under gezen güzel olur, saglik, severim paylasirim